21 Mar 2011

World Snooker Championship 2011


Neil Robertson v Judd Trump

Marco Fu v Martin Gould

Graeme Dott v Mark King

Ali Carter v Dave Harold

Ding Junhui v Jamie Burnett

Peter Ebdon v Stuart Bingham

Stephen Hendry v Joe Perry

Mark Selby v Jimmy Robertson

Mark Williams v Ryan Day

Jamie Cope v Andrew Pagett

Mark Allen v Matthew Stevens

Stephen Maguire v Barry Hawkins

Shaun Murphy v Marcus Campbell

Ronnie O'Sullivan v Dominic Dale

Ricky Walden v Rory McLoed

John Higgins v Stephen Lee

Dün PTC Grand Final bitti ve Shaun Murphy uzun bir süre sonra bir sıralama turnuvası daha kazandı.. Bu turnuvayla birlikte Roket'ten sonraki adamım haline gelen Martin Gould finalde desteklediğim adamdı ama Dublin'de yarı final ve finalin aynı gün oynanması ve ilk yarı finalde Shaun Murphy rahat kazandıktan sonra Martin Gould - Mark Selby maçının çok uzaması ve final maçından 2 saat öncesine kadar sürmesi finaldeki 4-0'lık skorda mutlaka etkili olmuştur.. Olmuştur diyorum zira Indian Wells kadınlar finali nedeniyle maçın önemli bölümünü izleme fırsatı bulamadık.. Martin Gould'un Mark Selby gibi çok sert bir rakip karşısında çok yıpranması ve onun için aslında nihai hedef olan ilk finale ulaşması da final maçı öncesinde sevinçle birlikte motivasyonunu mutlaka düşürmüştür.. Gerçek şu, Martin Gould gerek kişiliği, gerek tarzı, gerekse yeteneğiyle snooker'ın çok geç kazandığı madenlerden biri.. Dün Selby karşısında bir ara bulabildiği her uzun potu denedi ve oyuna büyük heyecan getirdi.. Bu nedenle belki maçı kaybedecekti ama sonuçta bu oyunun en iyi ve en stabil snooker'larından birini oynayan Selby'yi geriden gelerek mağlup etti ve kariyerinin ilk yarı finalinde kariyerinin en yüksek noktasına çıktı..

World Snooker Championship 2011'in kuraları çekildi ve ilk tur belli oldu.. İlk 16'nın yeri belliydi ve onların ikinci turdaki muhtemel eşleşmeleri de kura öncesinde ortadaydı ama elemelerden gelenlerin hangi büyüğe düştüğü kurayla birlikte ortaya çıktı.. İlk göze çarpan az önceki paragrafın öznesi Martin Gould'un ilk turu geçmesi durumunda (ki yüksek bir ihtimal) ikinci turda son dünya şampiyonuyla eşleşmesi.. Bu aynı zamanda 2010 Dünya Şampiyonası 2. turunun rövanşı olacak ki o Neil - Gould maçı geçtiğimiz sezonun ve bu sezonun kaderini değiştirdi.. Gould'un 11-5 öne geçtiği maçta 13-12 mağlup olması sonrasında Neil'in Crucible'da şampiyonluğa gidişi 2011'in ikinci turundaki bu muhtemel eşleşmeyi çok farklı bir noktaya taşıyacak.. Martin Gould, Neil Robertson karşısındaki o kaybının kendisini güçlendirdiğini söylüyor ki ben bundan emin değilim.. Bu sezon daha büyük başarılara imza attı ama zaten o yeteneğe sahip bir oyuncu.. O maçın DVD'sinde son seansı izleyemiyor ve turnuva sonrasında DVD'yi parçalayıp atacağım diyen bir oyuncunun bu maçı kafasından çıkararak kendisini yükselttiği iddiası fazla naif ve aynı zamanda optimist bir düşünce.. Ama umuyorum eşleşirler ve umuyorum o maçı büyük bir zevkle izleme fırsatı buluruz..

Bu maç dışında eşleşmelerin en ilginç yanı Ronnie O'Sullivan'ın ikinci tura kalması durumunda rakibinin PTC şampiyonu Shaun Murphy olacak olması.. En zorlu muhtemel 2. tur eşleşmesi yine Ronnie'nin olacak ve biz buna artık alıştık.. Değerli dostum, ülkenin en büyük snooker gurusu Emre Yazıcıol'un Ronnie O'Sullivan'dan bu turnuvada büyük beklentisi var ama ben bu sezon tam anlamıyla dibe vurmuş Ronnie'den o kadar umutlu olamıyorum.. Ronnie'nin yolu üzerinde Shaun Murphy, John Higgins, Mark Williams ve Neil Robertson var sırasıyla ki böyle uzun bir turnuvada şu anki mental yapısıyla ve az antrenman yapan haliyle Ronnie'nin çeyrek ötesini görmesi bile kolay olmayacak..

World Snooker Championship 2011 16 Nisan'da başlıyor ve 2 Mayıs'a kadar devam edecek..

23 Şub 2011

19 Şub 2011

,

Galatasaray 1-0 Bucaspor


71. dakikada ve Galatasaray henüz golü bulmamışken ekrana yansıyan Gheorghe Hagi görüntüsü Galatasaray'ın, teknik kadronun, oyuncuların ve yönetimin içinde bulunduğu halet-i ruhiyeyi net bir şekilde ortaya koyuyordu.. Hagi'nin maçtan 3 puan çıkmama ihtimalinin ciddi bir şekilde belirmesi karşısındaki endişesi profilden bile açık bir şekilde ortadayken bunun altında yatan gerçeklerin dün basın toplantısında yaptığı açıklamaların önemli bölümünü etkileyen yönetim güvensizliği üzerinden şekillendiği de açık bir şekilde ortadaydı..

Takımın merkezini geçtiğimiz haftalarda olduğu gibi yine Neill, Culio ve Sabri üçlüsüyle oluşturan Hagi'nin bu konudaki inadını anlamak çok kolay değil.. Lucas Neill, Galatasaray'ın sorunlu orta sahasında büyük fark yaratacak bir tekniğe sahip değil.. Lorik Cana'dan topla daha iyi olması da tek başına bu oyuncuların pozisyonlarının değişmesini sağlayacak bir neden olmamalı.. Neill tekniği bir savunma oyuncusu için oldukça iyi olan fakat orta saha için, bence, asla yeterlilik sınırına ulaşmayacak oyunculardan biri.. Böyle olsa dahi takım içinde bu çaprazlamanın yapılması çok anlamlı durmuyor.. Galatasaray'da Popescu sonrasında yıllarca takımın geriden oyuna top sokma sorunu üzerinde duruldu, bazı başarısızlıklar haddini aşan bir şekilde sadece bu nedene indirgendi.. Eğer orta sahadaki problemlerin Neill'ın savunma önüne çekilmesiyle tolere edileceğini umuyorsa Hagi, bu bir teknik direktör için fazlasıyla optimist bir düşünce.. Orada sınırlı bir iyileşmeye gitmek için tandemin tekniğinden vermekse yine son yılların Galatasaray'ını düşününce çok mantıklı durmuyor.. Geçtiğimiz yıldan beri blogda birkaç defa geçmiştir, Servet - Neill ikilisi şampiyonluk isteyen bir takım için çok ideal değil, keza Neill da tek başına Servet'in dezavantajlarını karşılabileyecek bir stoper değil.. Neill yanına bu takıma çok kaliteli bir stoper gerekiyordu, Rijkaard'ın son döneminde Servet bu düşünceyi güçlendirecek birçok maç geçirmişti ama Hagi takımın başına gelir gelmez böyle bir tasarrufta bulunmadı ve Servet''e güvendi.. Ama yanına oturtmaya çalıştığı Cana'nın takımın arka tarafında yarattığı etki olumlu değil.. Cana'nın tandemde ortalamaya daha yakın bir performans gösterse de Neill'ın önlibero olarak takımda yer alması hücum anlamında takıma hiçbir şey kazandırmıyor.. Rijkaard'ın 3. ayından sonra ortaya çıkan geriden top çıkartamama sorununun rakip takımların önde basmasıyla birlikte takımda iyice bir kangren oluşturması Neill'lı Galatasaray'da da Sarp'lı merkezden daha sağlıklı bir yapı ortaya çıkarmıyor.. 33 yaşına kadar orta sahada hiç yer almamış ve bu pozisyonun fundamentalından çoğunlukla yoksun bir oyuncuyu oraya devşirmek birçok atak başlangıcında saklanan ve inisiyatif alamayan bir Lucas Neill ortaya çıkarıyor ki böyle bir oyuncuya Galatasaray'ın ihtiyacı yok.. Dün ilk 15 dakikada takım bütün oyunu düzenli bir şekilde savunma önüne gelen Sabri Sarıoğlu üzerinden kurmaya çalıştı.. 10. dakika civarında bir pozisyonda Cana ve Neill yer değiştirip naturel pozisyonlarına geçtiler.. İlk 10 dakikada muazzam aksayan takımda sorunları tedavi etme çabası olarak değerlendirdim bu değişikliği ama sonrasında oyuncular eski yerlerine döndüler ve hocanın bu inadı maç sonuna kadar devam etti..

İlk yarıda Bucaspor'un yaptığı disiplinli alan savunması Galatasaray'ı çokça etkisizleştiri.. Ligin en iyi sol beklerinden Landry Mulemo, Colin Kazım'la çok iyi eşleşti ve fazla açılmadan bölgesini çok iyi savundu.. Arkasındaki Çağlar'dan hiç yardım alamayan ve asli pozisyonu nedeniyle çizgiye yabancı olması nedeniyle ilk 45 dakika hiç varlık gösteremeyen Bogdan Stancu, uzun zamandır takımdan uzak olan Baros'u tamamlayamadılar.. Sezon başında Bülent Uygun'la sahaya 4-3-3 şeklinde dizilen ve bu nedenle de ilk 11'deki yerini bir türlü edinemeyen Sercan Kaya ise Samet Aybaba'nın 4-4-2/4-4-1-1 kırması daha efektif olmaya çalışan dizilişinde kendisine forvet tamamlayıcısı olarak rol bulmuş durumda.. Erkan Taşkıran'la birlikte Buca'nın Süper Lig'e çıkmasında çok büyük payı bulunan Sercan'ın takıma monte edilmesi uzun vadede puana ihtiyacı olan Bucaspor için çok faydalı olacak..

Maça geri dönelim, ikinci yarıyla birlikte Hagi takım savunmasını öne çıkardı ve presi artırdı.. Fiyasko bir oyun yapısıyla geçen ilk 45 dakikadan sonra oyuna bir şokla başlamak çok garip değildi ama Bucaspor'un seri kenarları ve yetenekli Sercan'ı için arkada bırakılan boşluklar elbette riskti.. İlk yarıda 2 topu direkten dönen Buca'ya ikinci yarıdaki çok baskılı ilk 10 dakikadan sonra çok net fırsatlar vermeye devam etti takım.. Maç kondüsyonu doğal olarak hiç iyi durumda olmayan Çağlar Birinci'nin ligin en seri kenar oyuncularından biri olan Victor Mendy karşısında düştüğü durumlar elbette anormal değildi ama sezon başından beri kepazeliği diz boyuna getiren Hakan Balta'dansa Çağlar Birinci'de ısrar etmek her türlü evladır.. Hagi'nin Galatasaray'daki ilk döneminde beklerde kullandığı Orhan Ak ve Cihan Haspolatlı ikilisinden sonra Sabri'yi merkeze çekerek sağ bekte Serkan'ı, sol bekte de öncelikli olarak Balta ve Çağlar'ı kullanıp yabancı kontenjanında sorun yokken bile Insua'yı tercih etmemesi Cana - Neill değişikliği gibi anlamsız başka bir inat.. Antep deplasmanında Yekta'yı oyuna alırken Sabri'yi beke yollamadan direkt bir şekilde dışarı alan Hagi, bu maçta aynı hatayı tekrarlamadı ve Yekta'yı oyuna alırken dışarı aldığı oyuncu Serkan oldu ve Sabri beke geçti.. Maç boyu sağ açıkta çok etkisiz bir performans gösteren Colin Kazım'ın bütün aksiyonlarını arkasına Sabri geçtikten sonra yapması büyük bir sürpriz değil.. İlk yarıda çizgiye çakılan Stancu'nun ikinci yarıda çok daha fazla içeri girerek oynaması 45-60 arası gösterilen baskıda büyük etkenlerden biriydi ama arkası çizgiyi kullanan Insua'yla doldurulsa futbolun denge unsurlarından biriyle birlikte takım çok daha etkili bir oyun gösterebilirdi..

Takımın genel becerisi kenarda bekleyen Yekta Kurtuluş'un büyük bir potansiyel kaybı olduğunu gösteriyor ve Hagi'nin değiştirmesi gereken şeylerden biri de bu.. Yekta'lı merkez onun istediği sertliği sahanın üzerinde gösteremez ama çocuğun ayakları o kadar özel ki kenarda beklemesi bu takım ağır kayıp.. Bucaspor eğer Victor Mendy biraz daha becerikli olsa bu maçtan 3 puanı rahatlıka çıkarabilirdi.. Maçın hakkı beraberlikti, Galatasaray yenilse muhtemelen Bucaspor'un özel durumu nedeniyle zerre üzülmezdim.. Fakat Hagi'nin bu galibiyete çok ihtiyacı vardı ve Galatasaray için önemli olan tek şey de şu anda bu.. İnatları devam ettiği sürece Galatasaray'ın onun yerini sağlamlaştıracak bir seri içine girmesi zor ama eğer yalanlarıyla ünlü Adnan Polat'tan ciddi anlamda bir garanti almışsa yapacağı bütün deneylere eyvallah der Galatasaraylılar.. Ben diyorum ama içinde bulunulan durum, yönetimin aymazlıkları ve oyuncu topluluğu umut kırıntılarını sürekli bir şekilde süpürüyor camiada..

11 Şub 2011

CNR Avrasya Boat Show


Yeşilköy'de bugün başlayan ve 20 Şubat'a kadar devam edecek olan CNR Avrasya Boat Show için Club Finans'ın sponsorluğunda küçük bir yarışma olacak blogda.. Soracağımız kolay soruya doğru cevap veren ilk 3 kişi fuarın sonuna kadar istediği zaman katılabileceği çift kişilik davetiye kazanacak.. Davetiyeler girişte kimlik ibrazıyla geçerlilik kazanıyor..

Dediğim gibi soru basit.. Bugün başlayan CNR Avrasya Boat Show'un düzenlenen kaçıncı etkinlik olduğuna yorum bölümüne adı ve soyadıyla cevap veren ilk 3 isim davetiyeleri kazanıyor.. Kazananları akşam saatlerinde post'a edit yaparak açıklayacağım..

Edit: Kazananlar belli oldu, katılım için teşekkür ediyorum.. Davetiyelerin sahipleri: Hilal Sağlam, Burak Çalışkan ve Alican Dikici

30 Oca 2011

,

Bursaspor 2-0 Galatasaray


Galatasaray'ın dün sahaya çıkardığı kadro Bursaspor'dan bariz bir şekilde güçsüzdü.. Sadece sahada değil, yedek kulübesinde de Bursaspor ezici olan taraftı ve işte Galatasaray'ın 2011 itibarıyla geldiği durum budur.. Bu durumda Hagi'nin suçu yoktu, artık futbola daha fazla mesai harcayacakları yalanıyla kolpa halkalarına yenilerini ekleyenler ise muhtemelen dünkü maçtan sonra sezon sonunda harcayacakları Hagi'nin hanesine bir çentik daha atıyorlardı..

Hagi'nin çıkardığı 11'e Stancu dışında söz söyleme şansımız yok.. Stoper yoksunluğunda Balta'nın yine tandeme geçtiği takım, Insua'yla yine çift hücumcu beke sahip olunca kenarları Barış ve Emre Çolak'la tutmayı düşünmüştü Hagi.. 10. dakikada Barış sakatlandı ve yerine giren oyuncu Sarp oldu, Yekta kenara geçti.. Merkezin tekniği düştü ve Yekta oyun içinde sınırlandı, takım zaten az olan top tutma şansını da kaybetti bu hamleyle.. Zorunlu değişiklik sonrasında Stancu denenip risk alınabilirdi ama Hagi her zaman olduğu gibi yine çok temkinli davrandı..

İlk yarının genelinde Galatasaray'ın Bursaspor'u iyi durdurduğu söylenebilir.. Ali Sami Yen'e gelen Anadolu kulüplerinin yaptığını Bursaspor'a yapmaya çalıştı takım, ilk yarım saat itibarıyla da başarılı olduğunu söylemek gerekir.. Bunda da suçlu Hagi değildi.. Bursaspor'a net pozisyon verilmeyen bir periyot sonrasında küçük ofsayt ve el gözden kaçtı ve Ufuk'un hatasıyla birleşince maç Galatasaray için 35. dakikada bitti.. İki kenarın Colin Kazım'la orta saha arasında bağlantı kurmak için hiçbir çaba göstermediği takımda tek forvet yalnızları oynadı ve yorum yapmazsak öleceğiz hastalığına tutulan spikerler tarafından eleştirildi.. İlk yarının sonlarında Wederson'un çektiği şutta bir hata daha yapan Ufuk'la Bursaspor maçı imzaladı..

İkinci yarının başında Hagi'den ilk yarıda yapmaya cesaret edemediği Stancu hamlesi geldi ama Yekta'lı tek kenarla birlikte çalışması bu dirençli rakibe karşı pek mümkün görünmüyordu.. Maçtan sonra Hagi yaptığı açıklamada Galatasaray'ın ilk yarı iyi oynadığını, ikinci yarıda da kırmızı kartın hesapları bozduğunu belirtmiş.. Eğer gücünüzün Bursaspor'dan daha az olduğunu kabul ediyorsanız ilk yarı hakkındaki yorumu anlam kazanabilir ama ikinci yarıda kırmızı kart gelene kadar 20 dakika geçmişti ve Galatasaray sahada oyunu değiştirmek için hiçbir hamle yapamamıştı.. Kırmızı sonrası gelen Volkan hamlesi Bursa adına farkı artırabilirdi ama ilk yarının kötüsü Ufuk pozisyonları engelledi ve Galatasaray yenilmesi beklenen, bahis bürolarında sürpriz olarak değerlendiren yapısına uygun bir futbol ve maç sonrasında bir mağlubiyet daha aldı..

Hagi'yi bu sonuçlar adına suçlamanın fazla anlamı yok ama Rijkaard'ın gidişi sonrasında Fenerbahçe maçıyla birlikte zafer çığlıkları atanlar için söylenecek çok şey illa ki vardır.. Rijkaard'la 8 maçta 12 puan alabilen takım Hagi'yle 11 maçta 14 puan alabildi.. Yeni gelen hocadan takıma bir çıkış yapmasını eğer takımınız kaliteliyse bekleyebilirsiniz fakat Galatasaray gibi takımlarda bu olmuyorsa fazla eleştiri konusu olamaz.. Serie A standardının çok üzerinde bir kadroya sahip olan Inter'in Rafael Benitez'le yaşadığı çöküş sonrasında kifayeti konusunda üzerindeki şüpheleri atamamış Leonardo'yla yaşadığı suni çıkış bunlara bir örnektir. Jose Mourinho sonrası Inter'de tamamen bir mantalite değişikliği yapan Benitez bunu başaramadı ve o kadroyu dibe vurdurdu.. Sonrasında gelen Leonardo ise daha dengeli bir yapıyla ilk aşamada puanları toplayan hocaydı ama bunlar hep eldeki kalite ölçeğinde geçerli olur.. Keza geçen hafta Francesco Guidolin'in Udinese'si tarafından rüyadan uyandırılan Inter taraftarı şu anda da Giuseppe Meazza'da Palermo karşısında başka bir şok yaşıyor..

Hagi üzerinde şüpheler bir tek Galatasaray'dan ayrıldıktan sonra kendisini fazla yenileyemediği açısından olabilir.. Diziliş anlamında günün futboluna uygun bir yapı ortaya çıkarmaya çalışsa da mantalite yönünden takımdan ayrı kaldığı 5 yılda üzerine koyduğu herhangi bir mefhumu ilk 3 ayı itibarıyla göstermedi.. Culio ve Yekta eklemeleri sonrasında Galatasaray belki de ilk defa 4-3-3'ü bu kadar net bir şekilde gösteriyor sahada ama sisteme işlerlik kazandırmak için bu transferlerin yeterli olmasını kimse beklemiyordu.. Anlık bir heyecan sonrasında yine bizi normale çeviren Michael Bradley takıma bu esnekliği kazandırabilirdi ama Faruk Süren'in söylediklerini haklı çıkarmak için çalışmaya devam ediyor Galatasaray yönetimi..

Kendisine verilen sözlerin fazla önemi yok, Hagi'nin bu takıma gelişi zaten yine bir "caretaker" başlığı altında incelenmeliydi.. Yalanlarıyla ünlü Adnan Polat bu sefer aba altından sopayı erken de göstermişti ve eğer ikinci yarı Hagi başarısız olursa yenisi gelir sinyali çabuk gelmişti.. Hagi çok büyük bir performans göstermediği sürece (ki bu yapıyla mümkün değil) seneye yine öğütülecek.. Terim sonrası düştüğü duruma Rijkaard sonrasında yine düşecek..

Bursaspor kademeleri geçmeye devam ediyor.. Geçen seneki keskinliklerinde değiller ama kadroyu ciddi anlamda geliştirmeye devam ediyorlar.. Geçen sezonun yıldızı Ozan İpek'in bu seneki büyük düşüşü çok şaşırtıcı.. Ertuğrul Sağlam'ın yabancı transferleriyse yine ıskartaya çıktı ama Kenny Miller'ın yeterli umudu vadettiğini bu maç itibarıyla söylemek mümkün.. Leo Nunez özel yetenekleri olan bir oyuncuydu ama fiziki özellikleri bu ligde yeteneklerini göstermesini engelledi.. Miller yaşlı olmasına rağmen lige daha çabuk uym sağlayabileceğini gösterdi, dublenin ucundan döndü.. Bursaspor bir süredir kötü futbol oynuyor ama büyük takım olma özelliklerinin krallarından olan kötüyken kazanma özelliklerini de yavaş yavaş kazanıyorlar ki Türkiye'de bu önemlidir.. Lig kalitesinin genel artışı sonrasında önümüzdeki sezonlarda büyükler bu puan kayıplarına devam ettikçe bu durum daha da önem kazanacak..

hit counter
Blogger tarafından desteklenmektedir.