21 Kas 2011

,

Beşiktaş 0-0 Galatasaray


Derbinin geniş çaplı maç yazısı yarın çıkacak olan Hayatım Futbol'da olacak ama blogda yine Galatasaray odaklı dünkü maçtaki aksiyonlara değinelim..

Galatasaray neleri iyi yaptı?
-Fatih Terim'in Kayserispor maçının "zor deplasman" başlığı altındaki kazanma yolunu Beşiktaş maçına aktararak son derece etkisiz iki kenar oyuncusundan birini keserek kenara bir merkez oyuncusu daha eklemesi yapılması gerekendi.. Kilit soru Ayhan ya da Baytar'dan hangisinin sol kenarda yer alacağıydı ve bu sezon Ayhan'lı maçların aksine bu sefer sol açık geçmişi çok daha fazla olan Baytar'ı kenara attı Terim.. Orta sahadaki sayısal fazlalık maçın başlarında etkiliydi ama uzun vadede Baytar sol kenarda iyi verim vermedi..

-Terim'in yine rakibin merkez forvetini ve ona destek vermeyen açık oyuncularını düşünerek savunmayı ileride kurması 20-45 arası merkezden Veli'yle, kenarlardan da Simao ve Quaresma'yla çok etkili gelen rakip dışında gayet ideal sonuç verdi.. Galatasaray'ın bu kadro yapısıyla bir maçı kazanmak için bunun aksini yapma şansı mevcut değil..

-İlk devrenin ikinci yarısındaki felaket futbol sonrası Terim'in kötü Ayhan yerine Sabri'yi alarak yaptığı 4-4-2 denemesi yine iyi sonuç vermesi muhtemel hamlelerden biriydi ama yaşanan şanssızlık nedeniyle sonuç alınamadı.. Bu fikre Melo'nun yerine Baros'u sokarak son yarım saatte tekrar yaklaştı Terim..

-Selçuk muhtemelen Galatasaray forması altında en çok inisiyatif aldığı maçı oynadı, kısıtlı rakip yarı alan aksiyonlarına rağmen..

-Semih Kaya inanılmaz bir maç çıkardı.. Ofsayt olan pozisyonda yaptığı bir hata dışında hemen hemen eksiksiz ve muazzam bir oyun ortaya koydu.. Bunu ilk derbi tecrübesinde, İnönü gibi bir statta ve çok erken sarı kart alarak yapması övgüleri sonsuza yaklaştırıyor..

-Fernando Muslera, Galatasaray kalesindeki en iyi maçını çıkardı.. Standardı budur, fazlasını konuşmaya gerek yok..

Galatasaray neleri kötü yaptı?
-İlk 15 dakikanın gösterdiği hakimiyetin toplu oyunda devam ettirilememesi en büyük eksilerden biri.. Beşiktaş savunmada çok pasifti ve hemen hemen hiç baskı yapmadılar ve böyle bir ortamda ele geçirilen hakimiyetin birden rakibe teslim edilmesi maç öncesi yapılan planın boşa çıkarılmasına neden oldu.. Takım şartlar çok uygunken bir türlü sakin kalarak paslı oyuna devam edemedi..

-Baytar'ın sol kenardaki varlığı Colin Kazım için biraz daha öne çıkarak ceza sahası dolaylarına daha rahat yaklaşabilme imkanı verecekti ama ilk 5 dakikadaki aksiyon dışında oyuncu yine ceza sahasına girmek yasaktır düsturuyla mücadele etti.. Bu konudaki umutlar gün geçtikçe azalıyor..

-Baytar sol kenarda kötüydü, onun etkili presi o bölgede kullanılamadı..

-Ayhan berbat bir ilk yarı çıkardı..

-Felipe Melo, Galatasaray'daki en kötü maçını oynadı ve her ne kadar Terim maç sonunda sarı kartlı olma vurgusunu yapsa da üst üste yaptığı iki büyük hata sonrasında delirip çıkardığı belliydi.. Riskliydi ama korkulan olmadı..

-Takım önde baskı konusunda sezon ortalamasının aşağısındaydı ama bunda sezonun ilk deplasman derbisini oynuyor olmak mutlaka etkili olmuştur..

-Galatasaray'ın zorlu deplasmanlarda ortaya koyabileceği oyun üç aşağı beş yukarı budur ve fazlası için ya sistem değişikliği gerekir, ya da sağlam 2-3 transfer..

Fazlası için yarın Hayatım Futbol..

5 Kas 2011

,

Galatasaray 0-0 Mersin İ.Y.



Terim geçen haftaki Kayseri deplasmanında dersine iyi çalışmış ve Engin Baytar'ın yokluğunda hem orta sahada, hem de açıklarda devam eden yapısal sorunları ortaya Ayhan, kenara da merkeze yardım edecek olan Yekta'yı ekleyerek çözmeye çalışmış ve başarılı olmuştu.. Zor deplasmanda rakibe fazla alan bırakmadan topa hakimiyet sağlandı ve duran topla açılan kilit, konsantrasyonu artan savunmayla birlikte zor olmayan bir galibiyete çevrildi..

Bu hafta Engin Baytar yine yoktu ve galibiyetle birlikte iç sahada oynuyor olmak Terim'e yine eski hataları getirdi.. Kenarlar yine ilk 2 ayın olmaz dediği Riera - Colin Kazım şeklindeydi, orta sahaya ise ilk haftaların bir başka olmazı Sabri geri dönmüştü.. Yekta sakattı ve Engin Baytar yoktu ama Kayseri maçının iyilerinden Ayhan tercih edilmedi..

Maçın ilk bölümünde Colin Kazım'ın kullanım şeklini anlayamadım.. Savunmada devamlı merkezde yer aldı ve Sabri, Eboue'nin önünde pozisyon aldı ama Galatasaray topla her buluştuğunda çizgide Sabri'yle birlikte aksiyona girmeye çalıştılar.. Terim'in kafasında onu merkeze koymanın karşılığı nedir anlamak çok kolay olmadı.. Elmander'i ikileme gibi bir derdi yoktu ve fazla öne çıkmadı, zaten ilk 20 dakika sonrasında da işlemeyen hücumla birlikte sol kenara gitti ve Riera sağa geçti ama gelmeyen üretkenliği bunun da değiştirmeyeceği ilk 9 haftada zaten birçok kez ortaya çıkmıştı..

Galatasaray'da sorun şu, Rieri ve Colin Kazım kenarda birbirini tamamlayan oyuncular değiller.. İkisi de Elmander'e destek vermiyorlar ve daha kötüsü rakip ceza sahasına girilmez bölgeymiş gibi yaklaşıyorlar.. Kenar yaratıcılığı sıfır ve top tutma özellikleri de yok.. Riera'nın saf 4-4-2 kenarı olarak topla yaptığı mekanik ama yıpratıcı koşularıysa TSL'de bırakılmayan alanlar ve sert savunma oyuncuları nedeniyle hiç göremedik.. Marca'ya verdiği röportajda Türkiye'deki savunmaların sertliği ve futbolun zorluğuna dair diğer yabancı oyunculara doğru eklenen Riera, bu anlamda sürpriz yaratmadı.. 4-3-3 kenarında yer alması için hem takım hücumü içinde sol kenara daha çok önem verilmesi, hem de diğer açığın forvet özellikli olması şart ve Riera'nın berbat başlangıcında kendi durumu kadar takımın yapısı da çok etkili..

Kenardaki sorunlar, orta sahada üçüncü oyuncu olarak Baytar ya da Ayhan gibi pozisyonun natürel oyuncularının tercih edilmemesi durumunda Selçuk İnan'ı da çok etkiliyor.. 10 hafta geride kaldı ve Selçuk da hem oyun, hem de skora etki konusunda beklentilerin altında.. Felipe Melo'nun bekler ve takım savunması nedeniyle stoperlerin önüne çok gömüldüğü zamanlarda Riera ve Colin Kazım'a geri dönmeyen ve sete dönüşmeyen pozisyonlar nedeniyle fazla oynayamayan Selçuk'un yanında bir adam olmaması durumunda önde sadece Elmander kalıyor ki bunu görüp Michael Skibbe gibi Selçuk üzerine gölge adam markajı veren hocalar oyuncunun etkisini biraz daha azaltıyor ve Galatasaray'ın şu anda Baytar dışında buna verecek bir cevabı yok..

İkinci yarı Sabri'nin yerine oyuna giren Ayhan'ın takıma getirdiği pozitif katkı bunun sonucu.. Yine Sercan'ın oyuna girer girmez sağdan gelişen ilk atakta Elmander'in yanında bitmesi de öyle.. Daha çok ileri koşu yapan Sercan'la birlikte ikinci yarıda Mersin savunmasının dengesi de bozuldu ve oraya kayan rakip savunma merkezi sağ bölgede boşluklar oluşturdu.. Sercan'ın forvet çoklayan özelliği, toplu oyundaki defolarıyla birleşince arkasındaki Balta'yla birlikte sol kenar tamamen öldü ama maç boyunca savunmayı fazla ön plana almayan Mersin karşısında bu, çok büyük bir sorun değildi..

Fatih Terim'in takımın kendisine gösterdiği net şeyleri anlamakta diretmesinin bazı puan kayıplarına neden olduğu aşikar.. İlk 8 haftada gayet vasat bir performans gösteren Eboue'nin maç sonraları hoca tarafından eleştirilmesi oyuncunun gerçek bölgesine geçmesiyle birlikte son buldu.. Eboue bugün de takımın en iyilerinden biriydi, çünkü bu adam sağ bekti.. Sol bekte, sol açıkta, sağ açıkta, merkezde vasatı daima tutturur ki bu bölgelerde oynadığı hiçbir maçta takım standardının altında kalmadı.. Çok yönlülüğün sözlük karşılığı da zaten tam olarak budur.. Ama iyi oynaması, takımı bir kademe üste taşıması için naturel pozisyon çok önemli ve bunun için 8 hafta beklenmemeliydi.. Eboue'nin sağ bekteki iyi performansı Terim'in kafasını başka bir açıdan karıştıracak ve zaten bu da yapılan transferin anlamı konusunda elimize daha net bilgiler verecek.. Eboue'nin sağ bekteki pozisyonu, takımın en değerli ikinci Türk oyuncusu ve kaptanının yedek kalması anlamına geliyor ve bugün Sabri'yi Eboue'yle birlikte ilk 11'e alan da biraz buydu.. Sabri'yi arkaya iten sağ bek Eboue bütün iyi performansına rağmen çok iyi bir transfer olarak görünmeyebilir.. Albert Riera şu ana kadar hayal kırıklığı.. Merkeze beklenen transfer yapılmadı ve Terim'in istediği forvet transferi de yine gelmedi.. Böyle bir ortamda ilk 10 hafta sonrasında ortaya çıkan tablo yaz transfer döneminin çok ideal geçmediği yönünde.. Terim'in Arda'nın gidişi sonrasında pişmanlığını belli ettiği Culio'nun gidişi de işin başka bir boyutu..

Sonuç olarak 2 hafta önce Antep'e içeride bırakılan 3 puandan sonra içeride bir başka puan kaybı 10. hafta itibarıyla çok iyi görünmüyor.. Takım oldukça iyi bir fikstürde maçların sadece yarısını kazanabildi ve Fenerbahçe'nin 3 puan gerisinde.. İlk yarıda kalan 7 maç içinde ilk yedinin içinde yer alan 6 rakibin 5'iyle oynanacak ve bu ortamda zirvenin 3 puan arkasında olmak çok ideal değil.. Yekta'yla birlikte kadro iyice daraldı ve bu kadar büyük yapısal sorunlar varken Terim'in neredeyse her maç sonrasında değindiği transferden medet ummamak mümkün değil.. Play-off'a da güvenerek yapılabilecek en az kayıpla girilecek olan transfer dönemi işleri biraz daha düzeltebilir ama artık karavana atma şansı yok..

2 Eki 2011

,

Ankaragücü 0-3 Galatasaray



Geçen hafta olduğu gibi yine bir duran topla açılan kilit sonrasında 19. dakikada atılan gol Galatasaray'ın bu sezon için zirve noktası.. 4-3-3'ün bütün karakteristiğini barındıran pozisyonda bir merkez oyuncusunun (Baytar) savunmada ikili mücadeleyle topu kazanıp hızlı bir şekilde tek pas sonrasında tekrar alarak hücuma taşıması, merkezde doğru anda doğru noktaya verilen pas, takımın yaratıcı gücünün ortada yaptığı driplingle kenar oyuncusunun ceza sahası koşusunun bileşimi ve açık forvetten müthiş bir vuruş..

Takımda geçen haftaya göre değişen fazla şey yok.. İkinci goldeki Colin Kazım koşusu Eskişehir maçına göre golle imzalanan bir fark ama daha sık tekrarı şart.. Merkezde ise Engin Baytar geçen hafta bulduğu güvenle Melo ve Selçuk için doğru tamamlayıcı olacağını yine gösterdi.. Sadece oynanan oyun değil, ekrana yansıyan vücut dili itibarıyla takımı fazlasıyla sahiplendiği de ortada.. 71. dakikada tamamen tükenmişlik içinde yere yığılıp beni çıkarın demeden 2 dakika önce iki pozisyonda merkezden verdiği paslardan sonra ciddi deparlarla ceza sahası koşuları yaptı ki geçen hafta Colin Kazım'la girdiği iletişim sonrasındaki deparların tekrarını göstermeye çalışması o tükenmişlikten hemen önce etkileyiciydi.. Görüntüsü şu an takımın önemli bir parçası olduğu yönünde.. Melo'nun savunma içine girişiyle Selçuk'la birlikte merkezde bazı kopmalara sebep oluyorlar ama sistem içi spontane şekilde ortaya çıkan bu arızaları çözmek çok zor değil.. Henüz 1 saatlik kondüsyonu var ve güçlendiği takdirde savunma dışında hücumda da tekniğini çok daha rahat ortaya koyacak..

Fatih Terim'in Muslera dışında Eskişehir maç kadrosunu bozmaması bu sezon için takımın zirve noktasına duyduğu saygıyı ifşa etmesi ki bunları görmek güzel.. Terim'in maç boyunca kenardaki duruşu saha içinin dışında bazı şeyleri gösteriyor.. Çok daha hırslı, çok daha tutkulu.. İkinci gol özellikle hocayı da çok keyiflendirdi ki bunu göstermekten de çekinmedi.. İkinci döneminde kenardan değil de daha çok üstten izlediği takımdan sonra bu sezon gösterdiği ruh umutları da artırıyor.. Melo'nun, Ujfalusi'nin, Kazım'ın, Baytar'ın, ikinci goldeki hareketleriyle Muslera'nın gösterdiği bu adanmışlıkta Terim'in etkisi büyük..

Özellikle ikinci yarıda Özgür Çek'in boşalttığı alanı kullanmaya çalışmak oyun içi müdahalelerin de takım içi ve kenar yönetim itibarıyla aktif olduğunu gösteriyor.. İki hafta üst üste fazla pozisyon vermeden kazanılan maçlar ve kolay deplasman galibiyeti sezon seyri açısından oldukça keyifli.. Bugün rakip çok zayıftı ama bununla gelmesi muhtemel konsantrasyon kayıplarının hiç yaşanmaması oldukça önemli.. Galatasaray ikinci goldeki organizasyonunu en son 3 sene önce yapmıştı.. Bu deplasmanda aynı skorla çok rahat galibiyeti en son 7 Aralık 2008'de almıştı.. Terim'in Skibbe'ye sarf ettiği "Bizim dönemden sonra bu takım en güzel topunu seninle oynadı" iltifatından sonra tesadüf müdür? Belki.. Ama ya değilse?

"Terim'i neden seviorum vol. 2"

Sıkıntılı oyuncuları çok kısa sürede büyük bir adanmışlıkla yeşil zeminde var ettiği için..

26 Eyl 2011

,

Galatasaray 2-0 Eskişehirspor



İlk yarıda Albert Riera ceza sahasına girdiğinde dakikalar 29'u gösteriyordu ve bu aksiyon, merkezden sürdüğü topa ceza sahası çizgisinin hemen üstünden vurduktan sonra gerçekleşti.. Aynı durumun diğer kenardaki Colin Kazım için yansıması da benzer bir uzaktan şutla 40. dakikada yaşandı.. Bu iki pozisyon dışında iki oyuncunun duran top organizasyonları dışında ceza sahasına girişleri yoktu ve böyle bir ortamda oyun hakimiyetini elinizde büyük bir üstünlükle tutsanız bile yapabilecekleriniz bireysel beceri ya da duran toplarla kısıtlanır ve Galatasaray bu anlamda Selçuk İnan'ın müthiş serbest vuruşuyla şanslı bir ilk yarı geçirdi..

Fatih Terim, eğer Galatasaray'ı tek merkez forvetle 4-3-3 şeklinde sahaya yayacaksa bugün elde ettiği Engin Baytar artısı dışında kenarlardaki bu sorunu çabuk ve net bir şekilde çözmesi gerekiyor.. Zira bu dizilişle rakip ceza alanına girmek için yapılması gereken birbirini daha iyi tanıyan ve oynamaya alışan bir merkezle birlikte kenarları biraz daha ileri itmek.. İkinci yarıda etkisi artan futbolda 50. dakikada Riera'nın soldan getirdiği topta hemen altıpas içinde beliren Colin Kazım'la birlikte ceza sahasında belirmesi bu konuda kenar oyuncularının muhtemel bir uyarı aldığını gösteriyordu.. Albert Riera'nın daha iyi top taşıyan yapısı ve yüksek oyun bilgisiyle kenardan top getiren oyuncu olması, Colin Kazım'ın oyun içi tembelliğini biraz daha bırakıp koşu yapması gerekliliğini ortaya çıkarıyor ki sene başından beri umut bağlanan bu aksiyon konusunda şu ana kadar yaşananlar genellikle hayal kırıklığı.. Bu şekilde hücumu çoklamayı başaramayan kenarlarla Elmander tarzı target striker'ların oyundaki farklarını ortaya koymaları da çok kolay değil..

İlk yarıyla ikinci yarı arasındaki aksiyon farklarının arasındaki temel fark kenar oyuncularının biraz daha oyunun içine girip öne çıkmaları ve ceza sahası koşusu yapmaları.. İlk yarı sonunda fazla lüks görünen ve Baros/Sercan hamlelerini düşündürmeye başlayan Johan Elmander de ikinci yarıyla birlikte biraz daha özgürleşti ve orta sahaya sık sık inerek yanındaki oyunculara daha çok güvenip pas alışverişine girmeye başladı.. İlk yarıda yine orta sahada çok etkili olan Felipe Melo ve yanında son derece iyi idare eden Engin Baytar'la birlikte Alper Potuk'un yakın markajında eriyen Selçuk İnan, ikinci yarıyla birlikte skor dezavantajını çevirmeye çalışan rakibin bu görevi gevşetmesiyle birlikte boşa çıkmaya başladı ve oyunu da iyi yönlendirdi.. Sonuç olarak takımın 3 hattındaki 3 problemden birini giderme yolunda takım da önemli bir opsiyon kazanmış oldu..

Engin Baytar günün bu anlamda arka planda kalarak rol çalan oyuncularından.. Sabri ve Eboue'den sonra topla yumuşaklığı çok daha farklı olan ve bu bölgedeki savunma duygusu da diğerlerine göre daha gelişmiş yapısıyla orta sahaya önemli bir ekleme yaptı.. Bu maçta sene başından beri merkezde çok daha rahat tutulan topun başrollerinden biriydi.. Baytar, Trabzonspor'da bugün yaptıklarının çok daha ötesini benzer rolde, benzer bir sistemde rahatlıkla gerçekleştirmiş bir isim.. Piyangodan transferinde sevindiren de takımın yaşadığı Türk çekirdek sorununda önemli bir yeteneğin neredeyse bedelsiz bir şekilde kadroya katılmasıydı.. Bugünkü performansı sadece bunun önizlemesi, Baytar'da bunun çok daha fazlası var.. Saha içi ve dışındaki görüntüsü kafasının rahat ve mutlu olduğu ama elbette iç yaşantısını buradan bilmek mümkün değil.. Bugün 65. dakikada yaşadığı sakatlık büyük şanssızlıktı, bu maçta farkı yaratan oyunculardan biri olarak 90 dakikayı tamamlamayı hak ediyordu.. Özellikle çıkışına doğru Colin Kazım'ın önüne attığı 25 metrelik güzel pastan sonra sağ kenardan gelen ortada altıpasta belirmesi oyuna ve takıma bakışıyla ilgili çok net bir güzelliği ortaya koydu.. Maç sonrası takımın fizik gücüyle ilgili yaptığı cesur ve yerinde açıklamalar da son derece iyi.. Üç merkez oyunculu yapı devam edecekse 1 saatlik performansıyla ilk opsiyon olmayı bence başardı ama Terim'in düşüncesi Eboue'nin dönüşüyle birlikte nasıl olacak bunu ilerleyen maçlarda göreceğiz..

Elmander'in fizik gücü, geriye gelerek merkez oyuncularıyla oyun içi kurduğu aktif iletişim ve en önemlisi top tutma becerisi bir başka 9 numarayı çok hatırlatıyor.. Aradaki kalite farkı elbette büyük ve gereksiz bir karşılaştırma içine girmeye gerek yok fakat Galatasaray'ın hücum portföyüne katmayı başardığı farklılık çok değerli ve o bölgedeki sorunları Terim'in tüm memnuniyetsizliğine rağmen takım içinde minimize eden bir yapıda.. Bugünkü performansı çok önemli, ama 60'tan sonra Sercan ya da Baros'la değişse takımın farkı artırma şansı muhtemelen çok daha fazla olacaktı..

Michael Skibbe'nin Galatasaray'ı ilk ziyaretinde önceki haftalarda gösterdiği şeyler bugün biraz daha netleşti.. Güzel oyunun ve pas yapmaya çalışan yapının önceki dönemde kendisine fazla bir şey kazandırmadığını gören Skibbe'nin Eskişehir'i fizik güce çok daha fazla güvenen, oyununu daha çok mücadele ve kavga üzerinden kurmaya çalışan bir takım.. Bugün Galatasaray'ın netameli savunma çizgisinin arasına Mehmet Yıldız'ı atmaya çalışması Galatasaray'ın savunmayı daha rahat çıkararak boyu istediği gibi kısaltmasını sağladı.. Yine orta sahada teknik anlamda fark yaratan isimlerden Alper Potuk'un da Selçuk İnan'la sınırlanması bütün hücumlarını Diomansy Kamara'nın hızı üzerinden yaratan bir rakip takım ortaya çıkardı ve bunlar Galatasaray adına işleri kolaylaştırdı.. Terim'in değişik bek kurgusu, Sabri ve Colin Kazım'lı sağ çizgide Dede'yi de önemli bir tehdit olarak maç öncesi ortaya koyuyordu ama özellikle fark 2'ye çıkana kadar Dede de Skibbe tarafından bir hayli sınırlandı.. Michael Skibbe ligin gerçeklerini, burada asgari müşterekte yaşamı elde etmek için ilk etapta ne yapması gerektiğini iyi çözmüş gibi.. Fazlası için aklında muhtemelen çok farklı şeyler vardır ama pragmatik bir başlangıç yapması özellikle Galatasaray sonrasında büyük tecrübe elde eden ve Frankfurt'ta yönetimlere çok daha rahat gider yapmaya başlayan Skibbe'nin kişisel gelişimini de sürdürdüğünü gösteriyor.. Bugün ilk yarıdaki duran top golü teknik adamlık performansına darbe vurdu..

Aynı sistem ve diziliş içinde seçilen farklı oyuncuların mantaliteyi tek başına değiştirdiği ortamda Elmander ve Baytar bugünün öne çıkan isimleri.. Bu takımın sistemi ne olmalıya dair aldığımız fikirler 4. maç itibarıyla iyice güçlendi ki bir sonraki yazının konusu da bu olsun.. Savunmadaki büyük yapısal arızaların devam ettiği takımda Zan'ın golü sevindirici fakat önemli olan diğer oyuncuların takıma esneklik getirecek performansları.. Galatasaray'ın sınırlı kadro yapısı içinde yapması gereken öncelikle eldeki oyuncuları optimumda kullanmak ki Eskişehir maçı bu anlamda bir milat olabilir.. Oyun çok ideal değildi ama ilk defa gösterilen büyük iştah bugün maça giden 30 bin seyirci için yeterli gibi görünüyor, en azından benim için maç hayli başarılıydı..

"Terim'i neden seviyorum?"

Oyuncusunun yaptığı gereksiz işlerden sonra anında tepkiyi kenardan gösterip taraftarına verdiği güven için..

19 Eyl 2011

,

Galatasaray 3-1 Samsunspor



Servet Çetin'in yokluğu Galatasaray için bir taşı daha yerine oturtmak için bir şanstı zira Terim'in en kötü futbol huylarından biri olan inatçılık bazı gerçeklerin ortaya çıkmasını geciktirebiliyordu.. Böylece sezon başı kampının uzun süreli sağ beki Ujfalusi tandeme geçti ve Eboue - Sabri ikilemi üzerinden ilk 11'i ve 4-3-3'ü belli olan Galatasaray'da yapı ortaya çıkacaktı.. Eboue'nin bek oynayıp Sabri'nin merkezde devam etmesi Eboue'yi şu anki naturel pozisyonunda görmek için istenen ve beklenendi ama tersi takım için Sabri'yi merkezden uzaklaştırması adına daha iyi olabilirdi.. Böylece sağ bekte fazla nitelik kaybetmeden orta sahada biraz daha iyi top tutan ve daha teknik bir üçlü oluşturup Eboue'nin yeterliliğini biraz daha test etme fırsatı elde edilecekti..

Eboue orta sahada başladı ve onun öne çıkması ilk hafta Belediye karşısında daha önde kalan Selçuk İnan'ı biraz daha geriye attı.. Galatasaray ilk 20 dakika itibarıyla Belediye maçında olduğu gibi oyuna hakimdi ama hem yeni kenar ikilisindeki dengesizlik, hem de bekler üzerinden Terim'in direttiği üçlü defansı andıran dönüşler orta sahada büyük boşlukların doğmasına neden oldu.. 17. dakikada Felipe Melo'yla gelen beklenmedik gol, Belediye'ye göre çok daha farklı bir oyun sergileyen Samsunspor karşısında çok daha etkili bir takımın gelmesi için kilit olabilirdi ama Galatasaray, 20 dakika sonrasında bir kez daha düşüşe geçti..

Takımın boyuyla ilgili takıntılı bir aytıntıcılığı göz önüne alan (ki bu iyi bir şey) Fatih Terim'in genişliği unutmayıp beklerle bunu sağlamaya çalışması umut veriyor.. Ama sol beki daimi stoper olacak Galatasaray'da sol - sağ kademe farkının göz önünde tutulmaması savunmadaki dengeleri sarsabilecek gelişmeleri de beraberinde getiriyor.. Toplu çıkışlarda orta çizgiye kadar çıkan beklerle Felipe Melo'nun savunma içine doğru yönlenmeleri gayet akilane dururken savunmadayken ve takım topun gerisindeyken Melo'nun savunma önüne yığılması ve defans dörtlüsünün 5 metre önünde 7-8 kişilik topluluk oluşması zaman zaman orta sahayı güçsüz kılıyor.. Samsunspor'da Petkovic'in golden sonra biraz da spontane bir şekilde savunmayı öne çıkarması maçı tamamen dengeleyip mücadeleyi orta oyununa çevirdi..

İkinci yarının başında takım skor avantajına sahipken yenen kontra atak ve dengesiz yakalanmada beklerin yine ileride olması ana faktörlerden biri.. Gökhan Zan'ın hatalı pasında kaptırılan topta Balta ve Sabri rakip yarı alanda konumlanmıştı.. Özellikle Sabri'nin bir açık gibi oldukça ileride yer aldığı pozisyonda beklerden dönüş doğal olarak gelmedi ve Zan'ın öne çıkarak kullandığı topta Samsun kontrasında Ujfalusi stoperde tek başına kaldı.. İkiye bir yapma şansı bulan Samsunspor'da savunmaya yakın olan Melo, Sarp'a yetişmeye çalıştı ama başarılı olamadı.. Gol sonrası sakatlanan Eboue, yine oluşabilecek bir başka Terim inadının kendiliğinden önüne geçti ve hoca Elmander'i oyuna sokarak ikinci hücumcuyla risk aldı.. Sonrasında gelen iki değişiklikten Colin Kazım - Engin Baytar takımı çift merkez forvete çevirdi ve Galatasaray özellikle Elmander'in ekstra özellikleriyle topla daha etkili olmaya başladı..

Milan Baros - Fatih Terim uyuşmazlığında Terim'in beklediklerini Baros'tan tam olarak görememesi yatıyor ki hocanın haklı olduğu noktalar var.. Baros hala sakatlık sonrası dönemini tam olarak atlatabilmiş değil.. Henüz gücü yerinde değil ve bu da direkt bir şekilde onun en önemli özelliğinin göz ardı edilmesi sonucunu doğuruyor.. Galatasaray, Selçuk İnan dahil orta sahada çok teknik, topu ayağında uzun süre tutan ve çok yaratıcı bir oyuncuya sahip değil.. Kenar oyuncularındaki uyumsuzlukla birleşen bu faktör merkezdeki forvetten sırtı dönük oyun oynama zorunluluğunu getiriyor ki bu, Baros'un en iyi olduğu konulardan değil.. Elmander'in oyuna girer girmez yarattığı fark daha diri bir şekilde sırtı dönük oyunu oynayabilmesi ve ileride top tutabilmesiydi.. Fit bir Baros hiçbir zaman top tutamadı ama gücüyle ve savunma üzerindeki baskısıyla rakiplerin savunmayı ileri çıkarmasını birçok maçta engelledi.. Onun skorer özelliğinin yanında son derece yetersiz tekniği ve top tutamayan yapısıyla takımın oyunu rakip sahaya yıkmasında etkili olan özelliği buydu ve güçsüz bir Baros bunun çok uzağında.. Bu da doğal olarak Terim'in tepkisini çekiyor ve hoca o bölgede farklı özellikler görmek istiyor..

Engin Baytar'ın sağ kenara gelişiyle birlikte son 20 dakikada takım 4-4-2'ye döner gibi oldu ama asimetrik yapıyla aslında bu da 4-3-3/4-4-2 melezi bir yapı.. Değişiklik sonrası düzelen oyunda rakibin son 20 dakikayı 10 kişi oynadığı unutulmamalı.. Bu düzen özellikle deplasmanlarda büyük sıkıntı yaratır ama Baytar tarzı bir merkez çoklayıcı kenar oyuncusuyla ilk plan haline de getirilebilir.. Bu da Colin Kazım için kulübe yollarının görünmesi anlamna gelir ki ilk 2 haftalık performans sistemin devamında bile bu yolu onun önüne çıkarabilir.. Bunun için bugünün vasatı ama isteklisi Albert Riera'nın rolünün oturmasını beklemek gerekiyor..

Takımdaki çok büyük sorunlar devam ediyor.. Bugün oyuna giren Elmander ve Sercan ikilisinin katkılarıyla galibiyet bulundu ama tersi de olabilirdi.. Belediye maçı birçok farkındalığı hem taraftar, hem de teknik kadro ve oyuncular üzerinde oluşturdu diye umuyorum.. Samsunspor karşısında alınan galibiyete rağmen rakibin kişilikli futbolu da benzer bir sonucu oluşturmuş olabilir.. Bütün bunlar Galatasaray'ın orijinal yapısının daha çabuk ortaya çıkmasına neden olacak ama bu bek dizilimi ve ağır savunma hattıyla takımın boyu üzerindeki diretmeler geçiş sürecinin beklenenden uzun ve çok daha sancılı olmasına neden olabilir..

12 Eyl 2011

,

Belediye 2-0 Galatasaray


16. dakikada yayıncı kuruluşun hazırladığı bir grafik sağ alt köşede belirdiğinde Galatasaray'ın o süreye kadar 108 olumlu pas yaptığını gösteriyordu.. Aynı tempoyla bunun 90 dakikalık karşılığı 600 olumlu pasın üstünde ki TSL için müthiş bir seviyedir.. Terim'in alameti farikası olan alan parselizasyonu sene başı için yine çok iyiydi, oyuncular Belediye gibi bunun tam anlamda antikoru olan bir takıma karşı topa sahip olmada iyi bir başlangıç yaptı ve oyunda üstünlük kuruldu.. Çıkan beklerle rakibe yapılmaya çalışılan pres özellikle yeni bir takım olmanın da etkisiyle zaman zaman bireysel kopmalar gösterse de ilk 20 dakika genel anlamda çok doyurucuydu ve futbola elverişli olmayan bir statta yeterli heyecanı vermeyi başardı.. Fatih Terim'in maçtan sonra yaptığı açıklamada "ilk 25 dakikadaki Galatasaray, hedeflediğimiz takım" açıklaması muhtemelen bunun karşılığı.. Hocanın kafasında yine pres yapan, topa sahip olan ve bol pas yaparak rakip kaleye inen bir Galatasaray yaratmak var.. Bu olguları içinde barındıran oyun yapısı için Rijkaard döneminde "total futbol" ağıtları yakanlar bunun en güzellerinden birini ülkeye göstereni "kaos futbolu" gibi oyunla uzaktan yakından alakası olmayan bir terimle tanımlıyorlar..

Galatasaray yine Terim'in böyle bir defans dörtlüsüyle savunmayı çok ilerde kurduğu başlangıçta hocanın geçmiş dönemlerden beri ütopyalarından biri olan orta sahavari beklerle (2-1-4-1-2 ve Fiorentina) savunmayı ikili bırakıp Melo'yu tandemin arasına indirdi.. Pep'in Barcelona'da oyun içi üçlüye dönüşlerinde Busquets üzerinden kullandığı bu yapının çok daha radikalini ve düzenlisini 2010 Dünya Kupası'nda Javier Aguirre'nin Meksika'sında görmüştük.. Bunun riski stoperlerin ağırlığıyla birlikte beklerin çıkışlarında kenarlarda oluşacak derin boşluklar ve Abdullah Avcı'nın muhtemelen fırsatı görünce en uçtaki Pierre Webo'yu sık sık Galatasaray sağ kenarına götürmesiyle Belediye üst üste pozisyonlar üretmeye başladı.. Oyun rakibin savunmayı biraz daha çıkarmasıyla orta alanda bir miktar dengelendi ve üst üste gelen tehlikeler Galatasaray'ı biraz daha geri attı ve 11 kişiyle topun arkasına geçmeye çalışan takımda Skibbe dönemi esintileri görüldü..


42. dakikada yine sol kenarda başlayan ama ters topla birlikte dengesi bozulan savunmada büyük kaleci hatasıyla birleşen basit bir orta, takımı geriye düşürdü ki Belediye özellikle deplasmanda oynarken skor dezavantajına düşülmemesi gereken birkaç takımdan biri.. Hem toplu oyunu, hem de geriye yaslanmayı Avcı'nın üstün stratejileriyle yıllardır iyi harmanlayan rakip karşısında ilk 20 dakika sonrasında etkisini kaybeden takımın yapacaklarının sınırlı olacağını tahmin etmek zor değildi..

Devre arasında gelen Zan - Yekta değişimiyle hem orta sahada kötü olan Sabri'yi beke kaydırıp sağ bek hücumundan bir şey kaybetmemeyi, hem savunmadan bir ağır çıkarıp Ujfalusi'yle kısmi bir iyileşme sağlamayı, hem de merkeze top tutan bir yaratıcı eklemeyi düşünen Terim, maç başı 11'inde olduğu gibi planladıklarının çok azını aldı.. Sol kenarı hem beki, hem de açık oyuncusuyla çok sınırlanan takımda Colin Kazım'ın da tutulamayan topla hücuma veremediği destek bir iki Ujfalusi/Sabri çıkışı dışında kenar desteği getirmedi.. Özellikle ilk yarıda geriye çok yakın oynayan Melo'nun yanına fazla girmek istemeyen Selçuk da geriden top çıkarmada dezavantaja düşülmesini sağladı ki Galatasaray'daki en kötü oyunlarından birini oynadı.. Milli takımda Hiddink tarafından savunma önünde dahi kullanılan Selçuk İnan'ı önde kullanmaya çalışmanın bu yapı içinde mantığı yok.. Onu değerli kılan savunma önünde aldığı topla oyunu ilk kuran oyuncu olması ve Galatasaray'ın özellikle çok sıkıntılı savunma yapısıyla bu, takımda çok ciddi bir gereklilik.. Sercan ve Baytar değişiklikleriyle takımdaki taşları tamamen yerinden oynatan ve iki hücum beki, iki kenar forvetle yürümeye çalışan takımın top tutma problemini çözememesi üretkenliği etkiledi ve çok ciddi bir pozisyon bulamadan Galatasaray son dakikalara girdi.. Sonlarda gelen ikinci golde yine ters kenardan başlayan ve 20 saniyede olgunlaşan atakta uzun süre dörde dört devam eden hücumda kadraja fazladan giren tek Galatasaraylının Felipe Melo olmasıysa sene başı olmasına rağmen esef verici bir görüntüydü, televizyon başında dahi fazlasıyla sinir bozucuydu..

Eboue'nin hücumun başlangıcında yediği komik çalım muhtemelen ters kenarda oynamasının sonucu.. İlk resmi maçına başladığı mevkiinin kariyerinin dibini gördüğü maçla aynı olmasıysa oyuncuyu bilenler için hoş değildi.. Terim'in Eboue'ye joker gözüyle baktığı çok açık ki büyük ihtimalle bir daha orada yer alacağı maç sayısı ikiyi geçmez.. Ama net bir şekilde o kenarın adamı değil, net bir şekilde Galatasaray'a yapacağı en büyük katkı sağ bekte.. Başka yerlerde oynatılacak Eboue'nin yerine bölgelerinin çok daha iyi oyuncularına gidebilirdi Galatasaray.. Elde Sabri ve hatta Ujfalusi bonusu varken Terim bu esnekliğe ilerleyen dönemlerde sahip olacak ama Eboue'yi aldıysanız, onun size en çok şeyi vereceği bölgeye süratle yerleştirmek zorundasınız ve bu bölge, Albert Riera kadrodayken oyuncunun kendi tercihi olan sağ açık bile değil..

Kötü bir 90 dakikaydı, hak edilen bir mağlubiyet alındı.. Ama sonuçta 1.5 puanlık bir maçın play-off'la çoook uzun bir hale dönüştürülen maratonda istatistik dışında bir önemi yok.. Daha geride kurulan bir savunma, savunma önüne daha çok yaklaşan bir Selçuk ve onun yanına top tutabilen bir partnerle birlikte Riera - Colin Kazım dengesi Terim'in mantalitesiyle birlikte daha iyiyi getirecektir.. Fiziksel yönden geçtiğimiz sezonun sonundan daha ileride görünmeyen Baros ise büyük soru işareti.. Terim'in onunla ve Elmander'le ilgili yaptığı açıklamaysa kendi içinde doğruluk payı olsa da (belki?) ilk haftada çok büyük mantıksızlık..

,

KHAS Spor İletişim


2005 yılında Kadir Has Üniversitesi bünyesinde kurulan Spor Hukuku Araştırma ve Uygulama Merkezimiz “Spor İletişimi” ile “Spor Hukuku ve Yönetimi” başlıklı eğitim programlarına bu yıl da devam etmektedir. Ulusal ve uluslararası spor dünyasından önemli konukların katkılarıyla gerçekleşen seminer dersleri ile katılımcı öğrencilere her geçen gün gelişen spor endüstrisinde ihtiyaç duyacakları teorik ve pratik, ilgili her türlü bilginin sağlanması amaçlanmaktadır. Eğitim programlarımız, spor hukuku, spor yönetimi ve spor medyası alanlarında kendini yetiştirmek isteyen herkese açıktır. Bu bağlamda en büyük referansımız, geçmiş yıllarda programlarımıza katılan ve bugün spor medyasının çeşitli kademelerinde yer alan 100’ün üzerindeki mezunumuz olacaktır.

Giriş sınavları 26 Kasım'da, 10 Aralık'ta başlayacak olan program 5 ay sürecek.

11 Eyl 2011

Galatasaray 2011/2012: Yeni Bir Umut


Her yaz ligin başlamasına 2 hafta kala başlayan heyecan ilk maça kadar yavaş yavaş yükselir ve başlama düdüğünden önce tavan yapardı ama bu sene yaşananlar bundan eser bırakmadı.. Sosyal paylaşım sitelerini, sözlükleri, forumları 15 dakika dolaşmak bunu anlamak için yeterli.. TFF'nin ultra aciz, sonsuz kifayetsiz yönetim süreciyle geldiğimiz nokta bu.. Hem şüpheliler, hem de hakkının yendiğini düşünenler aynı öfkeyle bir kuruma yükleniyorsa, işin içinde dahi olmayanlar yaşanan orta oyununa boş gözlerle bakıyorsa o iş bitmiş demektir.. Muhtemelen son 20 yılın en keyifsiz, en amaçsız sezonu bu sene yapılacak ve bu ortamda hakikaten futbola odaklanmak kolay değil.. Ama bir de bizim tarafta sil baştan yapılan ve bu sefer daha iyi yapılanmaya çalışan bir takım ve efsane hoca var.. Terim'li Galatasaray, şu anda gazı kaçanların en tarafsızı konumundaki Galatasaraylıların tek heyecanı..

Galatasaray'ın Skibbe'yle başlayıp Rijkaard'la devam eden güzel futbol oynama telaşının ve isteğinin Terim'le biraz farklı ama aslında aynı doğrultuda devam edecek olması geçmiş dönemlerde yaşananlar üzerinden konuşulabileceğini gösteriyor.. Çok zayıf merkezlerle Skibbe'nin Lincoln'e yüklenerek, Rijkaard'ın ise yaptığı tek transferin patlayıp çok kalitesiz bir nüveyle oynamaya çalıştığı ortamda Galatasaray'ın reçetesi belliydi.. 2010 Dünya Kupası'ndan sonra eksikler üzerinden yazılan küçük bir transfer değerlendirmesinin gerçekleşmesine bu yaz çok yaklaştık.. Galatasaray tarihinin en parlak döneminde en güçlü bölgesi olan merkezinden güç alan ve farkı bu bölgede yaratan bir takımdı.. Ligin en iyi Türk orta sahası Selçuk İnan'ın üstüne gelen Felipe Melo ilk etapta son 3 yılda yaşanan birçok sıkıntıyı çözmek için yeterli.. Terim'in çok istediği Lassana Diarra'yla geçen seneden sonra bir anda nirvanayı görmeye yaklaşıldı ama Culio'nun gidişiyle verilen sinyal bir anda ortaya çıkan Arda kriziyle son yabancı hakkının sol kenara gitmesine neden oldu.. Gelinen noktaysa 2005 sonrasını iyi takip edenler için şu an fazlasıyla yeterli..

Takımda ilk 11'deki yeri ve pozisyonu belli 7 tane oyuncu var.. Muslera (kaleci), Balta (sol bek), Servet (stoper), Selçuk (merkez), Melo (ön libero), Riera (sol açık) ve Baros (forvet).. Yine ilk 11'deki yeri kesin olan ama pozisyonu şu anda Terim'in kafasında saklı 3 kişi mevcut.. Eboue, Ujfalusi ve muhtemelen Sabri.. Bunlara Colin Kazım'ı da ekleyerek aslında yukarıdaki ideal 11'e ulaşmak mümkün ama özellikle yapılan 2 transfer Terim'in düşüncelerini bizim bakışımızla berraklaşmasını engelliyor..

Takım ilk birkaç maçtan sonra bütün maçlara 4-3-3 düzeniyle çıktı ve Terim hazırlık maçlarında çok net sinyaller verdi.. Bunlardan birincisi ilk maçında stoper oynayan Ujfalusi'nin sağ bekteki ilk maçında gösterdiği üstün performans sonrasında tandemin Servet ve Zan üzerinden kurulması.. Bu hem iyi işleyen bir sağ bek, hem de Zan'ın ayağı en düzgün stoper olarak geriden top çıkarmada takıma yardımcı olması demekti ki Terim'in bunu ilk plan olarak düşünmesi ligin ilk maçı öncesinde muhtemel.. Ujfalusi'nin sağ bekte Terim'in şu an için ilk tercihi gibi görünmesi, Eboue'yle birlikte üstüne iki kuma gelen ezik eşe dönen Sabri ve Eboue'nin durumunu da garip bir döngüye doğru itiyor.. Sabri için farklı pozisyonlarda işimize yarayabilecek bir oyuncu diyen Terim, Eboue için de birçok pozisyondan dem vurmuştu ve şu an için Sabri merkezde, Eboue ise ilk ve tek maçı olan Real Madrid itibarıyla sağ kenarda görünüyor.. Sabri'nin pres gücünden merkezde yararlanmak istediği açık olan Terim, bir süre daha yeni kaptanı bu bölgede kullanacak gibi görünüyor.. Selçuk'la birlikte Sabri'nin yüksek kondüsyonuyla merkezden yapacağı ceza sahası koşuları da bu bölgede Sabri'den sürpriz golleri sezon boyunca getirebilir ki Terim'in düşüncesi içinde bu da mutlaka vardır.. Ama Eboue için işler çok daha karmaşık.. Albert Riera'nın hakiki bir sol kenar olarak transfer edilişi sonrasında Eboue'nin ilk isteği olan sağ kenarda kullanılma ihtimali 4-3-3'le birlikte pek mevcut değil.. Orta saha? Sabri yoksa belki ama onun varlığında, arkada Yekta ve Engin Baytar hazır kıtayken ne kadar denenebilir muamma..

Colin Kazım Richards ise muhtemelen Albert Riera transferine en çok sevinen oyuncu.. Lukas Podolski'nin takıma gelişiyle birlikte birbirini kesen iki oyuncu olarak iki kenarda takımı tekdüzeleştiren oyuncu olma ihtimali beliren Colin Kazım, takım içinde kenardan forvet özelliği getirebilen tek oyuncu olarak hakiki kenar oyuncusu Riera'yı en iyi tamamlayan oyuncu ve transferinden sonra gösterdikleriyle Galatasaray için şu an itibarıyla çok önemli..

Terim'in kafasındaki göremememize neden olan tek konu şu an için takımın 3 sağ beki olan Sabri - Ujfalusi - Eboue üçgeni.. Bu üçgenin köşelerinin takım içinde yer bulmasıyla birlikte çok daha stabil düşünceler üzerinden yürümeye başlayacağız.. Terim'in unutmaması gereken özellikle Eboue'nin TSL'de farkı bek üzerinden yaratabileceği ve Ujfalusi'nin stoperde Servet ve Zan'dan bir kademe daha hızlı olduğu.. Özellikle savunma hattını devamlı çıkarmak istemesini daha hızlı Ujfalusi'yle okumak, topu oyuna sokma sorunundan çok daha önemli olabilir.. Merkezdeki ya da sağ açıktaki Eboue'nin yerine çok daha iyi transferler yapmak mümkünken, bekteki Eboue için aynı şeyi söylemek çok kolay değil..

Sabri ve Colin Kazım, Selçuk'tan sonra bu takımın en kaliteli iki Türk oyuncusu.. Bu anlamda ikisinin de 11 içinde değerlendirilmesi çok önemli.. Bütün bunların ışığında başlangıç için ortaya çıkan yapı bence yukarıdaki ama Terim'in düşüncesi nedir bunun için ilk ışık yarınki Belediye maçı.. Riera'nın ilk 11'de başlaması durumunda sürpriz bir şekilde defanstaki dörtlüye göre bu 11'i görebiliriz fakat İspanyol muhtemelen bu maçta kulübede olacaktır ve bu durumda ilk opsiyon Real Madrid maçındaki düzenin devamı olabilir.. Elmander ve Sercan'ın durumuna göre kenarları Riera ve Eboue'li klasik bir 4-4-2 de artık az kullanılan fakat hala geçer akçeliğini dönem dönem koruyan bir sistem olarak hiçbir zaman ilk tercih olmasa da Terim'in portföyünde bazı iç saha maçlarında kullanılmak üzere duracaktır..

Transfer dönemi tam anlamıyla tatmin edici değildi ama böyle bir sezon öncesinde birçok departmanda yapılabileceklerin en iyisi gerçekleştirildi.. Sonuç olarak yarın takım 1.5 puanlık bir maça çıkacak ve işler çok kötü giderse devre arasında tekrar yükleme yapıp dandik play-off sisteminde takımı kurtarmak mümkün.. Bu açıdan bütün kurşunları yaz döneminde sıkmayan yönetime bir şey diyemiyorum.. Savunmada çok büyük sorunlar var (ki muhtemelen en çok baş ağrıtacak bölge olacak), merkez ve kenar yedeklemeleri yine çok sıkıntılı ama özellikle çok yönlü transferlerle uzun süreli sakatlıklarda idare edici opsiyonlara kısmen erişildi.. Artık lig Galatasaray için başlasın ve maçlar üzerinden çürütülen yapıda futbolu konuşmaya başlayalım..

Bir resmi maçta Terim'i tekrar paltosuyla kenarda görmek çok keyifli olacak..

3 Eyl 2011

Liverpool'dan Galatasaray'a vol. 9


Çok iyi bir sezonda çok özel role sahip bir oyuncu olarak sadece 6 ay içinde Albert Riera'nın geldiği nokta inanılmazdı.. 2010 Mart'ında İspanya'da bir radyoya verdiği röportajda Liverpool'u batan bir gemi olarak niteleyip Rafael Benitez için oldukça sert açıklamalar yapan oyuncu çok kısa sürede kulüp içinde sorun adam haline geldi.. Benitez için "oyuncusundan tamamen uzak" tanımın yapan Riera, 2 yıldır tanıdığı hocanın futbolculardan gelen her türlü tepkiye kulağını tıkayan biri olduğunu söyledi.. "Eğer fiziksel açıdan bir sorununuz yoksa ve iyi de çalışıyorsanız takım kötü giderken oynamamanız, hoca gelip size açıklama yapmıyorsa muhtemelen kişisel bir problemdir" diyerek olayı bir hayli ileri boyuta taşıyan Riera, o dönem için adı Real Madrid'le anılmaya başlayan Benitez'in oynattığı gösterişsiz futbol nedeniyle tercih edilmesinin imkansız olduğunu da eklemekten geri kalmamıştı..

Rafael Benitez, takım zor bir dönemden geçerken Riera'nın yaptığı çıkışı "zamansız" olarak niteleyerek oyuncuya hızlı bir ceza verdi.. Hemen kadro dışı bırakılan Riera, hafta içi oynanacak Europa League ve hafta sonu gelecek olan Manchester United deplasmanında yer alma şansını direkt bir şekilde kaybetmişti ki yeni yılla birlikte 3.5 ay içinde sadece 2 maçta oynayabilen bir oyuncu için bu çok farklı bir durum değildi.. Liverpool'da 7 yıl forma giyen ve Benitez'le 2 sezon çalışma şansına erişen takımın 2000'li yılların başında en önemli isimlerinden biri olan Dietmar Hamann, Rafael Benitez'in kendisiyle daima profesyonel ve saygılı bir iletişim içinde olduğunu ve Riera'nın oynamıyorsa kendi çalışmasında problem olabileceğini belirterek hocayı korudu ve camia içinde eleştiri oklarının Riera'ya biraz daha dönmesinde katkıda bulundu.. Albert Riera, gözlerini karartarak haddini fazlasıyla aşan eleştirileri sonrasında takımda fazla kalamayacağını anlamıştı.. Hemen takımdan ayrılarak o dönemde açık tek transfer marketi olan Rusya'ya kanalize olmaya çalıştı.. Rus eşi Yulia Koroleva bunda fazlasıyla etkili olmuştu.. İki ciddi teklif aldı ama kısa süre içinde kulüp ve oyuncu bunları değerlendiremedi ve Riera takımda kaldı.. Sezon sonu Rafael Benitez'in takımdan ayrılması üzerine Liverpool'da kalmak için tekrar heveslendi ama Roy Hodgson, takımda önemli bir krize neden olmuş Riera'yla çalışmak istemedi ve oyuncu yaz sezonunda Olympiakos'a satıldı..

Mallorca'yla başlayıp Fransa'da Bordeaux'da devam eden kariyeri Espanyol'da zirve yapan ve UEFA finaliyle taçlanan Albert Riera, 2008 yazında Liverpool'a 8 milyon pound'a transfer olmuştu.. Espanyol'un UEFA finali sonrasında Riera için biçtiği fiyat 12 milyon pound'du ve Liverpool bu transferde ezeli rakibi Everton'la mücadele içerisindeydi.. Her ne kadar, geldiğinde takımdaki İspanyolların da varlığı nedeniyle bir Rafa transferi (torpili) şeklinde değerlendirilse de Benitez, Espanyol'un istediği 12 milyon pound'u vermek istemiyordu ve Everton hazır parasıyla transferde bir adım öndeydi.. Ama Liverpool, Riera'nın büyük takım hırsını kullanarak vadettiği Şampiyonlar Ligi'yle ve 2004-2006 yılları arasında Benitez'in yardımcılığını yaptıktan sonra Espanyol'un sportif direktörlüğüne gelen Paco Herrera'nın varlığıyla birlikte öne çıktı ve çok daha az para vererek Riera'nın da istekleri doğrultusunda oyuncuyu kadrosuna kattı.. Liverpool, tarihi boyunca geleneksel ve klas sol açıkların takımıydı ve bu anlamda aynı geleneksel yapıyı sürdürecek olan Albert Riera; Peter Thompson, Steve Heighway, John Barnes ve Steve McManaman'dan sonra bu sürekliliği sağlama adına şeklen Liverpool için doğru transferdi.. Oyuncu ilk geldiğinde milliyeti ve düşük şöhreti nedeniyle birçok soruyu da beraberinde getirmişti fakat sezona başlar başlamaz ilk 11'e yerleşen Riera, fiziğine oranla oldukça yüksek olan sürati, dripling yeteneği, şutları, sahanın boyunu iyi kullanarak özellikle dip çizgiye inen yapısı, takıma kazandırdığı genişlik ve gücüyle bir anda geleneksel yapıyı sürdürebileceğini hem taraftara, hem de Benitez'e göstermişti.. Öyle ki sol açıklar üyesi olan Steve Heighway, Albert Riera'yı Liverpool'un John Barnes'tan beri gördüğü en iyi sol açık olarak nitelendirirken, Sky Sports'un İspanyol futbolu uzmanı, ilginç ilişkilerin adamı Guillem Balague, Espanyol taraftarı olmanın da etkisiyle Riera'nın Avrupa'nın en iyi kanat oyuncusu olduğunu dile getiriyordu..

Ama ertesi sezon onun için çok iyi başlamadı.. Sezon başında hazırlık dönemini ciddi bir bilek sakatlığı nedeniyle kaçıran Albert Riera, sonrasında bir türlü Benitez'in gözüne giremedi.. Mallorca'da kendisini ilk kez A takım alan Luis Aragones tarafından İspanya Milli Takımı'na 25 yaşında davet edilen oyuncunun huzursuzluğunda birinci etken 2010 Dünya Kupası'nda oynama isteğiyle sahada olabildiğince yer alma düşüncesiydi.. Dünya Kupası'na gidiş sürecinde grup maçlarında çok iyi maçlar çıkaran (ki Türkiye'yi de yıkan adamlardan biriydi) Riera'nın Dünya Kupası'nda tek oynama şansı bu turnuvaydı ve şampiyonluk yarışında büyük bir role sahipken ertesi sezon takım kötü giderken Benitez tarafından tercih edilmemek Mart ayındaki çıkışı getirdi.. Yeni yılla birlikte Mart ortasına kadar 3.5 ayda sadece 2 maçta oynayabilen Albert Riera, yaptığı profesyonelliğe aykırı çıkışın karşılığını sezon sonuna kadar bir daha forma yüzü görememek olarak alacak ve Dünya Kupası'nda forma giyemeyecekti.. Doğrulanmayan bir dedikoduya göre Riera'nın genç takım oyuncularından Dani Pacheco'yla bir antrenman sırasında ciddi bir tartışma yaşadığı ve bunun üzerine Benitez'in takımdaki diğer oyuncularla Riera'nın durumu hakkında görüş alışverişinde bulunduktan sonra oyuncunun biletini kestiği söylenir ki Riera'nın kişiliğiyle ilgili bu söylenti çok da iyi bilgiler vermez..

Oyuncunun Benitez'le yaşadığı problemler, Olympiakos'ta zirve futbolunu oynadığı Ernesto Valverde'nin kendisini takımda tutmak istemesine rağmen Galatasaray'a transfer olması ve Luis Aragones'in "Riera her zaman için hocasından ve takımından büyük beklentileri olan bir oyuncudur" açıklaması keskin bir kişiliği olan Fatih Terim'le ilişkisi yönünden soru işareti.. Arda Turan'ın takımdan ani gidişiyle birlikte Galatasaray'ın açık bir sol kenar oyuncusu ihtiyacı doğdu ki Terim'in başka yere kullanmayı düşündüğü yabancı kontenjanı buraya kaydı ve hocanın planları bozuldu.. Gelen bilgiler Terim'in Riera'yı adı transfer döneminde çıkan birçok oyuncudan çok daha net bir kesinlikte istediği şeklinde.. Galatasaray şekil itibarıyla çok doğru ama içerik yönünden soru işaretleriyle dolu bir transfer yaptı.. Hazırlık maçlarındaki yapı eşliğinde takımın sistemi ne olursa olsun, sağ kenarda Colin Kazım Richards ön planda görünürken sol kenarda orta saha özelliği ve top getirme yeteneği baskın olan bir melez oyuncuya ihtiyaç vardı ve bu anlamda Albert Riera şeklen takıma tamamıyla oturuyor.. Taraftarın çok istediği Lukas Podolski, Terim'in hazırlık maçlarındaki 4-3-3'ünde sağ kenarda Colin Kazım'la benzer özellikleri gösteren, top getirme yeteneği az olan bir oyuncu olarak Galatasaray ileri üçlüsüyle orta sahanın bağını kopartabilirdi ve muhtemelen Podolski'yle Emmanuel Eboue bu nedenlerle sağ kenarı alan oyuncu olacaktı.. Albert Riera, takımın alışkanlıkları doğrultusunda oyuncu özellikleri itibarıyla takıma daha uyumlu bir isim.. Gelişi, safkan bir kenar oyuncusu olması itibarıyla 4-3-3'ün sonunun gelebileceğine dair düşüncelere neden olmuş olabilir ama sağ kenardaki isimler ışığında 4-3-3'ün kendi içindeki dengesini Galatasaray'da koruyabilecek bir isim olan İspanyol'un bu anlamda Terim'in sistem planlarını değiştireceğini sanmıyorum..

Liverpool'dan Olympiakos'a transfer olurken orada oynayan kardeşi Sito Riera'dan aldığı bilgiler doğrultusunda Yunanistan'daki tutkulu taraftarların transferinde önemli rol oynadığını belirten Riera, Galatasaray'a gelişinde sürekli şampiyonluğa oynayan bir takım ve Türkiye'nin en büyük kulübü vurgularını yaparak çok da anormal olmayan bir şekilde tribünlere oynadı.. Sürekli oynamak isteyen, takımından beklentileri olan bir oyuncu olarak Türkiye'ye gelişi güzel.. Süper Lig'in tarihi boyunca pek görmediği safkan bir kenar oyuncusuyla tanışacak olmasıysa oluşabilecek uyumsuzluk sorunuyla birlikte hem lig, hem de takım adına heyecan verici.. İspanyol olması görünüşte yine bizim ligin zorluğu nedeniyle sıkıntı ama kariyerinin başında oynadığı Fransa ligi, Premier League macerası ve Türkiye'ye çok benzer bir futbol ortamı olan Yunanistan'dan geliyor olması bu genetik uyumsuzluğu biraz törpülüyor.. 1.90'lık boyuyla bir kenar oyuncusuna göre hava toplarında bu özelliğini beklentilerin ötesinde kullanabilen Riera, fazlasıyla tek ayaklı bir oyuncu.. Yine birebirlerde repertuarında fazla silahı yok ve genellikle aynı çalımları tercih ediyor.. Ama boyuna nazaran hızı ve sağlam vücut yapısıyla gücünü iyi birleştirmesi rakip bekler için onu yeterince zorlu bir oyuncuya çeviriyor.. Albert Riera'nın nerede oynayacağını görmek için Galatasaray'ın sahaya çıkmasına ihtiyacımız yok ama Terim'in son transferlerle ne düşündüğünü görmek için Galatasaray'a gerekli olan tarih hala 11 Eylül 2011.. Liverpool'dan yolu geçerek Florya'ya gelen oyuncular 2 fiyasko dışında genellikle iyi sonuç verdiler.. Şu an içinse yine öyle olmasını istemekten ve Terim'e güvenmekten başka yapabilecek bir şey yok..

15 Ağu 2011

Emmanuel Eboue Galatasaray'da


Tarih: 6 Aralık 2008.. Akşam saatleri.. Emmanuel Eboue için o gün çok farklı.. Her zamanki maç sonu ritüellerini tekrarlamıyor.. Soyunma odasını 90 dakika sonrası boş ve şakalarından yoksun bırakırken, çok üzgün bir şekilde eve geldikten sonra üçüncü çocuklarına 7 aylık hamile eşiyle hiç konuşmadan direkt bir şekilde yatak odasına çıkıp uyuma yolunu seçiyor.. Birkaç saat içinde uyandıktan sonra, aşağı inip bir şeyler yedikten sonra yine yukarı çıkıp mutsuz uykusuna geri dönüyor, zira yaşadığı şey kariyerinin en büyük hayal kırıklığı, futbol adına tam anlamıyla dip noktası..

O gün Wigan Athletic'e karşı oynayan Arsenal'de diz sakatlığı nedeniyle yaklaşık 1.5 ay sahalardan uzak kalan Emmanuel Eboue, yedek kulübesindeydi.. Ama her yedek için en büyük arzu konusu 32. dakikada ortaya çıktı.. Takımın sol açığı Samir Nasri sakatlandı ve Arsene Wenger'in oyuna girmesi için işaret ettiği oyuncu Eboue'ydi.. Bacary Sagna'nın takıma transferinden sonra sağ bekteki yerini kaybeden ve çok yönlü futbolunu farklı pozisyonlarda değerlendirmeye başlayan Eboue, daha önce birkaç maçta mücadele ettiği sol kenara geçti ve tam anlamıyla acınası bir 57 dakika geçirdi.. Sayısız pozisyon hatası, baskı yokken direkt bir şekilde rakibe teslim edilen 5-6 top, sıklıkla Arsenal kariyerinde en çok eleştirildiği konulardan biri olan yerini kaybetmeler ve en sonunda kendi takım arkadaşına yaptığı komik bir "tackle" sonrasında Emile Heskey'ye teslim ettiği bir başka top, az daha Arsenal'in 2 puan kaybına mal oluyordu.. Arsene Wenger dakikalar 89'u gösterirken Eboue'nin felaket durumuna daha fazla tahammül edemedi ve saha içinde moral bozukluğu her halinden belli olan Eboue'yi Silvestre'yle değiştirdi.. Eboue, bir İngiliz stadında pek sık göremeyeceğiniz bir tavırla karşı karşıyaydı, Ashburton Grove'da çok büyük bir uğultu ve yuhalama eşliğinde oyundan çıktı ve maç sonunda doğrudan evinin yolunu tuttu.. Bir Arsenal futbol yazarı maçtan sonra Eboue'nin performansının "kariyer bitirici" olduğunu söyledi.. Takıma transfer olduktan sonra 1 yıl içinde tribünlerin sevgilisi haline gelen bir oyuncunun İngiltere'de bu tepkiyi görmesi için gerçekten "rezalet" oynaması gerekiyordu ve muhtemelen Eboue, o gün bir futbolcunun çıkarabileceği en kötü maçlardan birini oynadı..

Maçtan sonra telefonunu kapattı.. Abidjan Akademesi'nden eski ve o anki takım arkadaşı, hatta beraber büyüdüğü çocukluk arkadaşı Kolo Toure cevap alamayınca yanına yine Eboue'nin çok yakını olan diğer Afrikalılar Adebayor ve Alex Song'u alıp Eboue'nin evine gitti.. Eboue'nin o anda tek beklentisi arkadaşlarının desteğiydi ve ilk adımdan sonra ertesi gün antrenmana gitmeye dair içinde hiçbir istek olmayan Eboue, diğer arkadaşlarının da desteğiyle hafta arası oynanacak olan Porto maçında kendisini oynatmayı düşünmeyen Wenger'e gidip iyi olduğunu ve görev verirse oynamak istediğini söyledi ve ilk 11 çıktı.. Bir sonraki iç saha maçında Liverpool'a karşı 89. dakikada yine Samir Nasri'nin yerine oyuna girerken tribünlerle arası iyi görünüyordu.. Ama Ashburton Grove'la tekrar barıştığı maç, bir sonraki iç saha mücadelesinde Portsmouth'a karşı gerçekleşti.. Sağ açık olarak 66 dakika oldukça iyi performans gösteren Eboue, yerini Carlos Vela'ya bırakırken ayakta alkışlanıyordu.. Sonrasında yine kötü bir Tottehham maçı ve anlamsız kırmızı kartla arayı bozar gibi oldu ama dibi gördüğü sezonun geri kalanı kendi adına güzel bir geri dönüştü..

Emmanuel Eboue, 2005 yılında Beveren'den Arsenal'e yaklaşık 1.5 milyon pound karşılığında transfer oldu.. Abidjan'da Toure ve Eboue'nin birlikte oynadığı akademinin kurucularından olan Jean-Marc Guillou, 1993 yılında akademinin futbol takımı olan ASEC Mimosas'a hem teknik direktör, hem de finansör ve ortak olarak katıldı.. Fildişi piyasasını ve uzantısı olarak Beveren'i Arsene Wenger'in görüş alanına sokan hamle de buydu.. Wenger, Guillou'nun çok yakın arkadaşıydı ve böylece hem direkt bir şekilde akademiyle, hem de onlarla birlikte çalışan Beveren'le iş birliği yapmaya başladı.. Beveren, Arsenal'le "feeder club" çatısı altında çalışmaya başladı ve Arsene Wenger beğendiği oyuncuları Beveren üzerinden Avrupa futbolu içinde deneme fırsatı buldu.. 2002 yılında direkt bir şekilde Abidjan Akademisi'nden 150 bin pound ödeyerek aldığı Kolo Abib Toure'nin ligin en iyi savunmacıları arasına girmesinden sonra daha o günlerde gözüne kestirdiği Emmanuel Eboue'nin Beveren'deki etkileyici performansıyla transferi risksizleştirdi ve 3 yıl sonra onu da Toure referansıyla kadroya kattı.. Beveren'in bu faaliyetten kazancı iyi oyunculardan aldığı katkı ve Toure/Eboue oranındaki 1/10'luk dilimden belli bir payı kulüp kasasına koymaktı ki feeder club'ların yaptığı şey zaten tam olarak buydu..

Arsene Wenger, Eboue transfer olduğunda sağ bek ve orta sahada da forma giyebilecek olan iyi bir naturel stoper aldıklarını belirtti (Buraya ileride değerlendirmek üzere bir Terim parantezi açalım) ki o güne kadar gerek Mimosas'ta, gerek Beveren'de ağırlıkla stoper olarak forma giymişti.. 1.75'lik boyuyla bu kuşkusuz büyük bir kumar olurdu ve takımın elindeki stoper havuzu içinde zaten fazla da gerek yoktu.. Beke koyduğunda yine hücuma muazzam bindirmeler yapan bir Toure'den sonra stoper oynattığında da sırıtmayacağını bildiği sağ bek Eboue'yle Arsene Wenger oldukça mutluydu..

Hikayenin bundan sonrası oldukça bilindik.. Eboue, Bacary Sagna transferine kadar takımın bir numaralı sağ bekiydi ama onun fazla hücumcu olan ve yerini sık sık kaybetmesine neden olan hevesli yapısı takımda savunma dengesizlikleri yaratabiliyordu.. Özellikle ilk çıkışında hücum adına çok şey vadeden ama zamanla savunmasını daha çok geliştirerek gerçek bir "full back" haline gelen Ashley Cole'un Chelsea'ye gidişi Gael Clichy'yi bir anda takımda öne çıkardı ve onun da hücumcu bir bek olması savunma-hücum dengesini geri dörtlüde kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olan Wenger'i bir seçimle karşı karşıya getirdi.. Bacary Sagna transferi sonrasında savunma yönü çok daha kuvvetli, pozisyon bilgisi de Auxerre'de aldığı altyapı eğitimiyle daha iyi olan Sagna'nın sol tarafı dengeleyen oyuncu olma gerçeğini Eboue'nin önüne getirdi ve Sagna'nın sağ beki almasıyla Eboue'ye takım içinde farklı pozisyonlar göründü.. Burada hemen az önceki parantez genişletilip Terim üzerinden birkaç çıkarım yapılabilir.. Stoper olarak takıma katılan Ujfalusi gelmeden Balta/Çağlar ve Sabri'li bir bek rotasyonuna sahip olan Galatasaray'da Terim'in solda geçtiğimiz sezonlarda çok yetersiz görünen Balta ve Çağlar dururken Sabri'nin üzerine transfer istemesi, hocanın geldikten sonra yaptığı en ilginç tercihlerden biri olarak öne çıkıyor.. Sokaktan 100 adam çevirseniz 90+'sının sol bek transferini düşüneceği ortamda Fatih Terim, beklenmeyeni yaparak hocaların bazen ne kadar farklı düşünebileceğini bir kez daha gösterdi.. Balta ilk 11 çıkarken Sabri mi kesilir demeden bunu anlamlandırmaya çalışmak hem hocaların, hem de tribünlerin selameti yönünden mantıklı olan.. Terim'in kafasındaki düzen muhtemelen UEFA serüveninde sağ bekteki savunma dengeliyicisi olan Capone rolünün Balta ve Çağlar tarafından rahatlıkla gerçekleştirilebileceği üzerinden şekilleniyor ve Sabri'nin enerjisini farklı bölgelerde değerlendirmeyi düşünen Terim, sağ bekte hücumcu bir oyuncuyla (Hakan Ünsal etkisi?) günün major takımlarının gerçekleştirdiği savunma dengesini kafasında oturtmaya çalışıyor olabilir..

Bu parantezi Wenger'in Eboue transferinde söyledikleri üzerinden Terim odaklı genişletelim.. 2005'te Wenger'in orta saha ve sağ bekte oynayan bir stoper transfer ediyoruz açıklamasından sonra 2011 yılında Terim, tandemde, orta sahada ve sağ açıkta forma giyebilen bir sağ bek alıyoruz dedi.. Emmanuel Eboue kesinlikle bir sağ bekten çok ötesi ama bu cümleyi kurarken abartılardan uzak kalmakta fayda var.. Terim'in Eboue'yi düşüneceği ilk pozisyonu oyuncu sahaya Galatasaray formasıyla çıkmadan bilmek imkansız.. Eboue, Arsenal'de 4-3-3'ün sağ kenarında sol açık dengeliyici olarak çok iyi maçlar çıkardı.. Merkezde forma giydi, sol açık oynadığı maçlar oldu.. Hatta bir maç içinde Toure'yle stoper-sağ bek değişimini bile yaptı.. Bu, oyuncunun çok yönlülüğünün takıma yaptığı büyük katkı.. 2005 öncesinde Eboue stoperdi ama son 6 yıllık süreç çok şeyi değiştirdi ve şu anda o iyi bir sağ bek.. Çok fazlası değil, ama toplamı iyi bir transferin gerçekten çok ötesi..

Galatasaray'da stoperde denenme ihtimali mevcut.. Boy büyük dezavantaj ama Ujfalusi'nin sağ bekteki performansının sürekliliği önemli ve her ne kadar merkez uzunluğu da önemli olsa da sağ bekten de takımın boy ortalamasını özellikle duran toplarda artırmak çok zor değil.. Servet - Ujfalusi'nin muhtemel dengesizlikleri uzun vadede hem çabuk, hem de ayağı çok yumuşak olan Eboue'nin tandeme hız kazandırma ve geriden oyun kurma etiketleriyle katkı yapabileceği anlamına gelebilir.. Arda'nın gidişi sonrasında Eboue'nin kadroda olması yine kenar rotasyonu an itibarıyla daralan takım için önemli kazanç ve şu anda Selçuk ve Melo dışında çok bariz bir merkez oyuncusu olmayan takımda yine bu bölgede görev alabilir.. Bu anlamda ortaya koyduğu pozisyon portföyü Galatasaray için ideal ve muhtemelen Terim'i de heveslendiren bu.. Ama Eboue'yi transfer ediyorsanız, Premier League'de kendisini ifade etmesine en çok yardımcı olan sağ beki ön sıraya almanız transferden istediğiniz verim ölçüsünde sizin için en hayırlısı olabilir..


Eboue muhtemelen bir Cafu değil ki furyalar ülkesinde muazzam bir hücum beklentisi olacaktır.. Ujfalusi'nin son iki maçta yaptığı hücum katkısını düzenli bir şekilde yapması bile çok mümkün değil Eboue'nin.. Hücuma çıkmayı çok seviyor, belirli bir düzeyin üzerinde hızlı ve teknik.. Ama toplamı çok çok büyük bir kalite değil.. Eboue, hiçbir şeyi mükemmel yapamayan, ama her şeyi belirli bir seviyenin üzerinde yapabilen oyuncu tipinin bazı yetenekleri keskinleştirmeye çalışan temsilcilerinden.. Bu kadar fazla pozisyonda sırıtmadan oynamasını sağlayan da zaten bu.. Bu anlamda gelince müthiş işleyen bir sağ bek beklentisi taraftar için çok hayırlı olmayabilir.. Çıkmayı sevdiği için yerini kaybetmesi oldukça ünlü ve Sabri sendromunu bu anlamda taraftara yaşatmaya devam edecektir.. Tamamen skoru düşünerek bekten yaptığı ceza sahası koşuları bazen 4-3-3 açıklarını imrendirecek seviyeye ulaşabiliyor.. Bunun yanında ortaları çok başarılı değil (zaten olması da gerekmiyor) ve bunları denemekten imtina eden bir oyuncu da değil.. Bu anlamda güzel adam Sabri'nin güzel bir kopyası..

Pozisyon portföyünün genişliği, birçok şeyi vasatın üstünde yerine getirebilmesi, Galatasaray'ın elindeki sol bekleri tamamlıyor olması ve eldeki pozisyon boşluklarını dolduracak özelliklere sahip olması onu iyi bir oyuncudan çok daha ötesi yapmıyor.. Bunu yapan muazzam kişiliği ve soyunma odasını zaman zaman tımarhaneye çevirebilen eşsiz espri anlayışı.. 2010 Dünya Kupası'ndaki şu sahneyle normal bir insanı sandalyeden düşürebilen Eboue, bugüne kadar oynadığı her takımda, hemen hemen bütün takım arkadaşlarından muazzam övgüler almış bir isim.. Arsenal'in soyunma odasına yaptığı katkılar hem Wenger, hem de arkadaşları tarafından defalarca takdir edildi.. 1 sezon boyunca Highbury'nin, sonrasında ise Ashburton Grove'un sevgilisi olmasında iyi ve mütevazı kişiliğiyle birlikte bu eğlenceli yapısı en ön planda olan özelliğiydi.. Özellikle Türkiye'de sorunlu Türk futbolcu yapısı itibarıyla yabancı transferi yaparken kişilik özelliğini ön plana almak ziyadesiyle önemli ve Eboue transferi bu anlamda çok sıkıntılı bir süreç geçiren Galatasaray soyunma odasına büyük etki yapabilir.. Transferin gerçekleşmesinde oyuncu özelliklerinden çok benim için sevindirici olan taraf oyuncunun kendine has espri anlayışı.. Bunun muhtemel yeni kaptan Sabri'yle birleşmesi Florya'nın büyük bombalara gebe olabileceği gerçeğini öne getirir ki bundan rahatsızlık duyacak birinin olacağını sanmıyorum.. Galatasaray, yaklaşık 3.5 milyon pound'a oluşabilecek bütün pozisyon gediklerinde kullanabileceği bir sigortaya, TSL için güçlü, teknik ve hücumcu bir sağ beke ve huzur artırıcı bir soyunma odası bombasına kavuşuyor.. Bu devirde bunun için 15 milyon da harcanabileceği göz önünde tutulursa Eboue transferi kağıt üzerinde muazzam.. Ama saha içindeki ve Florya'daki yansımalarını görmek için Terim'in düşüncelerinin berraklaşmasına, yani biraz daha zamana ihtiyacımız var..

Emmanuel Eboue hoş gelmiş..

"Bunu nasıl açıklayacağımı bilemiyorum. Emmanuel... Bugüne kadar birçok çılgın oyuncuyla aynı takımda oynadım. Metz'de, Monaco'da ve şimdi de Arsenal'de. Ama Eboue kadar çılgını? Hayır, hayatımda böylesini daha önce hiç görmemiştim. Bunu açıklayamam ama o gerçekten deli. Onu dışarda görsen ciddi, karizmatik biri olduğunu düşünürsün. Hemen hemen hiç konuşmaz. Ama bu tamamen onun maskesi. O gerçek bir deli."

Emmanuel Adebayor


29 Tem 2011

,

Galatasaray 3-0 Liverpool


Liglerin ertelenmesiyle birlikte bu maçın Galatasaray özelinde taraftara küçük bir umut vermesinden ve Terim'in yeni Galatasaray'ıyla ilgili birkaç şey söylemesinden başka hiçbir önemi yok.. Ama burada genelde bu tip galibiyetler abartılır ve tam da Galatasaray'ın ve özellikle Fatih Terim'in bu akşam için buna ihtiyacı vardı.. Son yılların en kötü sezonunu geçirdikten sonra efsanesi başa geçmiş, rakipleri binbir zorlukla uğraşırken transferlerini yavaş yavaş bitiren ve sezona en büyük favori olarak girme hazırlığı yapan takımda camia olarak rahatsızlık yine had safhada.. Fatih Terim'in bugün basına yansıyan rahatsızlığı, yönetim içindeki Terim kutuplaşmasının ilk kez ciddi bir şekilde dışa vurumuydu belki de ve bunun gecesinde Liverpool'u 3-0 yenmek Terim için kuşkusuz çifte zafer..

Ünal Aysal'ın başkan olduktan sonra Kanaltürk ve NTVSPOR'da söyledikleri hala akıllarda.. Türk basınında hala hiç tanınmayan Ünal Başkan'la ilgili çok geniş bir profil yazısı hazırlığı içindeydim ama başkanlığının ilk gününde söylediklerinin şu an için gerçekleşmesini bırakın takımın yanından geçememesinin ışığında benim kendisine bakışım tamamen nötrlendi.. Ortaya büyük para koyup işleri kısa vadede yoluna koymak büyük başarıysa eyvallah ama iki defa taraftar baskısıyla ağız değiştiren, profesyonelleri yönetimden geçiremeyip kurumsallaşma adına şu an için önceki yönetimlerden farklı hiçbir çalışması basına yansımayan Ünal Aysal'ı sadece ortaya koyduğu milyon dolarlarla zirveye çıkaramıyorum.. Bugün ortaya çıkan Terim sorunu da işin noktasıdır, benim için de Ünal Aysal profili tamamen ertelenmiş bir yazıdır..

Fatih Terim'in son iki maçta, iki ciddi rakibe karşı kurguladığı 4-3-3, onun kendi ağzıyla teyid ettiği forvet transferini yalanlıyor.. Sahaya çıkardığı takımlarla istediği transfer pozisyonu bir türlü örtüşmüyor ve bu açıdan Galatasaray'ı değerlendirmek kolay değil.. Bu tarz bir dizilişte Elmander'i İsveç Milli Takımı'ndan aşina olduğu kenara yazmak mümkün ama bunun ilk tercih olması ilk etapta çok kolay değil.. Bu düzende yeni transfer, Elmander ve Baros'tan ikisi birçok maçta yedek kalır ki gerisi bu kadar sorunlu olan bir takım için bu fazla lüks.. Klasik 4-4-2? Avrupa'nın olmaması ve ligde de muhtemel azalmalar sonrasında geçiş ve efektif futbol için kullanılabilir ama ben Terim'in genel futbol bakışında bugünkü düzene yakın dizilişlerin her zaman için daha geçer akçe olduğunu düşünürüm.. Ama bunun ayırdını şimdiden yapmak kolay değil ve öncelikle yeni bir merkez oyuncusu mu yoksa kesin olarak forvet mi gelecek onu görmek gerekiyor..

Sabri'nin merkezde kullanımı tipik bir Terim - oyuncu etkileşiminin sahaya yansımalarından.. Bugüne kadar birçok maçta merkezde görev yapan Sabri'nin bölgedeki en iyi performansını Terim'le vermesi hoca ve onu yıllardır tanıyan bizler için büyük sürpriz değil.. Ortaya koyduğu enerji ve dört ciğer elbette takdire değer ama uzun vadede kesinlikle fazlası gerek.. Felipe Melo'nun başlangıcı muazzam, Selçuk ise Arda kusura bakmazsa bu takımın çok muhtemel takım içi lideri.. İki çok kaliteli merkez oyuncusuyla sezon başında bu kadar umut vadeden takımı gördükçe yılların boşa gidişi daha çok can acıtıyor..

Bu takımın çok net bir merkez oyuncusuna ihtiyacı olmasına rağmen geri dörtlüsü Ujfalusi dışında şu an için bu kadar mantar görünen bir takımda forvet ve Lassana söylemleri yine fazlasıyla lüks ama hocaların her zaman bizden farklı düşündüğü bir şeyler vardır.. Hakan Balta ve Çağlar Birinci varken gidip Sabri ve hatta Ujfalusi üstü sağ bek transferi yapmaya çalışan Terim zaten bunu gösterdi.. Ama savunmayı bu kadar öne çıkarmaya çalışırken bu denli ağır bir savunma dörtlüsü kurma fantezisini neyi düşünerek yapıyor bu geceye dair anlayamadığım tek şey bu..

20 Tem 2011

,

The Dark Knight Rises


Batman Begins, bugüne kadar çekilen orijin hikayeleri içinde çizgi roman uyarlamalarının açık ara en iyisiydi.. Sonrasında gelen The Dark Knight ise bir uyarlamanın çok ötesine geçti.. Bugüne kadar birçok yapımda çok eğreti bir şekilde işlenen kaosun en gerçekçi hallerinden biriyle izleyiciyi tanıştırdı, beyazperde tarihinin en klas kötü adamlarından birini ortaya çıkardı.. Aynı karakteri yaklaşık 15 sene önce kült kategorisine çıkaran çok büyük bir aktörün varlığına rağmen sadece bunu yapması bile filmin başarısı için yeterliydi ama adeta bir derya, muazzam bir dipsiz kuyu olan çizgi roman geçmişini bile geride bırakan harika bir suç filmiydi ortadaki.. Ve şimdi aynı ekip ve Christian Nolan, muhtemelen çizgi roman uyarlamalarının en iyi üçlemesini tamamlamaya geliyor.. Fevkalade Joker ve Heath Ledger'ın ölümüyle planları bozulan Nolan'ın işi bir hayli zor, ama dünyada The Dark Knight Rises'ın kötü çıkacağına inanan bir tek kişi bile bulamayız muhtemelen.. Bu anlamda başta çizgi roman fanatikleri olmak üzere herkesin içi rahat..

Christopher Nolan'ın The Dark Knight'ı çekerken düşüncesi, muhtemelen Heath Ledger'ın efsanevi performansına sette şahit olmuş biri olarak Joker'i öldürmeden bu klas karakteri diğer filmlerde de kullanarak çizgi roman uyarlamalarında farklı bir yol izlemekti.. Zira bugüne kadar çekilen uyarlamaların hemen hemen hepsinde villain'lar bir şekilde öldü.. Buna Spider-Man'in efsanevi düşmanları Green Goblin ve Doc Ock da dahil.. Hem Ledger'ı daha uzun süreli kullanmak, hem de Batman'i daha komplike bir yapı haline sokup yarattığı etkiyi büyütmek istiyordu Nolan.. Ve yine muhtemelen seriyi kafasında 3 filmle sınırlandırmak istemiyordu.. Ama Ledger'ın ölümü onda da mutlaka değişim yarattı ve 2. filmde türün zirvesine çıktıktan sonra üçlemeyi güzel bir şekilde tamamlayarak olayı bitirmek istedi..

Filmin ilk trailer'ı geçtiğimiz günlerde yayınlandı.. Warner Bros biraz yanlış bir yol izleyip trailer'ı internete vermeden sinemalarda yayınladı ve kaçaklar sonucunda alınmaya çalışılan bütün tedbirlere rağmen düşük kaliteli sinema çekimleri internete sızdı.. Teaser'da filmden sadece bir sahne var.. Açılışta ilk filmin harika Ra's Al Ghul'u Liam Neeson'ın sesiyle ilk filmden şahane replikler var.. Ra's Al Ghul'un, kendisinin temsilcisi olarak Bruce Wayne'le ilk ilişkiyi kurduğu hapishane görüşmesinde kullandığı replikler, ki ilk filmdeki orijin hikayesinin tam anlamıyla temelini oluştururlar.. Sonrasında sağlam bir kötek yediği her halinden belli olan Jim Gordon'un Bruce Wayne'le olan hastane görüşmesi.. Yine muhtemelen Bane tarafından haşat edildikten sonra çaresizlik içinde Joker tarafından yenilgiye uğratılan Batman'in Gotham'a geri dönüşü için bir yalvarma sekansı.. Sonrasında Batman geri dönecek ve aksiyona girecek, böylece Nolan filmin gidiş yolunu açık bir şekilde belli etme yolunu seçmiş teaser'da..

Final filmi için Bane'in seçilmesi hem handikap, hem avantaj.. Handikap, çünkü Ledger'ın tarihe geçen derinlikli Joker'i sonrasında Bane fazlasıyla tek boyutlu gelecek.. Tom Hardy'nin de işi bu anlamda hiç kolay değil fakat Nolan'ın Bane'de de göstereceği farklı şeyler mutlaka olacaktır.. Avantaj, ilk 2 filmde daha çok belirli ideolojilere sahip villain'lerle muhatap olan ve fiziksel gücünü fazla gösteremeyen Batman'e üçlemeyi bitirirken bu anlamda da kendini seyirciye tam anlamıyla tanıtma şansını verecek Nolan.. Ledger ölmese yine Bane'i yönlendirerek Batman'in üzerine salan ve arkadan işler çeviren bir Joker izleyecektik ve bu gerçekten inanılmaz bir deneyim olacaktı ama yaşanan trajedi bunu hem bizim, hem de Ledger'ın elinden aldı..

Filmde Liam Neeson'un yer alacağına dair söylentiler mevcut.. Tabii bu gerçek olacaksa bile Ra's Al Ghul geri döner mi bu konuda yorum yapmak çok kolay değil.. Eskiye dair görüntüler filmde yer alabilir.. Ra's Al Ghul'un gençliğini oynayacak olan Josh Pence de bu anlamda işleri karmaşıklaştırıyor.. Ra's Al Ghul ilk filmde görüntü itibarıyla ölmüştü ama ölü bedenini filmde görmedik.. Öldüyse geri dönmesi biraz zor olur çünkü Christopher Nolan ortaya çıkardığı realist evrende Lazarus Çukurları'na yer vermeyecektir.. Ama son filmde Liam Neeson'ın muazzam oyunculuğu hiç fena olmaz, bir çaresine bakılırsa bence gayet iyi olacak..

Bane deyince akla gelen ilk hikaye olan Knightfall'u bu filmde beklemek çok mantıklı değil zira o hikaye Batman'in kırılışını anlatır.. Ama final bölümü yapısı gereği, isminden de anlaşılacağı gibi Batman'in yeniden yükselişini anlatacak.. Çünkü daha önce de söylediğim gibi ikinci filmin kazananı Joker'di ve Batman, Harvey Dent üzerinden aslında büyük bir yenilgiye uğratıldı.. Şimdi tekrar Gotham'ın başına geçmesi gerekirken bu filmden Bane'in Batman'in belini kırmasını beklemek çok mantıklı değil.. Ama Nolan kesinlikle ilk iki filmde izlediği yolu bu filmde de tercih edecektir.. İlk filmde Batman: Year One esintileri çok büyüktü.. Birebir uyarlama değildi ama o muazzam orijin hikayesinden birçok motifi alıp filme koymuştu Nolan.. İkinci filmde de Batman külliyatının bana göre açık ara en iyi eseri olan Batman: The Killing Joke'ta aynı yolu izledi.. Batman tarihinde Joker'in orijinine dair bir şeyler söyleyen tek çizgi romandan filme o anlamda hiçbir şey aktarmadı ama yine birkaç motifle Alan Moore'un harika eserine saygı duruşunu yaptı.. The Dark Knight Rises'ın uyarlanışı da çok büyük ihtimalle bu çerçevede olacaktır..

Catwoman'a girmek istemiyorum, hiçbir zaman favori karakterlerimden biri olmadı ama Nolan'ın realist bakışının onun üzerindeki etkisini de merak etmiyor değilim.. İlk film Batman'e dair çok şey söyledi ve Christian Bale tek filmle tarihin en iyi Batman'i oldu.. İkinci film tamamen Joker'e odaklandı ve Batman'i arka planda bırakan filmin başarısı bu uyarlamaların nasıl olması gerektiğine dair hariak bir yol göstericiydi.. Bale, üçüncü filmde ilk kez fiziksel yönden çaresizliğe düşecek.. Bruce Wayne olarak Michael Keaton'ı geçmesi belki mümkün değil ama ona yaklaşma şansını biraz daha verecek bir film geliyor..

The Dark Knight Rises, 20 Temmuz 2012'de sinemalarda.. Beyazperdenin ilk muhteşem ÇR uyarlama üçlemesi için geri sayımı resmen başlatıyoruz..

Teaser

18 Tem 2011

Galatasaray Formaları 2011/2012




Galatasaray için Nike'ın bu sene ortaya çıkardığı kreasyonun vasatlığının Nike'ın zamanı olmaması nedeniyle hazır kalıplar kullanmasıyla savunulmaya çalışılması ziyadesiyle yanlış.. Ortada net kötü bir forma topluluğu var ve bu nerede, ne şekilde ortaya çıksa eleştirilecek bir konu.. Şimdi düşünelim ki Galatasaray'ın simge forması River Plate ya da Peru Milli Takımı gibi omuzdan aşağıya çapraz şekilde inen bir forma.. Nike'ın kalıpları içinde var mı? Bildiğim kadarıyla hayır.. Peki durum böyle olsaydı Nike, Galatasaray'a nasıl bir iç saha forması yapacaktı? Yeniden dizayn? Başka bir iç saha forması? İkincisi gelse tepkiler ne olurdu? Yenisi yapılacaksa şimdi niye hazır kalıplar? Bu soruların benim gözümde cevabı yok ve sadece bunlar ışığında bile Nike oldukça kötü bir başlangıç yaptı..

Nike'ın hazır kalıplı parçalısı arkası düz bir şekilde ortaya çıkıyor ve bu kalıp bozamama kuralı o düz arkayı bile parçalı hale getiremiyor.. Zira Nike parçalı verdiği bütün kulüplerde bu şekli kullanmış.. Bunun maliyeti nedir, oluru hiç yok mudur, nedendir, bu soruların da cevabını bulamıyorum.. Geçtiğimiz yıllardaki parçalıları sadece UEFA izin vermediği için Avrupa maçlarında düz sırtla kullanan takım, bu hazır kalıp saçmalığı nedeniyle bu sene de buna maruz kalacak.. Hem de bütün sezon boyunca.. Sarı formanın görünürdeki güzelliğini geçtim (zira renk ve şekil kararını mutlak suretle yönetim veriyor olmalı), son yılların en kötü formasıyla (siyah) üçlemenin tamamlanması da Nike'ın başarısızlığını artırıyor.. Siyah forma o kadar kötü ki, Kadıköy deplasmanında Fenerbahçe'ye 4 atarken giyilse bile taraftarın gözünde yerinin değişeceğini sanmıyorum..

Forma takımın kutsalıdır.. Futbolun saha içindeki olguları içinde en yücelerinden biridir ve bu nedenle çok önemlidir.. "O forma kutsaldır, nasip olmaz herkese" tezahüratı bu ülkede çıkmış ve şüphesiz (bana göre) içinde sadece armayı bulundurmayan, şekli de hesaba katan bir söz topluluğudur.. Çünkü Galatasaray, parçalıdır.. Parçalı da Galatasaray.. İşte bu nedenle, bu blog açıldığı günden beri her sezon başı forma yazısı gelir, sezon içi maç yazılarında en az 4-5 maçta formalara mutlaka değinilir.. Çünkü sadece Galatasaray forması bazı maçları almaya yeter.. Bu ülkenin önemli bir bölümünün düşüncesi tekniğin, taktiğin, kadro yapısının, hoca tercihlerinin, ruhsal durumun ötesinde budur ve böyle bir ortamda formalara önemsizmiş gibi davranamazsınız..

Sadece kötü yönlere odaklanmayalım.. Dün lansman yapıldıktan sonra yolum bir Galatasaray Store'a düştü ve girip iki formayı da yerinde inceledim.. Siyah için farklı olarak yazılacak olumlu tek şey yok ama parçalı yakından, özellikle önden oldukça şık.. Geçen seneki sıradan formaya rahatlıkla tur bindirecek düzeyde, özellikle kumaş kalitesi de Nike'la beraber yükselmiş gibi geldi bana.. Ama ayrıntılarda dağılmaya devam ediyoruz.. Daha önce turuncu forma yapıp çizgilerini kırmızı seçerek muazzam bir formayı boğan, kırmızı formaya elde kaldığı için siyah fontu yapıştıran, parçalının renk tarafına uymayan, reklam fontlarında renk değişikliğini sponsorlarına bir türlü kabul ettiremeyen kulüp benzer ayrıntı hatalarına devam ediyor.. Kırmızı sırta sarı font yine yok, parçalı formaya gelen Nike logosu garip bir şekilde siyah, sarı formadaki Türk Telekom fontu çok lazımmış gibi yine siyah ve bunlar hakikaten anlamsız.. Birçok güzellik ayrıntılarda gizli ama Galatasaray taraftarı bunları da çok uzun süredir yaşayamıyor..

Yine de elde kalan şey özellikle UEFA Kupası'nın kazanıldığı sezonla birlikte terk edilen (ki öncesinde de büyük istikrar yoktu) parçalının artık tamamıyla takımın ilk forması haline gelmesi ve taraftarın buna gösterdiği aidiyet, yaklaşık 6-7 yıl öncesini hatırlayanlar için bile büyük bir lütuf.. İlk olarak Kasım 2008'de gelen parçalı altı beyaz şortla bu anlamda şeklen tavan yapıldı ve ben sadece bununla bile mutlu olabiliyorum.. Ama bu mutluluğu artıracak ayrıntıları ve iyi koleksiyonları da görmek istiyorum ve 2008/2009 sezonundan beri ısrarla buna izin vermiyorlar..

Yapacak bir şey yok, taraftarsan önüne konanı kayıtsız şartsız almak zorundasın, çünkü bu ülkede taraftarlık adı altında insanlara öğretilen ilk düstur bu.. Eğer işin içinde iyi niyet ve iyi idare varsa bu da yapılır ama bazı taraftarlar bunu aşalı çok oldu, işin içindeki zevk duygusu artık çok daha baskın.. Sarı alınır (muhtemelen), devamı için start benim adıma 2012/2013 sezonudur..

Öptüm Nike, kendine iyi bak, bye..

Galatasaray Formaları 2008/2009
Galatasaray Formaları 2009/2010
Galatasaray Formaları 2010/2011

4 Tem 2011

Copa America 2011 ve Arjantin


"Bunu bir kulüple karşılaştırmıyorum, beğendiğim bir şeyle karşılaştırıyorum. Son yıllarda 7 kupa kazandıkları için kulüp takımıyla bir milli takıma karşılaştırmanın anlamı var mı? Ben Barcelona'nın oynadığı futbolu seviyorum, onların birlikte yaptığı paslara hayranım. Ama bu sadece kişisel bir tercih, bir kulüp takımının yaptığı şeyi kopyalama değil."

2010 Dünya Kupası'nda Diego Armando Maradona yönetiminde çeyrek finalde Almanya'ya 4-0 mağlup olan Arjantin'de fatura doğal olarak önce Maradona'ya, sonrasında da milli takımda da yeni Maradona olmasını bekledikleri Messi'ye kesildi.. Çoğunlukla Maradona'nın yanlış seçimleri nedeniyle Dünya Kupası özelinde tamamen haksız eleştiriler alan Leo bir kez daha "Barcelona'da evet ama milli takımda başarı kazanmadan nereye kadar?" sorusuyla çok gerekliymiş gibi karşı karşıya kaldı.. Turnuva boyunca hem kadro seçimi, hem sistem ve diziliş oluşturma, hem de Messi'ye rol hazırlama konularında hata üstüne hata yapan Maradona ise kendi elleriyle Messi'nin 4 senesini daha çaldı..

Dünya Kupası sonrasında takımda devam edeceğine dair anlamsız haberlerle futbolseverlerin yüreğini ağzına getiren Maradona'dan sonra takımın başına geçici olarak gelen ama bundan 3 ay sonra yeni hoca olarak açıklanan Sergio Batista, yaptığı tercihler sonrasında "Barcelona kopyacılığı" suçuyla itham edilişine FIFA'ya verdiği bir röportajda yukarıdaki alıntıyla cevap veriyor..

Arjantinli teknik adamın bu tepkiyle karşı karşıya kalmasının temelinde Şubat ayında Portekiz karşısında takıma uygulattığı yeni sistem ve özellikle de Messi rolü neden oldu.. Ronaldo vs. Messi'nin apaçi-iyi çocuk eksenine 76. kez çekilen mücadelesinin milli takımlar düzeyinde yaşandığı maçın alt metninde aslında çok daha özel bir şey vardı.. Batista, ilk kez Messi'yi Guardiola'nın son dönemde çektiği en uçta değerlendirdi ve takımı sahaya 4-3-3 şeklinde dizdi.. 3 merkez orta saha oyuncusu, en uçta geriye gelerek kenar oyuncularına forvet özelliği kazandıran Barcelona rolüyle Messi ve oyunu genişletmeye çalışan bir Arjantin.. Portekiz'i çok da stabil ve etkileyici olmayan bir maç sonrasında 2-1 mağlup ettiler ve sonrasında yapı üzerinde ısrarını sürdüren Batista'ya gelen eleştiriler artmaya başladı..

Batista her açıklamasında Arjantin medyasında ciddi eleştiri konusu olan kopyacılığı inkar ediyor ama o da Barcelona'nın futbol üstü yapısına hayran olan isimlerden biri.. Yaptığı şey net olarak Maradona'nın bütün yanlışlarını onararak oyunculardan maksimumunu almaya çalışmak.. Ama bunu yaparken özellikle milli takımda sağ kenar oynamasına alışılan, özellikle de çıktığı günden beri forvet arkasında klasik 10 numara olarak hayal edilen Messi'nin en uca atılmasıyla karşılaşınca futbol konusunda son derece bağnaz olan ülkelerden Arjantin'de yaşam teknik adamlar için çok kolay olmuyor..

Dünya Kupası'na iki forvet oyuncusu, arkasında Messi, tek defansif orta saha, bir klasik açık ve bir 35'lik Veron'la başlayıp zaman içinde bunu tek merkezli, 2 forvetli, 2 açıklı vasat bir Messi takımına çevirip bu şekilde şampiyonluğa gidebileceğini düşünen Maradona'nın tam tersi icraatlar peşinde Batista.. Messi'yi açık ara en skorer, en verimli olduğu, takımını en üst düzeye ulaştırdığı ileri uca alıp, tek orta sahalı garabeti 3 merkezle değiştirdiği takımda göze pek çarpmayan fakat aslında büyük değeri olan sağ bek Zanetti'yle son imzayı attı.. Maradona'nın 2010'da kadroya almadığı ve açık oyuncusu Jonas Gutierrez'i devşirip, onun sarı kart cezasından sonra Otamendi'ye verdiği sağ bekte Batista, 2007 yılında Arjantin'in en çok milli olan oyuncusu ünvanını eline geçiren ülkenin en büyük efsanelerinden Javier Zanetti'ye formasını geri vermiş durumda.. Dünya Kupası'na veda edilen çeyrek final maçında Almanya'nın vızır vızır gezdiği sağ kenarı düşününce Batista'ya sadece bu tercihi nedeniyle saygı duymak mümkün..

1990'da gelen final sonrasında Arjantin, hiçbir Dünya Kupası'nda gruplardan sonra üst üste iki maç kazanamadı.. Son 5 Dünya Kupası boyunca sadece 3 kez son 16'yı geçebilen (ki bunların biri penaltılarla İngiltere galibiyeti, ikisi Meksika maçı) ve çeyrek finalin ötesini göremeyen Arjantin, 14 kere kazanarak Uruguay'la bu alanda liderliği paylaştığı Copa America'yı da 18 yıldır alamıyor.. Milli takımlar düzeyinde son 20 seneye yayılan çok büyük bir başarısızlıkla karşı karşıya kalan Sergio Batista'nın tek yaptığı elindeki Messi'siyle çok şanslı bir teknik direktör olarak ondan en yüksek verimi almaya çalışıp pragmatik bir şekilde kısa yoldan başarıya ulaşmak.. Portekiz maçında denenen Mascherano - Cambiasso - Banega'lı merkez önünde Messi'nin kenarlarında Di Maria ve Lavezzi'yi gönderen Batista'nın Copa America'daki ilk maça da bu yapıyla çıkması bekleniyordu.. Ama Messi'yle problemler yaşadığına dair dedikodular çıkan, sonrasında Batista tarafından da takıma monte etmekte zorluk çekilen Tevez'in Bolivya maçından yaklaşık 24 saat öncesinde ilk 11'de olduğunun açıklanmasıyla biraz daha farklı, ama genel fikrin dışına çıkmayan bir takımla Dünya Kupası elemeleri süresinde La Paz'da Maradona'yla 6 yedikleri Bolivya karşısında yer aldılar.. 6 golün travması, son yıllara belki de ilk kez kendi evindeki bir Copa America'ya bu kadar favori çıkış, yeni bir düzenle ilk resmi maç ve yaklaşık 1 hafta önce River Plate'in küme düşmesi sonrasında travmalar ülkesi haline gelen Arjantin'de rekor sayıda polisin görev alacağı bir maçta işler doğal olarak beklendiği gibi gitmedi.. Önce merkezden bir oyuncu çıktı, sonrasında ikinci forvet girdi ve takım ana fikirden uzaklaştı..

Arjantin az sonra ikinci maçında Kolombiya'nın karşısına çıkıyor.. Bu maçta takım kadrosu içindeki tek klasik açık oyuncusu olan Angel Di Maria'nın tercih edilmesi oyunu genişletmede çok daha büyük faydalar sağlayabilir.. Eğer Batista, Bolivya maçına Tevez - Di Maria değişikliğiyle çıkmasa Şubat ayındaki Portekiz maçındaki aynı 11'le 5 ay sonra ilk Copa America maçına çıkmış olacaktı ki tek başına bu Arjantinlinin oyuna ve takıma bakışının ne olduğunu gösteriyor.. Böyle bir 11 itibarıyla Carlos Tevez, Diego Milito, Gonzalo Higuain ve Sergio Agüero gibi 4 forvetin tamamının yedek kaldığı düşünülünce isimlerin büyüsüne kapılmadan kafasındaki sistemi ve daha güçlü bir Arjantin'i düşleyen Sergio Batista'ya kanın ısınmaması için fazla bir sebep yok.. Çok büyük ihtimalle bu 4 oyuncudan en az 3'ünün düzenli yedek olacağı, major kulüpler tarafından istenen Javier Pastore'nin ana plan içinde düşünülmediği Arjantin'de başlangıç bence çok olumlu ve takım belki de ilk defa benim gözümde net favori.. Oyuncu seçimi ve sistem oluşturma teknik direktörlüğün küçük bir kısmını gösterir ve Batista'nın bu anlamda nasıl bir hoca olduğuna dair başka hiçbir fikrim yok ama son 20 yılın kaybedeni Arjantin'de 2010'daki yanlışları tespit edip bunların üzerine gitmeye çalışması bile ona yaklaşımın çok daha ılımlı olması için yeterli.. Arjantin, Brezilya'nın da ilk maçında hiç iyi görünmediği 2011 Copa America'da 15. şampiyonluğa beklediğinden de yakın olabilir..

22 Haz 2011

Örümcek'in Laneti ve Astonishing X-Men


Arkabahçe Yayıncılık'ın hikaye olmasıyla birlikte Türkiye'deki comic camiasını yayınsız bırakmayan ve burada da adını sık sık geçirdiğim Hoz Comics de nalları dikti ve "Evolve or Die" adlı şahane hikayeyle başlayan Spider-Man yine öksüz kaldı.. Türkiye'de çizgi roman yayıncılığı yapmanın ne kadar zor olduğuna dair sayısız cümle yazdık, bunu tekrar etmeye gerek yok.. Fakat özellikle Spider-Man'i çıkarmaya başlayan yayın evlerinin sonrasında yaşadıkları ciddi ciddi korku filmine senaryo olur.. 1 Numara Yayıncılık, Arkabahçe ve en son olarak Hoz Comics.. Çıkardıkları muazzam kaliteli Fumetti'lerle birlikte piyasada var olan Hoz'un Örümcek ağına bulaştıktan sonra yaşadıkları çok üzücü.. Sonuç olarak bir yayınevi daha comic bazında Türk çizgi roman tarihinin tozlu yapraklarında yerini alırken bayrağı devralması gerekenler vardı.. Onlar da Marmara Çizgi olarak kendilerini ortaya koymuşlar.. Hoz Comics'de Spidey'lerin editörlüğünü ve çevirmenliğini yapan sevgili İlke Keskin'in de katılımıyla Marmara Çizgi yukarıdaki Astonishing X-Men'le piyasaya dalmış ki yine ne kadar doğru bir seçimle işe başladıklarına dair yazılacak şey çok ama öncelikle alıp okumak gerek bu şaheseri..

Son dönemde Marvel ve X-Men dünyasındaki gücünü kaybeden Xavier'in yokluğunda X-Men'in gerçek liderliği konumuna yükselen Cyclops'un kurduğu yeni ekibin maceraları 2004'te başladı.. Çizer John Cassaday, yazar Buffy-Angel evreninin yaratıcısı olan güzel kafa Joss Whedon.. X-Men 3'ü yönetmesi için adı geçen isimlerden olan, sonrasında kısa bir süreliğine Wonder Woman'ın yönetmenliğine getirilen Whedon, şu anda Marvel Studios'un beyazperdedeki en büyük team up hikayesine soyunduğu The Avengers'ı çekiyor.. Film 4 Mayıs 2012'de sinemalarda olacak ve The New Avengers'la ilgili de Türkiye'de Gerekli Şeyler'in güzel çalışmaları var, ona da bir sonraki çizgi roman postunda değiniriz..

Marmara Çizgi'ye destek.. Artık ne kadar giderse :)

17 Haz 2011

Hücum ede ede bitiremedik


Yaklaşık 2 haftadır Ünal Aysal üzerine bir profil yazısı yazmak için araştırma yapıyorum.. Yaklaşık 30 yıldır Belçika'da iş hayatına dair çok büyük başarılar üreten başkanın arkasında neredeyse iz bırakmadığını gördüm ki yazının gecikme nedeni çoğunlukla bu.. Belçika kaynaklı olmak üzere Ünal Aysal'a, onun yaşamına ve iş hayatına dair ortaya çıkanlar o kadar sınırlı ki bu çapta bir insan için hayli şaşırtıcı.. Buna dair kafamda planladığımdan çok daha azını içeren bir Ünal Aysal yazısı gelecek ama başkanın transferlere ve ona dair açıklamalarında izlediği yol şu ana kadar küçük hayal kırıklıkları içeriyor..

Gelir gelmez kulüp yapısıyla ilgili olan ve olması gerekene dair yaptığı muazzam açıklamaları, profesyonelleri işin içine sokacağını söylemesi bir yana transferde verdiği isimlerle taraftara verdiği umut sonrasında beklentiler ve uzantısı olarak gerçekleşmeyenler erken girilmesi beklenen süreci bir hayli uzattı.. Çok şöhretli sürpriz bir kaleci ve Drogba'yla yapılan giriş sonrasında gelinen nokta sadece Selçuk ve Elmander'i bitirebilen, bunun yanında talip olduğu birçok oyuncuyu ikna edemeyen bir Galatasaray görünümünde..

Kaleci için gidilen isimler ne kadar doğru ve gerekliyse forvetteki ısrar da Galatasaray için o kadar anlamsız.. Buffon, Frey, Doni ve Muslera karesini anlamlandırmaya çalışırken forvette de Drogba rüyasından çabuk uyanan takım, sonrasında Klose tarafından geri çevrildi ve bir anda bu akşam ortaya çıkan gelişmeyle Forlan'ı bitirdi.. Yanında gelen adamlar yine takımın birinci dereceden ihtiyacı olmayan Reyes ve Ujfalusi..

Galatasaray'ın son 3 yılda yaptığı transfer yanlışlıklarına dair yazılan yazılar birleştirilse tefrika olur.. Takımın 2008/2009 sezonunda ortada 1 yıl boyunca oynamayan Linderoth'a güvenip arkasını hiç umursamadan Arda'nın bölgesine aldığı kenar oyuncusu, forvet ve Servet'i tamamlama yönünden sıkıntıları çok net ortada olan stoperle ortaya sancılı bir takım çıkarıldı, uzantısı Avrupa'da olmasa da ligde ortaya çıktı ve başarısız bir sezon ortaya çıktı.. Bir sonraki sezona 4 yıl öncesinin zirve futbolunu ortaya çıkaran hocasıyla ve onun Türkiye için çok yeni dizilişiyle giren takım savunma ve orta sahayı yine boşlayarak bir forvet arkası, bir sağ açık alıp savunmayı bu sefer çok daha mantıklı ama tek başına yetmeyecek bir isimle takviye etti.. Sezona müthiş giriş sonrasında orta sahadaki problemler yine ortaya çıktı.. Sezon ortası yapılan hamlelerse yine bir kenar oyuncusu ve bir forvetti.. Biri seks skandallarıyla, diğeri gösteremediği potansiyel ve yüksek bonservisle sezon sonunda geri gönderildi.. Takım aynı hocayla ikinci sezonuna girerken, son iki senede ortaya açık şekilde çıkan problemler sadece Lorik Cana eklemesiyle tolere edilmeye çalışıldı.. Çok doğal olarak olmadı, imdat çekici olarak bir başka forvet arkası umuduyla Misimovic geldi.. Sorunlu yapıya daha fazla dayanamayan Rijkaard gönderildi, sonrası Hagi ve benim kendimi bildiğim günden beri Galatasaray adına gördüğüm en dip nokta..

Galatasaray'ın son 3 senedir yaşadıkları bunlarken gelen bu transferler, ağzımda çok acı bir tadı bu kadar erken bırakmaktan başka bir şey yapmıyor.. Takımın yıllardır yapması gereken hem tandemde, hem de orta üçlüde olmayan omurgayı oluşturmak ama bu sene de başlangıç ve paranın harcandığı bölgeler forvet ve kenar oyuncuları.. Beşiktaş, Diego Forlan'ı isterken EnriQue Cerezo'nun çektiği fiyat 32 yaşındaki oyuncu için 10 milyon euro'ydu.. Ujfalusi'yi dışarıda bırakınca muhtemelen sadece 2 oyuncuya son pazarlıklarla birlikte 15 milyon euro'luk bir bonservis ödenecek ki geri dörtlüsü neredeyse bomboş olan, yıllardır bütün maçları kaybettiği bölge olan merkezinde sadece Selçuk bulunan bir takım için başlangıcın yine buradan olması esef verici.. Taraftar hiçbir zaman muhasebeci değildir, harcanan parayla da ilgilenmemesi gerekir fakat belli bölgelere harcanan para eğer diğer pozisyonları etkileyecekse iş tamamen değişir.. Galatasaray'ın Reyes ve Forlan'a bu bonservisleri verirken Servet'in yanını Neill'dan daha yavaş, tekniği daha kötü, artık yavaş yavaş beke kayan Ujfalusi'yle tamamlamaya çalışması müthiş bir planlama hatası.. Elmander'in ve Baros'un bulunduğu forvete gelecek Forlan ve yine hiçbir şekilde bu takımın birinci ihtiyacı olmayan sol ayaklı bir sağ açığa harcanacak 15 milyonun ben tandem ve merkeze akıtılmasını beklerdim.. Galatasaray'ın savunmadaki tercihi Ujfalusi'yken merkezdeki tercihini de ilerleyen günlede göreceğiz.. Galatasaray'lının kendi oyuncularıyla BAM BAM şeklinde dalga geçtiği yapının hemen ardından gelen en az 3 oyuncu düşüncesi de yine bu yabancı tercihleriyle çok büyük ihtimalle suya düşecek..

Bundan sonra gelecek oyuncuları elbette göreceğiz ama ben Ünal Aysal'ın son yaptığı çıkışlardan sonra transfere en az bir bu kadar daha harcayacağını düşünmüyorum.. Kulübe başkan olduktan sonra belki ortaya çıkan yeni hesaplar, belki de yeni şirket yapısının gösterdiği sorunlar nedeniyle beklediğinden farklı bir Galatasaray bulan Ünal Aysal'ın bu ortamda transfer yapmak mümkün değil mesajlarını doğru değerlendirmek, Forlan - Reyes - Ujfalusi'ye akacak olan 20 milyon euro'yu bir de bu açıdan değerlendirmek gerek.. Takım yine olması gereken yerine daha cilalı, daha parlak olanı tercih edip başka bir girdabın içine sürüklenme belirtisi gösteriyor.. Takımda bu transferlerle birlikte var olan yabancılar şunlar: Stancu, Culio, Baros, Elmander, Pino, Ujfalusi, Reyes, Cana, Forlan.. Bu isimlerin üzerine bir kaleci, bir orta saha oyuncusu ve Jose Mourinho'nun "Günün futbolunda oyuncu almaktan daha zor bir şey varsa o da oyuncu satmaktır." sözünü ekleyip Galatasaray'ın son 3 yılını göz önünde tutunca ortaya çıkan şey ilk aşamada yine pek parlak değil..

3. gelişine çok inandığım Fatih Terim'in Rafael Benitez gibi transferlerdeki sıkıntıları malumdur ve bu anlamda şaşkınlığım büyük değil.. Ama Terim'in var olan durumu daha iyi analiz edip, gelecek yanlışı doğru pozisyonlar üzerinde yapmasını beklerdim.. Bu anlamda hayal kırıklığım mevcut.. Transfer daha bitmedi ama bu portföyle ve beklentilerin altında görünen bütçeyle umut veren sürprizler yapma ihtimali bence yüksek değil.. Galatasaray Baros ve Elmander'i tuttuğu forvet bölgesine Forlan'ı alırken seneye savunmasını çok büyük ihtimalle Balta - Servet - Ujfalusi - Sabri dörtlüsüyle kuracak ki bu neresinden baksanız trajikomik..

Sorun, Forlan ve Reyes'in Galatasaray'da iyi futbol oynamayacak olması değil.. Bunun tahminini de şu an için yapmak zaten mümkün değil.. Forlan ve Reyes, Galatasaray forması altında çok iyi bir ilk sezon geçirip devamında çok stabil klas performanslar gösterebilir.. Ama Galatasaray'ın son yıllardaki sorunu çok büyük oranda (sakatlıklar hariç) forvet ve kenar odaklı olmadı.. Galatasaray geçmişte Baros'tan mükemmel bir forvet performansı gördü.. Bu takımın kenarına Kewell, Keita, Gio ve belirli maçlarda Elano girdi.. Kulüp bütün planlarını sol açığında oynayan bir Türk genci üzerine yaptı.. Forlan ve Reyes'in bu adamların ortalamasının çok üstüne çıkma şansı ne kadar? Fazlasıyla nev-i şahsına münhasır olan Türkiye Süper Ligi'nde bunun net cevabı yok.. Kulüp bir kez daha var olanları daha iyileriyle upgrade etmeyi, olmayanı almaya tercih etti.. Umuyorum Terim'in kafasında çok iyi bir ana plan vardır ve var olan değerli yan faktörleriyle bu sorunları nötrler.. O güne kadar bende yine hayal kırıklıkları, önceki sezonların tekrarına dayanan bir "off-season" başlangıcı..

Blogger tarafından desteklenmektedir.