6 Haz 2014

2014 Brezilya


Turnuvanın henüz başları. İtalya grup aşamasında oynuyor ve gruptaki ya ilk, ya da ikinci maçları. Haziran'ın ortası olmamış, dolayısıyla daha okullar kapanmamış, belki de kapanalı sadece birkaç gün olmuş. Benim için yazların en güzel zamanları olan yazlık günleri de henüz başlamamış. Evde akşam misafirler var ve hep birlikte İtalya'nın maçı izleniyor. Derken maçın ikinci yarısında kenarda saçının ön tarafları epey dökülmüş, en az 32-33 yaşında gösteren bir oyuncu beliriyor. Mavi İtalya forması net bir şekilde ıslak ve ortaları koyulaşmış durumda. Televizyonun dibinde maçı izlerken arkada babamdan hemen klasik bir ebeveyn futbol yorumu yükseliyor: "Ya adamlara bak, oyuna girecek olan bile terli. Bizim topçularda bu disiplin nerdee?". Evin diğer büyüklerinden onaylama sesleri. Üzerine benden iç ses geliyor: "Haklılar ya, orada futbol başka". 8 yaşındaki aklımla futbola dair bildiğim şeyler büyüklerimden duyduklarımdan ibaret. Büyük bir turnuvaya dair hatırladığım en eski sahneyse bu. Oyuncunun adı Salvatore Schillaci. İtalya'nın vasat üstü forvet oyuncularından biri. Fakat 6 golle 1990 İtalya'da yarı final oynayan Azzurri'de turnuvanın gol kralı olmayı başardı. Zaten sonrasında da pek bir şey yapamadı. Yarı finalde bu kez misafirlikte yine topluca izlenen maçta Arjantin karşısında elenen İtalya turnuvayı final oynayamadan bitirdi. O gün penaltılarla yarı finali kaybettikten sonra 8 yaşındayken gözyaşlarıyla ortalığı velveleye veren bir çocuktum ve turnuvadan aklımda kalan ikinci sahne de İtalya elendi diye avazı çıktığı kadar bağıran bir çocuğa uzaylı gibi bakan komşulara dair bir an.

Kaset 4 yıl ileri sarıldığında her şey daha farklıydı. Futbola dair bilinçlenme artmış ve kupa çok daha büyük bir heyecanla beklenir olmuştu. Yine Seferihisar'da bu kez İtalya sevgisine ablamın Nicola Berti sevdasıyla eklenen fazladan bir taraftar da var. Zamanın peder beyleri Pele, Garrincha, ve Zico'nun iyi zamanlarına tanık olan yaşlılar oldukları için her yerde Brezilya en önde. Onu bitmeye yüz tutmuş efsanesiyle Maradona'nın Arjantin'i takip ediyor. İtalya'yı seven bulmak pek kolay değil. Nicola Berti'nin yakışıklılığı nedeniyle saflara kattığım ablam nedeniyle mutluyum. 1990'da oyuna sonradan girerek formayı alan Roberto Baggio'nun kim olduğundan çok daha net haberdarım. Benim için oyuncuların şahı ve İtalya'yla birlikte ablamın aksine benim beklediğim oyuncu o. Baggio'nun turnuvayı birbirine katarak tek başına takım olmanın benim için ilk örneğini sergileyeceğinden o an için elbette haberdar değilim. Ayrıntılarını çok daha iyi hatırladığım bir turnuva. İtalya'yı muhtemelen Türkiye orada olsa destekleyemeyeceğim arzuyla izliyorum ama bir şeyler yanlış gidiyor. O zaman için oyun yapılarına dair kafada beliren bir şekil yok. İyi ya da kötü futbol var ve İtalya ziyadesiyle kötü futbol oynayan bir takım. Roberto Baggio'nun oynadığı İtalya'nın rakiplerini ezerek yenmesi gerekiyor ama buna yaklaşabilen bir takım bile göremiyorum. Takımın beyaz saçlı, tecrübeli görüntüye sahip teknik direktörüyle ilgili iyi şeyler düşünmüyorum. Baggio'su olan bir takım çok daha iyi oynamalı. Dolayısıyla benim için pek iyi bir teknik direktör değil. Vasat takımların arasında zar zor geçilen grup aşaması en iyi üçüncüler kontenjanıyla birlikte son 16'ya kalan İtalya'yı ortaya çıkarıyor. Sonrasında Roberto Baggio sahneye çıkıp tek başına Nijerya, İspanya ve yarı finalde de Bulgaristan'ı mağlup ediyor. İtalya kötü ama Roberto Baggio mucize gibi. Pozisyon vermeyen takımın her pozisyonunun içinde var ve attığı goller finali getiriyor. Finalde Brezilya önünde İtalya'yı destekleyen kimse yok. Babam, arkadaşları, hepsi azılı birer Brezilya taraftarı. Bebeto, Romario, Dunga ve diğerleri onlar için çok önemli. Brezilya dünyanın zirvesi ve bunu biliyorum. Maçı, kazanması pek de mümkün olmayan bir takımı desteklemenin bilinciyle takip ediyorum. İtalya kötü, ama Brezilya da sanki pek iyi değil. Neden olmasın? Baggio'nun çıkıp bir tane sallaması için ideal ortam var gibi. Ama kötü Brezilya da İtalya'ya pek pozisyon vermiyor. Fazlasıyla sıkıcı bir 120 dakika sonrasında penaltılarda benim için ilah olan Baggio'nun kaçırdığı penaltıyla yeniliyoruz. Ama öncesinde Massaro zaten şansımızı %20'lere düşürmüştü. O beyaz saçlı teknik adam Arrigo Sacchi. O maçtan 5-6 yıl sonra tam da o dönemlerde dünya futbolunu değiştiren adam olduğunu öğreneceğim. Baggio kaçırdığı için özellikle üzgün değilim fakat bu kez yazlıkta, dip dibe evler ve saat sabahın 03.00'ünde hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. O güne kadar herhangi bir takım, herhangi bir maçı kaybettiğinde o kadar üzülmemişim. Futbola dair üzüntü yaşamanın ne olduğunu öğrendiğim maç. Baggio kaçırdı, Brezilya şampiyon oldu.

Dolayısıyla Dünya Kupası'na dair bunları hatırlayan biri için bu turnuvanın önemi başka. 80'li yılların başlarında doğan herkes için de muhtemelen durum benzer. Dünya Kupası muhtemelen futbolun panayırı ve hissettirdikleriyle bu yönüyle bile çok farklı. Iker Casillas'ın Real Madrid Şampiyonlar Ligi'ni kazandıktan sonra "Bu turnuva en değerlisi" açıklaması yapması futbolcu gözüyle doğru kabul edilebilir ama işin taraftarlık ya da izleme yönünde gerçek benim için oldukça farklı ve bunu kulüp düzeyindeki herhangi bir organizasyonun sağlaması da muhtemelen hiç mümkün olmayacak. 1994'ün tarihin en kötü Dünya Kupası olduğuna dair sayısız yazı ve görüş var fakat 80'li yılların başında doğanlar için o kupanın önemi ve 2014 Brezilya'nın da saatleri itibarıyla o duyguyu yaşatma ihtimaliyle yıllar sonra oldukça heyecan verici bir Dünya Kupası'yla karşı karşıya olabiliriz. Peki izleyecek olanları Brezilya'da neler bekliyor ya da merak edilen sorular neler?

Futbolun son modası 1 ay boyunca yeşil sahada olacak

Gerek Dünya Kupası'nı kazanmanın önemi nedeniyle teknik anlamda tüm hünerlerin sahaya konacak olması, gerek milli takımlar turnuvası olması dolayısıyla kolektif bütünlükten ziyade taktik zekanın ve birlikteliğin öne çıkıyor olması teknik adamların risk almamasına ve optimumu alma çabalarının ortaya çıkmasını sağlıyor. Dolayısıyla Avrupa şampiyonalarında olduğu gibi Dünya Kupası'nda da o günün moda sistemleri ve mantaliteleri genellikle yalın bir şekilde ortaya çıkıyor. Günün genel geçer dizilişlerinin ne olduğunun sağlamasını turnuva değil, grup aşamasından sonra bile alma fırsatı elimize gelecek ve Dünya Kupası bu yönüyle bile fazlasıyla değerli. Brezilya'dan sonra bazı teknik adamlar görüşlerini revize edecekler ve bazı sistemler yine belli bir süre öne çıkacak. Futbol evrim geçirdikçe 4 yıllık süre içinde bir sonraki turnuvadaysa bambaşka takımlar ve oyun akılları yine bizi bekliyor olacak.

Messi hükümranlığını ilan edebilecek mi?

Dünya Kupası kazanmadan en iyi olamaz abicilerin merak ettiği soru bu. Bir önceki şansını kifayetsiz Maradona'nın yönetimi altında mecburen harcayan Messi, bu kez çok daha potansiyelli bir hücum hattına sahip bir takımla turnuvaya geliyor. Dünya Kupası'nı kazanırsa gelmiş geçmiş en iyi olur mu? Birçoğuna göre evet. En iyi olmak için buna ihtiyaç var mı? Buna evet demek biraz futbol ayıbı zira böyle bir durumda 3 kupası bulunan Pele'nin Maradona karşısında elde ettiği üstünlüğe de değinmek gerek. Bir şansı Maradona yüzünden harcanan Arjantin'de Sabella'nın göstereceği performans Messi'den ya da Arjantin'in hücum hattından daha önemli. Ama bu kez 2010'daki kadar uzakta değiller. Ortaya çıkan son sakatlıklar, İspanya'nın Barcelona temelli muhtemel düşüşü ve anormal ön alanlarıyla bunun mümkün olma ihtimali var.

Kulüp takımları bu turnuvada da belirleyici olacak mı?

Milli takımlar düzeyinde başarıyı sağlamak için son dönemde kulüpler iyice öne çıktı. 2008'e kadar turnuva bahtsızı İspanya'nın Barcelona'yla birlikte yaptığı çıkış, Almanya'nın Bayern Münih temelli takımlarla son turnuvalarda ortaya hep kaliteli futbol koyması, Euro 2012'deki İtalya'yla birlikte destek bulmaya devam etti. Juventus temeliyle birlikte İtalya'da Prandelli'nin pragmatik bir şekilde kulüp birlikteliğini kullanması yetenekli teknik adamın dokunuşlarıyla birlikte turnuvanın en iyi takımlarından birini ortaya çıkardı. 2002'deki Türkiye'nin üçüncülüğünün yine Galatasaray organizasyonuyla gelmesi bizim de bu duruma yaptığımız ek katkı. Birlikte antrenman yapma şansından artık iyice uzak kalan milli takımların turnuva öncesindeki zamanı bunun için pek yeterli değil. Dolayısıyla ortaya kolektif bir yapı çıkarmak için teknik adamlar artık kulüp takımlarının pozisyon yapılarını milli takımlara kopyalamaya başladılar. İspanya, Almanya, İtalya, Rusya, İngiltere ve hatta Meksika yine bu yönüyle merak edilecek. 

Peki İtalya bir kez daha şampiyon olabilecek mi?

Bunun cevabı bir sonraki yazıda olacak.

2 YORUM:

Adsız dedi ki...

bloğunuzun tasarımını beğendim.... nereden indirebilirim? selim

Parma Maniac dedi ki...

http://www.soratemplates.com/2014/05/classic-writing-blogger-template.html

Blogger tarafından desteklenmektedir.