10 Eki 2010

Yahoo Fantasy NBA 2010/2011


İki sene önce açılışı yapmıştık, bu sezon da kaldığımız yerden devam ediyoruz.. Düzen yokluğu bu sene biraz geç kalmama neden oldu ama kaybedilmiş bir şey yok.. Geçtiğimiz sezonki 1. ve 2. ligler aynı sistemle açılmış durumda.. Oynayan bütün oyunculara mail yoluyla davet yapıldı, öncelik elbette geçen sene oyunu oynayanlarda.. Ama aradan mutlaka fire verenler çıkacaktır, boş kalan yerler için de mail yoluyla başvurunuzu yapabilirsiniz.. İlk gelen boş yerlere oturur.. Eğer iki ligde boş kalan yerlere beklenenden fazla talep gelirse 3. bir ligi de zevkle açarım.. Bu sene 1. Ligi kazanana ufak bir ödülümüz de olacak ki ciddiyet artsın..

1. Ligin draft günü 23 Ekim Cumartesi günü saat 23.00..

2. Lig ise 21 Ekim Perşembe günü saat 22.00'de olacak..

2 lig de live online draft usulüyle ve head to head mantığıyla oynanacak.. Herkese bol şans..

Önemli edit
: Oyunu ilk defa oynayacak olanlar lütfen mailinde bunu belirtsin..

8 Eki 2010

Türkiye 11'i


Türkiye: Volkan; Gönül, Servet, Ömer, Sabri; Özer, Emre, Aurelio, Nuri, Hamit; Halil

"Servet - Ömer tandemi Klose'yi düşününce fazla sorunlu değil ama Müller ve Podolski'nin içeri dalışlarına verecekleri tepki maçın bizim adımıza kilit noktalarını oluşturabilir.. Bu açıdan bir stoper bek bu maç için şart ve Hiddink bunu nasıl kullanacak maçta göreceğiz.."

Birkaç saat önce yazılan aşağıdaki preview'da geçen bu cümleye Hiddink'in verdiği yanıt yukarıda.. Gökhan Gönül'ün sağ bek olarak yerinin garanti olduğu takımda stoper bek olarak kullanılabilecek tek oyuncu Hakan Balta'ydı ve o da son dönemde yaşadığı rezillikler sonra üstüne gelen Arjantinli junior ve takıma dönen Çağlar'la morali paramparça olmuş bir oyuncuydu.. Doğal olarak Hiddink bu riski almadı ve geçmişte 2-3 maçlık sol bek deneyimi olan Sabri'yi sol beke yerleştirdi.. Euro 2010 yarı finalinde sağdan yardırarak Philipp Lahm'ı maç içinde paspas eden Sabri'nin Almanya'ya karşı oynaması çok anormal değil ama bunun sol bekte, Müller'in karşısına çıkarak gerçekleşmesi ve Sabri'nin uzun zamandır maç oynamadan bu kritik pozisyona yerleşiyor olması ülke insanını huzursuz ediyor..

Orta saha ve forvetteki sürprizler ise daha anlaşılır.. Nuri ve Hamit'ten birinin kenardan merkeze yardımcı olarak orada üstünlük sağlama unsurunu Hiddink, Özer seçimiyle katmerlemek istemiş.. Kendi takımında forma giymeyen Özer'in bu maçta yine kenardan içe girerek orta sahayı kalabalıklaştıran ve top tutan oyuncu kontenjanından 11'e dahil edildiğini anlamak zor değil.. Arda Turan'ın yokluğunda top tutma konusu önemli handikaplardan biriydi ve Özer oyuncu yapısıyla bu sorunu hafifletebilecek oyunculardan biri.. Ama o da maç oynamadan Almanya karşısına çıkacak ve oynadığı dönemde vasatı geçemeyen haliyle takıma ne şekilde katkı yapacak bunu maçta göreceğiz..

3 merkez ve iki kenar oyuncusunun "orta saha" orijinli olduğu (Tamam Hamit devşirme) bir takım Halil seçimini de anlıyoruz.. Böyle bir beşli gerçek bir santrfor istiyor ve Almanya'da bu mevkiiden çoğunlukla uzaklaştırılmasına rağmen natureli bir uç oyuncusu olan Halil'in seçimi mantıklı.. Sırtı dönük oyunuyla Semih de bu beşliye entegre olması açısından iyi bir seçim olabilirdi ve muhtemelen Hiddink tercihini bu iki oyuncu arasından kullandı.. Halil'in sık sık geriye gelen ve orta saha özelliklerini de gösterebileceği bu takımda sürpriz forvet konuşarı kimden ve hangi bölgeden gelecek onu şu anda kestirmek kolay değil..

Hiddink, Schweinsteiger'in yokluğunda Almanya'nın zayıf olduğu bölgesinin farkında ve bizim takımın en güçlü bölgesine daha çok yüklenerek bu zaafiyetten yararlanmak istiyor.. İçeri giren oyuncularla iki hücum bekinin öne çıkışları da önemli olabilir ama ters ayaklı Sabri'den Müller karşısında biraz daha kontrollü bir oyun bekliyoruz.. Hiddink oyun kontrolü ve topla oynamada daha üstün bir takım istiyor.. Almanya'nın yaratıcı hızını kesebilecek olgulardan biri bu ve takımımız maçta bunu yapabilir.. Erken yenebilecek bir gol bütün planı çöpe atar ama ilk yarım saati atlattığımız takdirde oyundaki üstünlüğünü yavaş yavaş artıran bir Türkiye'yi bu akşam görebiliriz..

Almanya - Türkiye Preview


Bir milli maçı daha bizim medyanın muazzam yardımlarıyla Mesut Özil magazinine çevirmeyi başardık.. İki harika teknik adam, yetenekli futbolcular, bizim vatandaşlarımızla birbirine bağlanan çok yakın iki ülke ve tarih varken futbolun şifrelerini bırakıp olayı Mesut hangi milli marşı söyleyecek ya da gol atarsa ne tepki verecek haberciliğine indirgeyen herkesi tebrik ediyorum..

İki tarafa bakınca Almanya, nasıl bir maça çıktığının daha çok farkında olan taraf.. Onlar da Mesut Özil konusunu bilinçli bir şekilde kaşımaya devam ediyorlar çünkü girdikleri yeni yolda, sempatikleşen Alman takımı için bu vizyon önemli.. Yıllar boyunca geçmişteki hataların diyetini ödeyen, futbol sahasında da bunun izdüşümü olarak soğuk ve burnundan kıl aldırmayan futbolcu profiliyle önyargıları devam ettiren Almanlar, Stefan Effenberg soğukluğundan Mesut Özil sempatikliğine çok çabuk geçiş yaptı.. Gerald Asamoah'la ilk ciddi sınavını veren, David Odonkor'la devam eden ve 2010 Dünya Kupası'nda Türk asıllı Mesut Özil, Polonya asıllı Lukas Podolski, Tunus asıllı Sami Khedira'yla tabuları tamamen yıkarak kupanın en sempatik takımlarından biri haline gelen Almanya'nın Mesut'un bu kadar öne çıkmasından rahatsız olduğunu düşünmek mantıklı değil.. Bizim ülkenin tarafına geçince sadece çifte pasaportun konuşulduğu ortamın futbolculara nasıl bir psikolojik tesir yapacağını tahmin etmek kolay değil.. Maçın merkezinin başka yere kaymasının oyuncular üzerindeki baskıyı kaldıracağı düşünülebilir fakat böyle maçlardaki baskının bizim takımı genellikle olumlu etkilediğine inanan biri olarak Mesut ve Nuri özneli maçın bize katkısı muhtemelen negatif olacaktır..

Almanya 2010 Dünya Kupası'nın en etkileyici top oynayan takımlarından biriydi ve Del BosQue'yle turnuva içinde daha defansif bir yapıya doğru evrilen İspanya'dan bu anlamda çoğunlukla rol çalmayı başardılar.. Çift açık forvete dayalı kendilerine has 4-4-1-1'leri, DK'da neler yaptıkları, nasıl bir ekiple karşı karşıya olduğumuzun burada fazla önemi yok.. İspanya - Hollanda DK final maçını Total Futbol'lerin savaşı olarak gören bir yerden farklısını da beklemiyorum zaten.. Schweinsteiger'in yokluğunu çift yönlü doldurmaları bu kadro içinde mümkün değil ve tercihlerini hücum ya da savunmadan yana yapacaklar.. Toni Kroos herkes gibi benim de beklentim ve Arda'nın yokluğunun bir şekilde hizmet edebileceğini düşündüğüm Türkiye orta sahası bu maçtaki en büyük avantajımız olabilir..

Muhtemelen Hamit ya da Nuri'den birinin kenara atılarak ortadaki 3'lüye destek vereceği maç içinde 4-4-2'ye geçiş yapan bir 4-3-3'le oynayacağız.. Hamit sağ açığa daha alışkın ama uzun vadede işlerlik kazanabileceğine inandığım Emre - Nuri ikilisi bugünkü Almanya'ya karşı merkezde bir risk oluşturabilir.. Kenarda kimin tercih edileceği biraz da beklerdeki tercihler üzerinden şekillenecektir ki sağ bekteki Gökhan Gönül'ün varlığı Hamit'i bu seçimde öne çıkarıyor..

Almanya'nın DK'daki akıcılığında olmasını beklemenin anlamı yok.. Dünya Kupası futbolun başka mekanlarından biridir ve belli süreli turnuvada devamlı birlikte olan oyuncuların önemli motivasyon unsurlarıyla beslendiği ortamdaki performanslarını liglerin başladığı mevsimde beklemek mantıklı değil.. Türkiye'nin maçın tamamında rakibiyle başa baş oynayacağı bir maç bekliyorum.. Servet - Ömer tandemi Klose'yi düşününce fazla sorunlu değil ama Müller ve Podolski'nin içeri dalışlarına verecekleri tepki maçın bizim adımıza kilit noktalarını oluşturabilir.. Bu açıdan bir stoper bek bu maç için şart ve Hiddink bunu nasıl kullanacak maçta göreceğiz.. Ortadaki 4'lümüzün zayıf savunmalı Mesut ve Kroos'lu Almanya merkezine üstün gelmesi umuduyla bu maçta skorun gösterilecek dirençten daha önemsiz olacağını düşünüyorum.. Bazı maçlarda skor önemli değildir, Almanya deplasmanı da benim gözümde bunlardan biri.. Çok iyi bir oyunla yapılan puan kaybını, şansla gelen kötü bir 3 puana tercih edebilirim bu gece.. Bunu da sağlayan ilk 2 maçını 6 puanla kapatan Türkiye..

Löw'e birkaç ay sonra evimizdeki maçta da bizden daha iyi oynadılar dedirtmek dileğiyle..

29 Eyl 2010

,

Rangers 1-0 Bursaspor


Glasgow Rangers'ın klasik 4-4-2'sini bırakarak ileride Kenny Miller'ı natureli açık olan Steven Naismith'le destekleyerek 3 stoper, 3 tane de defansif orta saha kullanması iç sahada Bursaspor'a karşı muazzam bir futbol hadisesi.. Bursaspor'u ciddiye almak başlığı altında kolaylıkla değerlendirilebilecek bu hamlenin United'a karşı Braveheart'ı tekrar vizyona sokmaya çalışan Rangers'ın puan başarısını devam ettirme amacıyla yeniden değerlendirildiğini söylemek mümkün..

11 tamamen aynı, değişik bir üçlü savunma ve kenarlarda hücum yönü zayıf, asıl amacı savunmayı beşlemek olan bek orijinli iki açık oyuncusu.. Kenarları atıl bırarak Miller'ı Naismith'le çiftlemeye çalışan ve yaratıcı oyuncusu bulunmayan klasik bir 3-5-2'ye yakınsayan Rangers'ın Bursaspor karşısında savunmayı sağlam tutarak bir hatayı kollayacağı ve skor avantajından sonra vidaları tamamen sıkarak rahat bir maç geçirmek istediği ortadaydı.. Buradan sonra devreye giren soru Bursaspor'un Rangers'a bu fırsatı verip vermeyeceğiydi.. Sağdan sola doldurulan uzun topta sol defans Broadfoot'un indirdiği topta oyuncu/alan paylaşımını yapamayan Ali ve Stepanov'un hamle hataları Naismith'in araya sızarak golü yapmasını sağladı..

Rangers'ın Naismith ve bir stoperden destek alan orta üçlüsü, TSL'de birçok takıma ters gelen Bursaspor merkezini dağıttı.. Ergic ve Svensson yeni bir ikiliydi, önlerindeki Batalla'dan gerekli yardımı hiçbir türlü alamayınca Bursa orta sahada oyunu çabuk bir şekilde yönlendirecek rahatlığa kesinlikle erişemedi.. Açık oyuncuları Ozan İpek ve Volkan Şen'in bu seviyede daha çok ortaya çıkan kenardan skora gidememe defoları Sercan'ı 3 stoperin kucağında iyice yalnız bıraktı ve zaman ilerledikçe forvet arkasında daha çok silinen Batalla'yla Bursaspor ilk yarıda yokları oynadı.. Rangers'ın golü attıktan sonra kaleci dahil 9 oyuncuyla düzenli bir şekilde Bursaspor'u karşılaması maça başlarken düşüncelerinin ne olduğunun açık kanıtı.. Ergic'in sakatlığıyla birlikte oyuna giren oyuncunun Insua oluşu işleri tamamen zora soktu.. Sistem 4-4-1-1'ken ve Batalla bu kadar göze batarken yapılması gereken belki de Batalla/ikinci forvet, açık/üçüncü merkez değişiklikleriyken içine düşülen zorunlu durum hamle yanlışlığıyla bence maçı tamamen Bursa adına eksiye götürdü.. Ergic sakatlanırken ve Hüseyin kenardaki tek defansif orta sahayken merkezi üçleme şansı zaten yoktu.. Ama Ergic - Hüseyin ve Batalla - Nunez (Turgay)'la 3 stoper, 5 savunmayla oynayan Rangers'a karşı göbeğe giren çift forvete sahip bir takım oluşturulabilirdi.. Ertuğrul ise başka bir yolu seçti..

İkinci yarıda takımın gidebileceği bir tek yol vardı.. O da Batalla'nın yerine bir forvet sokarak tek önlibero ve çift forvetli o garip düzene gitmek.. Svensson'un yanında kendi bölgelerinden yarım kademe daha geride kalarak orta sahayı diri tutmak için daha arkadan oyun kurmaya çalışan Batalla ve Insua gecenin en kötüleri olunca değişen bir şey olmadı.. 70'ten sonra çift forveti sokarken Sercan'ı Turgay'la değiştirmenin altında muhtemelen Rangers savunmasıyla cebelleşen Sercan'ın fizik gücünün azalması vardır.. Yoksa Volkan Şen'le birlikte Bursaspor adına maçın en iyisi olan Sercan'ın kenara gelişinin altında bir taktik açılım olacağına ben inanmıyorum..

Ertuğrul'un psikolojisi, bozukluğunu Vederson'un vurduğu basit şutlara %100 gol kaçma tepkisi verecek kadar gösterirken Bursaspor'un bu kadar deneyimsiz bir kadroyla daha iyisini yapma şansı fazla değil.. Takım Şampiyonlar Ligi'ne oldukça kötü başladı ve bugünkü sonuçlarla daha ikinci maçlarda üçüncülük şansını bile zora soktu.. Daha farklısını ben bekliyordum ama takıma ekleme yaparken yapıyı bozmayacak hamleler içine giren Ertuğrul Sağlam'ı överken hocanın ileri uçta ve merkezde bir türlü standardizasyonu sağlayamayacağını ummuyordum.. Federico Insua transfer edildiği günden beri bu takım adına benim için en büyük soru işareti ve bu değişmiş değil.. Gelir gelmez yaşadığı sakatlık takıma entegre olmasını şanssız bir şekilde geciktirdi.. Batalla'nın bu seviyede o fizikle çok daha büyük yetenekleri göstermesi gerekir, bu bakımdan Insua oyuncu profili olarak doğru bir hamle ama Türkiye ve Bursaspor için bu doğruluk geçerli mi, onu görmek için daha zamana ihtiyaç var.. Ortam böyleyken Bursaspor'un Turgay, Sercan ve Nunez üçlüsüyle klasik 4-4-2'yi esneten forvet çiftleriyle ve 4-4-2'ye uygun açık oyuncularıyla denemeler yapması bence daha doğru olurdu ama hoca geçen seneden çok uzaklaşmak istemiyor olabilir..

Bursaspor'u yerin dibine sokmak isteyen üç büyük taraftarı için bu maçlar uygun.. Önce Valencia'dan içeride 4, arkasından görece zayıf ve tamamen defansif bir yapıyla bu maça çıkan Rangers'a karşı girilemeyen pozisyonlar.. Lakin yaklaşık 20 yıldır bu statüyle devam eden Şampiyonlar Ligi'nde başarılı olan 3 Türkiye sezonu olduğunu düşününce bu adamların yaşadıkları anormal değil.. Gerçek anlamda bir sistem takımı olmaları onların bütün tecrübesizlikleriyle bir şeyler başarmalarına dair bazı futbol fikirleri oluşturuyordu ama ilk iki maç itibarıyla bunlar boşa çıktı.. Bildiğinden şaşmadan yoluna devam etmeye çalışan Bursa'nın bundan sonra bir şeyler yapmak istiyorsa United'ı iç saha maçında puansız göndermek zorunda olduğu ortada ve bu da büyük ihtimalle Avrupa sezonunun sona erdiğinin habercisi.. Bundan sonra fazla rotasyon geyiklerine girmeden orta ve ön alanda istikrarı sağlayarak yollarına devam etmeleri gerekiyor.. Ligi yeniden ön plana almaları yerel başarının devamı adına onlar için faydalı olabilir..

18 Eyl 2010

,

Bucaspor 0-1 Galatasaray


Misimovic ve Insua'nın gelip hemen yokluk içindeki bölgelere yerleştiği Galatasaray'dan iki isteğim vardı.. Biri eğer Sabri yoksa sağ bekte Serkan Kurtuluş'un yer alması, ikincisi Lorik Cana'nın artık bu takıma dahil olması.. İlkini görüp rahatladık, diğerini ise Elano'dan sonra bir hücumcu yabancının daha yedek bırakılmaması isteğiyle bir noktaya kadar maruz karşıladık.. Maç öncesinde sahanın durumundan haberdar değildik ve bugün biraz daha akla yatkın bir futbol bekliyorduk ama ikinci pasla beraber düz gitmeye çalışan topun 4 kere zıpladığını görünce zaten sorunları büyük olan takımdan feci bir şeyin geleceğini tahmin etmiştik..

İlk yarıdaki futbol tam bir kepazelik.. Misimovic'in geçen hafta ortaya koyduğu/koymaya çalıştığı beklenmedik performanstan sonra ilk 45 dakikada önemli bölümlerde iç gibi oynamaya çalışması ve birçok pozisyonda Sarp'ın gerisinde kalması Rijkaard'ın düşünce yapısı itibarıyla rahatsız etti ama saha her konuda olduğu gibi burada da mazur gösterici olarak devreye girdi.. Bucaspor'un 3 oyuncuyla savunduğu, pas yapılamayan bir sahada zaten bu konuda büyük eksiklere sahipken Buca'nın oyuna yarım adım önde hakim görünmesi büyük sürpriz değil.. Böyle bir sahada, böyle bir rakibe karşı yapılması gereken şey eğer bir yaratıcın varsa topu olabildiğince onunla buluşturmak ya da mümkün olduğu kadar uzun oynamak.. Halı gibi zeminlerde bile pas yapmakta zorlanan Galatasaray'da bunlar ne kadar beklenebilir bu tartışma konusunu takım daha ilk yarıda gösterdi..

Galatasaray'ın en büyük sorunu takımın geri kalanına göre çok daha kalitesiz bir görüntüsü olan merkezindeki yerleşim problemi.. Galatasaray geriden çoğunlukla Servet nedeniyle düzgün top çıkaramadığı için Rijkaard oraya ayağı düzgün bir oyuncu sokmaya çalışıyor ve bu da Galatasaray'da o anlamdaki en iyi opsiyon olan Ayhan'ın önliberoya dönüşüne neden oluyor.. İçeride oynanan OFK Belgrad maçı dahil birçok maçta Rijkaard, Ayhan'a daha geride pozisyon aldırıyor.. Bu yerleşimin yan etkisi olarak Mustafa Sarp'ın artık iyice yalan bir hal almış olan şok preslerinden ve yine tamamen yok olmaya yüz tutan ceza sahası koşularını yapan oyuncu olması nedeniyle Belçika ve Everton'daki Fellaini rolünü kısmi bir şekilde takıma monte etmek düşüncesi de olabilir.. Lakin ortaya çıkan şey takımın pas yapabilen tek içini Galatasaray'ın oyun merkezini taşımaya çalıştığı yerden uzak tutan ve buraya Sarp'ı atarak Galatasaray'ın pas yapamayan yapısını katmerleyen bir merkez keşmekeşi.. Ayhan özellikle ilk yarıda geriden top çıkarmakta çok zorlandı ve çok kritik pas hataları yaptı, Sarp ise bir süredir olduğu gibi yine sahada yoktu.. Galatasaray yine ortada oyunu tutup kenarlara oynama ve topu Misimovic'le buluşturma şansını elde edemedi.. Misimovic'in kazandığı toplardaki hataları ise takımı iyice pamuk ipliğine bağlı bir hale getirdi..

İkinci yarıda değişen fazla şey yoktu.. Tek fark Misimovic'in Baros'a yakınlaştırılması oldu ki bunun yapı olarak Galatasaray'a katkıları olacaksa da bu maç özelinde sahaya bir şeyin yansıdığını söylemek zor.. Sarp ve Ayhan ikinci yarıda enlemesine daha düz ve stabil bir hatta oynadılar ama sol ve sağ Buca içleri tarafından yardımlaşmalı savunulan kenarlar açık oyuncularını yok etti ve Misimovic uyumsuz oyununa devam edince hiçbir artı sağlanamadı..

Bu anda devreye giren Aydın - Kewell değişikliğinde Lorik Cana da oyuna girmiyorsa Galatasaray'ın Cana açılımında sıkıntı var demektir.. Rijkaard, bizim elemanı hala kabullenmiş gibi görünmüyor.. Sarp bu haliyle sahadayken kontenjanın boşaldığı anda Cana da oyuna girmiyorsa benim bu konuda söyleyebileceğim fazla şey yok.. Cana antrenmanlarda kötü çalışıyor ya da başka bir problemi olabilir ama Elano'nun 30 dakikada tükendiği ortamda bile ilk 11 başladığı Galatasaray'da Cana'nın bu uzun süreli bench oyunculuğu umudu azaltıyor.. Geçen seneden beri en büyük problemin orta saha olduğunu düşünen biri olarak diğer 6 yabancının oradaki Cana'dan daha değerli olduğunu kabul etmek elbette mümkün değil.. Oyuna girer girmez yaptığı ceza sahası koşusu bile onu birçok Galatasaray oyuncusundan farklı yere koyuyor.. Sarp'ın yaptığı ama onun yapamadığı/yapamayacağı bir şeyi bulmayı bir türlü başaramıyorum..

Bucaspor, sadece Gençlerbirliği maçında kısmen vazgeçtiği Bülent Uygun 4-3-3'üne Galatasaray karşısında da devam etti.. Beşiktaş'a yapmaya çalıştığı şeyden tek farkı sağ açıktaki Mendy - Musa değişikliğiydi.. Kötü saha onlar için böyle maçlarda bir miktar avantaj olabilir ama oyunu Erkan ve Mendy ile hızlandırmaya çalışacak bir takım da böyle bir tarlayı istemeyecektir.. Bülent Uygun'un maçtan sonra sahanın rezalet olmasına dair açıklamalarını bu açıdan samimi buluyorum.. Yeni takımı zorlu TSL'de tutabilmek için orta sahayı Dağaşan - Ragıp - Leko üçlüsüyle parselleyip Türkiye için birinci öncelik olan fizik mücadeleyi sahaya koyma çabasını gayet normal karşılıyorum.. Elinde bu takıma yetenek eklemesi yapabilecek parçalar da mevcut.. Sistemi oturttuğu vakit bu orta üçlüyü ikiye düşürüp önlerine ekleyeceği Sercan Kaya, Bucaspor'u güzel bir hücum takımı haline de getirebilir ama bunun için mutlaka zamana ihtiyaçları var.. Bucaspor iki büyük maçı da kötü oynamadı ama iki maçı da ikinci yarıda kaybettiler.. Fikstür muhabbetinde onlar için ilk 6 haftada alınabilecek 7 puanın çok değerli olacağını söylemiştim.. 5 haftada 5'te kaldılar ve haftaya Bursa'ya gidiyorlar.. İyi değil ama bu fikstürle kötü başlangıç olduğu da söylenemez.. Oyuncular birbirini biraz daha iyi tanımaya başladıktan sonra bu sene bile önemli bir çıkış yakalayacaklardır..

Bucaspor'da Manucho'nun United'a ilk geldiği günkü fiziğinden sonra şu anda geldiği hali görmek Sir Alex etkisini yine hissettiriyor.. Oyuncunun İngiltere serüveninde bir günde kaç saatini ağırlık salonunda geçirdiğini araştırmak gerek.. Geldiği fizik muazzam, o fiziğine göre çok iyi olan tekniğini bu sahada göstermesiyse pek mümkün değil.. Mendy'nin ilk haftalardaki savrukluğu azalıyor.. Mulemo, Beşiktaş maçında gösterdiği gibi bu lige fazla bir bek.. Orhan ve Tomas'la standart bir tandemi de yakalamış durumdalar.. Orta üçlüde bekleneni veremeyen tek oyuncu şu anda Leko ama o da iki düz oyuncuyla oynamanın sıkıntılarını çekiyor şu anda..

Galatasaray'da Misimovic, Insua ve Pino üçlüsü için hala bir şey söyleyemiyoruz.. Serkan Kurtuluş ve Insua'nın bekte bugün iyinin üstünde olduklarını düşünüyorum ama Arjantinli'den beklenenler daha farklı elbet.. Serkan bence Sabri'den sonra o bölgenin ilk adamıdır ve her maçta anladığımız fizik gelişimi onu ilerleyen yıllarda çok değerli kılabilir Galatasaray için.. Servet bu baltalığına devam ederse Gökhan Zan en azından omzu çıkana kadar 2 haftalığına tandeme oturabilir, sonrası Allah kerim.. Arda dönene kadar Cana'nın ilk 11'e yerleşip Aydın'ın bir kenarı almasından başka belirgin bir düzelme şansını ise ben göremiyorum ama bunlara rağmen berbat futbolla geçen haftaları 3'er puanla kapatmak çok güzel.. Özellikle de rakipler kaybederken..

Ceza sahasına girişi mahkeme kararıyla engellenmiş gibi davranan Ayhan'ın oraya girmeden ama tam sınırdan attığı golün zincirlerini kırmasında faydası olmasını temenni ederim.. Çok kötü pas yaptığı ve rakibe asist sayılabilecek toplar gönderdiği bir maçta yaşına göre gösterdiği muazzam dirençle birlikte bir gol bularak kahraman statüsüne yükseldi.. Hala bu takımın orta ikilisinde iyi bir önliberoyu tamamlayacak en uygun opsiyon olma özelliğini sürdürüyor ama belli bir istikrar olmadan bunların önemi yok.. Golden sonra hocaya gösterdiği sıcaklıksa gecenin en özel anlarından.. Misimovic - Ayhan - Cana - Zan (Servet) - Neill beşgeninin birkaç maç denenmesi de Galatasaray'a istediği iskeleti sağlayamazsa taraftar bu sezondan umudu kesebilir.. Ama o güne kadar acaba ilk iki olur mu be kardeş demeye devam..

hit counter
Blogger tarafından desteklenmektedir.