Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Tem 2012

The Dark Knight Rises


Son söyleyeceğimi yine en başta yazıyorum: Batman Begins ve The Dark Knight'ın yanına dahi yaklaşamıyor film.. Ama her şeyin bir aması var ve bu seferki ama Christopher Nolan'ın bu durumdaki hatalarını tolere ediyor.. İlk film bence serinin en iyisiydi çünkü bir orijin hikayesiydi ve Nolan bunu yapılabilecek en görkemli şekilde ortaya koydu.. Herhangi bir çizgi roman uyarlamasında daha efsanevi bir orijin çekilemeyecek ve bu düşüncemde iddialıyım, öylesine inanılmaz bir başarıydı Begins.. İkinci filmdeyse beyazperde tarihinin en inanılmaz birkaç kötü adam performanslarından birini aldı kamerasının önüne ki bunda oluşturduğu karakterin ve yaptığı cast'in akıllara seza başarısı mevcut.. Çıtaları parçalayan bir orijin hikayesi ve tarihe geçen bir kötü adam performansıyla bir çizgi roman uyarlamasından çıkıp efsanevi bir suç filmine yakınsayan muazzam bir filmin devamında inanılmaz bir kapanış yapılabilir miydi? İlk iki filmi yapan adam yapabilirdi ama planlarını bozan birçok şeyle karşılaştı ve evet The Joker bu filmde yoktu.. İşi biraz imkansız görevdi ama daha iyisini kesinlikle çıkarabilirdi.. ama film tüm bunlarla birlikte çok çok iyi.. Peki nasıl oluyor da oluyor? işte Chris Nolan'ın ırzına geçilen beyazperde batman'ini ve sinemada çizgi roman uyarlamasını getirdiği nokta budur.. İlk iki filmi söz konusu çizgi roman uyarlamasıysa efsanenin de ötesinde ve çok iyi bir filmi bile kötü gösterebiliyor bu durum..

Filmin en büyük sorunu ilk iki filmde var olmayan basitlikler ve klişeler yumağının arka arkaya gelmesiydi aslında.. Filme giriş hakikaten şaşırtıcı zira bastonlu bir Bruce Wayne'le yapılıyor açılış.. Fragmanı izleyen herkes Bane'in malum sahnesinden sonra bu bastonun ortaya çıkacağını düşünmüştü ama 8 yıldır ortalarda görülmeyen bir batman sonrasında paslanan ve sakatlığa doğru giden bir Wayne var karşıda.. Böyle bir ortamda Batman'in dönüşü çok fazla basit ve Bruce Wayne'in asla yapmayacağı bir hatanın ürünü.. Bir polisin evine gelip Bruce'a senin kimliğini biliyorum ayarı verip bu halkın sana ihtiyacı var farkındalığı yaratması ne kadar sakilse, Bruce Wayne'in önce kendi karakteriyle yıllar sonra ortaya çıkıp flaşları patlattıktan bir gün sonra Batman olarak da Gotham semalarında dolaşması bu muazzam karakterin asla yapmayacağı bir hata.. Batman'liğe dönüş çok basit ve acele ama göründüğü sahne muhtemelen filmin en gaz anı..

Bir başka basitlik Bane'in Batman'i kırdığı sahneye doğru gidiş mesela.. bu kadar kör gözüne parmak misali takılmaması gerekiyor Nolan'ın.. Bane'in ortaya çıkışıyla birlikte Alfred üzerinden Wayne'e yapılan sayısız uyarı.. Bak bu adam farklı dövüşüyor, bak gözlerinde saf kötülük var, bak fazla profesyonel.. Tamam ben Knightfall'u okuyorum ve o sahnenin geleceğini biliyorum.. Ama bilmeyen adam Alfred'in uyarıları ve bunu hiç sallamayan Batman'in o dayağı yiyeceğini ve kırılacağını anlamıştı.. O sahnenin daha şok ve şaşırtıcı olması gerekiyordu..

Bir diğer klişe ve basitlik Bane'in Wayne'i hapishaneye bırakması.. İşte oradan çıkabilen tek bir kişi var ve Bruce da çıkacak.. Kırılan bel çıkan omurla yumuşatılmış, bunun tedavisi ve sonrasındaki rehabilitasyon dönemi yine çok çabuk ve basit.. Ölmemesi için birini yanına bırakmış ama yan taraftaki bilge kişi yine muazzam klişe.. İlk başta Wayne çıkamaz ama bilge kişi aniden gözlerini açar ve çıkar..

Bir benzer sahne Alfred'le kavga ettikleri ve ayrıldıkları sahne.. Bruce Wayne böyle bir konu nedeniyle Alfred'i silecek, elveda diyecek adam değildir ama sahne neden o kadar kör gözüne parmak..

Peki Nolan'ın epic conclusion'da yaklaşık 5 ay boyunca şehirde kaldıktan sonra patlamaya dakikalar hatta saniyeler bıraktığı nükleer bomba? Epic conclusion daha farklı, daha vurucu bir şehir yok etme planı hak etmiyor muydu? Chris Nolan Gotham'ın yok olmasına 1 dakika kala Batman'le Catwoman'ı öpüştürecek basitliğe ve kafaya ne zaman erişti ki?

Bane Batman'i öldürmedi, son sahnede twist'in Allah'ını yaptın ve ilk filmi aslında bir nevi tekrarladın ama herkese yedirdin ki iyi twist'ti.. Ama o twist, Joker üzerine örmeye ve altyapısını oluşturmaya çalıştığı ki bunda da aslında biraz yetersiz kaldığı Bane'in içini boşalttı.. Ve bir kere öldürülmeyen Batman, yediği bıçak darbesinden sonra Talia tarafından Bane'e verilen emirde yine öldürülmesin oldu.. İki defa aynı filmde çok değil mi?

Hele şu Robin referansını verirken Dick Grayson adını kullanmaması da mütemadiyen sinirlendirici bir durum.. abicim sen Dick Grayson dedirt orada, anlayan anlasın.. Genele yaymak için adamın lakabını gerçek ismine indirmesine gerek yoktu bence, bunu da gayet populist bir tavır olarak gördüm ki hiç yakışmaz Nolan'a.. 

Şimdi bu filmi bırakın, allahaşkına tamamen aklınızdan çıkarın ve ilk iki filmi düşünün.. Batman Begins ve The Dark Knight.. İkisinden birinde şu yukarıda saydığım basitliklerden bir tane var mı? Ben ikisini yaklaşık 30 kere izledim ve bir tane göremedim.. Peki epic conclusion'da neden bu kadar fazla? Ben bunun cevabını veremiyorum.. İş hakikaten çok zordu ama Nolan da bence bu sürece hatalarıyla hizmet etti.. En büyük sorunlardan bir başkası da filmlerin uyarlandığı çizgi romanlar.. İlk iki film sırasıyla Batman Year One ve The Killing Joke temel alınarak uyarlandı ki eğer Batman külliyatı içinden 5 baba hikaye sayın deseniz tüm Batman fanatikleri bu ikisini önce koyar, sonra etrafını şekillendirir.. Knightfall çok klas ve en iyilerden biri Batman kronolojisinde ama asla diğer ikisinin düzeyinde değil.. Hem Year One, hem de Killing Joke'un ortak bir noktası var.. Batman Year One, başrolünde Jim Gordon'un olduğu ve Batman'in orijinini Batman'i ikinci karakter yaparak veren bir hikayedir ve başarısında bu gizlidir.. The Killing Joke'ta da aynı şey geçerli, başrolde Joker vardır ve Batman yan karakterdir.. Joker'in orijinine dair kısmi bir şeyler ortaya koyan tek hikayedir Alan Moore'un insanlık dışı o çizgi romanı.. Filmler de bu duruma hizmet etti ve özellikle ikinci filmde Batman ve Bruce Wayne hakikaten piyasada çok da fazla yer almadı.. Ama Knightfall bu derinliğe sahip olan bir hikaye değil ve kalite çizgi romanlardan güç alarak daha iyi filmler ortaya koyan Nolan'ın performans düşürmesinde bu durum da mutlaka rol oynamıştır..

Başka türlü olabilir miydi? Mesela ben filmin ortasında gerçekten beli kırılan, 2 yıl sakat kalan ve o dönemde çöken bir Gotham'ı daha çok sevebilirdim.. Mesela 8 yıl ara vermeden, güçten düşmeden, Bane'in Knightfall'da yaptığı gibi filmde de bahsedilen 1000 tane kötüyü serbest bırakacak bir plan yapması, sonrasında Batman'in o adamlarla savaşırken çok yorulup güçten düşmesi ve Bane'in karşısında bir şey yapamayacak duruma gelmesi Batman'i de bu kadar çapsız göstermezdi.. 8 yıl piyasada olmayıp çürümüş bir Batman'dense Bane'in kötüleri serbest bırakarak Batman'i yorarak zayıflattığı dahiyane planı tercih edebilirdim.. Bunu yapacak esnekliği de varmış mesela Nolan'ın ama tercih etmemiş..

Keza Heath Ledger'ın ölümü de her şeyi hatta bu finali bile değiştiren bir durumdu.. Daha önce Joker'i öldürmeyeceğini ve devam filmlerinde kullanmak istediğini (yani 3. filmde final gelmeyecekti muhtemelen), böylece diğer çizgi roman uyarlamalarından farklılık yaratacağını ve çok daha farklı bir Batman evreni planladığını açıklayan Nolan için Ledger'ın ölümü mutlaka heves kırıcı oldu, etkisi bence çok büyüktür..

Tekrar ediyorum film müthiş ama ilk filmler bunun çok çok ötesindeydi.. The Dark Knight muazzamlığın doruklarında dolanan Joker'i nedeniyle hemen hemen herkesin en iyi filmi ama görkemli orijin hastası olarak ben Begins'i çok küçük farkla öne yazıyorum.. Ama son sıra değişmez.. Elbette keşke daha farklı olsaydı ama nolan asla benzer şekilde çok iyi iki film ortaya koyduktan sonra karaktere, hikayeye ihanet ederek üçüncü filmde sıçıp sıvayan Sam Raimi pozisyonuna düşmüyor ve filmi müthiş seviyesinin altına dahi düşürmüyor.. Bu durum benim için yeterlidir.. Şu anda tek isteğim üçüncü filmin DVD'sinin çıkması ve o gün sabahtan akşama üç filmi arka arkaya izlemek.. Chris Nolan sinema tarihinin açık ara, uzak ara en iyi çizgi roman uyarlaması üçlemesini ortaya koymuştur.. Efsanevi orijini geçilmediği gibi bence bu özelliği de en az 20-30 yıl geçilmeyecek.. Benim için bu da yeterli.. Ben Nolan sayesinde sevmediğim Batman'in fasikül fasikül çizgi romanlarını aldım, Brian Azzarello, Nolan sayesinde mükemmel bir The Joker yazıp karakteri filmdeki gibi çizdirdi.. Karakteri de o şekilde ördü.. Batman'in çizgi roman dünyasını değiştiren, karakteri benden daha iyi yorumlayıp göremediğim yönlerini gösteren Nolan'a benim daha fazla söz söylemeye kifayetim yetmez.. Ama yaptığı ilk iki film de ortada ve ben sussam onlar konuşuyor.. Umarım üzerine var olanın da içine pisleyen bir Marc Webb gelmez.. Umarım..

20 Tem 2011

,

The Dark Knight Rises


Batman Begins, bugüne kadar çekilen orijin hikayeleri içinde çizgi roman uyarlamalarının açık ara en iyisiydi.. Sonrasında gelen The Dark Knight ise bir uyarlamanın çok ötesine geçti.. Bugüne kadar birçok yapımda çok eğreti bir şekilde işlenen kaosun en gerçekçi hallerinden biriyle izleyiciyi tanıştırdı, beyazperde tarihinin en klas kötü adamlarından birini ortaya çıkardı.. Aynı karakteri yaklaşık 15 sene önce kült kategorisine çıkaran çok büyük bir aktörün varlığına rağmen sadece bunu yapması bile filmin başarısı için yeterliydi ama adeta bir derya, muazzam bir dipsiz kuyu olan çizgi roman geçmişini bile geride bırakan harika bir suç filmiydi ortadaki.. Ve şimdi aynı ekip ve Christian Nolan, muhtemelen çizgi roman uyarlamalarının en iyi üçlemesini tamamlamaya geliyor.. Fevkalade Joker ve Heath Ledger'ın ölümüyle planları bozulan Nolan'ın işi bir hayli zor, ama dünyada The Dark Knight Rises'ın kötü çıkacağına inanan bir tek kişi bile bulamayız muhtemelen.. Bu anlamda başta çizgi roman fanatikleri olmak üzere herkesin içi rahat..

Christopher Nolan'ın The Dark Knight'ı çekerken düşüncesi, muhtemelen Heath Ledger'ın efsanevi performansına sette şahit olmuş biri olarak Joker'i öldürmeden bu klas karakteri diğer filmlerde de kullanarak çizgi roman uyarlamalarında farklı bir yol izlemekti.. Zira bugüne kadar çekilen uyarlamaların hemen hemen hepsinde villain'lar bir şekilde öldü.. Buna Spider-Man'in efsanevi düşmanları Green Goblin ve Doc Ock da dahil.. Hem Ledger'ı daha uzun süreli kullanmak, hem de Batman'i daha komplike bir yapı haline sokup yarattığı etkiyi büyütmek istiyordu Nolan.. Ve yine muhtemelen seriyi kafasında 3 filmle sınırlandırmak istemiyordu.. Ama Ledger'ın ölümü onda da mutlaka değişim yarattı ve 2. filmde türün zirvesine çıktıktan sonra üçlemeyi güzel bir şekilde tamamlayarak olayı bitirmek istedi..

Filmin ilk trailer'ı geçtiğimiz günlerde yayınlandı.. Warner Bros biraz yanlış bir yol izleyip trailer'ı internete vermeden sinemalarda yayınladı ve kaçaklar sonucunda alınmaya çalışılan bütün tedbirlere rağmen düşük kaliteli sinema çekimleri internete sızdı.. Teaser'da filmden sadece bir sahne var.. Açılışta ilk filmin harika Ra's Al Ghul'u Liam Neeson'ın sesiyle ilk filmden şahane replikler var.. Ra's Al Ghul'un, kendisinin temsilcisi olarak Bruce Wayne'le ilk ilişkiyi kurduğu hapishane görüşmesinde kullandığı replikler, ki ilk filmdeki orijin hikayesinin tam anlamıyla temelini oluştururlar.. Sonrasında sağlam bir kötek yediği her halinden belli olan Jim Gordon'un Bruce Wayne'le olan hastane görüşmesi.. Yine muhtemelen Bane tarafından haşat edildikten sonra çaresizlik içinde Joker tarafından yenilgiye uğratılan Batman'in Gotham'a geri dönüşü için bir yalvarma sekansı.. Sonrasında Batman geri dönecek ve aksiyona girecek, böylece Nolan filmin gidiş yolunu açık bir şekilde belli etme yolunu seçmiş teaser'da..

Final filmi için Bane'in seçilmesi hem handikap, hem avantaj.. Handikap, çünkü Ledger'ın tarihe geçen derinlikli Joker'i sonrasında Bane fazlasıyla tek boyutlu gelecek.. Tom Hardy'nin de işi bu anlamda hiç kolay değil fakat Nolan'ın Bane'de de göstereceği farklı şeyler mutlaka olacaktır.. Avantaj, ilk 2 filmde daha çok belirli ideolojilere sahip villain'lerle muhatap olan ve fiziksel gücünü fazla gösteremeyen Batman'e üçlemeyi bitirirken bu anlamda da kendini seyirciye tam anlamıyla tanıtma şansını verecek Nolan.. Ledger ölmese yine Bane'i yönlendirerek Batman'in üzerine salan ve arkadan işler çeviren bir Joker izleyecektik ve bu gerçekten inanılmaz bir deneyim olacaktı ama yaşanan trajedi bunu hem bizim, hem de Ledger'ın elinden aldı..

Filmde Liam Neeson'un yer alacağına dair söylentiler mevcut.. Tabii bu gerçek olacaksa bile Ra's Al Ghul geri döner mi bu konuda yorum yapmak çok kolay değil.. Eskiye dair görüntüler filmde yer alabilir.. Ra's Al Ghul'un gençliğini oynayacak olan Josh Pence de bu anlamda işleri karmaşıklaştırıyor.. Ra's Al Ghul ilk filmde görüntü itibarıyla ölmüştü ama ölü bedenini filmde görmedik.. Öldüyse geri dönmesi biraz zor olur çünkü Christopher Nolan ortaya çıkardığı realist evrende Lazarus Çukurları'na yer vermeyecektir.. Ama son filmde Liam Neeson'ın muazzam oyunculuğu hiç fena olmaz, bir çaresine bakılırsa bence gayet iyi olacak..

Bane deyince akla gelen ilk hikaye olan Knightfall'u bu filmde beklemek çok mantıklı değil zira o hikaye Batman'in kırılışını anlatır.. Ama final bölümü yapısı gereği, isminden de anlaşılacağı gibi Batman'in yeniden yükselişini anlatacak.. Çünkü daha önce de söylediğim gibi ikinci filmin kazananı Joker'di ve Batman, Harvey Dent üzerinden aslında büyük bir yenilgiye uğratıldı.. Şimdi tekrar Gotham'ın başına geçmesi gerekirken bu filmden Bane'in Batman'in belini kırmasını beklemek çok mantıklı değil.. Ama Nolan kesinlikle ilk iki filmde izlediği yolu bu filmde de tercih edecektir.. İlk filmde Batman: Year One esintileri çok büyüktü.. Birebir uyarlama değildi ama o muazzam orijin hikayesinden birçok motifi alıp filme koymuştu Nolan.. İkinci filmde de Batman külliyatının bana göre açık ara en iyi eseri olan Batman: The Killing Joke'ta aynı yolu izledi.. Batman tarihinde Joker'in orijinine dair bir şeyler söyleyen tek çizgi romandan filme o anlamda hiçbir şey aktarmadı ama yine birkaç motifle Alan Moore'un harika eserine saygı duruşunu yaptı.. The Dark Knight Rises'ın uyarlanışı da çok büyük ihtimalle bu çerçevede olacaktır..

Catwoman'a girmek istemiyorum, hiçbir zaman favori karakterlerimden biri olmadı ama Nolan'ın realist bakışının onun üzerindeki etkisini de merak etmiyor değilim.. İlk film Batman'e dair çok şey söyledi ve Christian Bale tek filmle tarihin en iyi Batman'i oldu.. İkinci film tamamen Joker'e odaklandı ve Batman'i arka planda bırakan filmin başarısı bu uyarlamaların nasıl olması gerektiğine dair hariak bir yol göstericiydi.. Bale, üçüncü filmde ilk kez fiziksel yönden çaresizliğe düşecek.. Bruce Wayne olarak Michael Keaton'ı geçmesi belki mümkün değil ama ona yaklaşma şansını biraz daha verecek bir film geliyor..

The Dark Knight Rises, 20 Temmuz 2012'de sinemalarda.. Beyazperdenin ilk muhteşem ÇR uyarlama üçlemesi için geri sayımı resmen başlatıyoruz..

Teaser

7 Haz 2011

,

Şu ana kadarki en iyisi: X-Men First Class


Bugünün Hollywood'unda çizgi roman uyarlamaları diye bir kavram varsa bunda Richard Donner'ın Superman'leri ve Tim Burton'un Batman'leri kadar Bryan Singer isminin ve ilk Marvel evreni göstericisi X-Men'lerin de büyük payı var.. Tim Burton sonrasında Joel Schumacher'in Batman konseptinin içine etmesiyle birlikte çizgi romanlar sinemada yükselişe başlamadan duraklama dönemine girdi.. 2001 yılında çekilen ilk X-Men'in DC evreni sonrasında bambaşka bir evrenle izleyicileri tanıştırması ve ortaya vasatın hayli üzerinde bir filmin çıkması piyasayı bir anda canlandırdı ve başlayan çok hızlı yükseliş artan bir oranla devam etti.. Her ne kadar 2008'de The Dark Knight'la bu işin zirvesine imza atılsa (bence) ve muhtemelen bir daha o seviye görülmeyecek olsa da, piyasa bu konudaki üretkenlik yönünden çok tatmin edici gelişmeler yaşamaya devam ediyor.. Bryan Singer, 2001'de tüm dünyaya farklı bir şey gösterdi ve 2003'te kat kat iyi bir devam filmiyle bu başarısını perçinledi.. X2 sonrasında gelen Ang Lee'nin The Hulk'ı ve özellikle Sam Raimi'nin Spider-Man'leriyle bu pastanın ne kadar büyük olduğu fark edildi.. Çok kaliteli uyarlamalar ve belki de onların iki katı kadar pespaye filmle sektör doyuma ulaştı ve artık her seri kendi içinde yürümeye başladı.. DC'deki yeni başlangıçlardan sonra Marvel'ın en önemli iki projesi Spider-Man ve X-Men de gözünü para hırsı bürümüş stüdyoların salakça planlamaları yüzünden reset yediler..

Spider-Man'in Sam Raimi'nin elinde geldiği esef verici durum ayrı bir yazının konusu ama X-Men'in yaşadığı sıkıntılarda girişte aslan payını verdiğim Bryan Singer birinci dereceden suçlu.. Bir orijin çekmeden iyi bir başlangıç yapıp çok daha iyisiyle bunu destekleyen Bryan Singer, 3. film öncesinde Superman remake'inin büyüsüne kapıldı ve seriyi bırakarak Superman'in başına geçti.. Kendi yavrusunu Brett Ratner adlı kifayetsiz bir dangozun eline bırakıp adeta daha parlak gördüğü projeye balıklama atlayan Singer, hem Superman'de büyük bir başarısızlık yaşadı hem de X-Men'i bir daha dönülemeyecek yanlışların içine soktu.. X-Men ve X-Men 2 çok iyi filmlerdi ama benim için hiçbir zaman türün zirvesi olamadılar zira Singer'ın çok sayıda mutanta odaklanıp dramatik yapıyı hep iyi kurduğu filmlerde Hugh Jackman yüzünden kontrolü yavaş yavaş kaybedişi, filmleri de Wolverine ve şürekası moduna sokmayı başlaması özellikle ikinci filmde sırıtmaya başladı.. Bryan Singer'ın ilk filmden sonra yaptığı çok samimi bir açıklama Hugh Jackman'ın projeye nasıl dahil olduğunu gayet güzel açıklar.. Filmin yönetmenliğine gelir gelmez kafasındaki oyuncu kadrosu içinde Wolverine için tek adayının Dougray Scott olduğunu söyler Singer.. Bu konuda çok tutucu olduğunu belirtirken o sırada John Woo'nun Mission Impossible 2'sinde oynayan Dougray Scott, çok istemesine rağmen çekim tarihlerini bir türlü uyduramaması nedeniyle filmde yer alamaz ve ikinci opsiyon olan Hugh Jackman, arkasında doğru düzgün bir proje bulunmadan Wolverine rolünü alır.. Sonrasında bir anda Jackman'ı Hollywood ikonü haline getiren rol oyuncunun üstün fiziksel özellikleriyle ortaya çizgi romandan çok farklı ve çekici bir karakter çıkarır.. Wolverine normalde 1.60'lık tıknaz bir kas yığınıyken Hugh Jackman'la karakter 1.90'lık yakışıklı bir filintaya dönüşür.. Normalde bu tarz büyük değişiklikler çizgi roman dünyasında hep kötü tepki almıştır ama Wolverine - Hugh Jackman birlikteliği buna bir şerh koyar ve çizgi roman dünyasını kökten değiştirecek gelişmelerin de önünü açar.. İlk 2 film sonrasında ortaya çıkan eşsiz Wolverine portresi çizgi romanlarda (özellikle Ultimate X-Men) Wolverine'i filmdeki yorumuna çok benzeyen bir çizime kavuşturur ve yılların bodur, çirkin Wolverine'i artık Hollywood ve comic dünyasının yeni seks objelerinden biri olmaya başlar.. İşte bu Wolverine çılgınlığı özellikle 2. filmde hadiseyi şirazesinden çıkarır.. X-Men artık yavaş yavaş Wolverine merkezli bir hikayeye dönerken bunun asıl zararları 3. filmin öncesinde ortaya çıkmaya başlar.. Geçmişinde Rush Hour palyaçolukları dışında bir proje bulunmayan Brett Ratner, filmin ağırlığıyla sırtını iyice Wolverine'e verir.. İlk 2 filmde biraz da Wolverine'in öne çıkması nedeniyle geri planda kaldığını düşünmeye başlayan Halle Berry, daha geniş çaplı bir rol olmadığı takdirde 3. filmde yer almayacağını açıklar ve onun güzelliğine sonsuz ihtiyaç duyacak olan Brett Ratner bunun korkusuyla Halle Berry'nin bütün isteklerine boyun eğer ve ortaya baba Wolverine - anne Storm figürleriyle dünyanın en yapmacık X-Men sahnelerini çıkaran, aksiyon yönetimi oldukça kötü bir film konur.. 3. filmle yaşanan düşüş o kadar keskindir ki seri üzerinde dağılan konsantrasyonu ve gelen büyük tepkileri yok etmenin yolunu karaktere özel bir orijin filmi yapmakta bulur stüdyo.. Sonuç yine vasatın altıdır.. İmajı iyice zedelenen seride yeni bir orijinle (aslında ilk) tekrar başlangıç yapmaya karar verilir ve 3. film için yönetmenliğe getirilen ama sonrasında ailesine zaman ayırmak istediği için filmden ayrıldığını duyuran Matthew Vaughn'a emanet edilir projr.. Yapılan ilk açıklama, hedefin, içinde Wolverine'in bulunmadığı bir X-Men filmi yapmak olduğudur.. Yaşanan süreç nedeniyle tercih heyecan verici olsa da geliş ve ayrılış sürecini oldukça laubali bulduğum Matthew Vaughn seçimi ve Fox'un denyolukla dolu X-Men geçmişi benim beklentilerimi tamamen dibe çekmeme neden oldu..

Girişi çok uzun yaptım, devamı ve filmi daha kısa geçeceğim.. Bütün bu yazılanlar ışığında bugün 2008'deki The Dark Knight sonrasında ilk defa (Watchmen'i saymıyorum) o kaliteye yaklaşabilen bir çizgi roman uyarlaması izledim.. Direkt önyargıyla girdiğim bir filmde gördüklerim muazzamdı.. İlk fimle atıf yapılan bir girişle bir anda Kevin Bacon'dan da güç alarak seyirciyi filmin içine alan Matthew Vaughn, geri kalan 2 saatte antrakt dışında bir kez bile filmin dışına çıkmanıza izin vermiyor.. Yine büyük önyargılarla yaklaştığım James McAvoy'un Charles Xavier yorumu şahane ama asıl etkileyici olan Erik Lensherr'dan Magneto'ya geçiş süreci boyunca şov yapan ve filmi uzun bir süre omuzlarında taşıyan Michael Fassbender filmin asıl starı.. Uyarlama baştan sona Erik Lensherr - Charles Xavier merkezli bir şekilde ilerliyor ve bu anlamda yan roller için seçilen mutantların düşük profilli olması mantıklı.. İlk 3 film boyunca gösterilen Magneto - MystiQue işbirliğinin açıklamasını ve benzeri birçok atıfı eski seriye yapma başarısını gösteren filmin tamamen dramatik yapıya ve karakterlere odaklanması Bryan Singer dönemini hatırlatırken çok daha dengeli bir yol izlenmesi filmi eski seriye göre bence öne çıkarıyor..

Senaryonun ilk 2 filme göre çok büyük bir artısı yok, konu nedeniyle dezavantajı var.. X-Men söylemek istediği bütün şeyleri insan - mutant çekişmesi arka planıyla vermeye çalışan bir hikaye.. First Class'ta bu çatışmaya giden yolu gördüğümüz için film bu avantajdan yararlanamıyor.. Ama tamamen çizgi romanın ruhuna uygun diyaloglar oldukça iyi yazılmış bence.. Filmin bu anlamdaki en büyük artısı ise mutantlar arasında iki farklı safı oluşturan sürece kadar olanları oldukça iyi bir kurgu içinde vermesi ki burada hikayeyi oluşturan ilk 2 filmin yönetmeni Bryan Singer çok iyi bir iş yaparak adeta günah çıkarıyor.. Çizgi romana göre var olan birçok farka rağmen çok ölçülü, ruhu hiç zedelemeyen ve temposu bence harika ayarlanmış bir hikaye ve film var önümüzde..

Filmin gözüme batan en büyük eksisi -ki oldukça önemli- hemen final öncesinde oluşan sekans sonrasında Erik Lensherr'in çok ani bir dönüşüm göstererek bir anda Magneto olarak yükselmesi.. İlk 2 saatte bunun altyapısı iyi oluşturuldu ama daha zamana ihtiyacı vardı, o dönüşüm çok hızlı ve keskin oldu.. Tam final öncesinde göze fazlasıyla batan büyük bir eksik ama kusur ve kadı kızı ikilisiyle bunu da görmezden gelmek mümkün..

Sonuç? İçinde oldukça az aksiyon ve sadece 15 saniyelik bir Wolverine cameo'su barındırmasına rağmen mükemmel diyebileceğim bir X-Men filmi var karşımızda.. İlk üçleme sonrasında içine ister istemez çekildiğimiz Wolverine kasırgasından hiç yararlanmadan ortaya bu kadar sağlam bir film konması uyarlamanın değerini birkaç kat artırıyor benim gözümde.. Matthew Vaughn keşke 3. filmi Brett Ratner'ın eline bırakmasaymış ve keşke ana karakterlere ilk üçlemede bu kadar müsamaha gösterilmeseymiş..

X-Men: First Class, muhtemelen bugüne kadar yapılmış en güzel X-Men filmi..

3 Ağu 2010

Inception


Büyük bir kurgu ve montaj ukalalığı olan Memento'sunu bir türlü sevemedim, Batman Begins'le en dandik bulduğum çizgi roman karakteri olan Batman'i bir anda favorim haline getirmesinden sonra müthiş saygı duydum, The Prestige'le insan değil dedim, The Dark Knight sonrası biraz mübalağayla dünyanın en iyi yönetmeni yaptım ve Inception geldi.. Filmden önce o kadar çok insandan 'hayatımda izlediğim en iyi film' yorumunu duydum ki beklentileri sonsuza çekmiştim.. Batman'ler sonrasında onları duymasam da Nolan ve Leo ikilisi sonrasında bunu yapardım muhtemelen.. Ama filmi izleyip son sahneden sonra yazılar çıktıktan sonraki hissiyat ya ben bir bok anlamadım, ya da yapılan övgüler çok abartıymış şeklinde düşündürdü.. Eve gelip bazı çözümlemeleri okuduktan sonra anlaşılmayan fazla şey olmadığını görünce geriye güzel ama bir modern klasik olan Matrix'in yanından geçmeyen bir film kaldı..

Filmin Matrix bağlantısı sadece bir kurgu üzerindeki gerçek yaşam hissi ve insanlarda farkındalık yaratmaya çalışmasıyla yaratılıyor.. Fakat Matrix bu konuda ziyadesiyle başarılıydı.. O üçlemeden sonra, özellikle Reloaded sonrası acaba nerede yaşıyoruz sorusunu sordurmayı başarıyordu Wachowskiler.. Matrix, ilk filmde yarım dakikalık Neo'nun gerçek dünyadaki uyanma sahnesi ve insan tarlasıyla çok büyük oha dedirtebilen bir filmdi ama Inception bu düşünceleri uyandırmıyor izleyicide..

Rüya katmanları ve onun süreleriyle ilgili filmde garip gelen yerler mevcut ama çok önemli değil.. Nolan yine dünyasını yaratıp imza kurgusunu yapmış ama fazlası bence yok.. Kendi kronolojisinde iki Batman ve The Prestige'in arkasına koyarım, başkası hayatında izlediği en iyi 5 filmin içine alır.. Zevk ve tercih meselesidir bu fakat benim filme gitmeyenlere önerim beklentileri fazla yükseltmemeleri olur ki film için daha iyi bir değerlendirme yapma ve hakkını verme ihtimali yükselsin.. Nolan en kötü filminde bile belli bir sınırın çok üzerinde işler çıkaran şu anki Hollywood sinemasının en büyük beyni benim gözümde.. 3773784 kere izlediğim Begins'i ve sinema tarihine geçen Joker'inden sonra benim kendisinden beklentim artık Batman'i iyice tabu haline getirip seriyi noktalaması..

Nolan'ın hastası olarak elemanı biraz biliyorsam bu filmin devamını getirmeyeceğini düşünüyorum.. Para kaygısı olmadığı için bundaki hata payı da bence oldukça düşük olacak.. Son olarak filmde en çok Marion Cotillard'ın sahnelerini beğendiğimi belirtmek isterim.. Kadının güzelliğinden bağımsız, bulunduğu bütün sahneler müthiş gerdi beni.. Benzer bir Leo filminde, bu sene izlediğim en güzel yapım olan Shutter Island'da da Leo'nun ölmüş eski eşini oynayan Michelle Williams'ın bütün sahneleri müthişti.. Bu açıdan iki film arasında bağlantı kurdum ben ama Scorsese'nin Shutter Island'ı bence Inception'ı fena döver..

Nolan için artık Riddler ve Penguin zamanı.. Heath Ledger'in yarattığı büyük efsaneden sonra işler zor olacak ama çizgi roman piyasasının en iyi yazarlarından daha güzel bir Batman hayaline ve yaratıcılığına sahip Nolan için bu, çok büyük sorun olmayacaktır..

20 Tem 2010

,

Green Lantern


Bazı DC maceralarındaki rolünden başka bir ilgim yok karakterle ama hikayesi ilginç gelmiştir çoğu zaman.. Sinemanın çizgi roman dünyası üzerindeki etkisinin bir benzerini umuyorum bu film üzerinden de, iyi bir uyarlama gelirse belki de okumaya başlatır kendisini..

Son yılların yükselen fırlamalarından Ryan Reynolds'un görüntüsü basına bir süre önce yansıdı.. Kostüm konusunda genellikle en iyiyi çıkaran Hollywood yine güzel çalışma yapmış.. Bu Ryan Reynolds, X-Men Origins: Wolverine rezaletindeki Deadpool rolüyle benden tam puan almış, karakterin cırcır böceği özelliğini yaklaşık 5-10 dakikada mükemmel yansıtmıştı.. Ki gördükçe bu elemandan Peter Parker bile çıkabileceğini düşündüm ben.. Biraz boyu kısa olsaydı olabilirdi belki.. Green Lantern'da da fena iş çıkarmayacaktır.. Takvimleri ayarladık, filmi de oraya ekledik.. Martin Campbell ismi büyük umut vadetmiyor ama kötü olmayan bir uyarlamanın comic evrenine mutlaka birkaç katkı yaptığını göz önünde bulundurunca fazla da önemi yok.. Eh işte dedirtmesi bile yeterlidir..

12 May 2010

,

Iron Man 2


Filmi nihayet izledim.. İlk filmde Jon Favreau ilk blockbuster yönetmenliğinde çok keyifli bir orijin hikayesi ortaya çıkararak herkesi şaşırtmış, türün en iyi örneklerinden birini vermişti.. İkinci film ilk filmin bıraktığı yerden, normal olarak biraz seviye düşürerek ve espri dozajını biraz gereksiz şekilde artırarak devam ediyor.. Sonuç başarılı ama Jon Favreau'dan beklentiler türe getirilecek yeniliklerdi ilk filmden sonra, onu göremiyoruz..

Filmin en başarılı unsurlarından Mickey Rourke'un karakterinin gelişimi ve olaya dahil oluşu sıkıcı bir klişe hikayesi ama sadece yüzünü değil, vücudunu da şişiren Mickey abi öyle başarılı ki fazla önemli olmuyor.. Scarlett Johansson filmden önceki beklentilerim gibi yapımın en zayıf halkası.. Lost in Translation dışında sinemada bir olayını göremediğim bu güzelliğin Gwyneth Paltrow'un dolduramadığı taş oyuncu kontenjanından filme dahil olması belliydi, her plana girişinde yönetmenin Scarlett suratına yakın plan odaklanması da biraz gösterdi bunu.. Hikayesi olabildiğince kötüydü, olmasa film bir şey kaybetmezdi..

Filmin temposu biraz düşük.. Bunda ana hedef Marvel'ın bütün yan karakterleri hazırladığı Avengers projesi.. İlk filmde S.H.I.E.L.D. hadisesine giriş gösterilmişti ucundan.. Bu filmde ortaya çıkan Samuel L. Jackson'lu şahane Nick Fury'yle Avengers projesinin içine iyice dalınmış durumda.. Marvel'ın sinemadaki bu büyük projesine yapılan hazırlık filmin önündeki en büyük engel gibi duruyor ama çizgi roman bağımlıları için bu muazzam bir güzellik.. Joss Whedon'un yöneteceği Avengers 2012'de vizyona girecek ve ondan önce grubun diğer üyeleri Captain America ve Thor'un solo filmleri vizyona girecek.. Özellikle bu filmin sonunda jenerikten sonra ortaya çıkan Mjolnir'le Thor'a selam çakılan ortamda Kenneth Branagh'ın çekeceği filmden çok umutluyum.. Daha sonra Hulk, Iron Man, Captain America, Thor, Nick Fury gibi karakterlerin tamamını göreceğimiz görsel şölen ise çizgi roman uyarlamalarını farklı noktaya getirebilir.. Umuyorum bu büyük team up hikayesine vasat bir senaryoyla yazık etmez Marvel Studios..

Film bir Tony Start/Iron Man filmi ve Robert Downey Jr. saf yeteneğiyle kimsenin kendisinden rol çalmasına izin vermiyor.. Ultimate evreninde, The Ultimates'le yeni bir ayar çekilen Tony Stark karakteri biraz farklı bir yöne gitti ama oldukça sıkıcı bir hal alan Stark güzel bir update'le tekrar büyük olaylara dahil olan bir yapıya girdi.. Robert Downey Jr.'ın yorumu da biraz bu değişim üzerinden şekilleniyor.. Don Cheadle, War Machine için güzel seçimlerden biri ama ben hala bu rol için ilk filmdeki Terrence Howard'ın biçilmiş kaftan olduğunu düşünüyorum, o yönden oyuncuyla tekrar anlaşılamaması pek hoş olmadı.. İlk filmdeki gibi senaryo bir hayli zayıf.. Neyse ki çok büyük ihtiyaç duyulmuyor.. Sonuç olarak ortaya çıkan güzel bir yaz blockbuster'ı ve Avengers öncesi şahane bir hazırlık preQuel'i.. Keşke Spider-Man'in hakları da Marvel Studios'un elinde olsaydı da o güzel filmde ucundan Spidey, hatta Wolverine vs. de görünseydi ama Sony şu anda Spider-Man hikayesinin içine pislemekle meşgul.. Bu da ayrı bir yazının konusu olsun..

2 Şub 2010

,

Iron Man 2


Fragman çıkalı 1 aydan fazla oldu ama zaman işte, acelemiz yok zaten.. Trailer'dan anladığımız kadarıyla klasik bir çizgi roman uyarlaması devamının bütün nimetlerinden faydalanıyor film.. Mickey Rourke hakkında görüşlerim negatifti, bu 2 dakika sonrasında nötrlendi.. Olacak gibi duruyor ama hikayesinin klişe olacağına dair izlenimler var.. Scarlett tek kareyle görünüyor ama onunla ilgili düşüncem hala olumsuz.. Tamamen piyasa ve etiket amacıyla filme konduğunu düşünüyorum.. İlk filmin sonunda kimliğini açıklayıp bunun şöhretiyle biraz yoldan çıkan ve piyasasıyla milleti deli eden Tony Stark'ın gözlerinin önüne perdenin inişi ve bu sırada yeni villain'ların yavaş yavaş palazlanıp Iron Man'in başına öreceği çoraplar gibi oldukça bilinen bir yol üzerinden gidecek gibi duruyor film.. Jon Favreau ilk filmde orijin hikayesini oldukça farklı ve eğlenceli bir şekilde çekerek sağlam bir yapım koymuştu ortaya.. Bu filmde de devamını getireceğine inanıyorum.. Fragmanın sonundaki War Machine'le sırt sırta verilen sahne sanıyorum meraklıların en çok beklediği sekanslardan biri olacak..

30 Nisan'da (Türkiye'de 7 Mayıs) sinemalarda..

5 Oca 2010

Avatar: Sinemada Devrim?


Bu filmle ilgili bir şeyler karalamak için bu kadar geç kaldığıma hala inanamıyorum ama IMAX'in ülkeye tek kopya gelmesi ve tam filmin geldiği zamana denk gelen İstanbul seyahati ilk olarak IMAX'te izleme eğilimini doğurdu bende ve açılışı biraz geç de olsa öyle yaptım.. Ankara'ya dönüş sonrasında bir de Real D'de izleyip aradaki farkı test etme sonucu olarak IMAX'i beklemenin filme gitmeden önce yapılan eleştirileri doğrularcasına yanlış bir seçim olduğunu gördüm ama pişman değilim.. Real D'de filmin renkleri kesinlikle çok daha canlı öncelikle.. Zaten siyah 3D gözlükleriyle görsellik uğruna filmin renklerini zaruri bir şekilde soluklaştırıyoruz, üzerine ülkeye gelen IMAX kopyası da normale göre daha karanlık ve cansız olunca ortaya çıkan durum pek hoş olmuyor.. İlk günlerdeki seanslarda ortaya çıkan IMAX'teki altyazının 3D olarak değil de 2 boyutlu hazırlanması sonucu insanları çok rahatsız etmesi problemini de düzeltmişler, ben izlediğimde yazılar güzeldi fakat Real D'de izleyince düzeltilmiş halinin bile yalan olduğunu görüyorsunuz.. IMAX'in tek avantajı olan büyüklüğe gelince, biraz daha geniş bir çerçeve sunduğu muhakkak ama 3 boyut nedeniyle perdenin daha öne gelip biraz daha küçülmesi ve Real D'de yer bulamama sıkıntısıyla biraz önlerden izlemem sonrasında çok net bir büyüklük farkı göremedim.. Yine 3 boyutun derinliğinde de arada net bir fark yok ama hangisini daha öne koyarsın perspektif yönünden derseniz cevabım yine Real D olur.. Sonuç olarak IMAX deneyimi maalesef bekleneni veremiyor, James Cameron "Ben bu filmi IMAX için çektim kardeşlerim." derken ülkeye tek ve böylesine kötü bir kopyanın gelmesi ise Türk sinemacılığı adına (salon işletmeciliği yönünden) büyük bir fiyasko oluyor..


Filme geçiyorum.. Senaryonun derinliği yok, hikaye de daha önce çekilmiş birçok eserden tanıdık ve klişelerle dolu tekrarına girecek değilim.. Günün sinema eleştirisinde "çok klişe" kullanımı bile bu kadar klişe olmuşken artık bu cümleleri tekrarlamak istemiyorum.. Zaten filme giderken de az çok böyle bir hikaye akışıyla karşılaşacağımı biliyordum.. Steven Soderbergh'in film setini ziyaret ettikten sonra kurduğu cümlelerin birebir yansımasını gördüm ben perdede.. Bir filmin %70'ini CGI çekip insan boyunun 1.5-2 katına yakın mavi yaratıklarla dolu bir film ortaya koyuyor ve 3 saat boyunca her sahnede bu yaratıkların yaşadığına inandırabiliyorsan beni bu iş kendi adıma bitmiştir, başlı başına da bir devrimdir bu.. 10 küsur yıl boyunca bu projeyle uğraşmak, film uğruna dilbilimcilerle kafa kafaya verip ortaya yeni bir lisan çıkarmak, uğruna sinema teknolojisinin gelişimine katkıda bulunmayı geçtim, tamamına yakını özel efekt ve animasyondan oluşan bir filmi tek bir karede, tek bir planda bile gerçekçilikten koparmamak, bu kadar mübalağalı tasarlanmış Pandora ormanlarını yaşayan bir organizma olarak göstermek filmin müthiş başarısının altında yatan gerçektir ve 500 milyon dolar harcandı, elbette yapılacak kolaycılığıyla hiçbir şekilde açıklanamaz.. Zira James Cameron böyle efsane bir adamdır, en basit hikayelerden bile kült filmler, başyapıtlar çıkarmasıyla nam salmıştır.. Bu nedenle dünya sinemasının en müthiş efekt kullanıcısıdır, an itibarıyla en iyi aksiyon-bilim kurgu yönetmenidir.. Filmden önce helikopter içindeki Michelle Rodriguez'in bir karesini görmüştüm ve altında bu fotoğrafın %100 CGI'la oluşturulan bir kareden çekildiği yazıyordu.. Filmin nasıl manyakça bir şekilde geldiğine delalet eden bir numaralı kanıttı bu.. Filmde Michelle Rodriguez'in helikopter sahnelerine özellikle dikkat ettim.. O fotoğrafı doğrulama şansına filmi izledikten sonra sahip olamadım ama eğer gerçekse bu iş burada bitmiştir.. İnsanlı sahneleri dışarıda bırakıyorum, fazla spoil etmeden iki Na'vi'nin öpüştüğü sahneye odaklanmak bile ortaya çıkan manyaklık için yeterlidir benim gözümde.. İki mavi yaratığın öpüşmesinde dudaklarda oluşan yumuşaklığı ve bileşimi bile bütün ayrıntılarıyla üç boyutlu bir şekilde gözler önüne getiren Cameron'ın önünde eğilmek istiyorum..


Filmi birkaç yıldır beklememe rağmen ilk postu 6 ay önce yazmış ve bir kullanıcıdan karşıt fikir almıştım.. Sağolsun postu da yorumlarla güncellemeyi sürdürdü.. James Cameron'un George Lucas ve Steven Spielberg gibi adamları hayatı boyunca kıskandığı ve Star Wars, LOTR ve Matrix serileri gibi başyapıtları ortaya koyamadığı için denemeler içinde olduğuna dair bir eleştiri geldi.. Öncelikle bunu cevaplarken "masterpiece" (başyapıt) kavramının içini açmakta fayda var.. Başyapıt janr içinde değerlendirilirse önem kazanır, yoksa her sinemacının kendisi adına bir başyapıtı vardır.. Bunlar da önemlidir fakat türü değiştirip geliştiren eserler bu kavramı daha çok hak eder bana kalırsa.. Matrix modern klasiktir ve başyapıttır, doğrudur.. Star Wars efsanesi de öyledir, hem janr içinde, hem de Lucas'ın kendi adına başyapıtıdır.. Zaten yönetmenlik adına Star Wars'a takılıp kalmış, bunca sene başka üretim yapamamıştır.. Yazarlığına ve prodüktörlüğüne ne kadar saygı duyulsa azdır tabii.. LOTR için aynı şeyi söyleyemem, PJ'in başyapıtı özelliğini kesinlikle alır ama türe yeni bir yorum getirmez.. Fantezi edebiyatından uyarlanmasıyla bu alanda değerlendirilirse belki.. Mükemmel bir üçlemedir, Peter Jackson'un yorum gücüne ve sinemasal hünerlerine şapka çıkartılır, LOTR'a aşık olan biri olarak sinemada ağlatır da fakat diğer yandan değerlendirilince sadece mükemmel bir seridir, sinemaya fazla bir şey katmamıştır.. James Cameron'a gelelim, ortaya çıkardığı iki filmlik Terminator serisi, özellikle ikinci film bilim-kurgu aksiyonunun hala dünyadaki en klas örneğidir bence, ve yine bence 3 Matrix filmini toplasanız T2'deki olgunluğu elde edemezsiniz.. Türün başyapıtının sözlük karşılığıdır.. Jonathan Mostow tarafından tekrara gidilip McG kifayetsizinin elinde mükemmel Terminator evreninin şebek edilmesi ise JC'nin suçu değildir.. Özellikle ilk iki filmde, hatta üçüncü filmde de devam ettirilen paralel evrenler üzerine sunulan teorilerr, hala birçok kişinin zaman yönünden gidişatı anlayamadığına inandığım, binbir yazı okunarak ancak kavranan özelliğiyle sadece aksiyon ve efekt anlamında değil, türün her anlamında 20 sene önce devrim yapmış ve hala aşılmaya çalışılan bir eşik yaratmıştır.. Benim için Star Wars'tan da, Matrix'lerden de, LOTR'lardan da daha değerli bir sinema eseridir ama elbette bu tamamen subjektif bir değerlendirmedir..


Avatar'ın kesin bir sona bağlanmaması ikinci filmin JC'nin de aklında olduğu gibi geleceğinin habercisi.. Cameron T2 ve Aliens'la gösterdiği gibi devam filmlerinin de en klas adamlarından biridir dünyada.. Bu anlamda eğer ikinci film gelirse bundan daha iyi bir eser olacağına inancım bugünden vardır benim.. Muhabbeti sonlandırırken sevgili Orkun Çolakoğlu'na IMAX deneyimini yaşamamızdaki katkılarından dolayı teşekkür eder, film çıkışındaki cümlelerinden birini buraya koymak isterim: "Artık Maskeli Beşler'i de 3 boyutlu çeksinler, yoksa bu ülkede sinemacılık biter."

Filmden çıktığımda aklımda olan şey ise kendi adıma tekti.. Bir gün Spider-Man'i de 3D şekilde, gökdelenler arasında ağlarıyla dolaşırken izleyebilmek.. James Cameron'un Sam Raimi'den önce Spider-Man serisine talip olup yazdığı ilk senaryoda Spidey'ye araba kullandırması ise ilginç bir ayrıntı olmakla beraber kendi dingilliğidir ve iyi ki gelmemiş dedirtir.. Süper beyinler de bazen cozutabiliyor tabii..

Saygılar James abi..

15 Kas 2009

2012


Ne olduğu daha çekimlere başlandığı gün belli olan bir filme gidip izledikten sonra o film hakkında atıp tutmayı sevmiyorum, yapanlarla da mütemadiyen dalga geçiyorum.. Belki ilk defa işin o tarafına geçeceğim.. Başından sonuna bu kadar kahkaha atarak izlediğim ve yanımdaki arkadaşımı bile sinir ettiğim bir film olmamıştır sanırım.. 2012 tek bir şeyi hadisenin dışında bıraktığın zaman o kadar kötü bir film, o kadar feci bir yapım ki sadece bu yönüyle 2.5 saat boyunca eğlendirebildi beni..

Sinemaya sağlam kurgulanmış klas bir senaryo, iyi yönetim ve sağlam oyunculuklar izlemek için gider insanlar.. İşin normali bu zaten.. Ama bir de bu hadisenin görsel boyutu var.. Büyük prodüksiyonlara, A sınıfı filmlere ambalaj yönünden en büyük katkıyı yapan efektleri için de sinemaya gitmekte bir sakınca yok.. 2012'ye tamamen bu nedenle gittim zaten.. Şimdiden söyleyeyim, gelecek seneki Oscar'ların görsel efekt ödülü 2012'nindir.. Müthiş iş çıkarmış teknisyenler, Emmerich zaten bu yönden de tecrübeli bir isim.. Çok bol ve geniş planlı sayısız efekte rağmen dikkatli bakınca bile 2-3 sahne dışında neyin gerçek olduğunun farkına varamadığınız şahane bir ürün çıkmış ortaya.. Ama bu harika sahneler filmden o kadar bağımsız, içinde bulunduğu yapım o kadar yavan ve kötü ki sinemadan çıkarken ağızda resmen buruk bir tat bırakıyor..

Filmin ilk sahneleri aslında tam bir klişe karşıtı.. Oluşan durumun farkına varan bilimadamı hemen hükümetten bir yetkiliyle konuşma çabası içine girer.. Konuşmaya çalışırken hükümet görevlisi adamı küçümser, dalga geçer, çevredeki kodamanlara espriler yapar.. Emmerich'in önceki filmlerinden tanıdığınız bir açılıştır bu sahne.. O anda beklediğim adamın bizim başroldeki bilimadamını sallamaması ve salonda bize vah vah olacak şey mi dedirtmeleriydi.. Emmerich böyle bir yol izlememiş.. Amerikan hükümeti direkt olaya giriyor.. Şaşırdım, yoksa klişeler bu açılışla beraber bir bir kırılacak mı dedim.. Devamında ise o klişelerin ağababasını gördüm.. Klişeler birçok filmde vardır, çok da kötü bir şey değildir bir sinema filmi için.. Ama 2.5 saatlik uzun bir yapımda 35-40 tane görünce ve hepsi 5'er dakikalık aralarla gelince sinemada kahkaha attırıyor.. Son anda kurtulmalar sinemanın olmazsa olmazıdır, ama bir filmde 17 kere başına gelmez karakterlerin, gelirse güldürür.. Film zaten kendini ciddiye almıyor, orası güzel.. Ama o ciddiyetsizlik de o kadar fışkırıyor ki perdeden, John Cusack gibi çok sağlam bir aktör bile filme zerre dahil olamıyor.. Resmen parasını almış ve keyfine bakmış Cusack.. Sinemada ne kadar kötü bir Cusack izleyebiliriz sorusunun rahatlıkla cevabı olabiliyor film.. Roland Emmerich kifayetsizi Independence Day'de Amerika başkanına F-16 kullandırıp uzaylı avlatmıştı.. Öyle muhteşem, cesur bir kumandan, sağlam bir askerdi.. Bu filmde ise gemisini terk etmeyen kaptan kıyafetine sokuyor başkanını.. Danny Glover filmin oyunculuk bazında ortaya bir şeyler koymaya çalışan tek oyuncusu fakat.. Hiçbir filmle dalga geçmem, bunları yapmaya çalışan entel sinema eleştirmenlerinden de nefret ederim.. Ama bu filmin bende yarattığı tek etki gülmeydi.. Sadece bunun için bile gidilebilir, bu anlamda da ciddi bir eğlenceyi vadediyor film..

Bu aralar cebinizde paranız çoksa rahatlıkla gidebilirsiniz filme.. Zira sinemada görselliğin ne boyutlara geldiğini 2009 içinde bu filmden daha iyi gösterebilecek bir yapım uğramayacak salonlara.. Evde izleyecekseniz geçireceğiniz 2.5 saate yazık olur, performansın p'sini alamazsınız.. Bunun dışında bir şey yok.. Ama gerçekten yok.. Ha, Thandie Newton var ki kendisine Mission Impossible 2 günlerinden beri hastayız.. Tek başına yarım saati onunla garantiye alabiliyorsunuz.. 1 saati görselliğe ayırın.. Kalan 1 saatte gülebiliyorsanız şanslısınız.. Yoksa ağır sıkıntı ve baygınlık..

Emmerich sinemacıysa, ben de Spider-Man 4'ün yönetimine talibim.. Kötü bir iş çıkartacağımı sanmıyorum..

2 Eyl 2009

,

Iron Man 2


İlk filmin Marvel uyarlamaları arasındaki yeri hep ayrı olacak.. Hem Marvel Entertainment'ın kuruluşundan itibaren prodüksiyonunu yaptığı ilk uyarlama olması, hem de türün en iyi örneklerinden birini ortaya koyması Iron Man'i alıp Batman Begins ve Spider-Man gibi klas orijin hikayelerinin yanına oturtmuştu.. Daredevil'in Foggy Nelson'u Jon Favreau'nun vasat oyunculuk ve yan rollerle dolu kariyerinden sonra kameranın arkasına geçtiği ilk filmde yaptıkları gelecek için umut verdi, çizgi roman uyarlamaları kalite bir yapıma ve muhtemel seriye daha kavuşmuş oldu..

Filmin bitişi, son cümlesi bile müthişti.. İyi de para kaldırdı Marvel salonlardan.. İkinci filmin gelmesi bu bağlamda sürpriz olmuyor.. Yönetmen koltuğunda beklendiği gibi yine Favreau var.. İlk filmin kadrosu tek fire dışında korunuyor.. Terrence Howard stüdyoyla sorun yaşayıp ayrıldı.. Daha sonra geri dönmek istiyorum dedi ama bileti kesilmişti bir kere.. Yerine yetenekli oyuncu Don Cheadle oynayacak.. Jim Rhodes (War Machine) rolüne cuk diye oturan bir adamdı Terrence Howard, o açıdan üzgünüm.. Yerinin kalite bir oyuncuyla doldurulması sadece teselli.. Bu nedenle Cheadle ismi büyük bir artı getirmeyecek bence..

Diğer yeni üyeler tamamen soru işareti.. Villain olarak karşımıza Whiplash rolüyle çıkacak olan Mickey Rourke bence gereksizdi.. Dolgun dudak ve göğüs kombinasyonuyla gözlere hitap etmekten başka bir işe yaradığını görmediğim Scarlett Johansson'un Black Widow olmasıysa kağıt üstünde kesinlikle olmamış duruyor.. Filmin muhtemel ikinci kötüsü Sam Rockwell bu ikisinden ayrı, rolünün hakkını vermesi kesin olan bir seçim.. Spider-Man'de de bol bol görünen bir üst tabaka kötüsünü canlandıracak filmde..

Güvenimiz Jon Favreau ve sinemanın underrated değeri, süper yetenek Robert Downey Jr.'a tabii ki.. Gwyneth Paltrow'un da yeri ayrı.. Çok güzel bir orijin hikayesinden sonra güzel bir 2. film çekmek bu piyasada çok zordur.. Favreau'nun asıl yeteneği burada ortaya çıkacak.. Yakın geçmişti The Dark Knight, Spider-Man 2 (ki 3'te sıvadı Raimi) ve X-Men 2'den (kısmen) başka başarılı uyarlama devamı yok.. Umudumuz Iron-Man'in de kaliteler ligine tam anlamıyla hoşbulduk demesi.. Filmin ufak sürprizlerinden biri Iron Man'den hemen sonra vizyona giren The Incredible Hulk'ta görünen Tony Stark'tan sonra iade-i ziyaret yapacak olan Bruce Banner'la Edward Norton'un filmde görünecek olması.. Yine ilk filmde yazılar akarken küçük bir ek sahneyle Nick Fury rolünde karşımıza çıkan, Ultimate evreninin modellemesine de katkısı olan Samuel L. Jackson ise muhtemelen biraz daha uzun bir rolde ve filmin içinde karşımızda olacak.. Sırf şu mini team up hikayeleri için bile izlenir bu filmler..

2010'da vizyonda..

26 Ağu 2009

Avatar


James Cameron Titanic'i çektiği 1997 yılından beri başka film çekmiyor.. Son 10 yılda varı yoğunu Aralık'ta vizyona girecek Avatar için harcadı.. Bu film için teknoloji bekledi, o teknolojinin üretimine öncülük etti.. 1984'te çektiği Terminator'un son sahnelerindeki stop motion tekniğiyle çekilen robot sahneleri herkesi dumur etmişti.. Aradan 7 yıl geçtikten sonra Terminator 2 geldi.. Benim kült filmimdir, izlediğim gelmiş geçmiş 3 filmde diğerleri değişebilir ama Terminator 2'nin yeri değişmez.. Devam filmlerinden cacık olmaz esprisini 1991'de çöpe atmış adamdır Cameron.. (1986'daki Aliens da bu kategoriye yazılabilir aslında, bence Ridley Scott'un Alien'ından daha iyi bir filmdi..) 84'teki stop motion'dan sonra 1991 yılında sinema tarihine geçen T-1000 karakteri üzerinden gösterilen efekt oyunları beyazperdede insanları dondurmuş, nasıl bir şey bu dedirtmişti.. Normalde efekte dayanan filmler izlendiği anda süper gelse bile, 10 yıl aradan sonra teknolojinin gelişimiyle çok da matah bir şey değilmiş dedirtir.. T2, demir parmaklıkların içinden geçen T-1000 sahnesiyle bugün bile çok gerçekçi dedirtmeyi başarabilen bir filmdir.. Eskimemiştir..

Terminator, Aliens, The Abyss, T2, True Lies, Titanic.. Boş film yok aralarında.. En kötüsü Titanic, Oscar'ları ve gişeyi tarumar etti.. Cameron demek efsane efekt, başarılı gişe, iyi hikaye anlatımı, varsa en klasından aksiyon demek.. Şimdi hepsini birleştirebileceği Avatar'la geliyor.. Çekilmeye başladığından beri sinema tarihini kökünden değiştireceğine dair bir inanış var Avatar'ın.. Tamamı 3 boyutlu ortamda, özel ve çok fazla kamerayla çekilen bambaşka bir film bu.. Canlı insanlarla çekilen bölümleri az, çoğunluğu 3D ortamı.. Filmlerde insan dokusu arayanlar için böyle şatafatlı filmler iyi bir izlenim uyandırmıyor ama projenin başındaki adam JC olunca insan merakla beklemeden edemiyor.. Seti ziyaret eden Steven Soderbergh, yapım için "Orası tamamen çılgınlık.. Çekilen şey bir film değil, başka bir şey.. Delilik bu.." açıklamasını yaptığından beri merakım daha çok artıyor.. Fragmanı geçen hafta piyasaya çıktı, şuradan izleyebilirsiniz.. Bu kadar beklentiyle, küçük bilgisayar ekranında 2D görüntüyle pek bir heyecan uyandırmadı ama 15 dakikalık özel gösterimi izleyenler gördükleri şeyin bugüne kadarkilerden çok farklı olduğunu söylüyor..

Türkiye'de bu filmi hakkıyla izletebilecek bir sinema salonu var mı bilmiyorum.. Ama izlemek için yurtdışı seyahati yapılabilecek bir filmdir Avatar benim gözümde.. Bunun tek nedeni de James Cameron'dur.. Final Fantasy'den beri içinde insan olmayan filmlerin zamanı gelince sinemaya hakim olacağı söylenir.. Oyunculuk yeteneği diye bir şeye kökten inandığım için katılmadığım bir konudur bu ama, eğer böyle bir şey gerçekleşecekse James Cameron'un bu filmi sanıyorum o yolun temellerinden birini oluşturacak.. Bundan sonraki projesi de 3D'ye dayalı Battle Angel.. Avatar fırtınasını bir atlatalım, James Cameron'un aksiyonuna ve planlarına doyalım.. Onu da beklemeye başlayacağız tabii.. O zamana kadar takvimlerimiz 18 Aralık'a ayarlı..

28 Haz 2009

Transformers: Revenge of the Fallen


Bir film içi bu kadar boş olup nasıl sinemada sonsuz bir eğlence sunar, 2.5 saat hohoyt nidalarıyla kendisini izletir Transformers serisi müthiş bir şekilde gösteriyor bunu.. Michael Bay Hollywood'da "çiuv bum güm" ekolünün en önemli temsilcisi.. Kaale de alınacak bir adam değil normalde ama içini boşalttığı Transformers'ın ambalajına yaptığı katkıları yadsıyamıyorum.. İlk filme bayılmıştım.. Bu film ondan daha boş ama daha iyi efektler, daha ayrıntılı modellemeler ve dövüş sahneleri var.. İlk filmde bütün kapışmalara zoom yaparak salonda adamı delirten Bay bu filmde kamerayı daha uzağa koymuş, daha sağlam planlı kapışma sahneleri çıkarmış ortaya.. Durmadan gelişen CGI teknolojisi tabii bunda büyük etken..

İlk filmi benim için müthiş başarılı kılan tek bir neden var.. Filmden çıktığımda Megan Fox'la bir akşam yemeği yerine Optimus Prime'la bir saat muhabbet edeyim yeter dedirtmeyi başarmıştı film bana.. Bu da tamamıyla başarıya ulaştığını gösterir yapımın.. İkinci filmde de durum farklı değil.. İlk filmde Megatron karşısında şamar oğlanına dönen Optimus Prime'a Revenge of the Fallen'da harika bir iade-i itibar var.. Filmin ortasında 3 decepticon'u harcadığı ve final bölümündeki atraksiyonları tezahürat yapma isteği doğuruyor salonda..

Genel anlamda Transformers hikayesine uygun, güzel göndermeler ve karakterler barındıran hoş bir uyarlama film.. Senaryo yok, aksiyon dışında yönetim yok.. Yaklaşık 2.5 saatlik bir süresi var filmin.. Yarım saatinin gereksiz uzatma olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.. Bu kadar piyasa bir film yapıp süreyi 2.5 saat tutarak seanslardan kısmanın mantığı nedir çözemedim.. 2 saatlik bir film yaşanan tempo sorunlarını da ortadan kaldırır, filmi daha iyi bir hale getirebilirdi..

Bu haline de şükür diyor, Galvatron'u bekliyoruz 3. filmde.. Olmuyor böyle..

18 Haz 2009

Terminator Salvation


Yapılışının üzerinden 18 sene geçmiş, Terminator 2 hala izlediğim en iyi bilimkurgu-aksiyon filmi olma özelliğini sürdürüyor.. İlk filmi ilk olarak televizyonda izlemişim, belki 10 yaşında bile değilim.. O durdurulamaz T-800 vücudu yandıktan sonra stop motion tekniğiyle çekilen metal iskeletten oluşan haliyle küçük ruhuma tarifsiz bir rahatsızlık yaşatmış.. Belki de ilk defa izlediğim bir şey üzerinden endişe duymuş, korkmuş, rahatsız olmuşum.. Üzerine gelen film, devam filmlerinin başarısızlığı klişesini yerle bir edip tartışılmaz bir sinema şöleni olunca oluşan Terminator miti ve evreni de bambaşka bir yer ediniyor tabii gönülde.. Üstüne T3'ün çekileceği haberini almışız.. U-571'den fazlasıyla takdir ettiğimiz Jonathan Mostow gelmiş.. Ruha fazla zarar vermeden, sinemaya yeni hiçbir şey katmadan fakat James Cameron'un çizdiği yoldan fazla çıkmadan, Arnold'la olabildiğince yeterli bir film yapmış.. Buna da eyvallah demişiz bir yere kadar.. Peki bu son gelen rezalet nedir? McG ismi çıktığından, Terminator filmleriyle alakası olmayan fragmanlar geldiği günden beri böyle bir kepazeliğin geleceğini biliyoruz.. Böyle bir miti, elinde Charlie's Angels rezilliklerinden başka bir şey olmayan böyle bir kifayetsize vermenin mantığı nedir yahu? 200 milyon dolar bütçe çıkarıp onu böyle yeteneksizlerin elinde çar çur etmek hangi ilerizekalı yapımcının fikridir? Yeni Batman serisinin müthiş Bruce Wayne'i, oynadığı her yapımda mutlaka vasatın üstünde, hatta iyinin de üstünde performans gösteren Christian Bale'i en dandik, Nick Stahl'dan bile beter bir John Connor haline başka kim getirebilir? T3 çekildikten sonra Mostow'un filmi için inanılmaz eğlendim, çok iyiydi diyerek tevazu gösteren James Cameron bu rezaleti izledikten sonra hangi açıklamayı yapar? Yazık ki böyle vasıfsız yönetmenlerin, beyin kıvrımları gelişmemiş böyle yapımcıların yapacağı iki Terminator'u daha beyazperdede izleyeceğiz.. Film bittikten sonra gerizekalı T-800'leri, Skynet'in ana üssünde en önemli adam Connor'un üstüne sadece tek bir robot yollayan, öldürülmesi gereken Kyle Reese'i inatla öldürmeyip hapseden aptallar ordusunun insanlar karşısında nasıl mağlup olacağını 2 film boyunca büyük bir prodüksiyon ve kahramanlık hikayesi üzerinden izlemek zorunda bırakılacağız..

Robert Patrick gelip şişler umuyorum tamamını.. Hepsine yazıklar olsun..

12 May 2009

,

Wolverine: Hayal kırıklığı


Endişeler doğru çıktı, beklentiler hafiften patladı.. Ortaya çıkan ve izlediğim film tamamen vasat dolaylarında gezindi ki Wolverine gibi bir karakterden çok daha iyi ve hakkı verilmiş bir orijin hikayesi bekliyordum.. Gavin Hood sınıfta kalmış..

Ortadan dalalım, başta Gambit olmak üzere filmde çok sayıda populist düşünce mevcut.. X-Men üçlemesi yapıp Gambit'i kullanmadıktan sonra bu filme ucundan 10 dakika iliştirip ortaya karakterle ilgili hiçbir şey sunmamak saygısızlık.. Gambit çok sevdiğim bir karakter değil benim ama fazlasıyla popülerdir okuyucular arasında.. Ben de ultimate evreniyle hafiften hastası olmuşumdur bu arkadaşın.. Ama bu kadar beklenti varken üçlemede değil de Wolverine'in orijininde konması tamamen gişe endişelerinin bir yansıması olarak görünüyor.. Yakışmıyor.. X-Men ve karakterlerinin hakkı çok uzun zamandır FOX'un elinde ve Marvel'ın kendi kurduğu prodüksiyon şirketinin bu filmle alakası yok.. Bunun sorun çıkartabileceğini düşünmüştüm.. Öyle de olmuş.. Karakterler, hikaye bu adamların umrunda değil.. Salonlardan ne kadar kazanacakları önem verdikleri ilk şey.. Böyle olunca da ortaya X-Men: The Last Stand gibi kepazelikler çıkabiliyor.. Wolverine'i Brett Ratner kepazesinin o yüzkarası filmiyle aynı kefeye koyacak değilim.. Ama X-Men 2'nin kalitesine kesinlikle çıkamıyor, aralarda bir yerlerde kalıyor..


Filmin girişi güzel.. İlk 10 dakika, jenerikle hikaye öncesinin özetini anlatış son zamanlarda sık başvurulan güzel bir seçim.. Filmin başında çok güzel bir şey geliyor diyorsunuz ama devamındaki düşüş o kadar büyük oluyor ki, hayal kırıklığı bu açıdan daha da büyüyor.. İlk yarıda karaktere önem verip aksiyondan kısmak, hikaye ve gidişatı şekillendirmeye çalışmak Bryan Singer'dan etkilendiğini gösteriyor Gavin Hood'un ama devamında hiçbir şey gelmiyor maalesef.. Sabretooth ve Wolverine'in dostluğuna ve nasıl düşman olduklarına dair hiçbir şey yok filmde.. Logan'ın Victor'u terketmesi sonrası oluşan nefret aradaki husumeti açıklamak için fazlasıyla yetersiz.. Blob, Wade Wilson, Bolt ve John Wraith gibi karakterleri toplayıp Team X'e göz kırpmak hoş ama onun da arkası doldurulamamış.. Gambit tamamen gereksiz görünüyor.. Bölüm sonu canavarına döndürülüp hikayenin ırzına geçilmesine neden olan Deadpool ise şahsımı en ağır yaralayan yönü oldu filmin.. Bunu hak eden bir karakter değil Wade Wilson.. Özellikle Deadpool'a dönmeden önce, Ryan Reynolds tarafından canlandırılışı mükemmel.. Hatta yaklaşık 10 dakikalık bir dönemde 3 Spider-Man filmindeki Spidey'den daha çok espri yapıp sağa sola ayar veriyor Wade ki kendi karakteriyle birebir uyuşan bir şey bu.. Spidey'yle beraber Marvel evreninin en ayarcı karakteri müthiş zevk veriyor o dönemde ama filmin asıl kötüsü kıvamına sokulması tamamen ulan biz bu işi yazmayı bilmiyoruzun bir sonucu olarak görünüyor beyazperdede..

Gavin Hood Tsotsi'yle büyük gelecek vadediyordu.. Wolverine'in orijini de işi büyütüp A filmlerine çıkışı için ideal görünüyordu.. Ama altından kalkamamış.. Aksiyon sahnelerinde zayıf, filme ve hikayeye de hakim değil.. Burada asıl kabahatli olan David Benioff'a geleceğim.. Film öncesi en büyük umudum olan adamdan bu kadar pespaye, bu kadar klişe, bu kadar saçma diyaloglar nasıl çıktı anlamadım.. Fazla büyütüyormuşum gözümde, şunu yazan adam yetenekli falan değildir.. X-Men külliyatıyla alakası olmadığını gösterdi Hood'la beraber.. Yönetmenin filmdeki zayıf görüntüsünün asıl nedeni yerlerdeki senaryo.. Silver Fox'la Emma Frost saçma sapan kardeş yapılmış, Weapon X gibi Wolverine'in orijininde anormal büyük öneme sahip bir olay 10 dakikaya indirgenmiş, adamantiyum işleminden sonra hafızasını kaybeden Logan'ın bu özelliği ortadan kaldırılmış ve o şekilde hikayeyi sonlandırdıktan sonra hafıza saçma sapan bir şekilde silinmiş.. Yahu şunu anlıyorum, tamam adamantiyum kurşunu beynine sıktın, adamın da hafızası kayboldu.. Sadece bu olsa eywallah der geçerim, ama tam ateş etmeden 5-10 dakika önce Stryker'a kafasına ateş edip hafızasının silinmesini sağlayacağım dedirtmenin anlamı nedir ki? Nasıl bilebilirsin yani beyne sıkılan bir kurşunun buna neden olacağını?


Efektleri beğenmedim.. Bazı sahnelerde fazla sırıtıyordu.. Sinematografi yine bazı sahnelerde çok kötüydü.. Bazı sekanslarda kendimi bir B filmi izliyormuş gibi hissettim.. Ki bunların hepsi X-Men: The Last Stand'in uzantıları olarak göründü.. Teknik işçiliği vasatı bile bulmuyor yani filmin.. Hudson çiftinin filme konmasını sevdim, güzel ayrıntıydı.. Sabretooth beklediğim gibi bütün beklentileri karşıladı.. Liev Schreiber filmin en iyi oyuncusu ve fazlasıyla inandırıcı.. En güzeli de Victor Creed'e hak ettiği saygınlığı geri kazandırıyor Tyler Mane zırtapozundan sonra.. (Yatacak yerin yok Bryan Singer) Filmde Sabretooth kelimesinin geçmemesini de senaryoya büyük bir eksi olarak yazıyorum.. Wolverine'le kapışmaları büyük zevk verebilirdi ama Gavin Hood'un aksiyon yönetmeni olmaması nedeniyle harcanmış sahneler olarak kaldı.. İlk kapışmada Wolverine'i dayak manyağı yapması keyiflendirdi.. Adamantiyum işleminden sonra biraz fazla intikam aldırdılar.. Zira Sabretooth metal iskelet falan dinlemez, ısrarla harcar Wolverine'i ama o kadarı da olacak..

Film kötü bir film değil ama türün en iyi örnekleri arasında da yer almıyor.. X-Men'in final bölümünden rahatsız olmadıysanız rahatlıkla gidip iyi vakit geçirebilirsiniz çünkü Hood asla o kadar bayağılaşmıyor.. Ama çok daha fazlasını da beklemeyin.. Wolverine'in Hugh Jackman'la 1.90'lık filinta gibi bir karakter hale gelmesine takılanlar bu filmde de vurmaya çalışıyor hadiseye.. Katılmıyorum.. Hugh Jackman son derece başarılı bir casting seçimidir Wolverine için.. Ama ilk tercih değildi, onu da ekleyeyim.. Bryan Singer ilk filmin öncesinde, cast'i oluştururken Wolverine rolü için ısrarla Dougray Scott'ı ister.. Aklındaki ilk ve tek isim budur.. Scott'a teklif götürülür fakat tam o sırada Mission Impossible 2 filminin çekimlerinde bulunan eleman iki filmin çakışması yüzünden rolü geri çevirmek zorunda kalır.. Ve böylece Hugh Jackman'a gidilir.. Açıkçası Dougray Scott kesinlikle çok daha mükemmel bir seçim olurdu rol için ve Singer'ı sadece bu nedenle takdir ederim ben.. Ama Jackman'ın bu rolle ortaya çıkıp insanları dumur etmesini de küçümsememek gerekiyor.. Wolverine evet olabildiğince kıllı, çirkin ve çok kısa bir karakter.. Hugh Jackman 1.90'lık boyu, Wolverine için çok yakışıklı olan tipi ve inceliğiyle fiziksel yönden karakterden uzak.. Wolverine'in vahşiliğini de kesinlikle hakkını vererek yansıtamıyor beyazperdeye.. Peki nasıl oluyor da başarılı oluyor bu kadar? İşte sinemanın beyazperde üzerindeki etkisidir bu.. Hugh Jackman Wolverine'i canlandırmaya başladığından beri Wolverine'in çizimleri filmlere yaklaştı.. Çok başarılı bir çizgi roman olan Ultimate X-Men'de Wolverine aynı filmdeki gibi uzun, yakışıklı ve karizmatik bir tipe büründü.. Hatta normalde elinin üzerinden çıkan metal pençeler bile ultimate evreninde parmak arası boşluklarından çıkmaya başladı.. Bu, yapılan castin ne kadar başarılı olduğunun Marvel tarafından da kabuludur.. Ben kısa ve yere yakın, vahşi Wolverine'i de çok seviyorum ama bu, Ultimate evrenindeki artisti de tutmayacağım anlamına gelmiyor bu..


Beyazperde çizgi roman dünyasında fazlasıyla etkilidir.. Batman Begins'e kadar oldukça dallama bulup, öylesine okuduğum, benim için hiçbir zaman favori karakterlerden biri olmayan Batman ve Bruce Wayne, Christopher Nolan aşmışının filmlerinden sonra en sevdiğim karakterlerden biri oldu.. Neden? Çünkü benim hayal gücüm ve karakteri yorumlayışım zayıfmış.. Bu kadar basit.. Nolan'ın hayal gücü öylesine yansıttı ki karakteri, çizgi sayesinde sevemediğim elemana şu anda tapıyorum, çok daha farklı bir gözle okuyorum.. Nolan ben ve benim gibi görünenlerden çok daha üstün bir hayal gücüne sahipmiş ki gösterdikleriyle benim karakteri daha doğru yorumlamama neden olmuş.. İşte bu kadar basit bu iş.. Sinemadaki çizgi roman uyarlamaları bu nedenle çok önemli.. İşte The Dark Knight'ta efsane mertebesine yükselen Joker karakteri insanları o kadar etkiliyor ki, bu alemin en yetenekli yazarlarından biri olan Brian Azzarello "The Joker" diye yeni bir hikayeye başlıyor ve karakteri Heath Ledger'ın şekliyle çizdiriyor.. O nedenle bu hikayeler beyazperdede kaliteli bir şekilde yansımaya devam ettikçe çizgi roman dünyası da daha iyiye gitmeye devam edecek.. Bunun için çok kötü örneklerden ve bu film gibi vasat yapımlardan ziyade Iron Man, The Dark Knight, Spider-Man 2, X-Men 2, The Hulk gibi filmlere ihtiyaç var.. Yapılan her kaliteli uyarlama bu dünyaya yeni şeyler katıyor.. X-Men Origins: Wolverine bunlardan biri olamıyor belki ama camiaya fazla zarar vermediği de bir gerçek.. Gavin Hood bir daha çr uyarlaması yönetmesin, David Benioff da bir daha böyle hikayeleri senaryolaştırmaya çalışmasın, yeter.. Sinema fazla şey kaybetmez..

25 Mar 2009

,

Who watches the Watchmen?


Ne zamandır yazacağım fırsat olmadı.. Sinemalara gelen bu müthiş çizgi romanın Gerekli Şeyler'den Türkçe olarak yayınlandığını öğrenince filmle ilgili bir şeyler karalamanın da vakti geldi..

Watchmen bir çizgi romandan çok daha fazlası.. Spider-Man, X-Men, Batman, Daredevil gibi karakterlere bayılıyoruz, fasikül fasikül okuyoruz.. Ama iş Watchmen, V For Vendetta gibilerine gelince Marvel'ın, DC'nin o ünlü karakterleri bir anda yalan oluyor.. Eğer çizgi roman "Dokuzuncu Sanat" olarak adlandırılıyorsa şu anda, Watchmen gibi muhteşem bir dehanın ürünü olan hikayeler sayesindedir bu.. Sayısız mükemmel Spider-Man, Batman sayısı okudum.. Ama hiçbiri bir Watchmen olamadı gözümde.. Hayatında okuduğun en iyi 3 çizgi roman nedir dese biri tartışmadan Watchmen, V For Vendetta ve Kingdome Come derim.. Bu üçlü değişmez.. İkisinin Alan Moore denen nasıl bir beyne sahip olduğunu hala anlayamadığım adamdan çıkması tesadüf müdür? Değildir.. Şu üçünün altına ilk ekleyeceğim hikaye de The Killing Joke olur.. O da bu yaratıktan çıkma bir hikaye zaten.. Çizgi roman sanatı deyince aklıma gelen ilk isim Moore.. Mümkünse başkası da gelmesin zaten şu adam bunları yazıyorken..

Bu güzel abinin V For Vendetta'sını uyarladılar sinemaya.. Wachowski biraderler James McTeigue denen bir kifayetsizin eline bu güzelim başyapıtı verip, V'nin müthiş repliklerinden oluşan uzun, anlamsız bir senaryoyla içine ettiler bu çizgi romanın.. Sinemada izleyip beni sinirden daha çok çileden çıkarmış bir film var mıdır bilmiyorum ama V For Vendetta'yı izlediğim güne lanet ederim hala.. Ha sorsan o film günümüz gençliğinin en favori filmlerinden biridir.. 10 numara bir hikayeden, 10 numara bir karaktere sahip bir çizgi romanın içine etsen bile sinemada öyle görkemli bir şekilde yansıtıyorsun ki izleyenler hasta oluyor.. V'nin o müthiş, incelikli planı mahvolmuş, Evey tek boyutlu saçma bir karaktere dönmüş umrunda değil kimsenin.. V'yi bir konuşturdu Wachowski'ler, herkes mest.. Bir de "devrim" içine girince hikayenin bizim gençlerin hayatında izlediği en iyi 10 filmin içine girer V For Vendetta.. Onlara ben gidip şunun gerçeğini okuyun da, Alan Moore gibi Wachowski'lere ve McTeigue çömezine idiots diye bağırın derim ama kar eder mi bilmem.. V For Vendetta'nın başarısızlığı ve Moore'un hikayelerinin uyarlanamazlığı sonrasında bu film hakkında da şüpheler vardı tabii ama 300'le bence başarısını kanıtlamış Zack Snyder işin içine girince umutlanmıştım.. Pek boşa çıkmamış..

Watchmen her hattıyla çok daha iyi bir uyarlama V For Vendetta'dan.. Sadece bunu bilerek bile gidilmesi gerekiyor bu filme.. Aynı V gibi bu hikayenin de her sayfasında gönderme, her bölümünde ayrı alt metinler vardır ve bunları beyazperdeye yansıtmak imkansız.. Zaten yazdığı incelikli hikayelerin beyazperde uyarlamalarını tamamen reddetmesinin nedeni çizgi romanlarının bu uyarlanamaz yapısı bu adamın.. Kendi aşmış hayal dünyasının başkaları tarafından yeniden resmedilmesini ve ekranda tamamen alakasız bir hale dönerek okuyucularla buluşmasını istemiyor Moore.. Bu nedenle de uyarlamalardan adını çıkarıyor, alması gereken telif ücretini reddediyor.. Bu duruşun, bu tavrın bile hastası olunur..


Ama Watchmen bu adamın bir eserinin uyarlanabilecek en iyi hallerinden biri olmuş bence.. 300'ü çoğu insan beğenmemişti, bense Zack Snyder'ın motamot uyarlama tavrının, çizgi romandaki planların aynı renklerle birebir beyazperdede görünmesine hayran olmuştum.. Bu başarıyı, çizgi romana bu bağlılığı aynen sürdürüyor Snyder.. Hikayenin sonlarına doğru büyük bir değişim ve finalde farklılıklar var ama bunlar üzerinde çok durduğum şeyler değil.. Öze zarar vermeyen değişikliklere karşı değilim.. Hikayenin tavrına zarar vermeden istediği değişiklikleri yapmayı başarmış Snyder.. Üstüne görüntü yönetmenliğinden gelen teknik işçiliğiyle beraber kaymak, cillop gibi görüntüler eklenince çok iyi bir görsellikle ilk defa iyi bir Alan Moore uyarlaması izleyerek çıktım salondan.. Görebileceğimi düşündüğüm bir şey değildi bu..

Hikayeyle, gidişatla ilgili tek kelime etmek istemiyorum.. Ama izleyin bu filmi.. Çizgi romanlara ilginiz varsa özellikle izleyin.. Watchmen'i okumadıysanız önce Gerekli Şeyler'den temin edip üzerine izlemeniz ilk önerim olur tabii ki.. İlgisi olmayanlar da eğer gideceklerse bu filmde bir Spider-Man tadı aramasınlar.. Bilindik bir süper kahramanlık hikayesi değil bu..

Oyuncularla ilgili en önemli konu olan Rorschach'in ekrana nasıl yansıyacağı en büyük merak konusuydu.. Gördük ki Jackie Earle Haley tam bir casting başarısıymış.. Zack kardeşi sadece bu nedenle ayrıca tebrik ediyorum.. Çizgi romandan fırlamış, ete kemiğe bürünmüş Haley'le bu muhteşem karakter.. Diğer oyuncu seçimleri de çok iyi.. Filmin girişi muhteşem ötesi.. Soundtrack inanılmaz.. Yine ana planın zaman yetersizliğinden biraz yüzüstü verilmesi var ama diğer başarılarından dolayı mazur gördüm bunu.. Sinema entellerinin ne dediği umrumda değil, çizgi roman sevdalılarının çoğunun gözünde olmuş bir adamdır Zack Snyder.. Yapım şirketinin filmin finansal başarısı üzerine "Bunun devamını da çekelim mi Zack abi?" sorusuna Watchmen tektir, eğer Alan Moore ileride devamını yazarsa çekeriz ama aksi durumda benden bu kadar demesi bile gözümüzde büyütmeye yetiyor kendisini..

V For Vendetta hikaye, Watchmen şahane.. Tabii sinemada.. Yoksa V kitaplar savaşında Rorschach'i dövebiliyor zaman zaman..

17 Mar 2009

,

X-Men Origins: Wolverine


Marvel'ın beklenen yeni projesi geliyor.. İlk trailer Aralık ayında gelmişti, final fragmanıysa bu ay çıktı piyasaya.. X-Men ve Wolverine fanatiklerine yeteri kadar gaz ve heyecan pompalayacak her şey var fragmanlarda ama çok güzel bir uyarlama olacak mı? Şüpheler hala mevcut..

Orijin hikayelerini ayrı ayrı verme düşüncesi güzel Marvel'ın.. Yeni prodüksiyon şirketini buna yönlendirmeleri de güzel.. Fakat fragmanlardan anladığım bu film de İlk 3 X-Men filminden fazla farklı olmayacak konsept olarak.. Bryan Singer'ı biraz ayrı tutmakla birlikte ilk 3 filmde X-Men tamamen bir Wolverine şovuna dönüşmüş, hikayenin en sevilen karakteri üzerinden filmlere popülerlik kazandırmaya çalışmışlardı.. Singer bunu elinden geldiğince minimal tuttu, sonuç olarak da X2 gibi türün iyi örneklerinden birini koydu ortaya.. Sonradan gelen Brett Ratner kifayetsizinin elinde X-Men'in aldığı şekilse okuyuculara salonda sinir krizleri geçirtti, Wolverine şovunu Wolverine ve Storm şovuna çevirdi.. X-Men'in beyazperdede bittiği gün, Halle Berry denilen Storm'la fiziksel hiçbir alakası olmamasına rağmen beni 3. filmde istiyorsanız daha çok para ve öne çıkmış rol verin diyebilme cüretini gösteren kadına o rolün verildiği gündü.. Koskoca Iceman'i Wolverine ve Storm'dan feyz alan, Colossus'u tamam abicim, tamam ablacım diyen vasıfsız mutantlara çevirdiler ve bu mitin üçlemesi iğrenç bir final bölümüyle sinemalarda son buldu.. Omega level mutantı olup gerekirse Wolverine'e posta koyabilecek, Storm'la rahatlıkla kapışabilecek Bobby Drake'i ekranda eziğe çevirirsen bu işi devam ettiremezsin.. Sonuç olarak bütün X-Men dağıldı ve yeni yolu karakterlere ayrı ayrı orijin filmleri çekerek sürdürmeyi düşündüler.. Mantıklı, ama 3 filmde kullanamadığın Gambit'i Wolverine'in orijinine koyup bir popülizmin içine daha girmekle nasıl olacak o işler bilmiyorum..

Tsotsi'yle gönlümüzde taht kuran, benim B filmlerine düşkünlüğümde en sevdiğim B filmlerinden biri olan Project Shadowchaser II'de oyuncu olarak yer almış Gavin Hood'un yönetmen koltuğunda oturması umutlarımı arttıran etkenlerden.. O filmlerden doğal olarak oyuncu olamadı ama gelecek vadeden bir yönetmen olmayı başardı Hood.. Deadpool, Emma Frost, Icman, Gambit, Sabretooth, Blob, Lady Deathstrike gibi güzel karakterlerin filmde yer alması hoş.. Sabretooth'un ilk X-Men'deki rezil ucube halinden, hakkı verilen gerçek baba bir karaktere dönecek olması filmin diğer artılarından.. Sabretooth çoğu yerde Logan'ı ezer karizmasıyla, Wolverine'in yediği en büyük köteklerin de sahibidir.. Bayılarak okuduğum Ultimate X-Men'in en büyük falsosudur Sabretooth'u bir Wolverine müsvettesi olarak göstermek.. Mark Millar'ı ortaya çıkardığı mükemmel işe rağmen sırf o yüzden affetmiyorum.. Müthiş kapışmalar bekliyor bizi filmde..

Bir diğer artı bir Wolverine orijininde doğal olarak Weapon X hadisesini ayrıntılı olarak gösterecek film bize.. Wolverine külliyatının en önemli olaylarından birini beyazperdeye kaç dakika uzunlukta ve gerisini ne kadar doldurarak koyacaklar filmde ilk bakacağım şey olacak.. O süreç yarım saatten az alırsa, stüdyoyu bombalarlar o kadar diyeyim.. Hollywood'un saf yeteneklerinden David Benioff'un yazdığı senaryo da beklentiyi yükselten şeylerden biri.. Kötü bir şey çıkması zordur bu abiden..

Umuyorum X-Men'in devamı gibi değil de, gerçekten ayrı bir yapım olmayı başarır bu film.. Devamında gelecek olan Professor X, Magneto gibilerinin de yolunu açar.. Marvel'ın Avengers'ın karakterlerinde yaratmaya çalıştığı team up hikaye ve filmlerine çok uygun bir yapısı var aslında X-Men'in.. Zaten bütün karakter orijinleri de biraz bunun üzerinden şekillenecek..

Takvimleri kurduk, bekliyoruz..

"Ooo, it's shiny.."

19 Eki 2008

,

Spider-Man 4 & 5


Sony ile Sam Raimi 3. ve 4. filmlerde yapmaları gerekenleri 4. ve 5. filmler için yapıyor.. Raimi 3 fiyaskosundan sonra kararsız olduğu seriye geri dönüyor.. Tobey Maguire ve Kirsten Dunst da 2 filmlik kontrat imzalamışlar.. Fanatik Laker Tobey'ye sevinmemem imkansız ama aynı şeyleri Kirsten yenge için söyleyemeyeceğim.. Olmasa daha mutlu olurdum..

2 benim için döneminin en iyi çizgi roman uyarlamasıydı.. Ki çok sağlam bir orijin hikayesinin de üzerine gelmişti.. Daha sonra Nolan çıkıp Batman Begins ve The Dark Knight'la bütün çizgi roman ve uyarlamalar dünyasını maymun etti ama hala Spider-Man 2 bu iki Batman'den sonra en tuttuğum uyarlamadır benim.. Nolan'ın Batman'inin eksikleri olan karikatürizasyon ve çizgi roman estetiğinden de sonuna kadar nasibini almış ve bu iki olguyu müthiş kullanmış bir yapımdır, Raimi sağolsun.. Fakat üstüne o kadar rezil bir 3. film geldi ki hem Raimi en iyi uyarlama üçlemesi yapma şansını tepti, hem de çoğu fan'ın en favori karakteri olan Venom harcanarak okuyucuların sinir kat sayısında artış sağlandı.. Ki olacak iş değildir.. Bu kadar umut vadeden iki filmden sonra Venom'un piyasaya çıktığı bir filmin fiyasko olması son yılların en büyük hayal kırıklıklarından birini yarattı bende..

Neden 3 ve 4'te yapılması gerekenler 4 ve 5 için düşünülüyor dedim? Çünkü 4. ve 5. filmler 5-6 ay içinde peşpeşe çekilip yine tahminimce aralarında çok zaman farkı olmadan vizyona girecekler.. Bu yöntem Venom'un orijin hikayesi için mükemmel olacaktı ama bunu düşünmediler zamanında.. 3. film simbiyotun dünyaya gelişi ve Spider-Man'e bulaşmasıyla geçip bu arada filmin ana kötüsü ve Harry Osborn üzerinden şekillense, film de simbiyotun Eddie Brock'u ele geçirmesi ve Venom'un ortaya çıkmasıyla birlikte bir "to be continued" hadisesiyle bitse, 6 ay ya da 1 yıl arayla Spidey vs. Venom tadındaki adrenalin bombası vizyona girse Spider-Man'in fanatikleri kendilerinden geçmiş bir şekilde 6 ay boyunca kamp kuracaktı sinema salonlarına.. Bu fırsatı tek filme 3 villain'i doldurarak ve hiçbir hikayenin altını doldurmayarak yok etti Raimi.. Üstüne kardeşiyle birlikte yazdığı paçavra senaryo ve çizgi romanın ruhunu zedeleyen onlarca olguyla ilk iki filme hiç yakışmayan bir finalle üçlemeyi bitirdiler..


4. ve 5. filmler nasıl bir iki filmlik hikaye peşinde koşacaklar bilmiyorum.. Belki bu iki film bir bütün de oluşturmayacak.. Ama Nolan'ın değiştirdiği uyarlamalar dünyasından sonra artık Spider-Man'in de biraz ciddileşmeye ve karakter kazanmaya ihtiyacı var.. Bu nedenle ilk 2 film sayesinde çok saygı duyduğum Raimi'nin seriyi bırakması doğru olacaktı bence ama gerçekleşmedi.. Raimi'nin artık yapması gereken Nolan'ın ciddiyetinden ve realist yapısından biraz örnek almak olmalı.. Yeni filmler için villain olarak Lizard ve Carnage düşünülüyor, etrafta dönen elemanlar bunlar.. Lizard için ilk iki filmde iyi kötü bir altyapı oluşturuldu Dr. Connors sayesinde.. Carnage da son filmin üstüne rahatlıkla kullanılabilecek bir karakter ama Raimi bunu da harcasın istemem, Lizard daha doğru bir seçim olacak o nedenle bence.. Bu arada Carnage için bir ara Jim Carrey'nin gelebileceği konuşuldu ama pek uzun sürmedi bu dedikodu..

Bir umut bekleyeceğim yeni filmleri.. 3. filmdeki çok villain'li yapının seriye hiçbir şey getirmeyeceğini anlayan prodüksiyon ekibi ve Raimi olayları ilk iki filmdeki gibi tek villain etrafında geliştirmeyi düşündüklerini açıklamışlardı o başarısızlık sonrasında.. 2. filmin ciddiyetinde, 2. filmdeki tren üstü aksiyon sahnesi tadında estetize edilmiş sekanslarla (ki bu tip bir filmde izlenebilecek en gaz, en estetik, en stilize, en klas sahnedir Doc Ock'la yapılan o dövüş.. 4 yıldır geçen olmadı daha, bir 4-5 yıl daha geçilmez sanırım) iyi bir uyarlama daha izleyelim.. Batman çok rakipsiz kaldı bu ara, akıllı olsun Raimi, örümceği yarasa karşısında müşkül duruma düşürmesin daha fazla..

26 Tem 2008

,

Şövalyelerin Kralı


Bu film bir çizgi roman uyarlamasının çok ötesinde.. Bu film bambaşka bir şey.. Yazılacak o kadar çok, o kadar ayrıntılı şeyler var ki bu film hakkında.. Hepsi yazılsa yine de kalır eksik bir şeyler.. O yüzden kısa keseceğim, bu film hakkında yapılacak her türlü ukalalık, her türlü analiz, her türlü yorum eksik kalmaya mahkumdur.. Sinemanın ötesinde bir şey bu.. Abartmıyorum.. 160 dakika boyunca insan beynine bombardıman yapan, aksiyonu bir dakika olsun kesmediği gibi en psikopat felsefe konularında durmadan ahkam kesen, beyni yoran bir film.. Bir filmin çok ötesinde.. Apayrı bir yerde duracak daima..

Uzatmayacağım.. Heath Ledger'ın efsanevi performansı için fragmanlardan sonra Jack Nicholson'ın Joker'ini toprağa gömmüştür demiştim.. Bunun da ötesinde Ledger.. Tim Burton'ın Batman ve Batman Returns'ü yılda en az 2 defa izlediğim filmlerdendir.. Ama The Dark Knight'ı izlediğimden itibaren yeni bir karar aldım.. Bir daha Batman'i izlemeyeceğim.. Saygısızlık etmek istemiyorum bu performansa.. Joker'i bundan böyle bu şekilde hatırlamak istiyorum.. Sinema tarihine geçti bu performans.. Bir aktör abartmadan oynayarak bu kadar abartabilirdi.. Kültlüğe erişti Heath Ledger.. 50 yıl sonra bile hatırlanacağına eminim..

Christopher Nolan'ın ağabeyiyle birlikte yazdığı senaryo tek kelimeyle eksiksiz, tek kelimeyle muhteşem.. Nasıl beyin kıvrımlarına sahipler bu adamlar, Christopher Nolan en sevmediğim çizgi roman karakteri olan Batman'i alıp beni nasıl Batman hastası haline getirebilir.. Bruce Wayne'e ve Batman'e nasıl ayrı ayrı saygı duymamı sağlayabilir.. Büyük sinemacı olmak böyle bir şey olmalı..

Gidin izleyin.. Sinemada izleyin ve en az 2 defa izleyin.. Joker'e ve söylediklerine, Harvey Dent ve söylediklerine, Batman'e ve söylediklerine ayrı ayrı dikkat edin.. Son 10 yılda bu kadar güzel bir film geldi mi sinemalara emin değilim..

5 Tem 2008

,

3 hafta


En son 3 ay demiştim geri sayımda, kaldı 3 hafta.. İlk gösterimlerden anormal yorumlar çıkıyor.. Bu filmin yapılmış en iyi Batman filmi olduğunda herkes birleşirken (ki Begins yapılabilecek en mükemmel orijin hikayelerinden biriydi, Begins'i geçmesi için bir filmin gerçekten kült, ultra, mega bir şey olması gerekiyor) gelmiş geçmiş en iyi filmler arasına gireceğini söyleyenler bile olmuş, belki hadlerini biraz aşıp..

Kevin Smith de filmi vizyona girmeden izleyenler arasındaymış.. Kendisi entel sinema yorumcuları arasında pek tutulmaz ama benim okuduğum en güzel Daredevil sayılarını yazmış biri olarak, çizgi roman dünyasının çok içinden olmayıp oraya inanılaz güzel şeyler vermiş biri olarak çok özel bir adamdır benim için.. Bir çizgi roman uyarlamasıyla ilgili yapacağı yoruma da büyük değer veririm bu yüzden..

The Dark Knight'ın çizgi roman uyarlamalarının The Godfather II'si olduğunu söylemiş Smith.. Bu epik bir film demiş.. Heath Ledger Oscar'ı alamazsa da hiçbir şey bilmiyormuşum ben sinemayla ilgili diye de eklemiş.. Ki sadece fragmanlardan yaptığım bir saptamaydı bu benim de Heath Ledger'la ilgili..

Bundan sonra bir şey yazmayıp filmi beklemeye koyuluyorum.. 25 Temmuz Cuma gecesi buraya bir film yazısını düşeriz..

14 Haz 2008

,

The Incredible Hulk


Film güzel.. Ne daha fazlası, ne daha azı.. Bazı beklentilerimi ve endişelerimi boşa çıkardı.. Ama toplamı yine bir Marvel Studios ürünü olarak tatmin edici..

Başlangıç güzeldi.. Yeniden orijini ve Bruce Banner'ın Hulk'a dönüşüne neden olan deneyleri vermemek daha 5 yıl önce aynılarını izlemiş seyirciler için mantıklı bir hareketti.. O bölümleri jenerikte akıcı bir şekilde vererek bence doğru bir iş yapmışlar.. Filmin Brezilya'da başlaması, Bruce Banner'ın daha ilk dakikadan itibaren bir kaçak olması (ki keşke daha uzun tutulsaydı bu sahneler, zira Hulk'ın çizgi roman olarak en çekici yönü çift kişiliğin dışında yaşadığı bu maceralı kaçak hayatıdır) güzel şeylerdi.. Hulk'ın yeşilini ve tipini fazla beğenmedim.. Çok daha canlı bir yeşile ve mora sahip olan ilk Hulk daha şekilliydi ama işin içine Hulk öfkesi girince perdede bu Hulk'ın çok daha iyi ve sert durduğunu kabul etmek gerek.. Bazı yerlerde ulan dönüşmesin görmeyelim dedim ki sanırım bu yansımanın başarılı olduğuna delalet ediyor..

Senaryo vasatın fazlasıyla altında, Louis Leterrier aksiyon sahneleri dışında pek bir iş yapamamış, hikaye çok klasik ama ilk filme göre daha sadıktı çizgi romana.. Aksiyon sahneleri ve efektler bence anormal başarılıydı.. Böylesine iki tane dev CGI karakteri kapıştırıp gerçekçilikten fazla ödün vermemek önemli bir başarı.. Burada neden pastel renklerin seçildiğine geliyoruz.. İlk filmdeki yeşile sahip bir Hulk ve belki de Abomination'ın kapışmaları çok göze batabilirdi.. Daha sarımsı bir filtrede daha pastel renkler bu açıdan fayda getirmiş film ekibine, o açıdan bu seçimi fazla yargılamamak gerek sanırım..


Edward Norton Bruce Banner'lıkta fark atıyor Eric Bana'ya.. Liv Tyler - Jennifer Connelly için yorum yapmak istemem, ikisini de beğendim.. Leterrier özellikle filmin son 20 dakikasındaki büyük aksiyonda sağlam iş çıkarmış.. Keşke hikaye oluşumuna ve senaryoya biraz daha fazla özen gösterilseymiş.. O zaman gerçekten Iron Man seviyesinde bir Marvel filmi daha diyebilirdim.. Yine de kötü değil, belli bir seviyenin üstünde film.. Ki Iron Man'den sonra ikinci Marvel Studios ürünü olan bu filmden sonra artık Marvelcıların kötü film yapmayacaklarına kanaat getirdim..

Iron Man'in bitiminden ve yazılardan sonra çıkan Nick Fury'den sonra bu filmin son sahnesindeki Tony Stark'la artık film tamamen göz kırpıyor Avengers'a.. Robert Downey Jr. sadece 1 dakikayla filmin en sağlam oyunculuklarından birini çıkarmış.. Saf yetenek böyle bir şey olsa gerek.. S.H.I.E.L.D. ve Avengers vurguları fena halde kan kaynatıyor.. Captain America ve Thor'un gelmesinden sonra çekilecek Avengers filmiyle ortalık şenlik alanına dönecek..

Son olarak şunu demek isterim filmle ilgili.. Ang Lee'nin The Hulk'ına gidip aradığını bulamayan insanlar bu filmden istediklerini alacaklar.. Ama bana birini seç deseniz banko Ang Lee'nin filmi derim.. 5 yıl arayla gelen yeniden çevrim bir orijin yüzünden filmin anormal promosyonu yapıldı.. Fragmanlar ve TV Spotlarla önemli bölümü gösterildi filmin.. Bunun da olumsuzluklarını yaşadım filmde ama kendi tercihimdi her şeyi izlemek.. İzleyecek olanlar için bu uyarıyı da yapayım buradan, ne kadar az şey bilinerek gidilirse o kadar iyi olur.. Yoksa o kadar çok spot ve fragman izledim ki daha filme girmeden bütün işleyişin nasıl olacağını biliyordum.. Yine de güzel deneyimdi, eline sağlık Marvel Studios'un..

hit counter
Blogger tarafından desteklenmektedir.