9 Haz 2010

Francesco Guidolin & PasQuale Marino


Lige yeni çıkmış bir kulüp için 8.lik normalde büyük bir başarıdır.. Ama Parma yönetimi böyle olmadığını düşünüyor olmalı ki son zamanlarda kulüpte ilginç gelişmeler yaşandı.. 2007/2008 sezonunda 17 yıl sonra ilk defa tekrar küme düşen Parma'da doğal bir gençleşme operasyonuyla yeni sezona Serie B'de Luigi Cagni başlamıştı.. Sezona 1 galibiyet, 3 beraberlik ve 2 mağlubiyetle girip taraftarı yeni ligde umutsuzluğa sevk eden başlangıçtan sonra Tommasi Ghirardi, çabuk bir operasyon sonrasında kulübün başına portatif Palermo hocası Francesco Guidolin'i getirdi ve tecrübeli İtalyan'ın Serie B kalitesinin üzerindeki defansif sisteminin üzerine serpilen Lucarelli önderliğindeki yetenek kadrosuyla Parma bir anda zirveye doğru fırladı.. Sonrasında da bir daha ilk 3'ten aşağıya hiç düşmedi.. Sezon sonunda da takım ligin en az gol yiyen ve şampiyon Bari'yle birlikte en çok gol atan takımı konumundaydı..

Serie A'daki yeni sezona giriş de benzer bir etki yarattı Guidolin önderliğinde.. İlk 5 maçta alınan 3 galibiyeti Tardini'deki Cagliari mağlubiyetine rağmen fazla bozmayan takım ilk 17 maçta 28 puana ulaşmış durumdaydı.. Guidolin ilginç bir şekilde kurduğu 3'lü defansla gerçekten ligin en etkili savunma takımlarından birini ortaya çıkarmıştı.. Sadece klasik bir 3'lü defans takımı olmayan, geri üçlüde düzenli olarak hem merkezde, hem de sol ve sağ stoperlerde bek geçmişi bulunan oyuncuları kullanan Guidolin bu oyuncuların yatkınlığı sayesinde maç içinde de sıklıkla dörtlüye dönebilen ve her duruma uyum sağlayabilen bir takım ortaya çıkardı.. Alessandro Lucarelli, Cristian Zaccardo, Paolo Castellini, Christian Panucci, Damiano Zenoni, Luca Antonelli, Massimo Paci ve Pablo Dellafiore.. Bu 8 oyuncunun bazıları sadece 3'lü (ya da 5'li) defansın açıklarında yer alıp kanat savunucusu oldular ama bu oyuncuların ortak özelliği, Massimo Paci dışında hepsinin naturelinde savunma bekliğinin yer almasıydı.. Guidolin sezon boyunca geri üçlüyü merkez stoper dahil stoper beklerden kurdu ve bunun da faydasını sezon boyunca gördü.. İlk 17 haftada gelen 28 puan tüm İtalya'da şaşkınlık yarattı, bir anda takımın önüne yeni hedefler servis edildi.. En üst lige çıkmış bir takımın ilk sezonundaki tek hedefi kümede kalmayı başarmak ve yeniden yapılanma üzerinden giderek ligde kalıcı olmaktır.. Ama Parma'da işler hiçbir zaman böyle gelişmedi.. 90/91'deki tarihinin ilk Serie A sezonunda 6. olarak Avrupa'ya giden takım için ilk 17 hafta sonrasında benzer beklentiler doğdu, Avrupa garantilenmiş gibi acaba CL gelir mi söylentileri yükselmeye başladı.. Takımın yenilenmesinde dirayetli yapısıyla büyük pay sahibi olan başkan Tommaso Ghirardi başta olmak üzere bütün yönetim ve teknik kadronun ağzından çıkan cümleyse tekti: "Bizim bu seneki hedefimiz 40 puan alarak lige tutunmak, başka hedeflerle ilgilenmiyoruz.." Beklentileri aşan her takım için takınılması gereken tavır budur.. Keza verilen ara da takıma fazla yaramadı ve tatile girmeden önce alınan Roma mağlubiyetiyle birlikte Parma 9 maçlık bir kazanamama serisi içine girdi ve 5.liğe kadar çıkmışken birden ilk 10'un dışında kaldı.. Küme düşme tehlikesi hissedilmedi ama o çıkıştan sonra küçük bir hayal kırıklığı yaşandı..

Napoli, Udinese ve Genoa'yla birlikte İtalya'da yavaş yavaş tekrar moda olmaya başlayan 3'lü defansın temsilcilerinden biri olarak Guidolin'in sistemi elbette rakipler tarafından çözülecekti.. Düşüşte takımın en değerli iki orta saha oyuncusundan biri olan MacDonald Mariga'nın Inter'e gönderilmesi başrolde oynuyordu ama ilk 18 maçın yarısında oynamamıştı Kenyalı.. Guidolin 3 yeni hamleyle takıma farklılık katmaya çalıştı ve kısmen başarılı oldu.. Mariga transferinde Inter'in yetenekli supporter'ı Jimenez kiralandı.. Genç kadroyu en arkada Christian Panucci ve en önde Nicola Amoruso'nun tecrübesiyle dengelemeye çalışan takım Amoruso'yu eski Parma efsanesi Hernan Crespo'yla upgrade etti.. Bu iki oyuncunun yarım sezonda çok başarılı olduklarını söylemek zor.. Ama beklenmedik bir şekilde 29 yaşına rağmen sadece 1 sezonluk Serie A tecrübesi olan Francesco Valiani, Bologna'dan gelerek hem mücadeleci, hem de Serie A için vasatın çok üstündeki tekniğiyle özellikle sağ kenara çok önemli bir katkı yaptı.. İkinci yarıda yaşanan düşüşte takımı tekrar ayağa kaldıran etkenlerin içinde parlayan en önemli adamlardan biriydi Valiani..


Böyle bir ortamda takım çok başarılı bir şekilde sezonu tamamladı.. İkinci yarı düşüşe rağmen Milan ve Sampdoria Tardini'de, Napoli ve Juventus ise deplasmanda mağlup edildi.. İşler çok yolundaydı, Guidolin ve yönetimin yüzleri gülüyordu ama sezonun sonuna doğru birden her şey tersine döndü.. Guidolin'e bir yıllık kontratı daha olmasına rağmen beklenen kontrat uzatma teklifi yapılmadı.. Ghirardi, Guidolin'in gitmeyi tercih ettiğini ve bundan sonra Marino'yla anlaştıklarını söylüyor ama arkada yapılan dedikodular sezon sonuna doğru iki taraf arasında anlaşmazlıklar çıktığı yönünde.. Ghirardi'nin yaptığı "Marino yaklaşık 3 senedir istediğimiz bir isimdi.." cümlesi de dikkat çekici.. PasQuale Marino yeni nesil İtalyan hocalar içinde Arrigo Sacchi'nin yolundan giden ve daima hücumu düşünen bir futbol adamı ve Parma'nın kulüp kodlarında da her zaman için hücum futbolu yazılıdır.. Serie B'deyken takımın başında olan Arrigo Sacchi, 90-96 arasında takıma büyük başarılar yaşatan Nevio Scala (ki o da Serie A'daki ilk 2 sezonda kalıcı olmak için çok sıkı bir defansif futbol oynatıp daha sonra yavaş yavaş takımı açmıştır), ikinci UEFA'yı getiren Alberto Malesani ve en son Fiorentina'dan ayrılıp İtalya Milli Takımı'nın yolunu tutan Claudio Prandelli'yle kulüp hücum futbolunda daima başarılı oldu.. Tommaso Ghirardi ve Pietro Leonardi'nin kulübün genlerini doğru analiz edip yeni nesil hücumculardan Marino'nun peşinden gitmesi beni şaşırtmadı ama Guidolin eğer gerçekten kendisi ayrılmadıysa bir sezonu daha hak ediyordu..

Marino'nun Udinese serüveninde 3-4-3 ve yerini Gianni De Biasi'ye bırakıp 2 ay sonra geri döndükten sonra sıklıkla oynattığı 4-3-3 var.. Geçen sezon 4'lüye rahatlıkla dönebilen 3'lü defansa iyice alışan Parma'da sistemi devam ettirmesi mümkün.. Guidolin'in tercihi 3-4-1-2 şeklindeydi ve içlerden Daniele Galloppa'yla supporter'da tercih ettiği Blerim Dzemaili ve Luis Jimenez'le merkezden çıkmayı seven bir hocaydı.. PasQuale Marino ise günün futboluna biraz daha uygun olarak açık forvetleri hücumda daha çok kullanan bir isim.. 3'lü defans üzerinde küçük bir optimizasyon değişikliğiyle takım aynı sistem üzerinde oyununa değişiklik katabilecek durumda..

Marino da Rijkaard ve diğer hücumcu teknik adamlar gibi kazanmak önemlidir ama her şey değildirci hocalardan biri.. Bu mantalitede olup sonuca gidemeyen her futbol adamının kullandığı bir kaçış cümlesidir bu.. 0-0 yerine 5-5'i tercih ederim gibi söylemler de şu an için boş geliyor.. Önce icraatı görme zamanı ve bütün yeteneğine rağmen Marino'nun post-Guidolin döneminde işi kolay olmayacak.. Ghirardi ve takımın asıl futbol beyni olan Pietro Leonardi bir karar almışlarsa mutlaka en ince ayrıntısına kadar düşünmüşlerdir zira şu ana kadar pek yanlış yapmadılar.. Bundan sonraki hedef kadronun kalitesini planlı ve sağlam bir şekilde büyütmeye devam etmek.. Inter'de beklediğini bulamayan MacDonald Mariga'yla ilgili Inter'le bir görüşme yapılacak ve Kenyalı'nın takıma geri dönüşü Benitez'in düşüncesine göre gerçekleşebilir.. Eğer takım seneye hücumcu bir yapı sergileyecekse Mariga'ya büyük ihtiyaç olur.. Gidişi zaten piyasasının altında olmuştu, dönüşü Galloppa da bu kadar formdayken büyük bir geri kazanım olur.. Parma'nın bu hücum kodunu her daim sevmiş biri olarak heyecanlıyım ama Guidolin'e yanlış yapıldıysa da üzülürüm.. Claudio Ranieri gibi Parma'ya geldikten sonra fikrimin değiştiği ve büyük saygı duymaya başladığım bu futbol adamının bu seneki yeni adresi de Udinese olacak ki iki takım hocalarını değiştirmiş gibi olacak.. Udinese'nin bu sene yaşadığı büyük başarısızlık sonrasında Guidolin'in oraya katacağı çok şey olacaktır ama Parma o kadar şanslı olacak mı, bu şu anda büyük muamma..

3 YORUM:

epsvl dedi ki...

FM 2010'da Parma ile oynarken yazıda bahsettiğin bazı olayları aynen yaşadım :)

Parma Maniac dedi ki...

FM'ye saygımız sonsuz :)

Adsız dedi ki...

ii yazı olmuş.

Blogger tarafından desteklenmektedir.