8 Tem 2010

,

İspanya - Hollanda


Bu Vodafone 3G denen illet patlayınca ve bu felaket şirketin müşteri hizmetleri de 2 gün içinde 3-4 aramada yaklaşık 1.5 saat telefonda bekletince beddualarım kendileriyle oldu.. Aslında hizmet güzel, bağlıyken hemen hemen hiçbir sorun yok ve hız da oldukça stabil.. Seferihisar'a gelirken büyük şüphelerim vardı olacak mı diye ama bir bağlanma problemi yaşamadım en başından beri.. Fakat paket geçişleri, söylenenlerin size yapılanla uymaması ve bunu değiştirebilmek için elinizdeki bütün şansların alınışı bana Vodafone için bir daha asla dedirtmeye yetti..

İspanya'nın dünkü galibiyeti aslında her zaman söylediğim gibi "hangisi doğru"nun yeniden ortaya çıkışı.. Oyunu geride kabullenen ve üstünlüğü İspanya'ya veren Almanya'nın tercihi bilinçli miydi yoksa İspanya'nın iyi oyunu mu bunda etkili olandı bunlar her zaman tartışmaya açık olan konular ve çoğu zaman da üstünde fikir birliği oluşturulamayacak hadiseler.. Maçlara bakış ve kişinin kendi perspektifinden görüneni yazması ve düşünce çeşitliliği de futbolda işte bu yüzden bu kadar önemli.. Maç öncesi preview yazabilme fırsatım olsa Almanya'nın oynamaya çalışan yapısının İspanya için büyük avantaj olduğundan bahsedecektim.. Almanya dün oyunu kendi sahasında kabullenmek zorunda kaldı ve kendi karakteristiğinin dışına çıktı.. İspanya'nın oyunu rakip sahaya yıkarken arkasını çok sağlam koruyamadığını Barcelona akışından uzaklaşan bazı tercihlerle bu turnuva özelinde defalarca gördük ama Almanya fazla çıkış şansı bulamadı.. Turnuvanın Almanya adına en iyilerinden kilit çözücü Müller'in sağdaki yokluğu bunda ana etkenlerden biri tabii..

Bütün bunlarla birlikte ilk 1 saat içinde İspanya'ya büyük pozisyonlar vermeyen Almanya, ikinci yarının ortasında soldan gelişen atakta Kroos'la golü bulsa ve fizikli savunmayla bunu koruyabilseler maçtan sonra ne söylenirdi? Löw'ün harika planı ve Almanya'nın haklı galibiyeti doğal bir şekilde gelirdi.. Ama maçtaki bütün dominasyonunu en sonunda golle süsleyen İspanya bütün övgüleri kendisine aldı.. Futbolda hak etmenin de nasıl ince bir çizgi üzerinde gezdiğini bu maç bir kez daha gösterdi..

Del BosQue'nin bir türlü tam verim alamadığı Torres'i kenarda bırakıp Villa'yı en uca alarak bir kenarı Pedro'yla desteklediği yapı Almanya gibi bir makine düzenine karşı %82'yle yapılan 750 küsur pasın temelinde yatan bir tercih.. Kaybetselerdi de bu değişmezdi.. Villa'yı en uca, Almanların ağır sayılabilecek savunmasının içine yerleştirilerek Xavi ve Iniesta üzerinden ara paslarla hedefe gitmek mantıklıydı.. Pedro'nun da sorunlu Alman solunu iyi zorladığını kabul etmek gerek.. İspanya, rakibini kendi karakteri dışına çıkarıp en zayıf haline yönlendirdi ve geçirdiği üstünlüğü sürekli denemelerle bir duran topla skora dönüştürdü.. Ben iki takımın finalde karşı karşıya gelmesini ve Müller'in de bu maçta oynamasını tercih ederdim, o zaman işler farklı olabilirdi ama efektif kalite bu oyunda çoğunlukla skoru alıyor.. Bunun ispatı dün geceki İspanyollardır..

Hollanda'nın Uruguay'ı geçişi benim adıma yine olağan sonuç.. Yine turnuva başından beri istikrarlı bir şekilde sürdürdükleri sistemi Gana karşısında yıpranmış Uruguay karşısında kolaylıkla skora çevirdiler.. İkinci yarıda Uruguay iyice yorulunca 20 dakikalık bir periyot içinde oynadıkları oyun 11 Haziran'dan beri gösterdikleri en iyi performans.. Ki bunun yarı finalde gelmesi final öncesinde takım adına umuttur.. Final öncesi bir yazı gelir muhtemelen ama yapıları her ne kadar İspanya önünde umut vadediyorsa da ortadan delinmeleri durumunda tandemlerinin İspanya karşısında paçavraya dönme ihtimalleri de mevcut olur ki Van Marwijk bunun önlemini farklı bir eklemeyle alacaktır diye düşünüyorum..

Önümüzdeki gündem: Keita'nın transferi, NBA off-season dönemi ve muhtemel transfer hareketliliği ama öncelik Keita'da..

0 YORUM:

Blogger tarafından desteklenmektedir.