Çizgi roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çizgi roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Tem 2012

The Amazing Spider-Man


Film için hayal kırıklığı demek ne derece doğrudur bilmiyorum zira ben tam olarak böyle bir şey bekliyordum.. Benim için Spider-Man'in beyazperdedeki durumuyla ilgili tek ve çok büyük hayal kırıklığı 3. filmde Sam Raimi'nin seriyi ve her şeyi mahvetmesiyle zaten gerçekleşmişti.. İlk filmde gayet iyi bir orijin hikayesiyle başlayıp ikinci filmde çıtayı bir hayli yükselten ve her yönüyle ilkini sollayıp türün en iyi örneklerinden birini sergileyen Spider-Man 2'den sonra (Benim için hala Batman Begins ve The Dark Knight'ın hemen arkasındadır) müthiş bir üçleme yapma fırsatını kifayetsiz kardeşiyle birlikte yazdığı hikayeyle ve Venom'u bozuk para gibi harcamasıyla elinin tersiyle iten Raimi'nin yarattığı hayal kırıklığından daha ötesi gelmezdi ve gelmedi de..

Fragmanlar zaten biraz bu ışığı veriyordu ve Marc Webb kariyerindeki tek bir romantik filmle bu iş için kağıt üzerinde doğru isim değildi.. Bunu 136 dakika boyunca ortaya koyduğu için elbette üzgünüm.. Filmin ilk yarısı basit bir ilk film tekrarı ve çok uzun.. Sadece 10 yıl aradan sonra aynı şeyleri izlemenin pek bir anlamı yoktu ve bu kısmı Louis Leterrier'in çektiği The Incredible Hulk'ta olduğu gibi 5 dakikalık bir jenerik kısmıyla geçmek mümkündü ama Webb bu yolu izlememiş ve iyi bok yemiş.. Aynı şeyleri tekrar çıkartıp önümüze koyarken hikaye anlamında ilk filme göre geri adım atıp karaktere ve senaryoya hiçbir yenilik getirememek kolay elde edilemeyecek bir başarı, Webb'i tebrik ediyorum.. Bir ajan olup Nick Fury'yle çalışmaktan başka alengirli işlerle muhatap olmayan Richard Parker'ı bilim adamı yapıp Peter Parker'ın Spider-Man olma yolunda mihenk taşı haline getirmenin pek anlamı yoktu ama dramatik yapı kurmakta acizleşen adamlar (3. filmde Raimi'nin Sandman'i Ben Parker'ın katili yapması bunun daha beteridir) ne yazık ki hikayenin ırzına geçmekte beis görmüyorlar.. Ben Parker'ın ölümü ilk filme çok benziyor ama orada da özellikle koridorda katili engellemeyen Spidey'yle adeta çizgi romandan fırlamış bir sekansa imza atan Raimi'nin önüne geçemiyor Webb..

İlk yarısı vasat olan film, ikinci yarıdaysa olabildiğince toparlamaya çalışıyor ama vasatın üstüne çıkıştan ötesi gelmiyor.. Parker'ın Spider-Man'e dönüşümü ilk filmden de çabuk ve altyapısı bence yeterli değil.. İlk serinin akıl almaz güzellikteki kostümünü atıp farklılığı burada da yaratmaya çalışan yeni ekibin fragmanın en güzel sahnelerinden biri olan araba hırsızını yerine dibine soktuğu sahne cırcır böceği tavırlı Spidey'yle ilk serinin zayıf ender yanlarından birinin farkına varıldı mı dedirtse de onun da devamı gelmiyor.. Bu Spider-Man daha esprili ama kesinlikle bu anlamda beklentileri karşılayacak düzeyde değil.. Çünkü beyazperdede CGI'ın gırla gittiği estetik sahnelerde bu espriler yeterli etkiyi yaratmaktan uzak.. Raimi'nin seçiminin tersine gitmeye çalışan Marc Webb de bunu kıramadığına göre espri işinin baloncuk içine çok daha rahat ve etkili yerleştirildiğini kabul etmemek için artık bence neden yok.. May Hala'nın kifayetsiz bir evde bekleyen haline getirilmesiyse yine yönetmenin suçu.. Rosemary Harris'in verdiği etkiye yaklaşamıyor Sally Field.. Raimi'nin 2. filmde süper kahraman konseptinin manifestosunu muazzam bir diyalogla aktardığı sahneden sonra bu May Hala net bir işlevsiz..

Ve son, belki de benim için en önemli noktaya gelelim.. Marc Webb aciz bir aksiyon yönetmeni.. Beyazperdenin en estetik karakterlerinden birini alıp ortaya çıkarılan aksiyon sahneleri, gökdelenler arasında salınan Spidey'si buysa Webb'e iki rekat Spider-Man 2 izleyip örümcekle ilgili aksiyon nasıl çekilir Raimi'den uygulamalı ders almasını rica ediyorum..

Bu sahne 8 yıl önce çekildi ve henüz başka bir mecrada aksiyon estetiği yönünden üzerine çıkılabilmiş değil.. Aksiyon bombası The Avengers'ta dahi şunu geçebilen bir sekans yoktu.. Raimi'nin bunu ortaya koymasında Spider-Man'in muazzam estetik bir yaratık olmasının payı büyük ve diğer bütün yönetmenlere göre avantajlı.. İşte zurnanın zırt dediği yer de burası, elinde böyle bir yaratık varken 2012'nin olanaklarıyla ortaya koyulabilen aksiyon buysa Marc Webb bu anlamda yetersiz bir yönetmendir, üstüne başka şey söylenmez.. Keyif veren yerler elbette var ama eldeki malzemeyle bunu zaten garantiler bu film, çok daha fazlasını vermek gerekir ve Webb bu filmle Sam Raimi'nin ne kadar büyük bir aksiyon dehası olduğunu göstermiştir, bu yönüyle fena bir iş yapmadığını söyleyebilirim..

Filmin artıları elbette yok değil.. Tobey Maguire - Kirsten Dunst arasında zerre olmayan kimya Andrew Garfield - Emma Stone arasında var ve romantizm tabanlı Webb bu sahneleri iyi değerlendirmiş.. Filmin en güçlü yanıysa Andrew Garfield.. Fizik yönden çizgi romandan çıkmış gibi ve daha önemlisi Peter Parker'ın yaşadığı çıkmazları harika veriyor.. Tobey Maguire'ı tek filmle sildi benim gözümde ki bunu da fragmanlardan belli ediyordu zaten..

Sonuç? Eksi yönler öne çıkmış olabilir ama bunun nedeni Sam Raimi'nin ilk iki filmde türün en iyi örneklerini ortaya koyması.. The Amazing Spider-Man kuşkusuz kötü bir film değil hatta 3. filmin de çok net önünde.. Ama ne ilk filmdeki yarı görkemli orijin hikayesini verebiliyor, ne de o serinin çıktığı aksiyon kalitesinin yanına yaklaşabiliyor.. Ortaya çok daha farklı bir Spider-Man koymadan (Peter Parker belki) hikayeye ve karaktere dair yeni hiçbir şey söylemeyen vasat bir tekrar sunuyor.. 3. filmden sadece 5 sene sonra bir reboot'un içine girecekseniz ortaya koymanız gereken şey mutlak farklı olmalı (Nolan etkisi?) ve o fark üzgünüm ki bu filmde yok..

Marc Webb, otur evladım sıfır.. Sam Raimi, o üçüncü film yüzünden Allah da senin belanı vermesin.. Her şeyi yüzüne gözüne bulaştırdın.. Şu anda Carnage'la birlikte simbiyotun dibine doğru yelken açma fırsatı varken senin yüzünden bak neler konuşuyoruz.. Büyük gerizekalısın..

20 Tem 2011

,

The Dark Knight Rises


Batman Begins, bugüne kadar çekilen orijin hikayeleri içinde çizgi roman uyarlamalarının açık ara en iyisiydi.. Sonrasında gelen The Dark Knight ise bir uyarlamanın çok ötesine geçti.. Bugüne kadar birçok yapımda çok eğreti bir şekilde işlenen kaosun en gerçekçi hallerinden biriyle izleyiciyi tanıştırdı, beyazperde tarihinin en klas kötü adamlarından birini ortaya çıkardı.. Aynı karakteri yaklaşık 15 sene önce kült kategorisine çıkaran çok büyük bir aktörün varlığına rağmen sadece bunu yapması bile filmin başarısı için yeterliydi ama adeta bir derya, muazzam bir dipsiz kuyu olan çizgi roman geçmişini bile geride bırakan harika bir suç filmiydi ortadaki.. Ve şimdi aynı ekip ve Christian Nolan, muhtemelen çizgi roman uyarlamalarının en iyi üçlemesini tamamlamaya geliyor.. Fevkalade Joker ve Heath Ledger'ın ölümüyle planları bozulan Nolan'ın işi bir hayli zor, ama dünyada The Dark Knight Rises'ın kötü çıkacağına inanan bir tek kişi bile bulamayız muhtemelen.. Bu anlamda başta çizgi roman fanatikleri olmak üzere herkesin içi rahat..

Christopher Nolan'ın The Dark Knight'ı çekerken düşüncesi, muhtemelen Heath Ledger'ın efsanevi performansına sette şahit olmuş biri olarak Joker'i öldürmeden bu klas karakteri diğer filmlerde de kullanarak çizgi roman uyarlamalarında farklı bir yol izlemekti.. Zira bugüne kadar çekilen uyarlamaların hemen hemen hepsinde villain'lar bir şekilde öldü.. Buna Spider-Man'in efsanevi düşmanları Green Goblin ve Doc Ock da dahil.. Hem Ledger'ı daha uzun süreli kullanmak, hem de Batman'i daha komplike bir yapı haline sokup yarattığı etkiyi büyütmek istiyordu Nolan.. Ve yine muhtemelen seriyi kafasında 3 filmle sınırlandırmak istemiyordu.. Ama Ledger'ın ölümü onda da mutlaka değişim yarattı ve 2. filmde türün zirvesine çıktıktan sonra üçlemeyi güzel bir şekilde tamamlayarak olayı bitirmek istedi..

Filmin ilk trailer'ı geçtiğimiz günlerde yayınlandı.. Warner Bros biraz yanlış bir yol izleyip trailer'ı internete vermeden sinemalarda yayınladı ve kaçaklar sonucunda alınmaya çalışılan bütün tedbirlere rağmen düşük kaliteli sinema çekimleri internete sızdı.. Teaser'da filmden sadece bir sahne var.. Açılışta ilk filmin harika Ra's Al Ghul'u Liam Neeson'ın sesiyle ilk filmden şahane replikler var.. Ra's Al Ghul'un, kendisinin temsilcisi olarak Bruce Wayne'le ilk ilişkiyi kurduğu hapishane görüşmesinde kullandığı replikler, ki ilk filmdeki orijin hikayesinin tam anlamıyla temelini oluştururlar.. Sonrasında sağlam bir kötek yediği her halinden belli olan Jim Gordon'un Bruce Wayne'le olan hastane görüşmesi.. Yine muhtemelen Bane tarafından haşat edildikten sonra çaresizlik içinde Joker tarafından yenilgiye uğratılan Batman'in Gotham'a geri dönüşü için bir yalvarma sekansı.. Sonrasında Batman geri dönecek ve aksiyona girecek, böylece Nolan filmin gidiş yolunu açık bir şekilde belli etme yolunu seçmiş teaser'da..

Final filmi için Bane'in seçilmesi hem handikap, hem avantaj.. Handikap, çünkü Ledger'ın tarihe geçen derinlikli Joker'i sonrasında Bane fazlasıyla tek boyutlu gelecek.. Tom Hardy'nin de işi bu anlamda hiç kolay değil fakat Nolan'ın Bane'de de göstereceği farklı şeyler mutlaka olacaktır.. Avantaj, ilk 2 filmde daha çok belirli ideolojilere sahip villain'lerle muhatap olan ve fiziksel gücünü fazla gösteremeyen Batman'e üçlemeyi bitirirken bu anlamda da kendini seyirciye tam anlamıyla tanıtma şansını verecek Nolan.. Ledger ölmese yine Bane'i yönlendirerek Batman'in üzerine salan ve arkadan işler çeviren bir Joker izleyecektik ve bu gerçekten inanılmaz bir deneyim olacaktı ama yaşanan trajedi bunu hem bizim, hem de Ledger'ın elinden aldı..

Filmde Liam Neeson'un yer alacağına dair söylentiler mevcut.. Tabii bu gerçek olacaksa bile Ra's Al Ghul geri döner mi bu konuda yorum yapmak çok kolay değil.. Eskiye dair görüntüler filmde yer alabilir.. Ra's Al Ghul'un gençliğini oynayacak olan Josh Pence de bu anlamda işleri karmaşıklaştırıyor.. Ra's Al Ghul ilk filmde görüntü itibarıyla ölmüştü ama ölü bedenini filmde görmedik.. Öldüyse geri dönmesi biraz zor olur çünkü Christopher Nolan ortaya çıkardığı realist evrende Lazarus Çukurları'na yer vermeyecektir.. Ama son filmde Liam Neeson'ın muazzam oyunculuğu hiç fena olmaz, bir çaresine bakılırsa bence gayet iyi olacak..

Bane deyince akla gelen ilk hikaye olan Knightfall'u bu filmde beklemek çok mantıklı değil zira o hikaye Batman'in kırılışını anlatır.. Ama final bölümü yapısı gereği, isminden de anlaşılacağı gibi Batman'in yeniden yükselişini anlatacak.. Çünkü daha önce de söylediğim gibi ikinci filmin kazananı Joker'di ve Batman, Harvey Dent üzerinden aslında büyük bir yenilgiye uğratıldı.. Şimdi tekrar Gotham'ın başına geçmesi gerekirken bu filmden Bane'in Batman'in belini kırmasını beklemek çok mantıklı değil.. Ama Nolan kesinlikle ilk iki filmde izlediği yolu bu filmde de tercih edecektir.. İlk filmde Batman: Year One esintileri çok büyüktü.. Birebir uyarlama değildi ama o muazzam orijin hikayesinden birçok motifi alıp filme koymuştu Nolan.. İkinci filmde de Batman külliyatının bana göre açık ara en iyi eseri olan Batman: The Killing Joke'ta aynı yolu izledi.. Batman tarihinde Joker'in orijinine dair bir şeyler söyleyen tek çizgi romandan filme o anlamda hiçbir şey aktarmadı ama yine birkaç motifle Alan Moore'un harika eserine saygı duruşunu yaptı.. The Dark Knight Rises'ın uyarlanışı da çok büyük ihtimalle bu çerçevede olacaktır..

Catwoman'a girmek istemiyorum, hiçbir zaman favori karakterlerimden biri olmadı ama Nolan'ın realist bakışının onun üzerindeki etkisini de merak etmiyor değilim.. İlk film Batman'e dair çok şey söyledi ve Christian Bale tek filmle tarihin en iyi Batman'i oldu.. İkinci film tamamen Joker'e odaklandı ve Batman'i arka planda bırakan filmin başarısı bu uyarlamaların nasıl olması gerektiğine dair hariak bir yol göstericiydi.. Bale, üçüncü filmde ilk kez fiziksel yönden çaresizliğe düşecek.. Bruce Wayne olarak Michael Keaton'ı geçmesi belki mümkün değil ama ona yaklaşma şansını biraz daha verecek bir film geliyor..

The Dark Knight Rises, 20 Temmuz 2012'de sinemalarda.. Beyazperdenin ilk muhteşem ÇR uyarlama üçlemesi için geri sayımı resmen başlatıyoruz..

Teaser

22 Haz 2011

Örümcek'in Laneti ve Astonishing X-Men


Arkabahçe Yayıncılık'ın hikaye olmasıyla birlikte Türkiye'deki comic camiasını yayınsız bırakmayan ve burada da adını sık sık geçirdiğim Hoz Comics de nalları dikti ve "Evolve or Die" adlı şahane hikayeyle başlayan Spider-Man yine öksüz kaldı.. Türkiye'de çizgi roman yayıncılığı yapmanın ne kadar zor olduğuna dair sayısız cümle yazdık, bunu tekrar etmeye gerek yok.. Fakat özellikle Spider-Man'i çıkarmaya başlayan yayın evlerinin sonrasında yaşadıkları ciddi ciddi korku filmine senaryo olur.. 1 Numara Yayıncılık, Arkabahçe ve en son olarak Hoz Comics.. Çıkardıkları muazzam kaliteli Fumetti'lerle birlikte piyasada var olan Hoz'un Örümcek ağına bulaştıktan sonra yaşadıkları çok üzücü.. Sonuç olarak bir yayınevi daha comic bazında Türk çizgi roman tarihinin tozlu yapraklarında yerini alırken bayrağı devralması gerekenler vardı.. Onlar da Marmara Çizgi olarak kendilerini ortaya koymuşlar.. Hoz Comics'de Spidey'lerin editörlüğünü ve çevirmenliğini yapan sevgili İlke Keskin'in de katılımıyla Marmara Çizgi yukarıdaki Astonishing X-Men'le piyasaya dalmış ki yine ne kadar doğru bir seçimle işe başladıklarına dair yazılacak şey çok ama öncelikle alıp okumak gerek bu şaheseri..

Son dönemde Marvel ve X-Men dünyasındaki gücünü kaybeden Xavier'in yokluğunda X-Men'in gerçek liderliği konumuna yükselen Cyclops'un kurduğu yeni ekibin maceraları 2004'te başladı.. Çizer John Cassaday, yazar Buffy-Angel evreninin yaratıcısı olan güzel kafa Joss Whedon.. X-Men 3'ü yönetmesi için adı geçen isimlerden olan, sonrasında kısa bir süreliğine Wonder Woman'ın yönetmenliğine getirilen Whedon, şu anda Marvel Studios'un beyazperdedeki en büyük team up hikayesine soyunduğu The Avengers'ı çekiyor.. Film 4 Mayıs 2012'de sinemalarda olacak ve The New Avengers'la ilgili de Türkiye'de Gerekli Şeyler'in güzel çalışmaları var, ona da bir sonraki çizgi roman postunda değiniriz..

Marmara Çizgi'ye destek.. Artık ne kadar giderse :)

7 Haz 2011

,

Şu ana kadarki en iyisi: X-Men First Class


Bugünün Hollywood'unda çizgi roman uyarlamaları diye bir kavram varsa bunda Richard Donner'ın Superman'leri ve Tim Burton'un Batman'leri kadar Bryan Singer isminin ve ilk Marvel evreni göstericisi X-Men'lerin de büyük payı var.. Tim Burton sonrasında Joel Schumacher'in Batman konseptinin içine etmesiyle birlikte çizgi romanlar sinemada yükselişe başlamadan duraklama dönemine girdi.. 2001 yılında çekilen ilk X-Men'in DC evreni sonrasında bambaşka bir evrenle izleyicileri tanıştırması ve ortaya vasatın hayli üzerinde bir filmin çıkması piyasayı bir anda canlandırdı ve başlayan çok hızlı yükseliş artan bir oranla devam etti.. Her ne kadar 2008'de The Dark Knight'la bu işin zirvesine imza atılsa (bence) ve muhtemelen bir daha o seviye görülmeyecek olsa da, piyasa bu konudaki üretkenlik yönünden çok tatmin edici gelişmeler yaşamaya devam ediyor.. Bryan Singer, 2001'de tüm dünyaya farklı bir şey gösterdi ve 2003'te kat kat iyi bir devam filmiyle bu başarısını perçinledi.. X2 sonrasında gelen Ang Lee'nin The Hulk'ı ve özellikle Sam Raimi'nin Spider-Man'leriyle bu pastanın ne kadar büyük olduğu fark edildi.. Çok kaliteli uyarlamalar ve belki de onların iki katı kadar pespaye filmle sektör doyuma ulaştı ve artık her seri kendi içinde yürümeye başladı.. DC'deki yeni başlangıçlardan sonra Marvel'ın en önemli iki projesi Spider-Man ve X-Men de gözünü para hırsı bürümüş stüdyoların salakça planlamaları yüzünden reset yediler..

Spider-Man'in Sam Raimi'nin elinde geldiği esef verici durum ayrı bir yazının konusu ama X-Men'in yaşadığı sıkıntılarda girişte aslan payını verdiğim Bryan Singer birinci dereceden suçlu.. Bir orijin çekmeden iyi bir başlangıç yapıp çok daha iyisiyle bunu destekleyen Bryan Singer, 3. film öncesinde Superman remake'inin büyüsüne kapıldı ve seriyi bırakarak Superman'in başına geçti.. Kendi yavrusunu Brett Ratner adlı kifayetsiz bir dangozun eline bırakıp adeta daha parlak gördüğü projeye balıklama atlayan Singer, hem Superman'de büyük bir başarısızlık yaşadı hem de X-Men'i bir daha dönülemeyecek yanlışların içine soktu.. X-Men ve X-Men 2 çok iyi filmlerdi ama benim için hiçbir zaman türün zirvesi olamadılar zira Singer'ın çok sayıda mutanta odaklanıp dramatik yapıyı hep iyi kurduğu filmlerde Hugh Jackman yüzünden kontrolü yavaş yavaş kaybedişi, filmleri de Wolverine ve şürekası moduna sokmayı başlaması özellikle ikinci filmde sırıtmaya başladı.. Bryan Singer'ın ilk filmden sonra yaptığı çok samimi bir açıklama Hugh Jackman'ın projeye nasıl dahil olduğunu gayet güzel açıklar.. Filmin yönetmenliğine gelir gelmez kafasındaki oyuncu kadrosu içinde Wolverine için tek adayının Dougray Scott olduğunu söyler Singer.. Bu konuda çok tutucu olduğunu belirtirken o sırada John Woo'nun Mission Impossible 2'sinde oynayan Dougray Scott, çok istemesine rağmen çekim tarihlerini bir türlü uyduramaması nedeniyle filmde yer alamaz ve ikinci opsiyon olan Hugh Jackman, arkasında doğru düzgün bir proje bulunmadan Wolverine rolünü alır.. Sonrasında bir anda Jackman'ı Hollywood ikonü haline getiren rol oyuncunun üstün fiziksel özellikleriyle ortaya çizgi romandan çok farklı ve çekici bir karakter çıkarır.. Wolverine normalde 1.60'lık tıknaz bir kas yığınıyken Hugh Jackman'la karakter 1.90'lık yakışıklı bir filintaya dönüşür.. Normalde bu tarz büyük değişiklikler çizgi roman dünyasında hep kötü tepki almıştır ama Wolverine - Hugh Jackman birlikteliği buna bir şerh koyar ve çizgi roman dünyasını kökten değiştirecek gelişmelerin de önünü açar.. İlk 2 film sonrasında ortaya çıkan eşsiz Wolverine portresi çizgi romanlarda (özellikle Ultimate X-Men) Wolverine'i filmdeki yorumuna çok benzeyen bir çizime kavuşturur ve yılların bodur, çirkin Wolverine'i artık Hollywood ve comic dünyasının yeni seks objelerinden biri olmaya başlar.. İşte bu Wolverine çılgınlığı özellikle 2. filmde hadiseyi şirazesinden çıkarır.. X-Men artık yavaş yavaş Wolverine merkezli bir hikayeye dönerken bunun asıl zararları 3. filmin öncesinde ortaya çıkmaya başlar.. Geçmişinde Rush Hour palyaçolukları dışında bir proje bulunmayan Brett Ratner, filmin ağırlığıyla sırtını iyice Wolverine'e verir.. İlk 2 filmde biraz da Wolverine'in öne çıkması nedeniyle geri planda kaldığını düşünmeye başlayan Halle Berry, daha geniş çaplı bir rol olmadığı takdirde 3. filmde yer almayacağını açıklar ve onun güzelliğine sonsuz ihtiyaç duyacak olan Brett Ratner bunun korkusuyla Halle Berry'nin bütün isteklerine boyun eğer ve ortaya baba Wolverine - anne Storm figürleriyle dünyanın en yapmacık X-Men sahnelerini çıkaran, aksiyon yönetimi oldukça kötü bir film konur.. 3. filmle yaşanan düşüş o kadar keskindir ki seri üzerinde dağılan konsantrasyonu ve gelen büyük tepkileri yok etmenin yolunu karaktere özel bir orijin filmi yapmakta bulur stüdyo.. Sonuç yine vasatın altıdır.. İmajı iyice zedelenen seride yeni bir orijinle (aslında ilk) tekrar başlangıç yapmaya karar verilir ve 3. film için yönetmenliğe getirilen ama sonrasında ailesine zaman ayırmak istediği için filmden ayrıldığını duyuran Matthew Vaughn'a emanet edilir projr.. Yapılan ilk açıklama, hedefin, içinde Wolverine'in bulunmadığı bir X-Men filmi yapmak olduğudur.. Yaşanan süreç nedeniyle tercih heyecan verici olsa da geliş ve ayrılış sürecini oldukça laubali bulduğum Matthew Vaughn seçimi ve Fox'un denyolukla dolu X-Men geçmişi benim beklentilerimi tamamen dibe çekmeme neden oldu..

Girişi çok uzun yaptım, devamı ve filmi daha kısa geçeceğim.. Bütün bu yazılanlar ışığında bugün 2008'deki The Dark Knight sonrasında ilk defa (Watchmen'i saymıyorum) o kaliteye yaklaşabilen bir çizgi roman uyarlaması izledim.. Direkt önyargıyla girdiğim bir filmde gördüklerim muazzamdı.. İlk fimle atıf yapılan bir girişle bir anda Kevin Bacon'dan da güç alarak seyirciyi filmin içine alan Matthew Vaughn, geri kalan 2 saatte antrakt dışında bir kez bile filmin dışına çıkmanıza izin vermiyor.. Yine büyük önyargılarla yaklaştığım James McAvoy'un Charles Xavier yorumu şahane ama asıl etkileyici olan Erik Lensherr'dan Magneto'ya geçiş süreci boyunca şov yapan ve filmi uzun bir süre omuzlarında taşıyan Michael Fassbender filmin asıl starı.. Uyarlama baştan sona Erik Lensherr - Charles Xavier merkezli bir şekilde ilerliyor ve bu anlamda yan roller için seçilen mutantların düşük profilli olması mantıklı.. İlk 3 film boyunca gösterilen Magneto - MystiQue işbirliğinin açıklamasını ve benzeri birçok atıfı eski seriye yapma başarısını gösteren filmin tamamen dramatik yapıya ve karakterlere odaklanması Bryan Singer dönemini hatırlatırken çok daha dengeli bir yol izlenmesi filmi eski seriye göre bence öne çıkarıyor..

Senaryonun ilk 2 filme göre çok büyük bir artısı yok, konu nedeniyle dezavantajı var.. X-Men söylemek istediği bütün şeyleri insan - mutant çekişmesi arka planıyla vermeye çalışan bir hikaye.. First Class'ta bu çatışmaya giden yolu gördüğümüz için film bu avantajdan yararlanamıyor.. Ama tamamen çizgi romanın ruhuna uygun diyaloglar oldukça iyi yazılmış bence.. Filmin bu anlamdaki en büyük artısı ise mutantlar arasında iki farklı safı oluşturan sürece kadar olanları oldukça iyi bir kurgu içinde vermesi ki burada hikayeyi oluşturan ilk 2 filmin yönetmeni Bryan Singer çok iyi bir iş yaparak adeta günah çıkarıyor.. Çizgi romana göre var olan birçok farka rağmen çok ölçülü, ruhu hiç zedelemeyen ve temposu bence harika ayarlanmış bir hikaye ve film var önümüzde..

Filmin gözüme batan en büyük eksisi -ki oldukça önemli- hemen final öncesinde oluşan sekans sonrasında Erik Lensherr'in çok ani bir dönüşüm göstererek bir anda Magneto olarak yükselmesi.. İlk 2 saatte bunun altyapısı iyi oluşturuldu ama daha zamana ihtiyacı vardı, o dönüşüm çok hızlı ve keskin oldu.. Tam final öncesinde göze fazlasıyla batan büyük bir eksik ama kusur ve kadı kızı ikilisiyle bunu da görmezden gelmek mümkün..

Sonuç? İçinde oldukça az aksiyon ve sadece 15 saniyelik bir Wolverine cameo'su barındırmasına rağmen mükemmel diyebileceğim bir X-Men filmi var karşımızda.. İlk üçleme sonrasında içine ister istemez çekildiğimiz Wolverine kasırgasından hiç yararlanmadan ortaya bu kadar sağlam bir film konması uyarlamanın değerini birkaç kat artırıyor benim gözümde.. Matthew Vaughn keşke 3. filmi Brett Ratner'ın eline bırakmasaymış ve keşke ana karakterlere ilk üçlemede bu kadar müsamaha gösterilmeseymiş..

X-Men: First Class, muhtemelen bugüne kadar yapılmış en güzel X-Men filmi..

23 Şub 2011

22 Ara 2010

21 Ara 2010

27 Ağu 2010

Spider-Man Blue & Daredevil Yellow



Hoz Comics Spider-Man yayınlarına ara verdiği günden beri çizgi romanın bu ülkedeki yayıncılığıyla bağlantıyı kesmiş gibi olmuştuk ama bu güzel yayınevinden gelen son haberler yine buraya taşımaya değer..

Çizgi roman yazarlığının yetenek küplerinden Jeph Loeb'in yazdığı Tim Sale'in çizdiği Spider-Man Blue ve Daredevil Yellow gibi eserler yeni dönemde Türkçe yayınlanacakmış.. Bu tek ciltlik iki çizgi roman da bu dünyanın başyapıtlarından biri ve iki karakterin doğuşu ve gelişimi hakkında çok önemli bilgiler içeriyor.. Benim için tek eksiği (ki başkasına göre güçlü yanı olabilir bu) çizimlerinin modern olmaması ama hikayeler o kadar güzel ki bunun fazla önemi kalmıyor..

Spidey yayınlarıyla bizi bizden alan Hoz'un Blue'su bir yana, Daredevil Yellow beni asıl heyecanlandıran hadise.. Mett Murdock ve onun karmaşık hayatı Marvel evreninde Spider-Man'den sonra en çok ilgimi çeken konulardan biridir.. Arkabahçe'nin çıkardığı düzenli Daredevil yayını beni kendimden geçiriyordu ve onların işi tekrar küçültmesi biraz da bu nedenle çok üzmüştü.. Özellikle sayı sayı yayınlara başlamadan önce tek cilt olarak çıkardıkları "The Man Without Fear" (Korkusuz) eserini eğer bulma fırsatı olursa oldukça klas bir çeviriyle herkese öneririm.. Yellow eğer beklenen başarıyı sağlarsa Daredevil'ın da her ay yayınlanabilme ihtimali şu an için yeteri kadar sevindiriyor zaten..

Yine bu ikilinin yazdığı Hulk Grey de bir başka renk eseri olarak yeni dönemde yayınlanacakmış.. Hulkseverler için de muazzam bir haber bu.. Arkabahçe, Yeşil Dev'in de en güzel sayılarını yayınlıyordu kapanmadan önce..

Bütün bunların yanında bir X-Men de yakışacak Hoz Comics'e eğer olursa.. Bekliyoruz hepsini..

20 Ağu 2010

,

Batman de yeşil sahalarda


Her ne kadar geçtiğimiz sezon Gençlerbirliği kalecisi Miroslav Peric de Örümcek kostümüvari bir kaleci kazağıyla maça çıksa da, bu işin piri Ligue 1'deki bir maça bildiğin Spider-Man kostümüyle çıkarak takım fotoğrafı çektiren Fransız kaleci Jeremie Janot'tur.. Superman, NBA'in süper uzunları ShaQ ve Dwight tarafından paylaşılırken Spider-Man futbolda kaleciler tarafından rağbet görüyordu.. Buna bir başka kaleci, Guarani file bekçisi Pablo Aurrecochea, Batman amblemli kazakla farklılık getirmiş.. Copa Sudamericana maçında River Plate'i 2-0 mağlup ettikleri maçta güzel bir maç çıkaran Pablo için hazırlanan güzel bir çizgi roman efektli video yukarıda.. Çizgi romanların ve futbol sahalarındaki böyle güzel ayrıntıların hastasıyız.. Uruguaylı adamımdır bundan sonra..

20 Tem 2010

,

Green Lantern


Bazı DC maceralarındaki rolünden başka bir ilgim yok karakterle ama hikayesi ilginç gelmiştir çoğu zaman.. Sinemanın çizgi roman dünyası üzerindeki etkisinin bir benzerini umuyorum bu film üzerinden de, iyi bir uyarlama gelirse belki de okumaya başlatır kendisini..

Son yılların yükselen fırlamalarından Ryan Reynolds'un görüntüsü basına bir süre önce yansıdı.. Kostüm konusunda genellikle en iyiyi çıkaran Hollywood yine güzel çalışma yapmış.. Bu Ryan Reynolds, X-Men Origins: Wolverine rezaletindeki Deadpool rolüyle benden tam puan almış, karakterin cırcır böceği özelliğini yaklaşık 5-10 dakikada mükemmel yansıtmıştı.. Ki gördükçe bu elemandan Peter Parker bile çıkabileceğini düşündüm ben.. Biraz boyu kısa olsaydı olabilirdi belki.. Green Lantern'da da fena iş çıkarmayacaktır.. Takvimleri ayarladık, filmi de oraya ekledik.. Martin Campbell ismi büyük umut vadetmiyor ama kötü olmayan bir uyarlamanın comic evrenine mutlaka birkaç katkı yaptığını göz önünde bulundurunca fazla da önemi yok.. Eh işte dedirtmesi bile yeterlidir..

11 Tem 2010

6 Haz 2010

31 May 2010

Back in Black: Beşiktaşlı Spidey


Hoz Comics'in editörü, aynı zamanda Spider-Man'lerin çevirmeni İlke Keskin sağolsun baskıdan önce bütün sayılarla ilgili bilgileri ve kapakları mail yoluyla gönderiyor.. 1 hafta önce yukarıdaki kapağı yolladı.. Hoz'a ilk 4 sayı itibarıyla yapabileceğim tek eleştiri olan 1 ve 2'nin zayıf kapaklarından sonra (ki The Other'ın orijinal kapaklarıymış onlar da) Back in Black'le bu konuda da zirveyi görmüşler.. Bugüne kadar Türkiye'de çıkan Spidey yayınları içinde kendimce en güzel kapak seçtim bu güzelliği.. Brand New Day kepazeliğinden önce bence son ultra kaliteli Spidey hikayesi bu ay raflardaymış.. Ankara Dost'a daha gelmemiş ama 1-2 gün içinde sanıyorum buraya da ulaşacak.. İstanbul'dakiler ise direkt alabiliyorlar.. Cimbomlu Spidey'den sonra bizim eleman Çarşı tarafından kandırılmış ve gelmiş geçmiş en karizmatik kostümünü tekrar sırtına geçiriyor.. Bu hikayeler bitip Joe Quesada kifayetsizi tarafından Spider-Man kronolojisi sıfırlanınca hangi motivasyonla okumaya devam edeceğiz bilmiyorum ama Back in Black de kaçacak gibi bir hikaye değil.. Örümcekseverlerin aklında bulunsun..

12 May 2010

Iron Man Extremis & Wolverine Origin


Iron Man 2'den girmişken bunun haberini de vermek gerekiyor.. Spider-Man'lerle çizgi roman piyasasına girip sektöre yeniden heyecan veren Hoz Comics filmin dünyaya verdiği gazla Iron Man'in son dönemlerdeki en iyi hikayesi, Marvel'ın yine son zamanlardaki en başarılı çalışmasından biri Iron Man Extremis'i de Türkçe olarak yayınlamaya başlamış.. İlk cilt bu ay çıkmış piyasaya.. Hikayenin ayrıntısına dair fazla şey bilmiyorum zira okumadım ama çok kaliteli bir çalışma olduğuna dair sayısız şey duydum.. Filmde bahsettiğim gibi Iron Man ve Tony Stark'ın yeni yorumu üzerinden ilerleyen bu değişik volume'un ilk 6 sayısı cilt halinde raflardaki yerini almış.. Hikayenin yazarı bu işin sektördeki en büyük ustalarından Warren Ellis, çizer Adi Granov.. Daha alma fırsatım olmadı, ki gittiğim zaman Dost Kitabevi'ne cüzdanın önemli bir kısmını bırakıp çıkacağız bu gidişle ama preview'larda gördüğüm kadarıyla ikisi de şahane iş çıkarmışlar.. Böyle bir kaliteyi ilk defa Türkçe okuyacak olmak benim için de büyük şans..


Piyasaya çıkan diğer bir güzellik Arka Bahçe Yayıncılık'ın şekil değiştirmiş hali olan Gerekli Şeyler'den çıkan Wolverine Origin.. Arka Bahçe'nin kapanmasından sonra çizgi romandan elini çeken bu grup da son gelişmelerden sonra ortama tekrar dönmeye karar verdi.. Önce Brian Azzarello'dan The Joker'ı çıkarıp harika bir seçim yaptılar, üstüne Wolverine'in süper bir hikayesini yayınlamayı seçtiler.. Şu anda anlayabildiğim kadarıyla Hoz Comics gibi düzenli devam eden seriler yerine 5-6 sayılık tek ciltlik hikayeler üzerinden yayın yapmayı uygun görüyorlar.. Yayın politikası anlamında daha önceki başarısızlığı yaşamış insanlar olarak hak verilebilecek bir yol.. Eğer yeterli satışlara ulaşırlarsa bazı karakterlerin uzun soluklu serilerini de uzun vadede yayınlayabilirler diye tahmin ediyorum.. Bunun için The Joker'i de, bu klas Wolverine'i de almak şart tabii.. X-Men Origins: Wolverine filmine de kaynaklık eden, Gavin Hood tarafından çokça da harcanan bu hikaye de kaçmaz.. (Edit: Biraz önce Wolverine'le ilgili materyal ararken bu yayının geçen yaz çıktığını öğrendim, hiç haberim yoktu.. Olsun, gecikmeli de olsa bulunsun blogda..)

Comic'ler tam anlamıyla geri döndü..

hit counter
Blogger tarafından desteklenmektedir.