31 Ağu 2010

,

Eskişehirspor 1-3 Galatasaray


Frank Rijkaard'ın sahaya sürdüğü 11'de yarım saatte pestili çıkan ve hiç hazır olmadığı her halinden belli olan Elano bulunuyorken ondan çok daha iyi durumda olan Lorik Cana'nın yedek beklemesinin anlamı nedir bilmiyorum.. Yine bir mesaj mıdır, yoksa takım problemlerine bir bakış mıdır fazla fikrim yok ama bunun garip olduğu kesin.. Artık oradaki kalitesizlikten sıkılan Rijkaard'ın Elano'ya sarılması olarak okunabilir ama bugüne kadar yaptığı tercihler sanki bunu doğrulamıyor.. Diğer olaysa gizemli bir şekilde alttan alttan, çeşitli konularda ısıtılmaya devam ediyor Galatasaray'da..

Elano'nun sol iç olduğu geçen seneki 4-3-3 düzeninden tek fark sağ açıktaki Barış'ın varlığıydı.. Çizgide bulunan bir fizik güç, Arda'nın içeri yaptığı dalışları artırmasına neden oldu ve boşalan sol çizgi bol bol Elano tarafından süpürüldü.. Brezilyalı'nın erken tükenmesinde sol koridor kontrolü mutlaka etkili olmuştur ama geçen seneden izler gösteren Elano'lu düzen ligin ilk haftasından çok da farklı görünmüyordu Galatasaray'da..

Bilinçli/isabetli uzun top kullanabilen tek savunma elemanı Neill'ın attığı topta Ivesa'nın yaptığı hata bizim fırsatçı Baros tarafından değerlendirildi ve Sivas'ta olduğu gibi takım yine erken bir üstünlük buldu.. Sonrasında yaşananlar dejavu.. Daha önde basmaya çalışan Eskişehirspor'un yavaş yavaş Galatasaray üzerindeki etkisi ve iki takımın düzenli bir şekilde sola kayışı.. Böyle durumlarda ortaya çıkan top tutan oyuncu gerekliliği Arda'nın takımı yavaşlatan yapısıyla dezavantaja dönüşürken, fizik eksikliği daha 10. dakikada ortaya çıkan Elano da bu konuda Galatasaray'ın yarasına merhem olmaktan uzaktı..

Eskişehirspor'un Batuhan'ı ileride tek bırakan, çizgilerde Tello ve Burhan ikilisini kullanan, orta üçlüde de Doğa ve Pele'nin önünde Sezer'i bulunduran yapıları hem merkezde, hem de ileri hatta sıkıntılıydı.. Geriden top çıkmayınca savunmaya çok yaklaşan Pele, merkezi parçaladı.. Sistem gereği Batuhan'ın yanına girmesi gereken çizgi oyuncuları da bu görevi yerine getiremediler.. Burhan Eşer 1-2 pozisyonda sağı zorlayıp toplu oyunda Batuhan'a yaklaşmaya çalıştı ama top Galatasaray'dayken santrfordan çok koparak sistemin işlemesini engelledi..

Ne var ki Galatasaray, vasat bir sistemden bile rahatlıkla gol yiyebilen bir takım.. Soldan ortalanan topta, 10 dakika önce harika bir top çıkaran Ufuk'un yaptığı hata ve orada biten stoper Vucko'nun (Trabzonspor önünde Semih'in ortasına kafayı vuran Lugano?) eşitliği bulması hem takım adına, hem de ideale yaklaşma bağlamında ev sahibi için önemliydi.. Golden sonra hiç etki yaratamayan Galatasaray'ın yavaş yavaş geriye yaklaşması ve bireysel hata sonrasında yediği gol, devreye moralle giden ev sahibi faktörüyle birleşince ikinci yarı adına fazla umut vadetmiyordu..

Rijkaard ikinci yarıya muhtemelen maçın başında 45 dakikalık yakıtı olduğunu bildiği Elano'yu kenara alarak Karpaty maçının hayalet kurtarıcısı Aydın'ı oyuna sürdü.. Barış ortaya, sağ içe çekildi ve ünlü Sarp-Barış-Ayhan merkezi tekrar yürürlüğe girdi.. Ters kanatlardaki Aydın-Arda ikilisi ise zamanla Arda'nın yine içe doğru, serbest bir yapıya yönelmesiyle farklılaştı.. İlk yarıdaki 4-3-3'ten daha klasik olan bu yapı yine sahada etki yarattı.. Galatasaray ikinci 45 dakikanın başından itibaren sahaya belli bir baskı koymayı başardı.. İlk 1 saatin dolmasıyla Tello'nun yerine oyuna giren Alper, Eskişehir'i biraz düşürdü.. Barış yerine giren Cana ise yine ceza sahası salvosu yapabilen tek Galatasaray orta sahası Sarp'ı sol içe çıkardı.. Hemen arkasından solda Arda - Sarp işbirliğiyle gelen 2. gol hazırlığı benim açımdan fazla sürpriz değil ama maç boyunca Eskişehirspor'da süren pozisyon hatalarını tekrar izleyicilerin gözüne soktu.. 3 dakika sonra bunun ayyuka çıktığı 3. gol ise maçı bitiren hamle oldu..

İki farklı avantajdan sonra maç boyu tandemde sırıtan günlerinden birini yaşayan Neill'ın yerini Zan'la sağlama alan Rijkaard'ın düşüncesinde hem Neill'ı o bölgeden uzaklaştırmak, hem de Batuhan'a doğru top şişirecek Eskişehir takımına karşı Servet'i desteklemek rol oynuyor olabilir.. Lakin çıkan oyuncunun maç boyu iyi bir performans gösterdiğine inandığım ama yıpranmış Serkan Kurtuluş olurken, Neill'ın sola geçmesi oldukça ilginçti ve Balta için iyi mesajdı.. Genç Serkan için bir parantez açalım burada.. Sezon başı kampında düzenli sol bekte değerlendirilen Serkan'ı geçmiş yıllara göre çok daha çabuk ve güçlü bulmuştum.. Eskişehir önünde de bunun devam ettiğini gördüm.. Tekniği fena olmayan ama defans için hem çok toy, hem de çok yumuşak olan Serkan'ın handikaplarını azaltmaya çalışması güzel duruyor.. Kurtuluş hala 90'lı, yani 20 yaşında.. Ve yaşına göre vadettiği hala fena görünmüyor..

Çok daha iddialı Galatasaray'ların çok daha iddiasız Eskişehir'lere kaybettiği bu ligde profillerin değiştiği bir ortamda Galatasaray, 3 gollü deplasman galibiyeti alabiliyor.. Futbolun cilvesi için ayrı bir madde olarak tarihe geçebilir bu maç.. Milli maç arası öncesi çok önemli olan bu galibiyet, maç sonrası sevinci hem ekrana, hem de gazetelere yansıyan Frank Rijkaard açısından bile sevindiricidir Galatasaray camiası adına.. Takımın elbette çok ihtiyacı vardı ama sanıyorum bu galibiyeti en çok Rijkaard istiyormuş..

3 YORUM:

Serdar Erken dedi ki...

".. Kurtuluş hala 90'lı" :P

nit dedi ki...

yeni geldiği söylenen transferlerle birlikte buradan bir çıkış yakalayabiliriz umarım. tek korkum klasik milli maç sonrası düşüş. daha yeni ayağa kalmışken..

Parma Maniac dedi ki...

Serdar Erken, haklısın aceleye gelmiş.. 20 yaşındanın önünde olmalı tabii o hala :)

nit bence bu maç bir çıkış olmadığı için o konuda endişelenmeye gerek yok.. Yeni transferlerin uyumu ve sakatların düzelmesi için bu ara iyi gelecek takıma..

Blogger tarafından desteklenmektedir.