6 Şub 2010

,

Kayserispor 0-0 Galatasaray


Kader Keita Galatasaray'a geldiğinde Frank Rijkaard'ın transferle ilgili yorumlarından biri dar forvet rotasyonu nedeniyle Keita'nın ileri uçta da oynayabilme yeteneği ve bu nedenle aldıkları açık oyuncusunun forvet özelliği de olması gerektiğiydi.. Mantıklı bir açıklamaydı, zira en uçta tek oyuncuyla oynayan bir takımın bile orada oynayabilen 3 tane oyuncuya sahip olması gerekir.. Üçüncü seçim de yedekte bekleyecek bir oyuncudansa ilk 11'de oynayan fakat farklı pozisyonun oyuncusu olarak tercih edilebilir, gayet doğaldır.. Baros'un sakatlığından sonra ilk devre de Nonda'nın yedek kaldığı bazı maçlarda bile Arda'nın ve Kewell'ın en uçta oynadığı olmuştu.. Keita nedendir bilinmez Rijkaard tarafından burada değerlendirilmiyor.. Nonda'nın gidişi, sonrasında önce Kewell'ın ardından da Jo'nun sakatlığından sonra en azından bu maç için benim düşüncem Keita'nın en uçta değerlendirilmesi gerekliliğiydi.. Ama Kayseri tandeminin arasında yine Arda atıldı.. Gio, kendisini hiç tanımlamadığı sol çizgiye geçti ve Keita yerinde kaldı.. Başlangıç yine normaldir fakat Gio'nun solda tarumar olup 85 dakika hiçbir şey yapmadığı, Arda'nın Kayseri tandemi arasında eridiği maçta bu iki oyuncuyu gerçek pozisyonlarına çekip Kayseri stoperlerini fiziğiyle zorlayabilecek Keita'nın neden bir süre de olsa denenmediğini kendi kafamda açıklayamıyorum.. Bir denemenin daha iyi sonuç verme ihtimali bence mevcuttu..

Kayserispor'un maçın başında takımın genişliğini daraltarak ve Galatasaray'ın hücum sorunlarını da göz önünde bulundurup bekleri de katarak yaptığı presin etkisi muazzamdı.. Takım müthiş bunaldı.. Topla yeteneksiz iki iç oyuncusuna Elano'nun kattığı yetenek ve yumuşaklık Galatasaray merkezinde topun tutulmasına yetecek kadar değildi.. İlk yarım saatte Kayseri bekleri, iki iç oyuncusu Abdullah ve Saidou'ya yaklaşan açık oyuncuları ve sık sık geriye gelerek o baskıya katılmaya çalışan iki forvet oyuncusunun arasındaki mesafe modern bir futbol takımının düşürebileceği minimum noktalardan biriydi.. Sonucu da nitelik bazında fazlasıyla aldı Kayseri.. Galatasaray bugün rakip 10 kişi kalana kadar çalışılmış, rakip yarı sahaya yerleşim üzerinden bir set hücumu geliştiremedi ki üzücüdür bir futbol takımı için.. Merkez top tutamazken, ileri üçlüde iki oyuncu mevkiilerinin dışında oynamaya çalışırken ve bekler bu kadar üretimden yoksunken bu Kayseri karşısında farklısını düşünmek mümkün müydü bilmiyorum.. Emreciksin önünde oynayan Caner ileri çıkmaya çalışsa da fazlasıyla tedirgindi, yine vasatın oldukça altında bir bek performansı koydu ortaya.. Uğur'daki düşüş devam ediyor.. Mehmet Eren hem çizgiden, hem de ortaya yaklaşıp içten Kayseri hücumlarını şekillendirmeye çalışırken stoperlerin de muazzam oyunlarının yardımıyla defansif hata yapmaması bu akşam için yeterliydi belki..

Böyle bozuk bir zeminde, böyle vasat ötesi bir oyundan sonra klavyeden de fazla bir şey gelmiyor.. Rijkaard'ın bu deplasmanlara Antep ve Denizli maçlarındaki düzenle çıkmayacağından emindim, bir sürpriz gelmemesi iyi oldu.. Beşiktaş ve Atletico maçlarında da bu düzenin kesinlikle devam etmesi gerek.. Gio neden bu kadar etkisiz, Elano şu orta sahada neden inisiyatif almıyor, Arda neden böyle, Keita neden bu kadar tercih yanlışı yapıyora girmenin anlamı var mı bilmiyorum.. Bu kadro yapısıyla ve düzenle bu deplasmanlarda daha iyisini oynamak en azından bir süre mümkün olmayacak.. Keita bu kadar hatalı tercih yapıyorken Caner kendisine sol çizgideyken pas vermedi diye dövünmesini böyle bir takım sporunda anlamak, onaylamak mümkün değil.. Bu oyun top kimin ayağındaysa onun tercihleri üzerinden şekillenir ve her oyuncu sahada istediği hareketi yapmakta özgürdür.. Tercih yanlışı illa ki yapılır, bazı oyuncular bomboş arkadaşına pas vermeyip farklı denemelerde bulunabilirler.. Kötü niyet olmadığı müddetçe abartılı tepki verilmemesi gerekir.. Keita nasıl sağdan dip çizgideyken alakasız bir şekilde kaleye vurabiliyorsa Caner'in de boşken kendisine pas vermeme gibi bir seçim özgürlüğü elbette mevcuttur.. Son 2-3 maçta eller kollar fazla kalkıyor takımda, taraftar olarak hoş karşılayamıyorum.. Giovani'nin başlangıcı pek iyi olmadı ama kendi mevkiisinde oynamadığını göz önünde bulundurmak gerek.. Bugünden Galatasaray'da geriye kalan tek güzel şey Emre Güngör'ün müthiş dönüşü ve Neill'ın da ilk klas oyununu sergileyerek takım tandeminin çok zorlayıcı iki forvet ve iki açık oyuncusu karşısında muazzam bir maç çıkarmasıdır.. Emre Güngör bu ligin en kaliteli yerli kesicilerinden biridir ve geldiği sene bunu fazlasıyla göstermiştir.. Kulaklara gelen gece hayatı ve belki de bunun uzantısı olarak vücut sağlığının bozulması Galatasaray'daki kariyerini etkilemiştir.. İlk sezonundan sonraki en iyi performansıdır bu gece ortaya koyduğu.. Böyle zorlu bir deplasmanda, rakip özellikle ilk yarı yeterli baskıyı takım üzerinde kurmuşken ciddi bir pozisyon verilmemesini de bu tandem sağlamıştır.. 3 tane net pozisyona girdi takım fakat değerlendiremedi.. Emre Çolak son dakikalarda o golü atsa Konya ve Aydın Yılmaz üzerinden bir bağ kurup takıma ekstra bir motivasyon sağlayabilirdi ilerleyen dönemde ama olmadı..

Bu kadar yapı bozukluğu, sakatlık ve eksikler içinde oldukça kötü bir 90 dakika sergilense de güçlü rakibe karşı deplasmanda pozisyon vermeden ve çok önemli fırsatlar kaçırarak maç bitirmek şeklen bu kadronun yapabileceği en iyi iştir.. Bu açıdan hem sonuç, hem de kısmen nitelik yönünden ortaya çıkan resmi çok olumsuz bulmuyorum ama şampiyonluk şansı kesinlikle ciddi şekilde azalıyor.. Yapılan transferlerin şaşasıyla gaza gelmeden Şampiyonlar Ligi biletini kapmaya çalışmanın önemine bir kez daha dikkat çekmek gerek Galatasaray'da.. Bekler döndükten ve orta sahayı hallettikten sonra bu takım bir şekilde raya girer yeniden ama o döneme kadar fikstür avantajlı rakibin kopup gitme ihtimali de ciddi şekilde önde duruyor.. 15 günlük ara sakatlar açısından biraz iyi gelecek takıma.. Ondan sonra ise sezonun kaderini çizecek iki maç, Atletico ve Beşiktaş deplasmanları gelecek.. O zamana kadar rakiplerin kolay puan kaydı yapmasını dilemekten başka yapacak bir şey yok.. Bu sistem ve düzen içinde Kewell ve Jo'nun, hatta Baros'un dönüşünden sonra nasıl bir yol izlenecek devrenin ikinci yarısında ben şimdiden onu düşünmeye başlıyorum.. 18 ve 21 Şubat ilk aşama, devamına sonra bakacağız..

3 Şub 2010

,

Antalyaspor 2-1 Galatasaray


Çoğu kişinin dilinden düşmeyen, bizim ülkede yavaş yavaş klişe haline gelmeye başlayan "sistem" kavramı nedir? En basit tanımıyla bir futbol mantalitesinin rolleri doğru makaslanarak iyi biçilmiş oyuncu topluluğuyla birlikte uzun süreli ilişkisi sonucunda ortaya çıkan bir genel olgunluktur.. Bugün Galatasaray'ın oynadığı maç o kadar moral bozucuydu ki bu kelimenin ucundan, kıyısından biraz geçmek gerekiyor.. Mantalite sorunu bir süredir yok Galatasaray'da fakat biçilmiş doğru roller ve o rollerin içindeki topçuların uzun süreli birlikte kullanımında büyük sıkıntılar var.. Geçtiğimiz seneleri, çok tuttuğum Skibbe'nin dönemini geride bırakalım ve bu seneye bakalım.. Sezon başında lige fırtına gibi giren takımın gücünü aldığı düzen neydi? Geçtiğimiz senenin tek sistemi haline gelen 4-4-1-1.. İki tane defansif orta saha, önünde bir supporter, iki tane açık/forvet ve bir ileri iç oyuncusu.. Geçen seneye göre gelen Kader Keita eklemesi farklılık yaratan en büyük oyuncuydu.. Arkasında Rijkaard'la büyük kademe atlayan Sabri'yle birlikte sağa işlerlik kazandıran ve takımı oradan iten Keita, forvet arkasına geçip 3 senede yapamadığı etkiyi 6-7 maçta başaran Arda ve geçen sene birbirinin üstlerine oynadıkları için etkisi çok düşen Kewell'ın soldaki etkisi.. Keita'nın çizgiye yaklaştığı ve takımın motoru ünvanını aldığı düzende sol açık Kewell Baros'un yanına sokulup forveti çiftledi ve sağdan gelen çapraz oyunlarla Galatasaray oyununu kabul ettirdi.. Düzene baktığınız zaman etkiyi yaratan 4 tane hücum oyuncusu var.. Baros, Kewell, Keita ve Arda.. Bunların üçü uzun bir süredir takımda yok.. İkisinin sakatlık durumları malum.. Oynayan tek Arda ve o da sezonun ilk yarısından sonra ortada yok.. İlk devrenin ortasında Elano geldi ve taşlar biraz oynadı.. Daha sonra Baros sakatlandı ve yedek forvetin futbolu kafasında bitirmiş olması nedeniyle sol açıktaki Kewell forvete geçti ve çok büyük bir değişim burda yaşandı.. Ortadaki Arda sola geçti.. Keita önce Fenerbahçe maçında yediği kırmızı sonrası ceza aldı, daha sonra ikinci ceza teknik kadro tarafından kendisine kesildi.. Dönüp tekrar ipleri eline alana kadar uzun süre geçti ve ondan kısa bir süre sonra da Afrika Kupası için milli takımına gitti.. Bu arada Baros'un sakatlığı uzadı ve ikinci devrenin ortasında hazır olacağı söylendi.. Üstüne belki sağlık ekibinin hatası, belki şanssızlık yer değiştirmesine rağmen istatistik katkı vererek takıma can veren Kewell sakatlandı ve onun da uzun süre oynayamayacağı açıklandı.. Forvet arayışları başladı, Avrupa'da oynayamayacak Jo transfer edildi.. Onun Avrupa sorunu belki de yapılacak diğer yabancı transferin de forvet özellikli olması gerekliliğini doğurdu içteki eksikliğe rağmen.. Rijkaard'ın özel siparişiyle Gio geldi.. İkinci devre başladı, sistem kağıt üzerinde aynıydı ama bu sefer de rol değişimi geldi.. Arka ikiliden defansif ödün verilerek sistem farklılaştırıldı.. Zaten yeni transferler sonrası olması gereken de buydu ama ondaki şüpheler de ilk 2 maçta ortaya çıktı.. Sonuç ne? Ben bunları neden yazıyorum? Bütün bunları alt alta okuyunca akla gelen birçok şeyin içinde planlama hatası da göze çarpan kavramlardan biridir ama benim derdim bu değil.. İlk maçlardaki etkileyici başlangıçtaki dörtlüden sonra Galatasaray hücumunun hangi kimliğe kavuştuğudur anlatmaya çalıştığım.. O dörtlüden sahada bir tek Arda var ve o Arda aynı değil.. Bugün sahada iki bekinin yerine yedeğin yedeği beklerle sahaya çıkan, tandeminde yine çok yeni transferle oynayan, 2 tane çok yeni hücum oyuncusu oynatan ve ileri hatta eski oyuncuların bile tamamen farklı rollerde olduğu bir takım vardı.. Böyle bir ortamda ne kadar iyi oyun bekleyebilirsiniz? Antalyaspor gibi ligin iyi takımlarından birine karşı deplasmanda oldukça aciz bir takım ortaya çıkabiliyor bu akşamki gibi.. Zira bizim lig işte tam olarak böyle bir durumdadır..

İşin daha çok moral bozan tarafı bir kupa maçı olsa da hem oyuncular, hem de teknik adamın seçimleriyle gayet önem verildiğini gördüğümüz ve Jo'nun sakatlığı sonrasında yapılan değişiklikle Avrupa'da bir eksik, iki fazla benzer bir takımla mücadele edilecek bir ortamda gelmesidir bu kötü futbolun.. Jo ve Gio transferlerine sistem ve pozisyon anlamında çok da abartılı yaklaşmamamın nedeni de tam olarak budur.. Galatasaray devrede yaptığı 3 transfer ve bunun sonucunda sistemde oynayacak taşlar sonrasında yeni bir yola girmiştir.. Bu yola da sezon sonundaki başarılar değil, gelecek sene odağında bakılması takım ve taraftar için hayırlı olacaktır.. Bu maçın fazla büyütülmemesi gerekir ama Denizli maçıyla bileşimi de çok net bir uyarıdır.. Yapılan bu transferlerle bir anda uzay futbolu isteyenler bu beklentilerini aşağı çekmeleri takım üzerindeki baskı yönünden bence hayırlı olur.. Bu sene şampiyonluk sonuna kadar zorlanabilir ama bu fikstür dezavantajı ve bu sorunlarla ana hedef mutlaka şampiyonlar ligi olarak çizilmelidir..

Elano önemli oyuncu.. Varlığı merkezi zayıflatan arka taraftaki rolüyle zarar, yokluğu sezon başından beri devam eden iç problemleriyle takım ve taraftar için büyük azap.. Arda ve Elano'yla birlikte sahada olması önümüzdeki deplasmanlar Kayseri ve Beşiktaş karşısında takımı çok zor durumda bırakır.. Ama reçetenin kenarda oturması olduğunu da kesinlikle sanmıyorum.. Rijkaard'ın da böyle düşündüğünü sanmıyorum zaten ama kupa maçında daha dirençli merkezi görmeye çalıştı.. Maçın başında skor avantajıyla birlikte burada belirli bir hattı da oluşturdu takım.. Yenen iki gol de geri dörtlünün hatası ve genel takım savunmasını suçlamak çok doğru değil.. İlk golde Servet hata yaptı, ikinci golde ise Neill inanılmaz bir şekilde açtı Necati'nin önünü.. Rijkaard'ın önündeki en büyük problem orta sahadaki futbol nüvesini nasıl oluşturacağıdır benim gözümde.. Elano'yu geriye atmazsa Caner, Gio, Arda ve Keita dörtlüsünden ikisinin yedek kaldığı bir düzen takımı mutlu etmez.. Bir ay sonra takıma döneceği açıklanan Kewell'la beraber bu rakam 3 olacak.. Oynaması durumunda genel savunma büyük arıza görüyor ve böyle bir düzende bile Kewell'ın dönüşüyle takımda rotasyon sıkıntısı oluşabilir.. Giovani Dos Santos'a gelebilir miyiz buradan? Meksikalının potansiyeline uygun bir çıkış yaparak bizi oraya hiçbir zaman getirtmemesi en büyük dileğimdir..

Bu 90 dakika Atletico karşısındaki şansı iyice azalttı.. Ligde ise önümüzdeki 3 hafta işin ne yönde gelişeceğine dair büyük sinyaller verecek.. Kayseri maçı ilk kilittir sezonun geri kalanı için.. Elde 6-7 anahtarlı bir anahtarlık ve en fazla 2 taneyi deneyebileceğimiz bir süremiz var.. Doğruyu bulabilecek miyiz? Cumartesi günü cevabını alacağız..

Kader Keita şart..

Lost 6. Sezon


Son 3 yılda olduğu gibi yeni bir Lost sezon premier'iyle blogdayız.. 5 sezondur sündüre sündüre 5'in finaline ulaşıp artık işi çözecekleri final sezonu öncesinde heyecan büyük ki sabahladık biz de bilgisayar başında.. 4 ve 5'in açılışlarında olduğu gibi amme hizmetini yine yapıyorum buradan.. FOX'tan zerre korkum olmadan bu güzel dizinin son senesinin 2 saatlik açılış bölümünün linkleri yayınlıyorum.. Jacob vs. Esau hadisesini nereye bağlayacaklar, yüce John Locke ne olacak, Jack hakikaten her şeyi biliyor mu? En sonunda öğreniyoruz her şeyi..

Destiny Found..

http://rapidshare.com/files/345126417/lost.s06e01-e02.hdtv.xvid-2hd-upslash.part1.rar
http://rapidshare.com/files/345126431/lost.s06e01-e02.hdtv.xvid-2hd-upslash.part2.rar
http://rapidshare.com/files/345126388/lost.s06e01-e02.hdtv.xvid-2hd-upslash.part3.rar
http://rapidshare.com/files/345126224/lost.s06e01-e02.hdtv.xvid-2hd-upslash.part4.rar

2 Şub 2010

,

Iron Man 2


Fragman çıkalı 1 aydan fazla oldu ama zaman işte, acelemiz yok zaten.. Trailer'dan anladığımız kadarıyla klasik bir çizgi roman uyarlaması devamının bütün nimetlerinden faydalanıyor film.. Mickey Rourke hakkında görüşlerim negatifti, bu 2 dakika sonrasında nötrlendi.. Olacak gibi duruyor ama hikayesinin klişe olacağına dair izlenimler var.. Scarlett tek kareyle görünüyor ama onunla ilgili düşüncem hala olumsuz.. Tamamen piyasa ve etiket amacıyla filme konduğunu düşünüyorum.. İlk filmin sonunda kimliğini açıklayıp bunun şöhretiyle biraz yoldan çıkan ve piyasasıyla milleti deli eden Tony Stark'ın gözlerinin önüne perdenin inişi ve bu sırada yeni villain'ların yavaş yavaş palazlanıp Iron Man'in başına öreceği çoraplar gibi oldukça bilinen bir yol üzerinden gidecek gibi duruyor film.. Jon Favreau ilk filmde orijin hikayesini oldukça farklı ve eğlenceli bir şekilde çekerek sağlam bir yapım koymuştu ortaya.. Bu filmde de devamını getireceğine inanıyorum.. Fragmanın sonundaki War Machine'le sırt sırta verilen sahne sanıyorum meraklıların en çok beklediği sekanslardan biri olacak..

30 Nisan'da (Türkiye'de 7 Mayıs) sinemalarda..

1 Şub 2010

Inter kaptı


Aşağıdaki postun gönder tuşuna basmamdan yaklaşık 1.5 saat sonra Kenya'nın son 2 yıldaki maçlarının %75'inde oynamama geyiğiyle City'ye transferi suya düşen Mariga Ledesma'ya saran ama iş bilmez Lotito'nun yüksek fiyat çekmesiyle vazgeçen Inter tarafından kapılmış.. Elinde zaten merkez oyuncusu kaynayan Inter'in neden bu transferi yaptığı merak konusu olabilir fakat Zanetti, Cambiasso, Muntari ve Motta'nın tandem önü için birebir uygunluk gösteren oyuncular olmamaları muhtemelen bu pozisyon için biçilmiş kaftan olan Mariga'nın transferde boşta kaldığını gören Mourinho'yu harekete geçiren hadise oldu.. Inter zaten içteki oyuncularının kalitesiyle ve çokluğuyla İtalya'nın en önemli gücüydü, Mariga'nın gelişiyle diamond'u tam anlamıyla oluşturabilecek olan Inter futbolunda bir kademe artışı sağlayabilir..

Transfer biraz karışık.. Kesin bir rakam hiçbir yerde yok.. Fakat Parma, Mariga'nın bonservisinin %50'sini ve kullanma hakkını satıyor Inter'e.. Bunun karşılığında nakit para (2.5 milyon euro olduğu söyleniyor ama 5 diyen de var), Inter'den kiralık olarak kadroda bulunan Jonathan Biabiany'nin %50 ve kullanım hakkı ve de West Ham'da kiralık olan Luis Jimenez'in sezon sonuna kadar kiralanması var.. Jimenez için de %50 diyen var bu arada.. Eğer rakam 2.5 ve Biabiany'nin %50'siyle teklif oldukça düşük.. Parma'nın en değerli oyuncusu olarak bu kadar kolay elden çıkarılması sakatlığında kurulan Galloppa - Morrone - Dzemaili merkezinin iyi iş yapmasıyla doğru orantılı muhtemelen.. Zaten City transferi sırasında da başkan ve genel menajerin oldukça iştahlı açıklamaları var oyuncunun gitmesiyle ilgili.. Bir hayli ilginç geldi bana.. İtalya'da çok moda olan bu %50'lik bonservis satışlarını ben anlamıyorum.. Parma da Paloschi'den sonra suyunu çıkarmış oldu bu kullanımın.. Biabiany'nin potansiyeline inanan biri olarak onun bonservisinin yarısının alınması ekonomik yönden mantıklı ama alınan para için 2.5 milyon gerçekten az.. Pandev'den sonra harika bir transfer daha yapan Inter egemenliğini genişletmiştir bu transferle.. Mariga'nın toparlanır toparlanmaz ilk 11'e yerleşeceğini düşünüyorum.. Bu durumda piyango kime vurur bilinmez ama Giuseppe Meazza güzel bir elemana kavuşuyor bu hamleyle..

hit counter
Blogger tarafından desteklenmektedir.