15 Ağu 2009

,

Galatasaray 4-1 Denizlispor


Yine Sami Yen, yine Erhan Altın, yine bir rotasyon maçı, yine korku.. Bu gece işler farklı gelişti.. Skibbe rotasyonu oyuncu dinlendirmek için iki Bordeaux maçının arasında yapmıştı.. Takımın ligdeki konumu çok da rahat değildi.. O rotasyon hocanın kellesine neden oldu.. Bu geceki maçtaki rotasyonu nasıl yorumlamak gerekir? Rotasyonu Benitez dahil her hoca dar kadroyu dinlendirerek, efektif bir şekilde değerlendirmek için kullanır.. Bu geceki maçta oyuncu dinlendirmek gibi bir amaç var mıdır? Dinlendirmek için yapılan seçim sadece defanslardan mı oluşur, bunlar kafadaki sorular olarak dursun.. Özellikle defans dörtlüsünün değişimini bu bağlamda Rijkaard'ın savunma hattından çok da memnun olmaması ve arkadaki bütün oyuncuların hazır olmasını istemesi şeklinde okumak daha doğru olur..

Sistem nedir? Oyuncular sahada neye göre X-Y-Z şeklinde dizilir? Aynı sistemler, farklı beyinlerin değişik tercihleriyle ve farklı mantalitelerle sahada nasıl farklılaştırılır? Bunların hepsi aslında uzun uzun konuşulması gereken konular.. Frank Rijkaard Galatasaray'a geldiğinden beri bir "4-3-3" üzerinden konuşuyoruz.. O 4-3-3'ün açılımı nedir? Sahadaki dizilişleri nasıl 4-3-3 şeklinde yorumlarsın? Barcelona'nın bu seneyi silen, süpüren, tepeden baktığında bile sahada oya gibi işlendiğini gördüğün 4-3-3 vardır.. Galatasaray'ın geçen sene Skibbe'yle oynadığı 4-4-1-1 vardır, iki için önündeki supporter'ı bir yapı olarak yorumlayıp, açıkları forvet yaparsın ve geçen seneki takıma da 4-3-3 dersin.. Veya 4-3-3 demezsin, 4-4-1-1'i açıktaki oyuncuların hücumdaki görevleri nedeniyle 4-2-3-1 şeklinde yorumlarsın.. 3 için yanında, forvet özelliği olmayan 2 açıkla defansif bir anlayışla çıkarsın ve düzeni 4-5-1 gibi gösterirsin, ama toplamda buna da 4-3-3 dersin.. Hangisi doğrudur? Bunların içinde tek bir doğru çıkarabilir misin? Aynı sistemi 3 farklı kişi 4-3-3/4-4-1-1/4-2-3-1 olarak yorumlarsa ikisini yanlışlayıp diğerine sen doğru söylüyorsun diyebilir misin? Futbol sistemleri ve dizilişleri böylesine tek doğrusu olan, sadece rakamlarla yorumlanabilecek konular değil.. Rakamlara bu anlamda fazla anlamlar yüklememek gerek..


Ama bir de ayrı bir gerçek var önümüzde.. Rijkaard Galatasaray'a imzayı attığında bizi heyecanlandıran, üst düzey futbolu hatırlatan ayrı bir 4-3-3 var.. Belki 5 tane 4-3-3 var ama hepsinden ayrı, başka bir yerde duran 4-3-3 de var futbolda.. Mourinho'sundan, Benitez'ine, Guardiola'sından, Hiddink'ine, kısmen Sir Alex'ine kadar oyuna hakim olan, üst düzey takımlara kendisini kullandıran bir yapı var.. Terim'in 96/00 dönemi Galatasaray'ından beri futbol hayatımıza giren bir olgu var.. Takımın defans hattıyla, hücum hattı arasındaki mesafeyi indirmek.. Oyunu 40-50 metre içinde oynamak.. Hücum futbolu oynamak, bol pas yapan bir düzene kavuşmak için sahanın boylamasına verimli ve kısa bir şekilde kullanılması günün futbolunun olmazsa olmazı.. Peki boylamasına oyun bu kadar önemliyken 4-3-3'ün farkını ortaya çıkaran sahanın genişliğini kullanmaya niye kimse dikkat çekmez? Sahanın enlemesine kullanılması, oyunu genişletmek, boyu kısaltırken sahayı enlemesine bir şekilde doldurmak, şişmanlatmak.. 4-3-3'ü futbolda öne çıkaran konu bu.. Orta sahadaki 'en' yaratıcı oyuncunun diğer iki içle bütünleşik bir yapı kurarak o hattı genişletmesi, iki açığın bu genişlikten yararlanarak bir kademe daha ön tarafta oynama serbestliğine kavuşması, forveti çoğaltması.. Beklerin önünde açık/forvetler ve sol/sağ içlerin yardımıyla kanat savunmasını yaparken, orta sahadaki 3 oyuncunun ortada dönen oyuna hakim olma yönünde ortaya koyduğu fiziksel güç ve mücadele.. Bu fiziksel gücün yanında iyi hücum etmek ve 3 forvete yardımcı olmak için bu oyuncuların hücuma da iyi destek vermesi amacıyla çift yönlü oyuncuların ortaya çıkması, Lampard, Gerrard, Xavi, Iniesta gibi oyuncuların çift yön özelliğiyle yine futbol hayatımıza girmesi..


Hücumu üçlemek, orta sahayı beşlemek, sahanın genişliğini sol ve sağ içler üzerinden kullanarak açık/forvetlerin savunma yüklerini hafifletmek.. Geçen seneki Galatasaray'ın oyununda en çok kenarlarda oynayan Arda ve Kewell üzerinde durmuştuk.. İki için önünde supporter oynayan Lincoln'ün Baros'a vermek zorunda olduğu destek, 1 saatlik kondüsyona sahip Kewell ve Arda'ya ek savunma görevleri verip, fiziksel defolarını daha çok ve daha erken ortaya çıkarmıştı.. Arda'nın merkeze kayması işte bu nedenle önemliydi.. Deplasmandaki Netanya maçında Arda supporter gibiydi.. 6-0'lık rövanşında ve geçen haftaki Antep maçında ise diğer içlerle daha bütünleşik bir yapıda oynadı.. Denizli maçında yine 3 maç öncesine dönüş vardı.. Daha önceki yazılarda belirttiğim gibi Rijkaard'ın kafasındaki nedir onu bilmiyoruz.. Ortada birlikte oynayan bir üçlü kurmak isteyen Rijkaard'ın isteğine biraz kolaya kaçma, çokça da alışkanlık yüzünden cevap veremeyen bir Arda olabilir sahada.. Ama 'an'ı bir geçiş gibi düşünen Rijkaard'ın bu aşamada istediği 4-4-1-1'ler de olabilir bu.. Arda'nın ortada oynamasının beni heyecanlandırması tamamen ondaki değişimi, dönüşümü görmek istemek, buna tanık olmak.. Yoksa Arda'da supporter oynayacak yetenek, yumuşaklık, teknik zaten vardı, her zaman da olacak.. Forvetin arkasına koyarsın, her maçta yeteneğini ve zekasını gösterir Arda.. Ama iki içle beraber oynayacak, Kewell ve Keita'yı daha öne itecek, arkadaki oyunculara savunma anlamında yardım edecek oyuncu dönüşümünü yapmasıdır benim istediğim 10'dan.. Rijkaard'ın istediğinin de bu olduğunu düşünüyorum.. Bugünkü arkadan kopuk, daha önde oynamak isteyen, serbest oyuncu gibi takılan Arda orta sahada bütün maç boyunca kurulamayan pas bağlantılarının, yaratılamayan pozisyonların en önemli sorumlularından biri.. Bu geceki Galatasaray'ın geçen seneki Galatasaray'dan hiçbir farkı yoktu.. Yine baskı, yine tek kaleye dönen maç ama gelmeyen pozisyon zenginliği.. Skibbe'nin geçen sene üzerinde çalıştığı arızalı 4-4-1-1'den bir farkı yoktu bu geceki takımın.. Bir fark, sağ taraftaki gerçek açık/forvet Kader Keita etkisiydi.. 2 penaltı, bir korner ve kendi kalesine atılan bir golle meydana gelen 4-1'lik sonuca rağmen bugünkü oyun çok da beklediğim, istediğim gibi geçmedi benim.. Yapısal sorunların farkında olunması gerekiyor.. Antep deplasmanında oyunu çokça rakibe vermesine rağmen karakteristiğini gollerde gösteren bir takım vardı.. Çok da iyi geçmeyen maçlarda gördüğümüz iyi şeyleri alacağız bir süre.. Netanya maçında zayıf rakibe rağmen son yıllarda görülmeyen bir dominasyon, saha hakimiyeti vardı.. Bugünkü skora rağmen parlak olmayan oyunda da 90 dakikada TV'den izleyenlerin yaklaşık 85 dakika Galatasaray kalesini görmemesini ve pozisyonsuzluktan çıkan görece rahat atılan 4 golü alıp koyacağız cebe.. Geçen sene de bazı büyük hakimiyetlerden pozisyon çıkaramıyordu Galatasaray, ama oyunu domine etmesini her zaman takdir ediyorduk.. Bu geceki maç da ligde kolay kolay yapamadığımız 'tek kale'yi gösterdi bize..

Gidilecek yol uzun.. 4-3-3'ün nüvelerini kısmi kısmi görüyoruz.. Uzun bir süreçte ortaya çıkacak bu rahatlık.. Bugün çok daha kolay, ilk yarıda biten bir maç bekliyordu herkes.. Ben de dahildim buna.. 4 gol bunu simgeleyebilir ama oyun onu göstermedi.. Deplasmanlarda garip puan kayıpları, içeride açılamayan kilitler rahatsız etmeyecek bizi..


5-6 yıl boyunca tek iç garabetini oynadı bu takım, fatihi olduğu Avrupa'yı unuttu o vizyonsuzluk içinde.. Bir Alman geldi, o tek içi çiftledi.. Büyük takım 6 stoperle oynamaz geyikleri yapanlar Avrupa'daki müthiş maçlara çeşitli bahaneler buldu.. Üç içe geçen futbolda burayı ikileyen adama korkak dedik, tenekeyi bağladık gönderdik.. Şimdi gelen onun bir üst versiyonu.. O iki içi, hakkını veren bir üç içe çevirmeye çalışan, o sistemin zirvesini yaratmış adam.. Geçen seneki aksak çalışan yapıyı, bu geçişte, bu geceki mücadeleler gibi göreceğiz zaman zaman.. Önemli olan bunun farkında olmak, bu dönüşümden keyif almak.. Geçen sene ara geçişte medya gazlaması, taraftarın erken patlamaları nedeniyle bunun farkına varamadık.. Rijkaard'ın, bu yeni değişimin farkında olmak gerek..

Emre Güngör'ün uzun süre oynamaması nedeniyle yaptığı pozisyon hatası, Barış'ın defansif anlamda Ayhan'a göre getirdiği farklılık, ama hücumdan verdiği ödünler, Kader Keita'nın şahane bindirmeleri, Kewell'dan gelen uyarılar.. Hiçbiri önemli değil bu gece.. Denizlispor yeni geçişin de sancılar yaşatacağını, bu sancılardan bazı şeyler çıkarmak gerektiğini gösterdi.. Erhan Altın birkaç ay önce Rijkaard gelene kadar karanlığa düşürmüştü Galatasaray'ı.. Bu geceki Erhan Altın ve ekibinin gösterdiği direnç Galatasaray'ın alacakaranlığının uzun, ama sonunda mutlaka aydınlığa dönüşecek bir durumda olduğunu göstermiş olabilir..

Uzun bir süre, sabır..

14 YORUM:

Can dedi ki...

Tek kelimeyle mükemmel. Buna çok benzer bir yazıyı maç yazısı dışında yazacaktım bende. Ancak daha iyisini yazabilene kadar en iyisi bu olur sanırım. Bir tane bile eksik yok kafamdakinden farklı olarak.
Alessandro Zauli'nin Modern Tactics kitabında Maurizio Viscidi ve Marcelo Lippi Arda'nın pozisyonu için çok benzer şeyleri söylüyorlar.Takımın boyunu ne kadar belirlediğinden, defansa ve ofansa etkisinden. Bundan bahsetmen son derece güzel.

sefil dedi ki...

Mükemmel bir yazı!

Adsız dedi ki...

şapka çıkarttım

Adsız dedi ki...

nası yazıyosunuz bunları ben anlamıyorum helal olsun.

father vic dedi ki...

tebrikler..gerçekten müthiş bir yazı olmuş

tatito dedi ki...

Müthiş olmuş Tardini.

Dediğin gibi bu geçişin farkında olup, o gözle maçı seyretmek bambaşka bir keyif.

4-3-3 denen şey çeşitli. Bunu anlamıyor sanırım bizim basınımız. Bülent Uygun da, Abdullah Avcı da 4-3-3 oynuyor mesela. Önemli olan bol pas, sahayı bir taç çizgisinden, ötekine kadar verimli kullanmak. Bunu yapmaya çalışıyoruz. Arda'nın daha tam iç, Iniesta, Xavi vs. tarzında olamaması yüzünden pas konusunda ve özellikle defanstan top getirme konusunda sıkıntı yaşadığımızı düşünüyorum. Hazırlık maçlarında Emre Çolak sürekli geriden top alıyordu mesela. Gerçi Arda'da bazı maçlar yapıyor bunu ama sürekli olması lazım. Mesela Servet topla giderken Arda'nın ona yanaşıp topu alması ve pas trafiğini başlatması lazım.

Elbette ki Arda'dan çok şey istiyoruz belki. Ama yapamayacağı değil, yapacaklarını istiyoruz. Hemen değil ama Aralık'tan sonra bambaşka bir Arda izleyeceğiz gibi bir his var içimde. Ayrıca Rijkaard'ın gol sevinçlerine göstediği tepkiler hakikaten niye geldi bu adam kesin para içindir kafasındaki fosillere iyi bir ders olmalı.

He bir de Keita fos, Elano, Deivid kadar yeteneklidir diyen Gürcan Bilgiç(!) gibi adamlara yedirmemek lazım bu takımı. 6 tane adam değiştirmekle rotasyon mu olur ağa'cı, biz Gerets'le şunu bunu yapıyordukçulara da dikkat etmek lazım.

Hakikaten eğer misyonu tamamlayabilirse Rijkaard, bunun üzerine sürekli aynı felsefede hocalar getirip Galatasaray'ı bir sistem takımı yapabiliriz. Böyle bir imkan gerçekten var ve umarım kan emenler ve gerçekten acayip olan bazı taraftarlarca bu geçişe, bu değişime, kısaca Türk futbolunu bile kısır döngüden kurtarabilecek bu devrime çomak sokulmaz.

güç bizimle olsun.:)

Oylum Tanış dedi ki...

Çok güzel bir yazı olmuş, keyifle okudum. Eline sağlık.

G.A. dedi ki...

Güzel bir yazı.Bazı şeylerin işleyişini bilmeden yazı yazanlara örnek olarak gösterilebilcek bir yazı.

Birde bana 4-3-3 te beklerin ikisininde çıkabiliyor olmasının sakıncasını söyleyebilirmisn.Bence ikiside çıkabilmeli birbirlerini kollayabildikleri sürece ama yazılarda yazan çıkan bek-çıkmayan bek zorununlulugu nedir anlayamadım.Kalite eksikliğimizin doğurduğu bi zorunlulukmu.Bence hiçde deil.Görüşün nedir beklerle ilgili?

berserk dedi ki...

Parma, sanırım Ayhan ı pek tutmuyorsun; ama bana göre key players denen oyunculardan birisi Ayhan, Barış ın yaşı itibariyle yaptığı presten başka hiçbir artısı yok Ayhan a göre, defansif gücü de burdan kaynaklanıyor, rakibi sıkıştırıyor, boğuyor, yoksa üstün tackle becerisi olup öldürücü toplar kaptığı için veya kontraları önlediği için değil, topları iyi kullanamadığını biliyoruz zaten, yaptığı iş koşmak, makarayı döndüren farelere benziyor, kafa toplarında gelişme gösterdiği belli; ama eğer bu takımda uzun yıllar görev almak istiyorsa kendine oyun stili olarak Ayhan' i örnek almalı, zira yaşlanıyor artık Ayhan, onun yerini doldurabilirse müthiş bir iş yapmış olur Barış ve uzun yıllar GS de kalabilir. Yoksa Batista da koşuyordu.

Ayrıca Rijkaard ın Arda ya sol tarafta görev vermeyeceğini belli etti, hazırlık maçları dahil hiç bir maçta sola kaydırmadı onu, o yüzden Elano geldiğinde Arda' nın yine ortada oynayacağını düşünüyorum, o zaman da Ayhan tek DMC rolü için uygun değil, muhtemelen Topal, Linderoth,Mustafa Sarp üçlüsünden birisi oynayacak o pozisyonda,
Ayhan yedek kalacak; ama burda sorun takımın defansif olarak güçsüz olması olucak, Arda ortada oynamaya devam ederse en çok koşan futbolcu sıralamasında ilk sıralarda yer alması gerekiyor, (temposu düşük denilen Kewell ondan daha çok koştu dün.)

Tek DMC ve Arda, Elano ile oynarsak Arda' nın Ayhan gibi oynaması gerekiyor. Onu yapabilecek yetenekte olduğunu düşünüyorum, ya Arda ya Barış ikisinden birisinin yapması gerekiyor(ya da olursa Mustafa Sarp- bilemiyorum), ama Barış ın teknik kapasitesi yeterli değil. Biraz sancılı bir dönem olucak sanırım. Ama Arda, Ayhan gibi oynarsa Xavi veya Pirlo seviyesinde yapabilir o işi.

Parma Maniac dedi ki...

G.A. aynı düşünüyorum ben de beklerle ilgili.. Çift bekin de çıkması her zaman olumlu sonuç vermez ama biri bekleme yapacaksa bile çıkabilen bir oyuncu olmasında fayda var.. Stoper bek taraftarı olan biri değilim aynı şekilde..

berserk, Ayhan'la ilgili hiçbir sorunum yok.. Sadece Antep maçında defansif açıdan beğenmedim.. Onun dışında orta sahanın en değerli oyuncularından biridir.. Düzenli de oynaması gerektiğini düşünüyorum.. Elano'nun sol kenara gitmesi gerekiyor bence bu yapı içinde.. Arda'yla beraber içte oynayacağını sanmıyorum ama göreceğiz zamanla..

lesmiserable dedi ki...

güzel yazı bence de tebrik ederim seni. elano ortada arda sol içte herzaman için en ideal düzen gs için.
yani ardadan maksimum verimi sol içte alırsınız. bu iki kere iki dört benim için. yorumumu çok uzatmıycam ama başka bir zamanda ardanın neden göbek oyuncusundan ziyade yeteneklerinin iç oyuncusu olarak oynatılmasına daha uygun olduğuna değineceğim. keita için parantez açmak lazım. gs'da özel taraftarı olacaktır bu oyuncunun, her maçta belirli bir bilet kontenjanı olacaktır. bu artık belli oldu bence. bunun dışında aslında bence en büyük sorun takımda 4-3-3'ü kotarabilmemiz adına temel eksik olan ön libero oyununu en iyi bilen oyuncu kontenjanında olan tobiasın sakatlığı. bu yüzdende gs'da oyun içi tempo sıkıntısı halen mevcut. topu oyuna sokabilen çabuk bir stoperle beraber topsuz oyunu çok çok iyi bilen ve sertliğimizi iyice arttıracak aurelio transferi müthiş olucaktır bence.

ideal kadromu yazayım yorumumun sonunda

leo - uğur(sabri) e.aşık coloccini h.balta - aurelio tobias(ayhan) elano - arda baros keita

nuri dedi ki...

inanilmaz bir yazi, iyi ki yaziyorsun da biraz biraz mehmet demirkol, ridfan, yazdiginda ibrahim altinsay la doldurmaya calistigimiz bosluk doluyor

Mu dedi ki...

Rijkaard'a Skibbe'nin bir üst versiyonu demek çok yerinde olmuş.

Aslında Skibbe'nin gönderilme nedeni, tekleyen futboldan çok, bize faydası olduğu kadar zararı da olan 2000 başarısı sonrası, son 7-8 senede GS taraftarının sabırsız bir hale bürünüp FB taraftarı tepkileri vermesi. Ve bu tepkilerin altında ezilen bir yönetim.

Şahsi fikrim, Rijkaard ve ekibi gibi müthiş güçlü bir teknik kadronun kurulma nedeni de, yönetimin her zaman pozitif olarak yaslanabileceği saygın bir futbol sorumlu grubunun olması. Bunu Rijkaard kadar Neeskens de sağlıyor. Yoksa, Adnan Polat'ın iyi niyetine rağmen dirayetli duruş konusunda zaafları olduğuna inanıyorum.

Teknik analiz çok güzel olmuş, ellerine sağlık.

Adsız dedi ki...

tek kelimeyle mükemmel bi maçtı. Süper ligin devamı olsun, Avrupa Ligi olsun, Galatasaray'ın başarısını görür gibiyim. Şimdi heyecanla nefeslerimizi tuttuk ve 20 Ağustos'u bekliyoruz. Farklı bir galibiyet de bizi bekliyor.

Blogger tarafından desteklenmektedir.