26 Haz 2010

, ,

İspanya 2-1 Şili


Maç öncesinde Şili'nın şansı ciddi biçimde azdı.. Kaybettikleri takdirde 2 farklı bir İsviçre galibiyeti işlerinin bittiğini gösterecekti.. Kaybettikleri takdirde kazanmalarının iki yolu vardı.. Birincisi, İsviçre'nin puan kaybetmesiydi ki beklenmiyordu.. İkincisi, tek farklı ve gollü bir yenilgiyle birlikte tek farklı bir İsviçre galibiyetiydi.. İmkansız olanı buydu ama İsviçre fiyasko bir sonuç almasa ve bir gol bulsa az daha gerçekleşiyordu.. Ottmar Hitzfeld ve İsviçre için söylenecek fazla şey yok.. Bu kadar sansasyonel bir açılış maçından sonra yaşadıkları hem ulus, hem de Hitzfeld için üzücü.. Şili'yle oynanan maçta eksik kalmaları mağlubiyette elbette etkili olmuştur ama son maçta zayıf rakip karşısında rahat bir galibiyet alarak yukarı çıkma şansları ellerindeydi.. Ama sistemlerinin odağını savunma üzerine kuran takımlar bazen böyle sorunlar yaşarlar, rakip zayıf olsa da katı bir savunma geldiği zaman açamayabilirler.. İspanya maçını takip ettiğim için fazla bir şey söylemek yersiz ama kendi şanslarını kendi elleriyle yok ettiler bence..

İspanya kulüp takımı yapısına sahip tek milli takım olarak Dünya Kupası'ndaki favorimdi.. Hala da aynı düşüncedeyim ama sakatlıktan çıkan iki çok kilit oyuncu Andres Iniesta ve Fernando Torres'in durumları takımı fazla etkiliyor.. BusQuets'in durumuysa ilginç.. Kadroda düzgün bir alternatifi yok ve bunun cezası La Liga'ya mı kesilir yoksa Del BosQue'ye mi o, başlarına ters bir sonuç gelirse ortaya çıkar.. David Villa'nın ise ilk maçta en uçta yaşadığı sıkıntı ve Torres'in dönüşüyle kenarlara daha çok yaklaşan oyunundaki vasat görüntüsü Barcelona için bir işaret olabilir.. Bunun devamını ise Mourinho'lu Real'e karşı yeni sezonda göreceğiz..

Şili'de ise durum ilginç.. Maçlar öncesinde isteğim ikisinin gruptan beraber çıkmasıydı ve gerçekleştiği için mutluyum.. Şili şu anda mücadelenin yüksek olduğu ama çok büyük şeyler göstermeyen turnuvada açık ara beni en çok etkileyen takım.. Sadece alınan galibiyetler değil, onların geliş şekli de hayli etkileyici.. Bugün galibiyete ihtiyacı olan İspanya'ya karşı geride beklemeyi değil de önde basmayı ve rakip sahada oynamayı tercih ederek harika girdiler.. İşler de gayet yolunda gidiyorken bir büyük kaleci hatası, bir de yarım bireysel savunma hatasıyla hem 10 kişi kaldılar, hem de 2 farklı skor dezavantajına düştüler.. Büyük hoca, güzel ötesi adam Marcelo Bielsa'nın kenardaki sıkıntılı hali ilk yarı boyunca beni üzdü.. Devamında 10 kişiyle farkı bire indirip İsviçre'de geciken gol nedeniyle belki de ilk defa geriye yaslanarak hafif bir korku hali verdikleri İspanya'nın da temkinli bir yapıya dönmeleri dolayısıyla maçı fazla zorlanmadan tamamladılar.. İsviçre'den beklenen goller gelse bu maçın son yarım saati çok büyük eğlence gösterebilirdi ama olmadı, iki takım beraber son 16'ya kaldılar..

Şili ve Bielsa neden bu kadar özel? Turnuvada çok sayıda 3'lü defans oynayan ya da maç içinde buna dönen takım var ve bu durum bize elbette bir şeyler söylüyor.. Bu konuda da bir şey yazmak gerek ve uzun zamandır çeyrek performansla çalışan blogun yaklaşık 1 ay sonra tam anlamıyla geri dönecek olması sonrasında önceliği bu konuya vermek isterim.. Futbolda sistemlerin, rakamların gelişiminde hep bir şey vardır.. Zamanında 2-2-6'nın olduğu garabet bir yapı bugün 4-3-3'ü çalıştıramayan takımlar eşliğinde 4-5-1'e kadar dönmüştür.. Gelişen ve yenilenen sistemler daima öndeki kalabalığı arkaya doğru attı.. Büyük değişimlerde de bence bir tek şey etkili oldu.. Defanstan eksilen ya da eklenen bir isim.. Onlarca başarılı sistem içinde benim için futboldaki en büyük değişimler futbolun ilk zamanlarındaki harflerle ifade edilen 3'lüler, daha sonra 4-2-4 özelinde ortaya çıkan 4'lü defans ve onun gelişimi, arkasından yaklaşık 30 yıl önce klasik üçlünün çıkışı ve tekrar dörtlüye dönüş.. Ufukta tekrar bir üçlü olabilir mi? Mümkün ve dediğim gibi bu başka yazının konusu.. Ama hep büyük değişimleri müjdeleyen bu üçlü/dörtlü değişimlerinde günün ortak kanısı 4'lünün hücuma daha iyi çıkmak için (detaylandırması sonraya) beklerin varlığıyla daha iyi bir opsiyon olması ve arkasından orta sahaya atılan oyuncunun takım savunması üzerindeki etkisiyle aynı zamanda bu dörtlü defans sistemlerinin savunmaya da aslında çok uygun olduğunun anlaşılması.. Üçlüler ise artık var olmayan gerçek liberolar yüzünden fazlasıyla savunma odaklı kaldılar ve özel birkaç büyük takım örneği dışında da çoğunlukla az kullanıldılar.. Üçlü defansın savunmaya yatkın olduğu gerçeği tamamen katıldığım bir futbol görüşüdür ve işte Şili'yle Marcelo Bielsa'nın değeri de biraz burada ortaya çıkmaktadır.. Turnuvaya dörtlüyle girseler de daha sonrasında ağırlıklı bir şekilde kullandıkları üçlü defansla bu kadar akıcı organizasyonlara sahip bir hücum takımı görmek benim için müthiş bir keyif.. 1-2 maç bunu söylemek için çok da yeterli değildir ama elemelerde de benzer sistemle benzer klas oyunu ortaya koyan Bielsa benim bugüne kadar gördüğüm en etkileyici üçlü defans takımını bana göstermiştir.. Yıl 2010'ken bu benim için çok heyecan verici bir durum.. Turnuvada çoğalan üçlü defans takımlarına eklenen bu Şili, muhtemel bir geçişin üzerinde sütü oldukça kaliteli bir krema olarak bütün teknik adamlara net bir mesaj olabilir..

Marcelo Bielsa'ya saygılar sunuyorum..

8 YORUM:

Adsız dedi ki...

Senna'nın alınmamasına ne diyorsun? Busquets'in alternatifi o olabilir miydi?

aks111 dedi ki...

Şili de david pizarro sakat mı ?.Roma da oynayan.Yoksa o şilili değil mi ben mi yanlış biliyorum :).Vidali sol kanatta kullanıyor belki solda tello orda vidal yapabilir ama mark gonzalez deniyor şindide.Gonzalezi severdimde adam baya düşmüş futbol olarak bu kupada onu gördüm.Bu arada şili 4 lü başladı 3 lüye döndü.Uruguay da 3 lü başlayıp 4 lüye döndü.Güney amerika takımları seviyor 3 lü defans.

Adsız dedi ki...

ömer üründül bloglar arası bağlantı , günümüz futbolu

tardinibufe 4-3-3 , orta 3'lü , iki iç oyuncu

taktiklerle bozdun kafayı usta.

Parma Maniac dedi ki...

Senna bu sene vasat bir sezon geçirdi adsız, yıl içinde sakatlıkları var.. Bir tane de sezon sonu geçirdi hatta.. Dünya Kupası'nda oynayabilecek durumdaydı sanırım ama hem bu nedenlerle, hem de yaş sınırı yüzünden almadı sanırım Del BosQue.. Bence bu kadro içinde olabilirdi..

aks111 David Pizarro milli takımı bıraktı.. Vidal harika iş yapıyor bu sistem içinde, Tello çok sırıtır orada bence..

Parma Maniac dedi ki...

Adsız herkesin futbola bakışı kendine.. Sen benim yazdıklarımdan bunu anlıyorsan bırak öyle olsun, bir şey yapamam..

Adsız dedi ki...

Blogunu ve yazdıklarını uzun süredir ilgiyle takip ediyorum. Gene de söylemem lazım ki daha önce 50000 kere nedenini söylemene rağmen şu q ları Q şeklinde yazman bayağı sinir bozucu.

Adsız dedi ki...

Q'ları neden büyük yazıyorsun?

Parma Maniac dedi ki...

Küçüğünü sevmiyorum..

Blogger tarafından desteklenmektedir.