11 Eyl 2011

Galatasaray 2011/2012: Yeni Bir Umut


Her yaz ligin başlamasına 2 hafta kala başlayan heyecan ilk maça kadar yavaş yavaş yükselir ve başlama düdüğünden önce tavan yapardı ama bu sene yaşananlar bundan eser bırakmadı.. Sosyal paylaşım sitelerini, sözlükleri, forumları 15 dakika dolaşmak bunu anlamak için yeterli.. TFF'nin ultra aciz, sonsuz kifayetsiz yönetim süreciyle geldiğimiz nokta bu.. Hem şüpheliler, hem de hakkının yendiğini düşünenler aynı öfkeyle bir kuruma yükleniyorsa, işin içinde dahi olmayanlar yaşanan orta oyununa boş gözlerle bakıyorsa o iş bitmiş demektir.. Muhtemelen son 20 yılın en keyifsiz, en amaçsız sezonu bu sene yapılacak ve bu ortamda hakikaten futbola odaklanmak kolay değil.. Ama bir de bizim tarafta sil baştan yapılan ve bu sefer daha iyi yapılanmaya çalışan bir takım ve efsane hoca var.. Terim'li Galatasaray, şu anda gazı kaçanların en tarafsızı konumundaki Galatasaraylıların tek heyecanı..

Galatasaray'ın Skibbe'yle başlayıp Rijkaard'la devam eden güzel futbol oynama telaşının ve isteğinin Terim'le biraz farklı ama aslında aynı doğrultuda devam edecek olması geçmiş dönemlerde yaşananlar üzerinden konuşulabileceğini gösteriyor.. Çok zayıf merkezlerle Skibbe'nin Lincoln'e yüklenerek, Rijkaard'ın ise yaptığı tek transferin patlayıp çok kalitesiz bir nüveyle oynamaya çalıştığı ortamda Galatasaray'ın reçetesi belliydi.. 2010 Dünya Kupası'ndan sonra eksikler üzerinden yazılan küçük bir transfer değerlendirmesinin gerçekleşmesine bu yaz çok yaklaştık.. Galatasaray tarihinin en parlak döneminde en güçlü bölgesi olan merkezinden güç alan ve farkı bu bölgede yaratan bir takımdı.. Ligin en iyi Türk orta sahası Selçuk İnan'ın üstüne gelen Felipe Melo ilk etapta son 3 yılda yaşanan birçok sıkıntıyı çözmek için yeterli.. Terim'in çok istediği Lassana Diarra'yla geçen seneden sonra bir anda nirvanayı görmeye yaklaşıldı ama Culio'nun gidişiyle verilen sinyal bir anda ortaya çıkan Arda kriziyle son yabancı hakkının sol kenara gitmesine neden oldu.. Gelinen noktaysa 2005 sonrasını iyi takip edenler için şu an fazlasıyla yeterli..

Takımda ilk 11'deki yeri ve pozisyonu belli 7 tane oyuncu var.. Muslera (kaleci), Balta (sol bek), Servet (stoper), Selçuk (merkez), Melo (ön libero), Riera (sol açık) ve Baros (forvet).. Yine ilk 11'deki yeri kesin olan ama pozisyonu şu anda Terim'in kafasında saklı 3 kişi mevcut.. Eboue, Ujfalusi ve muhtemelen Sabri.. Bunlara Colin Kazım'ı da ekleyerek aslında yukarıdaki ideal 11'e ulaşmak mümkün ama özellikle yapılan 2 transfer Terim'in düşüncelerini bizim bakışımızla berraklaşmasını engelliyor..

Takım ilk birkaç maçtan sonra bütün maçlara 4-3-3 düzeniyle çıktı ve Terim hazırlık maçlarında çok net sinyaller verdi.. Bunlardan birincisi ilk maçında stoper oynayan Ujfalusi'nin sağ bekteki ilk maçında gösterdiği üstün performans sonrasında tandemin Servet ve Zan üzerinden kurulması.. Bu hem iyi işleyen bir sağ bek, hem de Zan'ın ayağı en düzgün stoper olarak geriden top çıkarmada takıma yardımcı olması demekti ki Terim'in bunu ilk plan olarak düşünmesi ligin ilk maçı öncesinde muhtemel.. Ujfalusi'nin sağ bekte Terim'in şu an için ilk tercihi gibi görünmesi, Eboue'yle birlikte üstüne iki kuma gelen ezik eşe dönen Sabri ve Eboue'nin durumunu da garip bir döngüye doğru itiyor.. Sabri için farklı pozisyonlarda işimize yarayabilecek bir oyuncu diyen Terim, Eboue için de birçok pozisyondan dem vurmuştu ve şu an için Sabri merkezde, Eboue ise ilk ve tek maçı olan Real Madrid itibarıyla sağ kenarda görünüyor.. Sabri'nin pres gücünden merkezde yararlanmak istediği açık olan Terim, bir süre daha yeni kaptanı bu bölgede kullanacak gibi görünüyor.. Selçuk'la birlikte Sabri'nin yüksek kondüsyonuyla merkezden yapacağı ceza sahası koşuları da bu bölgede Sabri'den sürpriz golleri sezon boyunca getirebilir ki Terim'in düşüncesi içinde bu da mutlaka vardır.. Ama Eboue için işler çok daha karmaşık.. Albert Riera'nın hakiki bir sol kenar olarak transfer edilişi sonrasında Eboue'nin ilk isteği olan sağ kenarda kullanılma ihtimali 4-3-3'le birlikte pek mevcut değil.. Orta saha? Sabri yoksa belki ama onun varlığında, arkada Yekta ve Engin Baytar hazır kıtayken ne kadar denenebilir muamma..

Colin Kazım Richards ise muhtemelen Albert Riera transferine en çok sevinen oyuncu.. Lukas Podolski'nin takıma gelişiyle birlikte birbirini kesen iki oyuncu olarak iki kenarda takımı tekdüzeleştiren oyuncu olma ihtimali beliren Colin Kazım, takım içinde kenardan forvet özelliği getirebilen tek oyuncu olarak hakiki kenar oyuncusu Riera'yı en iyi tamamlayan oyuncu ve transferinden sonra gösterdikleriyle Galatasaray için şu an itibarıyla çok önemli..

Terim'in kafasındaki göremememize neden olan tek konu şu an için takımın 3 sağ beki olan Sabri - Ujfalusi - Eboue üçgeni.. Bu üçgenin köşelerinin takım içinde yer bulmasıyla birlikte çok daha stabil düşünceler üzerinden yürümeye başlayacağız.. Terim'in unutmaması gereken özellikle Eboue'nin TSL'de farkı bek üzerinden yaratabileceği ve Ujfalusi'nin stoperde Servet ve Zan'dan bir kademe daha hızlı olduğu.. Özellikle savunma hattını devamlı çıkarmak istemesini daha hızlı Ujfalusi'yle okumak, topu oyuna sokma sorunundan çok daha önemli olabilir.. Merkezdeki ya da sağ açıktaki Eboue'nin yerine çok daha iyi transferler yapmak mümkünken, bekteki Eboue için aynı şeyi söylemek çok kolay değil..

Sabri ve Colin Kazım, Selçuk'tan sonra bu takımın en kaliteli iki Türk oyuncusu.. Bu anlamda ikisinin de 11 içinde değerlendirilmesi çok önemli.. Bütün bunların ışığında başlangıç için ortaya çıkan yapı bence yukarıdaki ama Terim'in düşüncesi nedir bunun için ilk ışık yarınki Belediye maçı.. Riera'nın ilk 11'de başlaması durumunda sürpriz bir şekilde defanstaki dörtlüye göre bu 11'i görebiliriz fakat İspanyol muhtemelen bu maçta kulübede olacaktır ve bu durumda ilk opsiyon Real Madrid maçındaki düzenin devamı olabilir.. Elmander ve Sercan'ın durumuna göre kenarları Riera ve Eboue'li klasik bir 4-4-2 de artık az kullanılan fakat hala geçer akçeliğini dönem dönem koruyan bir sistem olarak hiçbir zaman ilk tercih olmasa da Terim'in portföyünde bazı iç saha maçlarında kullanılmak üzere duracaktır..

Transfer dönemi tam anlamıyla tatmin edici değildi ama böyle bir sezon öncesinde birçok departmanda yapılabileceklerin en iyisi gerçekleştirildi.. Sonuç olarak yarın takım 1.5 puanlık bir maça çıkacak ve işler çok kötü giderse devre arasında tekrar yükleme yapıp dandik play-off sisteminde takımı kurtarmak mümkün.. Bu açıdan bütün kurşunları yaz döneminde sıkmayan yönetime bir şey diyemiyorum.. Savunmada çok büyük sorunlar var (ki muhtemelen en çok baş ağrıtacak bölge olacak), merkez ve kenar yedeklemeleri yine çok sıkıntılı ama özellikle çok yönlü transferlerle uzun süreli sakatlıklarda idare edici opsiyonlara kısmen erişildi.. Artık lig Galatasaray için başlasın ve maçlar üzerinden çürütülen yapıda futbolu konuşmaya başlayalım..

Bir resmi maçta Terim'i tekrar paltosuyla kenarda görmek çok keyifli olacak..

3 Eyl 2011

Liverpool'dan Galatasaray'a vol. 9


Çok iyi bir sezonda çok özel role sahip bir oyuncu olarak sadece 6 ay içinde Albert Riera'nın geldiği nokta inanılmazdı.. 2010 Mart'ında İspanya'da bir radyoya verdiği röportajda Liverpool'u batan bir gemi olarak niteleyip Rafael Benitez için oldukça sert açıklamalar yapan oyuncu çok kısa sürede kulüp içinde sorun adam haline geldi.. Benitez için "oyuncusundan tamamen uzak" tanımın yapan Riera, 2 yıldır tanıdığı hocanın futbolculardan gelen her türlü tepkiye kulağını tıkayan biri olduğunu söyledi.. "Eğer fiziksel açıdan bir sorununuz yoksa ve iyi de çalışıyorsanız takım kötü giderken oynamamanız, hoca gelip size açıklama yapmıyorsa muhtemelen kişisel bir problemdir" diyerek olayı bir hayli ileri boyuta taşıyan Riera, o dönem için adı Real Madrid'le anılmaya başlayan Benitez'in oynattığı gösterişsiz futbol nedeniyle tercih edilmesinin imkansız olduğunu da eklemekten geri kalmamıştı..

Rafael Benitez, takım zor bir dönemden geçerken Riera'nın yaptığı çıkışı "zamansız" olarak niteleyerek oyuncuya hızlı bir ceza verdi.. Hemen kadro dışı bırakılan Riera, hafta içi oynanacak Europa League ve hafta sonu gelecek olan Manchester United deplasmanında yer alma şansını direkt bir şekilde kaybetmişti ki yeni yılla birlikte 3.5 ay içinde sadece 2 maçta oynayabilen bir oyuncu için bu çok farklı bir durum değildi.. Liverpool'da 7 yıl forma giyen ve Benitez'le 2 sezon çalışma şansına erişen takımın 2000'li yılların başında en önemli isimlerinden biri olan Dietmar Hamann, Rafael Benitez'in kendisiyle daima profesyonel ve saygılı bir iletişim içinde olduğunu ve Riera'nın oynamıyorsa kendi çalışmasında problem olabileceğini belirterek hocayı korudu ve camia içinde eleştiri oklarının Riera'ya biraz daha dönmesinde katkıda bulundu.. Albert Riera, gözlerini karartarak haddini fazlasıyla aşan eleştirileri sonrasında takımda fazla kalamayacağını anlamıştı.. Hemen takımdan ayrılarak o dönemde açık tek transfer marketi olan Rusya'ya kanalize olmaya çalıştı.. Rus eşi Yulia Koroleva bunda fazlasıyla etkili olmuştu.. İki ciddi teklif aldı ama kısa süre içinde kulüp ve oyuncu bunları değerlendiremedi ve Riera takımda kaldı.. Sezon sonu Rafael Benitez'in takımdan ayrılması üzerine Liverpool'da kalmak için tekrar heveslendi ama Roy Hodgson, takımda önemli bir krize neden olmuş Riera'yla çalışmak istemedi ve oyuncu yaz sezonunda Olympiakos'a satıldı..

Mallorca'yla başlayıp Fransa'da Bordeaux'da devam eden kariyeri Espanyol'da zirve yapan ve UEFA finaliyle taçlanan Albert Riera, 2008 yazında Liverpool'a 8 milyon pound'a transfer olmuştu.. Espanyol'un UEFA finali sonrasında Riera için biçtiği fiyat 12 milyon pound'du ve Liverpool bu transferde ezeli rakibi Everton'la mücadele içerisindeydi.. Her ne kadar, geldiğinde takımdaki İspanyolların da varlığı nedeniyle bir Rafa transferi (torpili) şeklinde değerlendirilse de Benitez, Espanyol'un istediği 12 milyon pound'u vermek istemiyordu ve Everton hazır parasıyla transferde bir adım öndeydi.. Ama Liverpool, Riera'nın büyük takım hırsını kullanarak vadettiği Şampiyonlar Ligi'yle ve 2004-2006 yılları arasında Benitez'in yardımcılığını yaptıktan sonra Espanyol'un sportif direktörlüğüne gelen Paco Herrera'nın varlığıyla birlikte öne çıktı ve çok daha az para vererek Riera'nın da istekleri doğrultusunda oyuncuyu kadrosuna kattı.. Liverpool, tarihi boyunca geleneksel ve klas sol açıkların takımıydı ve bu anlamda aynı geleneksel yapıyı sürdürecek olan Albert Riera; Peter Thompson, Steve Heighway, John Barnes ve Steve McManaman'dan sonra bu sürekliliği sağlama adına şeklen Liverpool için doğru transferdi.. Oyuncu ilk geldiğinde milliyeti ve düşük şöhreti nedeniyle birçok soruyu da beraberinde getirmişti fakat sezona başlar başlamaz ilk 11'e yerleşen Riera, fiziğine oranla oldukça yüksek olan sürati, dripling yeteneği, şutları, sahanın boyunu iyi kullanarak özellikle dip çizgiye inen yapısı, takıma kazandırdığı genişlik ve gücüyle bir anda geleneksel yapıyı sürdürebileceğini hem taraftara, hem de Benitez'e göstermişti.. Öyle ki sol açıklar üyesi olan Steve Heighway, Albert Riera'yı Liverpool'un John Barnes'tan beri gördüğü en iyi sol açık olarak nitelendirirken, Sky Sports'un İspanyol futbolu uzmanı, ilginç ilişkilerin adamı Guillem Balague, Espanyol taraftarı olmanın da etkisiyle Riera'nın Avrupa'nın en iyi kanat oyuncusu olduğunu dile getiriyordu..

Ama ertesi sezon onun için çok iyi başlamadı.. Sezon başında hazırlık dönemini ciddi bir bilek sakatlığı nedeniyle kaçıran Albert Riera, sonrasında bir türlü Benitez'in gözüne giremedi.. Mallorca'da kendisini ilk kez A takım alan Luis Aragones tarafından İspanya Milli Takımı'na 25 yaşında davet edilen oyuncunun huzursuzluğunda birinci etken 2010 Dünya Kupası'nda oynama isteğiyle sahada olabildiğince yer alma düşüncesiydi.. Dünya Kupası'na gidiş sürecinde grup maçlarında çok iyi maçlar çıkaran (ki Türkiye'yi de yıkan adamlardan biriydi) Riera'nın Dünya Kupası'nda tek oynama şansı bu turnuvaydı ve şampiyonluk yarışında büyük bir role sahipken ertesi sezon takım kötü giderken Benitez tarafından tercih edilmemek Mart ayındaki çıkışı getirdi.. Yeni yılla birlikte Mart ortasına kadar 3.5 ayda sadece 2 maçta oynayabilen Albert Riera, yaptığı profesyonelliğe aykırı çıkışın karşılığını sezon sonuna kadar bir daha forma yüzü görememek olarak alacak ve Dünya Kupası'nda forma giyemeyecekti.. Doğrulanmayan bir dedikoduya göre Riera'nın genç takım oyuncularından Dani Pacheco'yla bir antrenman sırasında ciddi bir tartışma yaşadığı ve bunun üzerine Benitez'in takımdaki diğer oyuncularla Riera'nın durumu hakkında görüş alışverişinde bulunduktan sonra oyuncunun biletini kestiği söylenir ki Riera'nın kişiliğiyle ilgili bu söylenti çok da iyi bilgiler vermez..

Oyuncunun Benitez'le yaşadığı problemler, Olympiakos'ta zirve futbolunu oynadığı Ernesto Valverde'nin kendisini takımda tutmak istemesine rağmen Galatasaray'a transfer olması ve Luis Aragones'in "Riera her zaman için hocasından ve takımından büyük beklentileri olan bir oyuncudur" açıklaması keskin bir kişiliği olan Fatih Terim'le ilişkisi yönünden soru işareti.. Arda Turan'ın takımdan ani gidişiyle birlikte Galatasaray'ın açık bir sol kenar oyuncusu ihtiyacı doğdu ki Terim'in başka yere kullanmayı düşündüğü yabancı kontenjanı buraya kaydı ve hocanın planları bozuldu.. Gelen bilgiler Terim'in Riera'yı adı transfer döneminde çıkan birçok oyuncudan çok daha net bir kesinlikte istediği şeklinde.. Galatasaray şekil itibarıyla çok doğru ama içerik yönünden soru işaretleriyle dolu bir transfer yaptı.. Hazırlık maçlarındaki yapı eşliğinde takımın sistemi ne olursa olsun, sağ kenarda Colin Kazım Richards ön planda görünürken sol kenarda orta saha özelliği ve top getirme yeteneği baskın olan bir melez oyuncuya ihtiyaç vardı ve bu anlamda Albert Riera şeklen takıma tamamıyla oturuyor.. Taraftarın çok istediği Lukas Podolski, Terim'in hazırlık maçlarındaki 4-3-3'ünde sağ kenarda Colin Kazım'la benzer özellikleri gösteren, top getirme yeteneği az olan bir oyuncu olarak Galatasaray ileri üçlüsüyle orta sahanın bağını kopartabilirdi ve muhtemelen Podolski'yle Emmanuel Eboue bu nedenlerle sağ kenarı alan oyuncu olacaktı.. Albert Riera, takımın alışkanlıkları doğrultusunda oyuncu özellikleri itibarıyla takıma daha uyumlu bir isim.. Gelişi, safkan bir kenar oyuncusu olması itibarıyla 4-3-3'ün sonunun gelebileceğine dair düşüncelere neden olmuş olabilir ama sağ kenardaki isimler ışığında 4-3-3'ün kendi içindeki dengesini Galatasaray'da koruyabilecek bir isim olan İspanyol'un bu anlamda Terim'in sistem planlarını değiştireceğini sanmıyorum..

Liverpool'dan Olympiakos'a transfer olurken orada oynayan kardeşi Sito Riera'dan aldığı bilgiler doğrultusunda Yunanistan'daki tutkulu taraftarların transferinde önemli rol oynadığını belirten Riera, Galatasaray'a gelişinde sürekli şampiyonluğa oynayan bir takım ve Türkiye'nin en büyük kulübü vurgularını yaparak çok da anormal olmayan bir şekilde tribünlere oynadı.. Sürekli oynamak isteyen, takımından beklentileri olan bir oyuncu olarak Türkiye'ye gelişi güzel.. Süper Lig'in tarihi boyunca pek görmediği safkan bir kenar oyuncusuyla tanışacak olmasıysa oluşabilecek uyumsuzluk sorunuyla birlikte hem lig, hem de takım adına heyecan verici.. İspanyol olması görünüşte yine bizim ligin zorluğu nedeniyle sıkıntı ama kariyerinin başında oynadığı Fransa ligi, Premier League macerası ve Türkiye'ye çok benzer bir futbol ortamı olan Yunanistan'dan geliyor olması bu genetik uyumsuzluğu biraz törpülüyor.. 1.90'lık boyuyla bir kenar oyuncusuna göre hava toplarında bu özelliğini beklentilerin ötesinde kullanabilen Riera, fazlasıyla tek ayaklı bir oyuncu.. Yine birebirlerde repertuarında fazla silahı yok ve genellikle aynı çalımları tercih ediyor.. Ama boyuna nazaran hızı ve sağlam vücut yapısıyla gücünü iyi birleştirmesi rakip bekler için onu yeterince zorlu bir oyuncuya çeviriyor.. Albert Riera'nın nerede oynayacağını görmek için Galatasaray'ın sahaya çıkmasına ihtiyacımız yok ama Terim'in son transferlerle ne düşündüğünü görmek için Galatasaray'a gerekli olan tarih hala 11 Eylül 2011.. Liverpool'dan yolu geçerek Florya'ya gelen oyuncular 2 fiyasko dışında genellikle iyi sonuç verdiler.. Şu an içinse yine öyle olmasını istemekten ve Terim'e güvenmekten başka yapabilecek bir şey yok..

15 Ağu 2011

Emmanuel Eboue Galatasaray'da


Tarih: 6 Aralık 2008.. Akşam saatleri.. Emmanuel Eboue için o gün çok farklı.. Her zamanki maç sonu ritüellerini tekrarlamıyor.. Soyunma odasını 90 dakika sonrası boş ve şakalarından yoksun bırakırken, çok üzgün bir şekilde eve geldikten sonra üçüncü çocuklarına 7 aylık hamile eşiyle hiç konuşmadan direkt bir şekilde yatak odasına çıkıp uyuma yolunu seçiyor.. Birkaç saat içinde uyandıktan sonra, aşağı inip bir şeyler yedikten sonra yine yukarı çıkıp mutsuz uykusuna geri dönüyor, zira yaşadığı şey kariyerinin en büyük hayal kırıklığı, futbol adına tam anlamıyla dip noktası..

O gün Wigan Athletic'e karşı oynayan Arsenal'de diz sakatlığı nedeniyle yaklaşık 1.5 ay sahalardan uzak kalan Emmanuel Eboue, yedek kulübesindeydi.. Ama her yedek için en büyük arzu konusu 32. dakikada ortaya çıktı.. Takımın sol açığı Samir Nasri sakatlandı ve Arsene Wenger'in oyuna girmesi için işaret ettiği oyuncu Eboue'ydi.. Bacary Sagna'nın takıma transferinden sonra sağ bekteki yerini kaybeden ve çok yönlü futbolunu farklı pozisyonlarda değerlendirmeye başlayan Eboue, daha önce birkaç maçta mücadele ettiği sol kenara geçti ve tam anlamıyla acınası bir 57 dakika geçirdi.. Sayısız pozisyon hatası, baskı yokken direkt bir şekilde rakibe teslim edilen 5-6 top, sıklıkla Arsenal kariyerinde en çok eleştirildiği konulardan biri olan yerini kaybetmeler ve en sonunda kendi takım arkadaşına yaptığı komik bir "tackle" sonrasında Emile Heskey'ye teslim ettiği bir başka top, az daha Arsenal'in 2 puan kaybına mal oluyordu.. Arsene Wenger dakikalar 89'u gösterirken Eboue'nin felaket durumuna daha fazla tahammül edemedi ve saha içinde moral bozukluğu her halinden belli olan Eboue'yi Silvestre'yle değiştirdi.. Eboue, bir İngiliz stadında pek sık göremeyeceğiniz bir tavırla karşı karşıyaydı, Ashburton Grove'da çok büyük bir uğultu ve yuhalama eşliğinde oyundan çıktı ve maç sonunda doğrudan evinin yolunu tuttu.. Bir Arsenal futbol yazarı maçtan sonra Eboue'nin performansının "kariyer bitirici" olduğunu söyledi.. Takıma transfer olduktan sonra 1 yıl içinde tribünlerin sevgilisi haline gelen bir oyuncunun İngiltere'de bu tepkiyi görmesi için gerçekten "rezalet" oynaması gerekiyordu ve muhtemelen Eboue, o gün bir futbolcunun çıkarabileceği en kötü maçlardan birini oynadı..

Maçtan sonra telefonunu kapattı.. Abidjan Akademesi'nden eski ve o anki takım arkadaşı, hatta beraber büyüdüğü çocukluk arkadaşı Kolo Toure cevap alamayınca yanına yine Eboue'nin çok yakını olan diğer Afrikalılar Adebayor ve Alex Song'u alıp Eboue'nin evine gitti.. Eboue'nin o anda tek beklentisi arkadaşlarının desteğiydi ve ilk adımdan sonra ertesi gün antrenmana gitmeye dair içinde hiçbir istek olmayan Eboue, diğer arkadaşlarının da desteğiyle hafta arası oynanacak olan Porto maçında kendisini oynatmayı düşünmeyen Wenger'e gidip iyi olduğunu ve görev verirse oynamak istediğini söyledi ve ilk 11 çıktı.. Bir sonraki iç saha maçında Liverpool'a karşı 89. dakikada yine Samir Nasri'nin yerine oyuna girerken tribünlerle arası iyi görünüyordu.. Ama Ashburton Grove'la tekrar barıştığı maç, bir sonraki iç saha mücadelesinde Portsmouth'a karşı gerçekleşti.. Sağ açık olarak 66 dakika oldukça iyi performans gösteren Eboue, yerini Carlos Vela'ya bırakırken ayakta alkışlanıyordu.. Sonrasında yine kötü bir Tottehham maçı ve anlamsız kırmızı kartla arayı bozar gibi oldu ama dibi gördüğü sezonun geri kalanı kendi adına güzel bir geri dönüştü..

Emmanuel Eboue, 2005 yılında Beveren'den Arsenal'e yaklaşık 1.5 milyon pound karşılığında transfer oldu.. Abidjan'da Toure ve Eboue'nin birlikte oynadığı akademinin kurucularından olan Jean-Marc Guillou, 1993 yılında akademinin futbol takımı olan ASEC Mimosas'a hem teknik direktör, hem de finansör ve ortak olarak katıldı.. Fildişi piyasasını ve uzantısı olarak Beveren'i Arsene Wenger'in görüş alanına sokan hamle de buydu.. Wenger, Guillou'nun çok yakın arkadaşıydı ve böylece hem direkt bir şekilde akademiyle, hem de onlarla birlikte çalışan Beveren'le iş birliği yapmaya başladı.. Beveren, Arsenal'le "feeder club" çatısı altında çalışmaya başladı ve Arsene Wenger beğendiği oyuncuları Beveren üzerinden Avrupa futbolu içinde deneme fırsatı buldu.. 2002 yılında direkt bir şekilde Abidjan Akademisi'nden 150 bin pound ödeyerek aldığı Kolo Abib Toure'nin ligin en iyi savunmacıları arasına girmesinden sonra daha o günlerde gözüne kestirdiği Emmanuel Eboue'nin Beveren'deki etkileyici performansıyla transferi risksizleştirdi ve 3 yıl sonra onu da Toure referansıyla kadroya kattı.. Beveren'in bu faaliyetten kazancı iyi oyunculardan aldığı katkı ve Toure/Eboue oranındaki 1/10'luk dilimden belli bir payı kulüp kasasına koymaktı ki feeder club'ların yaptığı şey zaten tam olarak buydu..

Arsene Wenger, Eboue transfer olduğunda sağ bek ve orta sahada da forma giyebilecek olan iyi bir naturel stoper aldıklarını belirtti (Buraya ileride değerlendirmek üzere bir Terim parantezi açalım) ki o güne kadar gerek Mimosas'ta, gerek Beveren'de ağırlıkla stoper olarak forma giymişti.. 1.75'lik boyuyla bu kuşkusuz büyük bir kumar olurdu ve takımın elindeki stoper havuzu içinde zaten fazla da gerek yoktu.. Beke koyduğunda yine hücuma muazzam bindirmeler yapan bir Toure'den sonra stoper oynattığında da sırıtmayacağını bildiği sağ bek Eboue'yle Arsene Wenger oldukça mutluydu..

Hikayenin bundan sonrası oldukça bilindik.. Eboue, Bacary Sagna transferine kadar takımın bir numaralı sağ bekiydi ama onun fazla hücumcu olan ve yerini sık sık kaybetmesine neden olan hevesli yapısı takımda savunma dengesizlikleri yaratabiliyordu.. Özellikle ilk çıkışında hücum adına çok şey vadeden ama zamanla savunmasını daha çok geliştirerek gerçek bir "full back" haline gelen Ashley Cole'un Chelsea'ye gidişi Gael Clichy'yi bir anda takımda öne çıkardı ve onun da hücumcu bir bek olması savunma-hücum dengesini geri dörtlüde kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olan Wenger'i bir seçimle karşı karşıya getirdi.. Bacary Sagna transferi sonrasında savunma yönü çok daha kuvvetli, pozisyon bilgisi de Auxerre'de aldığı altyapı eğitimiyle daha iyi olan Sagna'nın sol tarafı dengeleyen oyuncu olma gerçeğini Eboue'nin önüne getirdi ve Sagna'nın sağ beki almasıyla Eboue'ye takım içinde farklı pozisyonlar göründü.. Burada hemen az önceki parantez genişletilip Terim üzerinden birkaç çıkarım yapılabilir.. Stoper olarak takıma katılan Ujfalusi gelmeden Balta/Çağlar ve Sabri'li bir bek rotasyonuna sahip olan Galatasaray'da Terim'in solda geçtiğimiz sezonlarda çok yetersiz görünen Balta ve Çağlar dururken Sabri'nin üzerine transfer istemesi, hocanın geldikten sonra yaptığı en ilginç tercihlerden biri olarak öne çıkıyor.. Sokaktan 100 adam çevirseniz 90+'sının sol bek transferini düşüneceği ortamda Fatih Terim, beklenmeyeni yaparak hocaların bazen ne kadar farklı düşünebileceğini bir kez daha gösterdi.. Balta ilk 11 çıkarken Sabri mi kesilir demeden bunu anlamlandırmaya çalışmak hem hocaların, hem de tribünlerin selameti yönünden mantıklı olan.. Terim'in kafasındaki düzen muhtemelen UEFA serüveninde sağ bekteki savunma dengeliyicisi olan Capone rolünün Balta ve Çağlar tarafından rahatlıkla gerçekleştirilebileceği üzerinden şekilleniyor ve Sabri'nin enerjisini farklı bölgelerde değerlendirmeyi düşünen Terim, sağ bekte hücumcu bir oyuncuyla (Hakan Ünsal etkisi?) günün major takımlarının gerçekleştirdiği savunma dengesini kafasında oturtmaya çalışıyor olabilir..

Bu parantezi Wenger'in Eboue transferinde söyledikleri üzerinden Terim odaklı genişletelim.. 2005'te Wenger'in orta saha ve sağ bekte oynayan bir stoper transfer ediyoruz açıklamasından sonra 2011 yılında Terim, tandemde, orta sahada ve sağ açıkta forma giyebilen bir sağ bek alıyoruz dedi.. Emmanuel Eboue kesinlikle bir sağ bekten çok ötesi ama bu cümleyi kurarken abartılardan uzak kalmakta fayda var.. Terim'in Eboue'yi düşüneceği ilk pozisyonu oyuncu sahaya Galatasaray formasıyla çıkmadan bilmek imkansız.. Eboue, Arsenal'de 4-3-3'ün sağ kenarında sol açık dengeliyici olarak çok iyi maçlar çıkardı.. Merkezde forma giydi, sol açık oynadığı maçlar oldu.. Hatta bir maç içinde Toure'yle stoper-sağ bek değişimini bile yaptı.. Bu, oyuncunun çok yönlülüğünün takıma yaptığı büyük katkı.. 2005 öncesinde Eboue stoperdi ama son 6 yıllık süreç çok şeyi değiştirdi ve şu anda o iyi bir sağ bek.. Çok fazlası değil, ama toplamı iyi bir transferin gerçekten çok ötesi..

Galatasaray'da stoperde denenme ihtimali mevcut.. Boy büyük dezavantaj ama Ujfalusi'nin sağ bekteki performansının sürekliliği önemli ve her ne kadar merkez uzunluğu da önemli olsa da sağ bekten de takımın boy ortalamasını özellikle duran toplarda artırmak çok zor değil.. Servet - Ujfalusi'nin muhtemel dengesizlikleri uzun vadede hem çabuk, hem de ayağı çok yumuşak olan Eboue'nin tandeme hız kazandırma ve geriden oyun kurma etiketleriyle katkı yapabileceği anlamına gelebilir.. Arda'nın gidişi sonrasında Eboue'nin kadroda olması yine kenar rotasyonu an itibarıyla daralan takım için önemli kazanç ve şu anda Selçuk ve Melo dışında çok bariz bir merkez oyuncusu olmayan takımda yine bu bölgede görev alabilir.. Bu anlamda ortaya koyduğu pozisyon portföyü Galatasaray için ideal ve muhtemelen Terim'i de heveslendiren bu.. Ama Eboue'yi transfer ediyorsanız, Premier League'de kendisini ifade etmesine en çok yardımcı olan sağ beki ön sıraya almanız transferden istediğiniz verim ölçüsünde sizin için en hayırlısı olabilir..


Eboue muhtemelen bir Cafu değil ki furyalar ülkesinde muazzam bir hücum beklentisi olacaktır.. Ujfalusi'nin son iki maçta yaptığı hücum katkısını düzenli bir şekilde yapması bile çok mümkün değil Eboue'nin.. Hücuma çıkmayı çok seviyor, belirli bir düzeyin üzerinde hızlı ve teknik.. Ama toplamı çok çok büyük bir kalite değil.. Eboue, hiçbir şeyi mükemmel yapamayan, ama her şeyi belirli bir seviyenin üzerinde yapabilen oyuncu tipinin bazı yetenekleri keskinleştirmeye çalışan temsilcilerinden.. Bu kadar fazla pozisyonda sırıtmadan oynamasını sağlayan da zaten bu.. Bu anlamda gelince müthiş işleyen bir sağ bek beklentisi taraftar için çok hayırlı olmayabilir.. Çıkmayı sevdiği için yerini kaybetmesi oldukça ünlü ve Sabri sendromunu bu anlamda taraftara yaşatmaya devam edecektir.. Tamamen skoru düşünerek bekten yaptığı ceza sahası koşuları bazen 4-3-3 açıklarını imrendirecek seviyeye ulaşabiliyor.. Bunun yanında ortaları çok başarılı değil (zaten olması da gerekmiyor) ve bunları denemekten imtina eden bir oyuncu da değil.. Bu anlamda güzel adam Sabri'nin güzel bir kopyası..

Pozisyon portföyünün genişliği, birçok şeyi vasatın üstünde yerine getirebilmesi, Galatasaray'ın elindeki sol bekleri tamamlıyor olması ve eldeki pozisyon boşluklarını dolduracak özelliklere sahip olması onu iyi bir oyuncudan çok daha ötesi yapmıyor.. Bunu yapan muazzam kişiliği ve soyunma odasını zaman zaman tımarhaneye çevirebilen eşsiz espri anlayışı.. 2010 Dünya Kupası'ndaki şu sahneyle normal bir insanı sandalyeden düşürebilen Eboue, bugüne kadar oynadığı her takımda, hemen hemen bütün takım arkadaşlarından muazzam övgüler almış bir isim.. Arsenal'in soyunma odasına yaptığı katkılar hem Wenger, hem de arkadaşları tarafından defalarca takdir edildi.. 1 sezon boyunca Highbury'nin, sonrasında ise Ashburton Grove'un sevgilisi olmasında iyi ve mütevazı kişiliğiyle birlikte bu eğlenceli yapısı en ön planda olan özelliğiydi.. Özellikle Türkiye'de sorunlu Türk futbolcu yapısı itibarıyla yabancı transferi yaparken kişilik özelliğini ön plana almak ziyadesiyle önemli ve Eboue transferi bu anlamda çok sıkıntılı bir süreç geçiren Galatasaray soyunma odasına büyük etki yapabilir.. Transferin gerçekleşmesinde oyuncu özelliklerinden çok benim için sevindirici olan taraf oyuncunun kendine has espri anlayışı.. Bunun muhtemel yeni kaptan Sabri'yle birleşmesi Florya'nın büyük bombalara gebe olabileceği gerçeğini öne getirir ki bundan rahatsızlık duyacak birinin olacağını sanmıyorum.. Galatasaray, yaklaşık 3.5 milyon pound'a oluşabilecek bütün pozisyon gediklerinde kullanabileceği bir sigortaya, TSL için güçlü, teknik ve hücumcu bir sağ beke ve huzur artırıcı bir soyunma odası bombasına kavuşuyor.. Bu devirde bunun için 15 milyon da harcanabileceği göz önünde tutulursa Eboue transferi kağıt üzerinde muazzam.. Ama saha içindeki ve Florya'daki yansımalarını görmek için Terim'in düşüncelerinin berraklaşmasına, yani biraz daha zamana ihtiyacımız var..

Emmanuel Eboue hoş gelmiş..

"Bunu nasıl açıklayacağımı bilemiyorum. Emmanuel... Bugüne kadar birçok çılgın oyuncuyla aynı takımda oynadım. Metz'de, Monaco'da ve şimdi de Arsenal'de. Ama Eboue kadar çılgını? Hayır, hayatımda böylesini daha önce hiç görmemiştim. Bunu açıklayamam ama o gerçekten deli. Onu dışarda görsen ciddi, karizmatik biri olduğunu düşünürsün. Hemen hemen hiç konuşmaz. Ama bu tamamen onun maskesi. O gerçek bir deli."

Emmanuel Adebayor


29 Tem 2011

,

Galatasaray 3-0 Liverpool


Liglerin ertelenmesiyle birlikte bu maçın Galatasaray özelinde taraftara küçük bir umut vermesinden ve Terim'in yeni Galatasaray'ıyla ilgili birkaç şey söylemesinden başka hiçbir önemi yok.. Ama burada genelde bu tip galibiyetler abartılır ve tam da Galatasaray'ın ve özellikle Fatih Terim'in bu akşam için buna ihtiyacı vardı.. Son yılların en kötü sezonunu geçirdikten sonra efsanesi başa geçmiş, rakipleri binbir zorlukla uğraşırken transferlerini yavaş yavaş bitiren ve sezona en büyük favori olarak girme hazırlığı yapan takımda camia olarak rahatsızlık yine had safhada.. Fatih Terim'in bugün basına yansıyan rahatsızlığı, yönetim içindeki Terim kutuplaşmasının ilk kez ciddi bir şekilde dışa vurumuydu belki de ve bunun gecesinde Liverpool'u 3-0 yenmek Terim için kuşkusuz çifte zafer..

Ünal Aysal'ın başkan olduktan sonra Kanaltürk ve NTVSPOR'da söyledikleri hala akıllarda.. Türk basınında hala hiç tanınmayan Ünal Başkan'la ilgili çok geniş bir profil yazısı hazırlığı içindeydim ama başkanlığının ilk gününde söylediklerinin şu an için gerçekleşmesini bırakın takımın yanından geçememesinin ışığında benim kendisine bakışım tamamen nötrlendi.. Ortaya büyük para koyup işleri kısa vadede yoluna koymak büyük başarıysa eyvallah ama iki defa taraftar baskısıyla ağız değiştiren, profesyonelleri yönetimden geçiremeyip kurumsallaşma adına şu an için önceki yönetimlerden farklı hiçbir çalışması basına yansımayan Ünal Aysal'ı sadece ortaya koyduğu milyon dolarlarla zirveye çıkaramıyorum.. Bugün ortaya çıkan Terim sorunu da işin noktasıdır, benim için de Ünal Aysal profili tamamen ertelenmiş bir yazıdır..

Fatih Terim'in son iki maçta, iki ciddi rakibe karşı kurguladığı 4-3-3, onun kendi ağzıyla teyid ettiği forvet transferini yalanlıyor.. Sahaya çıkardığı takımlarla istediği transfer pozisyonu bir türlü örtüşmüyor ve bu açıdan Galatasaray'ı değerlendirmek kolay değil.. Bu tarz bir dizilişte Elmander'i İsveç Milli Takımı'ndan aşina olduğu kenara yazmak mümkün ama bunun ilk tercih olması ilk etapta çok kolay değil.. Bu düzende yeni transfer, Elmander ve Baros'tan ikisi birçok maçta yedek kalır ki gerisi bu kadar sorunlu olan bir takım için bu fazla lüks.. Klasik 4-4-2? Avrupa'nın olmaması ve ligde de muhtemel azalmalar sonrasında geçiş ve efektif futbol için kullanılabilir ama ben Terim'in genel futbol bakışında bugünkü düzene yakın dizilişlerin her zaman için daha geçer akçe olduğunu düşünürüm.. Ama bunun ayırdını şimdiden yapmak kolay değil ve öncelikle yeni bir merkez oyuncusu mu yoksa kesin olarak forvet mi gelecek onu görmek gerekiyor..

Sabri'nin merkezde kullanımı tipik bir Terim - oyuncu etkileşiminin sahaya yansımalarından.. Bugüne kadar birçok maçta merkezde görev yapan Sabri'nin bölgedeki en iyi performansını Terim'le vermesi hoca ve onu yıllardır tanıyan bizler için büyük sürpriz değil.. Ortaya koyduğu enerji ve dört ciğer elbette takdire değer ama uzun vadede kesinlikle fazlası gerek.. Felipe Melo'nun başlangıcı muazzam, Selçuk ise Arda kusura bakmazsa bu takımın çok muhtemel takım içi lideri.. İki çok kaliteli merkez oyuncusuyla sezon başında bu kadar umut vadeden takımı gördükçe yılların boşa gidişi daha çok can acıtıyor..

Bu takımın çok net bir merkez oyuncusuna ihtiyacı olmasına rağmen geri dörtlüsü Ujfalusi dışında şu an için bu kadar mantar görünen bir takımda forvet ve Lassana söylemleri yine fazlasıyla lüks ama hocaların her zaman bizden farklı düşündüğü bir şeyler vardır.. Hakan Balta ve Çağlar Birinci varken gidip Sabri ve hatta Ujfalusi üstü sağ bek transferi yapmaya çalışan Terim zaten bunu gösterdi.. Ama savunmayı bu kadar öne çıkarmaya çalışırken bu denli ağır bir savunma dörtlüsü kurma fantezisini neyi düşünerek yapıyor bu geceye dair anlayamadığım tek şey bu..

20 Tem 2011

,

The Dark Knight Rises


Batman Begins, bugüne kadar çekilen orijin hikayeleri içinde çizgi roman uyarlamalarının açık ara en iyisiydi.. Sonrasında gelen The Dark Knight ise bir uyarlamanın çok ötesine geçti.. Bugüne kadar birçok yapımda çok eğreti bir şekilde işlenen kaosun en gerçekçi hallerinden biriyle izleyiciyi tanıştırdı, beyazperde tarihinin en klas kötü adamlarından birini ortaya çıkardı.. Aynı karakteri yaklaşık 15 sene önce kült kategorisine çıkaran çok büyük bir aktörün varlığına rağmen sadece bunu yapması bile filmin başarısı için yeterliydi ama adeta bir derya, muazzam bir dipsiz kuyu olan çizgi roman geçmişini bile geride bırakan harika bir suç filmiydi ortadaki.. Ve şimdi aynı ekip ve Christian Nolan, muhtemelen çizgi roman uyarlamalarının en iyi üçlemesini tamamlamaya geliyor.. Fevkalade Joker ve Heath Ledger'ın ölümüyle planları bozulan Nolan'ın işi bir hayli zor, ama dünyada The Dark Knight Rises'ın kötü çıkacağına inanan bir tek kişi bile bulamayız muhtemelen.. Bu anlamda başta çizgi roman fanatikleri olmak üzere herkesin içi rahat..

Christopher Nolan'ın The Dark Knight'ı çekerken düşüncesi, muhtemelen Heath Ledger'ın efsanevi performansına sette şahit olmuş biri olarak Joker'i öldürmeden bu klas karakteri diğer filmlerde de kullanarak çizgi roman uyarlamalarında farklı bir yol izlemekti.. Zira bugüne kadar çekilen uyarlamaların hemen hemen hepsinde villain'lar bir şekilde öldü.. Buna Spider-Man'in efsanevi düşmanları Green Goblin ve Doc Ock da dahil.. Hem Ledger'ı daha uzun süreli kullanmak, hem de Batman'i daha komplike bir yapı haline sokup yarattığı etkiyi büyütmek istiyordu Nolan.. Ve yine muhtemelen seriyi kafasında 3 filmle sınırlandırmak istemiyordu.. Ama Ledger'ın ölümü onda da mutlaka değişim yarattı ve 2. filmde türün zirvesine çıktıktan sonra üçlemeyi güzel bir şekilde tamamlayarak olayı bitirmek istedi..

Filmin ilk trailer'ı geçtiğimiz günlerde yayınlandı.. Warner Bros biraz yanlış bir yol izleyip trailer'ı internete vermeden sinemalarda yayınladı ve kaçaklar sonucunda alınmaya çalışılan bütün tedbirlere rağmen düşük kaliteli sinema çekimleri internete sızdı.. Teaser'da filmden sadece bir sahne var.. Açılışta ilk filmin harika Ra's Al Ghul'u Liam Neeson'ın sesiyle ilk filmden şahane replikler var.. Ra's Al Ghul'un, kendisinin temsilcisi olarak Bruce Wayne'le ilk ilişkiyi kurduğu hapishane görüşmesinde kullandığı replikler, ki ilk filmdeki orijin hikayesinin tam anlamıyla temelini oluştururlar.. Sonrasında sağlam bir kötek yediği her halinden belli olan Jim Gordon'un Bruce Wayne'le olan hastane görüşmesi.. Yine muhtemelen Bane tarafından haşat edildikten sonra çaresizlik içinde Joker tarafından yenilgiye uğratılan Batman'in Gotham'a geri dönüşü için bir yalvarma sekansı.. Sonrasında Batman geri dönecek ve aksiyona girecek, böylece Nolan filmin gidiş yolunu açık bir şekilde belli etme yolunu seçmiş teaser'da..

Final filmi için Bane'in seçilmesi hem handikap, hem avantaj.. Handikap, çünkü Ledger'ın tarihe geçen derinlikli Joker'i sonrasında Bane fazlasıyla tek boyutlu gelecek.. Tom Hardy'nin de işi bu anlamda hiç kolay değil fakat Nolan'ın Bane'de de göstereceği farklı şeyler mutlaka olacaktır.. Avantaj, ilk 2 filmde daha çok belirli ideolojilere sahip villain'lerle muhatap olan ve fiziksel gücünü fazla gösteremeyen Batman'e üçlemeyi bitirirken bu anlamda da kendini seyirciye tam anlamıyla tanıtma şansını verecek Nolan.. Ledger ölmese yine Bane'i yönlendirerek Batman'in üzerine salan ve arkadan işler çeviren bir Joker izleyecektik ve bu gerçekten inanılmaz bir deneyim olacaktı ama yaşanan trajedi bunu hem bizim, hem de Ledger'ın elinden aldı..

Filmde Liam Neeson'un yer alacağına dair söylentiler mevcut.. Tabii bu gerçek olacaksa bile Ra's Al Ghul geri döner mi bu konuda yorum yapmak çok kolay değil.. Eskiye dair görüntüler filmde yer alabilir.. Ra's Al Ghul'un gençliğini oynayacak olan Josh Pence de bu anlamda işleri karmaşıklaştırıyor.. Ra's Al Ghul ilk filmde görüntü itibarıyla ölmüştü ama ölü bedenini filmde görmedik.. Öldüyse geri dönmesi biraz zor olur çünkü Christopher Nolan ortaya çıkardığı realist evrende Lazarus Çukurları'na yer vermeyecektir.. Ama son filmde Liam Neeson'ın muazzam oyunculuğu hiç fena olmaz, bir çaresine bakılırsa bence gayet iyi olacak..

Bane deyince akla gelen ilk hikaye olan Knightfall'u bu filmde beklemek çok mantıklı değil zira o hikaye Batman'in kırılışını anlatır.. Ama final bölümü yapısı gereği, isminden de anlaşılacağı gibi Batman'in yeniden yükselişini anlatacak.. Çünkü daha önce de söylediğim gibi ikinci filmin kazananı Joker'di ve Batman, Harvey Dent üzerinden aslında büyük bir yenilgiye uğratıldı.. Şimdi tekrar Gotham'ın başına geçmesi gerekirken bu filmden Bane'in Batman'in belini kırmasını beklemek çok mantıklı değil.. Ama Nolan kesinlikle ilk iki filmde izlediği yolu bu filmde de tercih edecektir.. İlk filmde Batman: Year One esintileri çok büyüktü.. Birebir uyarlama değildi ama o muazzam orijin hikayesinden birçok motifi alıp filme koymuştu Nolan.. İkinci filmde de Batman külliyatının bana göre açık ara en iyi eseri olan Batman: The Killing Joke'ta aynı yolu izledi.. Batman tarihinde Joker'in orijinine dair bir şeyler söyleyen tek çizgi romandan filme o anlamda hiçbir şey aktarmadı ama yine birkaç motifle Alan Moore'un harika eserine saygı duruşunu yaptı.. The Dark Knight Rises'ın uyarlanışı da çok büyük ihtimalle bu çerçevede olacaktır..

Catwoman'a girmek istemiyorum, hiçbir zaman favori karakterlerimden biri olmadı ama Nolan'ın realist bakışının onun üzerindeki etkisini de merak etmiyor değilim.. İlk film Batman'e dair çok şey söyledi ve Christian Bale tek filmle tarihin en iyi Batman'i oldu.. İkinci film tamamen Joker'e odaklandı ve Batman'i arka planda bırakan filmin başarısı bu uyarlamaların nasıl olması gerektiğine dair hariak bir yol göstericiydi.. Bale, üçüncü filmde ilk kez fiziksel yönden çaresizliğe düşecek.. Bruce Wayne olarak Michael Keaton'ı geçmesi belki mümkün değil ama ona yaklaşma şansını biraz daha verecek bir film geliyor..

The Dark Knight Rises, 20 Temmuz 2012'de sinemalarda.. Beyazperdenin ilk muhteşem ÇR uyarlama üçlemesi için geri sayımı resmen başlatıyoruz..

Teaser

hit counter
Blogger tarafından desteklenmektedir.