
Salsa'nın yayınladığı haber spor camiasında gerekli sarsıntıyı yarattı, olay çok çabuk bir şekilde Türkiye çapında yayıldı ve akşam saatlerinde yönetimden açıklama geldi.. Böyle bir kepazeliğin ortaya çıkmasından sonra bu işle ilişkili herkesin görevden alındığı açıklandı ki yapılması gereken de buydu zaten.. Cemal Nalga gibi Galatasaray basketbol takımı içindeki tek görevi pota altındaki hustle icraatları ve kısa oyunculara screen'e gelme olan bir oyuncu üzerinden yapılan bu rezilliğin 100 yıllık kulübe ne fayda sağladığını sormayacağım, bunu soranlar illa ki olacaktır zaten önümüzdeki günlerde.. Coach, coach yardımcısı, menajer ve teknik menajeri görevden alıyorsun gayet normal bir şekilde.. Bu olayın özellikle teknik ekibin başının altından çıktığı ortada.. Ama bütün şubenin başında bulunan, sadece Canaydın kontenjanından kulüpte iş yapan ve takımı elinde oyuncak eden Ahmet Dedehayır hala neden görevdedir? Buna bir açıklama bulmakta zorlanıyorum ben..
NTVSPOR ani toplantıya ekip göndermiş, Irmak Kazuk sıcağı sıcağına Dedehayır'a olayın iç yüzünü soruyor.. Bir şey söyleyecek durumu yok tabii Dedehayır'ın, tek kelime edecek cesareti bulamıyor kendisinde ve basın sözcüsü Mehmet Helvacı'ya yönlendiriyor Kazuk'u, ben sadece yanında duracağım diyor..
Bu kepazelik 2 post altta yaptığı işleri övdüğüm Adnan Polat'ın başına büyük işler açabilir ki üzücü olan budur.. Galatasaray'ın ellerinden gittiğini düşünen o kesim anında harekete geçer.. Polat yapılması gerekeni yapmayarak bu sürece ne şekilde hizmet edecek onu kestirmek zor ama.. Takım cezayı alsın, kupadan uzun süreler boyunca ihraç edilsin, gerekirse küme düşürülsün ona kimsenin diyeceği bir şey yok.. Fakat idarecilerin sözünden çıkamayacak olan Cemal Nalga'nın yönetmelikte geçen 1-3 yıllık cezayı çekmesi beni en çok üzün durum olur.. Doping hadisesi bireyseldir genellikle ve ağır ceza almaları gayet normaldir kullananların fakat açık bir şekilde emirle sahaya çıkarıldığı belli olan bir oyuncunun bu nedenle 2 yıl civarı ceza alması benim vicdanımı rahatsız eder.. Suçludur mutlaka ama umuyorum böyle uzun bir ceza almaz Cemal..
19 Kasım 2009 Perşembe
Bitti mi?
18 Kasım 2009 Çarşamba
Plasenta Tedavisi
GS+Bonus ve GSBilyoner

Bir süredir kulüp organizasyonu ve saha dışındaki gelir getirici işlemlerde Fenerbahçe'nin Galatasaray'ı geçtiğini söylüyoruz.. Özhan Canaydın, borçları eritme kisvesi altında kulübün altına dinamitleri koyarken çok zaman kaybetti Galatasaray.. Adnan Polat'ın başa gelmesiyse her anlamda bir milat.. Futbol dışında Galatasaray'ın elinde bir tek, çıktığı günden bu yana kalitesiyle rakiplerininkine fark atan güzel dergisi kalmıştı.. Bunun dışında televizyon, merchandising ürünleri ve gelirleri, gelir getirici diğer birçok konuda arkalarda kalmaya başlıyordu Galatasaray.. Polat'la bunlar da değişiyor yavaş yavaş..
GSBilyoner başlı başına bir devrimdir mesela.. Bahisler üzerinden kulübün kendi payına düşeni alması muazzam bir olaydır.. Birçok farklı yerden Galatasaray'ın Bilyoner'den kazancını araştırmaya çalıştım.. Karşıma çıkan rakam hep aynı, oynanan bahis üzerinden %4 kazanıyor kulüp ve müthiş bir oran bu.. Hala tam olarak inanmamakla birlikte bu işin kulübe her türlü faydası olacağını kabul etmek gerek.. Bahis, sporların en büyük pastalarından biri ve kulüpler bundan koca bir dilimi kendilerine almak zorundalar.. Gönül iddaa gibi soyguncu ve rezil bir kuruluştansa çok daha saygıdeğer, bu işin hakkını veren bir şirket üzerinden bu paraları kazanmayı isterdi ama 2009'da hala tekellerle uğraşıyor Türkiye..
GSBonus diğer güzel bir hadise.. Basın toplantısında Yiğit Şardan'ın kullandığı bazı tabirler artık bilet ve kombine alarak maçı statta izleyen taraftarların bu kartı alma zorunluluğu gibi bir şey getirecek önümüze ki tehlikeli olan tarafı bu.. Bunun daha net bir şekilde açıklanması gerek.. Benim anladığım böyle bir mecburiyeti ortaya koyacak kulüp ama bu karta sadece bir kredi kartı gözüyle bakılmamasını da isteyecek.. Hem taraftar kartı olarak kullandığın, hem maçlara girebildiğin, bunun yanında istediğin alışverişi de yapabileceğin bir kart olacak bu.. Bir bankanın özelinde değerlendirmektense Galatasaray başlığı altında düşünmek daha mantıklı.. Reklamları biraz zorlama, GSMobile reklamının yaptığı etkiden uzak.. Ama o güzel reklamlar zaten amacına ulaşmamıştı.. Buradaki ürün daha dikkat çekici.. Özellikle fotoğraftaki siyah karta bayıldım, direkt alacağım bir tane.. Bu arada var olan Bonus'lar bu kartla değiştirilmiyor.. Ya ikisini birden kullanacaksınız, ya da bunu isteyip diğerini iptal edeceksiniz.. Bankadan gelen bilgi de bu yönde..
15 Kasım 2009 Pazar
Galatasaray C.C. 74-72 Fenerbahçe Ülker

Galatasaray'ın gerçekten mücadele ettiği ve iyi savunma yaptığı ilk yarı bittiğinde skor 35-29.. Çevremdeki bütün Fenerbahçeliler Galatasaray ekstra üç attı, biz ise hiçbir şey sokamadık diyordu.. Eğer dengeli olsa skorun aynı farkla kendileri lehine olacağı gibi bir düşünceleri vardı.. Halbuki bu işte her zaman için denge unsurları ön planda.. Fenerbahçe şutör bir takım ve 1/10'da kalmaları çok normal değil, doğru.. Galatasaray'ın 7/10 atması da biraz ekstra, evet.. Kaldı ki o yedinin iki tanesi yaklaşık 8 metreden mesafeli üçlüklerdi.. Ama o dış atışlarl 35-29 olan skorda Galatasaray'ın aleyhine işleyen denge unsurları da vardı.. İlk yarıyı 6/23 iki sayılık isabet oranıyla bitirdi Galatasaray ki çok nadir rastlanabilecek bir durumdur bu.. Üçlükler dengeli olsa rahat önde olurduk gibi olasılık tezine karşı iki sayılık atışlarda Galatasaray biraz daha şanslı olsa ilk yarı 15-20'ye bağlanırdı demek aynı şey ve ikisi de doğru değil.. Zaten üçüncü çeyrekte Fenerbahçe daha iyi üçlük attı ama iç atışları dengeleyen Galatasaray periyot boyunca farkı korumayı başardı..
Fenerbahçe'nin Galatasaray'a üstün olduğu tarafın pota altı olduğunu basketbolla ilgilenmeyenler bile bilir.. Fenerbahçe burdaki üstünlüğünü maç boyunca kullanamadı.. Tanjevic'e burada eleştiri gider, nasibini de almalıdır sonuna kadar ama dışarıda sağlam bir baskı olduğu zaman içeri top indirmenin o kadar kolay olmadığının da farkında olmak gerek.. Ama bütün bunların yanında Okan Çevik'in hangi motivasyonla maçın sonlarını ve hemen hemen bütün uzatma dakikalarını tek uzunla oynadığını ben anlayamadım.. Zaten rakibin özellikle pota altında genel bir fiziki üstünlüğü var.. Maçın yorgunluğu üstüne binmiş.. Uzatma dakikalarında topçulara kramp girmeye başlamış, sadece maçta iyi üçlük atıldı diye mi 4 kısayla oynadı bütün uzatmaları takım? Eğer öyleyse neden adam gibi bir transition hücumu ya da düzgün çizilmiş ve sonunda nokta şutun bulunduğu bir tek set oynayamadı bu takım? Okan Çevir elbette bunun cevabını verecektir kendi içinde.. Maçın öncesindeki düşüncem galibiyete rağmen değişmedi, oldukça vasat bir coach.. Liseliyim ben diyerek görev alınır Galatasaray'da ama genelde bundan zararı kulüp görür.. Lise spor yönetimindeki yeteneğe direkt bir etki yapmıyor hiçbir zaman.. Son serbest atış rezaletine ise hiç girmek istemiyorum, mantalitenin de sorunlu olduğunu gösteren net bir örnektir..
Galatasaray açısından devam edeyim.. Alınan yabancıların geneli vasat.. Darius Washington vasat kere vasat bir point guard.. Mike Wilkinson aynı şekilde.. Rancik'in maçtan sonraki hareketleri taraftarın hoşuna gider, savaşçılığı da bir yere kadar gider belki ama onun da toplamını vasatın üstünden bir adım ileriye koyamıyorum.. Eldeki işe yarar tek yabancı Simas Jasaitis.. O da ancak kendisini sağlam bir sistem ya da klas bir coach'un yönetimi altında ifade edebilir.. Böyle bir takımda istediği ortamın oluşması zor.. Galibiyet geldi ama bu takımdan bu sene de bir şey olması zor.. Bunun hesabını da yanlış coach seçimleri yaptığı yetmiyormuş gibi, iyi bir yabancı bulup üst üste 1-2 sene onunla çalışmayan Galatasaray yönetimleri verir.. Kepez ve Banvit deplasmanlarını alamadıktan sonra bu galibiyette Galatasaray-Fenerbahçe rekabetinden başka bir anlam bulamıyorum ben..
Tanjevic'in 4 kısalı Galatasaray'a karşı ısrarla tek uzunun tuttuğu Oğuz'dan oynamasını çok anlayamadım.. Gerçi Semih'in Jasaitis'e üstünlüğü gibi bir fark vardı orada da neredeyse.. Will Solomon'un Tanjevic kaprisiyle gittiği takımda Lynn Greer'ın da ilk 5 başlamaması ayrı bir Tanjevic kaprisi olarak Fenerbahçe tarihine geçer.. Maç berabere bittiğinde Oğuz Savaş'a 15 saniye boyunca sallayan hoca maçı Oğuz'un kaçırdığı iki serbest atışla kaybettiğinde neler düşünmüştür acaba? Çıkan olaylar bir Galatasaray - Fenerbahçe klasiği.. Futbolda olduğu gibi basketbolda da klasikler var.. Galatasaray'ın kendi sahasında oynadığı maçlarda mutlaka bir ceza alır takım.. Genelde taraftarlar dışarı çıkarılır.. Bugün de aynısını bekledim, şanslıydı takım.. 1-2 maç ceza garanti gibi.. Bir şekilde ceza alacak şeyleri yapıyor bu taraftar, anlayabilmiş değilim.. 2 Fenerbahçeli'nin hareketlerinden galeyana gelebiliyorsa bu adamlar gerçekten sinirlerini bozmak çok kolay demektir.. Galatasaray ceza alacak, ki almalı da.. Ama alırken ilk pozisyonda taraftarın üzerine yürüyen Tarence Kinsey'ye hak verilebilecekken, aynı oyuncunun içeri kaçarken pota arkasındaki bir taraftarın ağzının ortasına çakmasının da gözden kaçmaması gerek.. Olay karşılık hesabı değil, hak edenin gerekli cezayı görmesi..
İki takımın da bu sene şampiyonluğun yakınından geçmesi oldukça zor.. Maçın gösterdiği tek şey de budur bana..
Yazan
Parma Maniac
zaman:
22:35
19
yorum
Etiketler: Basketbol, Galatasaray Maçları
2012

Ne olduğu daha çekimlere başlandığı gün belli olan bir filme gidip izledikten sonra o film hakkında atıp tutmayı sevmiyorum, yapanlarla da mütemadiyen dalga geçiyorum.. Belki ilk defa işin o tarafına geçeceğim.. Başından sonuna bu kadar kahkaha atarak izlediğim ve yanımdaki arkadaşımı bile sinir ettiğim bir film olmamıştır sanırım.. 2012 tek bir şeyi hadisenin dışında bıraktığın zaman o kadar kötü bir film, o kadar feci bir yapım ki sadece bu yönüyle 2.5 saat boyunca eğlendirebildi beni..
Sinemaya sağlam kurgulanmış klas bir senaryo, iyi yönetim ve sağlam oyunculuklar izlemek için gider insanlar.. İşin normali bu zaten.. Ama bir de bu hadisenin görsel boyutu var.. Büyük prodüksiyonlara, A sınıfı filmlere ambalaj yönünden en büyük katkıyı yapan efektleri için de sinemaya gitmekte bir sakınca yok.. 2012'ye tamamen bu nedenle gittim zaten.. Şimdiden söyleyeyim, gelecek seneki Oscar'ların görsel efekt ödülü 2012'nindir.. Müthiş iş çıkarmış teknisyenler, Emmerich zaten bu yönden de tecrübeli bir isim.. Çok bol ve geniş planlı sayısız efekte rağmen dikkatli bakınca bile 2-3 sahne dışında neyin gerçek olduğunun farkına varamadığınız şahane bir ürün çıkmış ortaya.. Ama bu harika sahneler filmden o kadar bağımsız, içinde bulunduğu yapım o kadar yavan ve kötü ki sinemadan çıkarken ağızda resmen buruk bir tat bırakıyor..
Filmin ilk sahneleri aslında tam bir klişe karşıtı.. Oluşan durumun farkına varan bilimadamı hemen hükümetten bir yetkiliyle konuşma çabası içine girer.. Konuşmaya çalışırken hükümet görevlisi adamı küçümser, dalga geçer, çevredeki kodamanlara espriler yapar.. Emmerich'in önceki filmlerinden tanıdığınız bir açılıştır bu sahne.. O anda beklediğim adamın bizim başroldeki bilimadamını sallamaması ve salonda bize vah vah olacak şey mi dedirtmeleriydi.. Emmerich böyle bir yol izlememiş.. Amerikan hükümeti direkt olaya giriyor.. Şaşırdım, yoksa klişeler bu açılışla beraber bir bir kırılacak mı dedim.. Devamında ise o klişelerin ağababasını gördüm.. Klişeler birçok filmde vardır, çok da kötü bir şey değildir bir sinema filmi için.. Ama 2.5 saatlik uzun bir yapımda 35-40 tane görünce ve hepsi 5'er dakikalık aralarla gelince sinemada kahkaha attırıyor.. Son anda kurtulmalar sinemanın olmazsa olmazıdır, ama bir filmde 17 kere başına gelmez karakterlerin, gelirse güldürür.. Film zaten kendini ciddiye almıyor, orası güzel.. Ama o ciddiyetsizlik de o kadar fışkırıyor ki perdeden, John Cusack gibi çok sağlam bir aktör bile filme zerre dahil olamıyor.. Resmen parasını almış ve keyfine bakmış Cusack.. Sinemada ne kadar kötü bir Cusack izleyebiliriz sorusunun rahatlıkla cevabı olabiliyor film.. Roland Emmerich kifayetsizi Independence Day'de Amerika başkanına F-16 kullandırıp uzaylı avlatmıştı.. Öyle muhteşem, cesur bir kumandan, sağlam bir askerdi.. Bu filmde ise gemisini terk etmeyen kaptan kıyafetine sokuyor başkanını.. Danny Glover filmin oyunculuk bazında ortaya bir şeyler koymaya çalışan tek oyuncusu fakat.. Hiçbir filmle dalga geçmem, bunları yapmaya çalışan entel sinema eleştirmenlerinden de nefret ederim.. Ama bu filmin bende yarattığı tek etki gülmeydi.. Sadece bunun için bile gidilebilir, bu anlamda da ciddi bir eğlenceyi vadediyor film..
Bu aralar cebinizde paranız çoksa rahatlıkla gidebilirsiniz filme.. Zira sinemada görselliğin ne boyutlara geldiğini 2009 içinde bu filmden daha iyi gösterebilecek bir yapım uğramayacak salonlara.. Evde izleyecekseniz geçireceğiniz 2.5 saate yazık olur, performansın p'sini alamazsınız.. Bunun dışında bir şey yok.. Ama gerçekten yok.. Ha, Thandie Newton var ki kendisine Mission Impossible 2 günlerinden beri hastayız.. Tek başına yarım saati onunla garantiye alabiliyorsunuz.. 1 saati görselliğe ayırın.. Kalan 1 saatte gülebiliyorsanız şanslısınız.. Yoksa ağır sıkıntı ve baygınlık..
Emmerich sinemacıysa, ben de Spider-Man 4'ün yönetimine talibim.. Kötü bir iş çıkartacağımı sanmıyorum..
İrlanda 0-1 Fransa

Liam Lawrence destekli Glenn Whelan ve Keith Andrews'tan oluşan orta saha Gourcuff'u dışarıda bırak iki Diarra'yla bile aşık atacak düzeyde değildi, öyle de oldu.. Andrews League One'dan gelip kendisini Blackburn'de, EPL'de bulmuş bir oyuncu.. Bu sene de düzenli oynuyor ama Blackburn'un ön alandaki en zayıf hattını göbeği yapan bir oyuncudur bence.. İrlanda'da ilk 11 ama.. Demek ki görülüyor bir şeyler.. Trappattoni'nin elinde, bu maçtaki gibi iyi kurgulanmış bir Fransa'nın bu oyuncularına karşı fazla şeyi yoktu.. Aiden McGeady'nin neden yedekte kaldığı sorgulanabilir ama EPL'de formunu bulmaya başlayan bir Damien Duff varken fazla konusu yapılmaz.. Belki biri ters kanatta değerlendirilebilirdi, ama sonucunun ne olacağını kestirmek ve özellikle daha doğrudur demek imkansız.. Geçen sene Boro'nun çiçeği burnundaki hocası Gordon Strachan'la bazı problemler yaşadı ama bu sezon onları atlatmış görünüyor.. Benim İskoç futbolunu takip etme nedenimdir, çok da kral çocuktur ama atlaması gereken eşikte 1-1.5 sene geride kaldı gibi.. Toparlaması gereken şeyler var.. Hem mental yönden, hem de saha içinde..
Fransa'nın sahadaki düzeni ve yapısı Galatasaray nedeniyle Türkiye'de son 5 aydır çok moda olan 4-3-3'ün çok yakın ve sağlam bir modellemesi.. Alou Diarra'nın arkadaki yapısı, Lassana'nın ve Gourcuff'un üzerlerine biçilen rolü ve formayı hakkını vererek icra etmeleri ve oyunu merkez üzerinden sürekli olarak kenarlara yıkmaya çalışan bir takım.. İki tane forvetten bozma açık/forvet oyuncusuyla böyle kısır ve mücadeleye dayalı bir deplasmanda sisteme beklenenden fazla işlerlik kazandırmayı başardılar.. Domenech'in kenarlarda Henry ve Anelka tercihi, ortadaki Gourcuff'la beraber bu deplasman için oldukça cesur bir girişimdi.. Karşılığını aldığına sevindim.. İki has forvetin kenarlardaki tecrübelerinden orta saha trick'lerini ne kadar çabuk alıp özümsedikleri ve futbol bilgisiyle birleştirdikleri de Anelka ve Henry üzerinden incelensin..
Domenech ayrı bir postu hak eder.. Teknik adamları milletlere ayırıp bir nevi futbol ırkçılığı yapacaksak Fransızları hocalık yönünden ben en tepeye koyarım.. Müthiş bir teknik adam topluluğudur.. Tanınmışlarının içinden iki tane yüz karası vardır.. Biri Santini, diğeri Domenech.. İkisi de Fransa Milli Takımı'nda batırmıştır.. Domenech'in Fransa'daki bütün eleme maçlarını izleme fırsatımız olmuyor tabii.. Ama bugüne kadar fazlasıyla tanıklık ettik.. Gözümde son 2-3 yıldaki en iyi maçını çıkarmıştır bugün.. Sahaya çıkardığı takımı, düzeni ve oyun kurgusuyla bugün eksiksizdi.. İrlanda'nın çok açık gücü yetmedi.. Bundan sonra işlerin değişmesi için ikinci maçta Santini'nin Domenech'e asistanlık yapması gerek ki o bile yetmeyebilir.. Lassana'lı, Henry'li, Gourcuff'lu ve daha birçok güzel topçu barındıran Fransa Dünya Kupası dışında kalmamalıydı.. Böylece bize de İtalya dışında takip edecek takım çıksın..
Caner Eler maçta yine döktürdü.. Neden bu ülkenin en güzel "spor" spikeridir, combo guard'dır, her işi harika yapardır onu tekrar gösterdi.. Ağzına sağlık..
Yazan
Parma Maniac
zaman:
00:08
5
yorum
Etiketler: Diğer Maçlar, Futbol
13 Kasım 2009 Cuma
7-1

Fotoğraf Phoenix'in genel yapısını özetlemek için güzel, sembol olarak kullanılabilir.. Pau Gasol sezon başından beri yok, ki bu gece de Denver deplasmanında oynamayacağı kesin.. Andrew Bynum da 2 maç oynamadı sakatlık nedeniyle.. Onun yerine oynayan DJ Mbenga'nın rebo ve bloklara yaptığı katkıyı yadsımak da mümkün değil tabii.. DJ, Lakers üzerinden para kazandığı için ekstra mutlu olduğum topçulardan biridir geçmişte yaşadıkları nedeniyle.. Maçtan önce Phil Jackson Gasol'un christmas'tan önce dönmesi zor dedi, sonra şaka len şaka yaptı ikinci açıklamasında.. Laker'ların yürekler bir ağza geldi, beni bir süre karalar bağladı ama babanın 'sense of humour'una kurban gitmişiz.. En azından ben gittim tek başıma..
Phoenix maçına yatarken saatimi kurmuştum Phoenix maçına, o alarm bazen uyandırmıyor işte beni.. Drew'un Phoenix pota altından dana rosto yapacağını az çok tahmin ediyordum.. Müthiş değerlendirdi Gasol'un yokluğunu ve o şanssız bağ sakatlığından önce yakaladığı form ve fizik durumuna geri döndü Drew.. 6 maçta ortalama 39 dakika süre aldı.. Rakamları: 21.0 sayı, 11.3 rebo, 2.0 ast, 1.5 blok ve %58 şut yüzdesi.. Eğer Allah'ınızdan belanızı da istemiyorsanız, bir pivot oyuncusundan daha fazlasını bekleyemezsiniz.. Güzel eklemelerle güçlenen rakiplere karşı Ron Artest'le upgrade yapan Lakers'ın bir diğer güçlenme hamlesi olabilir Bynum.. En azından benim umudum o yönde.. Bynum'un da ciddi anlamda ilk 5'e yerleştiği bir ortamda Artest'le birlikte çok çok iyi bir savunma takımı haline gelebilir Lakers.. 1.5 senedir Phil Jackson'dan bu konuda çalışmalar görüyoruz ama daha zamanı var.. Tabii Fisher'ın sürelerini biraz daha kısmak şart.. İlk maçta Gasol'un da yokluğunda takım pek de iyi gitmedi.. Staples Center'da Dallas'tan alınan 94-80'lik mağlubiyet acıydı.. Atılan ve yenilen sayı arasındaki diferans normal sezondaki performans için açıklayıcı bir istatistiktir.. İlk 5 maç minimumlarda takılan Lakers son 3 maç vites artırdı.. Bunların ikisinde Gasol ve Bynum'un olmaması ayrıca sevindiriciydi.. Artest'in istatistikler dün kötüymüş ama takıma ısınıyor.. Bu gece Denver deplasmanı var, muhtemelen yenilgi de gelir.. Denver hem Phoenix'in hızına çıkabiliyor, hem de onların helva yapısına göre yeri geldiğinde de oldukça sert olabilen bir takım.. Gasol'suz o deplasmanda hücum adına ne konabileceği muamma ama önemli değil.. İlk 9 maçta 2 mağlubiyet oldukça beklenecek bir durumdu Gasol yokken.. Takım batıda öne çıktığı gibi lig birinciliği için de şu an itibarıyla geri kalmamış görünüyor.. Denver maçı atlatılsın, ondan sonra Staples Center'da Houston, Detroit, Chicago, Oklahoma ve New York maratonuna girecek takım.. Bu seriden 4-1 çıkmak için bile oldukça şanssız olmak gerek..
Şimdilik işler yolunda..
11 Kasım 2009 Çarşamba
Rent A Barusso

Barusso Galatasaray'a geldiğinde hepimiz bir miktar heyecan yaptık, kabul edelim.. Türk insanının kafasında önlibero mevkii deyince beliren ilk şey güçlü, fizik kalitesi yüksek bir zencidir.. Başkalarının kafasında başka şeyler düşününce belirebilir tabii bu, konumuz futbol.. Ülkenin futbol algısıyla ilgili bir şeyleri anlatır bu örnek başlı başına zaten.. Rimini'deyken İtalya'da dikkat çekip Roma'ya transfer olmuştu Barusso, oradan da Galatasaray'a kiralandı.. Zamanında bolca konuşuldu zaten.. Galatasaray'da önliberoda sahaya çıkabildiği bir maç yoktu sanırım.. Kalli zamanında Galatasaray'a gelip sağ bek oynamak zorunda kalması belki de hem kendi, hem de Galatasaray için şanssızlıktı.. Doğru düzgün pozisyonunda izlemeden Galatasaray'dan ayrılması da bende hayal kırıklığıdır.. Belki gereksizdi ama bir inancım vardı benim bu adama.. Roma ilk önce Galatasaray'a kiraladı, olmadı.. Geçen sene Siena'ya gitti ve Serie A'ya terfi etti ama orada da yeterli şansı bulamadı.. Ligde çıkabildiği maç sayısı sadece 3'müş geçen sezon.. Bu sene ise çıkışı yaptığı lige, Serie B'ye döndü.. Bir zamanların zor gol yiyen Serie A takımı, Roberto Baggio'nun Brescia'sına kiralandı.. Ligde 13 maç geride kaldı, Barusso bunların 7'sinde forma giymiş sadece.. Galatasaray'dan sonraki performansı gönderilişini yalanlamıyor.. Bazıları eğer ayağı kırılmasa çok başka topçu olurdu der, yeteri kadar izleme fırsatı bulamadığımız için üzerine konuşmak bu anlamda yersizdir.. Yaş olmuş 25.. Bundan sonra olsa olsa Serie A'da orta seviyeli bir takımda rotasyon topçusu olur.. Benim aklımdaysa 5 yediğimiz Leverkusen'de penaltıdan topu tavana asması ve beyaz tilki(!) Kalli'nin deneyleriyle kalacak bu adam..
Sharapova & Vujacic
10 Kasım 2009 Salı
Alcorcon mucizesi

Her büyük takımın geçmişinde alt liglerden bir takıma yenilmek vardır, büyütülecek bir hadise de değildir fazla.. Olayın etkisini Real özelinde artıran etkenler Real'in maça tam kadroya çok yakın bir düzende çıkması, skorun 4-0 olması ve Florentino Perez'in bu yaz harcadığı yüksek meblağlı paralardı.. Yeterli geyik yapıldı, takımdaki çatlaklar aralardan ilk sızıntılara neden oldu ve sonrasında işin temizlenme zamanı geldi.. Sahaya çıkarsınız, rakip güçsüz de olsa sizden o gece için daha motivedir, istediğiniz gibi oynayamazsınız, girdiğiniz pozisyonları skora çeviremezsiniz ve rakip her geldiğinde golü bulur yenilir, gerekirse fark da yersiniz.. Sadece futbol bu diyerek açıklanabilecek bir şey de değildir bu.. Bütün spor müsabakalarında böyle hikayeler vardır.. Taktik disiplin ve insanın işin içine girdiği her mecrada da benzer sonuçlar, benzer skorlar çıkar.. Bu geceye gelelim.. Real'in geçen hafta 4 yemesinden daha büyük sürpriz yine tam kadro çıktığı maçta ve 75 bin kişinin önünde Alcorcon'a 80 dakika gol atamaması ve 1-0'lık skorla net bir şekilde elenmesi.. Bir maçı mucizeyle, sürprizle, olağandışıyla açıklayabilirsiniz.. Ama 2 hafta arayla aynı rakibe karşı benzer iki maç çıkarıyorsanız, hatta ikinci maç daha sürpriz bir şekilde geçiyorsa takımda da bazı sorunlar var demektir..
Fazla uzatmaya gerek yok.. Pellegrini'nin takımın başına gelişi, olayın dışında bırakılışından bu sorunların yaşanacağı belli.. La Liga'ya geldiği günden beri bir proje takımı gibi görünen Villarreal'in beklenen ilk başarısını yaşatan adam Manuel Pellegrini.. Villarreal'e gelir gelmez sihirli bir dokunuş yapmış ama takımı kademe kademe yükseltmiş, ikinci ligden İspanya'nın Parma'sı olma umuduyla gelip ilk sezonlarında beklenenleri başaramamış bir takıma hak ettiği kimliği vermiş.. Önce lig başarısı, daha sonra Avrupa'da başarı ve Şampiyonlar Ligi yarı finali, en sonda da lig ikinciliği.. Proje takımında doğru projeyle yavaş yavaş en tepeye.. Real Madrid'in bu paraları harcadığı sezonda Pellegrini'ye bu sene ne yaparsan yap demeyeceği açık.. Transferler yapılırken Pellegrini'nin Perez'in yancısı gibi görünüp takıma dair hiçbir sözünün önemli olmadığının dünyaya yansıtılması da keza.. Her hocaya belli zaman vermek gerekir ama kulübün şartları ve o kulübe geliş şartları ve ilk başlarda yaşananlar da önemlidir.. Hem ülkede, hem de dışarıda Barcelona gibi bir rakip varken istediğin transferleri yap, başarının çabuk ve net bir şekilde gelmeyeceği ortada.. Eğer yeni kurulmuş bir takımdan net ve çabuk bir başarı isteniyorsa adres Pellegrini değil en başta.. Ama transferler dışında Real Madrid'in kulüp organizasyonuna dair dünyaya gösterebildiği bir şey yok şu ana kadar..
Takıma başından beri çeşitli eleştiriler yapılıyor.. Kanat savunmasının durumu en büyük eleştirileri alan konu İspanya'da ki tamamen önde yapılan tercihlerle alakalıdır bu.. Lassana ve Xabi Alonso'nun merkez için yeterli olmadığını, Kaka'yla birlikte çift forvetli bir yapının bu merkezle kolay kolay kaldırılamayacağını düşünüyorum en başından beri.. Şu ana kadar görüşlerimde bir değişme yok.. Kaka varken ve Raul'u bu takımdan kesemezken çift forvetli ve Kaka'lı takım arkadaki çift merkez oyuncuyla sisteme asimetrik bir yapı kazandırıyor ve bundan zarar gören de en az bir kanadın savunması.. Takımın eskileri Raul ve Guti'nin hocayla muhabbetleri, Karim Benzema'nın mutsuzluğu ve Cristiano Ronaldo'nun daha takıma tam entegre olamadan sistem içinde ne kadar önemli bir parça olduğu.. İşler kesat ama ligde gidişat çok kötü değil.. Pellegrini'den istifa bekliyodur mutlaka taraftar ama bu ortamda bu kadar kolay alınabilecek bir karar değil bu.. Dua etsinler Barcelona'da geçen seneki prime döneminin döneminin çok uzağında.. Ligde Barca'nın kopuşu gelmedikçe bence Pellegrini'nin koltuğu bir süre daha sağlam.. Ama umut var mı? Bende en başından beri yok..
08 Kasım 2009 Pazar
Diyarbakırspor 1-2 Galatasaray

Futbolda da, basketbolda da maçlarda tempoyu belirleyen takımlar genelde ev sahibi ekipler olurlar.. Tempo ise maçların kalitesini, daha da genelde ligin kalitesini belirleyen önemli faktörlerden biridir.. İki maç arasında tempo farkı varsa kalite daima temponun tarafında değildir bunun altını çizmek gerek.. Fakat tempo, oyun hızı o kaliteyi çok net bir şekilde etkiliyor işte.. Galatasaray'ın, Fenerbahçe'nin iç sahada oynadığı maçlarla, deplasmanlarda oynadıkları maçlar arasında belirgib bir kalite farkı var.. Skoru her yerde alıyorsun zaten bir şekilde ama ligin ne olduğuna kafa yoranların daima mazlumu oynattıkları Anadolu kulüpleri üzerinden bunu da konuşmaları gerekiyor..
Maç ciddi anlamda kötü bir 90 dakikaydı, o yüzden uzatmanın çok anlamı yok.. Sarp'ın yokluğunda Ayhan eklemesi ve Elano'nun kenarda başlaması kendi adıma desteklediğim bir hadise.. Yine de Bükreş deplasmanında Diyarbakır'dan daha kaliteli bir takıma anormal üstünlük kuran takımın ilk 15 dakikada yediği baskıyı anlamakta zorluk çektim.. 1 haftadır yaşanan siyaset-spor tartışmalarının pompaladığı adrenalin ev sahibi ekipteki yansıması olarak rahatlıkla değerlendirilebilir.. Müthiş pres yaptılar ilk 10 dakika.. Galatasaray'ın solda Kewell ve sağda Arda varken forveti üçlemesinin ve ileride çoğalmasının ne denli zor olduğunu 1.5 senedir konuşuyoruz.. Şu anda ortaya çıkan yapı tamamen zorunluluktan doğan fakat savunmaya getirdiği artılarla takım için zor bir periyotta çözümleyici bir faktör olması dolayısıyla iş yapmaktadır.. Bu üçlüyü bir de Keita'yla değerlendirmek, üçlü tarafından parsellenen orta sahanın sağında oynayan Keita'nın bir miktar azalan savunma savunma yapma zorunluluğuyla neler yapabileceğini görmek gerek ama ekonomik durumlar, yapılan harcamalar ve bunun beklentileri her daim takımın önünde duracak.. Oyunculardan değişim ve sisteme entegrasyon beklerken biraz da bundan bahsediyorum zaten..
Barış'ın ilk sarı kartından sonra kendisine ceza sahası içinde yapılan hareketten sonrası tepkileri gereksizdi.. Sarısı olan adam rakiple dalaşıp itiş kakışların içine girmez.. İkinci devredeki atılışı da bu anlamda şaşırtmadı.. 2. golü başlatan pasıyla birlikte gayet yeterli ve iyi olan oyununu sıfırlayan bir hareketti atılışı.. Bir süre daha uzak kalabilir formadan.. İlk yarıda ilk 20 dakika ezildikten sonra oyunu dengelemesine rağmen ortadaki üçlü ve kenarlardan forvete en küçük bir destek bile veremeyen takımda farkı yaratan yine savunmadan ileri çıkan Sabri oldu.. Bugün muhtemelen o çıkışlarıyla yine puanlar kazandırdı takımına.. Hücuma desteğini ben "bir bek ne yapmalıdır?" başlığı altında görürüm.. Bu desteklerini normalin dışında, ekstra olarak görenlerse kolay kabul edemiyor Sabri'yi.. Maçın son 10 dakikası içinde sağdan topla fırlamışken yaptığı paralel pası rakibe teslim edip kontra tehlikesi yaratması artık bir Sabri ritüeli.. Alıştık.. İkinci devrede Mendoza'nın kaçırdığı golde direk dibinde kalışıyla ofsaytı engelleyişiyse pozisyonlardan bağımsız fahiş bir hata..
Diyarbakır'ın sezon başından beri sürpriz yaratan yapısı içinde en güçlü bölgesinin hızlı ve güçlü forvet ikilisi olduğunu biliyordu herkes.. Bunun uzantısı olarak maçın başında Galatasaray'ın sorunlu savunma çizgisinin arkasına oyuncu kaçırmaları da beklenecek girişimlerden biriydi.. 1-0'dan sonra kısmen Diyarbakır'ın geri çekilişiyle bu pozisyonların artmaması Galatasaray için şans, biraz da övülmesi gereken noktalardan biri.. 2. goldeki organizasyon, Kewell'ın futbol aklına yeniden hayran kalma ve kırmızı kart sonrasında Linderoth'un oyuna girmesiyle merkezi ciddi anlamda toparlaması.. Maçtan geriye kalanlar bunlar.. Tobias üst üste ilk defa bu kadar maça çıkıyor sanıyorum, bir arıza çıkmaması normal değil.. Neyse ki aşılıyız.. Kırmızı kart sonrası Nonda'nın çıkışıyla dönülen düzen forvetsiz bir 4-5-0.. Anlaşılır bir düzendi.. Galatasaray'da Rijkaard'ın gelişiyle bu forvetsiz yapıları da görmeye başlıyoruz yavaştan ama ne olursa olsun bu sistemlerin 4-6-0 başlığı altında incelenmesi için organize ve sistemin gerekliliklerini yerine getiren bir topluluk şart.. İlerideki bütün oyuncuları orta saha karakterlilerden seçmekle 4-6-0 oluşturulsaydı, dünyada sayısız örneğinden bahsedilebilirdi bu yapının.. Ama hala bir elin parmağını geçmiyor.. Futbolun ve sistemlerin ütopyası olarak her zaman dikkat çekicidir kendi adıma..
Zor bir deplasman idare ederek geçildi.. Bundan sonrası 15 günlük ara ve diğer İstanbul derbisini beklerken Sami Yen'de hata yapmama hedefi.. Kadıköy'ün yaraları pansuman üstüne pansuman görüyor..
Yazan
Parma Maniac
zaman:
22:09
13
yorum
Etiketler: Futbol, Galatasaray Maçları
Tony Pulis vs. Tuncay Şanlı

Premier League'de günün aksiyonu Stoke City ve Tony Pulis'ten.. Hull City'yle oynadılar bugün ve Tuncay yine yedekteydi.. 81. dakikada Ricardo Fuller'in yerine oyuna alınmış Tuncay.. Üzerinden 5 dakika geçmemiş ve Andy Wilkinson bizim çocuğun yerine girmiş, Tuncay dışarda bulmuş kendisini.. Kızarak soyunma odasına gittiğini okudum ki sonuna kadar haklı.. Pulis'le aralarında bir durum var, ki Stoke taraftarı bile Tuncay'ın neden bu kadar yedek kaldığını anlayabilmiş değil, çeşitli mecralarda hocaya sallıyorlar bu nedenle.. Pulis'in hareketi özellikle yaptığı yok tabii.. Muhtemelen taktiksel bir değişiklik.. Beattie ve Fuller ikilisiyle başlamış maça Stoke City.. 60 civarı adamım Beattie'nin yerine Dave Kitson girmiş.. 81'de de Tuncay, Fuller'in yerine oyuna dahil olmuş.. Maçı izleyemedik, bilemiyoruz.. Ama muhtemelen Hull'a karşı son dakikalarda bir forvet çıkarıp, defans olan Wilkinson'u oyuna dahil etmeyi düşünmüş.. Buna da tamam ama neden oyuna 5 dakika giren oyuncu? Neden kontraya çok daha yatkın olan Tuncay? Onun cevabını izlemediğimiz maçta elbet veremeyiz.. Ama sonuç ne? Dakika 90, gol Vennegoor of Hesselink.. Hull City 2-1 Stoke City.. O zaman Türkiye'den kapakları Pulis'e bir demet olarak göndermekten de çekinmeyiz tabii ki.. Üzülmedim..
07 Kasım 2009 Cumartesi
Matteo Ferrari & Umut Bulut

Matteo Ferrari Türkiye'ye transferinin ikinci günü Youla'yla karşılandı, başka oyuncularla karşılaştırıldı, olur mu dendi.. Sezon başından beri Beşiktaş'ın her maçını izlemedim elbet, izlediklerimin arasındaysa vasata düştüğü bir tanesini hatırlamıyorum.. Wolfsburg deplasmanı başta olmak üzere 1-2 tane olmak üzere efsane mertebesine yükselen maçını da sayabilirim.. Ki o deplasmana kötü diyen de çıkmıştı.. Youla karşısında kötü performans göstermek bir futbol suçu mudur, onu anlayamadım ben mesela.. Sadece tek mecrada değil, o Gençlerbirliği - Parma maçı üzerinden yapılan eleştirileri sayısız yerde gördüm.. O gün anlam veremiyordum, hala veremiyorum.. Ferrari'nin iyi performansından bağımsız bunlar.. Halbuki Gençler bunun olduğu takıma 3 tane taktı ya demeden önce o 3 yiyen Parma takımına bakılsa gerçek net olarak çıkacak ortaya.. Kalede Frey, defansta İtalya'nın efsane beklerinden Benarrivo, bu sene başında gerçek Cannavaro'yu artık yaşlandı diye almayan Napoli'nin tandeminde oynattığı kardeş Cannavaro, sonrasında Milan'a transfer olan Daniele Bonera, şu an Fiorentina'da oynayan Marchionni, klas box to box Mark Bresciano ve İtalya gol kralı Alberto Gilardino.. Getir hepsini, bütün büyüklere yakışır bu adamlar.. Matteo Ferrari gibi.. Gençler'den 3 yediler diye kötü adam olmadı hiçbiri, Gençler ve Ersun Yanal bu kadroya 3 salladığı için büyük iş yaptı.. Ülke sınırları dışında futbol konuşan her insan bu eşleşmeyi böyle yorumlar.. Geçen sene İtalya'nın sürprizi Genoa'da yaptıkları ortada, gelir gelmez Beşiktaş savunmasına kattıkları da ortada.. Takıma transfer olduktan 2 ay sonra bile tek olumlu iş yapmayan oyunculara bir uyum zamanı var derler, ama Matteo Ferrari gibi ilk çıktığı maçta harika oynayan adamlar neden ekstra övgü almaz anlamam ben.. Beşiktaş'ta bir Ernst var, bir de bu adam.. Bas bas ben farklıyım, üst düzeyim diye bağırıyorlar.. Ne kadar bonservis verildiği pek de umrumda değil, ki hakkıdır bence o para.. İyi transfer olduğu, hatta efsane transfer olduğu daha sık söylenmeli artık bence.. Sağdan gelen Colman'ın önüne atlayıp pozisyonu engellemesindeki fizik kalite ve oyun bilgisi de bu ligin çok üzerinde.. Kötü olduğu Gökhan Zan'ın yerine Galatasaray'da olsaydı, Rijkaard'a sallama çabası içindeki adamlar daha ağzını açma fırsatı bulamamış olabilirdi.. Yine de ben yarın ama Trabzon çok pozisyona girdi diyecek olanları bekliyorum..
Karşısında Umut Bulut olunca işler daha da kolay olabiliyor tabii.. Kötü oynarsın, pozisyonları kaçırırsın, gününde olmazsın, istediğin hiçbir şey maçta iyi gitmez.. Her şeye tamam.. Ama Trabzonspor gibi bir takımda böyle büyük fundamental eksikleri olan bir adamın 2 yıldır düzenli forma bulmasının mantıklı bir açıklaması benim kafamda yok.. Taraftarla bağlayalım.. Skor 1-0, uzatmalarda 3 dakika kadar var.. Taraftardan tepki geliyor.. Nedenini bilmiyorum, bir şey mi oldu o anda onun da farkında değilim.. Ne olursa olsun, öyle bir taraftarla hiçbir şeyi başarma şansı yok bir kulübün.. Bu geçen sene de böyleydi, şimdi de böyle.. Yönetimler iş bilmiyor peki, gelen bütün teknik adamlar vasat eyvallah.. Ama bir de kendine çeki düzen ver ya, biraz da aynaya bak.. Camia olarak bütünsün, 80. dakikada yanlış oyuncu değiştiren bir hocadan farkın yok daha 5 dakika varken takıma tepki veren bir topluluk olarak.. Çok daha büyük rezalettir hatta.. Ama son 10 dakika neden çift forvete dönmedi hoca, o oyuncu orada oynar mıydı kadar konuşulmaz bu ülkede.. Para veriyorlar, karşılığını istiyorlar üzerinden destek bulur hatta.. Sonra istediğin kadar ama ligimizin kalitesi de çok düşük de, anlamı var mı?
06 Kasım 2009 Cuma
Dinamo Bükreş 0-3 Galatasaray

Maça başlanan kadro Sivas maçının uzantısı ve 2 hafta daha sürecek Keita'sızlık üzerinden de değerlendirilebilir, Rijkaard'ın kırmızı gören oyuncularına verdiği "akıllı olun" uyarısıyla da.. Gerçek nedeni bilmek için kafasına girmek gerek.. Sivas maçından sonra şu an için daha önemli bir periyoda girilen lig serüveninde Diyarbakır deplasmanında da aynı kadroyu ve benzer bir yapıyı bekliyordum.. Bunu beklerken bu maçta en azından Keita'nın oyuncu dinlendirme amacıyla sahaya çıkmasını da umuyordum ama.. Sivas maçında merkezde iyi oyun ortaya koyan oyuncuları bozmak istememiş Rijkaard.. Ayhan'ın kulübeden çıkamaması da muhtemelen bununla alakalı..
Sadece bu sezon için ya da 3-4 yıllık planlar dahilinde Galatasaray'ın bir yol haritası varsa eğer, bu akşam oynanan Dinamo Bükreş maçı o haritanın en önemli çizgilerinden birini oluşturacak.. Türk futbolu uzun zamandır ilk defa böyle oya gibi bir 4-3-3 gördü.. 4-4-1-1'i, 4-5-1'i ve 4-3-3'ü aynı görüp yorumlayan insanlara hiçbir şey söyleyemiyorsunuz, öyle bir hakkınız yok zira futbolda.. Burada çokça tekrarladığım, defalarca altını çizmeye çalıştığım bir konu bu.. Ama işte bir de o 'gerçek' 4-4-1-1'ler, o gerçek '4-3-3'ler var.. Bugün 90 dakikanın tamamında oyun setlerini, hücum girişimlerini o gerçek 4-3-3'ün ışığında gerçekleştiren, oyunu merkezde ele geçirip alınan bütün topları kenarlara kademe kademe yayarak setleştirmeye çalışan bir takım vardı sahada.. Özellikle 65. dakikada Topal'ın ters bir topla başlayan bir hücum vardı, direkt olarak net bir 4-3-3 hücumudur.. Bugün sayısız denemesi oldu bu şekilde Galatasaray'ın.. Rijkaard geldiği zaman heveslendiğim konu bu sistem özelinde bu hücumları, bu varyasyonları görmekti.. Bu iş tek maçlık mıdır, devamı hangi kadro yapısıyla, hangi oyuncu tercihleriyle gelir ya da gelmez bunu görmek için zaman gerek.. Şimdilik bu bile keyiflendirmek için yeterli..
Bir Arda/Elano-Barış değişiminin oyun düzenini bu kadar etkilemesi çok önemli.. Sivas maçında da bu takım vardı, ama bu hücum setleri bu derece baskın değildi.. Galatasaray iki senedir topları supporter'da toplayıp oradan dağıtıyordu.. Oradaki oyuncunun tekniği ve oyun zekasının artıları, o yaratıcılığı gösterebilmesi için topu ayağında tutmasıyla nötrleniyordu.. Bu üçlüyle Galatasaray'ın hücumları farklılaşıyor.. İlk hedef topu kimsenin ayağına yapıştırmadan merkezde bol pas yaparak örgüler oluşturarak açık/forvetlerle ve beklerle pas bağlantılarını kurup oyunu kenarlara yıkmak.. Bunun için gerekli olan 3 tane defansif oyuncu mudur peki? Değildir.. Ama bu yapıyı oluşturmak için bu üçlünün arasında top tutup öne çıkmayacak, yaratıcılığını devamlı olarak göstermeye çalışmayacak bir oyuncunun olmaması şarttır.. Peki bu düzenin devam etmesi gerekli midir? Sadece Sivas ve Bükreş maçları üzerinden cevaplanabilecek bir soru değil bu.. Galatasaray'ın böyle üç içle oynamasının ortaya çıkardığı doğal bir sonuç Arda, Kewell, Keita ve Elano dörtlüsünden ikisinin yedek kalması anlamına gelir ki bu bonservislerin, bu yıllık ücretlerin verildiği bir ortamda çok da mümkün görünmüyor bu.. Bu iki maçta ortaya çıkan artıların, bu merkez oyuncularının üretim azlığıyla birlikte zorluk derecesi daha yüksek maçlarda yaratacağı sıkıntılar da ayrıca gelir öne.. İki iyi maç tek başlarına hiçbir şey ifade etmez futbolda.. Yetenekleri dışlamak da bütün bunların ışığında imkansız.. Ama sistem içinde evrilmelerini beklemek, takıma uyumlarına şahit olmak da rahatlıkla bekleyebileceğimiz durumlar..
Attığı golü atılmamış say, Topal'ın tandemin önünde oynadığı oyun ve pas bağlantılarındaki rolü mükemmele yakın.. Sakatlık sonrasında formunu buluyor olması sevindirici ama 2 hafta sonra tekrar sakatlanmayacağını kimse söyleyemiyor, önemli olan durum budur Topal'la ilgili.. Sarp ilk iki golde aktif.. Değişen sistemler, optimizasyon farklılıkları, aynı sistem içinde verilen farklı roller.. Arada aksasa da bir türlü düşmüyor yere, sürekli ayakta.. Transfer edilmemiş olsaydı şu anda çok farklı bir konumda olabilirdi Galatasaray.. Takım içi değerini çok daha fazla yükseltiyor bu.. Barış'ı her zaman beğeniyoruz.. Üçlünün en ileri çıkan oyuncusu olarak hücum hattındaki prese yaptığı katkılar deplasmandaki bu dominasyonda birinci dereceden pay sahibi.. Bu üçlünün hücumdaki temiz ve çabuk pasları ise, gösterdikleri birliktelikse sistemi sistem yapan, soyunma odasında ya da antrenmanlarda konuşulanların sahaya böyle güzel yansımasının asıl nedenleri..
Sistemle ilgili söylenmesi gereken çok şey var ama bazı şeyler sonraya kalsın.. Romen takımları iyi dönemlerinde bile sıkıcı top oynarlar, sahadaki oyunu da olumsuz anlamda etkilerler.. Böyle bir deplasmanda, seyirci de yokken izlemeye giderken kafamda pozitif düşünceler yoktu.. Bu atmosfersizlikte sahaya yansıyanlar ise beklenmeyecek derecede güzeldi.. 7 sene boyunca Avrupa'da yokları oynadıktan sonra geçen senenin başından itibaren ülke sınırları dışında bambaşka bir Galatasaray var artık.. 15 aydır Avrupa deplasmanlarında yenilmiyor bu takım.. 2008/2009 sezonuna dair benim için çok özel bir maç vardır.. Geçen sene için son 5 yılın açık ara en iyi futbolu dediğim Sami Yen'deki Olympiakos maçı geçen seneden bazı şeylerin habercisi, Canaydın'la artık unutulması gereken bir duraklama dönemine giren Galatasaray'ın yeni bir miladıdır benim için.. O müthiş 90 dakikayı son dakikadaki bir kafa vuruşuyla 1 puanla tamamlayabilirdi takım, ki zerre önemi yoktu.. Benim Frank Rijkaard'dan bu sezonki en büyük beklentilerimden biri, spesifik başarılardan ziyade o Olympiakos maçı performansını bir kademe daha üste taşımasıdır mesela.. Şu ana kadar göremedik ama normali bu zaten, daha zamanı da var.. Öylesine önemli görürürüm 1-0'lık o maçı.. Bu akşamki Dinamo Bükreş maçı da gösterdikleriyle, takım ve sistem potansiyeline dair saptamalarıyla, zor bir maçtaki eğlencesi ve baskınlığıyla benzer şekilde çok önemli bir müsabakadır.. Sezon için yeni bir başlangıç, yeni bir farkındalık yaratması kişisel bir umut olarak bu gece itibarıyla tarihime geçti.. Sonrası, meraklı bir bekleyiş.. Serkan Çalık'ın golüyle kazanılan Trabzonspor maçının başlığına benzer bir şekilde bitireyim: Tek forvet iyidir, 4-3-3 güzel sistemdir..
Yazan
Parma Maniac
zaman:
01:36
11
yorum
Etiketler: Futbol, Galatasaray Maçları
03 Kasım 2009 Salı
Roni geri dönüyor

Haftasonu Parma'ya karşı Ronaldinho'yu uzun sayılabilecek bir süreden sonra ilk defa 90 dakika izledim.. Bir süredir iyi oynadığı zaten söyleniyordu ki Parma'ya karşı da böyleydi.. Francesco Guidolin'e sağ kanada çift düğüm attırıp ona rağmen o bölgeyi aşındıran, tehlike yaratıp arkasından yakaladığı boşlukta Borriello'nun önüne topu bırakıp Milan'ın galibiyetinde önemli rol oynadı.. Son zamanlarda olmadığı kadar güçlü ve sağlam gördüm Roni'yi.. Bugün de Real'e karşı beraberliği getiren golü atmış, söylentilere göre iyi de oynamış.. Real Madrid'e karşı açık oynayanların o kanat savunmasıyla şanslı oldukları gerçek ama bugün de muhtemelen önünde Ramos'un olmamasından yararlandı Roni.. (Edit: Ramos sağ bekteymiş) İki takım da 7'şer puanda ve Marseille Zurich'e 6 atarak 6 puanla hemen arkalarına geldi.. İşler çok kritik bir noktada bu grupta.. Real haftaya Zurich'i harcayacak.. Marseille eğer Milan deplasmanında puan çıkaramazsa haftaya muhabbet belli olabilir.. Marseille puanı çıkarırsa, işler bu sefer de son hafta Fransa'ya giden Real'i zorda bırakacak.. Marseille hala grubun en az şansa sahip takımı konumunda.. İç sahada Milan'a yenilirsen kaderine razı olacaksın tabii.. Zurich'e ayrıca hayranız.. Oyunu çirkinleştirmeyeceğiz dediler.. Gerekirse San Siro'da galip geliyorlar, bazen de içeride dışarıda 5-6 yiyorlar.. Bernard Challandes işleri tersten anlamış olabilir.. Daha dengeli ve sert bir takım bu grubu daha çok şenlendirebilirdi ama Milan maçındaki sürpriz bile tek başına yetiyor..
Beşiktaş'ın şanssızlığı Ernst'in son anda çıkan arızası.. Wolfsburg tarafından bu kadar arkaya itilmelerinde en büyük neden Ersnt'ti sanırım.. Wolfsburg'un kenar oyunları, özellikle Marcel Schafer başlığında keyif verdi.. Schafer'in adını bir kez daha yazdım bugün listeye.. Galatasaray'ın solunda hayal ettim.. Sabri'yle ultimate ikiliyi yakalayabilirlerdi savunma kenarlarında.. Dzeko her zaman major takım topçusu.. CSKA'nın öbür tarafta yarattığı sürpriz Beşiktaş'ın UEFA şansını bitirebilirdi ama Sir'ün son dakika muhabbetleri yeniden doğmuş.. Bu maç kazanılsa ciddi anlamda bir ikincilik şansı önüne gelecekti Beşiktaş'ın.. Şimdi UEFA bile zorda.. Tek maç, tek şanssızlık yetiyor bütün kaderi değiştirmek için..
Bordeaux'nun Bayern'e yaptığı UEFA biletini rakibinin eline tutuşturmak.. Gourcuff'un Milan'a selamı var.. Bayern'in burada işi bitti gibi ama olan bizimkilere oldu.. UEFA'da tek başına kalite artırımı yapar Bayern ama orada da ne kadar ilerleyebilir o soru işareti.. Eğer işler Juve aleyhine dönerse bu grupta, Ciro Ferrara'nın da eline bileti ve bavulları verirler büyük ihtimalle.. D'de Atletico Chelsea maçı güzel geçmiş.. Atletico'nun ufacık bir şansı vardı, kara bela Drogba onu da bitirdi.. Porto - Chelsea elele, hep beraber tribüne yapılmış maçlardan sonra..
Yarın önce Rubin - Barcelona, arkasından Lyon - Liverpool maçları Star'dan naklen.. Gereken tepkiler gerekli yerlere gitmiş anlaşılan.. Lyon - Liverpool özellikle güzel geçecek.. Ligden sonra bir havlu da Avrupa'da gelecek mi, onun cevabı önemli yarın için.. Böyle güzel bir takımın iki hedeften de bu kadar erken kopmasını kimse istemez ama maç da hiç kolay değil.. İzleyeceğiz yarın Benitez'in son kurşununu..

