14 Mar 2010

,

Galatasaray 3-0 Ankaragücü


Roger Lemerre göreve geldiğinden beri 7 maç oynayan, bu maçlarda 1 galibiyet ve 6 beraberlik alan ve toplamda sadece 3 gol yiyen Ankaragücü'ne oturtulmak istenen sistem ve yapı net bir şekilde ortada.. Bir Lemerre takımından ilk olarak beklenecek kontrol futbolu.. Böyle bir takıma karşı 3. dakikada gol atarak öne geçiyorsanız bunun Kasımpaşa ya da başka bir takıma karşı kurulan üstünlükten farklı olduğunu kabul etmek gerek.. Daha maç oturmadan gelen gol ve ardından yaklaşık 10 dakika süren karmaşadan sonra ortaya çıkan iki şey vardı.. Biri Galatasaray'ın kendi evinde defans çizgisini geriye kurup takımın da boyunu kısaltarak savunmayı sağlama almaya çalışan görüntüsü(?).. İkincisi Ankaragücü'nün maç öncesinde güçlü ve basan oyuncularla kurduğu merkezin yavaş yavaş oyuna hakim olması ve sol bekte bir stoper kullanıp sağdan Geremi'yle çıkmak isteyen bir takımın o bölgedeki pas bağlantılarıyla Galatasaray'ın üstüne yüklenmek isteyişi.. Galatasaray golü attıktan sonra geri çekildi ve Ankaragücü'ne oynama izni verdi ne kadar geçerli bir görüşse, Ankaragücü için de sahaya iyi yayıldılar ve Galatasaray'ın geriye yaslanmasına neden oldular demek bir o kadar geçerlidir.. Ve teknik adamlara ya da futbolculara sormadan, sadece izleyerek hangisinin ağır bastığını net bir şekilde söylemek futbolun doğruları içinde mümkün değil.. Benim gördüğüm Galatasaray'ın bu kadar kısır bir takıma karşı öne geçtikten sonra kontrolü bu denli rakibe bırakmasının fazla normal olmadığı.. Hürriyet ve Ankaraspor'dan çok beğendiğimiz Theo Weeks'le birlikte önlerindeki Sapara'nın hem topa sahip olma, hem de onu Geremi'yle birlikte kullanma yönünden gayet başarılı bir ilk yarı geçirdiklerini kabul etmek gerek.. Savunma tandemi, sol bek-sol açık, sağ bek-sağ açık, orta saha merkezi ve forvet üçlüsü olarak takımda 5 temel hat sayılırsa Galatasaray'ın açık ara en zayıf olduğu merkez sezon başından beri ortadayken, Ankaragücü'nün az gol yemesinin en büyük müsebbiplerinden biri olan diri iç oyuncuları bu maçta da kontrolü almalarında bence önemli etkendi.. Hürriyet çoğu büyük takım taraftarı tarafından hem stili, hem de ölçüsüz sertliği nedeniyle sevilmez ama Türkiye Ligi için birçok takımda forma giyebilecek bir merkez oyuncusudur.. Keza bu sene çok süre almayan ve uzun süredir izleyemediğim Theo Weeks'in gelişimini merak ediyordum, temposundan ve o tempoya göre oldukça iyi olan topu kullanma yeteneğinden çok şey kaybetmemiş.. Devre arasında takıma katılan Marek Sapara da tekniğiyle topu tutmaya katkı yaptı ve aslen bir target striker olmamasına rağmen fiziğiyle Galatasaray defansının arasında hedef görevi yapan Robert Vittek'le birlikte yarı sahaya yerleştiler.. Bir ara pas sayısında Galatasaray'a 2X yaptılar ama Galatasaray'ın bütünleşik takım savunması arasında etkinlik yaratamadılar.. Maç boyunca topsuz oyunda gayet yeterli olan Vittek'in topla beraber facia bir oyun göstermesi ve Darius Vassell'in takımdan kopuk görüntüsü üretkenliklerinin önündeki en büyük engellerdi.. Vittek için yarın bu ligin oyuncusu değil, buna verilecek şans genç oyunculara, Mehmet Çakır'a neden verilmez yorumunu illa ki yapacaktır biri.. Bir takımı bir kere izleyip kesin yargılar sunmaya bayılan bir medya yapımız var zira.. Ankaragücü tandemi maçın başında ve ilk yarının genelinde tam anlamıyla faciaydı.. Elyasa'nın sol beke, Keita karşısına konması göbekten götürmüş olabilir.. Galatasaray iki tane defans hatasıyla ve çokça Keita'nın çabası ve fizik gücüyle iki gol buldu ve devreye öyle gitti..

İkinci yarının başından itibaren ise çok daha bilinçli bir şekilde oyunu kontrol futboluna çeviren ve rölantiye dönen bir takım vardı sahada.. Rijkaard ilk golün üzerine böyle bir düşünceye girmişse, kontrol futbolunu seven ve gol sıkıntısı çeken takımların geriye düşünce krize girmelerinden faydalanmak istemiş olabilir.. Ligin bitimine 9-10 hafta kalmışken ve puanlar çok daha önemli bir hale gelmişken oyun güzelliğinden ve yaratıcılıktan ödün verip işi sağlama almak haklı bir teknik adam görüşlerinden biridir.. Ve Galatasaray'ın böyle bir maçta, iç sahada çok erken öne geçtikten sonra net bir set hücumu yapamadan maçı bitirmesi sonrası eleştirileri kesebilecek yeterliliktedir.. Fiziğiyle boş alanda çok önemli işler yapabilen Robert Vittek'e ve Darius Vassell'e istediği boşlukları vermedi Galatasaray.. Lucas Neill'ın gelişi sonrası takımda ciddi bir savunma yükselişi görünüyor ama özellikle forvetsiz dönemde Rijkaard'ın döndüğü savunma futbolu da bu durumda aslan paylarından birine sahip.. Ama bu Neill'ın geldiği günden beri yaptığı eşsiz katkıların değerini düşürmüyor tabii.. Defansif artılarının ve soğukkanlılığının yanında ilk ve son gollerde Keita'nın önüne attığı toplar çok uzun zamandır eksikliği hissedilen bir konuda da bitirici özelliktedir.. En sevdiğim tarafıysa geldiği ilk günden itibaren takımı sahiplenmesi ve çok çabuk bir şekilde takım bireyi gibi davranmaya başlaması.. Bu Avustralyalılar'ın karakterinin bilimadamları tarafından araştırılması gerektiğini düşünüyorum.. Sahada tekniğe ve taktiğe kattıklarından çok daha büyüğünü duruşuyla gösterebilen bir yapısı var ki transfer yaparken ön plana alınması gereken karakter özellikleriyle ilgili çok güzel bir örnek olabilir ileride..

Kader Keita 3 goldeki çabasıyla ve bitmek bilmeyen enerjisiyle maçın adamı, Galatasaray'ın lütfu.. Giovani Dos Santos ağırlıkla sola döndüğü maçta yine çok etkisizdi, her zaman söylediğim gibi çoğunlukla pozisyon bazlı değerlendirmek gerekiyor.. Sağdaki Arda, sağdaki Kewell nasıl büyük performans kayıpları yaşıyorlarsa Gio'nun soldaki durumu da benzerdir ve çok da suçu yoktur.. 4.5 ay sonra sahaya çıkan ve son saniyede Neill-Keita işbirliğiyle golünü çakan büyük yürek Milan Baros için ise söylenecek tek cümle var: Return of the King..

Oyun beni çok kesmedi ama şampiyonluk mücadelesinin başlangıcı olan bu haftalardan sonra fazlasını beklemek de bu arızalarla hayalcilik olabilir.. Takımın önündeki Trabzonspor ve Fenerbahçe maçlarından minimum 4 puan çıkmazsa Bursaspor'un durumuna göre şampiyonluk şansı da hayale dönebilir.. Kritik 2 haftaya girildi, Milan Baros'un en azından Fenerbahçe maçında ilk 11 çıkabilecek duruma gelmesini umuyorum..

20 YORUM:

Adsız dedi ki...

keşke herkes senin gözünle bakabilse bu oyuna.

Barakuda dedi ki...

skorun her şeyden daha önemli haftalardayız ve sezonun deplasmandaki birkaç maç hariç en kötü oyununda 3-0'ın intikamını 3-0la almak çok güzel.

takımmaça çok hızlı başladı ve golü bulduk. çok derli toplu bir hale gelmiş olan agücü karşısında oyun planımız buydu zaten büyük ihtimal.

"oyunu galatasaray mı sahasında kabul etti, yoksa agücü mü saha iyi yayıldı" sorusunda elle tutulur bir cevap yaratacak olan bir durum gördüm tribünden ki o da takım savunmayı orta yuvarlağın hemen gerisinde kurmuşken sağ kanattaki yerini bırakıp ileriye basmaya giden gio'yu barış'ın, hemen yerine dönmesi hususunda uyarması ve yapışık defansı bozmaması yönündeki jestlerle bezeli telkinleriydi. ben bu durumun takıma özellikle tembih edildiğini düşünüyorum yani. öyle ki bu defans bizim çok zaman düştüğümüz panik defansı durumuna benzemiyordu. ayaklar yere sağlam basıyordu kesinlikle.

oyun zevk vermedi evet. bu defansif anlayış çok kişiyi deli etti tribünde. sabır yeminleri unutuldu maalesef. ben sabrediyorum. evet elimizde iyi bir kadro var ancak topal-sarp-ayhan-barış'ın da takımımızı yaptığı ayılıkla mahveden bir emre belözoğlu etmediğini görüyoruz. rijkaard da görüyor elbette. bu yüzdendir ki seneye en az iki tane dmc-mc transferinin cepte olduğunu söyleyebiliriz..

keita yine her yerde göklere çıkartılıyor, övülüyor man of the match falan deniyor ama bence hala takımın sarp'tan falan sonra en kötü oyuncusu. performans açısından. ben de keita'yı çok seviyorum yanlış anlaşılmasın. ancak maç boyu tek adamakıllı presinden gol çıkarması ve ilk deparında baros'a golü attırmasını görmek beni deli ediyor. "ilk" kelimelerine dikkat ediniz.. ben sabri topu aldığında orta saha çizgisine kadar gelip topu ayağına isteyen keita'yı istemiyorum. ben önünü boşalttıktan sonra deparı tercihlemeyerek geri gönüp 3-4 kişinin arasına tekrardan dalan keita'yı istemiyoruım. potansiyelinin yarısını dahi gösterse "bu adam dünyanın en iyi sağ açığı ulan..!" diye haykıracağım keita'yı istiyorum. burada tabii 10 dk önce bana "o dediklerini yapsa gs'de işi ne..?" diyen arkadaşın sorusu devreye girer ki her şeyin cevabıdır aslında. ama işte tatmin olamıyorum bir türlü. ha derseniz ki keita her maç böyle kötü oynayacak ama 1gol 1asisti banko olacak.imzamı atarım tabii o başka. ama her maç bu katkı olmuyor ne yazık ki. kewell'ın en kötü zamanlardaındaki üretkenliğini yakalasa kafidir o zaman diyelim, çünkü ne keita'dan ne elano'dan önlerinde bir dünya kupası varken daha fazla çabayı beklemek güç.

bir diğer konu da jo'nun ve gio'nun seneye de bu takımda kalması gerektiği. gio'yu banko görüyorum zaten de jo da çok önemli benim açımdan. ve sadece baros'un yedeği olarak düşünülmemeli. bugün ve önceki maçlardaki bazı zamanlarda gördük ki sol açığa yerleştiğinde de defansı hiç boşlamıyor ve sahayı çok iyi süzmesiyle ve tekniğiyle kesinlikle alternatif olarak düşünülmelidir. gio-jo-baros-elano-keita-caner-emre çolak gibi isimleri düşününce ben ileri uca fazladan bir transferin çarklara çomak sokabileceğini düşünüyorum. tekrarlıyorum: dmc-mc şart. zokora'yla birebir görüşme yapsın rijkaard mesela :)

Sarpito dedi ki...

takımı iç ve dış saha performansları çok farklı. bence şampiyonuluğu bundan sonraki dış saha performanslarımız belirleyecek.
parma'ya sormak istediğim bir soru var. eğer diyarbakırspor düşürülürse tüm takımlar mı 6 puan alacak yoksa sadece bundan sonra maçı olanlar mı 3 puan alacak?
söz açılmışken diyarbakır'ın durumuyla ilgili de yorum almak isteriz.
teşekkürler...

kewell19 dedi ki...

Lig Tv'nin Feyyaz'la Hakan Ünsal'a kaldığı bir ortamda, hala bu kadar kaliteli maç yazısı okuyabilmek güzel. Elinize sağlık.
Katılmadığım bir iki nokta var sadece. İlki, Dos Santos ile ilgili. Ben sorunun, oynadığı pozisyon ile sınırlı olmadığını düşünüyorum. Ne kadar teknik olursanız olun, günümüz futbolunda performansınız, süratiniz ve gücünüz ile doğru orantılı. Süratine diyecek yok ama bu kadar güçsüz bir oyuncudan orta ve uzun vadede istikrarlı bir performans görmeyi beklememek lazım. Kasımpaşa gibi sadece sürati ile fark yaratacağı maçlar olacaktır ama Eskişehir ve Ankaragücü maçlarındaki performaslarına daha sık tanıklık edeceğimizi düşünüyorum. Keita'yı farklı kılan da zaten hem süratli hem güçlü olması. Attığı gole bakın ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.
O yüzden Dos Santos ile uzun vadeli planlar yapmak konusunda iyi düşünmesi gerek GS yönetiminin.
İkincisi, Rijkaard'ın bu skoru koruma tarzı oyun anlayışının, haklı bir teknik adam tercihi olduğuna katılmıyorum. Ali Sami Yen'deki Eskişehir, İBB ve Manisa ile İnönü'deki BJK maçlarında 1-0 öne geçip bırakılan 8 puandır bugün hala şampiyonluk yarışının sürmesinin sebebi. Başka takımlar için geçerli olabilir, Galatasaray'da farklı bir kadro ile de olabilir ama bu kadro ile skoru korumaya oynanmaz, oynanmamalı. Bugünkü 3-0 yanıltmasın, sırada F.Bahçe, Bursa ve Antalya maçları var içeride kazanılması gereken. Özellikle, Bursa'nın FB ve BJK maçları hatırlanırsa 1-0 yatmanın başınıza iş açması muhtemel. Demek istediğim şey, FT dönemindeki gibi kontrolsüz dengesiz şekilde gidip, Allah Allah diye saldırıp, kontralarla açık verip, beraberliği bile zor bela kurtaran oyun anlayışı değil elbette. Öne geçtiyseniz daha fazla basmayın gaza, kabul ama frene de basmamak gerek. Zira, Galatasaray'ın kadrosunda iş savunma yapmaya gelince ne yaptığını bilen tek adam var, o da Neill. Ne Servet, ne sağ ve sol bekler (kim olursa olsun), ne orta üçlü (yine kim olursa olsun) ne de Leo Franco bu tip skoru koruma oyununu beceremiyorlar.
Bundan sonra 1-0'dan verdiğiniz sadece 2 puan olmayacak sadece. Şampiyonluk derken ilk 2'nin de dışına düşmek hiç te uzak değil şu tabloda.

Parma Maniac dedi ki...

Sarpito, Ankaraspor örneğinde olduğu gibi hukuk yine geçmişe yürümeyecek ve bundan sonraki maçlardaki rakipler 3 puan alacak öyle bir durum gerçekleşirse.. Bugünkü olaylardan sonra Diyarbakırspor'un bu ligde devam etmesinin bir anlamı bence kalmamıştır, mevzuat da zaten bunu diyor..

Kewell19, Gio'nun fiziki dezavantajı var, şu an için güçsüz olduğu da doğru elbet ama uzun süre oynamamış ve yeni forma bulan biri için kapatılamayacak bir sorunu yok bence.. Barca'da yere çok sağlam basabilen, Krkic'e göre fiziksel anlamda daha iyi görüntü veren bir oyuncuydu ilk çıktıklarından.. Küçük boy ve düşük size'dan da yeterli güç üretilebilir bence..

Skorun üstüne sağlam bir şekilde yatma konusunda da bence Belediye ve Manisa maçları bunu karşılamıyor.. Galatasaray bu kontrol futbolunu son 1-1.5 aydır oynamaya başladı.. Söylediğin maçlarda takımın gücünün yetmemesi ve istemdışı bir şekilde geriye yaslanma vardı bence, Rijkaard da İBB maçından sonra benzer eleştiriler getirmişti zaten.. Bu maçın ikinci yarısında yapılan ise farklı bir şey ve başarı isteniyorsa her takımın ara ara elinde bulundurması gereken bir silah bana kalırsa.. 1-0'dan sonra oyunu koparak bir takım herkesin hayalidir tabii ki ama o güç yoksa başka opsiyonları da değerlendirmek gerek..

kewell19 dedi ki...

DBakır konusunda aslında aklın yolu bir. Yarıda kalan iki maçında cezası net olarak hükmen mağlubiyet, haliyle de ligden ihraç, hiç tartışılır tarafı yok. Mantık olarak ta, etik olarak ta olması gereken, şu ana kadar oynanan maçlara dokunmadan, önümüzdeki haftadan itibaren oynanacak maçların 3-0 olarak tescil edilmesi. Ancak, yönetmelik te uygulamalar da bu kadar net değil. Özellikle, yönetmelik yoruma açık,"...bir alt lige düşürülür ve bu takımla müsabakası olan takımlar müsabaka yapmaksızın hükmen galip sayılırlar." diye bir ifade var bu konu ile ilgili sadece. Bunu her iki şekilde de yorumlayabilirsiniz. Ankaraspor örneği de düşünülürse, geçmişe dönük bir uygulama olasılığı sıfırdır diyemeyiz açıkçası.

Skoru koruma konusunda ise, aynen katılıyorum ara ara kullanılması gereken bir opsiyon. Hatta CL'de başarı hedefleyen bir takımın bunu öğrenmesi ve iyi uygulaması şart. İtirazım şu; GSaray skoru koruma oyununu oynamayı bilmiyor, ve bu kadro zaten buna uygun değil. Yazın, yemesinler içmesinler bunu çalışsınlar, ona göre de transfer yapsınlar. Ama, şurada 8-9 maç kalmışken, deneme yanılma yapmasın kimse. Artık hatalarımızdan ders aldık, önümüzdeki maçlara bakıyoruz kartı yok elinizde. Skoru korumanın ilk şartı, iyi savunma yapmanızdan öte, topun sizde kalmasıdır. Bunun içinde, bir ve ikinci bölgedeki -sağ ve sol açıkla forvet haricinde- 8 adamınız arasında doğru bir pas trafiği kurmanız gerekli. Neill ve Elano haricinde kaleciniz de dahil beceremiyorsunuz bunu. Topu eveleyip gevelerken de Kasımpaşa ve Eskişehir maçlarındaki gibi golü yiyorsunuz, kimi sefer Keita çıkıp çakıyor voleyi, yırtıyorsunuz ama her seferinde olmuyor tabi. Sonuç olarak, GS skoru korumak için oynamaktan topu rakibe bırakıp, savunma yapmayı anlıyor, sorun bu, benim de itirazım buna.

Dos Santos için ise, -aynısını Emre Çolak için de söyleyebilirim- bir "size" sorunu var. Uzun süredir maç oynamamış olmaktan daha derin bir sorun bu. Maç kondisyonu belirli bir çalışma ile en fazla 2 ayda kazanılır, çok dert değil. Tribünden bakınca, çocuk gibi duruyorlar ve ikili mücadelede eziliyorlar ikiside. Kasımpaşa gibi açık oynayan takımlar haricinde, kapanan, alan daraltan rakiplere karşı fizik olarak üstünlük sağlayamazsanız işiniz zor. Keita'nın golü diyorum tekrar, bu derecede mücadele edip galip çıkamayacak adama ben yatırım yapmayı hatalı buluyorum. Zira, başkan adayları kapıyı Avrupa'da kupa almaktan açıyorlar, orada mücadele az biraz daha fazla.

serdar dedi ki...

Ben yorumlar konusunda şaşırıyorum hep. Evet GS müthiş oynamadı. Ama oyunu kontrol etmesi gerekiyordu. Rakibin iyi bir ortasahası ama zayıf bir defansı vardı. Topa hakim olup pres altında riskli oynamaktansa sıkı savunma yapıp rakibe topu vermeyi tercih etti. Rakibin ilk ve tek pozisyonu maçın koptuğu 90+2'de geldi.

Daha önceki haftalardan farklı bir şey var; inanılmaz bir fizik gücü ve taktik disiplin gösterdi takım. 90+3'de Keita'nın attığı depar, kaptırılan toplarda geriye koşup defansı yerleştirirken önde basıp rakibi yavaşlatmalar vs. Ayrıca Jo, Keita ve Elano bir pozisyonda bile ileride kalmadılar, sürekli beklerin kademesindeydiler.

Bu oyun Fener maçına yetmez. O maçta Fener'in konsantrasyonu farklı olur ama buradaki gibi 50'inci dakikadan sonra idare etmeyeceğini umuyorum Galatasarayın. Şu sahnede ipler bizim elimizde. Bursa veya Fener maçlarında gelecek bir beraberlik bile diğer maçlarda rakipler kadar puan toplayarak şampiyonluğa ulaştıracaktır diye düşünüyorum.

Eğer Diyarbakır düşürülürse ve bu karar geriye doğru işletilirse Fenerbahçe iki puan daha yaklaşacak liderliğe. Aksi halde onlara da haksızlık olacak. Bu yüzden Diyarbakır'ın bir şekilde kurtarılacağını düşünüyorum. Mesela buradaki maçta Diyarbakır'ın kusuru yoktur falan gibi abuk bir karar görebiliriz. Su sişesine 5 maç verip bu olaya 3 maç vermelerinden belli zaten.

Arda'nın yokluğunda topa hakim olmak ve ileride çoğalmak zor oluyor. Elano kesinlikle Arda'nın açığını kapatamıyor, zaten misyonu da o değil. Barış'ı da bu maç beğendim ki çok beğenmem genelde... Gayet basit oynadı.

Keita maçın hatta sezonun en iyi futbolunu oynadı bence. Attığı golde tekme tokat yiyerek takip etti topu ama gole gitmeyi bildi. Müthiş bir yetenek. Bence Rijkaard bu oyuncuyu çok başarılı yönetti şu ana kadar. Bu tip istikrarsız oyuncuların 90+3'te bu tip deparlar atmasına alışık değilim...

E dedi ki...

Man of the match: Keita
Runner-up: Jo

Eğer herkes Keita ve Jo kadar üstlendiği görevi yerine getirse bu şampiyonluk çocuk oyuncağı olurdu. Ama hala bekliyorum Gio'dan, Elano'dan, TC kimlikli ön liberolarımızdan, Servet'ten, hatta Arda'dan... Evet herkesten, Rijkaard'ın onlara verdiği görevleri layıkıyla yerlerine getirmelerini bekliyorum. Keita ve Jo gibi.

Takımdaki geri çekilmenin bu defa şampiyonluk stresiyle alakalı olduğunu düşünüyorum. 9 hafta kala girdik bu sendroma, her hafta çoğalarak devam edecek bu durum.

Yalnız bunu eleştirmek istiyorum. İlk 10 maç takım oturmadı, son 10 maç şampiyonluk stresi, ortadaki 10 maç "GS sezonu erken açtı bu dönem düşüş normal" Haha:) Yani biz futbolseverler sezonun hiçbir dönemi güzel futbol bekleyemeyecek miyiz?

Neyse işte. Şampiyon olup CL'ye gidelim de.. Hele bir Aslantepe'ye geçelim de.. Rijkaard'ın ısınma sezonu hele bir bitsin de.. Güzel top oynarız seneye.

Sarpito dedi ki...

bilgi için teşekkürler parma. talimatnameyi ben de okumuştum ama yine de fener medyası bir şekilde bunu geriye dönük uygulatabilir mi diye de aklıma takılmıştı. bu arada diyarbakırspor'la ilgili kararı eski altay başkanı'nın federayon başkanı olduğu bir yönetim kurulunun verecek olması da ilginç oldu; diyarbakırspor-altay maçı hatırlandığında.
bununla beraber 2 maçta da hükmen yenilgi verse bile hukuk açısından düşürelemeyeceği görüşündeyim. çünkü 2. cezayı almadan önce, 1. cezanın henüz verilmediği-kesinleşmediği argumanını öne sürebilir diyarbakır. yani bizim ilk cezamız kesinleşseydi, biz de taraftarımız da bizi bekleyen büyük tehlikeden (küme düşürülme) dolayı daha fazla önlem alabilirdik gibisinden...

Plaseyi Hanri Gibi Vuruyorum dedi ki...

Bana göre Keita, Neill'den sonra Mustafa Sarp'ın da performansı gayet iç açıcıydı.

Mehmet Topal'ın en ufak baskıda savruklaşmasını gördükten sonra pazar günü ayağı yere sağlam basan, sıkışan oyunu sağa-sola doğru iyi açan bir Mustafa ilaç oldu bana göre.

Zaten böyle oynuyordu, son haftalarda biraz pasifleşmişti. TS maçında ortasahadaki en geçerli adam şu an için bana göre.

kaan dedi ki...

Galatasaray'a ve Baros'a böyle bir maç iyi geldi diye düşünüyorum. Şampiyonluk yarışında ipleri elden bırakmamak lazım. Bu maçın benim için de önemi var. Handikaplı bahis tabiki :) Hayatımda ilk defa bahis kazanmış oldum böylelikle. Son oynadığım kuponun yatması ve hemen arkasından oley.com un yatırdığım paranın yüzde onunu geri yatırması ve benim bedavaya bu kuponu oluşturmam hakkaten sürpriz oldu.

Adsız dedi ki...

bucasporlu mehmet battal ile sekse ne dersin ?

lesmiserable dedi ki...

A.gücü ligin en kötü futbolunu oynayan takımıymış. Tabii gs maçını izleyerek söylüyorum bunu. Bu takım karşısında oynayan herkes iş yapar göründü gözüme açıkçası. Bu takımın 2010'da sadece gs'ya yenilmiş olması ise tam bir muamma.
Topu belli bir bölgeden sonraya taşıyamıyorlar, tandemleri rezil, kanat oyuncusu yok (eksikleri belki biraz kapatıyor olabilir bu açıkları)

Bence parma a.gücü yorumunda, lemerre'in takımı diye biraz teknik analizde detayına girmiş ama, aynı oyunu oynayan takımın antrenörü celal kıbrıslı olsa böyle bir yazı yazmazdı hakikaten. Kontrol futbolu dediği herhalde topu belirli bir yere kadar ancak taşıyabilmeleri, güçlü merkez dediği ise herhalde kenar oyuncusu bulunmadığından göbekte oluşan gereksiz adam kalabalığıydı. Lemerre'den dolayı böyle yorumlamış gibi geldi bana :) Ama olabiliyor Aragones'ten beklenen fenerin geçen seneki olmadığı gibi, lemerre gibi bi adamın takımı da bu olmasa gerek. Aciz bi görüntüsü vardı A.gücü'nün.

Parma Maniac dedi ki...

lesmiserable Lemerre takımları çoğunlukla bu futbolu vadetmiştir geçmişte, o yüzden geçmişte yarattıkları odağında Ankaragücü özelinde gerçekleşen durumu açıklamaya çalıştım.. Sonuç olarak 7 maçta 1 galibiyet 6 beraberlikle ve yenilmezlikle geldi Galatasaray karşısına, bu maçlarda da sadece 3 gol yedi takımı.. En kötü futbolu oynamak izafi bir kavramdır, başarıyı da tam açıklamaz.. Kötü futbol etkili bir futbol olabilir fakat, neyi kastettiğinden bağımsız olarak yazıyorum bunu.. Merkezleri ise Galatasaray'ı özellikle ilk yarıda kendi yarı sahasına yıkmayı başardı.. Benim için yeterli ve geçerli bir durumdur :)

Sade dedi ki...

Rijkaard geldiğinde tüm herkez sistem de sistem dedi. Hatta B planı yok diye suçlanırken çoğu yazar Rijkaard'ı A Planını oturtmadan B planı olmaz dedi.

Şimdi Şampiyoluk için önemli haftalardayız ya! Günü kurtaralım, şampiyon olalım sistem bir ara oturur mu diyeceğiz? Tezat olmadı mı şimdi bu?

Parma Maniac dedi ki...

Sade ben öyle söylemedim, onu başkalarına söyleyeceksin.. Keza şu anda da önemli haftalara geldik, sonuç önemli sistemi sonra oturturuz demiyorum.. Rijkaard'ın bazı seçimlerinin hangi nedenlerle oluşabileceğini söylüyorum..

Sade dedi ki...

Bu örnek; "...Ligin bitimine 9-10 hafta kalmışken ve puanlar çok daha önemli bir hale gelmişken oyun güzelliğinden ve yaratıcılıktan ödün verip işi sağlama almak haklı bir teknik adam görüşlerinden biridir... "

Benzer bazı satırlarda da benzer fikirler var. Haklı sebeplere ya da sizce haklı fikirlere dayandırılmış. Eğer bu tarz bir düşünceye sahip bir teknik direktöre hak veriyorsanız sizde o fikrin savunucu olmaz mısınız?

Ki yukarıdaki alıntının giriş cümlesi; sizin fikriniz, üstüne o düşüncenize sahip çıkabilecek teknik direktör zihniyetini alarak, perdeleme yapmışsınız.

Bence sende şampiyon olmak için kötü oyun 3 puan mantığına yakınsın. Ya da en azından bu yazın yakın...

E dedi ki...

@ Sade

Ben de isterim elbet son 9 hafta fırtına gibi esip, rakibe sahayı dar etmemizi. Ama gerçekçi olalım. Geride bıraktığımız 50 maçta oturmayan sistem, kalan kritik 9 maçta mı oturacak?

Biz artık max. puan toplamaya bakıyoruz maalesef. Ankaragücü maçında gördüğüm oyun bunu söylüyordu. Ama örneğin Manu 3-2 kazandığı Milan deplasmanı sonrası, kendi sahasında 1-0'ı da yakayayınca geri çekilmedi. Biz o koşullarda sırtımızı Leo'ya yaslayacağımız için, golleri yiyip elenirdik Allah bilir... Manu Milan'ın üstüne gidip 4-0'la tamaladı maçı. Bizim bu korkak ve özgüvensiz, öne geçer geçmez "aman gol yerim" mentalitesinden bir an önce kurtulmamız lazım. Fatih Hoca bu korkusuzluğu aşılamıştı takımına. Aynısını Rijkaard'dan da bekliyorum. Tabii seneye :)

Parma Maniac dedi ki...

Sade oyunun güzelliğinden vermekle sistemi oturtmak arasında uçurum var.. Sistem dediğin sadece oyunu rakip kaleye yıkmak, orada oynamak, kendi kale önüne hiç gelmemek değildir ki.. Hiç böyle de olmamıştır.. Her takım skoru bulduğunda onu kendi kalesi önüne çekerek de korumayı bilmelidir ve Rijkaard bu sene bunu da göstermiştir.. Artık puan kaybına tahammülün olmadığı, bir yenilginin bile şampiyonluktan edeceği hal ve gidişatta bu adamın hala denemeler yapıp en doğruyu bularak dominant futbolu göstermeye çalışacağını mı sanıyoruz anlamadım ki.. Sene başından beri o hedefteki futbolun neden oynanamadığına dair bütün maçlarda bir sürü şey yazdım, yazıldı.. Takımın önünde çok büyük sorunlar var ve bunlar son 2 ayda çözülebilecek cinsten problemler değil.. Transfer sezonunda yapılacak hamleler sonrasında hallolacak umuyorum ama artık bu merkezle oynayabileceğin topun ortalaması bugüne kadar oynadıkların.. Son 2 ayda ileri giderek oyunda zirveye ulaşma düşüncesi bence gereksiz bir optimizmden kaynaklanır, gerçekçi de değildir.. Ve evet böyle bir ortamda bir hocanın ben işimi sağlama alırım düşüncesi haklı teknik adam görüşlerinden biridir, ama sadece biridir.. Tersini yapan cesuryürekler de haklı olabilir.. Başka bir şey deneyen de.. Sayısız düşünce, sayısız sistem, sayısız teknik adam var bu işte ve birçok doğru var.. Berbat bir kadro dünyanın en kötü oyunuyla Avrupa Şampiyonu oldu 2004'te, ne yapacaksın şimdi? Bu ortamda neye göre suçlayabilirsin ki Rijkaard'ı?

Benim neye yakın olduğumun da pek önemi yok bu ortamda.. Şampiyon olmak için kötü oyuna eğer güzel oyun şampiyonluğu getirmeyecekse yakın olurum ve bununla sisteme de ihanet etmiş olmam.. Farklı şeylerdir zira en başta söylediğim gibi..

Sade dedi ki...

Konu esasında çok enteresan. Tartışmaya açık bir konu. Herkesin penceresine göre, haklı bir bakış açısı olabilir ancak şampiyonluk odaklı düşüncelerin bir adım ilerisi; yetenekli insanların yeteneklerini sergileyememesi, sistemlerini uygulayamaması, dar kalıplara sıkıştırılması sonucu ile karşımıza çıkabilir. O da bizleri hak ettiğimiz gibi gündelik başarılarla avutabilir, kendi yoluna gidebilir...

Blogger tarafından desteklenmektedir.