13 Haz 2010

, ,

Almanya 4-0 Avustralya


Bu ara Kanalturk Matrix üçlemesini veriyor ve modern devrin en büyük klasiklerinden biri olan seriyi dublajlıyken bile büyük keyifle izleyebilen ben, bu gösterimi de gece tekrarı olduğu için kaçırmamaya çalışıyorum.. İlk filmde Neo'yu Matrix'ten uyandırma çabası içindeki ve hatta uyandırdıktan sonraki Morpheus, sık sık Neo'nun aklını karıştıran, onun olayları anlamasını sağlayan ilginç sorular sorar.. Soruların hepsi de Neo'nun aklını allak bullak eder.. Ve tabii izleyicinin beynini de meşgul etmeye başlar.. Şimdi futbolun kendine has tarzı içinde ebedi sorunlardan biri olan iyi oyun vs. kötü oyunda kimin etkili olduğuna dair kafaları karıştıracak bir soru da benden geliyor Almanya'nın turnuvadaki en keyifli futbolundan sonra.. Almanya mı çok iyiydi? Yoksa Avustralya mı berbat bir oyunla onları böyle gösterdi? Blogda her zaman tekrarlamaya çalıştığım kendi gerçeklerimden biridir, bunun kesin bir saptamasını izleyerek yapmanın bence imkanı yok.. Ancak bazı veriler ışığında ihtimali yükseltilmiş bir tahmin yapabilirsiniz ama o da asla genelgeçer doğru olmaz.. Bugünkü birbirini etkileyen oyun içinde benim yapabileceğim ilk yorumsa Almanya'nın güzel futbolundan çok Avustralya'nın leş sisteminin maçta daha etkili olduğuna inandığımdır.. Bunun yüzdesini ve kesinliğini vermemse elbette mümkün değil..

Maça Galatasaray bağlantılarıyla girelim.. Transferi düşünülen, düşünülmesinin bile anlamsızlığına akıl erdiremediğim Vince Grella'nın bu geceki ilk 45 dakikası "kaçak futbol" kavramında bile çığır açar.. Blogda adını daha önce geçirmedim ama yeri gelmişken söyleyelim.. Grella Avrupa konjonktüründe tek kelimeyle vasat bir futbolcudur.. Bugünkü oyunu, Parma'da oynayıp takımın en zayıf halkalarından biri olan oyun yapısını bildiğim için beni şaşırtmaz.. Parma ve Torino sonrası Premier League tecrübesi için de en sağlıklı bilgiyi Blackburn'lüler verir.. EPL'de injury prone yapısı iyice ortaya çıkmıştır ama kariyerinde ilk sakatlık sorunlarını Blackburn'de yaşamamıştır, gerçekten de normalden çok sakatlanan bir oyuncudur ve bunda da ayarsız müdahalelerinin payı çok fazladır.. Vince Grella'ya toplamda bakan bir Avrupa takımının vasattan fazla bir şey görmesi imkansızdır ve böyle bir ortamda bonusu olan sakatlık muhabbetiyle birlikte Linderoth travmasını yaşamış bir kulübün Grella'ya talip olması bile korkunç bir hamledir.. Üstünel'in son döneminde ve şu anki pasifize edildiği dedikoduları içinde transfer haberlerinin dışarı sızdığı ortada ki 2-3 post önce bunla ilgili bir şeyler karaladım zaten.. Ortada resmi bir açıklama yok ama çıkan Grella haberlerine inanıyorum ve olmaması için umut etmekten başka bir şey yapamıyorum.. Gelirse topa sahip olmaya çalışan 4-3-3/4-4-1-1 kırması oynamaya çalışan bir takımda Ayhan - Topal - Barış - Sarp ortalamasının üzerine çıkması "oynadığı sürece" mümkündür ama bu onu iyi transfer yapmaz, bunun da olası transferinde bence göz önünde bulundurulması gerekir.. Bugünkü kaçak futbolu bu yazdıklarımın hiçbirini barındırmıyor ve elbette Grella bu kadar da berbat bir oyuncu değildir ama bu geceki hocasının kendisine tahammül edememesi onu transfer etmek isteyenler için de bir ışık olmalıdır..

Galatasaray zincirinde ikinci kısma geçelim.. Lucas Neill'ın geçen sene yaptığı katkılar ortada.. Sistemle ilintili olarak tam anlamıyla faciaya sürüklenen bir tandeme geldi ve yaptığı katkı inanılmaz derecedeydi.. Ama berbat yapıya kattıkları onun dünya çapında bir oyuncu olarak değerlendirilmesi anlamına gelmemeli.. Türk Futbolu'nun en çok çektiği sıkıntılardan biridir.. Türk olsun, yabancı olsun üst üste 3 performansla en üste çekilen övgüler 5 maç sonra yedek kulübesini işaret edebilir ve bunlar içinde mübalağa da yoktur.. Lucas Neill büyük bir EPL tecrübesi, yürek ve mental yönden gelişmiş çok iyi bir oyuncu ama yukarıları hedefleyen bir takımın tandemini ve savunma dörtlüsünü tamamen emanet edebileceği bir oyuncu değil.. Bugünkü Avustralya takımında general rolüyle yaptığı hatalar çok büyüktü.. İlk golde ofsaytı bozdu, ikinci golde Klose'yi kaçırdı ki zaten boy sıkıntısı uzun forvetlere karşı her daim risktir tandemde.. Mesut Özil'in kötü vuruşunda çıkardığı top Neill'a artı olarak yazılabilir ama o pozisyonda da Almanların arkaya sarkmasında birinci etken Neill'dı.. 4. golde yine skandal savunma çizgisinde de görebildiğim kadarıyla hatayı paylaşan oyunculardan biriydi.. Sonuç ne? Avustralya'nın bu gece 4 gol yemesinde tek büyük sorumlu mudur? Uzun zamandır gördüğüm en kötü sol bek Chipperfield'ın sol stoper Craig Moore'la etkileşimi sırasında oluşturduğu boşluklar Almanların bütün hücum organizasyonlarını kurguladığı gediklerin başında geldi ve Lucas Neill'ın bugünkü kötü performansında gerçekten feci performanslı takım arkadaşları da çok etkiliydi.. Ama Bursaspor maçında Sercan Yıldırım'ın gösterdiği Lucas Neill'ın çok da hızlı bir oyuncu olmadığı ve arkaya adam kaçırmalardaki sıkıntısı bugün Almanya tarafından da teyit edildi.. Galatasaray yönetiminin ve teknik kadrosunun tandemi Lucas Neill ve yanındaki Türklere emanet etme düşüncesi varsa bence bu düşünce uzun vadede elde patlar.. Neill'ın hem boy sıkıntısını gideren, hem de hız eksikliğini tolere eden kaliteli bir fiziğe dayalı stopere Galatasaray'ın ihtiyacı var..

Galatasaray üzerinden ilerlerken zaten maçın neden bu noktaya geldiği bence ortaya çıktı.. Avustralya'nın böyle bir defans kurgusu ve Verbeek tarafından bu kadar vasatlaştırılmış bir orta sahası varken EPL'nin ve dünyanın en kaliteli içlerinden biri olan Tim Cahill'i en uca koymasını anlamak yine mümkün olmadı.. Avustralya orta sahasında kaçak Grella'yı, Serie B'den başka bir oyuncuyu oynatırken ve bu bölgede oyunu hiç tutma şansı yokken bu bölgenin en güzel adamlarından birinin topun hiç gitmediği Alman tandeminin kucağına gönderilmesi muhtemel bir Verbeek'in Moyes'ten kopyala yapıştırı ama bu işler o kadar kolay değil.. Ne Verbeek Moyes, ne de Moyes'in Cahill'i en uca koyarken içinde bulunduğu şartlar ve sahip olduğu içler Avustralya'da mevcut.. Joshua Kennedy'yi ileri koyup basit bir top şişirme taktiği bu geceki sistemden çok daha mantıklı bir organizasyonu bence ortaya çıkarırdı.. Mark Bresciano'nun yedekte kalmasında ve şu merkezde oynamamasında neler etkili, Bresciano'nun son durumunu çok net bilmeyen biri olarak merak ettiğim konulardan biri.. Ama bildiğimiz oyunculardan Antalya'daki Mile Jedinak bu gece merkezde çok daha iyi bir görüntü sergileyebilirdi..

Almanya'nın oynadığı oyun şu ana kadar içinde mükemmel ve en iyi performans ödülünü Güney Kore'den aldılar.. Klose'nin açıklarına iki forvet özellikli oyuncu Podolski ve Müller'i koyup arkadan Mesut'la muazzam desteklenen yapıda hamallar Sami Khedira ve Bastian Schweinsteiger elbette aslan payını alır.. Özellikle bu geceki Khedira beni benden aldı.. Almanya hem savunmada, hem en uçta, hem de içte gerçekten çok kaliteli oyunculara sahip.. Ama skandallaşmayan bir savunma karşısında neler gösterebilecekleri bu gece bir köşeye yazılmalıdır.. İlk çıktığında biraz burun kıvırdığım Mesut Özil'in geldiği nokta modern bir merkez hücum içi olarak kendisini Almanya'nın organizatörlüğüne taşıdı ve bunu takdir etmemek mümkün değil.. Türkiye'ye gelen bir Mesut'un bu performansı gösteremeyeceğini bildiğim için benim içim rahat.. Eminim ki Joachim Löw ve Alman halkı da aynı duyguları paylaşıyordur.. Almanlar büyüklere ilk mesajı verdi, şimdi kalanları izleyeceğiz..

6 YORUM:

siriusjames dedi ki...

Avustralya'da da Wilkshire'ı çok beğendim ben Tardini ona ne diyorsun?

Parma Maniac dedi ki...

Diğer 3 facianın yanında ne kadar kalabilirse o kadar ayakta kaldı siriusjames..

siriusjames dedi ki...

Sağol cevabın için, birkaç sorum daha olacak.

Futbolda son yıllarda denge çok ön plana çıkıyor eskisine göre sanki. Bugünkü Almanya'da Podolski daha atak iken arkasındaki Badstuber'in daha defansif olması, Lahm'ın hücuma katkı sağlarken önündeki Müller'in Podolski'ye göre daha az atak olması bir şekilde dengeliyor sanki takımı. Aynı şekilde Barcelona'da da Dani Alves hücuma çok fazla çıkarken sol bek Abidal veya Maxwell'in daha arkada kalması, bunu Balta ve Sabri ile Galatasaray'da da görmemiz. Aynı olay aynı adamlarla Bayern Münih'te de var tabi.

Bunlar rastlantı mıdır, öyle olduğunu düşünmüyorum. Son zamanlarda başarılı olan sistemlerde bu dengenin sağlandığını düşünüyorum, öyle bir çıkarımım var. Ne diyorsun bu konu hakkında?

Adsız dedi ki...

Almanlar büyüklere ilk mesajı verdi, şimdi kalanları izleyeceğiz..
derken nedemek istedin anlamadım almanya zaten büyük

Parma Maniac dedi ki...

siriusjames dediğin gibi sistemlerde o tip denge unsurları hep vardır ve burada da geçmiştir birçok kez.. Sadece aynı kanatlarda değil, farklı kanatlarda da bek ve açıklara dayanan defansif-ofansif dengesi hocalar tarafından sağlanmaya çalışılıyor.. 4-3-3'te özellikle bir açığın daha forvet, diğerinin de daha orta saha özellikli olduğu çok görülür.. Tek doğru değil ama sıkça kullanılıyor tabii..

adsız diğer büyükleri kastettim, kalanları derken de diğerlerini kastetmeye devam ediyordum..

Alp dedi ki...

avustralya'nın sol beki ve sol stoperiyle (chipperfield ve moore) ilgili söylediklerine aynen katılıyorum. asla bir sağ kanat oyuncusu olmayan tomas muller maçın yıldızlarından biri olduysa, bunda neredeyse dümdüz giderek attığı çalımların etkisi büyüktür. muller'i sağ tarafta görünce etkili olamayacağını düşündüm çünkü podolski gibi hem 2. forvet hem de kenar oyuncusu (ya da inside forvet diyelim fm tabiriye)özellikleri taşıyan bir adam değil. mesela ben olsam mesut'u sağ taraftan oyun kurucu şeklinde oynatıp, mulleri ikinci forvet (ya da hücum ortasaha) şeklinde kullanırdım. ama avustralya'nın solu o kadar kötüydü ki muller kariyerinin en rahat maçlarından birini oynadı.

Blogger tarafından desteklenmektedir.