31 Mar 2009

Tek Lakers


Batı'da en üstten başlayalım.. Zira tepede tek takım var ve diğerleriyle aradaki farkı da çok net ortaya koyuyor.. Sene başında Lakers'ın diğerleriyle arasındaki farkı bu kadar açabileceği düşünülen bir şey değildi.. Andrew Bynum kaybına rağmen Spurs'e atılan 10 galibiyetlik fark Batı'nın sezon boyunca süren zevksizliğindeki en büyük etkendi.. Drew oğlan sakatlanınca Los Angeles Lakers'ın lig birinciliği şansını kaybettiğini yazmıştım zaten burada ama o kayıp sonrası beklediğim performans kaybı o derecede gelmedi ve çok uzun süre de bu iddiasını korudu Lakers.. Bu durum play-off'larda psikolojik yönden bir artı katabilir takıma.. Lakers için yapılması gereken değerlendirmeyi bir türlü taşıyamadım bloga, play-off öncesi bir şey karalamadan gelecek için beklediğim yolu yazalım buraya.. Bynum'un dönüş gerçekleşmek üzere.. Onun da katılımıyla Lakers'ın batıdan yine rahat çıkacağını net bir şekilde düşünüyorum.. Doğudan şu ortamda kim gelsin? Saha avantajını çok büyük bir avantaj olarak görürüm ben NBA'de.. Saha avantajı sert bir takımla birleştiği zaman Lakers gibi tutmaktan çok atmaya meyillenmiş bir takıma karşı çok can sıkıcı bir birliktelik olabiliyor bu.. Normal bir play-off mücadelesinde her takım Cleveland'ı tercih eder Boston'a ama ben sırf bu yüzden finalde Boston'u karşımda rakip olarak görmek isterim.. Bu sene içindeki 2 maçla sağlanan psikolojik üstünlük, saha avantajı ve geçen seneden kesilmesi gereken bir hesap gözümde Boston'u NBA Finali için daha uygun bir rakip yapıyor..

Batı'daki 7 play-off atlısından tek fire Phoenix Suns.. Ki ilk 10 maç sonunda kendileriyle ilgili oluşan endişeler blog geçmişinde mevcut.. Yüksek tempo ve D'Antoni'yle olmaz deyip önce kadroyu düşürdüler, sonra vasıfsız bir hoca getirdiler başa.. Phoenixli'ler Steve Kerr'ü affetmeyecek.. Bundan sonra ShaQ'lı kadroda Alvin Gentry ve tekrar yüksek temponun gelişiyse malumu ilam.. Üstüne kendi kendine yalanlayış ve hatanın kabulu.. En azından diretilmedi fakat, bunu da bir kişilik artısı olarak görmek gerek..


Portland beklenenden iyi bir sezon geçirdi.. Nate McMillan sevdiğimiz adamlardan biri camiada.. Spurs çaptan düştü ama hala Lakers sonrasındaki en büyük güç.. Denver'da şüpheler vardı Camby'nin gidişiyle.. Nene'nin Camby sonrası oynama istikrarı çok önemliydi.. O sorunu halletti Brezilyalı.. Allen Iverson zararlısının yerine Chauncey Billups eklemesi ise uçuşa geçirdi takımı.. Batı ikinciliğini alabilecek konumda Denver.. George Karl da sevdiğim abilerden biridir benim, biraz gereksiz hor görülür bazı çevrelerde.. Sevindim başarısına.. New Orleans sakatlıklardan çekti.. Bench genişliği sorunları James Posey eklemesine rağmen devam ediyor bence.. Minny, Memphis, Sacto ve Oklahoma yine çöplük.. Memphis zaman zaman oynadığı basketbolla gelecek için umut veriyor fakat.. Clippers ise sakatlıklardan çeken bir diğer takım.. Yaşanacak her türlü soruna rağmen, konferansın en dibini hak ediyor mu bu takım? Bunun muhatabının ligin en kötü hocalarından biri olarak gördüğüm Mike Dunleavy olduğunu düşünüyorum.. Play-off adayıydılar evet ve bunu gerçekleştirememelerinin ana nedeni istikrarlı bir 5 bulamamamaları sakatlıklar nedeniyle evet.. Ama görülen dibin ve ultra başarısızlığın ana nedeni Dunleavy.. Bu da sezon öncesi değerlendirmelerde bahsettiğim bir olguydu Clippers'la ilgili.. Golden State Monta Ellis'in çok gecikmesiyle toparlayamadı.. Utah ise tam beklenen gibiydi sezon boyunca.. Houston T-Mac'in gidişiyle oturdu, ki acıdır böyle bir süper yıldız için.. İlk turda yine bir Utah-Houston kapışması muhtemel görünüyor şu anda..

Bombacı Cleveland


Sezön öncesi öngörülerde doğuda iki fire var.. Toronto Raptors'un play-off dışında kalabileceğini tahmin edebilen kimse yoktu sanıyorum.. Sam Mitchell'ın overrated olduğunu biliyorduk COY ödülüne rağmen, ama bu kadarını tahmin etmiyorduk.. Toparlayamadılar.. Fazla Avrupalılaşma nedeniyle yaşanılan fiziksel çöküntü müdür bunun nedeni bilmiyorum ama yine de bu kadronun sonu bu olmamalıydı.. Atlanta Hawks'a ve Dwyane Wade'e haksızlık etmişim, özellikle Hawks'a özürlerimizi bildiririm.. Geçen seneki 8.lik sonrasında Boston'a karşı içeride oynanan 3 etkileyici maçın devamının Cleveland-Orlando-Boston arkasına yerleşim için yeterli olabileceğini düşünmemiştim.. Mike Woodson da NBA'in ve kendi camiasının daima tartışılan hocalarından biri.. 4.lüğe ve ilk turdaki saha avantajına rağmen hala da tartışılabiliyor bazı seçimleri.. Dwyane Wade etkisi de özellikle takastan sonra damgayı vurdu sezona.. Eğer sıralama bu şekilde sonuçlanırsa bu iki takım birbirini kıracak ilk turda ama Orlando'nun 2. ya da 3. sırada olmasına göre aşağı taraflarda büyük oyunlar dönecek.. Philadelphia şu an Boston'un 3. durumda olması nedeniyle 5. sıra için pusuda bekliyor.. Detroit Pistons'un hatasının Allen Iverson takası olduğunu burada belirtmiştim.. Hem capi hallettiler, hem de daha iyi duruma geldiler diyenler ortalıkta yok tabii.. Denver'ın Billups'la atladığı boyutu gören Pistonlar kafayı nerelere vuruyordur bilmiyorum ama Joe Dumars bir süredir yaptığı güzelliklerin içine pislemekle meşgul.. Michael Curry nasıl bir seçimdir ya? Seçtin, yanlış olduğu ortaya çıktı.. Diretmek nedir peki? Off-season'da neler olacak acaba Detroit semalarında.. 7.liğe yayıldılar, Boston yerine Orlando'yu istiyorlar tabii.. Ama üst taraflarda işler her an değişebilir.. 5-6-7-8 arasında Orlando için büyük savaş dönecek ama bunlardan birinin Orlando'yu eleme şansı nedir ki? Muhakkak az ama Boston karşısında şansımız hiç olmaz, bari deneyelim demelerine de pek bir şey söylenmez..


New York Knicks benim bu sezon doğudan sürpriz adayımdı.. Çoğu kişinin aksine, beklediğim gibi sağlam da girdiler sezona.. Son zamanlarda kaybettikleri form sonrasında bir 5-10 maçtır geçerli değil bu ama ondan öncesinde bu eğlenceli takımı fazlasıyla izlemeye çalıştım.. Özellikle bir dönem, uzun bir süre boyunca açık ara en keyif veren basketbolu oynadılar.. Son yıllardaki köhne basketbol D'Antoni tarafından bir yılda anca bu kadar toplanırdı.. Uzun süre boyunca da play-off potasında kaldılar.. Eğer 2010 için yaptıkları hamleler olmasaydı daha iyi sonuç alabilirler miydi? Belki.. Ama hem 2010 için stratejist takıldılar, hem de aldıkları görece iyi görev adamlarıyla bu sene ve seneye için de ligde tutunmayı denediler.. Mike D'Antoni'nin bench'teki çirkef hallerini sevmek imkansız ama basketbol adına saygı duymamak daha da imkansız.. Pheonix'le ligin yapısını değişime uğrattığı yetmediği gibi NBA'in Lakers'la birlikte en büyük ve popüler iki camiasından birini (kabul ediyorum bunca başarısızlığa rağmen en popülerdir muhtemelen) diriltmeye çalışıyor.. Bunu da başarırsa adını altın harflerle yazar NBA tarihine..


Chicago son adaydı play-off için.. "Bulls'un kadro her türlü hak ediyor play-off'u ama Vinny Del Negro soru işareti oluşturan en önemli etken Chicago'da.. Onun dışında Derrick Rose'un gelişiyle birlikte kısa rotasyonunda bir şişkinlik var.. Onu çözmek için de coach ve GM'den ustaca hamleler gerekiyor.. Hinrich, Rose, Gordon ve Hughes dörtlüsüne nasıl dağılacak dakikalar belirsiz.. Luol Deng bu sene neler yapacak orası da belirsiz.. Uzun rotasyonunda da Tyrus ve Noah'ın öne çıkarılıp Gooden'a az süre verilmesi başarı için bence ana şartlardan biri.." diye yazmıştım sezon başı.. Del Negro kesinlikle şu an için yetersiz, bu sezon ortaya çıktı bu.. Eğer John Salmons - Brad Miller eklemesi gelmese bu sene bu atılım da gelmeyecekti muhtemelen.. Kısa rotasyonundaki şişkinliği Larry Hughes'ü göndererek çözmeye çalıştılar.. Uzun seçimlerinde sertlik ve savunma için Tyrus-Noah şarttı.. Bir şekilde o doğruyu da buldular ve Gooden Spurs'e paketlendi.. Play-off garanti mi? Charlotte ve Larry Brown iki galibiyet arkada bekliyor.. Chicago'nun son 7 maçından 5'i içeride ve bunlardan biri de Charlotte'la.. Şu ortamda geçileceklerse, zaten yeteri kadar istemiyorlar ve hak etmiyorlar demektir.. Chicago oldukça avantajlı ama her şey olabilir burada.. İki takımın mücadelesi de renklendirecek doğuyu son günlerde..


Tepeye en son gelelim.. Cleveland ve Orlando'nun yaptıkları atılım hakikaten muhteşem.. Orlando zaten ilk 3'te gösteriliyordu ama kimse contender muamelesi yapmıyordu bu çocuklara.. Bu seneki performansla biz contender'ız dedi Orlandolu'lar.. LeBron yine taşıdı takımını.. Mo Williams'ın ne kadar doğru bir ekleme olduğu ortaya çıktı bu sezon.. Boston'u geçtikleri yetmiyormuş gibi Lakers'ı da geride bırakıp lig birinciliğini aldılar söke söke.. Orlando'da farkı yaratan oyuncu kimsenin beğenmediği Jameer Nelson'ın yeteneklerini nihayet doğru yere kanalize eden iyi basketboluydu.. Onun gidişiyle dağılabileceklerini düşünmüştüm ama Rafer Alston eklemesi çok doğru zamanda geldi.. Hem skor yapabilen, hem de takımı oynatabilen, ligin iyi point guard'larından birini çok iyi ekledi Orlando.. Eğer Alston takıma iyice ısınabilirse çaylak Lee'nin de katkılarıyla iyi iş yapabilir Orlando.. 2.lik için çok kasıyorlar şu anda ve Boston'un karşısına yarı finalde ev sahibi avantajıyla çıkmak istiyorlar.. Öyle bir durumda kan çıkar o seride.. Boston çaptan düşmüş görünüyor ama şampiyonların bazen yaşadığı, bazen bilerek istediği düşüşlerdir bunlar.. Play-off'lar gelmeden Boston hakkında öngörü yapmak zor.. Şu an için alttakilerin ilk turda Boston yerine Orlando istemelerini bu bağlamda doğru buluyorum ben..

Doğu'nun hala toplam yetenekte Batı'nın gerisinde olduğunu düşünüyorum.. Ama normal sezonda bu sene doğu yukarıdaki üçlü, New York Knicks etkisi ve Charlotte-Chicago çıkışlarıyla çok daha çekişmeli ve eğlenceli bir konferans oldu.. Haklarını vermek gerekiyor..

30 Mar 2009

Diego Milito Inter'de?


İtalya'nın çok güvenilir olmayani ama yabana atılmayacak sitelerinden biri Inter ve Genoa kulüplerinin transfer için anlaştığını, Milito'nun da sezon sonunda yıllık 3.5 milyon euro'dan 4 yıllık antlaşma imzalayacağını yazmış.. Milito 16 golle 39 gol atan takımını Serie A'da CL savaşına taşıyan en önemli oyuncu konumunda.. Gol krallığında da Zlatan ve Di Vaio'nun arkasında 3. sırada.. Inter tarafından bu girişime Zlatan'ın yanına cuk oturacak bir oyuncu olarak düşünmek ya da İsveçli'nin sene sonunda muhtemel gidişini göz önünde bulundurmak şeklinde bakılabilir.. Zlatan kalırsa o Jose'nin ünlü 4-3-3'ü ne olacak diyenlere zaten şu anda bile bundan uzaklaşıldığını söylemek gerek.. Ki kenarlardan da gelebilecek bir adam Milito.. Bir forvet için hiçbir şeyi mükemmel görünmeyen, ama her şeyi belli bir kalitenin üstünde olan topçulardan biri.. Çok farklı işleri ve görevleri yapabiliyor bu nedenle.. Milano'nun diğer tarafı için çok daha uygun bir transferdi ama son yıllarda moda Internazionale İtalya'da.. Transfer deyince hep öyle değil miydi zaten.. Moratti sağolsun..!

29 Mar 2009

,

İspanya 1-0 Türkiye


Terim ve çocuklar yine beklenmeyeni yaptılar ama bu sefer sonuç gelmedi.. İlk devrede, özellikle ilk 20 dakikadaki futbol İspanyolların çekingenliği ve bizim bu 11'le yine zorlu bir maçta beklenenden çok daha dirençli başlamamızla etki etti sahaya.. Tuncay ve Arda beklediğimden çok daha bütünleşik bir yapı yarattılar iki içle.. İspanya'da Xavi ilk 10 dakika kendi defansının önünde görünüyordu ama oyuna kötü girmeleri sonrasında ilk çeyrek saatten sonra forvet arkasına doğru yol alıp bölgesini daha yeteneksizlere bıraktı..

İspanya'nın da sahaya yansıyan sorunları vardı tabii.. Xavi, Xabi ve Senna'nın yanına 4. oyuncu olarak Silva'nın sakatlığı sonrası ona güvenememeleri sonrasında Mata ya da Riera değil de Cazorla'yla başlamaları bize duydukları saygının bir yansıması olarak okunabilir.. Bunun bizi ilk başta daha çok zorlaması bekleniyordu ama o zorluk ikinci devre daha çok sirayet etti takıma.. 4'lü defansın önündeki 4 iç oyuncusu, takımda kenardan üretim yapabilecek hiçbir oyuncunun olmaması, beklerin de stoper kılıklı olmaları İspanya'nın da üretkenliğini çok etkiledi.. Sergio Ramos stoperden bozma beklikte İspanyollar'ın temsilcisi.. Kabuğunu kırmaya, yetersiz olan tekniğini fizik güç, süreklilik ve kondüsyonla dengeleyerek mevkiinden hücuma katkılar yapmaya çalışan bir oyuncu.. Genç ama kolaylıkla bizim topçulara örnek olarak gösterilebilir.. Defansif görevlerini eksiltmeden bir oyuncu yetenekleri ölçeğinde hücuma ne kadar, ne şekilde destek verebilirin uygulamalı örneğidir bugünkü Sergio Ramos.. Sevmezdim piyasaya çıktığı ilk dönemlerde, saygıyı zorla duyuruyor ama adam..

Tuncay sahaya fizik, güç, mücadele koymada mükemmel.. Ama 4-4-2'nin kenarında hücumda tamamen vasıfsız bir oyuncu.. Bir kez daha belgelenmiştir bugün.. Onun mücadele gücünden faydalanmaya eyvallah ama Boro'nun teki olmasını sağlayan hücum özelliklerini sekteye uğratarak, potansiyelini kullanmama boşa giden çaba, bal yapmayan arı şeklinde yansıyor ekrana.. Emre ve Aurelio'nun yanında, hücumdaki diğer dörtlünün ofansif anlamda sahaya bir şey koyabildiklerini söylemek zor.. Ne bekleniyordu ki Bernabeu'da elbette abartılı bir yaklaşım değil ama oyunu bu kadar iyi tutmuşken beklemezsen kaderine razı oluyorsun ilerleyen dönemde..


Son yarım saatte Semih yerine Ayhan eklemesi doğruydu.. Üzerinden 5 dakika geçmeden yenen gol bir şanssızlık, yıllardır süren hastalığın bitmek bilmeyen yeniden çevrimi.. 1-0'dan sonra orta sahaya takviye yapmış Türkiye'ye karşı İspanyollar da forvet çıkarıp orta saha eklemesi yaptı.. Biz ortadan çıkarıp hücumcu soktuğumuz da onlar da benzer bir cevapla karşılık verdiler.. İki takım da maçın başında tutturulan dengeyi bir şekilde korudu maç sonuna kadar.. Son 15-20 dakikada koordinasyon ve fizik yönden bitişimiz maç boyu pas yapan 4 canavara karşı verilen mücadelenin bir takımı ne kadar zorlayabileğinin bir kanıtı.. Maçın başındaki o denge, o mücadele kolay sağlanmıyor.. İlk 30 dakikadan sonra üstünlüğü yavaş yavaş ele geçirmelerinin nedeni güçlü orta sahaları.. Gereken hamleler zamanında yapıldı ama bir duran topta yine pozisyon hatasıyla gol yendi ve mağlup olduk.. İlk devrede Xavi'nin nizami bir şekilde arkaya sarkmasına ofsayt bayrağı kalkmasa maç belki erken bitecekti.. Oradaki pozisyon hatasının da maçın gidişatıyla fazla bağlantısı yok.. Bu teknik ayaklara karşı Bernabeu'da o pozisyonu maç boyu vermeyeceksen bir gariplik vardır zaten o işte..

Son olarak şu şanlı Bernabeu'ya geleyim.. Rıdvan Dilmen maçta bizim deplasmanların deplasman değil, gerçek deplasmanın burası olduğunu söyledi.. Bernabeu'yu görmedim fakat ekrana yansıyanlardan ve görenlerin yalancılığından bir şeyler söyleyebilirim.. Bugünkü korna şovundan başka bir şey göremedim, duyamadım ben Bernabeu'da.. İspanya'ya gidip Real maçı izleyen Orkun Çolakoğlu'nun geldikten sonraki ilk tespiti tiyatro seyircisi olmuştu Madridli'ler için.. Bugünkülerin de kulak öldüren korna şov dışında farklı olduklarını söyleyemeyeceğim.. O mimari yapı boşken bile görkemli, orası ayrı.. Yoldan geçen 90 bin kişi doldursa bile oyuncuları etkiler, orası da ayrı.. Ama Milanlı'lara, Paolo Maldini'ye, Sir Alex Ferguson'a sorun.. 20 bin kişilik Sami Yen'de mi oynamak istersin Madrid'le, yoksa Bernabeu'da mı diye, cevabın Bernabeu olacağından %100 eminim.. Tabii bunu maç boyu "İçime işlerken" söylenen Sami Yen değil, bir 6-7 yıl öncesinin Sami Yen'i için söylüyorum.. Alex'le Paolo iyi bilir gerçek deplasman nedir.. Kornacılara o kadar da itimat etmemek gerek..

28 Mar 2009

İspanya - Türkiye Preview


Milli maçlar öncesinde Fatih Terim'in oyuncu seçimlerini eleştirmek artık bir ülke ritüeli.. Oyuncular çağrıldığından beri her yerde eleştiriler, Terim'in artık bir imzası olmuş garip 2-3 seçim üzerine döndürülen kelamlar.. Her maç öncesi bunları tekrarlamanın ülke futboluna bir şey kattığını düşünmüyorum.. Hedef orada, ona gitmek için yapılanlar da burada.. Eğer hedefe ulaşılamazsa yapılan tercihler en sonunda sıralanır, hesabı vermesi gerekenler verir.. Başarı gelirse çok da yanlış değilmiş denip geçilir.. Euro 2008 öncesi Bundesliga'da düzenli oynayan Yıldıray ve Halil kadroya alınmadı diye fırtınalar koptu.. Sihirli turnuva sonrasında bu iki oyuncuyu hatırlayan yoktu.. Ki hala Terim'in gariplikleri içinde doğru bulduğum hareketlerden ikisidir o tercihler, zamanında yazıldı zaten burada..

İlk 11 belli.. Geride İbrahim Üzülmez, forvette Semih Şentürk sürprizi var.. Gerideki Balta-Üzülmez tercihi için bir Galatasaray taraftarı olarak hiçbir şey diyemem.. Semih Kaya'yı nasıl kurtların önüne atamadıysa Galatasaray, Terim de daha doğru dürüst milli formayı giymemiş genç stoperlerin Bernabeu'ya çıkmasını istememiştir, bakış açısı bu.. Peki Semih Şentürk eklemesi? Maç öncesi kocaman bir yanlış.. Herkes forvetteki Nihat'ın 2 açık/forvetle desteklendiği son moda klasik bir 4-3-3 beklerken, Emre ve Aurelio'nun arasına atılması beklenen Ayhan çıkmış, forvete Semih girmiş.. 'Kazanmaya oynuyoruz'dan çok 'Buyrun dağıtın' temalı bir tercih bence.. Bu takımın ileride tek Semih, kenarlardan Tuncay-Nihat ve Arda-Emre-Aurelio içleriyle yine beklenen düzenle çıkma ihtimali de var ama sanıyorum Terim '4-4-2'yi ağzından çıkarmış 11'i açıklarken.. Bu Tuncay'ı 4-4-2 açığı olarak kullanıp etkisizleştirmeye bayılıyoruz.. Buradaki Fenerbahçe macerası üzerine Boro'da da denediler bunu, olmadığını çabuk anlayıp supporter/forvet olarak değerlendirmeyi uygun buldular.. Tuncay'ın kenarda oynama ihtimalini belirtebilecek tek sistem 4-3-3.. Bunun dışında orta saha özelliğini arttıran her açık opsiyonu potansiyelini yanlış değerlendirme olarak öne çıkar, çıkmaya da devam edecek bundan sonra.. Senna, Xavi, Xabi Alonso gibi bir üçlüye Emre-Aurelio ikilisiyle cevap vermeye çalışmak anlamsız.. Bunlara eklenmesi bugün İspanyol medyasında da dile getirilmeye başlanmış muhtemel Cazorla artısıyla ise intihar.. Artık cesaret kisvesi altında değerlendirilmemesi gereken tipik bir futbol yanlışı bu.. Arda ve Tuncay orta saha boğuşması içinde kullanılıp hücumda kesilecekse bu da başka bir yanlış olarak çıkar ama bildiğimiz Terim bunu yapacak biri değil zaten..

Emre Belözoğlu tercihini sorgulamak manasız.. Kulübünde oynamıyorken Milli Takım'ın değişilmez topçusu olan adamın kendi gözünün önünde, uzun yıllar sonra Fenerbahçe'de, ilk defa bir oynama serisi yakaladığı dönemde takımdan kesileceğini düşünmüyordu heralde kimse.. Karşı tarafta Iniesta yok, ki nasıl büyük bir avantaj olduğunu tekrar tekrar anlatmaya gerek yok.. Bu adamın Xavi'yle gösterdiği 'uyum' yetenek yanında bu kavramın ne kadar öne çıktığının da bir ispatı.. Xavi, Iniesta, Gerrard ve Lampard'ı alt alta sıralayın deseler büyük çoğunluğun ilk iki adamı Gerrard ve Lampard olur.. (Ki ben aralarına hiç düşünmeden atarım Iniesta'yı) Peki Gerrard - Lampard mı daha büyük bir futbol çifti, yoksa Xavi - Iniesta mı? İngiltere Milli Takımı'ndaki yaşananlar ve bu iki oyuncunun bütün dünyayı domine eden birliktelikleri cevabı ortaya koyuyor.. Klasik 4-4-2'de orta ikilide Gerrard ve Lampard'dan istedikleri verimi hiçbir türlü alamadı İngilizler.. Aralarına Gareth Barry sosu atıp bir üçlü yapı denediler, Gerrard ve Lampard birlikte oynar mı geyikleri yarattılar, Capello'ya bu konuda açıklama yaptırdılar.. Diğer tarafta toplamda belki de 1-2 kademe altta olan bu adamlar Barcelona'da ve İspanya Milli Takımı'nda alınmadık kupa bırakmadılar.. Gerrard'ın lig şampiyonluğu yok, CL'si var.. Lampard'ın lig şampiyonlukları var, Avrupa'sı yok.. Xavi ve Iniesta'nın hem La Liga'ları, hem CL'leri, hem de Euro 2008'leri var.. Bu iki adam Voltran'ın 3 aslanını oluşturuyorlar tek başlarına.. Yerine giren Xabi olsa da Iniesta'nın Torres ve Villa'ya atacağı ölüm gibi ara pasların olmaması bomba defans için büyük şans.. Euro 2008'i defans ya da forvetle değil de Xavi, Iniesta, Senna, Cesc, Xabi ve Cazorla'dan oluşan korkunç 6'lının değişe değişe oynamasıyla orta sahada kurulan dehşet üstünlükle kazanan İspanya'ya karşı Terim'den bunun daha farkında bir 11'le sahaya çıkmasını beklerdim.. Gördüğüm şey ise yine inanç, mucize, cesaret, yapabiliriz ekseninde sahaya çıkacak bir Milli Takım anlayışı..

Üzülmez yarın hayatının topunu oynarsa maç sonrası Bernabeu'da ben sizin efsanenizden daha iyiyim ulan diye bağırabilir.. Büyük şans Deli İbo için.. Hakan Balta ise Bernabeu'dan da çıkarsa seneye Galatasaray yönetimi stoper değil, sol bek bakmaya başlar.. Galatasaray'daki kaostan sıkılan Arda da hayatının topunu oynarsa bütün Avrupa'nın gözünü diktiği bu maçta taliplerini 1-2 çoğaltabilir.. Terim boşuna demiyor burada oynamak büyük şans diye! Çok değil, 7-8 sene önce Milli Takım'da Bernabeu'nun, Nou Camp'ın havasını solumuş sayısız topçu oynardı, şimdi kalmadı onlardan.. Umarım stadın atmosfer bizim topçuları yamultmaz.. Boş tribünlerle ekrandan bile büyülemeyi başarıyor zira..

27 Mar 2009

Optimum Whey


Gördüm ki mucizeymiş kendisi.. Muhteviyatı itibarıyla bu tozu altın tozundan daha değerli görüyorum artık.. Süt içmeyi seven bir insanım ama onu da ayrı zevke dönüştürüyor bu karışım.. Çıkaranın eline sağlık..

Claudio Prandelli


Bu karizmatik abiye Parma'nın başındayken daha çok Claudio derlerdi.. Ya da ben öyle hatırlıyorum.. Şimdi Cesare aşağı, Cesare yukarı.. Alışkanlıklar kolay değişmiyor tabii, benim için hala Claudio Prandelli bu adam.. Parma'nın son başarılı sezonuna imza atan, Alberto Malesani sonrası kulübe ilk defa kaliteli hücum futbolunu oynatan hoca.. İtalya'nın Ersun Yanal'ı derim ben kendisine.. 2001/2002'de 10. olup küme düşme barajının sadece 5 puan üstünde kalarak lige tutunan Parma'yı 1 yıl sonra Serie A'da 5.liğe taşıdı bu adam.. Ligin de en fazla gol atan 5. takımıydı Parma.. Ertesi sene yine 5. yaptı Parma'yı.. Parmalat fiyaskosu sonrasında aşağılara düşmeye başlayan takımı tekrar sen Sette Sorelle'nin üyesisin, aşağılara düşemezsin diye ayağa kaldıran adamdı Prandelli.. Daha sonra Roma'nın başına geçti, eşi ciddi bir hastalığa yakalanınca görevinden ayrılmak zorunda kaldı.. Sonraki durak 7 Kız Kardeşler'in başka bir üyesi Fiorentina'ydı.. 2 sezon Serie A'dan ayrı kalmış, lige döndüğü sezon da 16. olarak küme düşen iki takımla aynı puanda zar zor ligde kalmış Fiorentina'nın da kaderini değiştirdi.. Ertesi sezon Fiorentina'yı müthiş bir hücum futboluyla 9.luğa taşıdı.. Fiorentina'nın attığı 66 golü geçen sadece 3 takım vardı.. Milan, Roma ve Inter.. Küme düşen Juve'yi çıkarıyoruz tabii ligden.. Bir sonraki sezonsa 6.lık geldi.. Atılan gol 62'ydi ve yine bu sıralamada ligde 3.ydü mor-beyazlılar.. +31'lik averajla şampiyonluk adayı bir performansları vardı..

2011'e kadar Fiorentina'yla sözleşmesi var Prandelli'nin ve Fiorentina sonrası emeklilik kelamları etmeye başlamış.. Bunu yakın bir zaman için mi söylüyor yoksa Fiorentina'yla EPL'deki takımlara benzer uzun süreli bir birliktelik mi istiyor emin değilim ama bu adam Milan'a layık bir teknik direktörlük profili sunuyor.. Karizma sevgilerini Terim'le göstermiş Firenzeli'lerin de büyük sevgilisi ve onu tahtından indirmek kolay değil.. Fiorentina'ya hak ettiği saygınlığı geri verdi, Parma'ya da vermek istiyordu ama izin vermediler.. Daha Verona'yı 98/99'da Serie B'den A'ya çıkarıp ertesi sezonda lig 9.luğuna imza atmasından, ertesi sezon Serie B'ye geri dönüp bu sefer de Venezia'yı Serie A'ya çıkarmasından bahsetmedim bakınız.. O da Ersun Yanal gibi iki sezondur bir felsefe değişimi içinde.. Artık savunmaya da önem veriyor, Yanal gibi yavaş tempolu bir futbola doğru evrilmeye çalışıyor.. Gönül Firenze'dekilere bir şampiyonluk yaşatmasını ister ama İtalyan Futbolu'nun içinde bulunduğu durumda fazla zor görünüyor.. Klasman dışı Jose Mourinho'yu çıkar, İtalya'nın açık ara en yetenekli hocası bu adam, bence.. Daha genç ama emekliliği gelmeden mali olanakları yüksek bir takımda da görmek istiyorum Claudio abiyi.. Belki de bir 5-6 sene sonra Parma'yı yeniden yukarılara taşır, belli mi olur?

25 Mar 2009

,

Who watches the Watchmen?


Ne zamandır yazacağım fırsat olmadı.. Sinemalara gelen bu müthiş çizgi romanın Gerekli Şeyler'den Türkçe olarak yayınlandığını öğrenince filmle ilgili bir şeyler karalamanın da vakti geldi..

Watchmen bir çizgi romandan çok daha fazlası.. Spider-Man, X-Men, Batman, Daredevil gibi karakterlere bayılıyoruz, fasikül fasikül okuyoruz.. Ama iş Watchmen, V For Vendetta gibilerine gelince Marvel'ın, DC'nin o ünlü karakterleri bir anda yalan oluyor.. Eğer çizgi roman "Dokuzuncu Sanat" olarak adlandırılıyorsa şu anda, Watchmen gibi muhteşem bir dehanın ürünü olan hikayeler sayesindedir bu.. Sayısız mükemmel Spider-Man, Batman sayısı okudum.. Ama hiçbiri bir Watchmen olamadı gözümde.. Hayatında okuduğun en iyi 3 çizgi roman nedir dese biri tartışmadan Watchmen, V For Vendetta ve Kingdome Come derim.. Bu üçlü değişmez.. İkisinin Alan Moore denen nasıl bir beyne sahip olduğunu hala anlayamadığım adamdan çıkması tesadüf müdür? Değildir.. Şu üçünün altına ilk ekleyeceğim hikaye de The Killing Joke olur.. O da bu yaratıktan çıkma bir hikaye zaten.. Çizgi roman sanatı deyince aklıma gelen ilk isim Moore.. Mümkünse başkası da gelmesin zaten şu adam bunları yazıyorken..

Bu güzel abinin V For Vendetta'sını uyarladılar sinemaya.. Wachowski biraderler James McTeigue denen bir kifayetsizin eline bu güzelim başyapıtı verip, V'nin müthiş repliklerinden oluşan uzun, anlamsız bir senaryoyla içine ettiler bu çizgi romanın.. Sinemada izleyip beni sinirden daha çok çileden çıkarmış bir film var mıdır bilmiyorum ama V For Vendetta'yı izlediğim güne lanet ederim hala.. Ha sorsan o film günümüz gençliğinin en favori filmlerinden biridir.. 10 numara bir hikayeden, 10 numara bir karaktere sahip bir çizgi romanın içine etsen bile sinemada öyle görkemli bir şekilde yansıtıyorsun ki izleyenler hasta oluyor.. V'nin o müthiş, incelikli planı mahvolmuş, Evey tek boyutlu saçma bir karaktere dönmüş umrunda değil kimsenin.. V'yi bir konuşturdu Wachowski'ler, herkes mest.. Bir de "devrim" içine girince hikayenin bizim gençlerin hayatında izlediği en iyi 10 filmin içine girer V For Vendetta.. Onlara ben gidip şunun gerçeğini okuyun da, Alan Moore gibi Wachowski'lere ve McTeigue çömezine idiots diye bağırın derim ama kar eder mi bilmem.. V For Vendetta'nın başarısızlığı ve Moore'un hikayelerinin uyarlanamazlığı sonrasında bu film hakkında da şüpheler vardı tabii ama 300'le bence başarısını kanıtlamış Zack Snyder işin içine girince umutlanmıştım.. Pek boşa çıkmamış..

Watchmen her hattıyla çok daha iyi bir uyarlama V For Vendetta'dan.. Sadece bunu bilerek bile gidilmesi gerekiyor bu filme.. Aynı V gibi bu hikayenin de her sayfasında gönderme, her bölümünde ayrı alt metinler vardır ve bunları beyazperdeye yansıtmak imkansız.. Zaten yazdığı incelikli hikayelerin beyazperde uyarlamalarını tamamen reddetmesinin nedeni çizgi romanlarının bu uyarlanamaz yapısı bu adamın.. Kendi aşmış hayal dünyasının başkaları tarafından yeniden resmedilmesini ve ekranda tamamen alakasız bir hale dönerek okuyucularla buluşmasını istemiyor Moore.. Bu nedenle de uyarlamalardan adını çıkarıyor, alması gereken telif ücretini reddediyor.. Bu duruşun, bu tavrın bile hastası olunur..


Ama Watchmen bu adamın bir eserinin uyarlanabilecek en iyi hallerinden biri olmuş bence.. 300'ü çoğu insan beğenmemişti, bense Zack Snyder'ın motamot uyarlama tavrının, çizgi romandaki planların aynı renklerle birebir beyazperdede görünmesine hayran olmuştum.. Bu başarıyı, çizgi romana bu bağlılığı aynen sürdürüyor Snyder.. Hikayenin sonlarına doğru büyük bir değişim ve finalde farklılıklar var ama bunlar üzerinde çok durduğum şeyler değil.. Öze zarar vermeyen değişikliklere karşı değilim.. Hikayenin tavrına zarar vermeden istediği değişiklikleri yapmayı başarmış Snyder.. Üstüne görüntü yönetmenliğinden gelen teknik işçiliğiyle beraber kaymak, cillop gibi görüntüler eklenince çok iyi bir görsellikle ilk defa iyi bir Alan Moore uyarlaması izleyerek çıktım salondan.. Görebileceğimi düşündüğüm bir şey değildi bu..

Hikayeyle, gidişatla ilgili tek kelime etmek istemiyorum.. Ama izleyin bu filmi.. Çizgi romanlara ilginiz varsa özellikle izleyin.. Watchmen'i okumadıysanız önce Gerekli Şeyler'den temin edip üzerine izlemeniz ilk önerim olur tabii ki.. İlgisi olmayanlar da eğer gideceklerse bu filmde bir Spider-Man tadı aramasınlar.. Bilindik bir süper kahramanlık hikayesi değil bu..

Oyuncularla ilgili en önemli konu olan Rorschach'in ekrana nasıl yansıyacağı en büyük merak konusuydu.. Gördük ki Jackie Earle Haley tam bir casting başarısıymış.. Zack kardeşi sadece bu nedenle ayrıca tebrik ediyorum.. Çizgi romandan fırlamış, ete kemiğe bürünmüş Haley'le bu muhteşem karakter.. Diğer oyuncu seçimleri de çok iyi.. Filmin girişi muhteşem ötesi.. Soundtrack inanılmaz.. Yine ana planın zaman yetersizliğinden biraz yüzüstü verilmesi var ama diğer başarılarından dolayı mazur gördüm bunu.. Sinema entellerinin ne dediği umrumda değil, çizgi roman sevdalılarının çoğunun gözünde olmuş bir adamdır Zack Snyder.. Yapım şirketinin filmin finansal başarısı üzerine "Bunun devamını da çekelim mi Zack abi?" sorusuna Watchmen tektir, eğer Alan Moore ileride devamını yazarsa çekeriz ama aksi durumda benden bu kadar demesi bile gözümüzde büyütmeye yetiyor kendisini..

V For Vendetta hikaye, Watchmen şahane.. Tabii sinemada.. Yoksa V kitaplar savaşında Rorschach'i dövebiliyor zaman zaman..

24 Mar 2009

Rakibe Saygı


Maç: Barcelona - Atletico Madrid.. Dk. 28, skor 5-1.. Maç sonucu: 6-1

Maç: Barcelona - Almeria.. Dk. 37, skor 5-0.. Maç sonucu: 5-0

Maç: Malaga - Barcelona.. Dk. 50, skor 1-3.. Maç sonucu: 1-4

Maç: Barcelona - Valladolid.. Dk. 44, skor 4-0.. Maç sonucu: 6-0

Maç: Barcelona - Valencia.. Dk. 45, skor 3-0.. Maç sonucu: 4-0

Maç: Barcelona - Athletic Bilbao.. Dk. 32, skor 2-0.. Maç sonucu: 2-0

Maç: Barcelona - Malaga.. Dk. 57, skor 6-0.. Maç sonucu: 6-0

Ligin bitimine 10 hafta kala Real Madrid'in 107 gollük sezonunun sadece 23 gol gerisinde olan Barca eğer bu maçlarda biraz sıksa gol sayısını en az 5-10 civarı arttırıp işi garantileyecekti.. Guardiola'nın ve oyuncuların bu eşsiz sezon performanslarında es geçilmemesi gereken süper bir başka özelliği bu adamların.. Meslektaşlarının o anki durumlarını düşünmeleri onların gözünde de büyütüyor kendilerini.. Buna rağmen o rekoru kırarlarsa gerçekten tadından yenmeyecek..

23 Mar 2009

Yerden Kalkmayanlar


EPL'de ilk 30 hafta itibarıyla en çok faul yapılan oyuncular.. Liste beklenen şekilde mücadeleci ve hızlı oyuncuların bir kolajı halinde.. 1. sıradaki Kevin Davies daha önce de 2 sezon bu liderliği sürdürmüş bir isim.. Bolton forvetindeki bitmek bilmez mücadelesini düşününce çok garip gelmiyor bu birincilik.. Rakip oyuncuların sertliğinden bolca şikayet üreten Cristiano Ronaldo 3. sırada.. Hem hızı, hem de mücadelesiyle EPL'ye damga vuran Boro'nun The One'ı Tuncay ise 11. sıradan ilk onbire girmiş.. 20 kişilik liste aşağıda..

Kevin Davies (Bolton) - 73
Valon Behrami (West Ham) - 70
Cristiano Ronaldo (Man Utd) - 64
Amr Zaki (Wigan) - 64
Jonas Gutierrez (Newcastle) - 64
Denilson (Arsenal) - 63
Shaun Wright-Phillips (Man City) - 57
Ashley Yonug (Aston Villa) - 54
Steven Pienaar (Everton) - 50
Geovanni (Hull) - 41
Tuncay Şanlı (Middlesbrough) - 40
Frank Lampard (Chelsea) - 39
Aaron Lennon (Tottenham) - 38
Jason Roberts (Blackburn) - 38
Bobby Zamora (Fulham) - 37
Steed Malbranque (Sunderland) - 37
Jonathan Greening (WBA) - 36
Xabi Alonso (Liverpool) - 35
Ricardo Fuller (Stoke) - 32
Peter Crouch (Portsmouth) - 29

İlk şampiyon


Büyük Avrupa liglerinin ilk şampiyonu Olympiakos.. Dün Panionios deplasmanında son yarım saatte buldukları iki golle 3-2 kazanıp en büyük rakipleri PAO, Asteras Tripolis deplasmanında 2 puanı bırakınca son 3 haftaya 11 puan farkla girerek matematiksel yönden de işi bitirdiler.. Yunan ligi ve futbolunu taraftarları, oyun yapıları, oyuncu tipleriyle bizim lige çok benzetirim.. Terbiyesiz politikacılar yüzünden arası bilerek açılan bu çok benzer iki milletin bütün benzerliklerinin ortaya çıktığı bir mecradır futbol.. PAO-Olympiakos çekişmesinde de bizim meşhur Galatasaray-Fenerbahçe rekabetini görmek mümkündür.. Olympiakos üst üste 5. kez şampiyon.. Ama Avrupa'da bir türlü öttüremiyorlar borularını.. Bu kadro bozulmayıp üzerine yine doğru birkaç eklemeyle orada da parsayı götürmemeleri için fazla neden yok.. Kutlu olsun komşunun çocuklarına..

22 Mar 2009

,

Takımı kazanmak?


Bir hoca daha ortaya teknik-taktik bir şey koyma fırsatını tam olarak bulmadan, sadece tek bir konuyla, bu kadar kısa sürede ancak bu kadar zarar verebilirdi kendisine.. Kime denk geldi? Başka bir Galatasaray efsanesine..

Bir hadise bu kadar mı kötü yönetilir? Bu kadar mı takımın, olayların önüne geçer.. Takım içinde oluşan bir problem nasıl bu kadar bütün kulübe yayılıp maçları harcamaya döner, anlamak o kadar zor ki..

Bülent Korkmaz Hamburg maçında 2-2'yken yaptığı değişiklikle işe başlamadan kendini mahvetti.. Eğer o maçta o değişiklik yapılmasa bu konu bu kadar büyüyüp takımın önüne geçmeyecekti.. Kewell'ın stoper oynadığı maçta geldiklerini attılar kardeşim, yapacak bir şey yok diye taraftar üzülüp bir sonraki maça konsantre olunacaktı.. 2-2'yken çıkması ne demek Lincoln'ün.. 60 dakika hiçbir şey yapmadın, takımı baltalıyorsun, gel kenara oynayanlar geçsin sahaya demek.. Bu, Lincoln'ün Galatasaray'da işinin bittiği demek.. Ki maç sonrası bundan sonra Lincoln Galatasaray formasıyla sahaya çıkarsa Kaptan kendisini bitirir cümlesini bu yüzden yazdım burada.. O Lincoln, oyuna girmeyeceği belli olan Lincoln, yine yedek kulübesinde.. Takım bas bas ona ihtiyacım var, kaliteli bir ayak gerekiyor diye bağırırken o Lincoln yerinden kalkmıyor, Aydın Yılmaz ve Mehmet Güven sahaya giriyor.. Bir teknik adam kendisini bu şekilde nasıl ateşe atar yahu? Neyi düşünerek bu kararları veriyor? Buraya 10 tane daha soru gelir ama cevabını kimse veremez.. Lincoln'ü Hamburg maçında 2-2'yken kenara alıp taraftarın önüne attın.. Tek değişiklikle bu adam takımı baltalıyor deyip yuhalanmasına sebep oldu.. Bundan sonra yapılacak doğru hamle Lincoln'ü süresiz kadro dışı bırakıp yola diğerleriyle devam etmektir, bu işin normali, doğrusu budur.. Onu değil bunu yaparsan, bugünkü gibi futbolun cilvesi gelip seni bulur.. 10 kişiye karşı pozisyona giremeyip Sami Yen'de mağlup olur, kendi kendini öldürürsün.. (Ek: Maç sonu açıklamalarında Kaptan'ın Lincoln'ü oyuna sokmak istediği ama sakatım şeklinde cevap aldığı Kaptan tarafından açıklanmış.. Hamburg maçından sonra onu oyuna sokması da, aldığı cevap da iki taraf adına büyük fiyaskolardır.. Sadece bu açıklamalar bile bu senenin ne şekilde harcandığını gösteriyor, yazık)

Göreve başlamadan Lincoln'ü kazanacağıma takımı kazanırım diyen bir teknik adamın başına gelen üzücü hadiselerdir bunlar.. Eğer takımı kazanmak Lincoln'süz 120 dakikada iki kupayı da çöpe atmaksa, eğer hafta içi 60 dakika oynayan Lincoln'den kafa yapısı olarak farksız 7-8 oyuncuyla en kritik lig maçına çıkmaksa bu takımı kazanmak ben kaybedilmiş takımı ama kazanılmış Lincoln'ü tercih ederdim..

Kaptan'ın kendi kafasındakileri sahaya koyduğu ilk maç tipik bir Lucescu ardılı olduğunu gösteriyordu.. Bugünkü Galatasaray da içeride, Eskişehir'e karşı, rakip 11 ve 10 kişiyken bile aynı mantıktaydı.. Michael Skibbe'nin yanlışları vardı her hocanın yanlışları olabileceği gibi.. Ama en büyük doğrusunun bu takımın yıllar sonra ayağa pas yapan, top şişirmeyen, oyunu oynamaya çalışan bir takım yaratmaya çalışmak olduğu defalarca dile getirildi burada.. Kaptan'ın işe başlar başlamaz bu pas yapan yapıyı çok çabuk bir şekilde bozup yine uzun şişirmelere dönmesi acı.. Son 5 yıl Avrupa'da kepaze olup ligde ağır aksak ilerlemesine rağmen ligi Avrupa'nın önüne koyarak yıllar sonra bu takıma Avrupa'da karakter kazandıran adama saydıran taraftar için önemli midir bu bilmiyorum fakat ben ağlıyorum..

Kaptan'a ben şans veririm.. Kendi kafasındaki oyun şekline kendi yaptığı transferlerle öbür seneye başlasın, ondan 1 ay sonra oynadığı futbola göre konuşalım isterim.. Ama kendisini bu kadar baltalamış, taraftarın gözünde bu kadar kısa sürede güvenini kaybetmiş bir teknik adam öbür seneye şu yönetimle başlasa ne yazar? Öbür senenin ortasında 3 kötü sonuçla o ilişki de biter.. Sonra Adnan Sezgin'in yeni şovlarını izler, hep beraber kahrolmaya devam ederiz.. Emeği geçenleri tebrik ediyorum.. Lincoln sene sonu satılacak.. Ama asıl soru şu.. Kewell ve Baros'u nasıl tutacaksınız bu takımda hep beraber göreceğiz..

İskontocu


"Finansal kriz mi? Eğer durumlar kötüyse kulübümün maaşını indiriyoruz demesi yeterli.."

Çoğu futbolcunun nezaketen bile söyleyemeyeceği cümleyi ağzından çıkarmış İtalyan..

Adam gibi adam, Gennaro Gattuso Ivan..

,

Ali Rıza

20 Mar 2009

UEFA Çeyrek Final Kuraları


Hamburg'un City ve Werder'den geçen yolunu görünce Galatasaraylılar biraz rahatlamış olabilir ama ben rahatlamadım.. Turu geçen biz olsaydık böyle olmazdı çünkü kuralar, buna inanan bir insanım.. Jol'un aldığı ahlar kendisine final yürüyüşünde en zor yolu çıkarmış.. Çeyrekte bile zor işleri..

Luce Zico'yu eledi.. Gerets'e denk geldi.. Defansif ve ofansif futbolun müthiş mücadelesi olacak bu eşleşme.. Gerçi Lucescu son yılında dizginleri biraz bıraktı elden ama bu UEFA yürüyüşünde tekrar sıkacak vidaları..

Eşleşmeler genel olarak güzel.. City, Paris, Shakhtar ve Bremen favorilerim.. Hepsi ilk maçı içerde oynuyor (edit: City oynamıyor tabii), kesin 2 fire verirler orası ayrı.. 1 ve 4'ten çıkacak takım da kupanın ağır favorisi..

CL Çeyrek Final Kuraları


3 İngiliz ve Barca'ya doğru yolculuk başladı.. Villarreal-Arsenal ve United-Porto'dan sonra 4 İngiliz dağılacak mı dedik ama Barca onlardan birini götüreceği için pek de fark etmeyecekti.. Planlar aynı doğrultuda gidiyor.. Arsenal ve United rahat çıkacak yarı finale ve orada birbirini kıracaklar.. Chelsea-Liverpool eşleşmesine kimse bir şey diyemez.. Hiddink'in uğuru yeter ama.. Bayern'e de Barca yazık edecek.. Yarı final mücadeleleri müthiş olacak fakat.. Bahis için de güzel maçlar oldu, kazandırır bu eşleşmeler..

19 Mar 2009

,

That's Football


Bari bu güzel adamın resmini koyalım, resmin anlamı olsun.. Yazacak fazla bir şey yok.. Son 2 gol gelmese ve şu şekilde giden maçı 2-1 kazanıp turu geçsek destan derdik.. Onun üzerine gelen 2 golle elenen takıma ise ne yaptınız demem.. Hamburg'un bu Galatasaray defansına 3 gol atması şaşılacak bir durum değildi.. Şaşılacak olan ve üzen 1 saat rakibe pozisyon vermedikten sonra klasik haline gelen 2 dakikada 2 gol ve son yarım saat içinde dağılış oldu.. Mecburiyetlerle oluşmuş durumlara hiçbir şey diyemem..

Diyebileceğim bir şey var ama.. Galatasaray'ın bugün tekrar hortlayan Lincoln problemi daha önce burada yazıldığı gibi tamamen yanlış disiplin anlayışının bir sonucudur.. Lincoln maçın başından 2-0 bulunan ana ve hatta çıkana kadar ruh gibi miydi sahada? Öyleydi.. Adamın sorunlarını kaşıdığınız zaman takımdan uzaklaştığı bilinmeyen bir şey değil ki.. Peki bu Lincoln'ü almak için neden 2-2 beklenir? 2-0 daha doğru tercih olmaz mı Bordeaux maçını düşününce.. Her şeyi geçtim, 2-2'yken Lincoln'ü alarak oyuncuyu taraftarın önüne atmanın anlamı nedir?

Bu geceden sonra Lincoln'ün Galatasaray formasıyla sahaya çıkacağı her maç Kaptan'a zarar verir.. Lincoln'ün bu gece biletinin kesilmesi gerek.. Peki böyle mi olmalıydı? Sorulması gereken soru bu.. Böyle sahada takımı umursamayan bir yapıda görünen adam defolsun gitsin denecek, denmeli de belki.. Ona da tamam.. Ya şimdi, ya da sene sonu yollarsın da paranı kazanıp.. Hiç kimse Galatasaray'dan büyük değil, bunu da biliyoruz.. Peki bu işten zarar gören kim? Bunun cevabı ortada.. Başka türlü çözülebilir miydi bu işler? Çözülürdü.. O zaman Galatasaray'ın bu seneki kaderini tek adamın harcanışı etrafında şekillendirmiş oluyorsunuz kulüp olarak.. Negatif yöne giden her sonuç bu ortamda daha çok üzecek taraftarı.. Avrupa bitti, Lincoln bitti.. Muhtemelen lig de bitti.. Büyük coşku ve destandan 30 dakikada iş bu noktaya nasıl geliyor peki? "That's football" dedikleri bu olsa gerek..

,

Galatasaray - Hamburg & Hotbird & ZDF & Direct8

Maç için herkesin hazırlıklar tamam.. Heyecan içinde bekliyoruz.. Ben de birazdan evden çıkacaktım ki uyducular için maçların açık kanallarda verildiğini gördüm.. Bilmeyen varsa 2 saat kala olsa da buraya geçeyim, yasal bir şekilde gönül rahatlığıyla izleyebilirsiniz D-Smart'ınız olmasa da..

Kanal: ZDF (Şifresiz)
Yayın dili: Almanca
Uydu ve TP bilgileri:
13 E (Doğu) Hotbird: 11054 H 27500 5/6
19.2 E (Doğu) Astra (1L); 10964 H (Analog)
19.2 E (Doğu) Astra (1H); 11954 H 27500 (3/4)


&

Kanal: Direct 8 (Şifresiz)
Yayın dili: Fransızca
Uydu ve TP bigileri:
13.0 E (Doğu): Hotbird: 12539 H 27500 3/4
19.2 E (Doğu) Astra 1L: 11538 V 22000 6/6

Galatasaray - Hamburg Preview


İki takım da sakatlıklardan kırılıyor ama hangisi daha kötü durumda diye soracak olana söylenecek tek şey var.. Galatasaray'ın muhtemel Volkan, Balta, Güven ve Sabri'den oluşabilecek olan muhtemel geri dörtlüsü.. Korkunç..

Semih oynamalı mıydı bilmiyorum.. Hayatımda bir kere izlemediğim o yaştaki bir çocuk için oynamalı dersem ayıp ederim.. Diyen çok ama.. Monaco maçından girip damara enjekte yapmaya bile çalışıyorlar ki gerek yok.. Bildiğim şeyse Kewell'ın stoperde oynamaması gerekliliği.. Hamburg maçından sonra haklı olarak çok övdük, destan yazdık ama Kewell sadece hata yapmadı stopere geçtikten sonra.. Mükemmel stoperlik falan göstermedi.. Bir hava topu aldı, yandan kesilen bir topu uzaklaştırdı.. Elde başka bir şey yok.. Onu oraya atıp Arda'nın muhtemel yokluğunda orta sahayı biraz daha düşürerek Olic karşısında yem etmeye gerek yok.. 10 yıl sonra bile hatırlayabileceğimiz muhteşem bir anımız var, buna da saygı göstermek gerek biraz.. 'Kewell ilk maçta son 40 dakikada ne stoperlik yaptı be'den 'Kewell yerine Servet olsaydı acaba turu geçer miydik?' boyutuna getirmemek gerek işi.. Mehmet Güven'i denemiş Kaptan son antrenmanlarda.. Onun da kendi futbol yapısıyla orada saatli bomba olacağı bariz.. Ama hem Kewell'ı açıkta kullanabilmek, hem de Mehmet Güven'den orta sahada yararlanmamak adına bir taşla iki kuştur benim gözümde..

Hamburg'ta Mladen Petric yok.. İyi, güzel.. Ama maça başlangıçta bunun avantajdan çok dezavantaj getireceğini düşünüyorum.. Klasik 4-4-2'yle birlikte çok hareketli Olic ve Guerrero ikilisiyle başlayacaklar.. Bizim defansı düşününce ilk etapta Petric'li bir ikili daha iyi olabilirdi.. Eleman çok sağlam topçu tabii ki, olmaması da opsiyonlarının bir azalması adına muhakkak avantaj ama ilk etapta klasik çift forvetle bu defansa karşı başlamalarını oh ne güzel olarak göremiyorum ben.. Trochowski'nin olmaması da keza öyle.. Alanzinho'nun dağıttığı Galatasaray kanadını Trochowski'nin oynamaması durumunda oynayacak olan Pitroipa öldürür.. Avantajı var mı? Belirsiz.. Bir opsiyon daha azalıyor fakat, maçın kötüye gitmesi durumunda Jol'un hareketleri kısıtlanıyor.. Bunlar elbette önemli.. Trochowski Hamburg'un bir sistemi varsa bu sistemin en önemli oyuncusu belki de.. Onun olmaması orta sahada oyunu ve topu tutmalarını da engelleyecektir.. Ki Petric'in yokluğunu da bu şekilde değerlendirmek mümkün..

Martin Jol dün biraz saçmalamış.. Akıl oyunlarına Premier League'den alışıktır tabii ama bu aşamada gerek yok bence.. İlk maçtan sonra da 10 kişilik takıma karşı baskı kurabildiler diye Türkler ikinci yarı titredi gereksizliğinde bulunmuştu kendisi.. Halbuki iç sahada 1-1'lik skor ve 10 kişilik bir ekibe karşı 20 dk boyunca Ivica Olic ve Jonathan Pitroipa'yı oyuna sokamayan, maç boyu endişeli bir edayla maçı izleyen başka bir titrek görmüştüm ben saha kenarında.. Olabilir ama, göreceli işler bunlar.. Çok önemli bir teknik adam Jol, çeyrek finalden önce böyle kurt bir hocayla karşılaşmamız da hem takım, hem de Kaptan adına şanssızlıktı fakat ilk maçta hata yaptı.. Devamı da bu maçta olsun derim ama hünerlerini gösterecektir maç içinde..

Eğer Kewell açığa geçip Güven stoperde başlayacaksa Arda kenarda başlayabilir.. Kaptan'ın ilk düşüncesinin 0-0'a bağlamaya çalışıp Lincoln ve Baros işbirliğiyle aradan kaçmak olacağını tahmin ediyorum.. Bu durumda sağ beke gelen bir Serkan Kurtuluş'un önünde açık oynayan Sabri bile çıkabilir sahaya ki sol tarafta Volkan varken daha sağlam bir tercih olur bu.. Sadece defans dörtlüsü nedeniyle beklentilerimi oldukça düşük tutuyorum büyük hayal kırıklığına uğramamak adına.. Sami Yen'deki son Avrupa maçımız mı acaba bu da diyordum eşleştiğimizde, Seyrantepe'den gelen haberler onu da yalanladı.. Belki bu sene, belki öbür sene birkaç Avrupa Kupası maçı daha görecek mabet..

18 Mar 2009

,

NBA Bahisleri


Normalde yazmıyorum böyle şeyleri buraya ama bahisler konusunda yerine getirmem gereken bir borcum var.. Malum NBA iddaa'ya da girdi artık.. Hem de ne giriş.. Sağolsun iddaa'cılar burada da kazıklamaya devam ediyor milleti.. Belirlenen oran 1.70 dünyanın çok gerisinde olduğu gibi, iki maçı birleştirdiğinizde de 1.70 x 1.70 sonucu çıkan 2.89'dan değil, orada da sabit 2.80 üzerinden kazanıyorsunuz.. Bu kadar korkuyorsanız millet kazanacak kar edemeyeceğiz(!) diye, hiç girmeyin bu işe daha iyi..

Neyse, yaklaşık birkaç gündür Nesine.com için NBA kuponları ve maç yorumları yapmaya başladım.. Özellikle yorum ve mail yoluyla bahis isteklerini sıklıkla dile getiren blog takipçilerine bildirmek boynumun borcudur.. Hazır Kuponlar'daki Basketbol bölümünden kuponlara, Basketbol Yorumları bölümünden de maç yorumlarına ulaşabilirsiniz.. Tabii program 19.00'dan sonra açıklandığı için tahmin ve yorumları da geç girebiliyoruz sisteme ama yapacak bir şey yok.. Küçük oynayın, tadını çıkarın.. Zaten bu oranlardan ve en az 3 maçtan NBA'de büyük oynamanın da mantığı yok fazla.. Spor sevgisini öldürmemek gerek para kazanacağız derken.. Futbol ne olacak diyenler için düzenli kuponlar için söz vermemekle beraber ara ara blogda bir şeyler oluşturacağımı yineler, bahisseverlere bol kazançlar dilerim..

Daha da oynamaz


Nani Irish Examiner'a vatandaşı Mourinho'yla ilgili konuşmuş.. Sadece bizim basın değil, dışarıdakiler de çeviriyor lafı.. Çocuk Jose gibi bir hoca United gibi yönetilen sağlam kulüplerde rahatlıkla gider başarıya demiş.. Dış basında Sir ve Jose arasındaki münasebet nedeniyle Alex'in yerine Mourinho gelse keşke diye yorumlanmış.. Çocuk konuşacağına pişman olmuştur kesin de son pişmanlık fayda getirir mi? Zaten stiline kıldı Sir, yontmaya çalışıyordu.. Bunun üzerine forma alması daha da zorlaşacak.. Nani Sir için bitmiştir!

17 Mar 2009

,

X-Men Origins: Wolverine


Marvel'ın beklenen yeni projesi geliyor.. İlk trailer Aralık ayında gelmişti, final fragmanıysa bu ay çıktı piyasaya.. X-Men ve Wolverine fanatiklerine yeteri kadar gaz ve heyecan pompalayacak her şey var fragmanlarda ama çok güzel bir uyarlama olacak mı? Şüpheler hala mevcut..

Orijin hikayelerini ayrı ayrı verme düşüncesi güzel Marvel'ın.. Yeni prodüksiyon şirketini buna yönlendirmeleri de güzel.. Fakat fragmanlardan anladığım bu film de İlk 3 X-Men filminden fazla farklı olmayacak konsept olarak.. Bryan Singer'ı biraz ayrı tutmakla birlikte ilk 3 filmde X-Men tamamen bir Wolverine şovuna dönüşmüş, hikayenin en sevilen karakteri üzerinden filmlere popülerlik kazandırmaya çalışmışlardı.. Singer bunu elinden geldiğince minimal tuttu, sonuç olarak da X2 gibi türün iyi örneklerinden birini koydu ortaya.. Sonradan gelen Brett Ratner kifayetsizinin elinde X-Men'in aldığı şekilse okuyuculara salonda sinir krizleri geçirtti, Wolverine şovunu Wolverine ve Storm şovuna çevirdi.. X-Men'in beyazperdede bittiği gün, Halle Berry denilen Storm'la fiziksel hiçbir alakası olmamasına rağmen beni 3. filmde istiyorsanız daha çok para ve öne çıkmış rol verin diyebilme cüretini gösteren kadına o rolün verildiği gündü.. Koskoca Iceman'i Wolverine ve Storm'dan feyz alan, Colossus'u tamam abicim, tamam ablacım diyen vasıfsız mutantlara çevirdiler ve bu mitin üçlemesi iğrenç bir final bölümüyle sinemalarda son buldu.. Omega level mutantı olup gerekirse Wolverine'e posta koyabilecek, Storm'la rahatlıkla kapışabilecek Bobby Drake'i ekranda eziğe çevirirsen bu işi devam ettiremezsin.. Sonuç olarak bütün X-Men dağıldı ve yeni yolu karakterlere ayrı ayrı orijin filmleri çekerek sürdürmeyi düşündüler.. Mantıklı, ama 3 filmde kullanamadığın Gambit'i Wolverine'in orijinine koyup bir popülizmin içine daha girmekle nasıl olacak o işler bilmiyorum..

Tsotsi'yle gönlümüzde taht kuran, benim B filmlerine düşkünlüğümde en sevdiğim B filmlerinden biri olan Project Shadowchaser II'de oyuncu olarak yer almış Gavin Hood'un yönetmen koltuğunda oturması umutlarımı arttıran etkenlerden.. O filmlerden doğal olarak oyuncu olamadı ama gelecek vadeden bir yönetmen olmayı başardı Hood.. Deadpool, Emma Frost, Icman, Gambit, Sabretooth, Blob, Lady Deathstrike gibi güzel karakterlerin filmde yer alması hoş.. Sabretooth'un ilk X-Men'deki rezil ucube halinden, hakkı verilen gerçek baba bir karaktere dönecek olması filmin diğer artılarından.. Sabretooth çoğu yerde Logan'ı ezer karizmasıyla, Wolverine'in yediği en büyük köteklerin de sahibidir.. Bayılarak okuduğum Ultimate X-Men'in en büyük falsosudur Sabretooth'u bir Wolverine müsvettesi olarak göstermek.. Mark Millar'ı ortaya çıkardığı mükemmel işe rağmen sırf o yüzden affetmiyorum.. Müthiş kapışmalar bekliyor bizi filmde..

Bir diğer artı bir Wolverine orijininde doğal olarak Weapon X hadisesini ayrıntılı olarak gösterecek film bize.. Wolverine külliyatının en önemli olaylarından birini beyazperdeye kaç dakika uzunlukta ve gerisini ne kadar doldurarak koyacaklar filmde ilk bakacağım şey olacak.. O süreç yarım saatten az alırsa, stüdyoyu bombalarlar o kadar diyeyim.. Hollywood'un saf yeteneklerinden David Benioff'un yazdığı senaryo da beklentiyi yükselten şeylerden biri.. Kötü bir şey çıkması zordur bu abiden..

Umuyorum X-Men'in devamı gibi değil de, gerçekten ayrı bir yapım olmayı başarır bu film.. Devamında gelecek olan Professor X, Magneto gibilerinin de yolunu açar.. Marvel'ın Avengers'ın karakterlerinde yaratmaya çalıştığı team up hikaye ve filmlerine çok uygun bir yapısı var aslında X-Men'in.. Zaten bütün karakter orijinleri de biraz bunun üzerinden şekillenecek..

Takvimleri kurduk, bekliyoruz..

"Ooo, it's shiny.."

Lucas Leiva


İşte defansı ve hücumu bir arada yapabilen son moda iç oyuncularının son modellerinden biri.. Benitez daha kullanmaya başlamadı, ne zaman kullanacağı da bilinmiyor.. 22 yaşına gelip çürümeye başladığını hisseden Lucas da dayanamamış, gidiyorum ben sene sonu demiş.. Sezon başında Xabi'nin durumu belli değilken 3. oyuncu için en büyük adaydı Lucas, Xabi takımda kalınca yalan oldu.. Grup maçlarında bir süre boyunca seçildiği Brezilya Milli Takımı'ndaki yerini kaybedince biraz da bunu bahane ederek Dünya Kupası'nda forma giymem için oynamam gerek, hadi bana eyvallah demiş afacan, Ovidiu Petre kılıklı Lucas Leiva.. Bunu, bakın sabrım taşıyor, oynatacaksanız oynatın artık şeklinde Rafael Benitez'e atılan bir zarf olarak okumak da mümkün ama 22 yaşına gelip bu yeteneklerle hala düzenli forma şansı bulamayan bir topçu olarak ben olsam yerinde aynısını yapardım..

Gencin İtalyan pasaportu var ki büyük bir avantaj kendisi için.. Serie A ve La Liga yollarının kendisine daha çok görünmesini sağlar bu.. Süper kondüsyon, yeterli fizik, Brezilyalı tekniğiyle orta üçlü için müthiş bir opsiyon.. Nedense Serie A'ya gidecek gibi geliyor bana eğer ayrılırsa ama özel isteğim Mahamadou'nun önünde Lassana'yla yan yana oynayıp, çift açık ve sağlam bir forvetle zaten müthiş bir geri dörtlüye sahip olan Real'i Barca'nın yanına biraz daha çıkarması olur gelecek senelerdeki La Liga heyecanı adına.. Onun dışında en çok Juventus'a uyuyor şu anki profili.. Flamini'den bekleneni alamamış Milan da ister mutlaka.. Sene başında Xabi'yi düşünüp transfer etmeyen Arsene Wenger ise bu çocuğa sarar mı onu bilemem.. Ama Cesc'in yanında da harika duracağını söylemek için kahin olmaya gerek yok..

16 Mar 2009

Baros Denklemleri


1- Nonda > Karan > Baros

2- Nonda = 3 Baros

3- Baros + Nonda < Karan / 2

İkisi aynı, diğeri artık futbolun f'sini bile yazmaması gereken başka bir yazardan.. Bu adamlara 2 kere 2 kaç desen büyük ihtimalle 5 cevabını verirler.. Matematik direkt zayıf.. Gerçek denklem nedir peki? Onu da ben yazmayayım artık..

15 Mar 2009

,

Trabzonspor 2-2 Galatasaray


Önce skordan bağımsız olan konuyla başlamakta fayda var.. Galatasaray Spor Kulübü'nün disiplin yönetimi konusunda büyük sıkıntıları mevcuttur.. Bu geceki Trabzonspor maçıyla birlikte tescillendi bu.. Bugün Lincoln'e verilen cezanın ne olduğunu birinin bana açıklaması gerekiyor.. Para cezası basılmış zaten.. Üzerine eklenen yedek bırakma cezası kimedir? Cassio Lincoln'e mi, yoksa Galatasaray Futbol Takımı'na mı? Bunun da cevabının verilmesi gerekiyor.. Lincoln'ü yedek bırakma kararının Kaptan'ın tek başına tasarrufu olduğunu sanmıyorum.. Aynı yönetim Kalli'nin uyduruktan disiplinine karışamamıştı ama bugünkü işin iç yüzünü bilmeden duyduğum hissiyat bu işte Kaptan'dan çok yönetimin parmağının olduğudur.. Bu da ileride ortaya çıkar zaten.. Oyuncuyu yedek bırakma hiçbir zaman, hiçbir yerde oyuncu cezalandırma olmaz.. Bunun altını kalın bir şekilde çiziyorum.. Aynı hadise en son 2006 Dünya Kupası'nda Hollanda'nın başına gelmişti.. Ruud Van Nistelrooy, Marco Van Basten'i medyanın önünde eleştirdi, Van Basten en önemli Portekiz maçında Ruud'u yedek bıraktı.. Diğer forvetlerin kifayetsizliği sonucunda elendiler ve Van Basten Ruud'a ceza kestiğini zannedip Hollanda'yı cezalandırdı.. Elendikleriyle kaldılar.. Başka bir mecrada o maçta konuyla ilgili yazdığım paragrafı alıyorum buraya, başka bir şey söylememe gerek kalmayacak konuyla ilgili..

"Bizim Rıdvan Nistelrooy olayına gelince.. Ben Van Basten'in Rıdvan hakkındaki açıklamalarını duymuştum ama Van Nistelrooy'unkileri bilmiyordum.. O işin içine girince muhakkak değişir bazı şeyler ama anlamadığım bir şey var.. Kendisi Ruud'u ne zaman oynatacaktı? Verdiği ceza neydi yani? 90 dakikalık mıydı sadece? Diğer maçlarda oynatacak mıydı? Eğer öyleyse o cezayı sadece 11 başlatmama olarak indirip takımının fayda elde etmesini sağlayamaz mıydı bu maçtaki spesifik durumlar üzerine? Yoksa diğer maçlarda da mı oynatmayacaktı? E peki o zaman o kulübede Ruud'un işi nedir, uçak biletini eline verip hadi uza bakalım demek daha mantıklı değil midir? karakterse karakter, ilkeyse ilke.. Öyle yaparsan en azından kimse yedek kulübesinde ruud'u görüp seni onu oynatmadığın için suçlamaz.. Kusura bakmasın kimse ben ancak öyle bir davranışa ilkeli derim.. Sadece 90 dakikalıksa bu ceza benim nazarımda kaybedilen bu dünya kupası turu inatçılıktan başka bir neden teşkil etmez.."

Olaydaki kısmi farklılıklar nedeniyle üzerinden bir kez daha geçeceğim.. İlk 11 başlatmayıp takım sahada oyuncuya ölümüne ihtiyaç duyuyorken oyuncu almamak takıma ceza vermekten farksız.. Lincoln bugün Ümit Karan'ın yerine 15 defa girerdi sahaya, Yaser'den önce de sahaya girmesi gereken oyuncuydu.. Eğer alınmayacaksa hiçbir şekilde Lincoln'ün o kulübede işi yok.. Disiplin için oyuncuyu kadro dışı bırakabilirsiniz süresiz, 3 maç kadroya almayıp oynatmayabilirsiniz.. Kimsenin böyle konularda yorum yapabileceğini sanmıyorum.. Ama kesilen oyuncu kafileye girip kulübeye oturuyorsa sizin disiplin gösterinizde sorun var demektir.. İlke, disiplin, karakter bu şekilde gösterilir.. Öbür türlüsünün de takımı cezalandırmaktan farkı olmaz.. Lincoln oynasa 3 puan garanti miydi? Belki de yenilirdi Galatasaray.. Ama takım böylesine ihtiyaç duyarken o adamın yedekte bekleyip sahaya girmemesi dünyanın hiçbir yerinde disiplin olarak sayılmaz, sayılmamalı..


Galatasaray'ın değişik bir misyonu vardır.. Gelip de bekleneni veremeyen futbolcular Galatasaray'a karşı coşar genelde.. Yattara'nın oynamadığını duyunca Alanzinho'dan böyle bir şey beklediğim için pek sevinmedim.. Yattara'dan daha yararlı oldu sanırım bugün Brezilyalı.. Bugüne kadar gösteremediği bütün maharetleri sahada gösterdi.. Aldığı her topta geçti rakiplerini.. 1 gol, 1 asisti de ekledi istatistiğe.. Daha da bir şey beklenmez.. Elbette oyuncuların zamana ihtiyacı var ama önceki maçlarını izledikten sonra Galatasaray maçındaki bu inanılmaz futbol, fark olarak pes dedirtiyor adama.. Galatasaray şanssızlığıdır bu tipik..

İki tane sağlamcı hocanın (Ersun Yanal için bu nitelemeyi kullandığıma hala inanamıyorum..) maçında böyle kısır, pozisyonsuz bir futbol beklenen bir şeydi.. Çıkan 4 gol fazlaydı bu maça.. Galatasaray yine ağır bir savunma futbolu oynadı.. Ama eldeki 11'le farklısını oynaması Avni Aker'de mümkün değildi.. Skoru da aldı ama orada da başka bir şanssızlık girdi devreye.. Yaser Yıldız oyuna girdi ve 2 dakika geçmeden atıldı.. O sırada Arda'nın bacak pert olmuş, sekiyordu sahada.. Oyuncu değiştiremeden, 9 kişilik takımla sahada golü yedi Galatasaray.. 15 dakika varken Yaser Yıldız oyuna girerken çıkan oyuncu neden Milan Baros'tu anlayamadım.. Bu Ümit Karan 90 dakika nasıl sahada kaldı onu da anlayamadım zaten.. Trabzon Galatasaray'ın sol çizgisini maç boyunca inanılmaz kapattı.. Sabri ve Volkan'lı Galatasaray kenarları o kadar bencil değildi tabii bu konuda.. Alanzinho Sabri'nin bölgeyi maç boyunca oydu.. Yapacak bir şey yok tabii böyle beklerle.. Trabzon'un düzenli olarak kendi solunu kullanması mıydı Volkan'ı bu maçta hatasız gösteren bilmiyorum.. Ama eğer Yattara ve Alanzinho bugün beraber oynasaymış çok fena şeyler olabilirmiş..


Hakan Balta yine inanılmazdı savunmada.. Net bir şekilde ortadadır bence Balta'nın son iki 90 dakikasından sonra.. Bu adam sağlam bir stoperdir.. Sol bek tercihi teknik adamın oyun yapısına göre kabul edilebilir bir durumdur ama.. Amadan sonrakini daha önceki yazılardan biliyorsunuz.. Fakat şu net bir gerçek, Balta ikili oynayan ve ikisinde de belli bir seviyenin üzerini sürekli tutturan yapısıyla bu takımda her zaman bulunması gereken bir oyuncudur.. Sahada ya da yedekte.. Yokluk içinde çok daha net anlaşılıyor bazı oyuncuların değeri, takım içindeki önemi..

Avni Aker'i hiç görmedim.. Hayatımda o statta hiç maç seyretmedim.. Tamamen televizyondan yansıyan bir saptamada bulunacağım.. Sayısız maç izlemiş biri olarak, hayatımda takımını bu kadar olumsuz etkileyen bir taraftara ben şahit olmadım.. Bu söylediğimin tamamen yanlış olma ihtimali de var ama ekrandan bana gelen budur.. Eğer Avni Aker tribünlerinden blogu okuyan biri varsa yorum bölümüne bu konuda bir açıklama yapmasını ve geçmiş senelerle bu seneyi karşılaştırmasını kişisel olarak isterim.. Trabzonlular gücenmesin ama bence zarar veriyorlar takımlarına..

Bu kadar kısır futbolda bu kadar eksikle ve özellikle eksik bırakılmayla Galatasaray'ın bu geceki etkisiz futboluna bir şey diyemem ama sene başından beri Ersun Yanal'la ligin en sistemli topunu oynayan, 4-3-3 gibi bir üst sistemi net bir şekilde sahaya oya gibi koyan Trabzonspor'un etkisiz futbolu eleştirilebilir.. Umut Bulut ve Gökhan Ünal ikilisinin sene başından beri devam eden yetersizlikleri mutlaka böyle maçlarda daha çok göze çarpıyor.. Mesela şu Milan Baros Ersun Yanal'ın elinde olsaydı sezon başından beri iyi bekler, müthiş tandem, Selçuk-Colman-Hüseyin'in ortada oluşturduğu iyi yapı ve açık/forvetlerle Trabzon neler koyardı ortaya onu düşünüyorum.. Lig çoktan bitmişti bence.. O yüzden sene başında kimsenin hayal edemeyeceği pozisyonlara gelen Trabzonspor'un yaşadığı form kayıplarında Ersun Yanal'ı ortaya atıp gidişini falan konuşmaya başlamak inanılmaz bir komedi olarak Türkiye kayıtlarına geçmek üzere.. Trabzonspor Yönetimi'nin bunun ayırdını iyi yapması gerekiyor.. Tamamen kişisel yapısı nedeniyle teknik yönünü artık görmezden geldiğim Bülent Uygun'un yanında Ersun Yanal değişen yapısıyla bu senenin en değerli teknik adam performansını gösteriyor.. Ligi 3. ya da 4. bitirmeleri de bunu değiştirmeyecek ligin geri kalan döneminde..

12 Mar 2009

,

Hamburg 1-1 Galatasaray


Kendi içinde hikayesi olan maçlar güzeldir, gelecekte güzel hatırlanır.. Galatasaray turu geçer mi bilmiyorum, son dakikalardaki buz gibi golü geçersiz saymasaydı hakem şu anda başka şeyler yazıyor da olabilirdik buraya ama çeyrek final gelmese bile 5 yıl sonra bu maç farklı hatırlanacak..

Sol kanattan oluşan tandem bir takımın 15-20 yılda bir görebileceği bir yapı.. Galatasaray bugün gördü bu ikiliyi, bu stoperlerle de biraz şansla gol yemedi.. 15 yıl sonra da hatırlayacağınız bir hikaye bu.. Hakan Balta 90 dakika mükemmeldi.. 10 kişi kalındıktan sonraki yeni göreviyle sahada yer alan bu Kewell'dan sonra, üzerinden gün geçmeden Avustralyalı'ya 5 yıllık sözleşme imzalatırım ben.. İyi oyun, kötü oyun bunlar önemli değil fazla.. Ama son yarım saatteki Kewell'ın ruhu, vücut dili, konsantrasyonu ayrı bir şey.. Getirdiğiniz yıldız futbolcudan iyi, kötü bunu beklemelisiniz sahada.. Oynadığı her maçta Kewell'dan sahaya yansıyan bu ciddiyet.. Son yarım saati de stoperde Kewell'la oynamak aslında bir futbol doğrusu değil.. Sakatlar düzelmediği takdirde Sami Yen'deki maça Emre Aşık'ın da yokluğuyla stoperde Kewell'la başlayabilecek mi Galatasaray? Bunun cevabı bence hayır.. O zaman bu maçta da Semih Kaya'nın hemen oyuna girmesi gerekiyordu.. Ama son yarım saatteki Kewell çok iyi olmasa da, ondan önemli olan hatasız oyunla verilen kararı doğruladı.. İkinci maça kadar zaman var.. Semih özellikle hazırlanacak o maça sanıyorum.. Bekleyip göreceğiz sonrasını..

Kırmızı kart yanlış.. Hem top hızlı, hem de Sabri çok rahat yetişir.. Son dakikadaki pozisyon tek tekrarı görerek buz gibi gol.. Ama tur gittiyse eğer bunlar yüzünden değil, 1-1'den hemen sonraki anormal Lincoln pasında Nonda'nın atamadığı golle gidecek.. 1-2'den 10 kişiye döndü maç.. 3-4'e gidebilecek skor korundu, avantajla dönülüyor eve..

Taraftarın görmek istediği takım ilk yarıdaki Galatasaray'dır.. İkinci yarıdaki gelişmelerse elde olmayan, 5 dakikada yaşanan şanssızlıkların sahaya mecburi bir şekilde tesir etmesi.. Kaptan sahaya bir şeyler yansıtabileceği ilk Avrupa maçından alnının akıyla çıktı.. Lincoln-Güven değişikliğinde yaşananlarla ilgiliyse bir şey yazmak istemem.. Fakat bu yaşananlar Trabzonspor maçında bir yol ayrımında bırakabilir takımı.. Değişikliğin doğruluğu yanlışlığı bir yana, ihale burada Lincoln'e kalacak.. Eğer bir hoca-oyuncu ilişkisi varsa bir futbol takımında kalması da gerek..

Maçın yıldızları Kewell, Balta, De Sanctis, Ayhan, Volkan.. Kovası yine Nonda.. Dengesizi yine Barış.. Bunun sonucu da tandemdeki sıkıntının yanında bir de orta saha zaafiyeti olacak Sami Yen'de.. Bu skordan ve bu geceki yaşananlardan sonra ikinci maçta her şeyi sahaya koyup turu alacak topçular.. Sistemin, taktiğin, kondüsyonun, futbolun gerekliliklerinin öneminin kalmayacağı bir maç oynayacak Galatasaray 1 hafta sonra.. Güzel hikaye, iyi sonuç.. Önemli olan bu gece sadece bu.. Ne Emre Aşık, ne Barış Özbek (Edit: Barış'ın gazına geldik, yokmuş ceza falan), ne de Lincoln.. Bazı maçlar özeldir, o şekliyle de kalması gerekir..

4'te 4


Objektifler maç boyu Jose'yi çekip durmuş, UEFA Mourinho fotoğraflarından geçilmiyor.. Adamın rating'i yüksek bir şey demiyoruz da, biraz da öbür tarafa bakmak gerek.. Gol anındaki Sir kareleri United'ın niye bir türlü çökmediğinin bir kanıtı.. Luis Aragones ve onun kenardaki donukluğunu yaşıyla mazur göstermeye çalışanlar kusura bakmasın.. biri 71'se, diğeri 68 yaşında.. Kariyerleri ise başarı yönünden karşılaştırılamaz.. Hala gollerde çocuk gibi sevinip gözlerinin içi gülüyorsa Sir'ün, bir türlü düşüşe geçmeyen form grafikleri için bir veri olarak sunarım ben bunu.. Skor olarak olmasa da, oyun olarak dün geceki Pool-Real maçından pek farklı değildi maç.. United bekleneni kolay yaptı..

Barca maçı beklenendi.. 20+'lık orandan iddaa'nın yeni 7+ gol bahsini satın alanlar 48 dakikada 6 golden sonra son dakikalarda sinir krizleri geçirmiştir.. Porto maçında da kısır bir maç bekliyordum ben.. Roma - Arsenal maçının son anlarını izledim, büyük heyecandı.. Penaltılarda iki kalecinin vasatlıklarına Vucinin gördüğüm en kötü penaltılardan biriyle noktayı koydu.. Tonetto'nunki şanssızlık.. İngilizler Arsenal'in penaltı şansıyla gelen turuyla 4/4'ü yaptı.. Chelsea, Pool ve United yarı finaller için de büyük aday.. Arsenal büyük ihtimalle yettiremeyecek oralara ama iş yine yarıdan EPL'ye döndü.. Barca'dan başka bunları kırabilecek bir takım da görünmüyor.. İngilizler'den nefret edenlerin umutları Katalanlar'la olacak bundan sonra..

11 Mar 2009

,

Pool 4-0 Real


Son 5 yıldır düzenli görünen bir şeydi, bugünkü maçta hem skor hem de oyun yönünden zirveye ulaştı.. Avrupa Kupaları tarihinin tartışmasız en büyüğünün gücü yetmiyor bir süredir üst seviyeler için.. EPL 3.sü La Liga'nın 2.sini paramparça etti sahada.. Ligleri karşılaştırmak için söylenmiş bir cümle değil bu, hem Barca'yı nereye koyacaksın evet.. Ama İngiltere'nin 4 büyüğü yine ağır geliyor CL'nin üst seviyelerine bile..

Real, Pool maçları öncesindeki form durumuyla, Pool'un EPL'deki düşüşüyle tur için adayımdı benim.. İlk maçta Benitez çıkardı koydu turu masanın üstüne.. Turun belli oluşuysa Bernabeu'da alınan 1-0'lık galibiyet değil, Albert Riera'nın aldığı cezayla belli olmuştu bence.. Şu Ryan Babel ancak böyle zamanlarda görebiliyor ilk 11'i, anlayamıyorum.. Yapılması gereken büyük bir kadro revizyonu var Real'de.. Forvet için Raul çok yaşlı, Higuain vasat.. Defans çok iyi, ortanın ortasını iki Diarra ve Gago'yla bir şekilde doldururlar.. Ama kanatların, supporter'ların, forvetlerin tamamen değişmesi, yenilenmesi gerekiyor.. Bundan sonra La Liga'da gidişat ne olacak, bu ağır mağlubiyetten nasıl çıkacaklar Bilbao deplasmanında belli olur bu hafta.. Yarın İspanya'da yerden yere vuracaklar Madrid'i.. E çok da haksız değiller.. Galatasaray'ın ligde Sami Yen'de 5 yemesi neyse, Real'in de herhangi bir Avrupa Kupası maçında 4 yemesi o.. Affedilir tarafı yok böyle sonuçların..

Bayern deplasmanda 5 attığı takıma içerde 7 salladı.. Lizbon çok zayıdfmış, nasıl CL bu yorumları yapılmasın lütfen.. Futbolun içindeki skorlar bunlar.. Lizbon da bu skorların takımı değil.. Juve - Chelsea maçı Bernabeu'daki skordan sonra PAO - Villarreal maçıyla birlikte ilk tercihim olurdu benim yayın için.. Güzel de geçti sanıyorum maç.. 4 gol var, under tercihinin en çok yığıldığı maçtı Juve maçı büyük ihtimalle.. Herkes patlar.. PAO'nun içerde yenilmesi ve elenmesi de beklediğim bir şey değildi.. Villarreal cehennemden çıkmayı başarmış.. Bu maç da izlenecek maçtı..

Yarının tek garantisi ve bankeri Barca.. United da çok ağır basıyor ama Mourinho öbür tarafın kulübesindeyken çok büyük konuşmamak gerek.. Porto - Atletico ve Roma - Arsenal maçlarında büyük bomba var.. Olimpico'da under'a kasmak gerek, Wenger sağlam tutacak geriyi.. İngilizler yine 4'te 4 yapabilecekler mi en büyük merak konusu o şu anda.. EPL'ye dönmesi hiç hoş olmuyor CL'nin..

10 Mar 2009

Son Kale: 24


Bir yapım küllerinden nasıl doğar, elde kalan tek aksiyon olarak TV'lerdeki yerini nasıl alır onu gösteriyor 7. sezonu.. En başından itibaren fazla abartılmış bulduğum ve Lost, Prison Break gibi serüvenlerin oldukça gerisine koyduğum 24 her geçen sezon iyiye doğru gitmiş, 4. sezonda tavan yapmıştı.. Çoğu kişiye göre en iyi 24 sezonu olan 5. sezonsa tam bir fiyaskoydu.. Tony Almeida'yı öldürmeleri yetmiyormuş gibi, ABD Başkanı'nı komplocu yaparken tarihin en ağır senaryo açıklarını vermişler, dizi de büyük çözülme içine girmişti.. Sonrasında gelen 6. sezonla ilgili cümle kurmak bile istemem.. Benim gözümde 24'ün tabutuna çiviyi çakan bir kepazelikti 6.. Baktılar rating'ler düşüyor, önce Almeida'yı geri getirdiler.. Sonra da 1.5 yıl arayla birlikte süper bir hikayeyle geri döndüler..

İlk 12 bölüm bitti, 7. sezonla ilgili söyleyebileceğim şey, 24 tarihinin en iyi sezonu olmaya aday, çivi gibi müthiş bir hikaye anlatılıyor 7'de.. İşleyiş yine aynı, 24'ün insanı sıkan yönleri bu sezonda da var.. Dizinin imzası artık bunlar.. Bauer'ın her sezon sonunda afaroz edildikten sonra ilk bölümle birlikte yeni güne dahil olması, biri küçük diğeri büyük iki olayın yine iç içe görünmesi, ilk 9-10 bölümde küçük, sezonun ikinci yarısında da büyük olayların çözülmesi, 3.-7. ve 15.-20. bölümler arasında ortaya çıkan ipuçlarının hep sonuçsuz kalacağının bilerek izlenmesi, artık kolay tahmin edilebilen muhbirler.. Bunlar 7. sezonda da var.. İzlerken ya ben bunu daha önce defalarca izledim de diyebilirsiniz ama bu sezon büyük oynuyor yazarlar.. Spoiler vermeden şunu diyebilirim ki, işin 12. bölümde geldiği boyuttan sonra bu dizi ABD'de yayında kalmayı başarırsa büyük iş başarmış olur.. Büyük tepki alacak yazarlar milliyetçi kesimden, ki dolaştığım bazı yerlerde çeşitli yansımalarına şahit oldum..

"Almeida is God" deyimini sonuna kadar hak eden Tony, prensiplerinden yine ödün vermeyen, büyük ihtimalle TV ekranlarında ve beyazperdede yaratılan en gerçekçi ajan tiplemesi Jack Bauer ve David Palmer'dan sonraki en harika başkan tiplemesiyle artık tamamen dağılmış bir hikaye olan Prison Break'e fark attı 24.. 6'nın rezilliğiyle izlemeyi bırakanlara bu sezonu şiddetle öneriyorum..

9 Mar 2009

Nate the Great


İşte Nate Robinson'u sevmemin ana nedenlerinden birisi.. Bu adamın yaptığı onca şebekliğin ve fırlamalığın yanında iyi basketbolcu olması.. Sene başından beri sadece 7 maçta ilk beş başlayıp asıl görevi 6. adamlık olan bu aslan parçasının son 11 maçtaki ortalamaları 26.0 sayı, 6.1 rebo, 5.9 asist.. Nate, muhtemelen lige bu boyda gelmiş en büyük yetenek.. İyi şutör, iyi delici ve yüksek temponun hastası.. Mike D'Antoni Knicks'in hocası olmasa bu kadar gösterebilir miydi kendisini? Bunun muhtemel cevabı hayır ama yine de sahada yaptığı işler çok etkileyici.. Knicks kendisini uzun vadeli düşünüyor ve belki de bu Nate sevdaları 2010'da FA'de 2 değil de 1 oyuncu almalarına neden olacak.. Nate bu boyla, savunmada yaratacağı dezavantaj nedeniyle hiçbir contender'ın ilk 5'inde ana parça olabilecek bir oyuncu değil.. Ama D'Antoni'nin yüksek temposunda ilerleyeceklerse, Nate Robinson gelecek ikinci bir FA'den daha önemli iş görebilir Knicks kadrosunda ve müthiş bir bench gücü oluşturabilir.. David Lee'nin kontratı garanti.. Nate'in alacağı bir kontrat, 2010'da gelecek herhangi bir süper yıldız ve Wilson Chandler'dan oluşacak bir çekirdek, D'Antoni için doğuda bir contender, bir canavar yaratmak için yeterli.. Daha sonrası? Onu da 2010'da gelecek elemanın kim olduğu ve D'Antoni'nin 3-4 yıl sonraki tecrübesi belirler..

Erkeğin Özü


Fotoğraf Hürriyet'ten..

6 Mar 2009

,

Sami Yen'de Lucescu Emareleri


Bu geceki maçta her şey aynı, hoca da Skibbe olsa yarın yazılacak şeyleri tahmin etmek zor olmazdı.. "Baros devrede çıkar mı?", "2-0'dan 2-1 olmuşken Galatasaray gibi bir takım Sami Yen'de hücum özellikli oyuncu çıkarıp defansif orta saha, hele de Mehmet Güven'i sokar mı?", "Mehmet Güven Skibbe'nin manevi evladı mıdır?", "İçeride Bursaspor karşısında 2-0'lık avantajdan sonra son dakikalardaki takım takım mıdır?".. Uzatmak istesem 10 tane daha cümle gelir böyle.. Yarın yazılanlar ne olacak? Bordeaux maçından sonra, sanki Galatasaray bu sene Avrupa'daki her maçında çok iyi oynamamış gibi işte Bülent Korkmaz farkı diye yedikleri adamın arkasından mecburi yüceltmede bulundukları Kaptan'ın bu geceki Skibbe benzeri maç içi hamleleri sonrasında yazılacaklar yine çok farklı olmayacak.. "Sonuca gitme" başlığı altından yola çıkıp benzerler devam edecek..

Bordeaux maçındaki tam bir Skibbe ardılı oyunda motivasyon dışındaki tüm tebrikler selefindi.. Es geçildi.. Konya deplasmanındaki berbat oyunun hiçbir çözümü, yorumu, değerlendirmesi yapılamazdı.. O maçı da es geçtik.. Bursaspor maçı Kaptan'ın aklındakilerin ilk anlamda sahaya yansıması olacağı için önemliydi.. Ne çıkartabilirsiniz 2 haftalık sezon ortası hocasının hamlelerinden? Risklidir bir kere, özellikle değerlendirilecek ilk maçsa.. Yapacağınız bütün öngörüler ve değerlendirmeler o 90 dakika içinde kalıp hocanın düşündükleriyle tamamen alakasız olabilir.. Veyahut alakayı kurarsınız fakat yanlış yerlere çıkarsınız.. Bunlar olabilecek şeyler.. Benim de şimdi yazacaklarım bu bağlamda şüpheyle yaklaşılması gereken şeyler olacak.. Ama futbolun, futbolu konuşmanın güzelliği de buradadır zaten.. Bir şeyi görürsünüz ve söylersiniz.. Ondan sonraki 2-3 ay içinde ortaya çıkanlar da kendinizi test etmenizi sağlar bu bağlamda.. Hoca değişimleri istikrar diye sayıklayan biri olarak doğal bir şekilde desteklediğim şeyler değil ama yeninin getirip götüreceklerine ilk andan itibaren tanık olmak, artıların getirdiği heyecan, eksilerin yarattığı üzüntü, toplamdaki heyecan güzeldir.. Sevdiğiniz biri gidip yerine bu kulüpte gördüğünüz şeyler arasında en çok sevdiğiniz, saydığınız 2-3 kişiden biri geliyorsa hele, daha da güzeldir..


Eleştiriyle başlayalım, bu eleştiri için ilk maç, beşinci maç, onuncu maç önemi yok.. Fransa'daki Bordeaux maçından sonra söylediğim gibi Milan Baros eğer bir sakatlığı ya da hastalığı yoksa devrede çıkmaz.. Çıkarsa, yerine giren oyuncu ceza sahası dolaylarında ortaya hiçbir fizik güç koyamayan ve bundan sıkılıp pas alış verişi yapmaya orta sahaya gelen Shabani Nonda olursa rakip defansın üzerindeki tehdidi tamamen yok edersin ve rakibin üzerine gelmesi için ilk fitili kendin ateşlemiş olursun.. Baros'un ayağındaki dikişleri biliyorum ama ondan sonra bir 45 dakika oynadı ve toplamda da üzerinden yaklaşık 10 gün geçti.. 2-0'ın rahatlığıyla keyfi bir değişiklik gibi geldi bana, yanlıştı..

Oyunu yavaş yavaş rakibe vermeye başlamışken ve skor avantajı da tek haneye düşmüşken hücumdan oyuncu çıkarıp orta sahaya diğer görevi ifa edecek oyuncular sokabilirsiniz.. Bunun korkaklıkla, futbol ayıbıyla, büyük takıma yakışmamakla zerre alakası yoktur.. Bunu burada sık sık tekrarladım ama bu yüzden saçma eleştiriler alan adamdan sonra herkesin desteğiyle göreve gelen hocanın da benzerini yapmasından sonra tekrarlamakta fayda var.. Kaptan doğruyu yapmıştır.. Soktuğu oyuncu Mehmet Güven olsa bile.. Elde Güven'den başka ortayı dolduracak oyuncun yoksa sokacağın oyuncu Güven'dir, başkası değil.. 2 tane defansif orta saha varken, içeride galip olduğun maçta, rakip kendi gücündeki bir takım olmasa da ortayı üçüncüyle destekleyen adamlara anlamsız eleştiriler getirmemek gerek.. Futbolun son 10-15 yıldaki gelişimi ve değişimiyle oluşan gerçeklerden biridir zira bu.. Yarın Kaptan gidip başka bir hoca geldiği zaman da farklısını yapmayacak.. Bunun tersini yapanlarsa büyük düşünen biri değil, günün futbol şartları içinde "futbol ahmağı" olarak değerlendirilecek.. Büyük takımız açılımlarını buna göre yapmakta fayda var..

Genel mantaliteye gelelim.. İlk maçtan bu konuda bir saptama yapmak çok zor.. Ama bu geceki futbol, Kaptan'ın özellikle Erciyes ve Gençler'de oluşturmaya çalıştığı futbol yapıları ve açıklamaları sonrasında Galatasaray'ın bundan sonra ilk aşamada bol pası ve kaleye inmeyi değil de, savunmayı sağlam tutarak önceliği buraya veren, sahada olabildiğince savaşmaya çalışan ve zor gol yiyen bir takım olarak sahada şekilleneceğini düşünüyorum.. Kaptan'ın toplu defans, toplu ofans açıklaması zaten sadece günün şartlarındaki futbolun değil, futbolda her çağın, her dönemin ulaşılmak istenen zirve noktası.. Daha önce, Türkiye'den Terim'in başta olmak üzere defalarca başarıldığı için ütopya demek doğru değil ama ulaşılması çok kolay olmayan bir olgunluk olduğunu kabul etmek gerek.. Kaptan'ın bu zaten olması gereken açıklamasından çok geçmişte sahaya koyduklarına ve geçmişteki açıklamalarına bakıyorum ben.. Bülent Korkmaz önceki hocalarıyla ilgili açıklamalarında her zaman Mircea Lucescu'yu öne çıkarmış bir futbol adamı.. Bu belki de en önemli ve birinci donedir onun kafa yapısıyla ilgili.. Fatih Terim'in zamanında kendisini silip, daha sonra tekrar takıma koymasının getirdiği bir burukluk var mıdır Terim'i daha arka plana atmasında bilmiyorum ama hocalık kariyerinin başlangıcında yaptıklarıyla Mircea Lucescu'nun açıklamalarda öne çıkarılması şu ana kadar örtüşüyor.. Galatasaray bu akşam 90 dakika boyunca hücum anlamında çok kötü bir futbol sergiledi.. Defans organizasyonunu devreden çıkarıp, bu sezon boyunca çok kötü maçlar çıkaran Galatasaray'ın Sami Yen'de oynadığı en kötü, en koordinasyonsuz, oluşmaya başlayan pasa dayalı futboldan sonra "pas"ın bu kadar devreden çıktığı ilk maçtı sanırım bu.. Kaptan'la ilgili bir eleştiri asla olamaz bu.. 90 dakikanın tamamen özelinin bir yansıması da olabilir sahaya.. Doğru olsa bile bu teknik adam tercihidir ve sonuçlarıyla beraber değerlendirilir.. Onun için de Eylül-Ekim'den önceye randevu veremem ben..


Galatasaray 90 dakika boyunca kötü oynadı.. Bunda sorunları olan bir takıma gelen yeni hocanın verdiği ilk gazın etkisinin geçmesi de etkili olmuştur muhakkak.. Keza Sabri'nin yokluğunda sağ bekte oynayan Serkan Kurtuluş'un doğal olarak çekingen bir oyun anlayışıyla savunmaya önem vererek Hakan Balta'yla 3 stoper olan savunmayı 4 stoperli bir yapıya çevirmesi de anormal derecede etkiliydi.. Üretken olamayan Sabri'nin Galatasaray içindeki değerini ortaya çıkaran nokta da burasıdır zaten.. Sonuca ulaşmasa da 90 dakika boyunca süren o denemeler Galatasaray için önemli.. Sabri'nin yerine gelecek bir başka Hakan Balta (Ki asla Serkan Kurtuluş böyle bir oyuncu demiyorum bu maçın özeli nedeniyle) üçlü defanstan daha köhne bir yapıyı çıkarır ortaya..

Kaptan'ın böyle maçları 3 puanla geçmesi büyük şans.. Şu anda Skibbe ardılı olduğu için bazı futbol kemirgenlerinin de desteğini arkasına almış durumda.. Bülent Korkmaz zeki bir adam.. Skibbe etkisi geçer geçmez, bu kemirgenlerin karşısına geçeceğini de bildiğinden eminim ben.. Asla gereksiz gaza gelip aklındaki futbol doğrularından vazgeçmemeli Kaptan, ki yıllarca sahaya yansıyan futbol karakterinin ilk maddesidir bu kararlılık.. Michael Skibbe önemli arızalara rağmen doğru kullanıldığı takdirde güzel bir yapı bıraktı Kaptan'a.. Skibbe'nin hücumdaki doğrularını alarak, savunmadaki arızalarını yavaş yavaş onarması benim kendi adıma Kaptan'dan istediğim Galatasaray reçetesidir.. Önünde yeterli zaman var.. Selefin yapısını tamamen bozup yepyeni bir şey kurmak da isteyebilir Bülent Korkmaz.. Her şey için zamanı var normal şartlar altında.. Ama Türkiye'de bazı şeyler için zaman o kadar bol değil.. Yeni bir serüven bu akşam, Bursaspor maçıyla başladı.. Yansımalarını merakla, heyecanla, Kaptan'a güvenle, umutla bekleyeceğiz.. Futbol kemirgenlerinin baskısı altında..

3 Mar 2009

Karel Brückner


Tamamı Çek Cumhuriyeti ve Slovakya'da geçmiş 35 yıllık bir hocalık kariyerinden sonra Avusturya'nın başına geçmesini hiç anlayamamıştım.. Kendisi de anlamamış olacak ki bu ilişki kısa sürdü.. Bugün karşılıklı anlaşma sonrasında görevinden ayrıldı Brückner.. 7-1'lik Sigma maçıyla Fenerbahçeli taraftarların ve Türk futbolseverinin hayatına giren bu müthiş adam, Çek Cumhuriyeti'nde oynattığı futbolla Fenerbahçeli'lerin bile büyük sevgi ve saygısını kazanmıştı.. Milan Baros'un Galatasaray öncesi berbat kulüp kariyeri nedeniyle Baros'a prim yaptıran adam olarak da tanınır bazı çevrelerce..

Avusturya'nın başında 3-1'lik müthiş Fransa galibiyetiyle başlayınca eleme maçlarına bunu Brückner'in dehasına yormuştuk.. Ama işin içinde Raymond Domenech'in kifayetsizliği daha büyük yer tutuyormuş, daha sonra anlaşıldı.. Ondan sonraki Litvanya mağlubiyeti acaba dedirtti, Faroe deplasmanında kaybedilen 2 puan bütün Avusturya halkını çıldırttı.. İçerideki Sırbistan mağlubiyetiyse bugünkü sonu hazırladı..

Sırbistan mağlubiyetinden hemen sonra Avusturya basınında Brückner'le ilgili büyük eleştiriler yer almıştı ve basının önemli kesimi hocanın kovulması gerektiğini ifade etmişti.. Federasyon Başkanı o zaman bu eleştirilere Karel hocayı "specialist" şeklinde niteleyerek cevap vermiş ve böyle bir şey gerçekleşmeyeceğini söylemişti.. Ama köprünün altından çok sular aktı.. Şubat ayında Avusturya Futbolu'nun başına geçen Leo Windtner ilk açıklama olarak benzer tavır sergileyip Brückner'in arkasındayız dedikten sonra Romanya maçının kaybedilmesi halinde Brückner'in orada kalamayacağına dair haberler çıkmaya devam ediyordu.. Beklenen son ise bugün geldi.. Euro 2004'te Almanya karşısında ikili defansın futbol sahalarındaki ilk tezahürünü bana gösteren bu eşsiz adamın umuyorum son durağı olmayacak Avusturya.. Gönül daha yakından takip etmek ister kendisinin son yıllarını..

Blogger tarafından desteklenmektedir.