Galatasaray Maçları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galatasaray Maçları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şub 2012

,

Gaziantepspor 1-2 Galatasaray


Galatasaray'la ilgili yazdığım son yazı Hayatım Futbol'un 8. sayısındaydı ve Galatasaray henüz herhangi bir maça Baros - Elmander ikilisiyle çıkmamıştı.. İsveç Milli Takımı'ndan 4-3-3 sağ kenarı tecrübesi bulunan Johan Elmander, Fatih Terim'in henüz güven duygusuna mazhar olamamıştı ve Terim'in Baros konusundaki memnuniyetsizliği birincil plan olan 4-3-3'te önce Elmander'i öne attı fakat sezon başından itibaren Albert Riera karavanasıyla birlikte düzelmeyen kenarlar sistemi fazlasıyla köhneleştirdi ve Galatasaray hücumda geçmiş yıllardan gelen kısırlığını devam ettirdi..

Elmander'in arkasında Riera ve Colin Kazım Richards'ın sisteme ve birbirlerine olan uyumsuzluğuna dair 2.5 ay önce yazılmış yukarıdaki yazıda birçok görüş mevcut.. Yürümeyen takımda sorunlu iki oyuncudan birini kesip kenarda çürüyen efektif golcü Milan Baros'u daha defansif bir kenar oyuncusuyla takım içinde yapılandırmak en mantıklı hamleydi.. Beşiktaş maçının son yarım saatinde merkeze giren Elmander'le ilk defa daha defansif bir takım için denenen birliktelik Sivasspor maçıyla geldi ve ilk 11 maçta 15 gol atan Galatasaray, sonraki 11 maçta 29 gol buldu.. Kenar oyuncularının ceza sahası koşusu yapmadığı ortamda yalnızları oynayan Elmander'in yanına Baros'un direkt bir merkez forvet olarak gelmesi hem hücumda çoğalma sorununu aza indirdi, hem de bir kenara giren Engin Baytar (sonrasında Emre Çolak) ile birlikte hem daha iyi işleyen, hem de savunmaya daha iyi katkı yapan bir sistem iyileştirmesini beraberinde getirdi..

Sezon başında yapılan hatalı transfer hamleleri, Arda Turan'ın beklenmedik kaybı, onun yerini doldurmak için aceleye getirilen bir Albert Riera transferiyle birlikte Galatasaray'ın mevcut kadrosuyla dönmesi gereken sistemin 4-4-2 olduğu açıktı ve bu sene çok daha farklı görünen, hatalarında eskisi kadar inatçı olmayan Terim'in bunu anlaması uzun sürmedi.. Devre arası transferiyle birlikte teknik kadro tarafından istenen oyuncuların alınması bu konuda farklı tasarrufları getirebilirdi ama sezon başında olduğu gibi yönetim yine geç kaldı, yine işin içine başka hesaplar girdi ve Colin Kazım Richards'ın sürpriz gidişiyle son anda transfer edilen Necati Ateş'le birlikte takım aynı güzergaha ama paralel yolla devam etme kararı aldı..

Son 4 maçta gelen 7 puan kaybı her ne kadar Samsunspor'un Fenerbahçe galibiyetiyle tolere edilse de Gaziantep maçını çok önemli bir hale getirdi.. Terim'in maça çıktığı 11 yerindeydi ama kenarlarda Emre Çolak ve Engin Baytar'ı kullandığı kenarlar takımın ilk yarıda önünü tıkadı.. Bir süredir sağ açıkta denenen ama olmayan Emre Çolak çizgiye çakılıyken sol açıkta görev alan Engin Baytar sık sık merkeze girdi ve bu da bekler üzerinden takımda dengesizliğe yol açtı.. Hücumcu bek Sabri'nin önü Emre'yle tıkanırken Baytar'ın içeri dalışları stoper kılıklı Balta'nın önünü açtı ve ilk yarıda ileri çıkışlarda Balta çok daha fazla inisiyatif aldı, hatta bunların birinde takım savunması problem yaşadı.. Yapılması gereken muhtemelen bunun tam tersiydi, böylece takım hem hücumda, hem de savunmada daha dengeli olabilirdi..

Emre Çolak'ın şut tehdidi zayıf fiziği nedeniyle ters kenarda içeri çekişleri beraberinde getirmiyor ve oyuncu savunmaya yaptığı katkıyı da yapamıyor.. Bunun başka bir türlüsü sağ açıkta Engin Baytar'ı etkiliyor.. Terim tercihini kenarları değiştirmekten değil de Baytar'dan yana kullandı ve ilk yarının en kötülerinden Emre Çolak yerine Yiğit Gökoğlan eklemesi yapıldı.. Bunun sonucunu görmeden Sabri'nin ileri çıktığı bir pozisyonda yapılan pas hatası sonrasında sağ-orta arkasına müthiş bir pas yollayan Yasin Pehlivan'ın topunda Semih Kaya hem pozisyon, hem de zamanlama hatası yapınca takım geriye düştü ve krize girebilecek maç Emre Güngör'ün çok daha büyük hatasıyla Necati'yle dengeye geldi.. Düzen değişmedi, Engin Baytar ikinci yarıda merkeze çok daha fazla girip daha fazla inisiyatif almaya başladı ve yine bunlardan birinde kontra atak sırasında müthiş bir olgunlaştırıcı olarak güzel asistle takımın öne geçmesinde büyük katkı yaptı.. 65'te gelen 2. gol sonrasında Hikmet Karaman'ın yaptığı hücum hamlesi orta sahayla desteklenemeyince merkezde 1.5 kişi fazla olan Galatasaray son dakikalarda çok büyük bir tehlike atmadan maçı tamamladı..

Bundan sonra yapılacak olan yarın akşam arkaya yaslanarak Fenerbahçe - Beşiktaş maçını keyifle izlemek.. Necati'nin başlangıcı iyiydi, Terim'in Baros antipatisi da malum fakat Baros da bu takımın net ikinci forveti.. Eboue'yle onun dönüşü transfer dönemini boşa geçiren takımın kendi standardını devam ettirmesi sağlar.. Ama merkez S.O.S. vermeye devam ediyor.. İlk yarıda Melo ve Baytar'ın, ikinci yarıda da Selçuk'un yaptığı pas hataları direkt bir şekilde kalede görülen pozisyonlara dönüyor.. Bu takımın gideceği yol 4-4-2'yi bozmadan merkezde yapılacak iyileştirmelerle bir sonraki aşamaya geçiş gibi görünüyor ama bunun için de şu anda erken.. Önce Necati'ye bakışın ne olduğunu görmek, sonrasında da Emre Çolak'tan sağ kenarda katkı gelmeyeceğini görmek gerekiyor ve bu seneki Terim'in ikincisini yapmakta sıkıntı çekeceğini düşünmüyorum..

21 Kas 2011

,

Beşiktaş 0-0 Galatasaray


Derbinin geniş çaplı maç yazısı yarın çıkacak olan Hayatım Futbol'da olacak ama blogda yine Galatasaray odaklı dünkü maçtaki aksiyonlara değinelim..

Galatasaray neleri iyi yaptı?
-Fatih Terim'in Kayserispor maçının "zor deplasman" başlığı altındaki kazanma yolunu Beşiktaş maçına aktararak son derece etkisiz iki kenar oyuncusundan birini keserek kenara bir merkez oyuncusu daha eklemesi yapılması gerekendi.. Kilit soru Ayhan ya da Baytar'dan hangisinin sol kenarda yer alacağıydı ve bu sezon Ayhan'lı maçların aksine bu sefer sol açık geçmişi çok daha fazla olan Baytar'ı kenara attı Terim.. Orta sahadaki sayısal fazlalık maçın başlarında etkiliydi ama uzun vadede Baytar sol kenarda iyi verim vermedi..

-Terim'in yine rakibin merkez forvetini ve ona destek vermeyen açık oyuncularını düşünerek savunmayı ileride kurması 20-45 arası merkezden Veli'yle, kenarlardan da Simao ve Quaresma'yla çok etkili gelen rakip dışında gayet ideal sonuç verdi.. Galatasaray'ın bu kadro yapısıyla bir maçı kazanmak için bunun aksini yapma şansı mevcut değil..

-İlk devrenin ikinci yarısındaki felaket futbol sonrası Terim'in kötü Ayhan yerine Sabri'yi alarak yaptığı 4-4-2 denemesi yine iyi sonuç vermesi muhtemel hamlelerden biriydi ama yaşanan şanssızlık nedeniyle sonuç alınamadı.. Bu fikre Melo'nun yerine Baros'u sokarak son yarım saatte tekrar yaklaştı Terim..

-Selçuk muhtemelen Galatasaray forması altında en çok inisiyatif aldığı maçı oynadı, kısıtlı rakip yarı alan aksiyonlarına rağmen..

-Semih Kaya inanılmaz bir maç çıkardı.. Ofsayt olan pozisyonda yaptığı bir hata dışında hemen hemen eksiksiz ve muazzam bir oyun ortaya koydu.. Bunu ilk derbi tecrübesinde, İnönü gibi bir statta ve çok erken sarı kart alarak yapması övgüleri sonsuza yaklaştırıyor..

-Fernando Muslera, Galatasaray kalesindeki en iyi maçını çıkardı.. Standardı budur, fazlasını konuşmaya gerek yok..

Galatasaray neleri kötü yaptı?
-İlk 15 dakikanın gösterdiği hakimiyetin toplu oyunda devam ettirilememesi en büyük eksilerden biri.. Beşiktaş savunmada çok pasifti ve hemen hemen hiç baskı yapmadılar ve böyle bir ortamda ele geçirilen hakimiyetin birden rakibe teslim edilmesi maç öncesi yapılan planın boşa çıkarılmasına neden oldu.. Takım şartlar çok uygunken bir türlü sakin kalarak paslı oyuna devam edemedi..

-Baytar'ın sol kenardaki varlığı Colin Kazım için biraz daha öne çıkarak ceza sahası dolaylarına daha rahat yaklaşabilme imkanı verecekti ama ilk 5 dakikadaki aksiyon dışında oyuncu yine ceza sahasına girmek yasaktır düsturuyla mücadele etti.. Bu konudaki umutlar gün geçtikçe azalıyor..

-Baytar sol kenarda kötüydü, onun etkili presi o bölgede kullanılamadı..

-Ayhan berbat bir ilk yarı çıkardı..

-Felipe Melo, Galatasaray'daki en kötü maçını oynadı ve her ne kadar Terim maç sonunda sarı kartlı olma vurgusunu yapsa da üst üste yaptığı iki büyük hata sonrasında delirip çıkardığı belliydi.. Riskliydi ama korkulan olmadı..

-Takım önde baskı konusunda sezon ortalamasının aşağısındaydı ama bunda sezonun ilk deplasman derbisini oynuyor olmak mutlaka etkili olmuştur..

-Galatasaray'ın zorlu deplasmanlarda ortaya koyabileceği oyun üç aşağı beş yukarı budur ve fazlası için ya sistem değişikliği gerekir, ya da sağlam 2-3 transfer..

Fazlası için yarın Hayatım Futbol..

5 Kas 2011

,

Galatasaray 0-0 Mersin İ.Y.



Terim geçen haftaki Kayseri deplasmanında dersine iyi çalışmış ve Engin Baytar'ın yokluğunda hem orta sahada, hem de açıklarda devam eden yapısal sorunları ortaya Ayhan, kenara da merkeze yardım edecek olan Yekta'yı ekleyerek çözmeye çalışmış ve başarılı olmuştu.. Zor deplasmanda rakibe fazla alan bırakmadan topa hakimiyet sağlandı ve duran topla açılan kilit, konsantrasyonu artan savunmayla birlikte zor olmayan bir galibiyete çevrildi..

Bu hafta Engin Baytar yine yoktu ve galibiyetle birlikte iç sahada oynuyor olmak Terim'e yine eski hataları getirdi.. Kenarlar yine ilk 2 ayın olmaz dediği Riera - Colin Kazım şeklindeydi, orta sahaya ise ilk haftaların bir başka olmazı Sabri geri dönmüştü.. Yekta sakattı ve Engin Baytar yoktu ama Kayseri maçının iyilerinden Ayhan tercih edilmedi..

Maçın ilk bölümünde Colin Kazım'ın kullanım şeklini anlayamadım.. Savunmada devamlı merkezde yer aldı ve Sabri, Eboue'nin önünde pozisyon aldı ama Galatasaray topla her buluştuğunda çizgide Sabri'yle birlikte aksiyona girmeye çalıştılar.. Terim'in kafasında onu merkeze koymanın karşılığı nedir anlamak çok kolay olmadı.. Elmander'i ikileme gibi bir derdi yoktu ve fazla öne çıkmadı, zaten ilk 20 dakika sonrasında da işlemeyen hücumla birlikte sol kenara gitti ve Riera sağa geçti ama gelmeyen üretkenliği bunun da değiştirmeyeceği ilk 9 haftada zaten birçok kez ortaya çıkmıştı..

Galatasaray'da sorun şu, Rieri ve Colin Kazım kenarda birbirini tamamlayan oyuncular değiller.. İkisi de Elmander'e destek vermiyorlar ve daha kötüsü rakip ceza sahasına girilmez bölgeymiş gibi yaklaşıyorlar.. Kenar yaratıcılığı sıfır ve top tutma özellikleri de yok.. Riera'nın saf 4-4-2 kenarı olarak topla yaptığı mekanik ama yıpratıcı koşularıysa TSL'de bırakılmayan alanlar ve sert savunma oyuncuları nedeniyle hiç göremedik.. Marca'ya verdiği röportajda Türkiye'deki savunmaların sertliği ve futbolun zorluğuna dair diğer yabancı oyunculara doğru eklenen Riera, bu anlamda sürpriz yaratmadı.. 4-3-3 kenarında yer alması için hem takım hücumü içinde sol kenara daha çok önem verilmesi, hem de diğer açığın forvet özellikli olması şart ve Riera'nın berbat başlangıcında kendi durumu kadar takımın yapısı da çok etkili..

Kenardaki sorunlar, orta sahada üçüncü oyuncu olarak Baytar ya da Ayhan gibi pozisyonun natürel oyuncularının tercih edilmemesi durumunda Selçuk İnan'ı da çok etkiliyor.. 10 hafta geride kaldı ve Selçuk da hem oyun, hem de skora etki konusunda beklentilerin altında.. Felipe Melo'nun bekler ve takım savunması nedeniyle stoperlerin önüne çok gömüldüğü zamanlarda Riera ve Colin Kazım'a geri dönmeyen ve sete dönüşmeyen pozisyonlar nedeniyle fazla oynayamayan Selçuk'un yanında bir adam olmaması durumunda önde sadece Elmander kalıyor ki bunu görüp Michael Skibbe gibi Selçuk üzerine gölge adam markajı veren hocalar oyuncunun etkisini biraz daha azaltıyor ve Galatasaray'ın şu anda Baytar dışında buna verecek bir cevabı yok..

İkinci yarı Sabri'nin yerine oyuna giren Ayhan'ın takıma getirdiği pozitif katkı bunun sonucu.. Yine Sercan'ın oyuna girer girmez sağdan gelişen ilk atakta Elmander'in yanında bitmesi de öyle.. Daha çok ileri koşu yapan Sercan'la birlikte ikinci yarıda Mersin savunmasının dengesi de bozuldu ve oraya kayan rakip savunma merkezi sağ bölgede boşluklar oluşturdu.. Sercan'ın forvet çoklayan özelliği, toplu oyundaki defolarıyla birleşince arkasındaki Balta'yla birlikte sol kenar tamamen öldü ama maç boyunca savunmayı fazla ön plana almayan Mersin karşısında bu, çok büyük bir sorun değildi..

Fatih Terim'in takımın kendisine gösterdiği net şeyleri anlamakta diretmesinin bazı puan kayıplarına neden olduğu aşikar.. İlk 8 haftada gayet vasat bir performans gösteren Eboue'nin maç sonraları hoca tarafından eleştirilmesi oyuncunun gerçek bölgesine geçmesiyle birlikte son buldu.. Eboue bugün de takımın en iyilerinden biriydi, çünkü bu adam sağ bekti.. Sol bekte, sol açıkta, sağ açıkta, merkezde vasatı daima tutturur ki bu bölgelerde oynadığı hiçbir maçta takım standardının altında kalmadı.. Çok yönlülüğün sözlük karşılığı da zaten tam olarak budur.. Ama iyi oynaması, takımı bir kademe üste taşıması için naturel pozisyon çok önemli ve bunun için 8 hafta beklenmemeliydi.. Eboue'nin sağ bekteki iyi performansı Terim'in kafasını başka bir açıdan karıştıracak ve zaten bu da yapılan transferin anlamı konusunda elimize daha net bilgiler verecek.. Eboue'nin sağ bekteki pozisyonu, takımın en değerli ikinci Türk oyuncusu ve kaptanının yedek kalması anlamına geliyor ve bugün Sabri'yi Eboue'yle birlikte ilk 11'e alan da biraz buydu.. Sabri'yi arkaya iten sağ bek Eboue bütün iyi performansına rağmen çok iyi bir transfer olarak görünmeyebilir.. Albert Riera şu ana kadar hayal kırıklığı.. Merkeze beklenen transfer yapılmadı ve Terim'in istediği forvet transferi de yine gelmedi.. Böyle bir ortamda ilk 10 hafta sonrasında ortaya çıkan tablo yaz transfer döneminin çok ideal geçmediği yönünde.. Terim'in Arda'nın gidişi sonrasında pişmanlığını belli ettiği Culio'nun gidişi de işin başka bir boyutu..

Sonuç olarak 2 hafta önce Antep'e içeride bırakılan 3 puandan sonra içeride bir başka puan kaybı 10. hafta itibarıyla çok iyi görünmüyor.. Takım oldukça iyi bir fikstürde maçların sadece yarısını kazanabildi ve Fenerbahçe'nin 3 puan gerisinde.. İlk yarıda kalan 7 maç içinde ilk yedinin içinde yer alan 6 rakibin 5'iyle oynanacak ve bu ortamda zirvenin 3 puan arkasında olmak çok ideal değil.. Yekta'yla birlikte kadro iyice daraldı ve bu kadar büyük yapısal sorunlar varken Terim'in neredeyse her maç sonrasında değindiği transferden medet ummamak mümkün değil.. Play-off'a da güvenerek yapılabilecek en az kayıpla girilecek olan transfer dönemi işleri biraz daha düzeltebilir ama artık karavana atma şansı yok..

2 Eki 2011

,

Ankaragücü 0-3 Galatasaray



Geçen hafta olduğu gibi yine bir duran topla açılan kilit sonrasında 19. dakikada atılan gol Galatasaray'ın bu sezon için zirve noktası.. 4-3-3'ün bütün karakteristiğini barındıran pozisyonda bir merkez oyuncusunun (Baytar) savunmada ikili mücadeleyle topu kazanıp hızlı bir şekilde tek pas sonrasında tekrar alarak hücuma taşıması, merkezde doğru anda doğru noktaya verilen pas, takımın yaratıcı gücünün ortada yaptığı driplingle kenar oyuncusunun ceza sahası koşusunun bileşimi ve açık forvetten müthiş bir vuruş..

Takımda geçen haftaya göre değişen fazla şey yok.. İkinci goldeki Colin Kazım koşusu Eskişehir maçına göre golle imzalanan bir fark ama daha sık tekrarı şart.. Merkezde ise Engin Baytar geçen hafta bulduğu güvenle Melo ve Selçuk için doğru tamamlayıcı olacağını yine gösterdi.. Sadece oynanan oyun değil, ekrana yansıyan vücut dili itibarıyla takımı fazlasıyla sahiplendiği de ortada.. 71. dakikada tamamen tükenmişlik içinde yere yığılıp beni çıkarın demeden 2 dakika önce iki pozisyonda merkezden verdiği paslardan sonra ciddi deparlarla ceza sahası koşuları yaptı ki geçen hafta Colin Kazım'la girdiği iletişim sonrasındaki deparların tekrarını göstermeye çalışması o tükenmişlikten hemen önce etkileyiciydi.. Görüntüsü şu an takımın önemli bir parçası olduğu yönünde.. Melo'nun savunma içine girişiyle Selçuk'la birlikte merkezde bazı kopmalara sebep oluyorlar ama sistem içi spontane şekilde ortaya çıkan bu arızaları çözmek çok zor değil.. Henüz 1 saatlik kondüsyonu var ve güçlendiği takdirde savunma dışında hücumda da tekniğini çok daha rahat ortaya koyacak..

Fatih Terim'in Muslera dışında Eskişehir maç kadrosunu bozmaması bu sezon için takımın zirve noktasına duyduğu saygıyı ifşa etmesi ki bunları görmek güzel.. Terim'in maç boyunca kenardaki duruşu saha içinin dışında bazı şeyleri gösteriyor.. Çok daha hırslı, çok daha tutkulu.. İkinci gol özellikle hocayı da çok keyiflendirdi ki bunu göstermekten de çekinmedi.. İkinci döneminde kenardan değil de daha çok üstten izlediği takımdan sonra bu sezon gösterdiği ruh umutları da artırıyor.. Melo'nun, Ujfalusi'nin, Kazım'ın, Baytar'ın, ikinci goldeki hareketleriyle Muslera'nın gösterdiği bu adanmışlıkta Terim'in etkisi büyük..

Özellikle ikinci yarıda Özgür Çek'in boşalttığı alanı kullanmaya çalışmak oyun içi müdahalelerin de takım içi ve kenar yönetim itibarıyla aktif olduğunu gösteriyor.. İki hafta üst üste fazla pozisyon vermeden kazanılan maçlar ve kolay deplasman galibiyeti sezon seyri açısından oldukça keyifli.. Bugün rakip çok zayıftı ama bununla gelmesi muhtemel konsantrasyon kayıplarının hiç yaşanmaması oldukça önemli.. Galatasaray ikinci goldeki organizasyonunu en son 3 sene önce yapmıştı.. Bu deplasmanda aynı skorla çok rahat galibiyeti en son 7 Aralık 2008'de almıştı.. Terim'in Skibbe'ye sarf ettiği "Bizim dönemden sonra bu takım en güzel topunu seninle oynadı" iltifatından sonra tesadüf müdür? Belki.. Ama ya değilse?

"Terim'i neden seviorum vol. 2"

Sıkıntılı oyuncuları çok kısa sürede büyük bir adanmışlıkla yeşil zeminde var ettiği için..

26 Eyl 2011

,

Galatasaray 2-0 Eskişehirspor



İlk yarıda Albert Riera ceza sahasına girdiğinde dakikalar 29'u gösteriyordu ve bu aksiyon, merkezden sürdüğü topa ceza sahası çizgisinin hemen üstünden vurduktan sonra gerçekleşti.. Aynı durumun diğer kenardaki Colin Kazım için yansıması da benzer bir uzaktan şutla 40. dakikada yaşandı.. Bu iki pozisyon dışında iki oyuncunun duran top organizasyonları dışında ceza sahasına girişleri yoktu ve böyle bir ortamda oyun hakimiyetini elinizde büyük bir üstünlükle tutsanız bile yapabilecekleriniz bireysel beceri ya da duran toplarla kısıtlanır ve Galatasaray bu anlamda Selçuk İnan'ın müthiş serbest vuruşuyla şanslı bir ilk yarı geçirdi..

Fatih Terim, eğer Galatasaray'ı tek merkez forvetle 4-3-3 şeklinde sahaya yayacaksa bugün elde ettiği Engin Baytar artısı dışında kenarlardaki bu sorunu çabuk ve net bir şekilde çözmesi gerekiyor.. Zira bu dizilişle rakip ceza alanına girmek için yapılması gereken birbirini daha iyi tanıyan ve oynamaya alışan bir merkezle birlikte kenarları biraz daha ileri itmek.. İkinci yarıda etkisi artan futbolda 50. dakikada Riera'nın soldan getirdiği topta hemen altıpas içinde beliren Colin Kazım'la birlikte ceza sahasında belirmesi bu konuda kenar oyuncularının muhtemel bir uyarı aldığını gösteriyordu.. Albert Riera'nın daha iyi top taşıyan yapısı ve yüksek oyun bilgisiyle kenardan top getiren oyuncu olması, Colin Kazım'ın oyun içi tembelliğini biraz daha bırakıp koşu yapması gerekliliğini ortaya çıkarıyor ki sene başından beri umut bağlanan bu aksiyon konusunda şu ana kadar yaşananlar genellikle hayal kırıklığı.. Bu şekilde hücumu çoklamayı başaramayan kenarlarla Elmander tarzı target striker'ların oyundaki farklarını ortaya koymaları da çok kolay değil..

İlk yarıyla ikinci yarı arasındaki aksiyon farklarının arasındaki temel fark kenar oyuncularının biraz daha oyunun içine girip öne çıkmaları ve ceza sahası koşusu yapmaları.. İlk yarı sonunda fazla lüks görünen ve Baros/Sercan hamlelerini düşündürmeye başlayan Johan Elmander de ikinci yarıyla birlikte biraz daha özgürleşti ve orta sahaya sık sık inerek yanındaki oyunculara daha çok güvenip pas alışverişine girmeye başladı.. İlk yarıda yine orta sahada çok etkili olan Felipe Melo ve yanında son derece iyi idare eden Engin Baytar'la birlikte Alper Potuk'un yakın markajında eriyen Selçuk İnan, ikinci yarıyla birlikte skor dezavantajını çevirmeye çalışan rakibin bu görevi gevşetmesiyle birlikte boşa çıkmaya başladı ve oyunu da iyi yönlendirdi.. Sonuç olarak takımın 3 hattındaki 3 problemden birini giderme yolunda takım da önemli bir opsiyon kazanmış oldu..

Engin Baytar günün bu anlamda arka planda kalarak rol çalan oyuncularından.. Sabri ve Eboue'den sonra topla yumuşaklığı çok daha farklı olan ve bu bölgedeki savunma duygusu da diğerlerine göre daha gelişmiş yapısıyla orta sahaya önemli bir ekleme yaptı.. Bu maçta sene başından beri merkezde çok daha rahat tutulan topun başrollerinden biriydi.. Baytar, Trabzonspor'da bugün yaptıklarının çok daha ötesini benzer rolde, benzer bir sistemde rahatlıkla gerçekleştirmiş bir isim.. Piyangodan transferinde sevindiren de takımın yaşadığı Türk çekirdek sorununda önemli bir yeteneğin neredeyse bedelsiz bir şekilde kadroya katılmasıydı.. Bugünkü performansı sadece bunun önizlemesi, Baytar'da bunun çok daha fazlası var.. Saha içi ve dışındaki görüntüsü kafasının rahat ve mutlu olduğu ama elbette iç yaşantısını buradan bilmek mümkün değil.. Bugün 65. dakikada yaşadığı sakatlık büyük şanssızlıktı, bu maçta farkı yaratan oyunculardan biri olarak 90 dakikayı tamamlamayı hak ediyordu.. Özellikle çıkışına doğru Colin Kazım'ın önüne attığı 25 metrelik güzel pastan sonra sağ kenardan gelen ortada altıpasta belirmesi oyuna ve takıma bakışıyla ilgili çok net bir güzelliği ortaya koydu.. Maç sonrası takımın fizik gücüyle ilgili yaptığı cesur ve yerinde açıklamalar da son derece iyi.. Üç merkez oyunculu yapı devam edecekse 1 saatlik performansıyla ilk opsiyon olmayı bence başardı ama Terim'in düşüncesi Eboue'nin dönüşüyle birlikte nasıl olacak bunu ilerleyen maçlarda göreceğiz..

Elmander'in fizik gücü, geriye gelerek merkez oyuncularıyla oyun içi kurduğu aktif iletişim ve en önemlisi top tutma becerisi bir başka 9 numarayı çok hatırlatıyor.. Aradaki kalite farkı elbette büyük ve gereksiz bir karşılaştırma içine girmeye gerek yok fakat Galatasaray'ın hücum portföyüne katmayı başardığı farklılık çok değerli ve o bölgedeki sorunları Terim'in tüm memnuniyetsizliğine rağmen takım içinde minimize eden bir yapıda.. Bugünkü performansı çok önemli, ama 60'tan sonra Sercan ya da Baros'la değişse takımın farkı artırma şansı muhtemelen çok daha fazla olacaktı..

Michael Skibbe'nin Galatasaray'ı ilk ziyaretinde önceki haftalarda gösterdiği şeyler bugün biraz daha netleşti.. Güzel oyunun ve pas yapmaya çalışan yapının önceki dönemde kendisine fazla bir şey kazandırmadığını gören Skibbe'nin Eskişehir'i fizik güce çok daha fazla güvenen, oyununu daha çok mücadele ve kavga üzerinden kurmaya çalışan bir takım.. Bugün Galatasaray'ın netameli savunma çizgisinin arasına Mehmet Yıldız'ı atmaya çalışması Galatasaray'ın savunmayı daha rahat çıkararak boyu istediği gibi kısaltmasını sağladı.. Yine orta sahada teknik anlamda fark yaratan isimlerden Alper Potuk'un da Selçuk İnan'la sınırlanması bütün hücumlarını Diomansy Kamara'nın hızı üzerinden yaratan bir rakip takım ortaya çıkardı ve bunlar Galatasaray adına işleri kolaylaştırdı.. Terim'in değişik bek kurgusu, Sabri ve Colin Kazım'lı sağ çizgide Dede'yi de önemli bir tehdit olarak maç öncesi ortaya koyuyordu ama özellikle fark 2'ye çıkana kadar Dede de Skibbe tarafından bir hayli sınırlandı.. Michael Skibbe ligin gerçeklerini, burada asgari müşterekte yaşamı elde etmek için ilk etapta ne yapması gerektiğini iyi çözmüş gibi.. Fazlası için aklında muhtemelen çok farklı şeyler vardır ama pragmatik bir başlangıç yapması özellikle Galatasaray sonrasında büyük tecrübe elde eden ve Frankfurt'ta yönetimlere çok daha rahat gider yapmaya başlayan Skibbe'nin kişisel gelişimini de sürdürdüğünü gösteriyor.. Bugün ilk yarıdaki duran top golü teknik adamlık performansına darbe vurdu..

Aynı sistem ve diziliş içinde seçilen farklı oyuncuların mantaliteyi tek başına değiştirdiği ortamda Elmander ve Baytar bugünün öne çıkan isimleri.. Bu takımın sistemi ne olmalıya dair aldığımız fikirler 4. maç itibarıyla iyice güçlendi ki bir sonraki yazının konusu da bu olsun.. Savunmadaki büyük yapısal arızaların devam ettiği takımda Zan'ın golü sevindirici fakat önemli olan diğer oyuncuların takıma esneklik getirecek performansları.. Galatasaray'ın sınırlı kadro yapısı içinde yapması gereken öncelikle eldeki oyuncuları optimumda kullanmak ki Eskişehir maçı bu anlamda bir milat olabilir.. Oyun çok ideal değildi ama ilk defa gösterilen büyük iştah bugün maça giden 30 bin seyirci için yeterli gibi görünüyor, en azından benim için maç hayli başarılıydı..

"Terim'i neden seviyorum?"

Oyuncusunun yaptığı gereksiz işlerden sonra anında tepkiyi kenardan gösterip taraftarına verdiği güven için..

19 Eyl 2011

,

Galatasaray 3-1 Samsunspor



Servet Çetin'in yokluğu Galatasaray için bir taşı daha yerine oturtmak için bir şanstı zira Terim'in en kötü futbol huylarından biri olan inatçılık bazı gerçeklerin ortaya çıkmasını geciktirebiliyordu.. Böylece sezon başı kampının uzun süreli sağ beki Ujfalusi tandeme geçti ve Eboue - Sabri ikilemi üzerinden ilk 11'i ve 4-3-3'ü belli olan Galatasaray'da yapı ortaya çıkacaktı.. Eboue'nin bek oynayıp Sabri'nin merkezde devam etmesi Eboue'yi şu anki naturel pozisyonunda görmek için istenen ve beklenendi ama tersi takım için Sabri'yi merkezden uzaklaştırması adına daha iyi olabilirdi.. Böylece sağ bekte fazla nitelik kaybetmeden orta sahada biraz daha iyi top tutan ve daha teknik bir üçlü oluşturup Eboue'nin yeterliliğini biraz daha test etme fırsatı elde edilecekti..

Eboue orta sahada başladı ve onun öne çıkması ilk hafta Belediye karşısında daha önde kalan Selçuk İnan'ı biraz daha geriye attı.. Galatasaray ilk 20 dakika itibarıyla Belediye maçında olduğu gibi oyuna hakimdi ama hem yeni kenar ikilisindeki dengesizlik, hem de bekler üzerinden Terim'in direttiği üçlü defansı andıran dönüşler orta sahada büyük boşlukların doğmasına neden oldu.. 17. dakikada Felipe Melo'yla gelen beklenmedik gol, Belediye'ye göre çok daha farklı bir oyun sergileyen Samsunspor karşısında çok daha etkili bir takımın gelmesi için kilit olabilirdi ama Galatasaray, 20 dakika sonrasında bir kez daha düşüşe geçti..

Takımın boyuyla ilgili takıntılı bir aytıntıcılığı göz önüne alan (ki bu iyi bir şey) Fatih Terim'in genişliği unutmayıp beklerle bunu sağlamaya çalışması umut veriyor.. Ama sol beki daimi stoper olacak Galatasaray'da sol - sağ kademe farkının göz önünde tutulmaması savunmadaki dengeleri sarsabilecek gelişmeleri de beraberinde getiriyor.. Toplu çıkışlarda orta çizgiye kadar çıkan beklerle Felipe Melo'nun savunma içine doğru yönlenmeleri gayet akilane dururken savunmadayken ve takım topun gerisindeyken Melo'nun savunma önüne yığılması ve defans dörtlüsünün 5 metre önünde 7-8 kişilik topluluk oluşması zaman zaman orta sahayı güçsüz kılıyor.. Samsunspor'da Petkovic'in golden sonra biraz da spontane bir şekilde savunmayı öne çıkarması maçı tamamen dengeleyip mücadeleyi orta oyununa çevirdi..

İkinci yarının başında takım skor avantajına sahipken yenen kontra atak ve dengesiz yakalanmada beklerin yine ileride olması ana faktörlerden biri.. Gökhan Zan'ın hatalı pasında kaptırılan topta Balta ve Sabri rakip yarı alanda konumlanmıştı.. Özellikle Sabri'nin bir açık gibi oldukça ileride yer aldığı pozisyonda beklerden dönüş doğal olarak gelmedi ve Zan'ın öne çıkarak kullandığı topta Samsun kontrasında Ujfalusi stoperde tek başına kaldı.. İkiye bir yapma şansı bulan Samsunspor'da savunmaya yakın olan Melo, Sarp'a yetişmeye çalıştı ama başarılı olamadı.. Gol sonrası sakatlanan Eboue, yine oluşabilecek bir başka Terim inadının kendiliğinden önüne geçti ve hoca Elmander'i oyuna sokarak ikinci hücumcuyla risk aldı.. Sonrasında gelen iki değişiklikten Colin Kazım - Engin Baytar takımı çift merkez forvete çevirdi ve Galatasaray özellikle Elmander'in ekstra özellikleriyle topla daha etkili olmaya başladı..

Milan Baros - Fatih Terim uyuşmazlığında Terim'in beklediklerini Baros'tan tam olarak görememesi yatıyor ki hocanın haklı olduğu noktalar var.. Baros hala sakatlık sonrası dönemini tam olarak atlatabilmiş değil.. Henüz gücü yerinde değil ve bu da direkt bir şekilde onun en önemli özelliğinin göz ardı edilmesi sonucunu doğuruyor.. Galatasaray, Selçuk İnan dahil orta sahada çok teknik, topu ayağında uzun süre tutan ve çok yaratıcı bir oyuncuya sahip değil.. Kenar oyuncularındaki uyumsuzlukla birleşen bu faktör merkezdeki forvetten sırtı dönük oyun oynama zorunluluğunu getiriyor ki bu, Baros'un en iyi olduğu konulardan değil.. Elmander'in oyuna girer girmez yarattığı fark daha diri bir şekilde sırtı dönük oyunu oynayabilmesi ve ileride top tutabilmesiydi.. Fit bir Baros hiçbir zaman top tutamadı ama gücüyle ve savunma üzerindeki baskısıyla rakiplerin savunmayı ileri çıkarmasını birçok maçta engelledi.. Onun skorer özelliğinin yanında son derece yetersiz tekniği ve top tutamayan yapısıyla takımın oyunu rakip sahaya yıkmasında etkili olan özelliği buydu ve güçsüz bir Baros bunun çok uzağında.. Bu da doğal olarak Terim'in tepkisini çekiyor ve hoca o bölgede farklı özellikler görmek istiyor..

Engin Baytar'ın sağ kenara gelişiyle birlikte son 20 dakikada takım 4-4-2'ye döner gibi oldu ama asimetrik yapıyla aslında bu da 4-3-3/4-4-2 melezi bir yapı.. Değişiklik sonrası düzelen oyunda rakibin son 20 dakikayı 10 kişi oynadığı unutulmamalı.. Bu düzen özellikle deplasmanlarda büyük sıkıntı yaratır ama Baytar tarzı bir merkez çoklayıcı kenar oyuncusuyla ilk plan haline de getirilebilir.. Bu da Colin Kazım için kulübe yollarının görünmesi anlamna gelir ki ilk 2 haftalık performans sistemin devamında bile bu yolu onun önüne çıkarabilir.. Bunun için bugünün vasatı ama isteklisi Albert Riera'nın rolünün oturmasını beklemek gerekiyor..

Takımdaki çok büyük sorunlar devam ediyor.. Bugün oyuna giren Elmander ve Sercan ikilisinin katkılarıyla galibiyet bulundu ama tersi de olabilirdi.. Belediye maçı birçok farkındalığı hem taraftar, hem de teknik kadro ve oyuncular üzerinde oluşturdu diye umuyorum.. Samsunspor karşısında alınan galibiyete rağmen rakibin kişilikli futbolu da benzer bir sonucu oluşturmuş olabilir.. Bütün bunlar Galatasaray'ın orijinal yapısının daha çabuk ortaya çıkmasına neden olacak ama bu bek dizilimi ve ağır savunma hattıyla takımın boyu üzerindeki diretmeler geçiş sürecinin beklenenden uzun ve çok daha sancılı olmasına neden olabilir..

12 Eyl 2011

,

Belediye 2-0 Galatasaray


16. dakikada yayıncı kuruluşun hazırladığı bir grafik sağ alt köşede belirdiğinde Galatasaray'ın o süreye kadar 108 olumlu pas yaptığını gösteriyordu.. Aynı tempoyla bunun 90 dakikalık karşılığı 600 olumlu pasın üstünde ki TSL için müthiş bir seviyedir.. Terim'in alameti farikası olan alan parselizasyonu sene başı için yine çok iyiydi, oyuncular Belediye gibi bunun tam anlamda antikoru olan bir takıma karşı topa sahip olmada iyi bir başlangıç yaptı ve oyunda üstünlük kuruldu.. Çıkan beklerle rakibe yapılmaya çalışılan pres özellikle yeni bir takım olmanın da etkisiyle zaman zaman bireysel kopmalar gösterse de ilk 20 dakika genel anlamda çok doyurucuydu ve futbola elverişli olmayan bir statta yeterli heyecanı vermeyi başardı.. Fatih Terim'in maçtan sonra yaptığı açıklamada "ilk 25 dakikadaki Galatasaray, hedeflediğimiz takım" açıklaması muhtemelen bunun karşılığı.. Hocanın kafasında yine pres yapan, topa sahip olan ve bol pas yaparak rakip kaleye inen bir Galatasaray yaratmak var.. Bu olguları içinde barındıran oyun yapısı için Rijkaard döneminde "total futbol" ağıtları yakanlar bunun en güzellerinden birini ülkeye göstereni "kaos futbolu" gibi oyunla uzaktan yakından alakası olmayan bir terimle tanımlıyorlar..

Galatasaray yine Terim'in böyle bir defans dörtlüsüyle savunmayı çok ilerde kurduğu başlangıçta hocanın geçmiş dönemlerden beri ütopyalarından biri olan orta sahavari beklerle (2-1-4-1-2 ve Fiorentina) savunmayı ikili bırakıp Melo'yu tandemin arasına indirdi.. Pep'in Barcelona'da oyun içi üçlüye dönüşlerinde Busquets üzerinden kullandığı bu yapının çok daha radikalini ve düzenlisini 2010 Dünya Kupası'nda Javier Aguirre'nin Meksika'sında görmüştük.. Bunun riski stoperlerin ağırlığıyla birlikte beklerin çıkışlarında kenarlarda oluşacak derin boşluklar ve Abdullah Avcı'nın muhtemelen fırsatı görünce en uçtaki Pierre Webo'yu sık sık Galatasaray sağ kenarına götürmesiyle Belediye üst üste pozisyonlar üretmeye başladı.. Oyun rakibin savunmayı biraz daha çıkarmasıyla orta alanda bir miktar dengelendi ve üst üste gelen tehlikeler Galatasaray'ı biraz daha geri attı ve 11 kişiyle topun arkasına geçmeye çalışan takımda Skibbe dönemi esintileri görüldü..


42. dakikada yine sol kenarda başlayan ama ters topla birlikte dengesi bozulan savunmada büyük kaleci hatasıyla birleşen basit bir orta, takımı geriye düşürdü ki Belediye özellikle deplasmanda oynarken skor dezavantajına düşülmemesi gereken birkaç takımdan biri.. Hem toplu oyunu, hem de geriye yaslanmayı Avcı'nın üstün stratejileriyle yıllardır iyi harmanlayan rakip karşısında ilk 20 dakika sonrasında etkisini kaybeden takımın yapacaklarının sınırlı olacağını tahmin etmek zor değildi..

Devre arasında gelen Zan - Yekta değişimiyle hem orta sahada kötü olan Sabri'yi beke kaydırıp sağ bek hücumundan bir şey kaybetmemeyi, hem savunmadan bir ağır çıkarıp Ujfalusi'yle kısmi bir iyileşme sağlamayı, hem de merkeze top tutan bir yaratıcı eklemeyi düşünen Terim, maç başı 11'inde olduğu gibi planladıklarının çok azını aldı.. Sol kenarı hem beki, hem de açık oyuncusuyla çok sınırlanan takımda Colin Kazım'ın da tutulamayan topla hücuma veremediği destek bir iki Ujfalusi/Sabri çıkışı dışında kenar desteği getirmedi.. Özellikle ilk yarıda geriye çok yakın oynayan Melo'nun yanına fazla girmek istemeyen Selçuk da geriden top çıkarmada dezavantaja düşülmesini sağladı ki Galatasaray'daki en kötü oyunlarından birini oynadı.. Milli takımda Hiddink tarafından savunma önünde dahi kullanılan Selçuk İnan'ı önde kullanmaya çalışmanın bu yapı içinde mantığı yok.. Onu değerli kılan savunma önünde aldığı topla oyunu ilk kuran oyuncu olması ve Galatasaray'ın özellikle çok sıkıntılı savunma yapısıyla bu, takımda çok ciddi bir gereklilik.. Sercan ve Baytar değişiklikleriyle takımdaki taşları tamamen yerinden oynatan ve iki hücum beki, iki kenar forvetle yürümeye çalışan takımın top tutma problemini çözememesi üretkenliği etkiledi ve çok ciddi bir pozisyon bulamadan Galatasaray son dakikalara girdi.. Sonlarda gelen ikinci golde yine ters kenardan başlayan ve 20 saniyede olgunlaşan atakta uzun süre dörde dört devam eden hücumda kadraja fazladan giren tek Galatasaraylının Felipe Melo olmasıysa sene başı olmasına rağmen esef verici bir görüntüydü, televizyon başında dahi fazlasıyla sinir bozucuydu..

Eboue'nin hücumun başlangıcında yediği komik çalım muhtemelen ters kenarda oynamasının sonucu.. İlk resmi maçına başladığı mevkiinin kariyerinin dibini gördüğü maçla aynı olmasıysa oyuncuyu bilenler için hoş değildi.. Terim'in Eboue'ye joker gözüyle baktığı çok açık ki büyük ihtimalle bir daha orada yer alacağı maç sayısı ikiyi geçmez.. Ama net bir şekilde o kenarın adamı değil, net bir şekilde Galatasaray'a yapacağı en büyük katkı sağ bekte.. Başka yerlerde oynatılacak Eboue'nin yerine bölgelerinin çok daha iyi oyuncularına gidebilirdi Galatasaray.. Elde Sabri ve hatta Ujfalusi bonusu varken Terim bu esnekliğe ilerleyen dönemlerde sahip olacak ama Eboue'yi aldıysanız, onun size en çok şeyi vereceği bölgeye süratle yerleştirmek zorundasınız ve bu bölge, Albert Riera kadrodayken oyuncunun kendi tercihi olan sağ açık bile değil..

Kötü bir 90 dakikaydı, hak edilen bir mağlubiyet alındı.. Ama sonuçta 1.5 puanlık bir maçın play-off'la çoook uzun bir hale dönüştürülen maratonda istatistik dışında bir önemi yok.. Daha geride kurulan bir savunma, savunma önüne daha çok yaklaşan bir Selçuk ve onun yanına top tutabilen bir partnerle birlikte Riera - Colin Kazım dengesi Terim'in mantalitesiyle birlikte daha iyiyi getirecektir.. Fiziksel yönden geçtiğimiz sezonun sonundan daha ileride görünmeyen Baros ise büyük soru işareti.. Terim'in onunla ve Elmander'le ilgili yaptığı açıklamaysa kendi içinde doğruluk payı olsa da (belki?) ilk haftada çok büyük mantıksızlık..

29 Tem 2011

,

Galatasaray 3-0 Liverpool


Liglerin ertelenmesiyle birlikte bu maçın Galatasaray özelinde taraftara küçük bir umut vermesinden ve Terim'in yeni Galatasaray'ıyla ilgili birkaç şey söylemesinden başka hiçbir önemi yok.. Ama burada genelde bu tip galibiyetler abartılır ve tam da Galatasaray'ın ve özellikle Fatih Terim'in bu akşam için buna ihtiyacı vardı.. Son yılların en kötü sezonunu geçirdikten sonra efsanesi başa geçmiş, rakipleri binbir zorlukla uğraşırken transferlerini yavaş yavaş bitiren ve sezona en büyük favori olarak girme hazırlığı yapan takımda camia olarak rahatsızlık yine had safhada.. Fatih Terim'in bugün basına yansıyan rahatsızlığı, yönetim içindeki Terim kutuplaşmasının ilk kez ciddi bir şekilde dışa vurumuydu belki de ve bunun gecesinde Liverpool'u 3-0 yenmek Terim için kuşkusuz çifte zafer..

Ünal Aysal'ın başkan olduktan sonra Kanaltürk ve NTVSPOR'da söyledikleri hala akıllarda.. Türk basınında hala hiç tanınmayan Ünal Başkan'la ilgili çok geniş bir profil yazısı hazırlığı içindeydim ama başkanlığının ilk gününde söylediklerinin şu an için gerçekleşmesini bırakın takımın yanından geçememesinin ışığında benim kendisine bakışım tamamen nötrlendi.. Ortaya büyük para koyup işleri kısa vadede yoluna koymak büyük başarıysa eyvallah ama iki defa taraftar baskısıyla ağız değiştiren, profesyonelleri yönetimden geçiremeyip kurumsallaşma adına şu an için önceki yönetimlerden farklı hiçbir çalışması basına yansımayan Ünal Aysal'ı sadece ortaya koyduğu milyon dolarlarla zirveye çıkaramıyorum.. Bugün ortaya çıkan Terim sorunu da işin noktasıdır, benim için de Ünal Aysal profili tamamen ertelenmiş bir yazıdır..

Fatih Terim'in son iki maçta, iki ciddi rakibe karşı kurguladığı 4-3-3, onun kendi ağzıyla teyid ettiği forvet transferini yalanlıyor.. Sahaya çıkardığı takımlarla istediği transfer pozisyonu bir türlü örtüşmüyor ve bu açıdan Galatasaray'ı değerlendirmek kolay değil.. Bu tarz bir dizilişte Elmander'i İsveç Milli Takımı'ndan aşina olduğu kenara yazmak mümkün ama bunun ilk tercih olması ilk etapta çok kolay değil.. Bu düzende yeni transfer, Elmander ve Baros'tan ikisi birçok maçta yedek kalır ki gerisi bu kadar sorunlu olan bir takım için bu fazla lüks.. Klasik 4-4-2? Avrupa'nın olmaması ve ligde de muhtemel azalmalar sonrasında geçiş ve efektif futbol için kullanılabilir ama ben Terim'in genel futbol bakışında bugünkü düzene yakın dizilişlerin her zaman için daha geçer akçe olduğunu düşünürüm.. Ama bunun ayırdını şimdiden yapmak kolay değil ve öncelikle yeni bir merkez oyuncusu mu yoksa kesin olarak forvet mi gelecek onu görmek gerekiyor..

Sabri'nin merkezde kullanımı tipik bir Terim - oyuncu etkileşiminin sahaya yansımalarından.. Bugüne kadar birçok maçta merkezde görev yapan Sabri'nin bölgedeki en iyi performansını Terim'le vermesi hoca ve onu yıllardır tanıyan bizler için büyük sürpriz değil.. Ortaya koyduğu enerji ve dört ciğer elbette takdire değer ama uzun vadede kesinlikle fazlası gerek.. Felipe Melo'nun başlangıcı muazzam, Selçuk ise Arda kusura bakmazsa bu takımın çok muhtemel takım içi lideri.. İki çok kaliteli merkez oyuncusuyla sezon başında bu kadar umut vadeden takımı gördükçe yılların boşa gidişi daha çok can acıtıyor..

Bu takımın çok net bir merkez oyuncusuna ihtiyacı olmasına rağmen geri dörtlüsü Ujfalusi dışında şu an için bu kadar mantar görünen bir takımda forvet ve Lassana söylemleri yine fazlasıyla lüks ama hocaların her zaman bizden farklı düşündüğü bir şeyler vardır.. Hakan Balta ve Çağlar Birinci varken gidip Sabri ve hatta Ujfalusi üstü sağ bek transferi yapmaya çalışan Terim zaten bunu gösterdi.. Ama savunmayı bu kadar öne çıkarmaya çalışırken bu denli ağır bir savunma dörtlüsü kurma fantezisini neyi düşünerek yapıyor bu geceye dair anlayamadığım tek şey bu..

19 Şub 2011

,

Galatasaray 1-0 Bucaspor


71. dakikada ve Galatasaray henüz golü bulmamışken ekrana yansıyan Gheorghe Hagi görüntüsü Galatasaray'ın, teknik kadronun, oyuncuların ve yönetimin içinde bulunduğu halet-i ruhiyeyi net bir şekilde ortaya koyuyordu.. Hagi'nin maçtan 3 puan çıkmama ihtimalinin ciddi bir şekilde belirmesi karşısındaki endişesi profilden bile açık bir şekilde ortadayken bunun altında yatan gerçeklerin dün basın toplantısında yaptığı açıklamaların önemli bölümünü etkileyen yönetim güvensizliği üzerinden şekillendiği de açık bir şekilde ortadaydı..

Takımın merkezini geçtiğimiz haftalarda olduğu gibi yine Neill, Culio ve Sabri üçlüsüyle oluşturan Hagi'nin bu konudaki inadını anlamak çok kolay değil.. Lucas Neill, Galatasaray'ın sorunlu orta sahasında büyük fark yaratacak bir tekniğe sahip değil.. Lorik Cana'dan topla daha iyi olması da tek başına bu oyuncuların pozisyonlarının değişmesini sağlayacak bir neden olmamalı.. Neill tekniği bir savunma oyuncusu için oldukça iyi olan fakat orta saha için, bence, asla yeterlilik sınırına ulaşmayacak oyunculardan biri.. Böyle olsa dahi takım içinde bu çaprazlamanın yapılması çok anlamlı durmuyor.. Galatasaray'da Popescu sonrasında yıllarca takımın geriden oyuna top sokma sorunu üzerinde duruldu, bazı başarısızlıklar haddini aşan bir şekilde sadece bu nedene indirgendi.. Eğer orta sahadaki problemlerin Neill'ın savunma önüne çekilmesiyle tolere edileceğini umuyorsa Hagi, bu bir teknik direktör için fazlasıyla optimist bir düşünce.. Orada sınırlı bir iyileşmeye gitmek için tandemin tekniğinden vermekse yine son yılların Galatasaray'ını düşününce çok mantıklı durmuyor.. Geçtiğimiz yıldan beri blogda birkaç defa geçmiştir, Servet - Neill ikilisi şampiyonluk isteyen bir takım için çok ideal değil, keza Neill da tek başına Servet'in dezavantajlarını karşılabileyecek bir stoper değil.. Neill yanına bu takıma çok kaliteli bir stoper gerekiyordu, Rijkaard'ın son döneminde Servet bu düşünceyi güçlendirecek birçok maç geçirmişti ama Hagi takımın başına gelir gelmez böyle bir tasarrufta bulunmadı ve Servet''e güvendi.. Ama yanına oturtmaya çalıştığı Cana'nın takımın arka tarafında yarattığı etki olumlu değil.. Cana'nın tandemde ortalamaya daha yakın bir performans gösterse de Neill'ın önlibero olarak takımda yer alması hücum anlamında takıma hiçbir şey kazandırmıyor.. Rijkaard'ın 3. ayından sonra ortaya çıkan geriden top çıkartamama sorununun rakip takımların önde basmasıyla birlikte takımda iyice bir kangren oluşturması Neill'lı Galatasaray'da da Sarp'lı merkezden daha sağlıklı bir yapı ortaya çıkarmıyor.. 33 yaşına kadar orta sahada hiç yer almamış ve bu pozisyonun fundamentalından çoğunlukla yoksun bir oyuncuyu oraya devşirmek birçok atak başlangıcında saklanan ve inisiyatif alamayan bir Lucas Neill ortaya çıkarıyor ki böyle bir oyuncuya Galatasaray'ın ihtiyacı yok.. Dün ilk 15 dakikada takım bütün oyunu düzenli bir şekilde savunma önüne gelen Sabri Sarıoğlu üzerinden kurmaya çalıştı.. 10. dakika civarında bir pozisyonda Cana ve Neill yer değiştirip naturel pozisyonlarına geçtiler.. İlk 10 dakikada muazzam aksayan takımda sorunları tedavi etme çabası olarak değerlendirdim bu değişikliği ama sonrasında oyuncular eski yerlerine döndüler ve hocanın bu inadı maç sonuna kadar devam etti..

İlk yarıda Bucaspor'un yaptığı disiplinli alan savunması Galatasaray'ı çokça etkisizleştiri.. Ligin en iyi sol beklerinden Landry Mulemo, Colin Kazım'la çok iyi eşleşti ve fazla açılmadan bölgesini çok iyi savundu.. Arkasındaki Çağlar'dan hiç yardım alamayan ve asli pozisyonu nedeniyle çizgiye yabancı olması nedeniyle ilk 45 dakika hiç varlık gösteremeyen Bogdan Stancu, uzun zamandır takımdan uzak olan Baros'u tamamlayamadılar.. Sezon başında Bülent Uygun'la sahaya 4-3-3 şeklinde dizilen ve bu nedenle de ilk 11'deki yerini bir türlü edinemeyen Sercan Kaya ise Samet Aybaba'nın 4-4-2/4-4-1-1 kırması daha efektif olmaya çalışan dizilişinde kendisine forvet tamamlayıcısı olarak rol bulmuş durumda.. Erkan Taşkıran'la birlikte Buca'nın Süper Lig'e çıkmasında çok büyük payı bulunan Sercan'ın takıma monte edilmesi uzun vadede puana ihtiyacı olan Bucaspor için çok faydalı olacak..

Maça geri dönelim, ikinci yarıyla birlikte Hagi takım savunmasını öne çıkardı ve presi artırdı.. Fiyasko bir oyun yapısıyla geçen ilk 45 dakikadan sonra oyuna bir şokla başlamak çok garip değildi ama Bucaspor'un seri kenarları ve yetenekli Sercan'ı için arkada bırakılan boşluklar elbette riskti.. İlk yarıda 2 topu direkten dönen Buca'ya ikinci yarıdaki çok baskılı ilk 10 dakikadan sonra çok net fırsatlar vermeye devam etti takım.. Maç kondüsyonu doğal olarak hiç iyi durumda olmayan Çağlar Birinci'nin ligin en seri kenar oyuncularından biri olan Victor Mendy karşısında düştüğü durumlar elbette anormal değildi ama sezon başından beri kepazeliği diz boyuna getiren Hakan Balta'dansa Çağlar Birinci'de ısrar etmek her türlü evladır.. Hagi'nin Galatasaray'daki ilk döneminde beklerde kullandığı Orhan Ak ve Cihan Haspolatlı ikilisinden sonra Sabri'yi merkeze çekerek sağ bekte Serkan'ı, sol bekte de öncelikli olarak Balta ve Çağlar'ı kullanıp yabancı kontenjanında sorun yokken bile Insua'yı tercih etmemesi Cana - Neill değişikliği gibi anlamsız başka bir inat.. Antep deplasmanında Yekta'yı oyuna alırken Sabri'yi beke yollamadan direkt bir şekilde dışarı alan Hagi, bu maçta aynı hatayı tekrarlamadı ve Yekta'yı oyuna alırken dışarı aldığı oyuncu Serkan oldu ve Sabri beke geçti.. Maç boyu sağ açıkta çok etkisiz bir performans gösteren Colin Kazım'ın bütün aksiyonlarını arkasına Sabri geçtikten sonra yapması büyük bir sürpriz değil.. İlk yarıda çizgiye çakılan Stancu'nun ikinci yarıda çok daha fazla içeri girerek oynaması 45-60 arası gösterilen baskıda büyük etkenlerden biriydi ama arkası çizgiyi kullanan Insua'yla doldurulsa futbolun denge unsurlarından biriyle birlikte takım çok daha etkili bir oyun gösterebilirdi..

Takımın genel becerisi kenarda bekleyen Yekta Kurtuluş'un büyük bir potansiyel kaybı olduğunu gösteriyor ve Hagi'nin değiştirmesi gereken şeylerden biri de bu.. Yekta'lı merkez onun istediği sertliği sahanın üzerinde gösteremez ama çocuğun ayakları o kadar özel ki kenarda beklemesi bu takım ağır kayıp.. Bucaspor eğer Victor Mendy biraz daha becerikli olsa bu maçtan 3 puanı rahatlıka çıkarabilirdi.. Maçın hakkı beraberlikti, Galatasaray yenilse muhtemelen Bucaspor'un özel durumu nedeniyle zerre üzülmezdim.. Fakat Hagi'nin bu galibiyete çok ihtiyacı vardı ve Galatasaray için önemli olan tek şey de şu anda bu.. İnatları devam ettiği sürece Galatasaray'ın onun yerini sağlamlaştıracak bir seri içine girmesi zor ama eğer yalanlarıyla ünlü Adnan Polat'tan ciddi anlamda bir garanti almışsa yapacağı bütün deneylere eyvallah der Galatasaraylılar.. Ben diyorum ama içinde bulunulan durum, yönetimin aymazlıkları ve oyuncu topluluğu umut kırıntılarını sürekli bir şekilde süpürüyor camiada..

30 Oca 2011

,

Bursaspor 2-0 Galatasaray


Galatasaray'ın dün sahaya çıkardığı kadro Bursaspor'dan bariz bir şekilde güçsüzdü.. Sadece sahada değil, yedek kulübesinde de Bursaspor ezici olan taraftı ve işte Galatasaray'ın 2011 itibarıyla geldiği durum budur.. Bu durumda Hagi'nin suçu yoktu, artık futbola daha fazla mesai harcayacakları yalanıyla kolpa halkalarına yenilerini ekleyenler ise muhtemelen dünkü maçtan sonra sezon sonunda harcayacakları Hagi'nin hanesine bir çentik daha atıyorlardı..

Hagi'nin çıkardığı 11'e Stancu dışında söz söyleme şansımız yok.. Stoper yoksunluğunda Balta'nın yine tandeme geçtiği takım, Insua'yla yine çift hücumcu beke sahip olunca kenarları Barış ve Emre Çolak'la tutmayı düşünmüştü Hagi.. 10. dakikada Barış sakatlandı ve yerine giren oyuncu Sarp oldu, Yekta kenara geçti.. Merkezin tekniği düştü ve Yekta oyun içinde sınırlandı, takım zaten az olan top tutma şansını da kaybetti bu hamleyle.. Zorunlu değişiklik sonrasında Stancu denenip risk alınabilirdi ama Hagi her zaman olduğu gibi yine çok temkinli davrandı..

İlk yarının genelinde Galatasaray'ın Bursaspor'u iyi durdurduğu söylenebilir.. Ali Sami Yen'e gelen Anadolu kulüplerinin yaptığını Bursaspor'a yapmaya çalıştı takım, ilk yarım saat itibarıyla da başarılı olduğunu söylemek gerekir.. Bunda da suçlu Hagi değildi.. Bursaspor'a net pozisyon verilmeyen bir periyot sonrasında küçük ofsayt ve el gözden kaçtı ve Ufuk'un hatasıyla birleşince maç Galatasaray için 35. dakikada bitti.. İki kenarın Colin Kazım'la orta saha arasında bağlantı kurmak için hiçbir çaba göstermediği takımda tek forvet yalnızları oynadı ve yorum yapmazsak öleceğiz hastalığına tutulan spikerler tarafından eleştirildi.. İlk yarının sonlarında Wederson'un çektiği şutta bir hata daha yapan Ufuk'la Bursaspor maçı imzaladı..

İkinci yarının başında Hagi'den ilk yarıda yapmaya cesaret edemediği Stancu hamlesi geldi ama Yekta'lı tek kenarla birlikte çalışması bu dirençli rakibe karşı pek mümkün görünmüyordu.. Maçtan sonra Hagi yaptığı açıklamada Galatasaray'ın ilk yarı iyi oynadığını, ikinci yarıda da kırmızı kartın hesapları bozduğunu belirtmiş.. Eğer gücünüzün Bursaspor'dan daha az olduğunu kabul ediyorsanız ilk yarı hakkındaki yorumu anlam kazanabilir ama ikinci yarıda kırmızı kart gelene kadar 20 dakika geçmişti ve Galatasaray sahada oyunu değiştirmek için hiçbir hamle yapamamıştı.. Kırmızı sonrası gelen Volkan hamlesi Bursa adına farkı artırabilirdi ama ilk yarının kötüsü Ufuk pozisyonları engelledi ve Galatasaray yenilmesi beklenen, bahis bürolarında sürpriz olarak değerlendiren yapısına uygun bir futbol ve maç sonrasında bir mağlubiyet daha aldı..

Hagi'yi bu sonuçlar adına suçlamanın fazla anlamı yok ama Rijkaard'ın gidişi sonrasında Fenerbahçe maçıyla birlikte zafer çığlıkları atanlar için söylenecek çok şey illa ki vardır.. Rijkaard'la 8 maçta 12 puan alabilen takım Hagi'yle 11 maçta 14 puan alabildi.. Yeni gelen hocadan takıma bir çıkış yapmasını eğer takımınız kaliteliyse bekleyebilirsiniz fakat Galatasaray gibi takımlarda bu olmuyorsa fazla eleştiri konusu olamaz.. Serie A standardının çok üzerinde bir kadroya sahip olan Inter'in Rafael Benitez'le yaşadığı çöküş sonrasında kifayeti konusunda üzerindeki şüpheleri atamamış Leonardo'yla yaşadığı suni çıkış bunlara bir örnektir. Jose Mourinho sonrası Inter'de tamamen bir mantalite değişikliği yapan Benitez bunu başaramadı ve o kadroyu dibe vurdurdu.. Sonrasında gelen Leonardo ise daha dengeli bir yapıyla ilk aşamada puanları toplayan hocaydı ama bunlar hep eldeki kalite ölçeğinde geçerli olur.. Keza geçen hafta Francesco Guidolin'in Udinese'si tarafından rüyadan uyandırılan Inter taraftarı şu anda da Giuseppe Meazza'da Palermo karşısında başka bir şok yaşıyor..

Hagi üzerinde şüpheler bir tek Galatasaray'dan ayrıldıktan sonra kendisini fazla yenileyemediği açısından olabilir.. Diziliş anlamında günün futboluna uygun bir yapı ortaya çıkarmaya çalışsa da mantalite yönünden takımdan ayrı kaldığı 5 yılda üzerine koyduğu herhangi bir mefhumu ilk 3 ayı itibarıyla göstermedi.. Culio ve Yekta eklemeleri sonrasında Galatasaray belki de ilk defa 4-3-3'ü bu kadar net bir şekilde gösteriyor sahada ama sisteme işlerlik kazandırmak için bu transferlerin yeterli olmasını kimse beklemiyordu.. Anlık bir heyecan sonrasında yine bizi normale çeviren Michael Bradley takıma bu esnekliği kazandırabilirdi ama Faruk Süren'in söylediklerini haklı çıkarmak için çalışmaya devam ediyor Galatasaray yönetimi..

Kendisine verilen sözlerin fazla önemi yok, Hagi'nin bu takıma gelişi zaten yine bir "caretaker" başlığı altında incelenmeliydi.. Yalanlarıyla ünlü Adnan Polat bu sefer aba altından sopayı erken de göstermişti ve eğer ikinci yarı Hagi başarısız olursa yenisi gelir sinyali çabuk gelmişti.. Hagi çok büyük bir performans göstermediği sürece (ki bu yapıyla mümkün değil) seneye yine öğütülecek.. Terim sonrası düştüğü duruma Rijkaard sonrasında yine düşecek..

Bursaspor kademeleri geçmeye devam ediyor.. Geçen seneki keskinliklerinde değiller ama kadroyu ciddi anlamda geliştirmeye devam ediyorlar.. Geçen sezonun yıldızı Ozan İpek'in bu seneki büyük düşüşü çok şaşırtıcı.. Ertuğrul Sağlam'ın yabancı transferleriyse yine ıskartaya çıktı ama Kenny Miller'ın yeterli umudu vadettiğini bu maç itibarıyla söylemek mümkün.. Leo Nunez özel yetenekleri olan bir oyuncuydu ama fiziki özellikleri bu ligde yeteneklerini göstermesini engelledi.. Miller yaşlı olmasına rağmen lige daha çabuk uym sağlayabileceğini gösterdi, dublenin ucundan döndü.. Bursaspor bir süredir kötü futbol oynuyor ama büyük takım olma özelliklerinin krallarından olan kötüyken kazanma özelliklerini de yavaş yavaş kazanıyorlar ki Türkiye'de bu önemlidir.. Lig kalitesinin genel artışı sonrasında önümüzdeki sezonlarda büyükler bu puan kayıplarına devam ettikçe bu durum daha da önem kazanacak..

23 Oca 2011

,

Galatasaray 1-0 Sivasspor


Maç başlamadan önce gelen Arda'nın kadrodan çıkartılma haberi yerine giren isim Yekta Kurtuluş olunca maç öncesi umutsuzluğa itti.. Lucas Neill'in yokluğunda Lorik Cana, Hagi tarafından bir kez daha stopere çekilmişti.. Onun yerine Culio - Barış ikilisinin arkası Ayhan'la dolduruldu ve ilk 11 itibarıyla kenarlarda da Emre Çolak ve yeni transfer Yekta Kurtuluş bekleniyordu.. İleride de orijini forvet ama son 3 yılda orada oynadığı maç sayısı çift hanelere ulaşmayan Colin Kazım olunca açılışta bu takımdan maç içi üretkenlik beklemek pek mümkün değildi.. Keza takımın bütün çizgi oyunlarını bir sağ bek üzerinden şekillendirme hedef ve ihtimalinin daha maç başlamadan tek olasılık olarak ortaya çıkması da fazla hoş görünmüyordu..

Açılış beklendiği gibiydi.. Hagi, Barış'ın direncinden merkezde, Yekta'nın tekniğinden ise kenarda yararlanmayı düşünmüştü.. Galatasaray, TT Arena'daki ilk maçında istekli başladı ve özellikle fizik anlamda mücadeleye sağlam girdi.. Takımın topu kenarlara taşımasında sıkıntı olacağı belliydi ve bu anlamda natureli merkez olan iki kenar oyuncusunu içe yönlendirerek ortada rakibi boğmak takımdan beklenebilirdi ama ilk dakikalarda Yekta biraz daha içe yakın görünse de özellikle Emre Çolak'la takım kenardan inmeye çalıştı.. Balta'nın soyadıyla müsemma oyununun Emre Çolak'a verdiği kısmi özgürlük, Yekta'nın Sabri önünü açma hedefiyle birleşince ortaya bir saha içi yerleşim dengesi çıkmıştı ama hem merkezdeki yaratıcılık eksikliği, hem de kenarların hiçbir şekilde ideale yakının dahi yanından geçmemesi, Sivasspor'un önliberoyla desteklenen kalabalık savunması arasında kaybolan Colin Kazım'la birlikte ortaya yine kısır bir Galatasaray çıkardı.. Beklenen değişiklik geç kalmadan geldi ve Yekta'yla Barış yer değiştirerek takım bu 11'le gerçekleştirebileceği ideale daha çok yaklaştı.. Yekta'nın lig standartlarının çok üzerinde olan tekniği takımın en çok ihtiyacı olan bölgesinde işlerlik kazandı ve takım orta sahada daha iyi top tutmaya başladı.. Sivasspor'un maçın başında yeni transfer Grosicki'yle sağdan geliştirdiği ataklarla kendi kalesine daha çok yaklaşan Galatasaray savunması, Yekta'nın merkeze kaymasıyla biraz daha ortaya yaklaşma fırsatı buldu ve Culio - Yekta ikilisi üzerinden takım daha rahat top çıkarmaya başladı.. Colin Kazım'ın sık sık geriye gelerek rakip savunmadan bir oyuncuyu ortaya çekmesi sonrasında Yekta'yla birkaç kez rakip ceza alanına sarkma denemesi yapan takım istediği sonucu bulamadı.. Özellikle bu dönemde kenarların tamamen bırakılması ve bütün topların merkeze dönmesi doğal gibi görünse de ayar biraz kaçtı ve takım iyice tek boyutlu bir hal kazanıyordu ki çok önemli bir pozisyon bulunamayan ilk yarı sona erdi..

Sivasspor maça cesaretli başlamıştı ama hem Galatasaray'ın mücadeleci futbolu, hem de bunun uzantısı olarak orta sahada bizimkiler karşısında üstünlüğü tamamen bırakarak uzun toplara ve sadece kenardan Grosicki üzerine yıkılan hücum anlayışları işlerini zorlaştırdı.. Mehmet Yıldız'ı forvet arkasına atarak özellikle onun pres anlayışından ve gücünden Galatasaray'ın sorunlu bölgesinde yararlanmak isteyen Rıza Çalımbay'ın düşüncesi muhtemelen bununla çok ilgisizdi fakat rakiple oynanan oyun futbolda maç içinde karşı tepkiyle ortaya çıkarabildiğiniz yapı, beklentilerinizden çok farklı olabiliyor.. Birçok takımın Galatasaray'ı bozmak için haklı olarak birinci elden kullandığı önde baskıya çok uygun bir takım olmalarına rağmen bunu fazla denememeleri ise Galatasaray'ı maç içinde rahatlatan en önemli unsurdu..

İkinci yarıya Galatasaray daha hızlı girdi ve ortaya çıkardığı avantajları oyun merkezini rakip yarı alana çekerek daha iyi kullanmaya başladı.. Emre Çolak ikinci yarının başında sağa geçti ve ilk 10 dakikada yine beklenen üretkenliğin gelmemesi sonradan ilk 11'e dahil olan Emre'yi kenara alarak yeni transfer Bogdan Stancu'yu oyuna getirdi.. İlk başta sağda yer alan Stancu'nun ardından hızlı bir şekilde Insua'yı oyuna alarak sol kenarı da hareketlendirme çabası içine giren ve hamlelerini artıran Hagi, son yarım saatle birlikte Stancu'yu ileri uca çekerek Colin Kazım'ı sağ kenara aldı ve bundan sonrası artık takıma kaldı..

69. dakikada takımın maçta gelişen tek standart üstü atağında Sabri'nin defalarca deneyip birkaçında başarılı olduğu topu savunma arasına bıraktığı pozisyonlardan birinde Barış'ın çevirdiği topa Servet'in golü yapması bitiricilik yönünden belki beklenen ve istenen değildi ama takımı öne geçirmeye yetti.. Stancu'nun oyuna girdikten sonra gösterdiği hücum hattında her yere deplase olmaya hazır, hareketli ve çabuk oyununun golde ne kadar etkisi olmuştur onu ilk 15 dakikası için olumlu anlamda olsa da yargılamak çok kolay değil ama Sivas'ın dengesini son yarım saat içinde ilk 60 dakikada olmadığı kadar bozduğu da açık.. İlk izlenimler güzel ama transferlerin yazısı maçtan sonra gelecek o yüzden fazla girmiyorum..

90 dakika boyunca takımın gösterdiği fizik kalite güzeldi ki devre arasında Hagi'nin takımı çok iyi çalıştırdığını gösterdi ama toplamda üretimin sıfıra yakın olması ve golden sonraki en önemli iki pozisyonun da tamamen pasifize edilmiş Sivasspor'a ait olması işlerin çok da yolunda olmadığının göstergesi.. Galatasaray'ın önündeki yol haritası açık.. Futbolda her departmanda olduğu gibi burada da dengeler en önemli hadiselerden biri ve Galatasaray, Hagi'nin istediği bu mücadeleyi gösterdiği müddetçe, en azından bu sene toplam üretkenliği bu maçtakinin çok üzerine çıkmayacak.. Bu da özellikle deplasmanlarda puan kayıplarının çok şaşırtmayacağının ve içeride benzer zor maçların geleceğinin habercisi.. Yine de bugün o güzel stada gidip de mekandan mutsuz ayrılan bir Galatasaray taraftarının olduğunu sanmıyorum.. Her hattıyla dibe vurmuş bir futbol takımı için 1 aylık aradan sonra bundan iyi bir geri dönüş olamazdı.. Takım hala problemli ama çözümler yine çok zor değil.. Transferlerin ise hala belirli bir plan ve program eşliğinde yapıldığını düşünmüyorum..

Servet Çetin'in bu stadın ilk resmi golünü atması üzüntü vericiydi, Sabri Sarıoğlu ise hala o forma altında Galatasaray ruhunu birinci elden temsil ederken bana büyük huzur veriyordu.. Bu tarihi maçta 10 dakika olsa da kaptanlık pazu bandını takması 3 puandan daha çok sevindirdi beni..

25 Eki 2010

,

Fenerbahçe 0-0 Galatasaray


Tüm Türkiye'yi şaşırtan maç dün oynandı ve iki tarafın "En az 3 yeriz.", "Bu sefer yenemeyecekmişiz gibi geliyor." totemleriyle birbirine salvoları göndererek oldukça minimalist takıldığı maçta kazançlı çıkan görünürde bizim taraf oldu.. Bugün 25 Ekim ve oldukça sancılı bir haftayı geride bırakan Galatasaray'da maç sonunda Nevizade'de ve devamında Taksim'de yükselen "I Love You Hagi" nidalarıyla birlikte, Kadıköy'de en sonunda işleri tersine çevirmenin de gazıyla yönetimin planı tuttu gibi görünüyor.. En azından şimdilik tabii.. Öyle ki, beraberliğin gazıyla uzun zamandır sus pus olan Adnan Sezgin bile büyük bir gazla Telegol'e bağlanarak etrafa sallayıp kişileri muhatap almıyor, geçmişle ilgili gerçekleri bir bir ortaya vuruyor.. Büyük yönetici olmak kolay değil tabii.. Şimdi bunları bırakalım ve yine beyaz çizgilerin içine odaklanalım bir süreliğine..

Zamanı tam bir yıl geriye saralım.. Tarih: 25 Ekim 2009.. Yine bir Kadıköy deplasmanına çıkıyoruz.. Yeni hocamız Rijkaard'la tam cicim aylarını geride bıraktıktan sonraki en önemli randevudayız.. Dün gece yapılan birçok şeyin tersi gerçekleşiyor.. Maç içinde dün bizim topçuların yaptığının benzerini daha maç başlamadan Fenerbahçe yapıyor, gerilen taraf yine Galatasaray tabii.. Baros'un sakatlığı belki de tüm seneye mal oluyor vs, bunlar çok önemli değil.. Ama o maçta ortada bir şey var, Fenerbahçe yine hem maç öncesinde, hem de soyunma odasında taktik tahtasının önünde maça daha iyi hazırlanan taraf.. Forvette Colin Kazım Richards sürpriziyle Galatasaray'ın önüne çıkan Daum müthiş enerjik, bilinmez bir bombayı Zan ve Servet ikilisinin ortasına bırakıp arkasına Alex'i yerleştirdikten sonra orta 4'lüyü çok sağlam bir hatla kuruyor.. Roberto Carlos ve Gökhan Gönül'ün önüne Wederson - Topuz ikilisini koyarak kanatlara çift düğümü atan Daum, hem takımın savunma boyuyla ilgili bir çözüm getirip formda Arda - Keita ikilisine önlem alıyor, hem de Emre - Baroni merkezine kenardan savunma ve fizik kondüsyon getirme şansıyla derbilerde her zaman geçer akçe olan mücadeleden olabildiğince nemalanmaya çalışıyor.. Sarp ve Ayhan'ın çoğunlukla Elano - Arda - Keita - Baros dörtlüsü tarafından yalnız bırakıldığı takımda Fenerbahçe'nin orta sahadaki sayısal üstünlüğü Kadıköy, psikoloji ve hırsla birleşince Baros - Nonda değişimiyle fiziği iyice zayıflayan Galatasaray karşısında bir kez daha mutlak bir galibiyete dönüyor..

Şimdi düne dönüyoruz ve çok benzer yapıların savaşında bu sefer beklenmeyen benzerleri Galatasaray kenarının yaptığını görüyoruz.. Forvet yokluğunda daha önce hiç denenmemiş olan Pino'nun Colin Kazım gibi sağ açıktan forvete dönüştürüldüğü takımda Hagi, kenarları Elano ve Ayhan'la destekledi.. Ayhan daha merkez yancısıydı ama bunu da sıklıkla sola kaçan Misimovic'le dengelemeye çalıştı.. Misimovic'in kenara açılması da dünün sürprizi Pino'nun Lugano ve Yobo ikilisiyle baş başa kalarak daha çok boş alan bulmasını sağladı.. İki hücumcu bek ve iki açıkla oynayıp Niang'ın arkasını Alex'le destekleyen, hatta savunma önünde de Topuz ve Emre'yi kullanan Fenerbahçe'ye karşı Galatasaray bu sefer gerçek anlamda oynatmamaya şartlanmış ve bunu başarabilecek bir 11'le çıktı ve maçın başından itibaren neredeyse 90 dakikanın tamamında oyunun kontrolünü elinde tuttu..

Çünkü Hagi buydu, kendi de söyledi.. 25 Ekim 2009'daki şifreleri bırakıp Hagi'nin Galatasaray geçmişine bakalım biraz da.. 5 gün önce burada yazılan yazıda "Elano, Hagi'nin tam istediği tipte bir oyuncudur ve ben yeniden onu takıma monte etmeye çalışacağını düşünüyorum ama şalteri indirmiş bir Elano varsa kulüpte başka bir hüsran yaşanabilir bu konuda.." şeklinde bir pasaj geçer ve bunda dün geceki muhtemel maçlara ve Elano rollerine bir atıf vardır.. Galatasaray'daki döneminde 4-4-1-1 ve 4-4-2 arasında gidip gelen takım içinde Ayhan'ı sol açıktan merkez destekçisi olarak kullanıp sağ açıktaki Ribery'yi daha özgür bırakma ve hücuma yönlendirme eğilimiyle kullanan Hagi'nin Elano'yu da sağ kenarda bu rolle kullanabileceğini düşünüyordum.. Dünkü Kadıköy'e ise bunu yaparken sol kenara yakın bir şekilde aynı Ayhan'ı da kullanarak çifte nostalji yaşatacağını düşünmemiştim..

Hagi'nin oyunun merkezini en az 10-15 metre geriye çekeceği yine imzayı atar atmaz bilinen konulardan biriydi ama bunu Kadıköy'de sergilerken savunmayı bu kadar öne çekmesi ve takımın boyunu çok önemli periyotlarda bile 40-50 metreye kadar çekmeye çalışması bence dün adına en önemli konulardan biriydi.. Terim sonrası dönemde takım boyu konusundaki en başarılı isimlerden biriydi Hagi ama bu kadar cesuruna ilk döneminde bile rastlamamıştık.. Fenerbahçe'yi durdurmak için ileride basma planını yaparken savunmayı kale önüne çekerek Fenerbahçe'ye boş alan yaratmayıp savunmayı çıkarması bence dün geceki planının en zeki yönlerinden biriydi.. Bu düşünce dünyanın en iyi takımlarına karşı bile işler, bunu La Liga'da son 1-2 yılda birçok kez gördük.. Fenerbahçe'nin etkili ileri 3'lüsüne geride boşluk bırakırken bu riski orta saha ve hücum hattının pres gücünden aldığı destekle en aza indirerek sadece Fenerbahçe maçı öncesinde görev alacak kadar değil, aynı zamanda oyun içi kurgularında da oldukça cesur olduğunu gösterdi.. 5 senedir boşta sayılacak bir teknik adam için etkileyicidir ilk maçında..

İlk yarıdaki net dominasyondan sonra ikinci yarıdaki Fenerbahçe baskısına karşı erken telaşa kapıldı gibi görünse ve maç içinde ortaya çıkan galibiyet ihtimalinden çabuk vazgeçse de seri yenen statta gösterdikleri ilk gün için yeterlidir.. Misimovic'i çıkardıktan bir süre sonra Serkan hamlesiyle Elano'yu merkeze çekmesi de ikinci yarıda kenarları daha iyi zorlayan Fenerbahçe'ye karşı hem defansı, hem de hücum adına zayıflayan merkezi güçlendirmesi adına önemliydi.. Elano ortada fazla bir şey gösteremeden yerini Emre Çolak'a bıraktı.. Alex'li hücum dörtlüsünün takımın gerisiyle olan iletişimini maç boyunca harika kesen Galatasaray son dakikalardaki şok baskılarla golü bulamadı ama bu, içinde bulunulan durumda çok da önemli değildi..

Galatasaray, Kadıköy'deki bir derbiyi uzun zaman sonra ilk defa çok daha üstün oynadı.. Bundan yeterli pozisyon çıkmaması karşı yakadan bu nasıl üstünlük sorusunu getirebilir.. Ama Galatasaray, Kadıköy'deki son galibiyetini alırken 2-0'a kadar harika oynamış, sonrasında ise Fenerbahçe'ye bütün oyunun iplerini veren bir takımdı ve dün geceki takım karakteri oyun anlamında son galibiyetten bile öndeydi bence..

Juan Pablo Pino açık ara benim için maçın yıldızıydı.. Sadece enerjisiyle rakip tandemi yerine çakıp Fenerbahçe'nin oyunu ileriye taşıyamamasında başrol oynamakla kalmadı, beklentilerin çok ötesinde top tutarak bu işi Galatasaray'da en iyi yapan Arda'nın yokluğunda inanılmaz bir rahatlık sağladı savunmaya.. Dünkü performansı sözlerin bittiği noktadır ve yine 1 yıl önceki Colin Kazım çıkışı gibi ilginçtir.. Sağ açıkta hiç mutlu olmayan, natureli forvet olarak Türkiye'ye gelen onun gibi forvetteki ilk maçında gösterdiği iştah Pino'nun Türkiye'deki rotasını ilerleyen zamanda değiştirebilir.. Onun Baros'la oluşturacağı muhtemel önlü arkalı bir ikili Misimovic'i Galatasaray'da sezon başındaki Elano konumuna sokabilir zira Elano'nun sağ açıkta bir süre daha devam edeceğini düşünüyorum.. Arda ve Elano'lu kenarlarla takımın Hagi'nin ilk dönemindeki gibi 4-4-2 / 4-4-1-1 kırması bir yapıya girmesi mümkün ve Galatasaray belki de ilerleyen dönemde bunun üzerinden yürüyecek.. Bu bağlamda Misimovic'in de bu seyri değiştirmesi için ani bir gelişim göstermesi şart..

Hagi başlangıcı harika yaptı ve taraftarı coşturdu.. Bu elbet bazılarının isteğidir, zaten yapılan hamlenin temelinde bunu oluşturmaya çalışmak vardır.. Ama yalancıları ve beceriksizleri mutlu etmemek adına Hagi'ye yapılan bu tezahüratlara katılmayacak değiliz.. Dünkü beraberliğin yarattığı sevinç gayet normal bir eylem olup skordan çok oynanan oyuna bir övgüdür.. Galatasaray'ın ezilerek şansla çıkaracağı bir beraberlikte dünkü görüntülerin oluşacağını ben sanmıyorum.. Hagi, Rijkaard'ın 15 aylık süre içinde göstermediği pragmatik zekayı ilk maçında sahaya doğru bir oyun plan ve kurgusuyla sahaya koydu ve müthiş bir açılış yaptı.. Dün hakemin deplasman takımını asla ezdirmeyen ve ev sahibinin zaman zaman tepkisini çekebilecek bir yönetim göstermesine rağmen kötü sonuçtan sonra tek bir hakem cümlesi geçmemesini ve Aykut Kocaman'ın Galatasaray'ı öven açıklamalarını ise derbinin yıllar geçtikçe anlamını yitiren yapısı içinde çok olumlu buluyorum.. TT Arena'da bunun cevabı verilmeli..

Güç, Hagi'yle oldu.. Master'ın mind trick'lere bir an önce başlaması Trabzon ve Kayseri deplasmanları öncesinde takım adına hayırlı olur..

Not: Blog temposu az bir süre daha böyle gidecek gibi görünüyor, kapanma ya da çekilme gibi bir durum söz konusu değil.. Her şey düzenle alakalı ve ilgi için teşekkür ederek bu gecikmiş maç yazısını burada noktalıyorum..

18 Eyl 2010

,

Bucaspor 0-1 Galatasaray


Misimovic ve Insua'nın gelip hemen yokluk içindeki bölgelere yerleştiği Galatasaray'dan iki isteğim vardı.. Biri eğer Sabri yoksa sağ bekte Serkan Kurtuluş'un yer alması, ikincisi Lorik Cana'nın artık bu takıma dahil olması.. İlkini görüp rahatladık, diğerini ise Elano'dan sonra bir hücumcu yabancının daha yedek bırakılmaması isteğiyle bir noktaya kadar maruz karşıladık.. Maç öncesinde sahanın durumundan haberdar değildik ve bugün biraz daha akla yatkın bir futbol bekliyorduk ama ikinci pasla beraber düz gitmeye çalışan topun 4 kere zıpladığını görünce zaten sorunları büyük olan takımdan feci bir şeyin geleceğini tahmin etmiştik..

İlk yarıdaki futbol tam bir kepazelik.. Misimovic'in geçen hafta ortaya koyduğu/koymaya çalıştığı beklenmedik performanstan sonra ilk 45 dakikada önemli bölümlerde iç gibi oynamaya çalışması ve birçok pozisyonda Sarp'ın gerisinde kalması Rijkaard'ın düşünce yapısı itibarıyla rahatsız etti ama saha her konuda olduğu gibi burada da mazur gösterici olarak devreye girdi.. Bucaspor'un 3 oyuncuyla savunduğu, pas yapılamayan bir sahada zaten bu konuda büyük eksiklere sahipken Buca'nın oyuna yarım adım önde hakim görünmesi büyük sürpriz değil.. Böyle bir sahada, böyle bir rakibe karşı yapılması gereken şey eğer bir yaratıcın varsa topu olabildiğince onunla buluşturmak ya da mümkün olduğu kadar uzun oynamak.. Halı gibi zeminlerde bile pas yapmakta zorlanan Galatasaray'da bunlar ne kadar beklenebilir bu tartışma konusunu takım daha ilk yarıda gösterdi..

Galatasaray'ın en büyük sorunu takımın geri kalanına göre çok daha kalitesiz bir görüntüsü olan merkezindeki yerleşim problemi.. Galatasaray geriden çoğunlukla Servet nedeniyle düzgün top çıkaramadığı için Rijkaard oraya ayağı düzgün bir oyuncu sokmaya çalışıyor ve bu da Galatasaray'da o anlamdaki en iyi opsiyon olan Ayhan'ın önliberoya dönüşüne neden oluyor.. İçeride oynanan OFK Belgrad maçı dahil birçok maçta Rijkaard, Ayhan'a daha geride pozisyon aldırıyor.. Bu yerleşimin yan etkisi olarak Mustafa Sarp'ın artık iyice yalan bir hal almış olan şok preslerinden ve yine tamamen yok olmaya yüz tutan ceza sahası koşularını yapan oyuncu olması nedeniyle Belçika ve Everton'daki Fellaini rolünü kısmi bir şekilde takıma monte etmek düşüncesi de olabilir.. Lakin ortaya çıkan şey takımın pas yapabilen tek içini Galatasaray'ın oyun merkezini taşımaya çalıştığı yerden uzak tutan ve buraya Sarp'ı atarak Galatasaray'ın pas yapamayan yapısını katmerleyen bir merkez keşmekeşi.. Ayhan özellikle ilk yarıda geriden top çıkarmakta çok zorlandı ve çok kritik pas hataları yaptı, Sarp ise bir süredir olduğu gibi yine sahada yoktu.. Galatasaray yine ortada oyunu tutup kenarlara oynama ve topu Misimovic'le buluşturma şansını elde edemedi.. Misimovic'in kazandığı toplardaki hataları ise takımı iyice pamuk ipliğine bağlı bir hale getirdi..

İkinci yarıda değişen fazla şey yoktu.. Tek fark Misimovic'in Baros'a yakınlaştırılması oldu ki bunun yapı olarak Galatasaray'a katkıları olacaksa da bu maç özelinde sahaya bir şeyin yansıdığını söylemek zor.. Sarp ve Ayhan ikinci yarıda enlemesine daha düz ve stabil bir hatta oynadılar ama sol ve sağ Buca içleri tarafından yardımlaşmalı savunulan kenarlar açık oyuncularını yok etti ve Misimovic uyumsuz oyununa devam edince hiçbir artı sağlanamadı..

Bu anda devreye giren Aydın - Kewell değişikliğinde Lorik Cana da oyuna girmiyorsa Galatasaray'ın Cana açılımında sıkıntı var demektir.. Rijkaard, bizim elemanı hala kabullenmiş gibi görünmüyor.. Sarp bu haliyle sahadayken kontenjanın boşaldığı anda Cana da oyuna girmiyorsa benim bu konuda söyleyebileceğim fazla şey yok.. Cana antrenmanlarda kötü çalışıyor ya da başka bir problemi olabilir ama Elano'nun 30 dakikada tükendiği ortamda bile ilk 11 başladığı Galatasaray'da Cana'nın bu uzun süreli bench oyunculuğu umudu azaltıyor.. Geçen seneden beri en büyük problemin orta saha olduğunu düşünen biri olarak diğer 6 yabancının oradaki Cana'dan daha değerli olduğunu kabul etmek elbette mümkün değil.. Oyuna girer girmez yaptığı ceza sahası koşusu bile onu birçok Galatasaray oyuncusundan farklı yere koyuyor.. Sarp'ın yaptığı ama onun yapamadığı/yapamayacağı bir şeyi bulmayı bir türlü başaramıyorum..

Bucaspor, sadece Gençlerbirliği maçında kısmen vazgeçtiği Bülent Uygun 4-3-3'üne Galatasaray karşısında da devam etti.. Beşiktaş'a yapmaya çalıştığı şeyden tek farkı sağ açıktaki Mendy - Musa değişikliğiydi.. Kötü saha onlar için böyle maçlarda bir miktar avantaj olabilir ama oyunu Erkan ve Mendy ile hızlandırmaya çalışacak bir takım da böyle bir tarlayı istemeyecektir.. Bülent Uygun'un maçtan sonra sahanın rezalet olmasına dair açıklamalarını bu açıdan samimi buluyorum.. Yeni takımı zorlu TSL'de tutabilmek için orta sahayı Dağaşan - Ragıp - Leko üçlüsüyle parselleyip Türkiye için birinci öncelik olan fizik mücadeleyi sahaya koyma çabasını gayet normal karşılıyorum.. Elinde bu takıma yetenek eklemesi yapabilecek parçalar da mevcut.. Sistemi oturttuğu vakit bu orta üçlüyü ikiye düşürüp önlerine ekleyeceği Sercan Kaya, Bucaspor'u güzel bir hücum takımı haline de getirebilir ama bunun için mutlaka zamana ihtiyaçları var.. Bucaspor iki büyük maçı da kötü oynamadı ama iki maçı da ikinci yarıda kaybettiler.. Fikstür muhabbetinde onlar için ilk 6 haftada alınabilecek 7 puanın çok değerli olacağını söylemiştim.. 5 haftada 5'te kaldılar ve haftaya Bursa'ya gidiyorlar.. İyi değil ama bu fikstürle kötü başlangıç olduğu da söylenemez.. Oyuncular birbirini biraz daha iyi tanımaya başladıktan sonra bu sene bile önemli bir çıkış yakalayacaklardır..

Bucaspor'da Manucho'nun United'a ilk geldiği günkü fiziğinden sonra şu anda geldiği hali görmek Sir Alex etkisini yine hissettiriyor.. Oyuncunun İngiltere serüveninde bir günde kaç saatini ağırlık salonunda geçirdiğini araştırmak gerek.. Geldiği fizik muazzam, o fiziğine göre çok iyi olan tekniğini bu sahada göstermesiyse pek mümkün değil.. Mendy'nin ilk haftalardaki savrukluğu azalıyor.. Mulemo, Beşiktaş maçında gösterdiği gibi bu lige fazla bir bek.. Orhan ve Tomas'la standart bir tandemi de yakalamış durumdalar.. Orta üçlüde bekleneni veremeyen tek oyuncu şu anda Leko ama o da iki düz oyuncuyla oynamanın sıkıntılarını çekiyor şu anda..

Galatasaray'da Misimovic, Insua ve Pino üçlüsü için hala bir şey söyleyemiyoruz.. Serkan Kurtuluş ve Insua'nın bekte bugün iyinin üstünde olduklarını düşünüyorum ama Arjantinli'den beklenenler daha farklı elbet.. Serkan bence Sabri'den sonra o bölgenin ilk adamıdır ve her maçta anladığımız fizik gelişimi onu ilerleyen yıllarda çok değerli kılabilir Galatasaray için.. Servet bu baltalığına devam ederse Gökhan Zan en azından omzu çıkana kadar 2 haftalığına tandeme oturabilir, sonrası Allah kerim.. Arda dönene kadar Cana'nın ilk 11'e yerleşip Aydın'ın bir kenarı almasından başka belirgin bir düzelme şansını ise ben göremiyorum ama bunlara rağmen berbat futbolla geçen haftaları 3'er puanla kapatmak çok güzel.. Özellikle de rakipler kaybederken..

Ceza sahasına girişi mahkeme kararıyla engellenmiş gibi davranan Ayhan'ın oraya girmeden ama tam sınırdan attığı golün zincirlerini kırmasında faydası olmasını temenni ederim.. Çok kötü pas yaptığı ve rakibe asist sayılabilecek toplar gönderdiği bir maçta yaşına göre gösterdiği muazzam dirençle birlikte bir gol bularak kahraman statüsüne yükseldi.. Hala bu takımın orta ikilisinde iyi bir önliberoyu tamamlayacak en uygun opsiyon olma özelliğini sürdürüyor ama belli bir istikrar olmadan bunların önemi yok.. Golden sonra hocaya gösterdiği sıcaklıksa gecenin en özel anlarından.. Misimovic - Ayhan - Cana - Zan (Servet) - Neill beşgeninin birkaç maç denenmesi de Galatasaray'a istediği iskeleti sağlayamazsa taraftar bu sezondan umudu kesebilir.. Ama o güne kadar acaba ilk iki olur mu be kardeş demeye devam..

14 Eyl 2010

,

Galatasaray 1-0 Gaziantepspor


Sarp ve Ayhan'ı tek bir vücut olarak ele alınca onlardan Baros'a giden bir çizgi ve yine Misimovic'i merkez alan Kewell'dan Elano'ya giden başka bir çizgiyi genel bir artı olarak düşünelim.. Elano'nun sağ açık olduğu yeni 4-4-1-1'de bu artının yatay çizgisinin soldan yukarı doğru dönmesini beklersiniz.. Elano geride bekler, Kewell ise daha önde oynama şansı bulur.. Bekler, açıklar, 4-3-3'ün kenarlarındaki açık/forvetler daima bu denge unsurlarının sayısız örneklemesi sayesinde takımın yapısının oluşmasını sağlarlar.. Öğlen saatlerinde Lig TV'de Galatasaray 11'i verildiğinde beklentinin bu olduğunu preview'da kısaca yazmıştım..

Başlangıç farklı değildi.. Yeni düzende birinci beklentim Sarp ve Ayhan'ın süpürücü olarak performanslarının bir miktar yükseleceğiydi ki olmadı.. İkincisi, Elano'nun kenarda başlayarak takımın ileriye çıkış yapmasında ilk opsiyon olmasıydı.. Takım düzenli olarak sağ kenarı kullanarak oyunu kurmaya çalıştı ama Elano'ya Ali Turan'ın yeterli desteği verememesi ve normalinin aksine Brezilyalı'nın fazla içe girmeden oynamaya çalışması oyunu o bölgede sıkıştırdı.. Ali, kısıtlı bek yeteneğiyle çok çabalayarak başladı ama hem önünde boş alan bulamadı, hem de çok şey yapma isteği ilk 10 dakikadan sonra performansını düşürdü.. Elano'nun hem merkezle, hem de arkasındaki bekle bir türlü bağlantıyı kuramaması onun da performansını sağ açık beklentilerinin normaline çekemedi.. Misimovic, ilk yarıda Baros'a yakın başladı ama hem takımla yaşadığı uyumsuzluk, hem de oyunu yine kuramayan Galatasaray'ın topu ileri taşıyamaması nedeniyle yavaş yavaş arkaya yaklaştı ve kaleden uzaklaştı.. Bu da yine orta hattan bağımsız bir Baros ve Elyasa tarafından yavaş yavaş delirtilen Kewell'la birlikte hücumda etkisiz bir Galatasaray ortaya çıkardı..

Tolunay Kafkas'ın çıkardığı kadro sahada dengeli bir 4-3-3 oynamaya çalışıyordu.. Galatasaray'ı 3 maç izleyen her TSL hocasının yaptığını yaparak takımın boyunu uzatma pahasına ön alanda savunma üzerine baskı yaptılar ve birçok takım gibi bunda başarı sağladılar.. İlk yarı sağdan oyuna çıkamayan ve sıkça soldan yarılan Galatasaray karşısında ortadaki dengeli merkezleriyle ilk yarının hakimi olmayı başardılar..

Elano'nun devrede oyundan alınması performansının hak ettiği bence değildi ama Rijkaard'ın sağdaki Elano'ya bakışı bu olabilir.. Sabri ve Aydın'la sağ kenarı tamamen yenileyen takım ikinci yarıya hızlı girdi.. Yine sağ kanadın kullanıldığı takımda görülen fark bariz bir Sabri etkisi ve seyircinin Sabri'nin topu her alışında heyecanının gürültü olarak yansımasıyla bunun hakkının verilmesi taraftar adına güzel.. Elano'yla kenarda sıkışan oyun takıma genişlik kazandırmayı başaran Sabri ve daha dik oynamaya hevesli Aydın'la daha fazla opsiyona sahip bir hale geldi.. Güzel başlangıç daha sonra etkisini yitirmeye başlarken 58. dakikada gelen penaltı skor avantajını getirdi.. Maçın iyilerinden Emre Güngör'ün eli oyuncu adına şanssızlık.. Kewell kötü vurdu ama takım öne geçti ve Misimovic daha rahat bir hareket alanı bulmaya başladı..

İçeride 1-0 öne geçen Galatasaray'dan daha net pozisyonlar bulmaya başlamasını beklersiniz ama bir süredir Sami Yen'de işler böyle yürümüyor.. 65'te Kewell yerine Pino'nun girişi takımın sağ kenarını bozdu ve ateşini söndürdü.. Bunu gören Rijkaard hemen Pino'yu sola çekerek tekrar sağ kenardaki alevi yakalamak istedi mümkün olmadı.. Tolunay golden sonra Serdar Kurtuluş'un yerine Orhan Gülle'yi, etkisiz Beto'nun yerine Ismael Sosa'yı aldı.. Orhan, oyuna top hakimiyeti ve yetenek, Sosa ise hız getirdi ve özellikle son 20 dakikada Galatasaray savunmada dengesiz yakalanmaya başladı.. Maç boyunca büyük hayal kırıklığı yaratan Ayhan ve Sarp'ın tandem önünü mühürleyememesi ve Pino'yla Ayhan'ın kenarlardaki savunma zaafiyetleri Galatasaray'ın öndeyken birçok kontra yemesine neden oldu.. Sosa'nın büyük bir hız olarak Servet ve Neill'a yarattığı sorunlar gelecek adına bir başka uyarı..

Skor her zaman önemlidir ama bazı geceler en önemli şeydir.. Bugün o gecelerden biriydi ve belki de Antep'ten daha kötü performans gösterilmesine rağmen takım bir şekilde 3 puanı kazanmayı başardı.. Benim beklediğim iyiye giden bir oyun ama belirsiz bir skordu.. İlk kısmında aradığımı bulduğumu söylemem zor.. Ayhan ve Sarp süpürücü rolünde de pek başarı gösteremediler ve Cana'nın oraya girişini artık mecburi kılmaya başladılar fakat Rijkaard'ın oyuncuya bakışı bu konudaki soru işaretlerini artırmaya devam ediyor..

Misimovic fizik olarak beklenenden çok daha iyiydi ama uyumsuzluğu net ve takımı yadırgadığı açık.. Normaldir, ilk 90 dakika için iyi durumdaki fiziği ve uzun süre sonra ayağına top gelince heyecanlanan izleyici bile yeterlidir.. Baros'la bağı kurup arkadan sağlam bir şekilde desteklenmeye başladığı zaman çok daha farklı bir yapıya götürecek takımı.. Insua'nın ilk 45 dakikası bence yapılabilecek en kötü başlangıçlardan biriydi.. Beto'nun yanına giren Julio Cesar birçok kez Galatasaray solunu oydu ama ikinci yarıda fizik düşüşü ve skor avantajı nedeniyle oluşan temkinli yapısıyla daha iyiydi.. İlk maç için çok ortalama bir görüntü verdi ve eğer Elano sağda devam edecekse Cana'nın takımdaki (bence) gerekliliği adına ilk aşamada kesilmesi gereken oyuncu olabilir.. Bunun için en az 2-3 maça daha ihtiyacımız var ama Cana için o kadar beklenecek bir periyot yok gibi..

Gaziantepspor çok kaliteli bir takım, bugün de oldukça iyi oynadılar ama daha net bir ileri uç oyuncusu gerekliliği açık.. Sosa bu oyuncu olabilir ama onları da daha çok izlemek gerek.. Bireysel yetenek bazında bu ligin ortalamasının çok üzerindeler ve bunu puan tablosuna yansıtmak için daha yolları var.. Daha sağlam fizikli, sırtı kaleye dönük top tutabilen bir oyuncu seçimi yapılabilirdi, büyük eksiklik olarak görünüyor.. Bek dengesi, Emre Güngör'lü tandem, merkezi ve ileri uç oyuncularıyla, bugünkü iyi oyundan bağımsız çok daha fazlasını vadediyorlar..

31 Ağu 2010

,

Eskişehirspor 1-3 Galatasaray


Frank Rijkaard'ın sahaya sürdüğü 11'de yarım saatte pestili çıkan ve hiç hazır olmadığı her halinden belli olan Elano bulunuyorken ondan çok daha iyi durumda olan Lorik Cana'nın yedek beklemesinin anlamı nedir bilmiyorum.. Yine bir mesaj mıdır, yoksa takım problemlerine bir bakış mıdır fazla fikrim yok ama bunun garip olduğu kesin.. Artık oradaki kalitesizlikten sıkılan Rijkaard'ın Elano'ya sarılması olarak okunabilir ama bugüne kadar yaptığı tercihler sanki bunu doğrulamıyor.. Diğer olaysa gizemli bir şekilde alttan alttan, çeşitli konularda ısıtılmaya devam ediyor Galatasaray'da..

Elano'nun sol iç olduğu geçen seneki 4-3-3 düzeninden tek fark sağ açıktaki Barış'ın varlığıydı.. Çizgide bulunan bir fizik güç, Arda'nın içeri yaptığı dalışları artırmasına neden oldu ve boşalan sol çizgi bol bol Elano tarafından süpürüldü.. Brezilyalı'nın erken tükenmesinde sol koridor kontrolü mutlaka etkili olmuştur ama geçen seneden izler gösteren Elano'lu düzen ligin ilk haftasından çok da farklı görünmüyordu Galatasaray'da..

Bilinçli/isabetli uzun top kullanabilen tek savunma elemanı Neill'ın attığı topta Ivesa'nın yaptığı hata bizim fırsatçı Baros tarafından değerlendirildi ve Sivas'ta olduğu gibi takım yine erken bir üstünlük buldu.. Sonrasında yaşananlar dejavu.. Daha önde basmaya çalışan Eskişehirspor'un yavaş yavaş Galatasaray üzerindeki etkisi ve iki takımın düzenli bir şekilde sola kayışı.. Böyle durumlarda ortaya çıkan top tutan oyuncu gerekliliği Arda'nın takımı yavaşlatan yapısıyla dezavantaja dönüşürken, fizik eksikliği daha 10. dakikada ortaya çıkan Elano da bu konuda Galatasaray'ın yarasına merhem olmaktan uzaktı..

Eskişehirspor'un Batuhan'ı ileride tek bırakan, çizgilerde Tello ve Burhan ikilisini kullanan, orta üçlüde de Doğa ve Pele'nin önünde Sezer'i bulunduran yapıları hem merkezde, hem de ileri hatta sıkıntılıydı.. Geriden top çıkmayınca savunmaya çok yaklaşan Pele, merkezi parçaladı.. Sistem gereği Batuhan'ın yanına girmesi gereken çizgi oyuncuları da bu görevi yerine getiremediler.. Burhan Eşer 1-2 pozisyonda sağı zorlayıp toplu oyunda Batuhan'a yaklaşmaya çalıştı ama top Galatasaray'dayken santrfordan çok koparak sistemin işlemesini engelledi..

Ne var ki Galatasaray, vasat bir sistemden bile rahatlıkla gol yiyebilen bir takım.. Soldan ortalanan topta, 10 dakika önce harika bir top çıkaran Ufuk'un yaptığı hata ve orada biten stoper Vucko'nun (Trabzonspor önünde Semih'in ortasına kafayı vuran Lugano?) eşitliği bulması hem takım adına, hem de ideale yaklaşma bağlamında ev sahibi için önemliydi.. Golden sonra hiç etki yaratamayan Galatasaray'ın yavaş yavaş geriye yaklaşması ve bireysel hata sonrasında yediği gol, devreye moralle giden ev sahibi faktörüyle birleşince ikinci yarı adına fazla umut vadetmiyordu..

Rijkaard ikinci yarıya muhtemelen maçın başında 45 dakikalık yakıtı olduğunu bildiği Elano'yu kenara alarak Karpaty maçının hayalet kurtarıcısı Aydın'ı oyuna sürdü.. Barış ortaya, sağ içe çekildi ve ünlü Sarp-Barış-Ayhan merkezi tekrar yürürlüğe girdi.. Ters kanatlardaki Aydın-Arda ikilisi ise zamanla Arda'nın yine içe doğru, serbest bir yapıya yönelmesiyle farklılaştı.. İlk yarıdaki 4-3-3'ten daha klasik olan bu yapı yine sahada etki yarattı.. Galatasaray ikinci 45 dakikanın başından itibaren sahaya belli bir baskı koymayı başardı.. İlk 1 saatin dolmasıyla Tello'nun yerine oyuna giren Alper, Eskişehir'i biraz düşürdü.. Barış yerine giren Cana ise yine ceza sahası salvosu yapabilen tek Galatasaray orta sahası Sarp'ı sol içe çıkardı.. Hemen arkasından solda Arda - Sarp işbirliğiyle gelen 2. gol hazırlığı benim açımdan fazla sürpriz değil ama maç boyunca Eskişehirspor'da süren pozisyon hatalarını tekrar izleyicilerin gözüne soktu.. 3 dakika sonra bunun ayyuka çıktığı 3. gol ise maçı bitiren hamle oldu..

İki farklı avantajdan sonra maç boyu tandemde sırıtan günlerinden birini yaşayan Neill'ın yerini Zan'la sağlama alan Rijkaard'ın düşüncesinde hem Neill'ı o bölgeden uzaklaştırmak, hem de Batuhan'a doğru top şişirecek Eskişehir takımına karşı Servet'i desteklemek rol oynuyor olabilir.. Lakin çıkan oyuncunun maç boyu iyi bir performans gösterdiğine inandığım ama yıpranmış Serkan Kurtuluş olurken, Neill'ın sola geçmesi oldukça ilginçti ve Balta için iyi mesajdı.. Genç Serkan için bir parantez açalım burada.. Sezon başı kampında düzenli sol bekte değerlendirilen Serkan'ı geçmiş yıllara göre çok daha çabuk ve güçlü bulmuştum.. Eskişehir önünde de bunun devam ettiğini gördüm.. Tekniği fena olmayan ama defans için hem çok toy, hem de çok yumuşak olan Serkan'ın handikaplarını azaltmaya çalışması güzel duruyor.. Kurtuluş hala 90'lı, yani 20 yaşında.. Ve yaşına göre vadettiği hala fena görünmüyor..

Çok daha iddialı Galatasaray'ların çok daha iddiasız Eskişehir'lere kaybettiği bu ligde profillerin değiştiği bir ortamda Galatasaray, 3 gollü deplasman galibiyeti alabiliyor.. Futbolun cilvesi için ayrı bir madde olarak tarihe geçebilir bu maç.. Milli maç arası öncesi çok önemli olan bu galibiyet, maç sonrası sevinci hem ekrana, hem de gazetelere yansıyan Frank Rijkaard açısından bile sevindiricidir Galatasaray camiası adına.. Takımın elbette çok ihtiyacı vardı ama sanıyorum bu galibiyeti en çok Rijkaard istiyormuş..

27 Ağu 2010

,

Skandal

Bu gece takım o kepaze golü yemese de bu başlık değişmeyecekti, sadece iki noktadan sonra "Kurtarıcı Aydın" eklemesiyle devam edecekti.. Blog Kasım 2007'de açıldı, o günden bugüne Galatasaray'la ilgili çoğunlukla saha çizgilerinin içinde neler olduğuyla ilgilenmeye çalışıyorum.. Burada maç yazıları yazıyoruz, bunun için lige dair sadece bu amaçla farklı bir blog açıp Türk Futbolu'na dair farklı bir kaynak yaratmaya çalışıyoruz.. Ama bunları hep 90 dakika içinde gerçekleşen aksiyonların odağında oluşturmaya çalışıyoruz.. O 90 dakikada "bir şey" olmayınca şurada ne yazabilirsin ki? Bu maçın yazısı beş cümleyi geçmez ve o cümleler kesinlikle bu skandal maça fazla gelir..

Bu iş yapılmayan transferle açıklanamaz.. Galatasaray bugün Karpaty Lviv deplasmanına "Aykut, Gökhan, Aydın, Cana, Serkan, Musa, Emre Çolak" yedekleriyle geliyorsa ortada çok daha büyük bir futbol problemi vardır ve Galatasaray 2 tam sene ve 1 sezon başında daha bunları çekmeye devam ediyor.. Takımın ilk 11'inin durumu ortada, kenardaki oyuncular bunlar.. İki tane orta sahayı getirip bu takımın 11'ine koy ve Barış - Sarp ikilisini kenara al, değişen çok şey var mı? Maç sıkıntıya girerse neyle çevireceksin? Galatasaray sezon başında Kewell, Elano (bu nasıl bir yalan belli değil), Batdal, Sabri ve Pino'yu çok kritik bir maça sakat getiriyor.. 2 seneyi sakatlıkla yakan takım bu seneyi de yakmaya devam ediyor.. Ve böyle bir yedek kulübesinde de Cana, Aydın ve Emre Çolak maç kurtarmak için oyuna giriyor.. Pino transferinde oyuncunun var olan potansiyeline dair yapması gereken sıçramayı sakatlıkları nedeniyle yapamadığı haberlerini okuyoruz ama Galatasaray, bir yabancı transferini böyle şekillendiriyor.. Kewell'ın durumu belli, Sabri bütün dayanıklılığına rağmen injury prone, öyle olmayanların da yaşadıkları belli.. Bunların hepsini sağlık ekibiyle ya da kötü çalışmayla açıklayamazsınız ki.. Yeni sağlık ekibi geldi ve neler değişecek göreceğiz.. Galatasaray'da hocalar değişiyor ve bunların değişmediğini de görmeye devam ediyoruz.. Her hoca mı kötü çalıştırıyor takımı? Yoksa Galatasaray takımı bu anlamda sıkıntılı bir oyuncu topluluğuyla çalışıp yan etkenlerle sağlıklı olanlar sorunu büyütüyor mu? Galatasaray'da da, Arsenal'de de, Juventus'ta da durum biraz bunlar üzerinden değerlendirilmeli.. Böyle bir yapı içinde Galatasaray hala Rosicky'ye gidebiliyor.. Gelir 30 maç oynar, takımı taşır orası ayrı.. Ama 2009 Mart'ında futbolu bırakma haberleriyle gündemden düşmeyen, 2 sene önceyi boş, geçen seneyi tamamı az süreli, yarısı ilk onbir, 20-25 maçla geçirmiş, ondan önceki sene sadece 18 maça çıkabilmiş, kariyeri boyunca injury prone olduğu bilinen Rosicky riskini böyle sorunlar yaşayan bir takım alabilir mi? Almaya çalışıyor işte Galatasaray..

Burada Rijkaard'a sınırsız destek veriyoruz ama sanıyor musunuz ki ondan gelen yanlışların farkında değiliz.. Bu Skibbe için de böyleydi, öncesinde Hagi için de öyleydi, şimdi Rijkaard için de aynı şekilde.. Galatasaray'da iyi bir 4-3-3 görmek tek hayalimdi ve Rijkaard mükemmel bir tercihti.. Bu 4-3-3'ün içinde pas yapan bir yapı ise benim hiçbir zaman en büyük isteklerimden olmadı, ama işin kreması olacaksa başımızın üstünde yeri vardı.. Rijkaard bu yolu seçti ve özellikle bunu oynatmaya çalıştı, teknik adam tercihidir ve altını doldurabildiği kadar bu tercihiyle yargılanır.. Ama çok uzun süredir merkezi Sarp - Barış - Ayhan'dan oluşturup önde oynamayı, topa hakim olmayı beklemek çok iyimser görünüyor ve olmuyor.. 4-3-3 değil de 4-4-1-1 üzerinden devam etmeliyiz düşüncemin temelinde de bu yatıyor.. Rijkaard'ın yapması gereken pragmatik davranmak ve çok kalitesiz merkezi çift için önüne yaratıcı bir oyuncu çekerek kullanılamayan kenarlara da bir hareket getirmek.. Rijkaard'ın bunu görmemesi mümkün değil ama bu ısrarcılığın altında ya bir mesaj aramak, ya da futbol dışı cümlelerle desteklemek gerekiyor ve kulübün içinde olmadığımız için bir şey diyemiyoruz.. Rijkaard bu takımdan kesinlikle çok daha iyisini çıkarmalıydı.. Çıkarabilirdi de, sonuç olarak net başarısızdır.. Ama bu pragmatik düşüncenin içine girmeyip tercihini başka bir şekilde yapması hem takım yapısı, hem de yönetim anlayışıyla ne kadar okkanın altına gidebilir? Benim için gitmiyor ve hiçbir zaman da gitmeyecek.. Rijkaard'ın Galatasaray olayı bitmiştir ve ben bunu Mart ayındaki kongreden sonra Polat'la oynadıkları çift kişilik oyundan beri biliyorum.. Ama Rijkaard benim için bir simgedir, yanlışları olsa da bu böyledir.. İstediği transferlerin yapılmadığı, nüvesi hep sağlıksız oyunculardan kurulu bir kadroyu barındıran ortamda sezon başına 10 puan fazlasını almasının, Avrupa Ligi'ne devam etmesinin, takımı CL'ye sokmasının da hiçbir önemi yoktur.. Bu takım Gerets'le şampiyon oldu, Kalli'nin devamında son derece sıkıntılı bir yapıyla şampiyon oldu.. Devamında ne oldu? Rijkaard bu pragmatizmle, bambaşka bir düşünceyle takımı daha iyiye götürse, daha iyi top oynatsa, şampiyon olamasa da CL'ye soksa ne olur? Son 10 yıldır bu kulüpte sayılı başarıdan sonra ne olduysa o olur..

Rijkaard en sonunda basın toplantısında patlamış ve savunmaya adam istedim almadılar, aldıkları da oynayamıyor demiş.. Çok büyük bir sorunu ilk defa açık bir şekilde dile getirmiş.. Yücedağ yarın çıksın bunu da ben yanlış çevirdim desin, bekleriz.. Net bir şekilde istedikleri yapılmıyor hocanın.. Bu, geçen sene de böyleydi, bu sene de böyle olmaya devam ediyor.. Geçen seneki başarısızlık oyuncuların çoğunu kendi getiren Üstünel'e patladı.. Bu sene de başkasına patlar.. Orası sorun değil.. Ama Rijkaard diyor ki ben istifa etmeyeceğim.. Ben de diyorum ki sonuna kadar seninleyim.. Skibbe'yle de oldum, Rijkaard'la da olurum.. Varsın bazı terbiyesizler çıkıp bu açıklama ben paramı istiyorum demektir desin, değişir mi? Skibbe'nin yardımcıları kovulduğunda istifa etmeyince de dediler bunu.. Küçük adamlar, o paranın 5 katını cebinden çıkarıp masaya koyabilecek adamların para için yaşadığını, onursuz davrandıklarını söyleyebilir.. Hayat böyle.. Ama biz bir basın toplantısı bilgisi için ekranı açtığımızda bunlarla karşılaşıyoruz.. Bu da ülkenin futbol açılımı, bozdur bozdur harca gönül rahatlığıyla.. Ama benim Rijkaard'ıma, bu kötü futbolda büyük payı olan adamıma karışma.. Hadi karış da sen, bu benim ve benim gibi düşünenlerin umrunda değil ve hiçbir zaman da olmayacak.. Sen onu bil ve sabahtan akşama tatava yapmaya devam et.. Ben Skibbe ve Rijkaard'ımla, başarısız bir Galatasaray'la beraber mutlu olmaya devam edeceğim..

Hadi eyvallah..

hit counter
Blogger tarafından desteklenmektedir.