08 Kasım 2009 Pazar

Tony Pulis vs. Tuncay Şanlı


Premier League'de günün aksiyonu Stoke City ve Tony Pulis'ten.. Hull City'yle oynadılar bugün ve Tuncay yine yedekteydi.. 81. dakikada Ricardo Fuller'in yerine oyuna alınmış Tuncay.. Üzerinden 5 dakika geçmemiş ve Andy Wilkinson bizim çocuğun yerine girmiş, Tuncay dışarda bulmuş kendisini.. Kızarak soyunma odasına gittiğini okudum ki sonuna kadar haklı.. Pulis'le aralarında bir durum var, ki Stoke taraftarı bile Tuncay'ın neden bu kadar yedek kaldığını anlayabilmiş değil, çeşitli mecralarda hocaya sallıyorlar bu nedenle.. Pulis'in hareketi özellikle yaptığı yok tabii.. Muhtemelen taktiksel bir değişiklik.. Beattie ve Fuller ikilisiyle başlamış maça Stoke City.. 60 civarı adamım Beattie'nin yerine Dave Kitson girmiş.. 81'de de Tuncay, Fuller'in yerine oyuna dahil olmuş.. Maçı izleyemedik, bilemiyoruz.. Ama muhtemelen Hull'a karşı son dakikalarda bir forvet çıkarıp, defans olan Wilkinson'u oyuna dahil etmeyi düşünmüş.. Buna da tamam ama neden oyuna 5 dakika giren oyuncu? Neden kontraya çok daha yatkın olan Tuncay? Onun cevabını izlemediğimiz maçta elbet veremeyiz.. Ama sonuç ne? Dakika 90, gol Vennegoor of Hesselink.. Hull City 2-1 Stoke City.. O zaman Türkiye'den kapakları Pulis'e bir demet olarak göndermekten de çekinmeyiz tabii ki.. Üzülmedim..

07 Kasım 2009 Cumartesi

Matteo Ferrari & Umut Bulut


Matteo Ferrari Türkiye'ye transferinin ikinci günü Youla'yla karşılandı, başka oyuncularla karşılaştırıldı, olur mu dendi.. Sezon başından beri Beşiktaş'ın her maçını izlemedim elbet, izlediklerimin arasındaysa vasata düştüğü bir tanesini hatırlamıyorum.. Wolfsburg deplasmanı başta olmak üzere 1-2 tane olmak üzere efsane mertebesine yükselen maçını da sayabilirim.. Ki o deplasmana kötü diyen de çıkmıştı.. Youla karşısında kötü performans göstermek bir futbol suçu mudur, onu anlayamadım ben mesela.. Sadece tek mecrada değil, o Gençlerbirliği - Parma maçı üzerinden yapılan eleştirileri sayısız yerde gördüm.. O gün anlam veremiyordum, hala veremiyorum.. Ferrari'nin iyi performansından bağımsız bunlar.. Halbuki Gençler bunun olduğu takıma 3 tane taktı ya demeden önce o 3 yiyen Parma takımına bakılsa gerçek net olarak çıkacak ortaya.. Kalede Frey, defansta İtalya'nın efsane beklerinden Benarrivo, bu sene başında gerçek Cannavaro'yu artık yaşlandı diye almayan Napoli'nin tandeminde oynattığı kardeş Cannavaro, sonrasında Milan'a transfer olan Daniele Bonera, şu an Fiorentina'da oynayan Marchionni, klas box to box Mark Bresciano ve İtalya gol kralı Alberto Gilardino.. Getir hepsini, bütün büyüklere yakışır bu adamlar.. Matteo Ferrari gibi.. Gençler'den 3 yediler diye kötü adam olmadı hiçbiri, Gençler ve Ersun Yanal bu kadroya 3 salladığı için büyük iş yaptı.. Ülke sınırları dışında futbol konuşan her insan bu eşleşmeyi böyle yorumlar.. Geçen sene İtalya'nın sürprizi Genoa'da yaptıkları ortada, gelir gelmez Beşiktaş savunmasına kattıkları da ortada.. Takıma transfer olduktan 2 ay sonra bile tek olumlu iş yapmayan oyunculara bir uyum zamanı var derler, ama Matteo Ferrari gibi ilk çıktığı maçta harika oynayan adamlar neden ekstra övgü almaz anlamam ben.. Beşiktaş'ta bir Ernst var, bir de bu adam.. Bas bas ben farklıyım, üst düzeyim diye bağırıyorlar.. Ne kadar bonservis verildiği pek de umrumda değil, ki hakkıdır bence o para.. İyi transfer olduğu, hatta efsane transfer olduğu daha sık söylenmeli artık bence.. Sağdan gelen Colman'ın önüne atlayıp pozisyonu engellemesindeki fizik kalite ve oyun bilgisi de bu ligin çok üzerinde.. Kötü olduğu Gökhan Zan'ın yerine Galatasaray'da olsaydı, Rijkaard'a sallama çabası içindeki adamlar daha ağzını açma fırsatı bulamamış olabilirdi.. Yine de ben yarın ama Trabzon çok pozisyona girdi diyecek olanları bekliyorum..

Karşısında Umut Bulut olunca işler daha da kolay olabiliyor tabii.. Kötü oynarsın, pozisyonları kaçırırsın, gününde olmazsın, istediğin hiçbir şey maçta iyi gitmez.. Her şeye tamam.. Ama Trabzonspor gibi bir takımda böyle büyük fundamental eksikleri olan bir adamın 2 yıldır düzenli forma bulmasının mantıklı bir açıklaması benim kafamda yok.. Taraftarla bağlayalım.. Skor 1-0, uzatmalarda 3 dakika kadar var.. Taraftardan tepki geliyor.. Nedenini bilmiyorum, bir şey mi oldu o anda onun da farkında değilim.. Ne olursa olsun, öyle bir taraftarla hiçbir şeyi başarma şansı yok bir kulübün.. Bu geçen sene de böyleydi, şimdi de böyle.. Yönetimler iş bilmiyor peki, gelen bütün teknik adamlar vasat eyvallah.. Ama bir de kendine çeki düzen ver ya, biraz da aynaya bak.. Camia olarak bütünsün, 80. dakikada yanlış oyuncu değiştiren bir hocadan farkın yok daha 5 dakika varken takıma tepki veren bir topluluk olarak.. Çok daha büyük rezalettir hatta.. Ama son 10 dakika neden çift forvete dönmedi hoca, o oyuncu orada oynar mıydı kadar konuşulmaz bu ülkede.. Para veriyorlar, karşılığını istiyorlar üzerinden destek bulur hatta.. Sonra istediğin kadar ama ligimizin kalitesi de çok düşük de, anlamı var mı?

06 Kasım 2009 Cuma

Dinamo Bükreş 0-3 Galatasaray


Maça başlanan kadro Sivas maçının uzantısı ve 2 hafta daha sürecek Keita'sızlık üzerinden de değerlendirilebilir, Rijkaard'ın kırmızı gören oyuncularına verdiği "akıllı olun" uyarısıyla da.. Gerçek nedeni bilmek için kafasına girmek gerek.. Sivas maçından sonra şu an için daha önemli bir periyoda girilen lig serüveninde Diyarbakır deplasmanında da aynı kadroyu ve benzer bir yapıyı bekliyordum.. Bunu beklerken bu maçta en azından Keita'nın oyuncu dinlendirme amacıyla sahaya çıkmasını da umuyordum ama.. Sivas maçında merkezde iyi oyun ortaya koyan oyuncuları bozmak istememiş Rijkaard.. Ayhan'ın kulübeden çıkamaması da muhtemelen bununla alakalı..

Sadece bu sezon için ya da 3-4 yıllık planlar dahilinde Galatasaray'ın bir yol haritası varsa eğer, bu akşam oynanan Dinamo Bükreş maçı o haritanın en önemli çizgilerinden birini oluşturacak.. Türk futbolu uzun zamandır ilk defa böyle oya gibi bir 4-3-3 gördü.. 4-4-1-1'i, 4-5-1'i ve 4-3-3'ü aynı görüp yorumlayan insanlara hiçbir şey söyleyemiyorsunuz, öyle bir hakkınız yok zira futbolda.. Burada çokça tekrarladığım, defalarca altını çizmeye çalıştığım bir konu bu.. Ama işte bir de o 'gerçek' 4-4-1-1'ler, o gerçek '4-3-3'ler var.. Bugün 90 dakikanın tamamında oyun setlerini, hücum girişimlerini o gerçek 4-3-3'ün ışığında gerçekleştiren, oyunu merkezde ele geçirip alınan bütün topları kenarlara kademe kademe yayarak setleştirmeye çalışan bir takım vardı sahada.. Özellikle 65. dakikada Topal'ın ters bir topla başlayan bir hücum vardı, direkt olarak net bir 4-3-3 hücumudur.. Bugün sayısız denemesi oldu bu şekilde Galatasaray'ın.. Rijkaard geldiği zaman heveslendiğim konu bu sistem özelinde bu hücumları, bu varyasyonları görmekti.. Bu iş tek maçlık mıdır, devamı hangi kadro yapısıyla, hangi oyuncu tercihleriyle gelir ya da gelmez bunu görmek için zaman gerek.. Şimdilik bu bile keyiflendirmek için yeterli..

Bir Arda/Elano-Barış değişiminin oyun düzenini bu kadar etkilemesi çok önemli.. Sivas maçında da bu takım vardı, ama bu hücum setleri bu derece baskın değildi.. Galatasaray iki senedir topları supporter'da toplayıp oradan dağıtıyordu.. Oradaki oyuncunun tekniği ve oyun zekasının artıları, o yaratıcılığı gösterebilmesi için topu ayağında tutmasıyla nötrleniyordu.. Bu üçlüyle Galatasaray'ın hücumları farklılaşıyor.. İlk hedef topu kimsenin ayağına yapıştırmadan merkezde bol pas yaparak örgüler oluşturarak açık/forvetlerle ve beklerle pas bağlantılarını kurup oyunu kenarlara yıkmak.. Bunun için gerekli olan 3 tane defansif oyuncu mudur peki? Değildir.. Ama bu yapıyı oluşturmak için bu üçlünün arasında top tutup öne çıkmayacak, yaratıcılığını devamlı olarak göstermeye çalışmayacak bir oyuncunun olmaması şarttır.. Peki bu düzenin devam etmesi gerekli midir? Sadece Sivas ve Bükreş maçları üzerinden cevaplanabilecek bir soru değil bu.. Galatasaray'ın böyle üç içle oynamasının ortaya çıkardığı doğal bir sonuç Arda, Kewell, Keita ve Elano dörtlüsünden ikisinin yedek kalması anlamına gelir ki bu bonservislerin, bu yıllık ücretlerin verildiği bir ortamda çok da mümkün görünmüyor bu.. Bu iki maçta ortaya çıkan artıların, bu merkez oyuncularının üretim azlığıyla birlikte zorluk derecesi daha yüksek maçlarda yaratacağı sıkıntılar da ayrıca gelir öne.. İki iyi maç tek başlarına hiçbir şey ifade etmez futbolda.. Yetenekleri dışlamak da bütün bunların ışığında imkansız.. Ama sistem içinde evrilmelerini beklemek, takıma uyumlarına şahit olmak da rahatlıkla bekleyebileceğimiz durumlar..

Attığı golü atılmamış say, Topal'ın tandemin önünde oynadığı oyun ve pas bağlantılarındaki rolü mükemmele yakın.. Sakatlık sonrasında formunu buluyor olması sevindirici ama 2 hafta sonra tekrar sakatlanmayacağını kimse söyleyemiyor, önemli olan durum budur Topal'la ilgili.. Sarp ilk iki golde aktif.. Değişen sistemler, optimizasyon farklılıkları, aynı sistem içinde verilen farklı roller.. Arada aksasa da bir türlü düşmüyor yere, sürekli ayakta.. Transfer edilmemiş olsaydı şu anda çok farklı bir konumda olabilirdi Galatasaray.. Takım içi değerini çok daha fazla yükseltiyor bu.. Barış'ı her zaman beğeniyoruz.. Üçlünün en ileri çıkan oyuncusu olarak hücum hattındaki prese yaptığı katkılar deplasmandaki bu dominasyonda birinci dereceden pay sahibi.. Bu üçlünün hücumdaki temiz ve çabuk pasları ise, gösterdikleri birliktelikse sistemi sistem yapan, soyunma odasında ya da antrenmanlarda konuşulanların sahaya böyle güzel yansımasının asıl nedenleri..

Sistemle ilgili söylenmesi gereken çok şey var ama bazı şeyler sonraya kalsın.. Romen takımları iyi dönemlerinde bile sıkıcı top oynarlar, sahadaki oyunu da olumsuz anlamda etkilerler.. Böyle bir deplasmanda, seyirci de yokken izlemeye giderken kafamda pozitif düşünceler yoktu.. Bu atmosfersizlikte sahaya yansıyanlar ise beklenmeyecek derecede güzeldi.. 7 sene boyunca Avrupa'da yokları oynadıktan sonra geçen senenin başından itibaren ülke sınırları dışında bambaşka bir Galatasaray var artık.. 15 aydır Avrupa deplasmanlarında yenilmiyor bu takım.. 2008/2009 sezonuna dair benim için çok özel bir maç vardır.. Geçen sene için son 5 yılın açık ara en iyi futbolu dediğim Sami Yen'deki Olympiakos maçı geçen seneden bazı şeylerin habercisi, Canaydın'la artık unutulması gereken bir duraklama dönemine giren Galatasaray'ın yeni bir miladıdır benim için.. O müthiş 90 dakikayı son dakikadaki bir kafa vuruşuyla 1 puanla tamamlayabilirdi takım, ki zerre önemi yoktu.. Benim Frank Rijkaard'dan bu sezonki en büyük beklentilerimden biri, spesifik başarılardan ziyade o Olympiakos maçı performansını bir kademe daha üste taşımasıdır mesela.. Şu ana kadar göremedik ama normali bu zaten, daha zamanı da var.. Öylesine önemli görürürüm 1-0'lık o maçı.. Bu akşamki Dinamo Bükreş maçı da gösterdikleriyle, takım ve sistem potansiyeline dair saptamalarıyla, zor bir maçtaki eğlencesi ve baskınlığıyla benzer şekilde çok önemli bir müsabakadır.. Sezon için yeni bir başlangıç, yeni bir farkındalık yaratması kişisel bir umut olarak bu gece itibarıyla tarihime geçti.. Sonrası, meraklı bir bekleyiş.. Serkan Çalık'ın golüyle kazanılan Trabzonspor maçının başlığına benzer bir şekilde bitireyim: Tek forvet iyidir, 4-3-3 güzel sistemdir..

03 Kasım 2009 Salı

Roni geri dönüyor


Haftasonu Parma'ya karşı Ronaldinho'yu uzun sayılabilecek bir süreden sonra ilk defa 90 dakika izledim.. Bir süredir iyi oynadığı zaten söyleniyordu ki Parma'ya karşı da böyleydi.. Francesco Guidolin'e sağ kanada çift düğüm attırıp ona rağmen o bölgeyi aşındıran, tehlike yaratıp arkasından yakaladığı boşlukta Borriello'nun önüne topu bırakıp Milan'ın galibiyetinde önemli rol oynadı.. Son zamanlarda olmadığı kadar güçlü ve sağlam gördüm Roni'yi.. Bugün de Real'e karşı beraberliği getiren golü atmış, söylentilere göre iyi de oynamış.. Real Madrid'e karşı açık oynayanların o kanat savunmasıyla şanslı oldukları gerçek ama bugün de muhtemelen önünde Ramos'un olmamasından yararlandı Roni.. (Edit: Ramos sağ bekteymiş) İki takım da 7'şer puanda ve Marseille Zurich'e 6 atarak 6 puanla hemen arkalarına geldi.. İşler çok kritik bir noktada bu grupta.. Real haftaya Zurich'i harcayacak.. Marseille eğer Milan deplasmanında puan çıkaramazsa haftaya muhabbet belli olabilir.. Marseille puanı çıkarırsa, işler bu sefer de son hafta Fransa'ya giden Real'i zorda bırakacak.. Marseille hala grubun en az şansa sahip takımı konumunda.. İç sahada Milan'a yenilirsen kaderine razı olacaksın tabii.. Zurich'e ayrıca hayranız.. Oyunu çirkinleştirmeyeceğiz dediler.. Gerekirse San Siro'da galip geliyorlar, bazen de içeride dışarıda 5-6 yiyorlar.. Bernard Challandes işleri tersten anlamış olabilir.. Daha dengeli ve sert bir takım bu grubu daha çok şenlendirebilirdi ama Milan maçındaki sürpriz bile tek başına yetiyor..

Beşiktaş'ın şanssızlığı Ernst'in son anda çıkan arızası.. Wolfsburg tarafından bu kadar arkaya itilmelerinde en büyük neden Ersnt'ti sanırım.. Wolfsburg'un kenar oyunları, özellikle Marcel Schafer başlığında keyif verdi.. Schafer'in adını bir kez daha yazdım bugün listeye.. Galatasaray'ın solunda hayal ettim.. Sabri'yle ultimate ikiliyi yakalayabilirlerdi savunma kenarlarında.. Dzeko her zaman major takım topçusu.. CSKA'nın öbür tarafta yarattığı sürpriz Beşiktaş'ın UEFA şansını bitirebilirdi ama Sir'ün son dakika muhabbetleri yeniden doğmuş.. Bu maç kazanılsa ciddi anlamda bir ikincilik şansı önüne gelecekti Beşiktaş'ın.. Şimdi UEFA bile zorda.. Tek maç, tek şanssızlık yetiyor bütün kaderi değiştirmek için..

Bordeaux'nun Bayern'e yaptığı UEFA biletini rakibinin eline tutuşturmak.. Gourcuff'un Milan'a selamı var.. Bayern'in burada işi bitti gibi ama olan bizimkilere oldu.. UEFA'da tek başına kalite artırımı yapar Bayern ama orada da ne kadar ilerleyebilir o soru işareti.. Eğer işler Juve aleyhine dönerse bu grupta, Ciro Ferrara'nın da eline bileti ve bavulları verirler büyük ihtimalle.. D'de Atletico Chelsea maçı güzel geçmiş.. Atletico'nun ufacık bir şansı vardı, kara bela Drogba onu da bitirdi.. Porto - Chelsea elele, hep beraber tribüne yapılmış maçlardan sonra..

Yarın önce Rubin - Barcelona, arkasından Lyon - Liverpool maçları Star'dan naklen.. Gereken tepkiler gerekli yerlere gitmiş anlaşılan.. Lyon - Liverpool özellikle güzel geçecek.. Ligden sonra bir havlu da Avrupa'da gelecek mi, onun cevabı önemli yarın için.. Böyle güzel bir takımın iki hedeften de bu kadar erken kopmasını kimse istemez ama maç da hiç kolay değil.. İzleyeceğiz yarın Benitez'in son kurşununu..

01 Kasım 2009 Pazar

Galatasaray 2-0 Sivasspor


Rijkaard'ın sahaya çıkardığı kadroyu "geçen hafta olmalıydı." şeklinde değerlendiren illa ki olacaktır, yarın okursunuz.. Ama gerçekten bunu düşünenlerin önemli bölümünün o şekilde alınacak Kadıköy mağlubiyetinden sonra seçim için eleştiri yapacakları gerçeğini unutmamak gerek.. Sezon başından beri belli düzende, o düzen içinde aynı bölgelerde benzer tip adamları kullanarak lige sağlam girmiş ve devamını getirmiş bir takım yoluna bunun üzerinden devam edecekse, fazla muhabbetini yapmamak gerek.. Bugün sahaya çıkan 3 defansif içli yapı Keita ve Elano'nun yokluğunda bir mecburiyetin sonucudur, altında başka anlamlar aramamak gerekir.. Ülkenin futbol bilincinin Galatasaray üzerinden ne denli hızlı geliştiğini görmekse kısmen manidar, kısmen komik, çokça da üzücüdür.. Geçen sene Michael Skibbe yıllarca takımın altına dinamit koymuş tek defansif orta sahalı sistemi bırakıp çifte dönmeye çalıştığında yapılan eleştirileri, bu takım tek önlibero, çift açık, çift forvet ve tek supporter'la oynar geyiklerini çok net hatırlıyoruz.. Teki çiftleyen Skibbe korkaktı.. Bugün o eleştirileri yapanlar, Galatasaray'a çift için yetmediğini, ortanın zor maçlarda üçlenmesi gerektiğini yazıyor, söylüyorlar.. Bilinçlenme aşamalarını izlemek keyif veriyor, ama biraz da tutarlılık gerekiyor tabii.. Skibbe'nin doğrularına gösterilen hakarete varan tutumlar Rijkaard özelinde doğrular olarak ortaya çıkıp yeni teknik kadroyu eleştirme boyutuna gelebiliyor.. Burası Türkiye.. Cesur ve hücum futbol için tekin gerekli olduğunu savunanlar bir anda çifte burun kıvırıp üçlünün gerekliliğini savunabiliyorlar..

Sistemi 4-4-1-1'den çıkarıp 4-3-3'e yakınsayan üçlünün önündeki tercihler arkayla bağımlı.. Sezona forvet arkasında başlayıp coşan, sola geçince gözlerinin feri bir anda sönen Arda Turan bu maçta geçen sene nefret ettiği sağ açıkta.. Skibbe'nin ikiliye sık sık kanat değiştirttiği ortamda Kewell forvete geçene kadar düzenli sol açık oyuncusu.. Nedeni ne olabilir bu disiplinin? Arda'yı sağ açıktan ortaya sokup merkezde yaratıcılığı artırma ve sağda açılan kulvarda hücumu seven bek Sabri'nin önünü açma girişimi.. Fazlasıyla da başarılı oldu.. Sabri'nin ilk 15 dakikada sağdan yaptığı aksiyonlar, ilk golü getiren akının başlatıcısı olması sürpriz değil.. İlk 15 dakikadaki Sabri'ye savunma oyuncusu demekse hiç mümkün değil.. Sık sık hücumda görünüp takıma ileride direkt bir şekilde '+1' havası vermesi bu adamın Galatasaray'a getirdiği en büyük nimetlerden biri.. Bugün daha önce sıkça olduğu gibi artısı vardı Galatasaray için.. Ama dikkat edilmeyecek, ilk yanlışında vurulmaya devam edilecek.. Yaşadığı Servet Çetin sendromundan kurtulmaya oldukça az kaldı.. Shevchenko zırıltılarıyla Galatasaray'daki ilk sezonunda müthiş maçlar çıkaran Servet'e saçma sapan sallayanlar asfalta döndü, şu anda toprağa gömülmesi gereken az bir miktar kaldı.. Sabri Sarıoğlu itinayla kazıyor o çukuru..

Topal yine defans dörtlüsünün önünde, önünde Sarp, Arda ve Elano'nun bölgesinde de diğer oyuncularla bütünleşik bir Barış Özbek.. Barış, Sarp'la beraber merkezde gecenin en iyilerindendi.. İlk 20 dakikada gelen gol ve gösterilen kısmen baskılı ve etkili oyundan sonra Sivasspor, Galatasaray'ı bozan birçok takımın yaptığı şeyi koydu sahaya.. Öne çıktılar, Galatasaray yarı sahasında oynamaya çalıştılar.. İlk yarıda 2. gole kadar geçen süredeki Galatasaray duraklamasının nedeni Sivas'ın ileri çıkışına takımca cevap verememe.. Ne var ki klasik 4-4-2'ye yakın bir şekilde sahaya çıkmış Sivas'ta forvette en uçta İbrahim Şahin, sağ açıkta da Bülent Uygun'lu en iyi zamanlarında bile gözümde overrated olmaktan ileri gidememiş Musa Aydın olunca iş sadece bu sene takıma katılan Sabri'nin bölgesindeki Erman Kılıç'a kaldı.. Sabri'nin çıkışlarında buraya girmeye çalışan Sivasspor'a cevapsa Gökhan Zan'ın kademeleriyle geldi.. Sonrası ilk yarının sonunda çıkan piyango ve 2. gol.. İşleri ikinci yarıda rölanti futboluna döndürdü Galatasaray'da..

45-55 arasında Arda Turan'ın girdiği iki pozisyonda goller gelse, maçın 5-6'ya gitmesi mümkün.. Kırılma anları, maçın kaderini etkileyen olaylar sadece beraberliklerde ya da mağlubiyetlerde olmuyor.. Sağdan gelişen atakta Arda'nın Sarp'ın önüne bıraktığı topta ilk düşüncesinin kaleye vurmak olduğunu sanıyorum.. Son anda bırakmalıyım dedi ve pozisyon harcandı.. Barış'ın Arda'nın önüne bıraktığı toptaysa ayağının üstü ve dışıyla usta bir forvet vuruşu yapmaya çalıştı Arda.. Ne onun imzası o hareket, ne de harcı.. Yanlış vuruş olduğunu düşünüyorum.. En azından benim gözüme yansıyan pozisyonlardan hissettiklerim ve çıkardıklarım bunlar..

60'ta Nonda'nın oyundan çıkmasının altında iki neden var.. Birincisi, Baros'un devreyi kapatmasıyla sadece Nonda'nın ayağına kalmış olan takımı koruma çabası.. Sivasspor'un yediği yumruklara karşılık veremediği ve rölantiye dönmüş maçta Kongolu'yu korumaya çalıştı Rijkaard, gönülden katılıyoruz.. Yerine Uğur Uçar'ın girmesi Nonda'yı korumanın dışında iki kanadı da savunma yönünden sağlamlaştırdı.. Ki Sivasspor'un maç boyunca kanat aksiyonları dışında yapabildiği, denemeye çalıştığı bir şey yoktu.. Uğur beke geçti, önüne sürülen Sabri'yle orası güçlendirildi.. Sol açıktaki Kewell forvete kaydı ve onun düşen fizik gücünden sol kanadın etkilenmesi oraya monte edilen Arda Turan'la önlenmeye çalışıldı.. Buna da katılmamak, anlamlı bulmamak mümkün değil.. Sonrası perşembe gününü düşünmeye başlayıp bu haftayı kapatış.. Geçen hafta alınan darbelerden sonra bu haftayı rahatlama ve rehabilitasyon seansına çeviriş.. Haftaya Sarp yok, yeni düzenin Elano'nun dönüşüne rağmen Sarp-Ayhan değişikliğiyle devam edeceğini düşünüyorum.. Son 1.5 aydır her maçta kalede görülen tehlikelerin bu maçta bıçak gibi kesilmesinin Rijkaard'a anlattığı şeyler muhakkak olacaktır.. Skibbe'nin çift içini umarsızca, saçma sapan eleştirenlere karşı bir şeyler anlatmaya çalışırken, yaklaşık 1 sene önce blogda geçmiş bir paragraftır, alıyorum buraya:

"Gelinen nokta yine bu tip çift forvet zırıltılarının kesilişi ve çift defansif orta sahanın Skibbe'nin bir imzası haline gelmesi.. Yetecek mi ilerleyen zamanlarda? Hayır yetmeyecek.. Lincoln'un bu form durumunda Arda ya da Kewell'dan birinin kesilip bir defansif orta saha takviyesiyle klasik bir 4-3-3'le sahaya çıkması gereken zamanlar gelecek Galatasaray'ın.."

İşte gün, o gündür.. Bir stajyer(!) Alman'ın anlatmaya çalıştığı, yaptığı tercihlerle ülkenin vasat futbol anlayışına bir şeyler göstermeye niyetlendiği ortamın devamı.. Gelişim ve değişim yükselerek devam edecek.. Önemli olan bir şeylerin farkında olmak, bazı değişimlerin ne zaman başladığının ayrımını iyi yapmak.. Skibbe'den sonra Rijkaard da bu ülkeye bir şeyler anlatacak.. Ama anlayan var mı, önemli olan her zaman budur Türkiye'de.. Yaşayarak göreceğiz, tecrübe ederek anlamlandıracağız bazı şeyleri.. Şimdilik sadece izliyoruz..

Batman


Chris Nolan'ın çekeceği 3. filmde villain Emanuel Ginobili olacakmış.. Batman'in intikamı feci olur.. Ginobili ayağını denk alsın!

30 Ekim 2009 Cuma

FIFA 10 vs. PES 2010


PES 2010'u gördüm ve artırıyorum.. FIFA 10 bu oyuna ağır geçirir..

Edit: Konsolda..

Marcus Bent


Bundan bir 10 sene önce futbolcular, özellikle forvetler ikiye ayrılırdı.. İyi fizikli ama hafif balta oyuncular, teknik ve yetenekli olsa da ortaya belli bir fiziksel ürünü koyamayan adamlar.. Marcus Bent piyasaya çıktığı ilk günlerde eşsiz fiziğinin yanında topla da gidebilen, vasatın üstündeki tekniğiyle bu yönden de bir şeyler vadeden bir oyuncuydu, ilgimi de çok çekmişti.. Herhangi bir body building salonuna gitse bu adam illa ki bir çömez yanına gelip "abi sanırım 5-6 yıldır yapıyorsun bu sporu, tüyo alabilir miyim" derdi.. Öyle aşmış bir fizik, kusursuz bir yapı.. Öbür tarafta da vasatın üstünde olsa da, futbolda herkese büyük ekmek yok.. Hiçbir zaman major kulüpleri göremedi, oralarda sınayamadı kendisini.. At gibi olan fiziğini yeşil sahada değil de, gece kulüplerinde Gemma Atkinson gibi cilloplar için harcayan bir adam için farklısı olabilir miydi? Genelde olmuyor işte..

Boro'nun Gareth Southgate sonrasında göreve başlayan hafif kırık hocası Gordon Strachan'ın ilk transferi olarak Birmingham'dan 2 aylığına kiralandı Marcus Bent.. Leroy Lita'lı, Jeremie Aliardiere'li, Caleb Folan'lı forvet hattında Folan ve Aliardiere sakatlanınca Marcus Bent'ten medet umup takıma yeni bir soluk getirmesini bekliyorlar.. Bu sene Birmingham'da hiçbir maçta forma giyemedi.. Kondüsyon durumuna bağlı olarak Boro'da da bir süre o formayı alması ne kadar mümkün olacak göreceğiz.. Uzun zamandır izleyemiyorum, hızını kaybetmediyse herhangi bir alt lig takımına katkı yapmaması imkansız.. Bir zamanlar Bent diye kafayı yerdik, şimdi her deyişimizde akla gelen Bent başkası.. Gönül de zor kabul ediyor tabii..

28 Ekim 2009 Çarşamba

Galatasaray 2-1 Bucaspor


Planlarım farklıydı bu maçla ilgili.. Ne var ki hafta sonu sonrası yaşananlar üzerine kapalı üst arayışlarının boş çıkması bizi yine burada tuttu, televizyon başından izletti.. Maçla ilgili yazacak bir şey yok.. Ne bunun için keyfim, ne de maçın sunduğu aksiyonlar var.. Linderoth maça 11 başlamış, ki ben olsam zorlu haftalar öncesinde dinlendirirdim(!).. Daha yarım saat olmuş, Elano'nun orada ne işi olduğunu anlamadan yapılan bir hata, üstüne gelen abuk bir hareket ve kırmızı kart.. Baros ve Keita yoktu Sivas maçında, eklenen isim Elano oldu.. Allah'tan adamın içinde bulunduğu psikoloji ve form durumu hadiseyi avantaja dönüştürüyor Galatasaray için.. İmzanın atıldığı gün bir maç öncesinde bunu diyeceğimizi düşünsek gülerdik.. Bunu demekle kalmıyoruz, Elano'nun atıldığı ibretlik pozisyona tanık oluyoruz bir de..

Topçuların ruh halini çözmekte zorlanıyorum ben.. Rakibine yine yenilmişsin, üzgün olacaksın bunda sorun yok.. Bunu biraz belli de edersin maçta, ona da bir şey demez kimse.. Ama gollerde buz gibi hareketler, sevinmemeler, tebessüm dahi etmemeler ne oluyor, Arda özelinde anlayabilmiş değilim.. Diğer oyuncular da böyleydi.. Derbi öncesini yönetemiyor kulüp, bunu bir şekilde ezberledik tamam.. Ama en azından sonrası yönetilsin, maçtan sonra olumlu bir şeyler görelim.. Bu maçı izleyen Fenerbahçeli'ye kahkaha attırmaktan başka bir şeye neden olmaz oyuncuların bu maçtaki halet-i ruhiyesi.. İnadına sevineceksin, bunun fazla önemli olmadığını göstereceksin.. Zaten seni böyle görmek isteyen sayısız insan var, neden onlara meze oluyorsun, bugünkü futbolculara tek tek sormak isterim bunu..

Elano'nun atılışı sonrasında Arda'nın alınışı doğru.. Skor 2-0, Sivas öncesi bir de onu riske etmeye gerek yok.. Maça çıkan kadro sistemler özelinde 4-6-0 olarak bile okunabilir, ama bunu konuşabilecek, lafını dahi edebilecek şeyler yaşanmadı maçta.. 2-0 ve 10 kişiden sonra Bucaspor üstünlüğü maçın sonuna kadar devam.. Bu takımın 4 tane diri oyuncusu var: Servet, Sabri, Keita ve Baros.. 4'ünün de sahada olmadığı bir maçta 10 kişi de kalınca, Bank Asya gibi 2. ligler özelinde dünyada yeri hiç de fena olmayan bir ligin en golcü takımıyla oynayınca içeride de olsa mahkum olabiliyorsunuz.. Normaldir, doğaldır.. Taraftarın bir kısmını mutlu etmeyebilir.. Suçu takımda ya da kulüpte değil, 10 haftada Barcelona futbolu bekleyen futbol bakışlarında aramalılar.. Ben sezon başında bu dönemleri çok daha erken bekliyordum, 10 hafta dayandılar.. Devre arasına kadar çok zor maçları var takımın.. Şampiyonluk daha devrede başka bir bahara kalabilir.. Hazırlıklı mı kulüp? Bu sorunun cevabını görmemek herkesin dileği.. Peki ya muhatap olmak zorunda kalırsan? Bugün o stada gidenler, gidecek olup gitmeyenler, evinde benim gibi izleyenler.. Düşünmek gerek üzerinde.. Çıkan sonuçtur Galatasaray'ın 5 yıl sonra nereye geleceği..

27 Ekim 2009 Salı

Doğu Konferansı 2009/2010

Heyecan 2 saat sonra başlıyor.. Şampiyonluğun etkisi en fazla 2, hadi bilemedin 3 hafta.. Ondan sonra yine özlüyorsun bu NBA'i.. Hasret bitiyor.. Doğu için de aslında biraz daha geniş çaplı bir yazı hazırlamak istiyordum, ama bugün yeterli zamanı bulamadım.. O yüzden biraz daha kısa bir şekilde üstünden geçmeden girmeyelim lige.. Bu arada geçen sezonun ortasında başlayan Nesine.com çalışmaları da devam ediyor.. Bahis oynamak isteyenler orada yaptığım maç yorumlarına ve kuponlara ulaşabilirler.. Yine geçen seneki gibi, kuponların bir bütün halinde değil de, maç maç değerlendirilmesi ve içinden uygun, mantıklı gelenlerin seçilmesi benim önerimdir.. Gerisi size kalıyor..


Geçen senenin finalistinden girelim.. Orlando Magic Hedo'yu kaybettikten sonra sağlam takviyeler yaptı.. Vince Carter, Matt Barnes, Ryan Anderson ve Brandon Bass gelen oyuncular.. Hedo'nun yanında gidenlerse Courtney Lee ve Rafer Alston.. Jameer'in dönüşüyle Rafet'e ihtiyaçları kalmamıştı.. Hedo'nun yanında Courtney Lee de önemli kayıp ama Dallas'tan gelen Brandon Bass onun katkısını üstlenir.. Şutör Matt Barnes da önemli ekleme.. Dallas tarafından teklif yapılan Gortat'ın da kontratını karşıladılar.. Vince ve Gortat'a bu kadar para döküp Hedo'ya lüks vergisi nedeniyle para vermemek biraz hikaye.. Düşüncem, Orlando'nun Hedo'ya maximum'u çok gördüğüdür.. Hedo'nun yerini basketbol anlamında doldurabilirler mi, bilmiyorum.. Rolü müthişti takım içinde, özel bir şekilde üzerine biçmişlerdi ama vazgeçilmez bir oyuncu değil elbette.. Gelen nitelikli oyuncu sayısı da gidenlerin yanında fazla ve net bir şekilde daha geniş bir kadro olarak görünüyor Orlando.. Bütün bunların yanında, ben geçen senenin yanından bile geçemeyeceklerini düşünüyorum.. Düşüncemin temelinde yatan şeyse Vince Carter'ın ana rotasyonda ciddi süreler aldığı hiçbir takımın zirveyi göremeyeceğine inanmam yatıyor.. NBA finalini bırak, bence doğu finalini göremez Orlando.. Vince'i de, onu seveni de fazla sevmem.. Hedo gibi bir rol oyuncusundan sonra Vince'in bu takıma bir katkı yapacağını düşünmüyorum.. Stan Van Gundy'nin hücum sisteminde istatistikleriyle ne kadar göz boyayacak, neler yapacak göreceğiz.. Asıl sonuç ise play-off'larda ortaya çıkacak elbette..


Cleveland Cavaliers korkutucu bir kadro oldu.. Kaybettikleri oyuncuların hiçbiri 20 dakikanın üzerinde süre almıyordu.. Kadroya kattıkları oyuncular ise fazlasıyla klas.. ShaQ, Jamario Moon, Anthony Parker ve Leon Powe önemli eklemeler.. Çok ciddi bir 9-10 kişilik rotasyon oluşturma şansı var Mike Brown'un elinde.. ShaQ'ın dizleri ona ne kadar izin verir, o bilinmez.. Ama Anthony Parker eklemesi olabildiğince önemli.. Pavlovic ve Wally'den sonra cennete düştü Cavs.. Powe ve Moon'un da bu takımın savunmacı kimliğine uyum sağlayacaklarını düşünüyorum.. Cleveland geçen seneye göre ciddi anlamda güç artırımına gitti..


Güçlenen bir diğer takım iki sene öncesinin şampiyonu Celtics.. Sadece Leon Powe'u kaybettiler fakat Rasheed Wallace ve MarQuis Daniels eklemelerini yaptılar.. Raşit'i büyük ihtimalle benchten getirecekler sezon boyunca ki KG'nin dinlendiği bölümde onu sahada tutmaya özen göstereceklerdir bu bağlamda.. Daniels da Ray Allen ve Paul Pierce'dan oluşan 2-3 numaralara değişik bir açılım getirebilecek bir oyuncu.. KG'nin dizi ne durumda emin değilim ama problem yaşayacağını sanmıyorum.. Yine de 2 sene önemli süre.. PP, Ray ve KG sırayla 32-34-33 yaşlarına geldiler.. Uzun maratonun sonlarına doğru sıkıntı yaratabilir.. Boston da kesinlikle geçen seneye göre daha güçlü.. Rondo'nun oyununu geliştirdiği söyleniyor, o da önemli.. Cavs'le mücadeleleri güzel olacak..


Atlanta Hawks tecrübelendikçe daha iyi oynuyor.. Kadroda büyük değişiklik yok.. Tek ekleme Jamal Crawford.. Cemal potansiyelli çocuk ama dengesizin kralı.. Zaten belli bir denge sorunu olan Atlanta'ya olumlu anlamda büyük katkı yapacağını sanmıyorum.. Hala yukarıdaki üçlünün altındalar.. Miami'de de durum benzer.. Geçtiğimiz seneye göre önemli bir değişim yok.. 30 dakika süre alıp 5.4 rebo çekebilen Jermaine O'Neal'ın durumu trajik.. Michael Beasley'nin ilk sezonu potansiyel vadediyor ama beklenenin altındaydı.. Wade'in bir şeyler başarabilmesi için ondan ciddi katkı gelmesi gerekiyor ama patlayan hadiseleriyle ne kadar mümkün olur bilmiyorum.. Temiz basketbol oynuyorlar, Wade'in istatistik yönünden en iyi sezonuydu geçen sene.. Bu sezon sayı krallığına göz kırpıyor.. Philly Elton Brand'den yine katkı alamadı geçen sene.. Bu sene onun oynaması şart.. Andre Miller sonrası point guard mevkiinde ciddi sıkıntıları var.. Senelerdir Allen Iverson muamelesi görüp zayıf fiziği nedeniyle beklenen patlamayı yapamayan Louis Williams'ın ciddi süreler alması muhtemel.. İstatistiklerinde çıkış yaşayabilir.. Geçen sene NBA'in en kötü 3 atan takımı olma ünvanını ele geçirmeleri sonrasında gelen Jason Kapono'ysa tek başına önemli iş yapacaktır.. Geçen seneden daha zayıflar.. Kurtarıcıları sadece Elton olabilir.. İşleri zor.. Chicago'da Ben Gordon'un gidişi takım için hayırlı.. Rotasyon daha iyi oturacaktır.. John Salmons ve geçen sene yeterli katkıyı yapamayan Luol Deng'in vereceği katkı önemli.. Geçen sene kariyerinin dibini gören Kirk Hinrich'in de bu sene daha fazla süre alacağını ve Derrick Rose'la birlikte daha fazla oynayacağını düşünüyorum.. Pota altı rotasyonu vasatın üstünde.. Brad Miller'ın savunmayı düşüren ama hücumda katkı yapan yapısı orada denge unsuru.. İşleri kolay değil, ama play-off potasının içinde olacaklardır sezon boyunca.. Detroit Pistons, Ben Gordon ve Charlie Villanueva'nın katılımıyla çok kestirilemez bir takım oldu.. Gordon muhtemelen Chicago'daki gibi benchten gelen rolüne devam edecek.. Onların da işleri kolay değil.. Washington'da Gilbert Arenas'ın dönüşü çok önemli.. Eddie Jordan'ı çok gereksiz harcadılar yaşadıkları şanssızlıklar içinde.. Agent Zero sağlıklı kaldığı sürece direkt play-off'talar.. Jamison'dan 2-3 hafta yararlanamayacaklar ama büyük sorun olacağını sanmıyorum.. Flip Saunders'la Eddie Jordan'ın oynattığı tempolu ve kaliteli basketbola yaklaşacaklardır.. Toronto güzel kadro, kötü savunma.. Calderon ve Bargnani 1 ve 5 numaradan iki delik.. Kağıt üstünde iyi bir 5'leri var ama Jarrett Jack ve biraz da Rasho dışında kenardan getirebilecek oyuncuları çok zayıf.. DeMar DeRozan bence gereksiz düştü draft'te.. 2 numaradaki boşluğa yerleşip uzun vadede oradan bir atılım yapabilir.. Gözlerimiz üzerinde.. NTV sağolsun bu sene bol bol Toronto maçı izleyeceğiz zaten.. İzledikçe ne olabileceklerini göreceğiz.. Kendisini kanıtlamış bir coach başta olsa play-off olur diyebilirdim ama Jay Triano'yla soru işareti.. Okafor'un gidişiyle Charlotte'un işi iyice zorlaştı.. Beklenen play-off bu sene de gelmeyecek.. New York'un D'Antoni'yle oynadığı oyun beni yeterince eğlendirdi.. Bu sene de doğunun en keyifli takımı olacaklar.. Nate ve Lee'yi tutmaları önemli.. Performanslarını artırabilirlerse play-off'u bir süre deneyebilirler.. Donnie Walsh'un burada yaptığı mucizevi işleri ayrıca incelemek gerek.. Giremeseler bile fazla üzülmeyecekler zira gidişat çok iyi.. D'Antoni'yi çirkefliğine rağmen sevdiğimizi, hasta olduğumuzu daha önce söylemiştik.. Indiana'yı bu sene dikkatle takip edeceğim, geçen senenin sürprizlerindendi bence..

Nets ve Bucks'la ilgili bir şey söylemek istemiyorum, Alim Karasu kızmasın.. Yazı da uzadı, yavaştan sıkmaya başladı.. Saat 1'e geliyor, kalmış 40 dakika.. Şov başlasın demekten başka yapabileceğim bir şey kalmadı şu andan sonra.. Cleveland - Boston ve Lakers maçları dururken Portland - Houston veren NBA TV de büyük ayıp etti.. Günün en kötü maçını verme özelliklerini yeni sezonun ilk günü itibarıyla da sürdürmeye devam ediyorlar.. Aferin..

NBA Batı Konferansı 2009/2010


Los Angeles Lakers: 2002’deki şampiyonluktan sonra tam 7 yıl beklendi. Nihayetinde gelen şampiyonluk hem Los Angeles şehri, hem de Kobe Bryant için çok önemliydi. Şampiyonluk yolu Utah Jazz, Houston Rockets, Denver Nuggets ve finalde de Orlando Magic yolundan geçerek geldi, ki sezon başında böyle bir yol öngörülse herkesin ağzının suyu akardı. Bunun için sezon boyunca çekiştiği rakipleriyle fazla mücadele etmeden gelen şampiyonluğun ardından güçlü rakiplerinin önemli (Boston – Rasheed Wallace, Cleveland – ShaQ, San Antonio – R. Jefferson/McDyess) eklemeler yaptığı bir sezon öncesinde Lakers’ın boş durması beklenemezdi. Bu aksiyon da Ron Artest’le geldi. Artest’in gelişini incelemeden önce geçen seneki şampiyonlukta büyük emeği olan Trevor Ariza’nın gidişinden bahsetmek gerekiyor. Geçen sezonun sonunda Lamar Odom’la birlikte free agent konumuna düşen Ariza’yla kulüp arasında bir maaş problemi yaşandı. Ariza fazla istedi, kulüp o kadar açılmak istemedi. Bu esnada aynı pozisyon için boşta görünen Ron Artest’le bağlantı kuruldu ve oyuncunun normal fiyatından ciddi miktarda indirim yapacak bir kontrata evet demesinden sonra Ariza beklenmedi ve iş bitirildi. Ariza hiç inisiyatif almadan önemli skor katkısı yapan, savunmada çok önemli iş gören müthiş bir rol oyuncusuydu. Fakat Artest başka bir adam. Yaşlanıp yavaşlamasına rağmen hala Ariza’dan daha iyi birebir savunmacı ve Ariza’yla kıyaslanmayacak kadar iyi bir skorer. Daha iyi bir şutör, bunun yanında eşleşme problemini gördüğü anda post up’la da rahat sayı bulan ligin en önemli 3 numaralarından. Kısa forvetten getireceği kalınlık, zaman zaman takım savunmasında problem yaşayabilen Lakers için çok değerli olabilir. 4 numarada ince kalan Lamar için 3 numaradan gelen size artısı önemli bir destek olarak görünebilecekken, Artest’in 4 numara oynayabilen ve bu şekilde takımı 4 kısaya çevirebilen meziyetleri Phil Jackson için değişik opsiyonlar yaratma şansı anlamına gelebilir. Hamlenin yaratabileceği iki sıkıntı var. Birincisi, Ron’un çok iyi bir skorer olması nedeniyle her takımda almak istediği ve buna da genellikle sahip olduğu oyun için inisiyatifi. İkincisi, oyuncunun bilindik arızaları ve disiplin problemleri. Birinci sorun için takımdaki Kobe’nin varlığı çok önemli. Rakipken dalaşsalar da iki oyuncu da birbirinin saha içindeki ve dışındaki karakterine büyük saygı gösteriyor. Artest geldiği takımın “şampiyon” ve “Kobe’nin ekibi” olduğunun farkında. Çok daha önemli skor opsiyonları olan Kobe ve Gasol’un arkasından gelmeyi kabul edecektir. İkinci problem için ise adres Phil Jackson. Artest’in eline tutuşturulacak iki felsefe kitabından sonra, P-Jax’in coach’luk yaptığı bir takımda arıza oluşacağını sanmıyorum. Artest 3 ay sonra ben basketbolu bırakıyorum diyebilecek bir karakter fakat, rakiplerin bu kadar güçlendiği bir dönemde şampiyona tek başına sınıf atlatabilecek bir oyuncu bu kadar ucuza bulunmuşken alınması gereken bir riskti bu. Pişman olup olmayacaklarını 2010 yazında göreceğiz.


Denver Nuggets: Allen Iverson karşılığında geçtiğimiz sezonun başında takıma katılan Chauncey Billups’ın arka alana savunma ve hücum anlamında kattıkları ortada. Billups gelene kadar sıradan bir takım olan Denver, takas sonrasında vites artırdı ve batı finaline kadar gitti. Ligin en önemli ön alan savunmacılarından Marcus Camby’nin gidişine rağmen, arka alana gelen Billups’ın hacmiyle daha iyi savunma yapan ve çok daha dengeli hücum eden bir takım haline geldiler. Camby’yle birlikte hücumda 4 kişi oynayan takım, Nene Hilario’nun sağlam dönüşü ve Kenyon Martin’in çift haneleri gören oyunuyla hücumda da çeşitlendi. Chauncey Billups’ın arkasını Minnesota Timberwolves tarafından draft edilen Ty Lawson’u draft hakkı karşılığında takas ederek sağlama aldılar. Veteran Anthony Carter’la beraber guard rotasyonları sorunsuz ve hatta kusursuz bir hale geldi. İki numaradan çok önemli skor katkısı yapan J.R. Smith dengesizliğine rağmen hala çok önemli bir silah. 2-3 numara oynayabilecek atletizminden başka hala bir şeyini göremediğimiz James White, Joey Graham ve Arron Afflalo takıma eklendi. Uzun rotasyonunda K-Mart ve Nene’nin arkasında Johan Petro ve yazın takas edilen Malik Allen var. Tek kayıp Olympiakos’la imzalayarak Avrupa’ya dönen Linas Kleiza. Bu takımın en önemli bench güçlerinden biriydi Litvanyalı. Skorer yapısı, gidişini fazlasıyla negatif gösteriyor Denver için. George Karl iyi işler yapmasına rağmen çoğu insan tarafından hala kabul edilmeyen, şüpheyle yaklaşılan bir isim. Geçen sene başardığı iş saygı uyandırması gereken cinstendi. Bu sene de yukarıyı zorlamayı sürdürecektir.


San Antonio Spurs: “NBA’de son 10 yılın en iyi yönetilen takımı hangisidir?” sorusunun cevabı Teksas yöresinden çıkıyor. Tim Duncan’ın draft edilmesinden sonra kaderi değişen San Antonio Spurs’un başarısının sırrı, Duncan’ın yanına hep doğru ve çarkları döndürecek isimlerin monte edilmesinden geçti. Bu senenin asıl hamlesi Richard Jefferson. Bruce Bowen, Kurt Thomas ve Fabricio Oberto karşılığında Tony Parker ve Tim Duncan ikilisini tamamlayacak harika bir parçayı takas etmeyi başardılar. Yine ön alan için boştaki Antonio McDyess’ı kadroya kattılar ki bu da takım kalitesini doğrudan etkileyecek bir ekleme. Bu ay takıma katılan Keith Bogans da sağlık durumu son zamanlarda pek de parlak olmayan Manu Ginobili için iyi bir yedekleme olabilir. 2-3 yıldır Spurs’un yaşlanan kadrosuna ve bir süre sonra dağılacaklarına dikkat çekilir. Doğru bir önermedir bu. Fakat yakalanan bu jenerasyonun son zamanlarını bile doğru işlerle şampiyonluk potasından fazla uzaklaşmadan geçirmeyi başarabiliyor San Antonio camiası. Bu yapıları son 10 yılda kazandıkları 4 şampiyonluk kadar değerli.


Portland Trail Blazers: Hidayet Türkoğlu’nu çok istediler, Toronto Raptors kaptı. David Lee, Trevor Ariza, Lamar Odom gibi oyuncularla ilgilendiler, olmadı. Sonunda kaptıkları isim Andre Miller. Oldukça hayırlı bir hamle Portland açısından. NBA’in en genç, en atletik takımlarından birine bu oyuncuları doğru kullanacak bir beyin gerekiyordu. Hidayet ısrarlarını bu açıdan okumak daha mantıklı. Andre Miller ise bu iş için 3 numaradaki Hidayet’ten çok daha iyi bir isim. Bu kadar genç isimlerden kurulmuş proje takımlarının en büyük sorunları içlerindeki veteran eksikliğidir. 5 tane çok genç ve gelecek vadeden isimden oluşturulmuş bir 5 yerine, bu sayıyı 3 ya da 4’e düşürüp aralara serpiştirilecek tecrübeli veteranlar oyuncuların gelişimi için çokdaha doğru bir yoldur. Böyle atlet ve potansiyelli oyuncular için Andre Miller gibi sağlam, saha görüşü çok iyi olan bir oyuncu önemli bir şans, güzel bir denge unsuru. Brandon Roy, LaMarcus Aldridge ve Greg Oden gibi oyuncuların gelişimini hızlandıracak bir hamleyle geçen seneki normal sezon 4.lüğünün üstüne çıkmaya çalışacaklar. Daha kötü olacaklarını sanmıyorum.


Houston Rockets:
Sakatlıklardan en çok çeken batı takımlarından biri. En büyük iki yıldızı Tracy McGrady ve Yao Ming bu kadar sakatlık yaşarken gelmeyi başardıkları nokta daha çok dikkat çekiyor. Geçen sezon sakatlık yaşayan Yao Ming bu sezonun da tamamına yakınını kaçıracak. Önce basketbol kariyerinin tehlikede olduğu söylendi ama şimdi daha olumlu haberler geliyor. Yine de artık Yao’nun eski Yao olmayacağı açık. Tracy McGrady’nin sağlık durumuna bağımlı bir sezon geçirecekler. O da ilk 2 ay yok. Ron Artest’in gidişini Lakers’tan boşa çıkan Trevor Ariza’yı alarak nötrlemeye çalıştılar. Ariza da bu takımda daha çok sorumluluk alacaktır. T-Mac 1 numaralı formasını Ariza’ya verip bu sene 3 numarayı giyecek. Aaron Brooks’un gelişimiyle birlikte arka alanın skorerleri Houston Rockets’in sezon gelişimi açısından öncelikli durumda. Zor bir sezon onları bekliyor.


Dallas Mavericks: Normal sezonun aktif takımlarından biriydi Dallas. Dörtlü bir takas sonucunda imzaladıkları Shawn Marion takıma oturacak bir oyuncu. 5 yıllık 40 milyon dolarlık bir kontrat verdiler ve 31 yaşındaki bir oyuncu için iyi bir rakam bu. Yine sınırlı serbest olan Orlando’lu Marcin Gortat için yaptıkları teklif Orlando tarafından son anda karşılandı. Gortat Dirk Nowitzki’nin yanı için mükemmel bir seçimdi. Hidayet için maksimum vermeye yanaşmayan Orlando Magic’in Vince Carter’ın kallavi kontratını alıp Gortat’la da yıllık 7 milyonluk bir sözleşme yapmaları ilgi çekici olsa da sonuç olarak Dallas’ın planları bozuldu. Gortat için de ilk 5 oynayabileceği Dallas daha doğru seçimdi. Şimdi ligin en iyi 2-3 uzunundan biri olan Dwight Howard’ın arkasında beklemeye devam edecek. Gortat olmayınca uzun rotasyonu için transfer edilen isim Drew Gooden oldu ki ne kadar katkı vereceği muamma. Jason Kidd, Jason Terry, Josh Howard, Shawn Marion ve Dirk Nowitzki’den oluşabilecek bir beş Don Nelson gibi birinin elinde çok değişik bir basketbol oynayabilirdi. Savunmacı Rick Carlisle’ın bu opsiyonu değerlendirip değerlendirmeyeceği Dallas adına sezonun en kritik sorularından biri olacak. Brandon Bass ise arayabilecekleri bir kayıp.


New Orleans Hornets: 2007/2008’deki normal sezon ikinciliğinden sonra geçen seneki performans kaybı dikkat çekici ama yaklaşık 40 maç kaçıran Tyson Chandler’ın durumu bu düşüşte etkiliydi. Hornets’e gelişinden sonra merak edilen sakatlık durumu geçen sene tekrar ortaya çıkınca yaz döneminde Charlotte Bobcats’le takas yapıldı ve Emeka Okafor kadroya katıldı. İlk sezonlarında benzer bir özellik gösteren Okafor son 2 sezonunda maç kaçırmadı ve double double ortalamalarını devam ettirdi. Tyson Chandler’dan hem daha iyi bir birebir, hem de daha iyi bir yardım savunmacısı. Ribauntlarda onun kadar etkili ve blok özelliği çok daha gelişmiş. Yine genişlik olarak Chandler’dan daha büyük bir hacim göstermesi de savunmasının değerini artıran bir özelliği. Son 2 sezonundaki istikrarını sürdüren bir Okafor’la New Orleans’ın 2 sezon öncesine dönmesi şaşırtıcı olmayacak.


Utah Jazz: Utah’ta büyük değişiklik yok. Carlos Boozer takımda kaldı, Mehmet Okur’la 2 yıllık extension imzalandı ve sınırlı serbest Paul Millsap için teklif yapan Portland Trail Blazers’ın teklifi karşılandı. Geçen sezonki düşüşte Carlos Boozer’ın sakatlığı büyük etkendi. Yaz döneminde adı sıkça takas söylentilerinde geçip oyuncu aransa da şu anda takımda kalmış gibi görünen Carlos Boozer’ın iştahı Utah’ın sezon seyri açısından çok önemli olacak. Sağlıklı bir Boozer ve Kirilenko’yla Utah’ın üst sıraları hedeflememesi için fazla neden yok. Hazırlık döneminin ilk maçında 21 dakika oynayıp 16 sayı, 6 asist ve 4 ribaunt yapan Deron Williams’ın yeteneğiyse Jerry Sloan’un elindeki en büyük silah.


Phoenix Suns:
Genel menajerliğe gelen Steve Kerr’ün kişisel kaprislerinin ve ben bilirim tavrının bir sonucu Phoenix Suns’ın içinde bulunduğu durum. Mike D’Antoni’yle şampiyonluk gelmeyince reçeteyi yavaş tempo ve iyi savunma olarak belirleyen Kerr önce D’Antoni’yi gönderdi, daha sonra da ShaQuille O’Neal – Shawn Marion takasını yaparak Phoenix’i özelliksiz bir hale getirdi. Düşen tempoda Steve Nash’in etkisi azaldı, arka alan savunmasındaki defoları ortaya çıktı. Ve sonuç: 5 yıl sonra play-off yapamayan bir Phoenix Suns. Alvin Gentry’nin gelişiyle dönülen tempolu basketbol yapılan yanlışların kabulu. Steve Nash 36 yaşına geldi. Run’n Gun’da da defolar yavaş yavaş çıkacak ortaya. Eski zirve dönemleri artık zor ama play-off için yarışacak kadrosu hala var Phoenix’in. Leandro Barbosa yaşlanan Steve Nash’le birlikte iyice kilit oyuncu haline geliyor. Channing Frye'dan ise sağlam bir çıkış gelebilir.



Golden State Warriors:
Galibiyet/mağlubiyet performansı olarak alttaki zayıf takımlara yaklaşsalar da, yaşadıkları çöküntünün temelinde Monta Ellis’in sakatlığı yatıyordu. Sakatlandığı yer konusunda yalan söyleyerek Vladimir Radmanovic tadı yakalayan Ellis sadece 25 maçta forma giyebildi ve çoktan play-off potasından düşen takımda bir fark yaratamadı. Andris Biedrins ve Ronny Turiaf’tan oluşan ön alan ve Monta Ellis ile Stephen Jackson’ın başını çektiği skorer kısa oyuncular mangası Don Nelson’un elinde play-off’a giren ve can yakan bir takım olabilir. Her şey Monta Ellis’in bu takımı yönetip yönetemeyeceği üzerinden şekillenecek. Geçen sezon bunun için bir deneme olabilirdi. Şimdi ise iki sene üst üste başarısızlık olasılığı dev bir şekilde takımın karşısında duruyor.


Minnesota Timberwolves: Draft’teki ilk 4 hakkıyla 4 tane point guard seçen bir takımın bu ay Ramon Sessions’la offer sheet imzalaması biraz garip görünebilir. Zira Ty Lawson Denver’a gönderildi, Ricky Rubio ve Nick Calathes de bu sezon NBA’de forma giymeyecekler. Eldeki John Flynn zaten NBA’e en hazır oyun kurucu durumundaydı. Antonio Daniels ve Ramon Sessions’la beraber iyi bir rotasyon oluşturabilirler. Minnesota Timberwolves Kevin Garnett gidip Al Jefferson geldiğinden beri bir proje takımı havasında. İyi işler yapılıyor ama anında başarı için çok yeterli değil. Ricky Rubio beklenen gelişimi gösterebilirse 4-5 sene sonrasına çok sağlam bir play-off takımı olarak gelebilirler. Bu sene için ise ellerinde, tecrübe kazanıp iyi maçlar çıkarma umudundan başka bir şey yok.


Oklahoma City Thunder: Kevin Durant, Russell Westbrook ve Jeff Green üçlüsünün yanına draft edilen James Harden bu oyuncuları tamamlayabilecek, 2009 draft’inin lige en hazır oyuncularından. Geçtiğimiz sezon ortasında takıma katılan Nenad Krstic de bu atlet ve yetenekli oyuncuları post’tan getireceği sayı desteğiyle dengeleyebilecek bir oyuncu. San Antonio Spurs kökenli Sam Presti’nin genel menajerliğinde lige girdiği günden beri düzenli olarak büyüyüp gelişen bir takım var karşımızda. Shaun Livingston, Nick Collison, Etan Thomas ve Thabo Sefolosha gibi oyuncuların sağlam kalıp rotasyonu genişletecek performansı ortaya koymaları durumunda sürpriz maçlara imza atabilecek, iyi bir takım görüyoruz Oklahoma’da. Bundan sonra işler biraz da coach Scott Brooks’un takıma neler katabileceğine bakacak.


Los Angeles Clippers: Baron Davis’in 17, Zach Randolph’un 43, Chris Kaman’ın 51, Marcus Camby’nin 20, Ricky Davis’in 46 ve Al Thornton’un 11 maç kaçırdığı bir takımda 19 maç kazanmak çok garip karşılanmamalı. Üst üste iki maça aynı beşle çıkamayan ve bunun sonucunda istikrarsız bir görüntü sergileyen Los Angeles Clippers’ın kadro kalitesi play-off için mücadele edecek düzeyde. Draft’ten gelen Blake Griffin büyük piyango. Ne var ki başlarındaki Mike Dunleavy bu seviye için yeterli değil. Sağlıklı kalmayı başarabildikleri ölçüde yukarıyı zorlayacaklardır. Ama son sezonları hep sakatlık sorunlarıyla geçen Baron Davis, Marcus Camby ve Chris Kaman gibi oyuncularla bunu ne kadar başarabilecekler, bu sorunun cevabını yeni sezonda göreceğiz.


Memphis Grizzlies: Bugüne kadar potansiyelli ve gelecek vadeden bir görüntü sergileyen Memphis Grizzlies’e yapılan iki ekleme her şeyi soru işaretine çevirdi. Pau Gasol’u cap boşaltma amacıyla Lakers’a verdikten sonra bu yaz iki sezonluk devasa bir kontratı olan sorun yumağı Zach Randolph’u kadroya katmaları ne kadar anlamsızsa, Allen Iverson’la cüzi bir miktar karşılığında sözleşme imzalamaları bir o kadar ilginç oldu. Rudy Gay ve OJ Mayo zaten topu seven oyuncularken, bu oyunculara potaya şut atmadan duramayan AI ve Zach ikilisinin eklenmesi tecrübesiz coach Lionel Hollins için pek olumlu durmuyor. Kağıt üstünde geniş ve yetenekli bir kadro ama bu kadar genç bir takımken bu oyuncuların gelişimine sekte vurabilecek cinsten oyuncuların takıma eklenmesi taraftarı düşündürüyor. Allen Iverson sorunlarından arınıp ilk olarak takımı oynatmayı hedeflerse geçtiğimiz sezondan çok daha iyisinin altına imzalarını atabilirler. Fakat 34 yaşına gelen Iverson için bu olasılık kaçıncı kez gündeme geliyor, işte Memphis için karamsarlığı ortaya çıkaran neden bu. OJ Mayo ve Rudy Gay mi, Allen Iverson ve Zach Randolph mu? Buna verebilecekleri dengeli bir cevap takıma sınıf atlatabilir.


Sacramento Kings: Vasatların yıldızı Kevin Martin ve çevresindeki kötüler topluluğu. Andres Nocioni’ye ayıp etmek istemiyorum fakat Sacramento Kings için söylenebilecek şeyler çok az. Açık ara NBA’in en kötü ekibi, batının averaj takımı. NBA’in en özelliksiz skorer yıldızlarından Kevin Martin’in etrafında kurulmuş olabildiğince özelliksiz bir takım Sacramento. Beno Udrih’in yanına gelen Sergio Rodriguez’li point guard rotasyonuna draft’ten katılan Tyreke Evans uzun vadede formayı alabilecek bir oyuncu. Ön alanda Spencer Hawes ve Jason Thompson takımın en önemli uzunları. Andres Nocioni’nin ruh getirebildiği ölçüde başarılı olmaya çalışacaklar fakat batı sonunculuğu da ufuktan el sallıyor.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Juande Ramos'u da yalan ettiler


Ramos'un hocalık hanelerinde eksiler hızla artıyor.. CSKA'nın başına geldikten sadece 1.5 ay sonra Zico gibi Ramos'u da paketleyip gönderdiler.. CL'de ilk 3 maçta sadece Beşiktaş galibiyeti elde etti CSKA.. Görünürde grubun 3.'sü konumundalar ama İnönü'de oynayacakları Beşiktaş'ın bile gerisindeler görünüm olarak.. Evlerinde 2 maçı harcadılar ve durum pek parlak değil.. Ramos göreve geldikten sonra ligde ilk 2 maçta rahat kazansalar da, son 4 maç itibarıyla çıkan 4 puan ve liderin 10 puan gerisine düşmeleri CSKA yönetiminde muhtemelen bir değişikliğin daha iyi olacağını gösterdi.. Hep diyorum, kifayetsiz muhterisler sadece Türk futbolunda yer almıyor.. Ramos göreve başlar başlamaz ilk 3 ayın çok önemli olduğunu ve bu yüzden çok sıkı çalışmaları gerektiğini söylemişti.. O sürenin yarısını zor görebildi.. Bence yanlış tercihti gidişi.. Futbolun dili evrensel evet, ama sıcak ülke insanlarının Rusya gibi memleketlerde başarılı olmaları zor.. Doku uyuşmazlığı diye bir şey varsa, bu tip örnekler üzerinden ortaya çıkıyorlar.. Sevilla'da oya gibi 4-4-2 oynayan, bekleri oyuna katan, son yılların en iyi klasik 4-4-2'lerinden birini ortaya koyan adamın sonraki tecrübelerinde yaşadıkları üzüntü veriyor.. Spurs'te çok iyi bir kadroyla lige girip doğru düzgün puan toplayamayan bir takımın başında yer aldı.. Ki Tottenham Premier League'in en zor takımlarından biridir.. Kimse başarılı olamaz o takımda.. Sonraki Real durağı çok başarılıydı.. Teşhisi, o teşhis doğrultusunda yaptığı Lassana Diarra transferi ve sonrasında geçen senenin aşmış Barcelona'sını çok uzun süre rahatsız etmesi büyük bir futbol başarısıydı.. Öyle görülmesi Florentino Perez tarafından.. Büyük transferlerle cilalanan kadro üzerine yeni bir hocanın daha iyi olacağını düşündüler, ki hakkıdır o paraları harcayan adamın.. Sonrasında Ramos'un anlamsız CSKA tercihi geldi ve sonuç 1.5 ayda kapının önüne konması.. Bundan sonra yapması gereken biraz dinlenmek, yeni seçimini doğru yapmak için kafasını biraz boşaltmaktır.. Sevilla'nın mirasını çok çabuk bitiriyor zira.. Bir yanlış seçim daha futbol piyasasında hala iyi olarak anılan ismini iyice aşağılara çekecek yoksa.. CSKA'nın yaşadığı kadro erozyonu zaten büyüktü.. Anladık ki böyle yönetildikçe, o aşınma olmasa bile bir yere gitmeleri zormuş.. Beter olsunlar demekte bir sakınca görmüyorum..

25 Ekim 2009 Pazar

Fenerbahçe 3-1 Galatasaray


Yine benzer bir maç, yine benzer bir giriş.. İlk tehlike gol oldu, topun dışarı çıktığına kanaat getirdi hakemler ve 0-0'ı bir süre daha korudu Galatasaray.. Arkasından gelen ilk tehlike, ilk kanat ortası 2-3 oyuncunun önünden, arkasından, kalecinin ellerinin oradan geçip öne geçirdi Fenerbahçe'yi.. Klasik yine bozulmadı..

Bu maçlarda her şey farklı gelişiyor, her şey farklı şekilleniyor.. Maça hazırlanmış, oyun kurgunuzu yapmışsınız.. Bütün hafta boyunca çalışmışsınız belki de.. Dakika 2, Emre'nin darbesiyle yerde kalan Baros oyun dışı.. Muhtemelen de 3-4 maç kaçıracak bir sakatlık.. Şanstır, olur.. Ama Fenerbahçe maçına gelmesi anlamlıdır benim için.. Maçın gözümde bittiği an, Baros'un sahaya dönemeyeceğinin spiker tarafından dillendirildiği andır.. Tamamen birbirinden farklı özellikleri olan oyuncuların değişiminin takımı, oyuncuları etkilememesi imkansızdır.. Oyun karakteri baştan değişti.. Baros'un rakip savunmayı çıkarmayan, baskılı, yüzü kaleye dönük oyunu, Fenerbahçe'nin arkasına sarkabilecek ve daha da önemlisi rakip oyuncularla itiş-kakışa gelebilecek yapısının yerine, Lugano-Bilica arasında kaybolup sık sık orta sahaya duvar olma adına yalan bir şekilde gelip sırtı dönük bir oyun oynamaya çalışan Nonda büyük kayıptı.. Geçen sene Kadıköy'de Benfica maçının gazıyla 4-4-1-1'in sağ açığı olarak başlamıştı Baros, bu sene de daha 2. dakikada oyundan çıktı.. Şans? Kader? Derbi ritüeli? Bu iş böyle işte.. Shabani Nonda iyi oyuncudur kulübe için ama üst düzey, hatta vasatın üstündeki bir savunma dörtlüsünün karşısında rakip olarak görmek isteyeceği bir oyuncudur.. Baros ise Allah muhafaza dedirtir.. Bugün onu yine diyemedi Galatasaray..

Fenerbahçe üzerinden başlayayım.. Wederson ve Roberto Carlos rakibin güçlü bölgesini durdurmak için çok daha öngörülebilir bir ikiliydi ama son günlerde Andre Santos söylentileri artınca onu beklemeye başlamıştım ben.. Daum tedbiri Wederson tercihiyle göstermiş.. Wederson'u açığa alıp savunması son zamanlarda daha zayıf görünen Carlos'u beke koymasıysa Colin Kazım ve Alex arkasındaki 4'lü hattı son derece agresif, topa basan ve güçlü oyunculardan kurmak istemesi olarak okudum ben.. Wederson'un Topuz, Emre, Cristian ve en öndeki Colin Kazım'la maç boyu yaptığı presle doğrulandı bu.. Roberto Carlos'un kaliteli bek nediri hatırlayan oyunuysa işin sosu oldu Fenerbahçe için.. Fenerbahçe'nin ön hattının Galatasaray savunmasına yaptığı pres ve genel baskı son zamanlarda bir maçta görmediğim cinstendi.. O kadar büyük güç harcandı ki, 60 sonrası bir güçten düşme bekledim ama imdada Keita ve kırmızı kartı yetişti.. Galatasaray'ın 2-1'den sonra son 20-30 dakikada alabileceği kontrol tekrar Fenerbahçe presine ve dominasyonuna dönüştü.. Tandemi Zan - Servet, onların önündeki oyuncusu da Sarp olan bir takımın bekten de oyun kuramadığı göz önünde bulundurulursa ön alanda yapılan baskıyla rahatsız edileceği çok açık.. Galatasaray maçlarında da defalarca görüyoruz bu durumu ama yapılacak bir şey yok Ocak ayına kadar..

Galatasaray'la ilgili maçın tamamında görebildiğim bir şey yok.. Her Kadıköy maçında bu kadar kötüsünü az gördük deriz ama bu geceki bir başkaydı.. 0'dan 90'a sahaya olumlu anlamda yansıyan hiçbir şey yok.. Biraz Sarp, biraz Sabri, biraz maçın ilk yarısında takımı çıkarmaya çalışan Ayhan.. Rijkaard'a ne diyebilirsiniz ki bu maçın eleştirisi olarak.. Yarın fasikül fasikül Fenerbahçe tarihi farkı kaçırdı, ballı Rijkaard sallamaları gelir birilerinden.. Son 10 sene nasılsa yine aynı.. Yine lig ortalamasının çok altında bir Galatasaray, yine çok üstte bir Fenerbahçe.. Bu maçın klasiği, asıl görünümün yalanlayıcısı.. Arda'nın Kadıköy'deki vasatlığı yavaş yavaş çileden çıkartıyor.. Dolce & Gabbana, IWC, Yves Saint Laruent ve Aston Martin kaliteli markalar tamam ama performans düştüğü anda o kaliteler adamın karşısına ters bir şekilde dikilir.. Süper girdiği sezonda Elano'nun takıma girişiyle bir anda dibi gördü Arda.. Üstüne gelen Kadıköy Arda'sı da okları kendisine çevirir.. Kızmayacak, üzülmeyecek.. Bütün bunlarla birlikte 2-0'dan Arda'nın korneriyle bulunan golden hemen sonra, top alıp 25-30 metrelik denemeler yapmaktan başka hiçbir icraatı olmayan Elano'nun yerine Arda'nın çıkması bence fahiş bir hataydı Rijkaard'dan.. Mazur görüyoruz.. Kewell'ın girişiyle bölgesi değişen bir Arda, golden aldığı moralle daha iyiye gidebilirdi.. Elano için ise bu maçtan sonra bir saptama yapmak istemiyorum.. Konuşacak zamanımız olacak ileride..

Servet ve Zan'ın ilk 60 dakika boyunca Colin Kazım'dan dayak yemeleri gecenin sürprizi.. Colin Kazım'la ilgili burada yaptığım bir tespittir.. Bu adamın rakip kaleye en uzak olabileceği mevkii, 4-3-3'ün açık/forvetidir.. O da belki.. Natureli forvet olan bir oyuncunun, Türkiye'ye geldiği günden beri gamsızlıkla itham edilen bir topçunun en uçtaki agresifliği ve isteği nerede oynamak istediğinin bir kanıtı olarak görülebilir.. Maçın en önemli performansçılarından biriydi.. 2 gol atan Alex'in arkasındaki 4'lü fizik anlamda müthiş iş çıkardılar.. Lugano ve Bilica Nonda'yla zaten çok rahattı.. Roberto Carlos son 1 yılda özellikle savunma anlamında belki de en iyi maçını çıkarttı.. Ki Keita'nın gördüğü kırmızı, hiçbir pozisyonda Carlos'u geçememesi üzerine yavaş yavaş edindiği bir sinirin sonucudur.. Emre ve Cristian Sarp ve Ayhan'a kesinlikle ağır geldi.. Ama daha da önemlisi bu iki oyuncunun kenarlardan aldığı katkıydı.. Arda ve Keita'nın o taraklarda bezi olmaması Fenerbahçe'nin maç boyu süren üstünlüğünün tek açılımı..

İlk pozisyon ofsayt mıydı, penaltı nasıldı tartışılacak.. Ben onu tartışmıyorum.. Ama yine bir tarafın derbiyi dolu dolu yaşadığı, bir tarafın da ilk 15 dakikada hadiseyi kabullendiği durumu kabul etmek çok zor.. Servet, Zan, Balta, Sarp, Elano, Keita, Baros ve Nonda.. 10 yıllık süreçle alakaları yok.. Formanın tecrübesi, formanın ağırlığı, formanın yaşadıkları bazı şeylerde etkendir evet.. Galatasaray ülkenin Avrupa tecrübesi en yüksek takımıdır ve belki de PAF takımla bir Avrupa maçına çıksa bile bu tecrübeden nemalanır.. Aynı şekilde bu psikolojide ezilen taraf olmak için 10 sene boyunca bu maçları yaşamış olmak gerekmiyor belki.. Ama yine de derbiyi yaşayan ve yaşamak istemeyen tarafı görünce, iki kulübün hadiseye bakışında bir değişiklik olmadığını, Galatasaray'ın maça yeteri kadar hazırlanmadığını, gerekli çalışmaların yapılmadığını görüyorum.. Teknik kadrolardan ve yönetimlerden bağımsızdır bu.. Daha geneli kapsar..

Maçın kalitesi kesinlikle vasat, hatta vasatın altındaydı.. Ama bunu düşüren taraf Galatasaray'dı.. Fenerbahçe'nin bu maçtaki mücadelesi Avrupa çapında, ama hücum anlamında 3 gole ve görünürdeki bazı pozisyonlara rağmen yetersiz.. Ki bu da Daum'un tercihlerinin sonucudur.. Bir taraf çok net çok iyiydi, diğer taraf da tam olarak berbattı.. Bu ortamda ne kararlara sığınırım, ne de başka bir şeye.. Oyunu oynayan taraflar değişse Galatasaray bu maçtan bu skoru çıkarabilir miydi? Son 10 yılı analiz edenlerin buna net bir "evet" cevabı vereceğini sanmıyorum.. Bu statta her şeyin anormale dönmesinin yansıması budur işte.. Böyle bir ortamda da iş daha fazla uzatılmaz.. Baros 2 ay, Keita en az 2-3 maç yok.. Bu ortamda devre arası nasıl gelecek, bu maçın sonuçlarından çok bunun düşünülmesi gerekiyor.. Rijkaard'ın da aklında şu anda bunların olduğunu düşünüyorum.. Fark 5 puan.. Öndeki 1 ay ise kara bulutlarla kaplı.. Anormali normale yine çeviremedik.. Vuslat başka bahara..

İlk pozisyon gol olur


Muhtemel 11'ler:

Fenerbahçe: Volkan, Gökhan - Lugano - Bilica - Carlos, Topuz - Cristian - Emre - Santos, Alex, Colin Kazım

Galatasaray: Leo Franco, Sabri - Zan - Servet - Balta, Keita - Sarp - Ayhan - Arda, Elano, Baros

Böyle bir kanun vardır Kadıköy'deki Fenerbahçe - Galatasaray maçlarında.. Galatasaray kalesindeki ilk tehlike skor tabelasına yansır.. Beklediğim maç benzer.. Bir süredir Kadıköy'deki Fenerbahçe - Galatasaray maçlarında bir şey beklememeyi alışkanlık haline getirdim.. Büyük faydasını görüyorum bunun.. Maç boyunca, 90 dakika müthiş bir heyecan yaşamamı engellemiyor bu.. Bu toprakların en büyük mücadelesi bu.. Kimin ne düşündüğü, dünyanın hangi derbisini kaçıncı sıraya koyacağı umrumda değil benim.. Hiçbir dünya derbisinde bu maçta duyduğum heyecanı duymuyorsam, benim için dünyanın en büyük derbisi bu akşam saat 20.00'de başlayandır.. Romantikleri El Clasico'ya, Superclasico'ya, Milano derbisine, Londra derbilerine, bugünkü Pool-United maçlarına alalım.. Bizim derbimiz bize kalsın..

Maçın öncesini, neler olabiliri yazmayı her Fenerbahçe - Galatasaray maçı gibi gereksiz buluyorum.. Ne yazarsan yaz, hocalar kafasında ne tasarlarsa tasarlasın, çoğunlukla bambaşka şeyler gerçekleşir bu maçlarda.. Akılla, mantıkla bir yere kadar kurgulayabilir, bir yere kadar tahmin edebilirsin bu maçları.. Kadrolar yukarıda beklediğim gibi.. Mor formayla maça çıkma düşüncesini bırakmış Galatasaray ki sevindirici.. Uğurlu forma diye diye geçen sene turuncuyu Kadıköy'de mundar etmiş, daha sonra da çok az giymişti takım.. Mora da aynı şeyi yapmaya gerek yoktu.. Yenilgi sonrasında geçilecek dalgalara bir de moru ekletme ihtimali bunların dışında çok gereksizdi.. Keita ve Sabri'li sağ kanada önlem alacak Daum.. Carlos ve Santos'un arasına sık sık Emre'nin girip o kanadı kırmaya çalışacağını düşünüyorum.. Fenerbahçe savunmasının ağırlık merkezini o tarafa çekebilirse Galatasaray, Sabri'nin ters top atma özelliği üzerinden sol tarafta boşluklar bulabilir.. Maçın kilit noktalarından biri bu ters toplar olacak gözümde.. Fenerbahçe'nin orta göbeği Galatasaray'a göre üstün.. Savunma 4'lüsü de tedbirli oynandığı zaman Galatasaray'a göre daha dengeli.. Bahisçilere bu maçla ilgili hiçbir öneri yapmam, yapamam side hadisesinde, gönlüm el vermez.. İki takımın da maça çok çekingen gireceğini düşünmeme rağmen over akla ve mantığa çok yakın duruyor ama..

Pool - United maçında Torres ve Gerrard'ın durumlarına rağmen Pool bence ağır favori.. 2.60'tan öneririm herkese.. Atalanta - Parma maçı zor olsa da Parma'nın 3.50'lik oranı da küçük oynanan yüksek oranlı kuponlarda değerlendirilebilir.. 3'te oynayan Gençler'i 2.10'dan kaçırdık.. Artık 8 olsun ve maçı izleyelim.. İnsanın başka bir şey yapası gelmiyor zira..

23 Ekim 2009 Cuma

60 Dakika


Frank Rijkaard zeki adam.. Maçtan önce muhtemelen Türkiye'de kimsenin izlemediği Dinamo Bükreş için savunmaları güçlü, hücumları zayıf saptaması yapmış.. Maçın teyitlediği durum 4 gole rağmen bu.. Yine çok da iyi oynamıyorken gelen goller sonrasında açılan kilit, kalitenin ortaya çıkışı ve cevap veremeyen rakip.. Fazla büyütülecek bir maç değil.. Çok önemli olan tek şey 2001 sonrası Avrupa'da unutulan karakterin 2 yıldır yavaş ama sağlam bir şekilde geri dönüyor olması.. Rakip Romanya'nın her dönem tehlikeli olan, sürprizleri devamlı görülen altılısından (Dinamo, Rapid, Steaua, Cluj, Timişoara, Unirea) biri.. Bu 6'lıdan son 6 sene içinde liginin ilk 4'üne sürekli olarak giren tek takım.. Bunların bazıları sermaye takımları ve geçmişleri de yok ama buna rağmen Romanya'da önemli bir ekoldür Dinamo.. Galatasaray böyle bir takımı bizim kolpacı basının gözünde çok basite indirgemeyi başarıyorsa biraz gülmekle beraber taraftarın gurur duyması gereken şeyler de vardır içinde.. Bu övgülerin bir kısmından deplasmanda Steaua'yı yenen Fenerbahçe de sebeplenir, ki Steaua'da son 1 yılda müthiş bir kadro erozyonu da vardır ama konu o değil şu anda..

Sağdaki Sabri ve Keita yine gecenin damgacılarından.. Sabri'nin maçın ilk dakikasında Alexe'den yediği çalım ve 29. dakikada takım topla çıkarken yaptığı hata hanesine iki büyük eksi olarak yazılır ama ikinci golde Keita'nın önüne bıraktığı top ve maçın genelindeki olumlu katkıları yine öne çıkarır maçta.. Dinamo Bükreş'in maçın başından itibaren Caner'in bölgesinden Adrian Cristea'yla sızma çabasına karşılık Galatasaray da yine güçlü olan sağı üzerinden şekillendirdi hücumlarını.. 4 golden 3'ü sağ açık imzası.. Bunun yanında ilk golü hanesine yazdıran Kewell, gol dışında da çok aktifti bugün.. Onun içe kaçışlarının arkadan Caner'in bindirmeleriyle denge bozucu bir unsur olarak sistemde işletilmesi, Balta'yla yapılamayan ve aslında beklerin yapısı üzerinden ayrıca konuşulması gereken bir özelliğin maç içinde artı olarak takım hanesinde görünmesine neden oldu.. Bugünkü full back'siz, iki tane açıktan bozma bekin oyunun rakip kaleye yıkılmasında payı büyük.. Ama elbette Galatasaray her maça böyle çıkmalıdır anlamına gelmiyor bu.. Stoperleri alıp bek haline soktuğmuz, oradan hücum istediğimizde de açıkları devşirmeye çalıştığımız yapı devam ettikçe gerçek bek yetiştiremeyecek bu ülke.. Hiçbir konuda ortamız olmadığı gibi bunda da o çizgiyi bulamıyoruz..

Elano'nun Sarp ve Ayhan'la üçlü oluşturma çabaları 90 dakika devam etti ki güzel.. Basit oynayan, topu ayağında tutmayan yapısı da bu öz oluşturma çabası için gayet önemli ve değerli.. Ki Arda biraz feyz almalı tek pas futbolundan.. Ama beklenen katkının hala uzağında.. O bölgeden ve pozisyondan beklenen tek forvete destekten çok orta alandaki boşlukları doldurup o oyuncularla birliktelik kurmaya çalışmak oldukça sahadaki sistem her zaman daha iyiye gidecek, isteneni gösterecek.. O güne kadarki sıkıntılar hep en iyiyi bulma çabası, arayışın ve onun getirdiği denemelerin, ısrarların sahadaki duruşu.. Sarp, Topal, Elano, Ayhan ve Arda'dan böyle bir öz oluşturabilecek mi Galatasaray, yoksa bazı transferleri için pişman mı olacak bunu gösterecek tek şeyse zaman..

Kenarları kullanmayı takımın futbol karakteristiği haline getirmek güzel.. Bunları çeşitlendirecek merkez hakimiyetiyse daha yok.. Ayhan'ın sorumluluk almaya çalışan ve ceza sahası önüne doğru koşular yapmaya çalışan futbol profilini takdir ediyoruz ama yaş 33, her şeyin belirli bir sınırı var.. Bu yaşta bu kadar efor gerektiren bir mevkii ve rolle oynuyorsanız düzenli maç temposunun getirdiği istikrarsızlıktan da nasibinizi alıyorsunuz.. Galatasaray'ın sezon boyunca çekeceği sıkıntıların bir bölümünü de bu teşkil edecek.. Bu maç ikinci yarının başında atılan golle bitti, akılları 3-0'la birlikte tamamen Fenerbahçe maçına kaydı.. 60'ta gelen Aydın'ın yaratıcılığıyla gelen golse maçın gerçek anlamda sonu.. Ondan sonraki aksiyonlar için pazar günü o derbi orada dururken kimseyi suçlamam.. Suçlayana da kötü gözle bakarım.. Dinamo'nun golü ve sonraki tehlikeleri rölanti futbolun yanında rakibin disiplinden koparak oyunu Galatasaray'ın en zayıf bölgesinde oynamaya başlamasından da kaynaklanıyor biraz.. PAO maçı da benzer şekilde gelişti.. 3 farktan sonra rakibin nereye geldiğinin çok önemi yok.. Önemli olan oyun dengedeyken rakibi zayıf olan yere sokmamak ki şu ana kadar Galatasaray bu işi iyi başarıyor..


Yapılan güzel bir işi de takdir edelim.. Maç için kulüp tarafından çıkan özel atkılar daha sık görmek istediğimiz hadiseler.. Adana Demirspor'un Livorno'nun ülkeye gelişiyle yapıp paraya dönüştürdüğü bir ürünün bizim büyükler tarafından tercih edilmemesi ziyadesiyle saçma.. Diğer Avrupa maçlarında, hatta Türkiye'deki önemli mücadelelerde de görmek isterim aynısını.. Polat yönetiminin son 1 yıl içindeki sürekli doğru hamlelerinden biri olarak yer alacak bu atkı.. 1 saatlik bir maçtı, geçti ve bitti.. Şimdi önde başka bir engel var.. Bugün oynamayan Arda, Keita ve Baros'un yeri Fenerbahçe maçında bence garanti.. Diğer isim bugün 90 dakika oynayan Kewell ya da Elano'dan biri olacak.. Bugünkü iyi performansından sonra benim favorim Kewell ama Elano'nun bugünkü rolüyle Arda'yı sola atan bir 4-3-3 benzeri beni fazla şaşırtmaz.. Bu maçı sanıyorum Barış Özbek'in oyuna girdikten sonra yaptığı saçmalıklar üzerine Galatasaray yedek kulübesinin Keita önderliğinde yaptığı makaralarla hatırlayacağım.. Güzel enstantaneydi.. Ekrana yansıtan yönetmene teşekkür ederiz..