8 Tem 2010

Kader Keita'nın Gidişi ve Üstünel Konusu


Futbolcu transferi zor iştir ve her kulüpte büyük sorundur.. Teknik direktörler genelde o topa girmeyi istemezler.. Yönetim kuruluna bir liste verip sadece bunlardan istiyorum deseler bile transferlerin kendileri tarafından yapıldığını deklare etmezler, ancak çok güvendikleri oyuncularda, bazen açıklama hissiyatı duyarlar.. Benzeri yönetim kaynaklı hareketlerde de görülür.. Bu işin tek doğrusu transferde de yok.. Sportif direktör ya da başkan merkezli kulüplerde transferlerin geneli hoca dışarıda bırakılarak, bazen kuru bir onay üzerinden gerçekleşir.. Genel düşünce en akla yatkını olarak başkan merkezli yapılanmaların yanlış olduğu, işlerin futbolu bilenler tarafından yürütülmesi gerekliliğidir.. Bu hoca üstü bir genel menajerlik tarzı da olur, İngiltere'deki gibi yetkilerin tamamına yakınını tek bir ele bırakarak da.. Benim tercihim işin tamamının tek bir menajere bırakıldığı İngiliz modelidir ama bunun da tek doğru olduğunu hiçbir zaman iddia etmem.. Zira böyle bir yapılanmanın içine girdiğiniz zaman bazı önemli niteliklere sahip olmayan ama çok büyük futbol beyinlerini kaçırırsınız, onlardan yeteri kadar yararlanmanız mümkün değildir.. Sanıyorum bu işin de en doğrusu başa getirilen teknik adamın özelliklerine göre bir modelleme içine girmektir.. Bazı ekolleşmiş ülkelerde ve liglerde işler hep tek model üzerinden yürür ama Türkiye gibi rüzgarın devamlı farklı yönlerden estiği ülkelerde değişken ve pragmatist olmak, durumlardan en büyük kazanımı elde etmeye çalışmak evladır diye düşünürüm.. Ama bunların çoğu yazıda kalır, bizim ülkede de işler genellikle başkanlar üzerinden dönmeye devam eder..

Galatasaray'da da böyle bir yetki karmaşası mevcut.. Birkaç sezondur takımda bariz bir Üstünel etkisi var.. Taraftarın sevgilisi, yönetim kurulunun güzel yüzü Üstünel transferleri bitirdi.. Hem medya, hem taraftarlar coştu, yöneticinin adına büyük güzellemeler yazıldı.. Çoğu da haklıydı bence.. Zaman geçtikçe Üstünel ismi ve başarıları yönetim içinde rahatsızlık yarattı, Helvacı gibi adamlar bunları kameralar önünde paylaştı.. Türkiye'de görmeye alışık olduğumuz manzaralar.. Üstünel'in son dönemde pasifize edilişi ve yetkilerinin Sezgin'e geçirilişinin ardından araştırılması gereken şuydu.. Bu transferleri kim yaptı? Sadece bitiren Üstünel ise bu başarılardan payeyi almaya devam eder ama aynı zamanda isimlerin ortaya çıkarılışında etkisi olan kişiyse bu görünürde oldukça sorunlu bir yapılanmadır..

Rijkaard'ı bu işin dışarısında bıraktığınızı gösterir en başta isimlerin farklı kaynaktan çıkması.. Şu anda ortada olan son 2 sezondaki transferlerin önemli bölümünün Üstünel nedeniyle gerçekleştiği ve başarısızlığın biletinin ona kesildiği.. Bunun üstüne Keita'nın satış kararıyla birlikte Üstünel'in isyan bayrağını çekişi ve istifa edişi.. Haldun Üstünel'in güç delisi biri olduğuna inanmıyorum, zira bu aralar kulüpte dikkat çekilmeye çalışılan profesyonel yapılanma işinin Üstünel tarafından ortaya atıldığını ve böyle bir geçişin böylesi şirketler için elzem olduğunun düşünüldüğünü biliyorum.. Ama kapalı kapılar ardındaki muhabbetler üzerinden de en fazla çıkarım yaparsınız ya da gazetelerdeki gibi 40 yalanı bir araya getirerek ortaya komplo teorileri atarsınız..

Bu işin çözüleceği nokta yapılan transferlere Rijkaard'ın ne kadar onay verdiği üzerinden şekillenmelidir ve bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz.. Ben her zaman için teknik kadronun onayının olduğunu düşünürüm ve bu bağlamda da eleştirileri genele paylaştırmayı uygun bulurum.. Bu işin hakkaniyeti bunu getirir.. Geldiğinde sevinip çığlıklar attıktan sonra başarısızlıkta bu işin sorumluluğunu tek kişiye yıkmak bu işin kitabında yoktur, olmamalıdır.. Ama işin gittiği nokta biraz bu, Rijkaard'ı daha iyi korumak ve bu şansı daha uzun süre devam ettirebilmek için mantıklı görünebilir ama uzun vadede kulübe zararı da dokunabilir.. Bunu da ilerleyen zamanlarda, olayların akışına göre zaten görürüz..

Kader Keita'nın takımdan gönderilişi bana Rijkaard'ın takımdaki varlığını hatırlatan bir hamle oldu.. Transfer 6 Temmuz sabahı gerçekleşmiş ve bir gün önce patlayan Vodafone'la o gün şans eseri bütün gün kapalı kalan telefon sayesinde ben transferi Uruguay - Hollanda maçında yaptığım bir arama esnasında öğrendim.. İlk aşama büyük sürpriz.. Keita'nın geçen sene yaptıkları ve takımın net en iyi oyuncusu görünümünde olması onu dokunulmaz kılıyordu ama anlaşılan böyle olmamış.. Rijkaard ve transfer ilişkisinde bazı yabancıların gelişinde ne kadar müdahil olduğunu bilmiyoruz dedik ama ben bu gidişte tamamen ön planda olduğunu düşünüyorum.. Tersi zaten kulübün bittiğini gösterir, gerisi umutsuzluktur.. Ama sezon seyri bana Rijkaard'ın Keita'dan bütün istediklerini alamadığını gösteriyordu..

Çok sevdiğim, takım için her şeyini vererek oynayan bir oyuncuydu ve böyle yabancıları bulmakta zorlanırsınız, şans işidir.. Agresif bir oyuncu olması, itişmelerin içine ilk girenlerden biri olması da benim hoşuma gidiyordu.. Ama işin içine atılan dirsekler, Oscarlık hadiseler girince aynısını düşünmek mümkün değil.. Kaka olayında ilk defa artık yeter dedirtti.. O aksiyon da bu transferin bahanesi olarak basın tarafından piyasaya sürüldü.. Kişisel zaafların bu transferde ana nedenlerden biri olduğuna inanmıyorum ben..

Blog geçmişinde bazı maçlarda geçmiştir, Keita'nın tekniğinin pozisyonuna göre vasat olduğunu düşünüyorum.. Topla yumuşaklığı hemen hemen hiç yok ve hareketleri köşeli.. Bu bir fundamental sorunudur ve futbola başlangıç yaşına kadar giden nedenlerin ürünüdür.. Ama o yapısının "one touch football" için çok uygun olmaması doğal bir sağ açık bencilliğiyle birleşince giden topun geri dönmemesini sağlıyordu.. Rijkaard'ın kafasında planladığı ve yürürlüğe hiç koyamadığı oyun dominasyonu için Keita'nın topu devamlı kontrolüne alıp denemeler yapan yapısı ve geri dönüşlere izin vermemesinin Rijkaard'da rahatsızlık yarattığına inanıyorum ben.. Sezon içinde Keita'nın çok iyi göründüğü bazı maçlarda oyundan alınmasının, Fenerbahçe maçından sonra cezanın kesilmesinin temelinde bu da vardır.. Ek olarak oyun zekasının da kesinlikle kendi sınıfı için düşük olduğuna inandığım bir oyuncuydu ki Rijkaard için bu da çok büyük bir eksidir.. Sıfırdan vurduğu sert şutlarda, çok uygun pozisyonlarda bazı tercih yanlışlarında karar verme yetisi ve futbol zekasının düşüklüğü de bence önemli etkenlerdendi..

Galatasaray'ın mevcut kadrosunda Milan Baros ve geldikten sonraki performansıyla Lucas Neill dışında vazgeçilmez bir oyuncusu olmadığına inanırım ben.. Keita'nın gidişi de bu bağlamda ilk aşamada geçen seneki performansla olumsuz görünse de takımın bunu avantaja çevirebileceğini düşünüyorum.. Elano'nun Brezilya'daki rolüyle takıma monte edileceği düşüncesi var ve böyle bir durum en azından denenebilir.. Rijkaard'ın Elano'nun kalması yönünde bir düşüncesi varsa Milli Takım'dan copy-paste mutlaka denenecektir ama böyle bir durumda Arda'nın sol açık oynama ihtimali çok düşer ve yeni transferin sol açığa gelme fikri ortaya çıkar.. Elano'nun sağ açıkta Brezilya'daki gibi daha geride bir pozisyon içinde sol forveti öne çıkararak iki iç ve supporter'a kenardan savunma katkısı vermesi de takıma değişik bir açılım getirebilir, kalırsa da mutlaka bir deneme görecektir.. Böyle bir düzen Batdal ve soldan gelen Baros'la takıma maç içinde farklı düzenlemeler yapma şansı da verir.. Benim hala ilk düşüncem Elano'nun gidişi ve ciddi anlamda yeniden bir sil baştan içine girmek.. Takım zaten geçen sezonu merkeze yapılmayan transferle boşa geçirdi.. Rijkaard'la Baros bu sene yeni gibi olacak, Neill'ın yanında muhtemelen yeni bir oyuncu gelecek.. Merkez çok büyük ölçüde değişecek.. Sağ açığın da gidişi zaten yeniden bir ilk sezon çalışması içine giren takımda değişimin boyutlarını büyütmez, bu yola girdiği çok oldu Galatasaray'ın..

Son olarak işin mali boyutuna girelim.. Taraftarlığın içinde ekonomi sorgulama olmaz evet ama bu satış bu açıdan da mantıklı görünüyor.. Keita bu oyunu çoğunlukla fizik kalitesiyle oynayan, oyunda gösterdiği bütün hünerleri sağlam fiziğiyle destekleyen bir oyuncuydu.. Keita bu sezon 30 yaşında olacak ve böyle fiziğe dayalı kalitelerin düşüşleri 31-32 yaşından sonra çok keskin olur.. Kendisinden alınabilecek büyük bonservis için son sınır bence bu sezon sonuydu ve bu nedenle de ben böyle bir fırsat değerlendirmesine karşı çıkamıyorum..

Yerinin nasıl doldurulacağı önemlidir, Türkiye Süper Ligi'nin çok farklı dinamikleriyle de gelenin gideni aratma ihtimali elbette vardır.. Ama ben bu gidişi Rijkaard'ın takımdaki varlığının devamı adına olumlu görüyorum.. Şimdi zaman çok daha teknik ve tercihen genç bir açık oyuncusuyla o pozisyonu doldurma zamanıdır.. Ama son dakika haberiyle önce sırada Lorik Cana var..

1 YORUM:

serdar dedi ki...

Çok başarılı bir Keita değerlendirmesi...

Eğer geçen sezon sonuna doğru bir kaç kez denendiği gibi 4-4-2'ye (klasik dizilişten farklı olsa da) dönüş olursa Keita'nın gidişi yazık olur. Onun dışında olay çok net. Gerçekçi olmak lazım. İstikrarsız bir futbolcu var ve ederinin en yükseğini buluyorsunuz. Risk alınabilir. Düşünürsek Hasan Şaş dünya kupası sonrasında inatla satılmadı ve daha sonra da uzun süre hiç bir verim alamadık ondan.

Üstünel'in istifasının ardında Keita transferinin olduğunu çok düşünmüyorum. Bugünkü basın toplantısında bir satır arası vardı bu konuda. Zaten 1.5 ay sonra görevi bırakmak durumundaydı, bu şekilde şık olmadı gibi bir şey söyledi Polat. Bu işin temelinde başka şeyler olduğunu ama konunun kapalı Galatasaray yapısında çok da deşifre olmayacağını düşünüyorum. Bol spekülasyon oluyor bu yüzden.

Geçen yıl Galatasaray Aziz Yıldırım ekolünü denedi transferde. Ama bu yapıda Aziz Yıldırım'ın yıllardır yaptığı hatayı yaptılar. Yıldız takımı bir senede kurulmaz. Bir iskelet geliştirmek, belirli bir taktiksel modeli ve düşünce şeklini uzun süre takıma empoze etmek gerekiyor. Galatasaray son on yılda birbirinden çok farklı ekollerle çalıştı. Bugünden yarına baktığımızda Keita iyiydi, Elano kötüydü, Arda bozulmuş yorumlarının biraz da sebebi bu oldu.

Bir kaç sabit parametre var gene de transferlerde. Cana da gösteriyor ki EPL tecrubesi önemli. Milli takım oyuncusu olma da bir kriter. Eskisinden farklı olarak 25-30 yaş aralığına odaklanıyorlar. Genelde alınan oyuncuların evli ya da yerleşik düzen seven (belli bir takımda çok uzun zaman geçirme) oyuncular olduğunu görüyoruz. Bunların en az bir iki tanesinin uyması bekleniyor gibi.

Tabi bunun istisnaları oldu. Kiralık alınan Dos Santos ve Jo genç olmaları, Keita istikrarsızlığı (Al Sadd hariç hiç bir takımda üçüncü sezonu görmedi) ve EPL tecrubesi olmaması örnek verilebilir.

Bu yıl yönetim önemli bir kararın eşiğinde benim kanımca. Dünya kupası transfer piyasasını çok etkiliyor. Bir çok kulüp kupanın bitmesini bekliyor, buna göre gidecek ve gelecekler belli olacak. Bu da gecikmelere neden oluyor. Geçen yılki gibi yıldız ağırlıklı transfer yerine daha takım oyuncusu/savaşçı futbolculara yönelmek istiyorlar ama birincisi Rijkaard yıldız seviyor ve aynı pozisyona çok kişiyle takım kurmak istiyor, ikincisi yeni stad baskısı var.

Bu yüzden en az bir tane manşet transferi yapacaklarını düşünüyorum. Bu kişi Kalström'müdür bilinmez fakat çok uzun süre adı geçen transferler genelde gerçekleşmez :)

Geri kalan futbolcular da Cana gibi ismi çok duyulmadık oyuncular olacak bence. Aslında Lyon gibi yapmak ve büyük turnuvalarda olan oyunculara çok yönelmemek lazım. Örneğin Tim Borowski çok düşük bir bonservis bedeliyle satıldı. Gerçi eski kulübüne gitti ve duygusal nedenlerle bunu yapmış olabilir ama Almanya kadrosuna girememesine rağmen bizim çok ihtiyaç duyduğumuz bir oyuncu tipiydi. Buna benzer kupaya gidemeyen ya da milli takıma dahil edilmeyen futbolcular önemli potansiyel oluşturuyor.

Blogger tarafından desteklenmektedir.