2 Şub 2010

,

Iron Man 2


Fragman çıkalı 1 aydan fazla oldu ama zaman işte, acelemiz yok zaten.. Trailer'dan anladığımız kadarıyla klasik bir çizgi roman uyarlaması devamının bütün nimetlerinden faydalanıyor film.. Mickey Rourke hakkında görüşlerim negatifti, bu 2 dakika sonrasında nötrlendi.. Olacak gibi duruyor ama hikayesinin klişe olacağına dair izlenimler var.. Scarlett tek kareyle görünüyor ama onunla ilgili düşüncem hala olumsuz.. Tamamen piyasa ve etiket amacıyla filme konduğunu düşünüyorum.. İlk filmin sonunda kimliğini açıklayıp bunun şöhretiyle biraz yoldan çıkan ve piyasasıyla milleti deli eden Tony Stark'ın gözlerinin önüne perdenin inişi ve bu sırada yeni villain'ların yavaş yavaş palazlanıp Iron Man'in başına öreceği çoraplar gibi oldukça bilinen bir yol üzerinden gidecek gibi duruyor film.. Jon Favreau ilk filmde orijin hikayesini oldukça farklı ve eğlenceli bir şekilde çekerek sağlam bir yapım koymuştu ortaya.. Bu filmde de devamını getireceğine inanıyorum.. Fragmanın sonundaki War Machine'le sırt sırta verilen sahne sanıyorum meraklıların en çok beklediği sekanslardan biri olacak..

30 Nisan'da (Türkiye'de 7 Mayıs) sinemalarda..

1 Şub 2010

Inter kaptı


Aşağıdaki postun gönder tuşuna basmamdan yaklaşık 1.5 saat sonra Kenya'nın son 2 yıldaki maçlarının %75'inde oynamama geyiğiyle City'ye transferi suya düşen Mariga Ledesma'ya saran ama iş bilmez Lotito'nun yüksek fiyat çekmesiyle vazgeçen Inter tarafından kapılmış.. Elinde zaten merkez oyuncusu kaynayan Inter'in neden bu transferi yaptığı merak konusu olabilir fakat Zanetti, Cambiasso, Muntari ve Motta'nın tandem önü için birebir uygunluk gösteren oyuncular olmamaları muhtemelen bu pozisyon için biçilmiş kaftan olan Mariga'nın transferde boşta kaldığını gören Mourinho'yu harekete geçiren hadise oldu.. Inter zaten içteki oyuncularının kalitesiyle ve çokluğuyla İtalya'nın en önemli gücüydü, Mariga'nın gelişiyle diamond'u tam anlamıyla oluşturabilecek olan Inter futbolunda bir kademe artışı sağlayabilir..

Transfer biraz karışık.. Kesin bir rakam hiçbir yerde yok.. Fakat Parma, Mariga'nın bonservisinin %50'sini ve kullanma hakkını satıyor Inter'e.. Bunun karşılığında nakit para (2.5 milyon euro olduğu söyleniyor ama 5 diyen de var), Inter'den kiralık olarak kadroda bulunan Jonathan Biabiany'nin %50 ve kullanım hakkı ve de West Ham'da kiralık olan Luis Jimenez'in sezon sonuna kadar kiralanması var.. Jimenez için de %50 diyen var bu arada.. Eğer rakam 2.5 ve Biabiany'nin %50'siyle teklif oldukça düşük.. Parma'nın en değerli oyuncusu olarak bu kadar kolay elden çıkarılması sakatlığında kurulan Galloppa - Morrone - Dzemaili merkezinin iyi iş yapmasıyla doğru orantılı muhtemelen.. Zaten City transferi sırasında da başkan ve genel menajerin oldukça iştahlı açıklamaları var oyuncunun gitmesiyle ilgili.. Bir hayli ilginç geldi bana.. İtalya'da çok moda olan bu %50'lik bonservis satışlarını ben anlamıyorum.. Parma da Paloschi'den sonra suyunu çıkarmış oldu bu kullanımın.. Biabiany'nin potansiyeline inanan biri olarak onun bonservisinin yarısının alınması ekonomik yönden mantıklı ama alınan para için 2.5 milyon gerçekten az.. Pandev'den sonra harika bir transfer daha yapan Inter egemenliğini genişletmiştir bu transferle.. Mariga'nın toparlanır toparlanmaz ilk 11'e yerleşeceğini düşünüyorum.. Bu durumda piyango kime vurur bilinmez ama Giuseppe Meazza güzel bir elemana kavuşuyor bu hamleyle..

Mariga


Blogda Parma söz konusu olduğu zaman adı sıkça geçen bir oyuncudur McDonald Mariga.. Serie B'den geçen sene Serie A'ya çıkarken müthiş performans göstermiş ve geri dönüşte çok önemli rol oynamıştı.. B'deki performansı sonrasında bile Milano kulüplerinin dikkatini çeken ve bu kulüplere transfer olacağı konuşulan Kenyalı önlibero bu sene sakatlıklardan çekti ve maalesef fazla oynama şansı bulamadı.. Takım onun yokluğunda da çıkış gösterdi fakat son 1 aydaki düşüşte artan sakatlıklar ve Mariga'nın yokluğu daha çok göze batmaya başladı.. Sezon başında önce 4-3-3, sonra 2 haftalık 4-3-1-2 denemesi yapan Guidolin'in 3'lü defansa dönmesinde McDonald'ın yokluğu da önemli etkenlerden biridir bence.. Dzemaili'yi takıma yaratıcılık bağlamında koyan hocanın kafasındaki ana düşüncenin 4-3-1-2 olduğunu düşünüyorum ama 3'lü defans bu insan azmanının yokluğunda özellikle savunma yönünden çok önemli performans gösterdi ve takımın asıl çıkışında önemli etkenlerden biri oldu..

Mariga'nın bu posta konu olma sebebi ise muhtemelen İtalya'dayken dikkatini çeken Roberto Mancini'nin City'ye onu almak istemesi ve transferin son anda yalan olması.. Konuşulanlar 10 milyon euro karşılığında iki takımın anlaştığı fakat transfer son anda suya düşmüş.. Şu anda öne sürülen neden çalışma iznini Mariga'nın alamayacağının düşünülmesi.. Bazı ajanslar ve gazeteler işin kesin olarak bittiğine dair haberleri girmişlerdi fakat şimdi bir kısmı geri vites yaparak yayından kaldırmışlar.. Patrick Vieira'nın bile kadro yapısı bağlamında neden transfer olduğunu anlayamadığımız bir ortamda McDonald Mariga düşüncesi nedir, Mancini neleri hesaba katarak bu girişimde bulunmuştur bilinmez.. Ama fotodaki tay fiziğiyle dikkat çeken bu eleman EPL'de önemli iz bırakan oyunculardan biri olabilirdi.. Sakatlık döneminde bu transfere kalkışılması da ayrıca ilginç.. Mariga uzun süreli sakatlığından geçen hafta Catania karşısında geri dönmüş ve ilk 45 dakikadaki etkisiz oyunundan sonra devre arasında oyundan alınmıştı.. Gareth Barry ve Stephen Ireland için muazzam bir eküri olabilirdi, iyi ki olmamış diyerek postu noktalıyorum..

,

Mantalite 2


Türkiye'ye geleli 3 ay olmasına rağmen ağzından doğru düzgün laf alınamamış Frank Rijkaard'la son yılların en güzel futbol söyleşilerinden birini yapmıştı Bağış Erten.. Onun padawan'larından (ki konseye alınmasına çok az kalmıştır) güzel dostum Caner Eler de yine Tam Saha dergisi için Harry Kewell'la muazzam bir sohbet gerçekleştirmiş.. Federasyonun resmi sitesinde tamamına şuradan ulaşabilirsiniz.. Rijkaard'la olana pasajlar halinde yer vermiştim blogda, bir o kadar değerli bir futbol kişiliği olan Kewell için de yine benzer alıntılar yapacağım.. Harry Kewell'ın Galatasaray futbol takımı içindeki durumu, taktiksel ve pozisyonel bağlamdaki yeri tartışılması gereken apayrı bir boyuttur ki son hareketlerden sonra üzülerek bu konularda olumlu düşünemiyorum fazla.. Bugün çıkan 1-1.5 aya oynamaya başlar haberleri doğruysa bunu geriye çevirme şansı var tabii ki ama konumuz şu anda bu değil, onun için yeterli zamanımız olacak zaten önümüzde.. Bu şahane söylemlerinee odaklanmak gerekiyor biraz.. Rijkaard'da olduğu gibi..

"10'lu yaşlarımda Marconi takımında oynuyordum. Aynı zamanda öğleden sonraları NSW Junior Academy'de David Lee ile beraber çalışıyordum. Ondan çok şey öğrendim. Sonra 15 yaşına geldiğimde, Big Brother Movement sayesinde İngiltere'ye gitme fırsatım oldu. Big Brother Movement gençlere yardım ederek, ama sadece sporda değil, müzik, resim ve hayatın diğer her alanında yetenekleri olan çocuklara burs vererek onların deniz aşırı ülkelere gidip eğitim ve yaşam şansı bulmalarını sağlıyor. O yıl da 6 çocuğa futbolda bursa vereceklerdi. Ben de şanslılar arasında yer aldım. Hatta Brett Emerton da benimle beraberdi. İngiltere'ye Leeds'e gidip 1 ay kalma şansı yakaladım. Bu bir deneme ya da seçme değildi. Sadece 1 ay boyunca İngiliz futbolunun ve yaşam biçiminin tadını almak içindi. Fakat ikimiz de o süre içerisinde iyi izlenim bıraktık onlarda. Bizimle sözleşme imzalamak istediler."

"Leeds United takımı gerçekten harika bir ekipti. Çok iyi bir takım yakalamıştık. Her şey George Graham'la başladı aslında. Bu güzel takımın oluşmasında kalbini ortaya koydu, temellerini attı. David O'Leary ise sadece doğru zamanda doğru yerde olacak bir şansa sahipti sonrasında."

"David O'Leary'den başlıyım o zaman. Çünkü en kısası o. Ondan hiçbir şey almadım, hiçbir şey öğrenmedim. Asıl Leeds'de bizim ve benim için çok şeyler yapan George Graham'dı. Kariyerimin ilk bölümünde çok önemli bir yeri vardır. Hem tecrübesi hem de insani özellikleriyle çok şey kattı bana. Sonrasında Liverpool'a gittiğimde Benitez gibi çok değerli bir teknik adamla çalışma fırsatım oldu. Ne yazık ki Pool kariyerimde Leeds'de olduğu gibi devamlılık arz edemedim ve o zor zamanlarda hep yanımda yer aldı. Bana ne olursa olsun güvendi. Fakat bir şekilde yollarımızı ayırmamız gerekiyordu ve başka yollara gittik. Şimdi bu sayede teknik direktörlüğüne hayran olduğum bir adamla çalışıyorum. Futbolcuyken de idollerimden biri olan bir teknik adamla. Burada onunla tanışma ve çalışma fırsatını bulduğum için çok mutluyum. İlişkimizi başlangıçtan itibaren çok sağlam temellere oturttuk. Umarım hep böyle devam edecek. Ben onun için futbol oynarken çok keyif alıyorum, onun futbola bakış açısını ve yaklaşımını çok seviyorum. Futbol oynamaktan Rijkaard ve Galatasaray sayesinde tekrar keyif alıyorum."

"Futbol her yerde futboldur. Günün sonunda 11'e 11 oynarken diğer hiçbir şeyin önemi kalmaz. Galatasaray çok büyük bir takım. Her yıl önemli yatırım yapıp kupalara, başarılara ulaşabilmek için uğraşılıyor. Tıpkı İngiltere'de her yıl Liverpool, Arsenal ve Manchester United gibi kulüplerin yaptığı gibi. Türkiye genel anlamda dünyanın en güzel taraftar topluluklarına sahip ülkelerinden biri. Galatasaray taraftarı da tabii ki benim için bunlar arasında benim için özeli ve değerli olanı. Tabii ki Elland Road'da ve sonrasında Anfield'da Kop gibi muhteşem taraftar topluluklarının karşısında oynamak harikaydı. Her futbolcunun eğer fırsatı olursa deneyimleri arasında bulunması gereken olaylardan biri Anfield'da Kop önünde futbol oynamak. Fakat burada Türkiye'de gün be gün, hafta hafta yaşadıkça onlar hakkında daha fazla şey görüp öğrendikçe çok daha özel taraftarlar olduğunu söyleyebilirim."

"Ben Leeds United'da daha genç bir futbolcuyken A takımdaki tecrübeli futbolcular bizimle gelip konuşurlar, bize yardım ederlerdi. Şimdi ben de takımda yardıma ve cesaretlendirmeye ihtiyaç duyan genç futbolcuları gördüğümde onlara ulaşmaya çalışıyorum. Geçtikleri yollardan daha önce geçtiğin için onların daha hazırlıklı olmalarını sağlayabilirsin. Ben de mümkün olduğunca onların arkasında olmaya, kollamaya çalışıyorum."

"Aslında geçmişteki sakatlık hikâyemle ilgili asıl gerçekleri zamanı gelince anlatacağım. Olayların tüm detaylarını vermeyeceğim şu an. Bunun sizinle bir alâkası yok, tamamen zamanı gelince açıklamak istememle ilgili. Durumun nasıl olduğunu biliyorsunuz, insanların sözlerini çarpıtıyorlar, onu, bunu söylüyorlar. Les'e gelince; sakatlıklar uzadığında futbolcunun ya şevki kırılır uzaklaşır ya da her şeyi bir yana bırakarak dönmek için her yolu dener. Ben de kişisel çalıştırıcı tutmanın doğru olacağına karar verdim. Sadece benimle ilgilenecek birine ihtiyacım vardı. Tabii ki çok ucuz olmadı, bunun için kendimi adamam gerekti."

"Bu ödülü benim adıma düzenlemeye karar verdiklerinde çok büyük gurur duydum ve büyük bir ayrıcalık olduğunu düşündüm. Bu bana futbol hayatımda bazı şeyleri doğru yaptığımı gösteriyordu. Futbol sayesinde tabii ki çok önemli paralar kazanıp, ünlü olup çok iyi bir yaşam sürebiliyorsunuz. Ancak aktif futbol oldukça nankör olabilen ve sizinle genel olarak 8-10 yıl üst seviyede beraber olan bir unsur. Bu süre zarfında maddiyat dışında başka kazanımlar da elde etmeniz lâzım. Ve eğer bu kısa sürede farklı bir şeyler yaparak, insanların da bunun farkına varıp size bu tip onurlar bahşetmesine tanık oluyorsanız, bundan daha güzeli yok."

"Arda gitmeli mi gitmemeli mi, bu konuda fikrimi belirtmeyeceğim, çünkü (gülerek) taraftarlar açısından tehlikeli bir konu. Kariyerinin dönüm noktası olabilecek dönemlerinden birini yaşıyor. Ancak şunu söylemem gerekiyor; eğer kendinizi en iyilerle kıyaslamak istiyorsanız, en iyiler arasında olmak istiyorsanız, oralara gitmeniz gerekiyor. İngiltere, İspanya ya da İtalya'da kendinize şans tanımanız gerekiyor."

"Toplum her zaman sizin bir şeyler öğretmeniz gerektiğini düşünür. Bazı bilgileri öğretip o kişileri yukarı çekmenizi beklerler. Ben de bir şeyler öğütlemeyi severim. Ama bu öğretmen gibi "Böyle şut atılır, böyle korner atılır" gibi değil de daha çok yüreklendirme, doğru yolu gösterme şeklinde olmalı. Futbolcu nasıl futbolcu olunacağını kişisel yolculuğunda öğrenmeli. Ona taslak halinde sunulanı almamalı. Bu aynı zamanda bir kendini keşfediş öyküsü. Futbol oynamayı öğrenirken kendi yolunu izlemen gerekiyor."

"Sadece 9 yaşında şimdi. Lâkin ileride o da futbolcu olmayı seçerse, aynı duygu ve düşünceyle yaklaşacağım ona da. Tabii ki bazı öğütler vermeye çalışacağım, yardım edeceğim, ancak asıl yapacağım uygulama kendi yolunu bulması için onu yüreklendirmek olacak. Kendi kişiliğini oluşturacak ve kendi futbolcu kimliğini kendi keşfedecek. Çünkü benim kendim için uyguladıklarım sizin ve hatta oğlum için geçerli olmayabilir. Öğreteceğim genç futbolcularda işlemeyebilir. Onları kendi yollarını bulup, kendileri olmaları için cesaretlendirmeniz lâzım. Kendine güvenmek çok önemli. Kendini geliştirmek çok önemli. Eğer kişiliğinizi oluşturmadan bu büyük dünyanın içine atılırsanız deliğin için düşebilirsiniz. Eğer kendiniz için oynayıp, bağımlı kalmadan yolunuza başlarsanız ancak o zaman gelişiminiz daha sağlıklı olur."

"Yemek demişken, baklavaya bayılıyorum. Gördüğüm anda uzak duramıyorum."

"Futbol dünyası kolay olsaydı herkes futbolcu olabilirdi. Bu acı bir gerçek. Her yıl 100 futbolcu çıkartırsın belki ama bunların hepsinin başarması imkânsızdır. Bu biraz acımasız bir çark. Dünyada milyonlarca küçük çocuk futbolcu olma hayaliyle çıkıyor yola. Ama Avustralya'da dahi her yıl hepsi başarılı olamıyor. Bu garantili bir süreç değil ne yazık ki. 18-19 yaşları zorlu dönemlerdir. Gece kulüplerini keşfedersin. Kızları ve içkiyi keşfedersin. Eğlenceyi keşfedersin. Ama bunlar uzak durman gereken unsurlardır. Bunlar fedakârlık etmen gereken konulardır. Hatta artık günümüzde bu 15-20 yaş arasına denk gelen bir dönem. Bu zinciri kırmanız gereken dönem. Eğer 18 yaşında Premier Lig zincirini kırıyorsanız, zaten şanslısınız demektir."

Kan döküldü


Maça dair anlatacak bir şeyim yok fazla.. Öncesinde direkt mağlubiyeti çizik atmıştım Lakers fikstüründe.. Zira Lakers kötü bir dönemden geçiyor ama doğudaki iki rakibine üst üste kaybeden ve son 7 maçta mağlubiyet alan Boston çok daha kötü durumdaydı.. Kendi evlerindeydiler, sezona istatistiki yönden harika giren Lakers savunmasının maskesi yavaş yavaş düşüyordu ve tarihteki en büyük rakipleriyle oynuyorlardı.. Şampiyonluğu hedefleyen takımların normal sezon maçları tamamen rakibe mesaj verme üzerine kuruludur, Celtics'in böyle bir iletiye de ihtiyacı vardı.. Parmak sakatlığından sonra Kobe muazzam maçlar çıkardı ama genele bakınca rahatsızlıktan çok etkilendiği ortada.. Bynum bir süredir kontağı kapatmıştı ve Fisher artık tamamen su kaynatır bir hale gelmişti.. Beklentiyi sıfırlamak güzel oluyor böyle maçlarda.. Lakers maça harika girdi ama Keltler'in döneceğini hepimiz biliyorduk.. Kobe'yi yine savunmanın ana odağı haline getirip muazzam bir direnç gösterdiler.. Böyle durumlarda pelte haline gelen Lakers bir anda geriye düştü, yaklaşık 6 dakika sayı atamadı.. Kobe'ye maç boyunca inanılmaz bir savunma yaptılar.. İki takımın da ortalamalarının fazlasıyla altında olduğunu ve basketbol adına pek bir şey sergilemediği mücadeleye dayalı bu maçta Lakers'ın rakibine cevap verişi ve karakteri galibiyetle birlikte geceden kalan en büyük güzellik olacak.. Bu kadar vasat bir Lakers'a içeride kaybetmek Celtics taraftarlarını 2-3 gün uyutmaz.. Bynum ve Artest'i bu galibiyette bir tarafa ayırıyorum gösterdikleri esktra karakter nedeniyle.. Ama bir de şu var.. %40'larda kalabilir, efsane bir savunmayla 20'nin altında bile tutabilirsiniz bu adamı ki bugün gösterdi Celtics.. Ama yine de Kobe Kobe'dir ya.. Başka bir şeydir.. "W" ile başlayan kelimeler bu adama pek yakışır..

hit counter
Blogger tarafından desteklenmektedir.