Basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Oca 2011

, ,

The Black Mamba


Biz Robert Rodriguez'den Sin City 2'yi çekmesini bekleyeduralım, Nike - Kobe işbirliği için güzel bir reklam filmi çekme çabasının içindeymiş bu güzel adam.. Başrolde dünyanın en iyi basketbolcusu etiketiyle trailer'da sunulan Kobe Bryant, Bruce Willis ve Robert Rodriguez'in favori oyuncularından kült isim Danny Trejo var.. Nike belli ki büyük oynuyor, blogda da iki post üst üste yerini buluyor.. Şu adamlardan kötü bir şey çıkması mümkün değil ama Robert abi Allah'ını seviyosan Sin City 2'ye de at artık şu elini..

15 Ara 2009

2010 Dünya Basketbol Şampiyonası


Gruplar belli oldu.. Ankara'nın ağzına Türkiye'yle bir parmak bal çalınmış, ABD'yi beklendiği gibi İstanbul izleyecek.. Türkiye açısından olumludur grupları Ankara'da oynamak zira İstanbul seyircisine basketbol bilinci yönünden açık ara yapar başkent seyircisi.. Desteğe en çok ihtiyacın olduğu gruplarda avantaj sayılır bu..

Türkiye'nin grubu çok olumlu.. 1. torbadan en zayıf takımı çektik, Eurobasket'ten kapatılacak bir hesap var.. 3'ten gelen Porto Riko eğer Kanada Steve Nash'i getirmeyi bu sefer başarırsa yine gayet olumlu duruyor bence.. Carlos Arroyo sonrası yetenekli ve pırpır oyun kurucu ekolünü 3 sene önce milli olan Jose Juan Barea'yla dolduracaklar.. Dallas'ta oynadığı oyun şahane bu bücürün.. Fakat yine de bizi geçebileceklerini sanmıyorum.. 4'ten gelen Rusya için yorum yapmaya gerek yok zira bu torbanın tamamı tehlikeli ve güçlü ekoller.. Yine de tam kadro gelirse bu torbanın tozunu atacak olan Litvanya'yı bu sefer çekmemek de ayrı bir şans bana göre.. 5'ten gelen Çin'in Yao'suz zaten şansı yok.. Şu anda Yunanistan'ın başında olan Jonas Kazlauskas 3 sene kaldı Çin'in başında ve hiçbir şey beceremediler.. Muhtemelen averaj takımı olurlar.. Yine bu sene Afrika'dan büyük sürpriz yaparak gelen Fildişi Sahili de futbol takımıyla bu kadar sempatimizi toplamışken bundan basketbol takımıyla nemalanmaya çalışacak olması güzel.. Hiç izlemedik tabii ama eğlenceli ve mücadeleci bir takım oldukları söyleniyor.. Formalarıyla bile renk katarlar turnuvaya..

Ölüm grubu D gibi.. Son iki torba dahil bütün torbaların en güçlü takımları burada toplanmış.. İspanya'yı yıpratmak kolay değil tabii.. ABD'nin grubunda İran'la çekişmeleri bile ilginç olur.. 50'ye yatırıp bir darbeyi de parkelerde vururlar.. A grubunda da benim beğendiğim Afrika takımlarında Angola 1-2 sürpriz yaparsa değişik sıralamalar oluşabilir.. İsteğimiz tabii ki Kobe'yi çıplak gözle izleme fırsatını bulmak.. O yüzden milli takımı ilk etapta sallamayacağız pek.. Bütün takımların en büyük yıldızlarını getirmek için sağlam çalışmaları var şu anda ki bu yönüyle bile ilginç bir turnuva yaşayabiliriz.. Organizasyon yönünde şüphemiz yok, Kobe'yi Türkiye'ye bekliyoruz..

19 Kas 2009

Bitti mi?


Salsa'nın yayınladığı haber spor camiasında gerekli sarsıntıyı yarattı, olay çok çabuk bir şekilde Türkiye çapında yayıldı ve akşam saatlerinde yönetimden açıklama geldi.. Böyle bir kepazeliğin ortaya çıkmasından sonra bu işle ilişkili herkesin görevden alındığı açıklandı ki yapılması gereken de buydu zaten.. Cemal Nalga gibi Galatasaray basketbol takımı içindeki tek görevi pota altındaki hustle icraatları ve kısa oyunculara screen'e gelme olan bir oyuncu üzerinden yapılan bu rezilliğin 100 yıllık kulübe ne fayda sağladığını sormayacağım, bunu soranlar illa ki olacaktır zaten önümüzdeki günlerde.. Coach, coach yardımcısı, menajer ve teknik menajeri görevden alıyorsun gayet normal bir şekilde.. Bu olayın özellikle teknik ekibin başının altından çıktığı ortada.. Ama bütün şubenin başında bulunan, sadece Canaydın kontenjanından kulüpte iş yapan ve takımı elinde oyuncak eden Ahmet Dedehayır hala neden görevdedir? Buna bir açıklama bulmakta zorlanıyorum ben..

NTVSPOR ani toplantıya ekip göndermiş, Irmak Kazuk sıcağı sıcağına Dedehayır'a olayın iç yüzünü soruyor.. Bir şey söyleyecek durumu yok tabii Dedehayır'ın, tek kelime edecek cesareti bulamıyor kendisinde ve basın sözcüsü Mehmet Helvacı'ya yönlendiriyor Kazuk'u, ben sadece yanında duracağım diyor..

Bu kepazelik 2 post altta yaptığı işleri övdüğüm Adnan Polat'ın başına büyük işler açabilir ki üzücü olan budur.. Galatasaray'ın ellerinden gittiğini düşünen o kesim anında harekete geçer.. Polat yapılması gerekeni yapmayarak bu sürece ne şekilde hizmet edecek onu kestirmek zor ama.. Takım cezayı alsın, kupadan uzun süreler boyunca ihraç edilsin, gerekirse küme düşürülsün ona kimsenin diyeceği bir şey yok.. Fakat idarecilerin sözünden çıkamayacak olan Cemal Nalga'nın yönetmelikte geçen 1-3 yıllık cezayı çekmesi beni en çok üzün durum olur.. Doping hadisesi bireyseldir genellikle ve ağır ceza almaları gayet normaldir kullananların fakat açık bir şekilde emirle sahaya çıkarıldığı belli olan bir oyuncunun bu nedenle 2 yıl civarı ceza alması benim vicdanımı rahatsız eder.. Suçludur mutlaka ama umuyorum böyle uzun bir ceza almaz Cemal..

15 Kas 2009

,

Galatasaray C.C. 74-72 Fenerbahçe Ülker


Galatasaray'ın gerçekten mücadele ettiği ve iyi savunma yaptığı ilk yarı bittiğinde skor 35-29.. Çevremdeki bütün Fenerbahçeliler Galatasaray ekstra üç attı, biz ise hiçbir şey sokamadık diyordu.. Eğer dengeli olsa skorun aynı farkla kendileri lehine olacağı gibi bir düşünceleri vardı.. Halbuki bu işte her zaman için denge unsurları ön planda.. Fenerbahçe şutör bir takım ve 1/10'da kalmaları çok normal değil, doğru.. Galatasaray'ın 7/10 atması da biraz ekstra, evet.. Kaldı ki o yedinin iki tanesi yaklaşık 8 metreden mesafeli üçlüklerdi.. Ama o dış atışlarl 35-29 olan skorda Galatasaray'ın aleyhine işleyen denge unsurları da vardı.. İlk yarıyı 6/23 iki sayılık isabet oranıyla bitirdi Galatasaray ki çok nadir rastlanabilecek bir durumdur bu.. Üçlükler dengeli olsa rahat önde olurduk gibi olasılık tezine karşı iki sayılık atışlarda Galatasaray biraz daha şanslı olsa ilk yarı 15-20'ye bağlanırdı demek aynı şey ve ikisi de doğru değil.. Zaten üçüncü çeyrekte Fenerbahçe daha iyi üçlük attı ama iç atışları dengeleyen Galatasaray periyot boyunca farkı korumayı başardı..

Fenerbahçe'nin Galatasaray'a üstün olduğu tarafın pota altı olduğunu basketbolla ilgilenmeyenler bile bilir.. Fenerbahçe burdaki üstünlüğünü maç boyunca kullanamadı.. Tanjevic'e burada eleştiri gider, nasibini de almalıdır sonuna kadar ama dışarıda sağlam bir baskı olduğu zaman içeri top indirmenin o kadar kolay olmadığının da farkında olmak gerek.. Ama bütün bunların yanında Okan Çevik'in hangi motivasyonla maçın sonlarını ve hemen hemen bütün uzatma dakikalarını tek uzunla oynadığını ben anlayamadım.. Zaten rakibin özellikle pota altında genel bir fiziki üstünlüğü var.. Maçın yorgunluğu üstüne binmiş.. Uzatma dakikalarında topçulara kramp girmeye başlamış, sadece maçta iyi üçlük atıldı diye mi 4 kısayla oynadı bütün uzatmaları takım? Eğer öyleyse neden adam gibi bir transition hücumu ya da düzgün çizilmiş ve sonunda nokta şutun bulunduğu bir tek set oynayamadı bu takım? Okan Çevir elbette bunun cevabını verecektir kendi içinde.. Maçın öncesindeki düşüncem galibiyete rağmen değişmedi, oldukça vasat bir coach.. Liseliyim ben diyerek görev alınır Galatasaray'da ama genelde bundan zararı kulüp görür.. Lise spor yönetimindeki yeteneğe direkt bir etki yapmıyor hiçbir zaman.. Son serbest atış rezaletine ise hiç girmek istemiyorum, mantalitenin de sorunlu olduğunu gösteren net bir örnektir..

Galatasaray açısından devam edeyim.. Alınan yabancıların geneli vasat.. Darius Washington vasat kere vasat bir point guard.. Mike Wilkinson aynı şekilde.. Rancik'in maçtan sonraki hareketleri taraftarın hoşuna gider, savaşçılığı da bir yere kadar gider belki ama onun da toplamını vasatın üstünden bir adım ileriye koyamıyorum.. Eldeki işe yarar tek yabancı Simas Jasaitis.. O da ancak kendisini sağlam bir sistem ya da klas bir coach'un yönetimi altında ifade edebilir.. Böyle bir takımda istediği ortamın oluşması zor.. Galibiyet geldi ama bu takımdan bu sene de bir şey olması zor.. Bunun hesabını da yanlış coach seçimleri yaptığı yetmiyormuş gibi, iyi bir yabancı bulup üst üste 1-2 sene onunla çalışmayan Galatasaray yönetimleri verir.. Kepez ve Banvit deplasmanlarını alamadıktan sonra bu galibiyette Galatasaray-Fenerbahçe rekabetinden başka bir anlam bulamıyorum ben..

Tanjevic'in 4 kısalı Galatasaray'a karşı ısrarla tek uzunun tuttuğu Oğuz'dan oynamasını çok anlayamadım.. Gerçi Semih'in Jasaitis'e üstünlüğü gibi bir fark vardı orada da neredeyse.. Will Solomon'un Tanjevic kaprisiyle gittiği takımda Lynn Greer'ın da ilk 5 başlamaması ayrı bir Tanjevic kaprisi olarak Fenerbahçe tarihine geçer.. Maç berabere bittiğinde Oğuz Savaş'a 15 saniye boyunca sallayan hoca maçı Oğuz'un kaçırdığı iki serbest atışla kaybettiğinde neler düşünmüştür acaba? Çıkan olaylar bir Galatasaray - Fenerbahçe klasiği.. Futbolda olduğu gibi basketbolda da klasikler var.. Galatasaray'ın kendi sahasında oynadığı maçlarda mutlaka bir ceza alır takım.. Genelde taraftarlar dışarı çıkarılır.. Bugün de aynısını bekledim, şanslıydı takım.. 1-2 maç ceza garanti gibi.. Bir şekilde ceza alacak şeyleri yapıyor bu taraftar, anlayabilmiş değilim.. 2 Fenerbahçeli'nin hareketlerinden galeyana gelebiliyorsa bu adamlar gerçekten sinirlerini bozmak çok kolay demektir.. Galatasaray ceza alacak, ki almalı da.. Ama alırken ilk pozisyonda taraftarın üzerine yürüyen Tarence Kinsey'ye hak verilebilecekken, aynı oyuncunun içeri kaçarken pota arkasındaki bir taraftarın ağzının ortasına çakmasının da gözden kaçmaması gerek.. Olay karşılık hesabı değil, hak edenin gerekli cezayı görmesi..

İki takımın da bu sene şampiyonluğun yakınından geçmesi oldukça zor.. Maçın gösterdiği tek şey de budur bana..

18 Eyl 2009

Bitti...


Nesi anlatılır, nesi söylenir ki bu maçın.. Böyle moral bozucu bir kayıp, böyle pis bir yenilgi uzun zamandır hiçbir spor dalında görmemiştim.. Rakibe 20 fazla rebo, 20 fazla faul atışı vermişsin, ona rağmen bir an olsun kopmamışsın.. Son dakikalarda müthiş bir atılım yaptıktan ve 6 sayılık öne geçişten sonra maçı ellerinle bırakıyorsun.. Faturası yok bu maçın, Slovenya maçının bir sonucudur bu zorlu yol.. Çıkacaksa bir fatura ilk kızdığım 50 saniye varken ve top bizdeyken 2 sayılık üstünlükte hücum kullanan Ömer Onan'adır maçın sonunda.. Rijkaard Türk futbolcusu (sporcusu) için duygularına kapılıp gidiyorlar demişti, haklı.. Başka milliyetten bir oyuncu orda kesinlikle o hücumu kullanmazdı.. Ki Ömer bir pure shooter değil.. Eğer kullanmasa 2 sayılık avantajla 2 hücumumuz olacaktı ve Yunanistan topu eline sadece bir kez geçirebilecekti.. Ama bugünkü hatalar zincirleme gitti.. Yıpranmışlık, savunmada çok çabalayan takımların uzun turnuvalarda mutlaka karşısına çıkan yorgunluk.. Bütün uzatma periyodunun 5 kısayla oynanmasını kesinlikle anlayamadım.. Bourousis'in 5 faul almasından sonra pota altı üstünlüğümüz iyice ortaya çıkabilirdi.. Hidayet'in yine elinde patlatıldı bir top, hemen vurmaya başladılar.. Ersan sırtı dönük aldığında bütün heyecanıyla topu uzatıp Hedo'ya veriyorsa, bir takım mental yönden bu durumdaysa Hedo zorlayıp kullanacak o topu, başka çaresi yok.. Maçı harika bir şekilde uzatan Ender'in bile fast break'e çıkarken top kaybettiği bir maçta kişilere takılmanın anlamı yok.. Heyecanımızın, duygularımızın önüne yine geçemedik.. Benzerimiz bir ulusa kaybettik.. Kim çıkarsa çıksın İspanya karşısında süpürülecekti ama madalyaya oynama şansımız kayboldu.. Tekrar ediyorum, Slovenya maçı kazanılsa final şansımız çok yüksekti.. Önce orda, sonra da bu gece kaybettik.. Bu kadar üzücü olabileceğini tahmin etmezdim ama..

Bütün emeklere yazık oldu..

17 Eyl 2009

Türkiye - Yunanistan - Fransa - İspanya


İkinci periyodun ortasından itibaren gösterilen tepki ve devamı bu maça "kayıp" düşüncesiyle çıkılmadığını gösteriyor ama yine de garip olan şeyler var, "kazanalım ama kaybetsek de olur" düşüncesinin hakim olduğu çok netti bence.. Belki Slovenya'da da vardı bu, belki olmalıydı ama kaçan fırsat bence büyük.. Engin ve Sinan'la başlanan maç oyuncuların aklında mutlaka acaba dedirtmiştir.. Keza ilk gruplardaki rahat maçlarda kullanılan ama ikinci gruplardaki önemli maçlarda ana rotasyondan çıkan Bekir Yarangüme'nin maçın başında oyuna girmesi de.. Açılan farklarda böyle oyuncular farkı kapatmak için kullanılabiliyor evet ama genel bir gariplik vardı maçın başında.. 19 sayılık geriye düşüş bu ortamda beni hiç şaşırtmadı ama şaşırtmalıydı.. Bu turnuvada bir takımdan 20 sayı geriye düşmek bu form durumunda düşünülmemesi gereken bir şeydi..

Maç o farklarda tehlikeli bir yere doğru gidiyordu, 5'te 5 yaptıktan sonra böyle büyük farkla alınacak bir mağlubiyet takımın havasını bozabilirdi.. İkinci çeyreğin ortasından itibaren geri döndük.. Yanılmıyorsam 14-0'lık bir seri ve 5-6 sayılara geri dönüş.. Keyfimiz yerine geldi, bir de bu şekilde kazanırsak müthiş olur dedik ama bu sefer de ikinci yarıda Tanjevic'in ağırlıklı alan savunması geldi.. Kazandığımız maçlarda dönem dönem kullanıp çok fayda gördük alan savunmasından ama bu maçta ipin ucunu biraz kaçırdık.. Tanjevic'in takımı savunmada dinlendirme düşüncesinin baskın olduğunu anlamak zor değil ama işte bu düşünce de kaybetsek de önemli değil düşüncesinin takımda hakim olduğunu gösteriyordu.. Slovenya bu kadar şutör bir takımken ve üzerine maç içinde iyi şut atıyorken ikinci devrede alan savunmasını bu kadar çok kullanmanın bence başka mantığı yoktu.. Yine de müthiş bir şekilde maçı son anlara kadar soktuk.. Udrih'in Ender'e üçlükte yaptığı faul saçmalıktı, faydalandık.. Son topta Ender'in içeri müthiş dalmışken topu dışarı çıkarmasıyla müthiş bir şans bulduk.. Engin'in bu kadar boşken sokması gerekiyordu, olmadı.. Ender'den yüksek bir bırakış bekledim ben, önü oldukça açıktı ama muhtemelen Tanjevic'ten boş üçü bulalım, maç uzamasın uyarısı geldi..

Sonuç olarak çok tehlikeli bir yere girdik.. Başlıktaki dörtlü bir kanatta, çok daha zayıf takımlar diğer tarafta.. Slovenya'yı buraya alıp en tehlikeli 4 rakibe birbirinizi kırın ve finale tek takım gelin diyebilirdik.. Müthiş bir avantaj olacaktı.. Şimdi önce Yunanistan'la oynayıp, geçmemiz durumunda Fransa-İspanya'dan gelen takımla oynayacağız.. Yunanistan'dan bir korkum yok, Kazlauskas'la girdikleri yol bizim gibi sert savunmalar için büyük dert değil.. Geçeceğimizi düşünüyorum ama yarı final için böyle yıpratıcı bir maçtan sonra o kadar umutlu olamam.. Şampiyon olmak istiyorsan bunları zaten yeneceksin mantıksız bir savunma değil.. Ama diğer taraftan kolayca finale gidip en zorla finalde karşılaşmak bence turnuva yolunun olması gerekeniydi.. Buradan çıkabilirsek finalin çok ağır favorisi oluruz, ama sağlam acı çekeceğiz o yolda.. Seçim buysa yapacak bir şey yok.. Cuma günü bol şans takıma..

15 Eyl 2009

Sırbistan 64-69 Türkiye


Hayatımda izlediğim en iyi savunma yapan, savunmada en organize Türk takımı bu.. Bütün sporlar, kulüp takımları dahildir buna.. Bu kadar bilinçli, mücadeleci, planlı, istekli savunmayı hiçbir takımda görmedim ben.. Lucescu'nun özellikle ikinci senesindeki Galatasaray belki kapışır ama bu takım bambaşka..

Sondan başla, uzatma dakikalarında Sırbistan'dan sayı yememek çok müthiş bir olaydır.. Kapasitesiz Polonya'yı saymazsak bugün ilk defa çok sert, hücumu zayıf olmasına rağmen bizim gibi savunmasıyla ilerleyen bir takımla karşılaştık.. Gösterilen dirençten bir şey eksilmedi.. Bugün Sırbistan'ın pota altından bulduğu kolay bir sayı hatırlamıyorum.. İçeriye müthiş gömülen, kenarları harika savunan, hücumda dağılan Hidayet'in savunmada bütün enerjisini harcadığı bir garip maç.. İki takımın kabızlığı olarak değerlendirilebilir maçın genelindeki zayıf hücumlar.. Kısmen de öyle belki.. İki takımın da parçaları savunma yapmaya daha müsait, oyuncu bazında skorerlerden çok mücadeleci topçuların toplandığı takımlar.. Buna zaman zaman çok sertleşen müthiş savunmaları ekleyince hücumdaki düşüş normal.. İlk gruptan, daha zayıf takımlara karşı biraz şişirilmiş hücum istatistikleriyle gelmiştik, düşüş sert oldu ama anormal değil..

İşin en sevindirici kısmı savunma saygısını yavaş yavaş uyandırıyor olmamız.. İyi savunmalarıyla ün yapmış takımların böyle durumları vardır, en büyük etkiyi hakemler üzerinde gösterirler.. Savunmacı takımların sertliklerine ve müdahalelerine toleranslı yaklaşır hakemler.. Bugün bazı pozisyonlarda tatlı sert müdahalelere, faul çıkabilecek birkaç pozisyonun hiçbirine faul çalınmadığını gördüm.. TV'den izleyerek anlamak zor bunları, belki de alakası yoktu ama son maçlarda hakemler üzerinde bu tarz bir saygı uyandırdığımızı hissediyorum ki bu bir savunma takımı adına en önemli başarılardan biridir, çok da önemli bir hadisedir..

İşin savunma kısmı eksiksiz ve tamam.. Hücumda göze çarpan eksikliklerde ise temelde Hidayet var.. 1/16 atması önemli değil, Hidayet'in olayı budur.. Bazı günler hücumda şalteri indirir ve böyle çok kötü yüzdeleri çıkar ortaya.. Son sezonunun game log'unu açıp bakarsanız yığınla 1/14, 1/13, 3/18 gibi rakamlar görürsünüz.. Maç başına 15-20 sayı atan bir oyuncu için hücumda berbat maç çıkarma adedi fazladır Hidayet'in, bir oyun eksikliği olarak görülebilir.. Sakatlığı vardı, etkilemiş olabilir.. Ama sakatlığın etkilediği bir oyuncu savunmadaki o müthiş gayreti gösterebilir miyd? Bunun cevabı hayır.. Çıkılacak nokta ne peki? Takımın en önemli oyuncusu böyle geceler geçirebilir, her takımın yaşayacağı şeylerdendir bu.. Önemli olan, Sırbistan'ın sertliğini görünce zorda kalan takımın böyle bir gecede hep Hidayet'i bulma çabasıydı.. Karşıda katmanlı savunmayı gören, boş alan bulamayan oyuncular kötü gün geçiren yıldızlarını bu kadar zorlamamalıydı.. Bugün 16 top kullandı Hidayet.. En az 2-3 tanesi elinde patlayan toplardı.. Çok kötü seçimler yaptı, anlamsız zorlamalara girdi ama sert savunmayı gören takım arkadaşlarının Hidayet'i daha çok zorlamaması gerekiyordu.. Bunun uyarısını Tanjevic yapmalıdır bu gece.. Hidayet'le beraber sayı bulamadığımız uzun sürelerden sonra kenara gelmesiyle birden Ender'in, Ersan'ın sorumluluk almaya çalıştığını gördük, bunu Hidayet oyundayken yapabilseler maç bu kadar zora girmeyebilirdi..

Kerem Tunçeri'nin önemi takım için çok büyük.. Ersan İlyasova kesinlikle "doğal" bir skorer.. Bu kadar kısır geçen bir maçta yaptığı 22 sayı, 11 rebo inanılmaz gösterişsiz ve bir o kadar değerli göründü.. Oğuz'da 2 maçtır bir duraklama var, Semih ilk maçlardaki dağılış sonrası Ömer Aşık'ın yanını doldurmaya çalışıyor.. Bu geceki galibiyet çok önemliydi.. Yenilgi sonrası sağlam kadrolu Slovenya karşısında gelecek bir mağlubiyet takımı 3.lüğe düşürürdü ki hak etmiyorduk.. 2 mağlubiyet sonrası kazanma alışkanlığını da kaybedebilirdik.. Şu anda ilk 2 garanti.. Rakip gruptaki duruma göre hareket etme şansına sahibiz.. Yunanistan müthiş girmişti turnuvaya ama David Blatt ve Rusya gazlarını aldı.. Bizim için Fransa'ya göre daha kolay eşleşme olacağını düşünüyorum.. Öbür grupta işler hayli karışık.. Yunanistan 3.lüğe de düşebilir, Fransa'yı geçerlerse lider de olabilirler.. Fransa 1-2'yi garantiledi.. Rusya 2-3 olabilir.. 4.lük maçıysa Hırvatlarla Almanlar arasında oynanacak.. Almanların kazanması durumunda Slovenya maçına iki takım da bütün güçleriyle asılacaktır.. Hırvatistan'ın 4.lüğü alması garip hesapları getirebilir.. E Grubu'nun işi bittikten sonra bizim maçlar tam bir taktik mücadelesine dönecek.. Umuyorum karakterimizden vermeden oynayıp fazla bu meselelere takılmadan kaderimizle yüzleşiriz.. Tabii bu arada şans da yanımızda olsa hiç fena olmaz..

10 Eyl 2009

Polonya 69-87 Türkiye


Maçın arkasından hemen futbola geçiş, oradan gelen hayal kırıklığı, tüm gün yaşananlar.. Sonraya bırakalım dedim, sahuru buldum.. Günün tebessüm ettiren tek gelişmesi yine Polonya'dan geldi.. 2'de 2 yaparak gelen ev sahibi karşısında resmen şov yaptık bugün..

Polonya'nın en önemli gücü front court'uydu, bizim 3 pivotun iyi oynaması şarttı bu yüzden.. Hem ilk 2 maçta dökülen Semih Erden bugün büyük artı getirdi savunma ve hücuma, hem de Ömer Aşık kariyerinin en etkili maçlarından birini çıkardı.. 10/11'le 22 sayı, 8 rebo.. İlk ve üçüncü çeyreğin başında Ersan karşısında kalın ve uzun kalan Maciej Lampe üzerinden oynamaya çalıştılar ama uzunlarla savunmayı müthiş dengeledik.. İlk 2 maçta hastalığı nedeniyle oynamayan Ömer Onan'ın bir anda ilk 5'e girmesinin ritmi bozabileceğini düşünmüştüm.. Ömer turnuvanın başından beri oynuyormuş gibiydi.. Logan'a maçın tamamında yaptığı savunmayı, savaş alanında düşman yapmaz birbirine.. İnanılmaz bir iş çıkardı, Logan'ın hayatında gördüğü en inanılmaz savunmalardan biridir bu, eminim.. İlk 2 maçta 21.0 ortalama yapan adamı 6 sayıda tuttuk.. Ignerski'ni de ritmini 40 dakika boyunca bir türlü bulamayınca pota altından Gortat ve Lampe'nin yaptığı katkılar güdük kaldı, desteklenemedi.. Dışarıdan oynayıp pota altı tehdidi olmadığı için bizim gibi iyi bir savunma takımına karşı şansı olmayan Bulgaristan gibi, bugün dışarıdan yeterli katkıyı alamayıp tek boyutlu bir takım haline gelen Polonya'yı da 20'ye bağladık, 3'te 3 yaparak öbür gruba lider olduk.. Sadece iyi savunma yapmıyoruz, müthiş hücum ediyoruz ilk 3 maç itibarıyla.. %54 böyle bir turnuva için müthiş bir rakam..

Hedo yine lider, Ersan yine doğal skorer.. Pota altındaki Ömer ve Oğuz zaten en önemli işini yapıyorlar bu takımın.. Bunların yanına Kerem Tunçeri ve içine Tony Parker kaçmış Ender Arslan'ı ekleyince müthiş bir turnuva takımı çıkıyor insanların karşısına.. Bu gruptaki bu 3 maç beklediğim bir performanstı.. Bogdan Tanjevic 3 maçı inanılmaz yönetti kenarda.. Mola aldığı dakikalar, saniyeler bile inanılmaz.. Müthiş bir hakimiyeti var takıma ve maça..

Bu milli takım 2006'daki başarılı gençler mangasını saymazsak benim izlediğim en kolektif, en ne yaptığını bilen, en harika milli takım.. 3 tane sağlam takım geliyor öbür gruptan.. Eğer yukarılar hedeflenecekse 2 tanesini kazanmak şart.. İspanya ilk 3 maçta ağzımızın sularını akıttı.. Genç sırpları da bu takımla pasifize edebiliriz.. Çok güzel 3 maç daha var önümüzde.. Önce 2 gün dinlenip güç toplama, daha sonra mücadeleye kaldığı yerden devam..

9 Eyl 2009

Türkiye 94-66 Bulgaristan


Sadece bir savunma takımı değil, aynı zamanda iyi bir savunma takımı olduğunu da belgeledi bugün takım.. Hücuma dayalı takımlar savunma takımlarını mağlup edebilir ama bunun için dengeli ve çok silahlı hücum şarttır.. Bulgaristan gibi, tam bir sokak basketbolcusunun önderliğinde hücum eden ve pota altı üretimi sıfıra yakın olan bir takımın iyi bir savunma takımını mağlup etmesi imkansızdır.. 30'a bağlayarak gösterdi bunu Türkiye..

Earl Rowland bu tip turnuvalarda gördüğüm en bozuk mantaliteli, en vasat basketbolcu.. Devşirme olarak buraya getirilmesi Bulgaristan'ın çaresizliğini gösteriyor.. Dün 37 dakika süre almıştı, bugün bize karşı 38 dakika oynadı.. Çok kötü olmayan bir yüzdeyle 15 sayı, 5 rebo, 4 asist.. Rowland yerine sayı atmayan ama vasatın üstünde takımı oynatmayı bilen saf bir point guard'la bu Bulgaristan çok daha iyi basketbol oynardı, iddiam budur.. Gershon'un bu süreleri vermesi onun da çaresizliğini gösteriyor.. Böyle müthiş bir kariyerin böyle bir takımı yönetmesi ilginç ama Bulgaristan'ın bu kadar kötü takım olmadığı elemelerde belliydi, bazen o hava, form yakalanamıyor.. Her Avrupa Şampiyonası'nda bazı takımlar hayal kırıklığı yaratıyor.. Oyunun doğası ve gerekliliği..

Rowland'a baskıyla, tempoyu fazla yükseltmeden ve sabırlı hücum ederek maçın kilidini çözmek kolaydı.. Bunu da bir ileri aşamaya götürdü takım.. Bulgaristan kötü takım olabilir, biz şu anda form olarak iyi durumda olabiliriz.. Ama yine de ritmini buldu mu atan bir takımı ilk periyotta oyunu kopardıktan sonra bir kere bile geri döndürmemeyi de takımın artı hanesine bir çizik olarak atabiliriz..

Hidayet ve Ersan ilk yarı 15 dakika oynayıp maçı kopardıktan sonra ikinci yarı hiç oynamadılar ki doğru karardı.. Uzunlarda da bu rotasyona gidebilirdi Tanjevic, Semih 4 dakikada 5 faul almayı başararak engellemeyi başardı bunu da.. Barış Hersek'in ikinci yarının tamamına yakınında oynaması da Tanjevic'in doğru kararıydı.. Ömer ve Oğuz'u dönüşümlü olarak dinlendirmeye çalıştı.. Dün 32 dakika alan Hidayet'ten sonra en çok süre alan topçu Ersan'dı.. Bugün de takım dinlenerek oynadı.. Bunun da faydalarını bu tarz turnuvalarda görürsünüz ilerleyen günlerde..

Ender yine maçın yıldızı.. 5 üçlük inanılmaz rakam ama o boş şutları Kerem Tunçeri'ye borçlu olduğunun farkındadır bence.. Kerem ilk maçta gösteremediğini bu maçta 7 asistle koydu ortaya.. Çoğu da güzel asistlerdi.. Oğuz ve Ömer yine domine ettiler zayıf Bulgar pota altını.. Yarın Polonya'ya karşı bu kadar rahat olmayacaklar ama.. Semih Erden'in, hatta Barış Hersek'in desteği şart..

Polonya Litvanya'yı da yendi, benim için sürpriz.. Sertliği, bizim gibi iyi savunmayı ve hızlı hücumları hakikaten iyi kullanıyorlar.. Yarın kaybetme ihtimali yüksek ama bence yine alacağız.. Sert savunmalarına aynı sertlikle karşılık verebilirsek hücumdaki kalite direkt belli edecek kendisini.. Geriye adım atmamamız turnuvanın ilerleyen dönemi için de çok önemli.. Yarın gelecek bir galibiyet hedefleri çok daha yükseğe taşıyabilir..

A'da Makedonya'nın İsrail'i mağlup etmesi beklediğim bir sonuçtu.. Yunanistan'ın Hırvatistan'ı bozguna uğratmasıysa değil.. Yunanistan favori basketbolu oynuyor şu ana kadar, kupa adayları arasına ismi yazılır artık Kazlauskas'ın takımının.. B'de ilk maçta Fransa'yı çok zorlayan Almanlar Ruslar'ı yendiler.. Fransa Letonya'yı geçti.. Yarın Rusya'yı da mağlup etmeleri durumunda grup üçlü averaja kalıp karışabilir.. C'de iyi kadrolu Slovenya ilk gün sürprizcisi Sırbistan'ı rahat geçmiş.. Garip olan, İspanya'nın İngiltere karşısında son 1.5 dakikaya kadar maçı alamaması.. Yine izleyemedik tabii İspanya'yı ama bu kadro eğer iyi top oynayamıyorsa, takımın başında daha 6 ayını yeni dolduran Sergio Scariolo'ya yazarım nedenini.. Bu İspanya adamı iştahlandırıyor..

8 Eyl 2009

İlk gün


Açılış gününün yıldızı yukarıdaki adamlar.. Bizim maçla aynı saate geldiği için izleyemedik ama aralarda ne zaman açsam İspanya berbat hücum ediyordu.. Pau Gasol sıkıntı yaratıyor olabilir İspanya'da.. İlk başta sakatlığı nedeniyle turnuvada olmayacağı söyleniyordu fakat daha sonra biraz sürpriz bir şekilde oynayabileceği söylendi.. Dün maça yedek başladı ama daha sonra süre almış.. Juan Carlos Navarro 3/16'yla maçın kötüsü.. Sırplar bu jenerasyona çok güveniyorlar ama böyle bir galibiyeti hiçbiri beklememiştir.. NBA tecrübesi olan Krstic'in etrafında Dusan Ivkovic sanıyorum iyi toplamış takımı.. Teodosic ve biraz da Tripkovic dışında bu takımdan çok büyük yıldız çıkacağını sanmıyorum ama Sırplar mükemmel oyuncular çıkarsalar da hiçbir zaman takım oyunundan vazgeçmediler tabii.. Onun üzerinden de yürümeye İspanya maçıyla başlamışlar ve devam edecekler..

Açılış maçında Yunanistan, Makedonya'yı fena dağıttı.. Makedonları beğenmiştik hazırlık döneminde ama bol eksikli Yunanistan öyle harika oynadı ki fena olmayan bir takımı çok özelliksiz ve zayıf gösterdiler.. Jonas Kazlauskas takımın başına bu yıl geçti.. Bu kadar eksikle imzasını bu kadar çabuk atacağını düşünmemiştim ben.. Savunmayla oynayan Yunanistan'ı hücumda çok temel ve önemli prensipleri çok doğru oynayan bir takım haline getirmiş kısa zamanda.. Spanoulis bu basketbolun en temel öğesi tabii.. Makedonya ağır bir yenilgi aldı ve toparlayabilirler mi bilmiyorum.. Bugünkü İsrail maçı çok kritik onlar için.. 3.lük maçına çıkacaklar.. Bozuk psikolojiyle neler yapabilecekler bakacağız ona da.. Grubun diğer maçında İsrail Hırvatları gereğinden fazla zorlamış.. Bu da onlara bu akşamki maç için pozitif bir psikoloji sağlayabilir.. Bu grupta bu gece hem liderlik, hem de üçüncülük soruları büyük ihtimalle cevap bulacak..

B'de Rusya Letonya'yı çok sıkmadan geçti.. Almanya'nın Bauermann disipliniyse Fransa'yı beklenenden fazla zorlamış.. Maça kötü girip süper toparlayan Tony Parker ve Ronny "Braveheart" Turiaf maçı Fransa'ya getiren oyuncular.. Bugün iki takım da kazanırsa B'deki durum burada da yarın geçerli olacak..

C'de Slovenya-Sırbistan maçı çok kilit bugün.. Bizim grupta Polonya-Bulgaristan maçı beklenen gibiydi ama Bulgaristan fazla dirençsiz çıktı.. Earl Rowland diye bir adam var Bulgaristan'da, Pini Gershon nasıl dalmadı dün sahaya girip anlayamadım.. Bizim maçta da söylediğim gibi Rowland üzerine oynayarak Bulgaristan'ı pasifize etmek mümkün göründü bana.. Videnov ve Stoykov dün çok kötüydü, bugün bize patlayabilirler dikkat etmek gerek.. Yavaş tempo ve iyi savunma şart.. Bugünkü Polonya-Litvanya maçı da güzel geçmeye aday maçlardan..

Türkiye 84-76 Litvanya


Bu maçın göstermesi gereken gerçek tek.. Türkiye ve bu kadrosu tamamen savunma yapmak üzerine kurulmuş, bu amaç doğrultusunda planlama yapan ve hareket eden bir takımdır.. Bugün amaçlarını sonuna kadar gösterdi çocuklar.. 40 dakika boyunca yapılan savunma, bazı mecburi rotasyon ve yapı arızaları dışında inanılmazdı..

Maça beklenen tek uzun, 4 numara Ersan'la başladık.. Ersan'ın sayılarıyla iyi geçen ilk 5 dakikadan sonra pota altındaki zaafiyet ortaya çıktı.. 4 numara Ersan ve iki uzun ikileminin nedenlerini yavaş yavaş gördük.. Litvanya kısa takımı ve ekolüdür ama en iyi oyuncuları gelmedi turnuvaya, ağırlıkları pota altındaki fizikli oyunculardandı ki bugün fazlasıyla zorladılar pota altını.. Gruptaki diğer rakip Polonya da tamamıyla pota altındaki kaliteli oyuncuları üzerinden sistemini şekillendiren bir takım.. Dışa dayalı oynayan tek rakip Bulgaristan ve turnuva öncesi yapılan denemelerde göz önüne alınan da buydu bir önceki yazıda da değindiğim gibi.. Litvanya'nın pota altındaki etkisi ortaya çıkınca önce savunma zaafiyeti çıktı ortaya, daha sonra da hücum tıkanmaya başladı.. Tanjevic ikinci uzunu ve hücumda etkisiz kalan guard mevkiine kadro içindeki tek delici oyuncu olan Ender Arslan'ı aldı, oyunu tekrar dengeledik ve üstünlüğü ele geçirdik.. Ondan sonra görünürde 4 kısa ve çift uzun rotasyonunu oldukça dengeli ve rakip coach'un hamlelerine göre iyi kullandı kenar yönetim..

Genel anlamda takımı baltalayan tek performans Semih Erden'den geldi.. Geri kalanlar içinde görevini yapmayan, takıma artı katmayan bir oyuncu yoktu.. Semih'in basketbol karakterine güvenen biri değilim ama bugün ekstra kötüydü.. Hücumda zaten bir şey yapması beklenmiyor takımda ama etkili olabildiği tek konu olan savunmada bu kadar paspasa dönüp arka tarafa bu kadar adam kaçırması inanılmazdı.. Uzunlarda biraz faul problemi yaşadık ama buna rağmen gereğinden fazla süre aldığını düşünüyorum.. Semih'in bu hali ve 3 uzunun arkasındaki ismin anlamsız Barış Hersek seçimi olması Tanjevic'in ilerleyen dönemde karşısına gelebilir.. Barış seçimi zaten çok anlamsız Kerem Gönlüm yerine ama bu Semih'i görünce arkadaki Kaya Peker'le ilgili sorular ister istemez tekrar geliyor akla..


Oğuz Savaş çok güzel çocuk.. Sahaya çıktığı her an, zayıf hücum potansiyelimiz içinde takımın hücum zekasını inanılmaz bir şekilde artırıyor.. Oyuna ilk girişinde 3 kez topla dripling yapmaya çalışıp Litvanya pota altını zorlamaya başladı.. Gereksiz hamlelerdi.. İkinci periyotta ilk post up'ını yapıp arkasındaki elemanı dışarı çıkararak attığı güzel sayıyla kendini buldu.. Ondan sonrası tamamen müthiş performanstı.. Ömer Aşık, benzer şekilde ama tersinde, savunmada başarılı.. Tecrübe eksiği hala ortada.. Daha ilk 10 saniyede aldığı faul ve bazı hareketler gençliğinin ürünü ama ikinci yarıda 3 faul aldıktan sonraki oyuna girişiyle birlikte müthiş iş çıkardı o da..

Ömer Onan'ın maç öncesi hastalığı büyük şanssızlık.. Olsa bu kısalara sahip Litvanya üzerinde çok daha büyük bir baskı kurabilirdik.. Yerine oynayan Sinan Güler'in Ender Arslan'la birlikte 3. periyotta attığı 3 tane üç sayılık atış maçın kader anıydı bizim adımıza.. Hidayet Orlando'daki gibi, müthiş doğru bir rolle oynadı maç boyunca.. Fazla ortalıkta görünmeden, zorlamaya girmeden çok temiz 18 sayı.. Uzunlara yaptığı servisler Orlando'daki son sezonu hatırlattı.. Ersan maça müthiş girdi, arada sendelese de çok iyi bitirdi.. Yalnız statik şutunun olmaması ve boşken bile gereksiz bir tek dripling yapması yine battı gözüme.. İşi zorlaştırarak atmak da kendi rahatlığı olabilir ama çok net pozisyonların ölmesine ve anlamsız drive'lar yapmasına neden olabiliyor statik şutu denememesi..

Kerem ve Engin kötüydü, Ender Arslan müthiş bağladı maçı.. O da fazla sevmediğim bir oyuncu tipidir ama futboldaki Sabri Sarıoğlu sendromundan mustarip olduğu gerçeğini değiştirmiyor bu.. Oyun zekası ve karar verme adına önemli eksiklikleri var ama tartışmasız ülke basketbolunun en iyi delicilerinden biri.. Kadro içinde de adam eksiltip potaya doğru direkt gidebilen tek kısa.. Bugünkü maçın gerçek yıldızlarındandır pota altındaki elemanlarla birlikte.. Yarın Bulgaristan maçında saçmalaması kuvvetle muhtemel ama çok önemli bir maçı kazanılmasına büyük katkı yaptı, şimdilik yeterli bu..


Bundan sonra işler daha rahat.. Gereksiz eleştirilerin arasında iyi iş çıkardı oyuncular.. Yarın rakip Bulgaristan, bu maçtan sonra kaybetmek büyük ayıp olur.. Polonya karşısında izledim bugün, pota altları zayıf ama Rowland, Videnov ve Stoykov'la etkili olabilirler.. Bugünkü maçları çok yüksek tempoluydu.. Bizim bu tempolara çıkartmamamız gerekiyor Bulgaristan ve Polonya'yı.. Earl Rowland inanılmaz kontrol dışı bir oyuncu, onun üzerine oynarsak rahat bir galibiyet gelebilir.. Polonya bugün çok sağlam göründü, 2 galibiyetle o maça girersek alacağımız yenilgi de fazla zarar vermeyecek takıma.. Her türlü 3'te 3'e gideceğimizi düşünüyorum ama ben.. Bulgaristan bir anda turnuvanın selameti açısından hedef maç konumuna geldi..

Son olarak maçın anlatımına geleyim.. Murat Murathanoğlu yine yoldan çıktı, hakeme sardı.. Son 3 yıldır böyle Murathanoğlu, bugün de çok toleranslı başlayan İhsan Bayülken'i bile yoldan çıkarmayı başardı.. Doğru olsa bile, ki değildi, hakemi bu kadar öne çıkarması maçın bütün keyfini öldürüyor.. Son anlattığı 100 maçta hakemin bir tarafı doğramadığına ben şahit olmadım.. Ki Utah maçlarında daima Utah olurdu doğranan.. Anlattığı her maçta bir hakem trajedisi çıkarmasından fazlasıyla sıkıldık.. Bu ülkede en sevdiğim basketbol figürüdür ama ciddi anlamda soğutuyor bu yapısı..

7 Eyl 2009

EuroBasket 2009


Kasım başına kadar sarkıp Haziran'da kepenk indiren NBA varken yaz dönemlerinde basketbol daha çok özleniyor.. Avrupa'da da ligler futboldan geç başlıyor basketbolda.. Buraları takip edip susuzluğu giderme şansı yok.. Lakers şampiyonluğu almış, off-season'da Artest'i çakmış takım.. Defending Champion olarak oyuna ve lige olan heves de ister istemez artıyor.. Böyle bir ortamda nefis geldi EuroBasket, imdada yetişti.. Her ne kadar NBA yıldızları olmayacak olsa da, bizim takım sorunlu görünse de, üst düzey mücadelenin olacağı kesin turnuvada.. Her grupta çıkabilecek değişik sürprizler, İspanya dışında büyük favorisi olmayan bir şampiyona, ilginç olacak.. NBA için adres belli zaten.. Tek üzüntüm Dirk'ün olmamasıdır benim..

Bizim gruptan ve takımdan gireyim.. Yaratılan havaya çok katılmıyorum ama destekliyorum.. Ne zaman zayıf görünen ve underdog şekilde girsek bir turnuvaya hep beklenenden fazlasını yaptık.. Tersini yapıp büyük şeyler beklediğimizde de hüsranlar yaşandı.. Tanjevic'in en büyük eleştirileri aldığı nokta Ersan İlyasova'nın nerede oynayacağı.. Gereksiz abartılıyor denemeleri.. Kadroya bakınca ilk göze çarpan şey takımın hücum gücünün düşüklüğü.. Çok skor yapabilecek bir takım değiliz, hiçbir Tanjevic takımı da böyle bir stratejiyle oynamadı zaten.. Bu açıdan zengin bir takım olsa da elinizde, felsefeniz savunmaysa kısıtlamalara gidip takımın karakterini değiştirmeye çalışmak mümkün.. Ama şu an elde bulunan kadroyla yüksek skora ulaşmak çok olası değil.. Böyle bir tercihte de Mehmet Okur ve Serkan Erdoğan gibi oyuncuların neden kadroda olmadığı konusu önüne gelir, haklı da olunur.. Mehmet konusunda Tanjevic'in duruşunun doğru olduğunu düşünüyorum, problem oyuncu kaynaklı.. Serkan konusuysa sıkıntılı.. Hedef 2010 deyip yıllardır anlamsız gençleştirmelere gitmeye çalışması istikrarlı görünmüyor.. 2007'de çok genç bir takımla beklenmedik başarı sağladık, orada oynayan birçok oyuncu şu anda kadroda yok.. O zamanlar Kerem Tunçeri 2010'da oynaması zor diye kesilmişti Tanjevic tarafından, ama takıma geri döndü.. İstikrar yok, düşünce sakat.. Serkan Erdoğan'ın bu sezonki lig performansı biraz da Ercüment Sunter'in elinde olması nedeniyle fazla parlak değildi.. Ama bu kadar şutör sıkıntısı olan bir takımda mutlaka olmalıydı..

Ersan ve Hedo gibi Avrupa için iki tane 3.5'u tek uzunla birlikte kullanıp rakip savunma için mismatch oluşturmaya çalışmak bence de mantıklı, ama böyle bir takım içinde takımın boyunu ve enini artırıp savunmayı geliştirmeyi sağlamaya çalışan bir coach'a fazla kızamıyorum.. Kerem Gönlüm büyük kayıp.. Elde onun gibi bir oyuncu yokken 4 numarasız kalmak da çok mantıklı değil.. Beşiktaşlı Cevher Özer, Barış Hersek yerine değerlendirilebilecek, rakip savunmalara arıza çıkartabilecek bir seçim olabilirdi, düşünmedi Tanjevic.. Elde 4 numara karakterli bir oyuncu yokken çift uzun yapmanın savunmayı yükseltmediği de hazırlık maçlarında net şekilde ortaya çıktı.. Peki ne olacak? Ersan istediği ve verim verdiği 4 numarayı alacaktır.. Ama rotasyonu biraz abartabilen Tanjevic kafasındaki çift uzunu mutlaka maçların belirli bölümlerinde uygulayacak.. Neler getirip neler götürdüğünü turnuvada göreceğiz.. Kerem Tunçeri bu ülkenin gördüğü en güzel beyinlerden, basketbolu bırakana kadar yeri vardır Milli Takım'da.. 2 numaradaki Ömer Onan ve Sinan Güler'in savunmacı yapıları çok büyük avantaj takım için.. Şut sorununu savaşarak kapayacağız.. Hazırlık maçlarında gördüğüm kadarıyla Hidayet için biçilen rolün de fena olmadığını düşünüyorum.. Onun şutları takım için çok önemli olacak..

Grubumuz 4 grup içinde açık ara en zayıfı.. Litvanya düşük profilli bir kadroyla geliyor ama ekolleri gereği yine favoriler.. Uzun rotasyonları geniş, çok beğendiğim Linas Kleiza savunmalar için zorluk çıkartabilecek bir oyuncu.. Bizim 3-4'lerin dikkat etmesi gerek.. Tempo yaptırmadan, sete setlere kalıp hücumdaki kaliteleri ortaya çıkarmak gerek.. Takıma sayı ve savunma gerektiği anda Ömer ve Oğuz gibi farklı karakterde iki oyuncuyu kullanabilecek olmak büyük şans Tanjevic için.. Litvanya'yla turnuvaların ilk maçını oynamamız artık Avrupa Basketbolu'nun karakteristiklerinden biri haline geldi.. İlk maç çok kritik, Litvanya önünde alınacak bir galibiyet 3'te 3'le liderliği getirir.. Kaybında zorlanırız ama yine de 2.liğin altına düşeceğimizi sanmıyorum..

Evsahibi Polonya'da NBA patentli elemanlar Marcin Gortat ve Maciej Lampe önemli.. Lampe için Dirk Nowitzki umutları vardı, patladı.. Gortat iyi topçu ama ne yapabilir ki? Polonya mücadeleci takım ve rakipleri Bulgaristan.. Bulgarlarda korkulacak tek isim Pini Gerson.. Senden benden takım yapsa korkulması gerekir.. Yarın kendi aralarında oynayacakları maç da önemli fikir verecek bize.. İyi savunmacı Polonya favori gösteriliyor ama Bulgaristan'dan sürpriz gelebilir.. Eski Tekelsporlu (edit) Filip Videnov ve Todor Stoykov'un olduğu bir takımdan çekinmek gerek..

A grubunda İspanya sonrasında en büyük güç olarak gördüğüm Hırvatlar ağır favori.. Hem uzun, hem de guard rotasyonları müthiş.. Roko-Leni Ukic, Zoran Planinic ve Marko Popovic bir takım için müthiş bir üçlü.. Planinic'in fizik avantajı NBA'de sökmüyor ama Avrupa için her zaman büyük avantaj.. Ukic'in NBA'de önemli yerlere gelmesini beklemiyorum ama benzer şekilde Avrupa için fazla bir topçu.. NBA idmanı yedikten sonra da gücünde bariz bir artış var.. Uzunlar çok önemli.. Artık rotasyona attıkları, Avrupa'nın gördüğü en aşmış fundamental hastalarından Nikola Prkacin'in Milli Takım'a neler yaptığını daha yeni gördük.. Güçlü bir kadro Hırvatistan, 1.liği rahat alacaklarını düşünüyorum.. Makedonya, İsrail ve Yunanistan üçlüsünden biri dışarıda kalacak ama seçim yapmak kolay değil.. Diamantidis ve Papaloukas'sız Yunanistan Spanoulis'in omuzlarında yükselmeye çalışacak.. Makedonya'yı Efes Cup'ta hazır gördüm.. Galatasaray'ın transfer ettiği vasat Darius Washington yerine Jeremiah Massey'i seçmişler çift pasaportlu oyuncu olarak, ki mantıksız değil.. Aynı sorun Polonya'da da vardı bizim grupta.. Vrbica Stefanov birçok kez canlı izleme şansına eriştiğim çok önemli topçudur.. Bu grubun zayıfı olarak görünen İsrail'i alt etmeleri olası görünüyor..

B, turnuvanın en dengeli ve güçlü grubu gibi.. Rusya'da J.R. Holden ve AK-47 yok ama güçlüler.. Fransa 4 NBA oyuncusuyla en şöhretli takımı turnuvanın.. Kalbimiz her daim Ronny Turiaf'la tabii.. Kesin favorisi durumundalar grubun.. Almanya'da Dirk Nowitzki yok ama Bauermann daima müthiş bir disiplin oluşturuyor orada.. Letonya'yla 3.lük için çekişecekler.. Biedrins'li, belli bir ekolden beslenen Letonya 3.lük için bir adım önde.. Rusya'nın da bu mücadeleye katılma şansı var ama Blatt büyük reputasyon elbette..

C grubunda İspanya turnuvanın en ağır takımı.. Bizim çocuk Pau sorunlu geldi ama ona bile ihtiyaç duymayacak bir takımları var.. Kardeş Marc NBA tecrübesiyle arkada hazır kıta.. Rubio-Navarro arka alanı yine turnuvanın en iyisi.. Söylenecek fazla şey yok.. Sırbistan bir süredir şu anki gençleri hazırlıyor piyasaya.. Geçen sene Olimpiyat hazırlığında Diamond Ball'da da bu çocuklarla oynamışlardı.. Milos Teodosic ve Uros Tripkovic turnuvada iş yapar ama uzağa gitmeleri zor.. Slovenya'da Beno Udrih'in yokluğu büyük kayıp ama iyi kadroyla geliyorlar yine de, 2.lik için çok avantajlılar.. Basketbol deyince hiçbir şey ifade etmeyen, ilk gay John Amaechi'den başka bir şey hatırlatmayan İngiltere lütfen uzak dursun.. Deng de gelemedi zaten.. Pops-Mensah Bonsu'yla nereye kadar göreceğiz.. Tartışmasız son dönemin en iyi kadrosuyla geliyorlar ama yeteceğini sanmıyorum bu seviye için..

14 Haz 2009

,

Sepettopu


Kadroda çok değerli isimler var.. NBA TV'nin acar spikeri İsmail Şenol, NBA gurusu ve sosyologu Mete Aktaş, Eurosport'un ultra kombo spikeri Caner Eler, NTV ekibinden Irmak Kazuk, Batug.com ekibinden Muyu, Alim Karasu ve değerli birçok arkadaş.. Burası bir futbol blogu malum, NBA'e de sınırlı şekilde yer veriyorum.. NBA'le ilgili artık ben de sepettopu.net'te çiziktirmeye çalışacağım birkaç şey.. NBA'i toplayıp oraya götürmüyorum.. Sadece burada yer veremediklerimi orada yazma şansım olacak, burada işleyiş açısında değişen bir şey yok.. Bu adamların arasında yazmak zevktir zaten.. Özellikle NBA ve NCAA'le ilgili bir boşluk vardı, Sepettopu onu dolduracak rahatlıkla.. Arada tıklayın, iyi gelir..

27 May 2009

, , ,

Komedide son perde


Basketbola iddaa geldi ama yine eksik geldi.. Nasıl dikkatimi çekmedi daha önce bu hadise bilmiyorum ama dün Nesine.com için hazırladığım kupon ve yaptığım maç yorumunda -1.5'tan Orlando seçtikten sonra maçı uzatmada 116-114 kazanmışlar, ben de bahsin tutmasından dolayı bugünü beklemeye başlamıştım.. Fakat siteye girip baktığımda yaptığım kuponda maçın yanında koca bir X işareti görünce noluyor dedim, daha sonra da iddaa'nın basketbol maçlarında 48 dakikanın sonucunu aldığını öğrendim.. Berabere biten maçta Cleveland +1.5 oynayanlar kazanmış oluyordu böylece Orlando'nun 116-114 kazandığı maçta.. Bunu elbette bir şark kurnazlığı olarak görmek mümkün değil pek, sonuçta hakkı olan tarafa vermiyorlar ama diğer tarafa kazandırıyorlar.. Ama dünyanın hemen hemen bütün bürolarında uzatma sonucu alınırken muazzam şirketimiz İddaa neye göre 48 dakika sonucunu alıyor bunu hiç bilmiyorum.. Zannedersem under/over bahislerinde de uzatmaya değil, 48 dakika sonucuna bakıyorlarmış ki yine bütün NBA bürolarında uzatma sonucuna bakılır under/over'da da.. Üst oynayanların bu bağlamda hep potansiyel bir avantajı vardır ama bunu da yok etmeyi başarmış iddaa.. Milletin 1.85'ten az vermediği NBA oranlarını 1.70 olarak belirleyip, 2'li ve 3'lü çarpımlarında kafalarına göre küsuratları silen, dışarıda 1.15'ten az verilmeyen maçlara 1.02'leri yapıştırmayı görev bilen, bütün bunların açıklamasını 'ama biz vergi veriyoruz'a indirgeyen bir şirketten başka türlüsünü beklemiyoruz tabii.. Sonra her hafta bülten yollayıp bu hafta sonu şu kadar kazandırdık diye abuk reklamlar yapsınlar.. Bir gün de halka ne kadar kaybettirdiklerini açıklasınlar yahu, mukayese yapalım..

15 May 2009

,

Garanti NBA Skills Challenge


Her zaman söylediğim bir şeydir, eğer sporun sevilmesini istiyorsanız ülkede çocukları, gençleri, yaşlıları spor salonlarına, sahalara çekmelisiniz.. Bunu yaptığınız anda insanları spora güdülersiniz.. Reçete çok net ve tektir bu konuda.. Okumayı seven bir toplum değiliz.. En azından okumak için para vermek genetik kodlarımızda yok.. Bir ülkede çıkan bütün basketbol ve NBA dergileri bir bir kapanıyorsa, bunun tersi için çabalayan, o yayınevi, bu şirket diye koşturan insanlar hiçbir şey elde edemiyorsa, artık bunun üzerine düşünmek bile gerekmiyor.. Zira düşüncelerin arkasında hep aynı ve pis bir gerçek dikiliyor insanın karşısına.. Bu duruma yapılabilecek tek şey üzülmek.. Ülkenin genç nüfusunu spora kanalize etmenin tek yolu onları bu işin yapıldığı yerlere çekmek.. Bu konuda da maalesef fazla gerideyiz.. İstanbul gibi bir metropola sahip bir ülkede bile bu işler yeteri kadar olmuyorsa burada yazmanın bile anlamı sorgulanmalı aslında.. Spor yapmadan insanlar sporu takip edebilir, bu işin büyük fanatiği olabilirler.. Yazabilirler de hatta.. Fiziksel durumu müsait değildir, sağlığı yeteri kadar el vermiyordur.. Ama bunun dışında basketbolu, futbolu sevip, dünya basınından takip edip, bloglara değer vererek buralara girip okuyan insanlar potansiyellerini sadece oturma üzerinden değerlendiriyorlarsa orada sorun vardır.. Bunu yapan insan adedinin fazlalaştığı ülkeler de "spor ülkesi" etiketini asla yapıştıramazlar üzerlerine.. Şu anda bizim içinde bulunduğumuz, çok daha uzun süre de bulunacağımızı düşündüğüm durumda olduğu gibi..

İşte bu organizasyonlar bu yüzden önemli.. Garanti 2 yıldır NBA skills challenge'ın Türkiye ayağını üstleniyor.. 13-18 yaş grupları arasındaki gençlere basketbolun fundamental'ı üzerine potansiyellerini video aracılığıyla tüm Türkiye'ye kanıtlama şansı veriyorlar.. Basketbola dair yeteneğiniz her neyse, bunu videoda gösterip http://www.nba-garanti.com/ adresine yüklüyorsunuz.. Kullanıcıların oylarıyla ilk 100'e giren şanslı ve yetenekli oyuncular arasından bir jürinin 19-21 Haziran tarihleri arasında İstanbul'da yapılacak büyük finalde yarışması üzerine 30 kişiyi seçmesiyle de asıl serüven başlıyor.. Haziran'daki büyük yarışmada kendilerini NBA'in önemli isimlerine beğendirmeye çalışan talihli 4 genç Orlando'da düzenlenecek basketbol kampına katılacak..

Hadise fazlasıyla önemli ve gençleri harekete geçirecek cinsten.. İzmir'deyken ve altyapılarda basketbol oynarken o dönemlerde yapılan Streetball ve Blacktop gibi organizasyonların gençleri, altyapı camiasını nasıl birbirine kenetlediğini anlatmam mümkün değil.. Basketbola dair en güzel 4-5 anımdan biri İzmir Atatürk Kapalı Spor Salonu'nun önünde yapılan Streetball turnuvalarından biridir mesela.. Turnuvalara başvurma, son bir hafta içindeki hazırlık dönemi, hafta sonu turnuva heyecanı, sonrasında bitmek bilmeyen muhabbetlerle genç ve çocukların yaklaşık 20 gününü tamamen basketbol içinde geçirmesini sağlar ve büyük bir misyon üstlenirdi bu tarz turnuvalar.. Ne yazık ki bitti, ne yazık ki artık tekrarlanmıyor.. Bu turnuvalarla sadece işin artistik yönünü gösteren freestyle turnuvaların bileşimi gibi duran Garanti NBA Skills Challenge bu açıdan oldukça önemli bence.. İnsanları basketbola nasıl heveslendirdiğini gördüğüm sokak basketbolu turnuvalarından sonra benzer bir misyonu üstlenecek, belki 3, belki 10, belki de 50 çocuğa bu iş için artılar katacak bu tip organizasyonların çoğalması ülke sporu için fazlasıyla gerekli.. Peki bu videoların hazırlanması sırasında istediklerini bir türlü gerçekleştiremeyen gençlerin hayal kırıklığıyla oyundan soğumaları mümkün değil mi? Böyle bir soru gelebilir.. Uzun süre basketbol oynamış, hala da zevk için oynamaya devam eden bir abileri olarak onlara şu tavsiyeyi yapabilirim: Çok büyük hayal kırıklıkları yaşamadan hiçbir sporda başarılı olmak, oyunu geliştirmek mümkün değil.. Büyük başarılar her zaman büyük hayal kırıklıklarından doğar.. Ve şu anda hayranlıkla izlediğiniz bütün basketbolcular hayatlarının bir döneminde "Ben bu işi sanırım beceremeyeceğim." demiştir.. Bunu bilmek sporun ilk şartlarından biri..

Adresi tekrar verelim: http://www.nba-garanti.com/

Katılmayı düşünmüyorsanız bile gençleri izleyip hakkaniyetli bir oylamayla yapılan işi destekleyebilirsiniz.. Kendi adıma bir ricam da vardır Garanti'den.. Basketbolun takım olgusuyla hareket edilen turnuvalarına da eğilmeleri en büyük dileğimdir.. Bireysel hareket dışında takım olmanın nasıl bir şey olduğunu gençlere gösteren tek pota turnuvalarını çoğalarak görmek istiyoruz Türkiye'de..

Yarışma başlangıcı: 6 Mayıs

Street filming: 16-17 Mayıs Caddebostan, 23-24 Mayıs İzmir Bostanlı

Son katılım tarihi: 31 Mayıs

İstanbul kampı: 19-21 Haziran Darüşşafaka

Orlando kampı: 3-7 Ağustos

http://tr.netlog.com/garantinba

http://www.myspace.com/garantinba

http://www.facebook.com/pages/Garanti-Skills-Challenge/73852529718

http://garantinba.hi5.com


http://www.dailymotion.com/garantinba

14 May 2009

,

Zoom Kobe IV


Ayakkabı fotolarda şahane görünüyor ama renklerin katkısı büyük.. Türkiye'ye getirilen dandik renklileri elime aldığım zaman bu hissi vermiyor.. Niye böyle sarı-morlu renkleri getirmiyorsunuz diye sorduğunuzda verilen yanıt bu renklerin satmadığı.. Sen bir dene bakalım, o dandik kırmızılı, siyahlı renklerden daha mı az satıyor, daha mı çok görürsün o zaman..

I çok çabuk dağılmıştı, II'yi hala giyiyorum.. Çok daha sağlam ve konforlu bir ayakkabıydı.. III'ü bir hayli iyi durumda olması nedeniyle IV'ü bekleme umuduyla pas geçtim.. IV müthiş ama Türkiye'ye gelen renkleriyle değil.. Ya dışarı giden birini bulacağız sarı-mor için, ya da V'i bekleyeceğiz.. Nike'ın Kobe serisi güç geçtikçe güzelleşiyor.. I rahatlığıyla efsanelerimdendir benim.. Jordan XII'in hemen yanına koyarım, o derece güzel bir ayakkabıdır.. Şimdi bulsam yine alırım bir tane.. Nike LeBron'la işi palyaçoluğa vurmaya devam ettikçe Kobe'ler ilk tercih olmaya devam edecek.. Bence tabii..

Zoom Kobe I-II-III

3 May 2009

, ,

Euroleague, El Classico ve Galatasaray


Az önce Euroleague Final Four için Almanya'da hazır bulunan Caner Eler'le görüşme imkanım oldu.. Salonda üçüncülük maçının ve finalin başlamasını bekliyormuş.. Barcelona'nın da oynadığı turnuvada son havadisleri aktardı.. Öncelikle söylediği buradaki tek Türk benim cümlesi fazlasıyla üzücü ve Türk spor medyasının içinde bulunduğu durumu özetler nitelikte.. Digiturk güya maçları canlı veriyor Spormax üzerinden ama öğrenmiş bulunuyoruz ki yayınlar Türkiye'den, monitör üzerinden yapılıyormuş.. Türk takımlarının oynadığı, NBA'den sonraki dünyanın en büyük organizasyonuna, tamamen kendi isteğiyle giden Caner Eler dışında bir vatandaşımızı göndermememiz üzerine basın organlarının en tepesindekiler düşünüp dursunlar biraz..

Barcelona'nın yarı finalde CSKA'ya kaybettiği maç sonrasında, dünkü 6-2'lik skorla birlikte kimsenin yenilgiye üzülmediğini, herkesin 6 gollü Real galibiyetinin sarhoşluğu içinde olduğunu da öğrenmiş olduk.. Katalanlar Berlin'i bayram yerine çevirmiş..

Basketbol üzerinden son müthiş haber Galatasaray'dan.. Dünya çapında destan yazan Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı 2009 Şampiyonlar Ligi finalinde RSC-Rollis Zwickau takımını 82-73 yenerek üst üste ikinci defa Şampiyonlar Ligi Şampiyonu olmuşlar.. Ne dense az bu adamlar için..

25 Nis 2009

İnsanlıktan nasibini alamayan adam: Chris Lofton


25 Nisan 2009.. Rakip CASA TED Kolejliler.. 38 dakika 5 saniye.. 17/22 üç sayı, 21/28 toplam iç saha isabeti.. 4 asist, 3 rebo, 6 top çalma.. Toplam 61 sayı..

NCAA'de oynarken ülkesinin en iyi şutörlerinden biri olarak gösterilirdi.. Bu açıdan şaşırmıştım Türkiye'ye geldiğinde.. Ki Ahmet Kandemir'in klasik transfer başarılarından biridir.. Duyuyoruz ki Türk olacakmış.. Olsun bu adam, Kobe'liği Türkiye Milli Takım formasıyla da yapsın.. İzlerken keyiften geberelim biz de..

17/22 antrenmanda atılmaz lan..

9 Nis 2009

Şampiyon Cim-Bom!


Kelimelerin kifayetsiz kaldığı anlardan biri.. Değer olarak 2000 yılında gelen UEFA Kupası'ndan ufak bir kademe bile aşağıya konmayacak bir başarı bu.. Taranto'yu bizim kızlardan daha iyi ve kapasiteli bir takım olarak görmüştüm ilk maç sonrasında.. Ki ilk 3 periyotta, özellikle 3. periyodun sonunda farkın eridiği ana kadar da sahaya aynı şekilde yansımaya devam ediyordu.. Ama sonra ne olduysa oldu, 1.5 maç boyunca takımı yakan Kress ayağa kalktı, Sophia Young ve Seimone Augustus anormal işlerine devam etti.. Işıl ve Esra tempoyu müthiş ayarladılar.. Fark 21, Galatasaray 'bir kez daha' Avrupa Şampiyonu.. 'Mrs. Jordan' Augustus ve 'Mrs. Duncan' Young'ı elbette ayırmak gerek.. Ama Işıl Alben'in sakatlığından sonraki Esra Şencebe'nin 1 numaradaki performansı çok mühimdir, es geçilmemesi gerekir.. Bayan basketbolunun bizim erkek taraftarların gözüne de hitap eden yapısını zaten biliyoruz.. Esra da gerçekten çok güzel bir kız ve taraftarın sadece bu nedenle özel sevgisi vardır Esra'ya.. İyi oyuncu olduğu bilinmesine rağmen bu geceden sonra Esra'yı daha çok sevecek Galatasaraylılar.. Ellerine, ayaklarına sağlık..

Mrs. Jordan için söylenecek fazla şey yok.. Umuyorum Sophia Young'la birlikte hizmet etmeye devam ederler bu kulübe.. Dünyanın en iyi oyuncularından olduğunu biliyoruz ama WNBA'le beraber Galatasaray'da uzun süreli bir beraberlikleri olmaması için pek neden yok.. Bu iki oyuncuyla bugün kulüp arasında sağlam bir bağ kuruldu.. Umuyorum uzun süreli olur ilişki.. Seimone'suz bir Galatasaray düşünemiyorum ben artık..

Okan Çevik'e tebrikleri iletirken selefi Cem Akdağ'ı unutmamak gerek.. Bu yabancıların seçiminde mutlaka büyük payı vardır.. Kulüp de unutmaz umuyorum..

Esra'sı, Işıl'ı, Jordan'ı, Duncan'ı, Tuğba'sı, Yasemin'i, Kress'i.. Hiç kimseyi unutmadan bütün tebriklerimiz, teşekkürlerimiz kızlarımıza.. Devamını bu takım bozulmadan en büyük ligde istiyoruz seneye..

26 Şub 2009

Quinton Hosley & Anthony Tolliver



Hosley geçen sene de gelmek üzereydi Galatasaray'a.. Ama o zaman Karşıyaka'nın oyuncusuydu ve bu şekilde küçük bütçeli takımların transfer başarılarından nemalanan büyük takımların yanlış yaptığını, bu nedenle de böyle transferleri doğru bulmadığımı o zaman belirtmiştim.. Daha sonra transfer gerçekleşmedi ama belirttiğim nedenlerden değil tabii ki.. Murat Özyer yeni bir yabancıya ihtiyacım yok diyerek önce Hosley'nin gelmesine karşı çıktı ve kulüp oyuncuyla anlaşmasına rağmen transfer yattı.. Ki aynı Özyer, bir röportajında 3+2 nedeniyle yaşadığı rotasyon sıkıntısını açık yüreklilikle dile getiriyordu.. Tamam, adamın sistemini bozacaksa haklıdır, diğer yabancıların performansını düşürmeye yok dedi taraftar.. 2-3 hafta sonra Britton Johnsen adında ne idüğü belirsiz bir yabancıyla anlaştı takım.. Sonrası malum zaten.. İşin etik boyutunda eğrisi doğrusuna denk geldi ve Hosley'yle Galatasaray'ın yolu o zaman kesişmedi.. Kısmet bugüneymiş.. Bir süredir free'ye düşen Quinton Hosley'yi bu sefer kaçırmamış Galatasaray yöneticileri.. Muazzam bir ekleme olduğunu tekrar etmeye gerek yok.. Öyle bir sayı ve rebo performansına ihtiyacı olmayacak bir takım bulmak zor.. Kafalarda soru işareti oluşturan tek konu (ki bunun önemli bir kısmı coach Koray Mincinozlu odaklı) işin savunma kısmı.. Quinton Hosley ve Hüseyin Beşok'tan oluşan front court takımın en yumuşak karnı olur savunmada.. Bunun için de Anthony Tolliver eklemesine geliyoruz.. Fazla bilgim yok Tolliver'la ilgili, NBA'de denk geldiğim bölük pörçük oyunlarından başka yazılanlardan tanıyoruz sadece.. Bilinen boyuna göre güçlü bir oyuncu olması.. Dejan Milojevic de takımda kaldığı takdirde (ki öyle umuyorum) takım çok geniş ve kaliteli bir uzun rotasyonuna sahip olacak.. Bu da Türkiye'de şampiyonluğa gitmek için bence en önemli hadise.. Atkins'e tribün yolları görünecek gibi duruyor şu anda.. Eldeki yabancı altılısının açık ara en zayıf halkası olarak hak ediyor da bunu.. Galatasaray Cafe Crown'dan güzel eklemeler geldi.. Mincinozlu'nun elinde sahaya yansımalarını merakla bekleyeceğiz..

hit counter
Blogger tarafından desteklenmektedir.