10 Haz 2014

Bir kez daha başarabilecekler mi?


Euro 2012'de birçoğuna göre beklenmedik olan başarı sonrasında 2014 Dünya Kupası, İtalya için yine underdog girilen bir turnuva. İki yıl önce kazanılan başarının tekrarlanmaması için görünürde sebep yok fakat özellikle takımın iki yıldan beri süregelen sistemi için kritik bir role sahip olan Riccardo Montolivo'nun İrlanda maçında sakatlanmasıyla birlikte Claudio Prandelli'nin kafası biraz karışmış olabilir.

İtalya'yı kendisinden kadro profili yönünden çok daha üstün olan takımlardan farklılaştıran özelliği başında Prandelli'nin bulunuyor olması. Eğitimini milli takımın antrenman yeri de olan dünyanın en iyi futbol akademisi Coverciano'da alan Prandelli, bu okulun büyük hocalara kazandırdığı tüm özellikleri haiz bir teknik adam. 4-4-2'yi zirveye koyması, İtalyan teknik adamların ezbere eleştirildiği savunma futbolundan ziyade daha aktif bir oyun yapısını en yukarıya koyması ve bu eleştirilere neden olan pragmatist, sistemiyle mantalitesini maçtan maça olabildiğince esnekleştirebilen yapısıyla futbol puristliği içine girmemesi onu özellikle milli takımdaki seleflerinden farklı bir noktaya koydu. Euro 2012 öncesinde Andrea Pirlo, Daniele De Rossi, Claudio Marchisio, Thiago Motta ve Riccardo Montolivo'dan oluşan beşlisine dair "Bizim en iyi bölgemiz orta saha ve nerede güçlüysek bunun üzerine gitmemiz gerekiyor" diyerek üst düzeyde şu an için oynaması pek de kolay olmayan bir sistemi kaliteli orta sahalarından feragat etmeyerek bulan Prandelli, İtalya için başarılı yolunu da açmış oldu. 2012 yazında İspanya'yı durdurma adına daha geniş alanda oynama şansını veren üçlü defansı ilk maçta tercih etmesi ve çok iyi futbol sonrasında ikinci maçta da aynı sistemi kullanması onun aklında ilk tercihim 4-4-2 olduğu gerçeğini değiştirmiyordu ve turnuva da üçüncü maçla gelen dört merkez orta sahalı dörtlü defansla birlikte bitti.

       Italya - Football tactics and formations
                           

Fakat Riccardo Montolivo'nun sakatlanarak kadrodan çıkması işleri değiştirebilir. Prandelli'nin en başından beri sistem haznesine bulunan 4-3-3 ve 3-5-2'yi de bir anda birincil olasılıklar içine alan şanssızlık sonrasında İtalyan teknik adamın nasıl bir tercih yapacağı merak konusu. 4-4-2'ye göre şu an için çok daha genel geçer bir diziliş olan 4-3-3'ü Euro 2012 sonrasında ilk sıraya koyan Prandelli'nin 2013 Konfederasyon Kupası'nda bu şekilde mücadele etmesi Dünya Kupası'na ciddi bir hazırlıktı. Fakat hoca, turnuvada gösterilen başarıya rağmen bundan fazla etkilenmişe benzemiyordu. Hem turnuvanın hemen sonrasında, hem de Dünya Kupası yaklaşırken yaptığı tüm açıklamalarda kalitelerinin 4-3-3 için yeterli olmadığını ve bunu oynamaya pek uygun olmadıklarını söyledi. Bunun iki nedeni var. Bunlardan ilki Andrea Pirlo'nun muhtemel onbirdeki tek yaratıcı oyuncu olarak savunma önünde yani oldukça derinde kalmasının ön alandaki üretkenliği bir hayli etkilemesi. Juventus'un da Avrupa'daki başarısızlığının temelinde olan bu konu hem Conte'ye, hem de Prandelli'ye problem çıkarıyor. İkinci problemse Pirlo'nun artık 35 yaşına gelmesi ve karşısında fizikli oyuncular görünce mücadele dozajının bir hayli düşük kalması. Artık üçlü orta sahalarda bir oyuncunun yaptığı kaçağın bile takım yapısını fazlasıyla etkilediği ortamda Andrea Pirlo'nun düşüş gösteren fizik performansı merkezi sağlam takımlara karşı orta saha savaşının kaybedilmesine neden olabiliyor. Bunu Juventus'ta üçlü savunmayla, yani arkaya atılan fazladan bir adamla çözen Conte'nin yanında Prandelli için eldeki kenar oyuncuları nedeniyle iş biraz daha zor görünüyor.

Italya - Football tactics and formations
                                 

Üçlü defans Prandelli için hiçbir zaman ilk tercih olmadı. Her zaman rakibe göre oynadıklarını dile getiren Prandelli için özellikle geniş alanda oynayan takımlara karşı daha geniş savunma yapabilmek adına tercih edilen üçlü defansın bir başka nedeni de Juventus'un yapısını milli takıma enjekte etme çabası olarak okunabilir. Bunu 4-4-2 ya da 4-3-3 oynarken de yapan Prandelli, ülkenin en başarılı kulüp takımının anengini kullanarak ekip olmakta zorlanan birçok milli takıma karşı avantaj elde ediyor.

Hocanın önünde şu anda 2.5 tercih var. Favori 4-4-2, plase 4-3-3, sürpriz 3-5-2. 4-4-2'de forvet arkası rolünde kimin kullanılacağı birincil problem. Bu sezon Fiorentina'da iyi performans gösteren ve geri dönmüş görünen Alberto Aquilani önemli adaylardan biri. Prandelli'nin "Sürekli Andrea Pirlo'yla karşılaştırılıyor ama onun çok daha farklı özellikleri var ve bunların üzerine gitmeli. Savunma önü onun için tek hedef olmamalı" dediği Marco Verratti yine hocanın ön alandaki opsiyonları içinde görünüyor. Mario Balotelli'nin partnerinin kim olacağıysa Euro 2012'de orta saha ve Balotelli arasındaki geçiş konusunda müthiş işler çıkaran, bu sezonun da Serie A'daki en iyi oyuncularından biri olan Antonio Cassano'yla bu rol için biçilmiş kaftan olan Alessio Cerci arasında geçecek savaşta ortaya çıkabilir. Giampiero Ventura'nın 3-5-2'sinde ligin en iyi merkez forvetlerinden, İtalya için de onbir adayları arasında bulunan Ciro Immobile'yi gezgin forvet rolüyle müthiş tamamlayan Cerci, hem 4-3-3, hem de 4-4-2 ve 3-5-2 için Prandelli'nin önüne çok önemli bir joker kartı koyuyor.

Takımın savunma hattı da çok belirgin değil. Barzagli, Bonucci, Chiellini ve Paletta'dan oluşan stoper rotasyonu fazlasıyla kuvvetli fakat bu sezonu sakat geçiren Balzaretti'yle birlikte sezonun sonu iki ayında geçirdiği ameliyat nedeniyle oynayamayan ve futbola döndükten sonra Prandelli tarafından yeterli bulunmayan Maggio'nun yokluğu savunma kenarı için önemli sıkıntı. De Sciglio'yla birlikte Chiellini'nin sol beki götürmesi muhtemel fakat bu sezon Torino'nun en istikrarlı oyuncusu olan Matteo Darmian'la birlikte Ignazio Abate'nin sağ bek performansları takım savunması adına belirleyici olarak. Buradaki standart ne kadar erken yakalanırsa İtalya'nın başarı ihtimali o kadar artar.

Üç Dünya Kupası sahibini barındıran zor grup sonrası İtalya için turnuva erken bitebilir. Zira tüm sorunlarına rağmen son zamanların en iyi kadrosuyla gelen İngiltere ve güçlü Uruguay'a karşı direkt gruptan çıkabilmek için futbolun zirvesinde olmak gerekiyor ve İtalya şu anda orada değil. Fakat kulüp ruhuna sahip, turnuvanın en yetenekli hocalarından biriyle birlikte ön alanda fazla sayıda opsiyonla Brezilya'ya gelen İtalya'nın bir final daha çıkarması da çok sürpriz sayılmamalı. Yine topu isteyen, aktif, yeri geldiğinde arkadaki sağlam savunma hattıyla kalesini en iyiler gibi savunabilen yapısıyla İtalya, Euro 2012'deki gibi muhtemelen turnuvanın en keyif veren takımlarından biri olacak. Mario Balotelli bu kez yalnız değil ve Prandelli acil durumlarda imdat çekici olarak Dortmund'un yeni golcüsü Ciro Immobile'ye sahip.



6 Haz 2014

2014 Brezilya


Turnuvanın henüz başları. İtalya grup aşamasında oynuyor ve gruptaki ya ilk, ya da ikinci maçları. Haziran'ın ortası olmamış, dolayısıyla daha okullar kapanmamış, belki de kapanalı sadece birkaç gün olmuş. Benim için yazların en güzel zamanları olan yazlık günleri de henüz başlamamış. Evde akşam misafirler var ve hep birlikte İtalya'nın maçı izleniyor. Derken maçın ikinci yarısında kenarda saçının ön tarafları epey dökülmüş, en az 32-33 yaşında gösteren bir oyuncu beliriyor. Mavi İtalya forması net bir şekilde ıslak ve ortaları koyulaşmış durumda. Televizyonun dibinde maçı izlerken arkada babamdan hemen klasik bir ebeveyn futbol yorumu yükseliyor: "Ya adamlara bak, oyuna girecek olan bile terli. Bizim topçularda bu disiplin nerdee?". Evin diğer büyüklerinden onaylama sesleri. Üzerine benden iç ses geliyor: "Haklılar ya, orada futbol başka". 8 yaşındaki aklımla futbola dair bildiğim şeyler büyüklerimden duyduklarımdan ibaret. Büyük bir turnuvaya dair hatırladığım en eski sahneyse bu. Oyuncunun adı Salvatore Schillaci. İtalya'nın vasat üstü forvet oyuncularından biri. Fakat 6 golle 1990 İtalya'da yarı final oynayan Azzurri'de turnuvanın gol kralı olmayı başardı. Zaten sonrasında da pek bir şey yapamadı. Yarı finalde bu kez misafirlikte yine topluca izlenen maçta Arjantin karşısında elenen İtalya turnuvayı final oynayamadan bitirdi. O gün penaltılarla yarı finali kaybettikten sonra 8 yaşındayken gözyaşlarıyla ortalığı velveleye veren bir çocuktum ve turnuvadan aklımda kalan ikinci sahne de İtalya elendi diye avazı çıktığı kadar bağıran bir çocuğa uzaylı gibi bakan komşulara dair bir an.

Kaset 4 yıl ileri sarıldığında her şey daha farklıydı. Futbola dair bilinçlenme artmış ve kupa çok daha büyük bir heyecanla beklenir olmuştu. Yine Seferihisar'da bu kez İtalya sevgisine ablamın Nicola Berti sevdasıyla eklenen fazladan bir taraftar da var. Zamanın peder beyleri Pele, Garrincha, ve Zico'nun iyi zamanlarına tanık olan yaşlılar oldukları için her yerde Brezilya en önde. Onu bitmeye yüz tutmuş efsanesiyle Maradona'nın Arjantin'i takip ediyor. İtalya'yı seven bulmak pek kolay değil. Nicola Berti'nin yakışıklılığı nedeniyle saflara kattığım ablam nedeniyle mutluyum. 1990'da oyuna sonradan girerek formayı alan Roberto Baggio'nun kim olduğundan çok daha net haberdarım. Benim için oyuncuların şahı ve İtalya'yla birlikte ablamın aksine benim beklediğim oyuncu o. Baggio'nun turnuvayı birbirine katarak tek başına takım olmanın benim için ilk örneğini sergileyeceğinden o an için elbette haberdar değilim. Ayrıntılarını çok daha iyi hatırladığım bir turnuva. İtalya'yı muhtemelen Türkiye orada olsa destekleyemeyeceğim arzuyla izliyorum ama bir şeyler yanlış gidiyor. O zaman için oyun yapılarına dair kafada beliren bir şekil yok. İyi ya da kötü futbol var ve İtalya ziyadesiyle kötü futbol oynayan bir takım. Roberto Baggio'nun oynadığı İtalya'nın rakiplerini ezerek yenmesi gerekiyor ama buna yaklaşabilen bir takım bile göremiyorum. Takımın beyaz saçlı, tecrübeli görüntüye sahip teknik direktörüyle ilgili iyi şeyler düşünmüyorum. Baggio'su olan bir takım çok daha iyi oynamalı. Dolayısıyla benim için pek iyi bir teknik direktör değil. Vasat takımların arasında zar zor geçilen grup aşaması en iyi üçüncüler kontenjanıyla birlikte son 16'ya kalan İtalya'yı ortaya çıkarıyor. Sonrasında Roberto Baggio sahneye çıkıp tek başına Nijerya, İspanya ve yarı finalde de Bulgaristan'ı mağlup ediyor. İtalya kötü ama Roberto Baggio mucize gibi. Pozisyon vermeyen takımın her pozisyonunun içinde var ve attığı goller finali getiriyor. Finalde Brezilya önünde İtalya'yı destekleyen kimse yok. Babam, arkadaşları, hepsi azılı birer Brezilya taraftarı. Bebeto, Romario, Dunga ve diğerleri onlar için çok önemli. Brezilya dünyanın zirvesi ve bunu biliyorum. Maçı, kazanması pek de mümkün olmayan bir takımı desteklemenin bilinciyle takip ediyorum. İtalya kötü, ama Brezilya da sanki pek iyi değil. Neden olmasın? Baggio'nun çıkıp bir tane sallaması için ideal ortam var gibi. Ama kötü Brezilya da İtalya'ya pek pozisyon vermiyor. Fazlasıyla sıkıcı bir 120 dakika sonrasında penaltılarda benim için ilah olan Baggio'nun kaçırdığı penaltıyla yeniliyoruz. Ama öncesinde Massaro zaten şansımızı %20'lere düşürmüştü. O beyaz saçlı teknik adam Arrigo Sacchi. O maçtan 5-6 yıl sonra tam da o dönemlerde dünya futbolunu değiştiren adam olduğunu öğreneceğim. Baggio kaçırdığı için özellikle üzgün değilim fakat bu kez yazlıkta, dip dibe evler ve saat sabahın 03.00'ünde hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. O güne kadar herhangi bir takım, herhangi bir maçı kaybettiğinde o kadar üzülmemişim. Futbola dair üzüntü yaşamanın ne olduğunu öğrendiğim maç. Baggio kaçırdı, Brezilya şampiyon oldu.

Dolayısıyla Dünya Kupası'na dair bunları hatırlayan biri için bu turnuvanın önemi başka. 80'li yılların başlarında doğan herkes için de muhtemelen durum benzer. Dünya Kupası muhtemelen futbolun panayırı ve hissettirdikleriyle bu yönüyle bile çok farklı. Iker Casillas'ın Real Madrid Şampiyonlar Ligi'ni kazandıktan sonra "Bu turnuva en değerlisi" açıklaması yapması futbolcu gözüyle doğru kabul edilebilir ama işin taraftarlık ya da izleme yönünde gerçek benim için oldukça farklı ve bunu kulüp düzeyindeki herhangi bir organizasyonun sağlaması da muhtemelen hiç mümkün olmayacak. 1994'ün tarihin en kötü Dünya Kupası olduğuna dair sayısız yazı ve görüş var fakat 80'li yılların başında doğanlar için o kupanın önemi ve 2014 Brezilya'nın da saatleri itibarıyla o duyguyu yaşatma ihtimaliyle yıllar sonra oldukça heyecan verici bir Dünya Kupası'yla karşı karşıya olabiliriz. Peki izleyecek olanları Brezilya'da neler bekliyor ya da merak edilen sorular neler?

Futbolun son modası 1 ay boyunca yeşil sahada olacak

Gerek Dünya Kupası'nı kazanmanın önemi nedeniyle teknik anlamda tüm hünerlerin sahaya konacak olması, gerek milli takımlar turnuvası olması dolayısıyla kolektif bütünlükten ziyade taktik zekanın ve birlikteliğin öne çıkıyor olması teknik adamların risk almamasına ve optimumu alma çabalarının ortaya çıkmasını sağlıyor. Dolayısıyla Avrupa şampiyonalarında olduğu gibi Dünya Kupası'nda da o günün moda sistemleri ve mantaliteleri genellikle yalın bir şekilde ortaya çıkıyor. Günün genel geçer dizilişlerinin ne olduğunun sağlamasını turnuva değil, grup aşamasından sonra bile alma fırsatı elimize gelecek ve Dünya Kupası bu yönüyle bile fazlasıyla değerli. Brezilya'dan sonra bazı teknik adamlar görüşlerini revize edecekler ve bazı sistemler yine belli bir süre öne çıkacak. Futbol evrim geçirdikçe 4 yıllık süre içinde bir sonraki turnuvadaysa bambaşka takımlar ve oyun akılları yine bizi bekliyor olacak.

Messi hükümranlığını ilan edebilecek mi?

Dünya Kupası kazanmadan en iyi olamaz abicilerin merak ettiği soru bu. Bir önceki şansını kifayetsiz Maradona'nın yönetimi altında mecburen harcayan Messi, bu kez çok daha potansiyelli bir hücum hattına sahip bir takımla turnuvaya geliyor. Dünya Kupası'nı kazanırsa gelmiş geçmiş en iyi olur mu? Birçoğuna göre evet. En iyi olmak için buna ihtiyaç var mı? Buna evet demek biraz futbol ayıbı zira böyle bir durumda 3 kupası bulunan Pele'nin Maradona karşısında elde ettiği üstünlüğe de değinmek gerek. Bir şansı Maradona yüzünden harcanan Arjantin'de Sabella'nın göstereceği performans Messi'den ya da Arjantin'in hücum hattından daha önemli. Ama bu kez 2010'daki kadar uzakta değiller. Ortaya çıkan son sakatlıklar, İspanya'nın Barcelona temelli muhtemel düşüşü ve anormal ön alanlarıyla bunun mümkün olma ihtimali var.

Kulüp takımları bu turnuvada da belirleyici olacak mı?

Milli takımlar düzeyinde başarıyı sağlamak için son dönemde kulüpler iyice öne çıktı. 2008'e kadar turnuva bahtsızı İspanya'nın Barcelona'yla birlikte yaptığı çıkış, Almanya'nın Bayern Münih temelli takımlarla son turnuvalarda ortaya hep kaliteli futbol koyması, Euro 2012'deki İtalya'yla birlikte destek bulmaya devam etti. Juventus temeliyle birlikte İtalya'da Prandelli'nin pragmatik bir şekilde kulüp birlikteliğini kullanması yetenekli teknik adamın dokunuşlarıyla birlikte turnuvanın en iyi takımlarından birini ortaya çıkardı. 2002'deki Türkiye'nin üçüncülüğünün yine Galatasaray organizasyonuyla gelmesi bizim de bu duruma yaptığımız ek katkı. Birlikte antrenman yapma şansından artık iyice uzak kalan milli takımların turnuva öncesindeki zamanı bunun için pek yeterli değil. Dolayısıyla ortaya kolektif bir yapı çıkarmak için teknik adamlar artık kulüp takımlarının pozisyon yapılarını milli takımlara kopyalamaya başladılar. İspanya, Almanya, İtalya, Rusya, İngiltere ve hatta Meksika yine bu yönüyle merak edilecek. 

Peki İtalya bir kez daha şampiyon olabilecek mi?

Bunun cevabı bir sonraki yazıda olacak.

Blogger tarafından desteklenmektedir.