26 Eyl 2011

,

Galatasaray 2-0 Eskişehirspor



İlk yarıda Albert Riera ceza sahasına girdiğinde dakikalar 29'u gösteriyordu ve bu aksiyon, merkezden sürdüğü topa ceza sahası çizgisinin hemen üstünden vurduktan sonra gerçekleşti.. Aynı durumun diğer kenardaki Colin Kazım için yansıması da benzer bir uzaktan şutla 40. dakikada yaşandı.. Bu iki pozisyon dışında iki oyuncunun duran top organizasyonları dışında ceza sahasına girişleri yoktu ve böyle bir ortamda oyun hakimiyetini elinizde büyük bir üstünlükle tutsanız bile yapabilecekleriniz bireysel beceri ya da duran toplarla kısıtlanır ve Galatasaray bu anlamda Selçuk İnan'ın müthiş serbest vuruşuyla şanslı bir ilk yarı geçirdi..

Fatih Terim, eğer Galatasaray'ı tek merkez forvetle 4-3-3 şeklinde sahaya yayacaksa bugün elde ettiği Engin Baytar artısı dışında kenarlardaki bu sorunu çabuk ve net bir şekilde çözmesi gerekiyor.. Zira bu dizilişle rakip ceza alanına girmek için yapılması gereken birbirini daha iyi tanıyan ve oynamaya alışan bir merkezle birlikte kenarları biraz daha ileri itmek.. İkinci yarıda etkisi artan futbolda 50. dakikada Riera'nın soldan getirdiği topta hemen altıpas içinde beliren Colin Kazım'la birlikte ceza sahasında belirmesi bu konuda kenar oyuncularının muhtemel bir uyarı aldığını gösteriyordu.. Albert Riera'nın daha iyi top taşıyan yapısı ve yüksek oyun bilgisiyle kenardan top getiren oyuncu olması, Colin Kazım'ın oyun içi tembelliğini biraz daha bırakıp koşu yapması gerekliliğini ortaya çıkarıyor ki sene başından beri umut bağlanan bu aksiyon konusunda şu ana kadar yaşananlar genellikle hayal kırıklığı.. Bu şekilde hücumu çoklamayı başaramayan kenarlarla Elmander tarzı target striker'ların oyundaki farklarını ortaya koymaları da çok kolay değil..

İlk yarıyla ikinci yarı arasındaki aksiyon farklarının arasındaki temel fark kenar oyuncularının biraz daha oyunun içine girip öne çıkmaları ve ceza sahası koşusu yapmaları.. İlk yarı sonunda fazla lüks görünen ve Baros/Sercan hamlelerini düşündürmeye başlayan Johan Elmander de ikinci yarıyla birlikte biraz daha özgürleşti ve orta sahaya sık sık inerek yanındaki oyunculara daha çok güvenip pas alışverişine girmeye başladı.. İlk yarıda yine orta sahada çok etkili olan Felipe Melo ve yanında son derece iyi idare eden Engin Baytar'la birlikte Alper Potuk'un yakın markajında eriyen Selçuk İnan, ikinci yarıyla birlikte skor dezavantajını çevirmeye çalışan rakibin bu görevi gevşetmesiyle birlikte boşa çıkmaya başladı ve oyunu da iyi yönlendirdi.. Sonuç olarak takımın 3 hattındaki 3 problemden birini giderme yolunda takım da önemli bir opsiyon kazanmış oldu..

Engin Baytar günün bu anlamda arka planda kalarak rol çalan oyuncularından.. Sabri ve Eboue'den sonra topla yumuşaklığı çok daha farklı olan ve bu bölgedeki savunma duygusu da diğerlerine göre daha gelişmiş yapısıyla orta sahaya önemli bir ekleme yaptı.. Bu maçta sene başından beri merkezde çok daha rahat tutulan topun başrollerinden biriydi.. Baytar, Trabzonspor'da bugün yaptıklarının çok daha ötesini benzer rolde, benzer bir sistemde rahatlıkla gerçekleştirmiş bir isim.. Piyangodan transferinde sevindiren de takımın yaşadığı Türk çekirdek sorununda önemli bir yeteneğin neredeyse bedelsiz bir şekilde kadroya katılmasıydı.. Bugünkü performansı sadece bunun önizlemesi, Baytar'da bunun çok daha fazlası var.. Saha içi ve dışındaki görüntüsü kafasının rahat ve mutlu olduğu ama elbette iç yaşantısını buradan bilmek mümkün değil.. Bugün 65. dakikada yaşadığı sakatlık büyük şanssızlıktı, bu maçta farkı yaratan oyunculardan biri olarak 90 dakikayı tamamlamayı hak ediyordu.. Özellikle çıkışına doğru Colin Kazım'ın önüne attığı 25 metrelik güzel pastan sonra sağ kenardan gelen ortada altıpasta belirmesi oyuna ve takıma bakışıyla ilgili çok net bir güzelliği ortaya koydu.. Maç sonrası takımın fizik gücüyle ilgili yaptığı cesur ve yerinde açıklamalar da son derece iyi.. Üç merkez oyunculu yapı devam edecekse 1 saatlik performansıyla ilk opsiyon olmayı bence başardı ama Terim'in düşüncesi Eboue'nin dönüşüyle birlikte nasıl olacak bunu ilerleyen maçlarda göreceğiz..

Elmander'in fizik gücü, geriye gelerek merkez oyuncularıyla oyun içi kurduğu aktif iletişim ve en önemlisi top tutma becerisi bir başka 9 numarayı çok hatırlatıyor.. Aradaki kalite farkı elbette büyük ve gereksiz bir karşılaştırma içine girmeye gerek yok fakat Galatasaray'ın hücum portföyüne katmayı başardığı farklılık çok değerli ve o bölgedeki sorunları Terim'in tüm memnuniyetsizliğine rağmen takım içinde minimize eden bir yapıda.. Bugünkü performansı çok önemli, ama 60'tan sonra Sercan ya da Baros'la değişse takımın farkı artırma şansı muhtemelen çok daha fazla olacaktı..

Michael Skibbe'nin Galatasaray'ı ilk ziyaretinde önceki haftalarda gösterdiği şeyler bugün biraz daha netleşti.. Güzel oyunun ve pas yapmaya çalışan yapının önceki dönemde kendisine fazla bir şey kazandırmadığını gören Skibbe'nin Eskişehir'i fizik güce çok daha fazla güvenen, oyununu daha çok mücadele ve kavga üzerinden kurmaya çalışan bir takım.. Bugün Galatasaray'ın netameli savunma çizgisinin arasına Mehmet Yıldız'ı atmaya çalışması Galatasaray'ın savunmayı daha rahat çıkararak boyu istediği gibi kısaltmasını sağladı.. Yine orta sahada teknik anlamda fark yaratan isimlerden Alper Potuk'un da Selçuk İnan'la sınırlanması bütün hücumlarını Diomansy Kamara'nın hızı üzerinden yaratan bir rakip takım ortaya çıkardı ve bunlar Galatasaray adına işleri kolaylaştırdı.. Terim'in değişik bek kurgusu, Sabri ve Colin Kazım'lı sağ çizgide Dede'yi de önemli bir tehdit olarak maç öncesi ortaya koyuyordu ama özellikle fark 2'ye çıkana kadar Dede de Skibbe tarafından bir hayli sınırlandı.. Michael Skibbe ligin gerçeklerini, burada asgari müşterekte yaşamı elde etmek için ilk etapta ne yapması gerektiğini iyi çözmüş gibi.. Fazlası için aklında muhtemelen çok farklı şeyler vardır ama pragmatik bir başlangıç yapması özellikle Galatasaray sonrasında büyük tecrübe elde eden ve Frankfurt'ta yönetimlere çok daha rahat gider yapmaya başlayan Skibbe'nin kişisel gelişimini de sürdürdüğünü gösteriyor.. Bugün ilk yarıdaki duran top golü teknik adamlık performansına darbe vurdu..

Aynı sistem ve diziliş içinde seçilen farklı oyuncuların mantaliteyi tek başına değiştirdiği ortamda Elmander ve Baytar bugünün öne çıkan isimleri.. Bu takımın sistemi ne olmalıya dair aldığımız fikirler 4. maç itibarıyla iyice güçlendi ki bir sonraki yazının konusu da bu olsun.. Savunmadaki büyük yapısal arızaların devam ettiği takımda Zan'ın golü sevindirici fakat önemli olan diğer oyuncuların takıma esneklik getirecek performansları.. Galatasaray'ın sınırlı kadro yapısı içinde yapması gereken öncelikle eldeki oyuncuları optimumda kullanmak ki Eskişehir maçı bu anlamda bir milat olabilir.. Oyun çok ideal değildi ama ilk defa gösterilen büyük iştah bugün maça giden 30 bin seyirci için yeterli gibi görünüyor, en azından benim için maç hayli başarılıydı..

"Terim'i neden seviyorum?"

Oyuncusunun yaptığı gereksiz işlerden sonra anında tepkiyi kenardan gösterip taraftarına verdiği güven için..

19 Eyl 2011

,

Galatasaray 3-1 Samsunspor



Servet Çetin'in yokluğu Galatasaray için bir taşı daha yerine oturtmak için bir şanstı zira Terim'in en kötü futbol huylarından biri olan inatçılık bazı gerçeklerin ortaya çıkmasını geciktirebiliyordu.. Böylece sezon başı kampının uzun süreli sağ beki Ujfalusi tandeme geçti ve Eboue - Sabri ikilemi üzerinden ilk 11'i ve 4-3-3'ü belli olan Galatasaray'da yapı ortaya çıkacaktı.. Eboue'nin bek oynayıp Sabri'nin merkezde devam etmesi Eboue'yi şu anki naturel pozisyonunda görmek için istenen ve beklenendi ama tersi takım için Sabri'yi merkezden uzaklaştırması adına daha iyi olabilirdi.. Böylece sağ bekte fazla nitelik kaybetmeden orta sahada biraz daha iyi top tutan ve daha teknik bir üçlü oluşturup Eboue'nin yeterliliğini biraz daha test etme fırsatı elde edilecekti..

Eboue orta sahada başladı ve onun öne çıkması ilk hafta Belediye karşısında daha önde kalan Selçuk İnan'ı biraz daha geriye attı.. Galatasaray ilk 20 dakika itibarıyla Belediye maçında olduğu gibi oyuna hakimdi ama hem yeni kenar ikilisindeki dengesizlik, hem de bekler üzerinden Terim'in direttiği üçlü defansı andıran dönüşler orta sahada büyük boşlukların doğmasına neden oldu.. 17. dakikada Felipe Melo'yla gelen beklenmedik gol, Belediye'ye göre çok daha farklı bir oyun sergileyen Samsunspor karşısında çok daha etkili bir takımın gelmesi için kilit olabilirdi ama Galatasaray, 20 dakika sonrasında bir kez daha düşüşe geçti..

Takımın boyuyla ilgili takıntılı bir aytıntıcılığı göz önüne alan (ki bu iyi bir şey) Fatih Terim'in genişliği unutmayıp beklerle bunu sağlamaya çalışması umut veriyor.. Ama sol beki daimi stoper olacak Galatasaray'da sol - sağ kademe farkının göz önünde tutulmaması savunmadaki dengeleri sarsabilecek gelişmeleri de beraberinde getiriyor.. Toplu çıkışlarda orta çizgiye kadar çıkan beklerle Felipe Melo'nun savunma içine doğru yönlenmeleri gayet akilane dururken savunmadayken ve takım topun gerisindeyken Melo'nun savunma önüne yığılması ve defans dörtlüsünün 5 metre önünde 7-8 kişilik topluluk oluşması zaman zaman orta sahayı güçsüz kılıyor.. Samsunspor'da Petkovic'in golden sonra biraz da spontane bir şekilde savunmayı öne çıkarması maçı tamamen dengeleyip mücadeleyi orta oyununa çevirdi..

İkinci yarının başında takım skor avantajına sahipken yenen kontra atak ve dengesiz yakalanmada beklerin yine ileride olması ana faktörlerden biri.. Gökhan Zan'ın hatalı pasında kaptırılan topta Balta ve Sabri rakip yarı alanda konumlanmıştı.. Özellikle Sabri'nin bir açık gibi oldukça ileride yer aldığı pozisyonda beklerden dönüş doğal olarak gelmedi ve Zan'ın öne çıkarak kullandığı topta Samsun kontrasında Ujfalusi stoperde tek başına kaldı.. İkiye bir yapma şansı bulan Samsunspor'da savunmaya yakın olan Melo, Sarp'a yetişmeye çalıştı ama başarılı olamadı.. Gol sonrası sakatlanan Eboue, yine oluşabilecek bir başka Terim inadının kendiliğinden önüne geçti ve hoca Elmander'i oyuna sokarak ikinci hücumcuyla risk aldı.. Sonrasında gelen iki değişiklikten Colin Kazım - Engin Baytar takımı çift merkez forvete çevirdi ve Galatasaray özellikle Elmander'in ekstra özellikleriyle topla daha etkili olmaya başladı..

Milan Baros - Fatih Terim uyuşmazlığında Terim'in beklediklerini Baros'tan tam olarak görememesi yatıyor ki hocanın haklı olduğu noktalar var.. Baros hala sakatlık sonrası dönemini tam olarak atlatabilmiş değil.. Henüz gücü yerinde değil ve bu da direkt bir şekilde onun en önemli özelliğinin göz ardı edilmesi sonucunu doğuruyor.. Galatasaray, Selçuk İnan dahil orta sahada çok teknik, topu ayağında uzun süre tutan ve çok yaratıcı bir oyuncuya sahip değil.. Kenar oyuncularındaki uyumsuzlukla birleşen bu faktör merkezdeki forvetten sırtı dönük oyun oynama zorunluluğunu getiriyor ki bu, Baros'un en iyi olduğu konulardan değil.. Elmander'in oyuna girer girmez yarattığı fark daha diri bir şekilde sırtı dönük oyunu oynayabilmesi ve ileride top tutabilmesiydi.. Fit bir Baros hiçbir zaman top tutamadı ama gücüyle ve savunma üzerindeki baskısıyla rakiplerin savunmayı ileri çıkarmasını birçok maçta engelledi.. Onun skorer özelliğinin yanında son derece yetersiz tekniği ve top tutamayan yapısıyla takımın oyunu rakip sahaya yıkmasında etkili olan özelliği buydu ve güçsüz bir Baros bunun çok uzağında.. Bu da doğal olarak Terim'in tepkisini çekiyor ve hoca o bölgede farklı özellikler görmek istiyor..

Engin Baytar'ın sağ kenara gelişiyle birlikte son 20 dakikada takım 4-4-2'ye döner gibi oldu ama asimetrik yapıyla aslında bu da 4-3-3/4-4-2 melezi bir yapı.. Değişiklik sonrası düzelen oyunda rakibin son 20 dakikayı 10 kişi oynadığı unutulmamalı.. Bu düzen özellikle deplasmanlarda büyük sıkıntı yaratır ama Baytar tarzı bir merkez çoklayıcı kenar oyuncusuyla ilk plan haline de getirilebilir.. Bu da Colin Kazım için kulübe yollarının görünmesi anlamna gelir ki ilk 2 haftalık performans sistemin devamında bile bu yolu onun önüne çıkarabilir.. Bunun için bugünün vasatı ama isteklisi Albert Riera'nın rolünün oturmasını beklemek gerekiyor..

Takımdaki çok büyük sorunlar devam ediyor.. Bugün oyuna giren Elmander ve Sercan ikilisinin katkılarıyla galibiyet bulundu ama tersi de olabilirdi.. Belediye maçı birçok farkındalığı hem taraftar, hem de teknik kadro ve oyuncular üzerinde oluşturdu diye umuyorum.. Samsunspor karşısında alınan galibiyete rağmen rakibin kişilikli futbolu da benzer bir sonucu oluşturmuş olabilir.. Bütün bunlar Galatasaray'ın orijinal yapısının daha çabuk ortaya çıkmasına neden olacak ama bu bek dizilimi ve ağır savunma hattıyla takımın boyu üzerindeki diretmeler geçiş sürecinin beklenenden uzun ve çok daha sancılı olmasına neden olabilir..

12 Eyl 2011

,

Belediye 2-0 Galatasaray


16. dakikada yayıncı kuruluşun hazırladığı bir grafik sağ alt köşede belirdiğinde Galatasaray'ın o süreye kadar 108 olumlu pas yaptığını gösteriyordu.. Aynı tempoyla bunun 90 dakikalık karşılığı 600 olumlu pasın üstünde ki TSL için müthiş bir seviyedir.. Terim'in alameti farikası olan alan parselizasyonu sene başı için yine çok iyiydi, oyuncular Belediye gibi bunun tam anlamda antikoru olan bir takıma karşı topa sahip olmada iyi bir başlangıç yaptı ve oyunda üstünlük kuruldu.. Çıkan beklerle rakibe yapılmaya çalışılan pres özellikle yeni bir takım olmanın da etkisiyle zaman zaman bireysel kopmalar gösterse de ilk 20 dakika genel anlamda çok doyurucuydu ve futbola elverişli olmayan bir statta yeterli heyecanı vermeyi başardı.. Fatih Terim'in maçtan sonra yaptığı açıklamada "ilk 25 dakikadaki Galatasaray, hedeflediğimiz takım" açıklaması muhtemelen bunun karşılığı.. Hocanın kafasında yine pres yapan, topa sahip olan ve bol pas yaparak rakip kaleye inen bir Galatasaray yaratmak var.. Bu olguları içinde barındıran oyun yapısı için Rijkaard döneminde "total futbol" ağıtları yakanlar bunun en güzellerinden birini ülkeye göstereni "kaos futbolu" gibi oyunla uzaktan yakından alakası olmayan bir terimle tanımlıyorlar..

Galatasaray yine Terim'in böyle bir defans dörtlüsüyle savunmayı çok ilerde kurduğu başlangıçta hocanın geçmiş dönemlerden beri ütopyalarından biri olan orta sahavari beklerle (2-1-4-1-2 ve Fiorentina) savunmayı ikili bırakıp Melo'yu tandemin arasına indirdi.. Pep'in Barcelona'da oyun içi üçlüye dönüşlerinde Busquets üzerinden kullandığı bu yapının çok daha radikalini ve düzenlisini 2010 Dünya Kupası'nda Javier Aguirre'nin Meksika'sında görmüştük.. Bunun riski stoperlerin ağırlığıyla birlikte beklerin çıkışlarında kenarlarda oluşacak derin boşluklar ve Abdullah Avcı'nın muhtemelen fırsatı görünce en uçtaki Pierre Webo'yu sık sık Galatasaray sağ kenarına götürmesiyle Belediye üst üste pozisyonlar üretmeye başladı.. Oyun rakibin savunmayı biraz daha çıkarmasıyla orta alanda bir miktar dengelendi ve üst üste gelen tehlikeler Galatasaray'ı biraz daha geri attı ve 11 kişiyle topun arkasına geçmeye çalışan takımda Skibbe dönemi esintileri görüldü..


42. dakikada yine sol kenarda başlayan ama ters topla birlikte dengesi bozulan savunmada büyük kaleci hatasıyla birleşen basit bir orta, takımı geriye düşürdü ki Belediye özellikle deplasmanda oynarken skor dezavantajına düşülmemesi gereken birkaç takımdan biri.. Hem toplu oyunu, hem de geriye yaslanmayı Avcı'nın üstün stratejileriyle yıllardır iyi harmanlayan rakip karşısında ilk 20 dakika sonrasında etkisini kaybeden takımın yapacaklarının sınırlı olacağını tahmin etmek zor değildi..

Devre arasında gelen Zan - Yekta değişimiyle hem orta sahada kötü olan Sabri'yi beke kaydırıp sağ bek hücumundan bir şey kaybetmemeyi, hem savunmadan bir ağır çıkarıp Ujfalusi'yle kısmi bir iyileşme sağlamayı, hem de merkeze top tutan bir yaratıcı eklemeyi düşünen Terim, maç başı 11'inde olduğu gibi planladıklarının çok azını aldı.. Sol kenarı hem beki, hem de açık oyuncusuyla çok sınırlanan takımda Colin Kazım'ın da tutulamayan topla hücuma veremediği destek bir iki Ujfalusi/Sabri çıkışı dışında kenar desteği getirmedi.. Özellikle ilk yarıda geriye çok yakın oynayan Melo'nun yanına fazla girmek istemeyen Selçuk da geriden top çıkarmada dezavantaja düşülmesini sağladı ki Galatasaray'daki en kötü oyunlarından birini oynadı.. Milli takımda Hiddink tarafından savunma önünde dahi kullanılan Selçuk İnan'ı önde kullanmaya çalışmanın bu yapı içinde mantığı yok.. Onu değerli kılan savunma önünde aldığı topla oyunu ilk kuran oyuncu olması ve Galatasaray'ın özellikle çok sıkıntılı savunma yapısıyla bu, takımda çok ciddi bir gereklilik.. Sercan ve Baytar değişiklikleriyle takımdaki taşları tamamen yerinden oynatan ve iki hücum beki, iki kenar forvetle yürümeye çalışan takımın top tutma problemini çözememesi üretkenliği etkiledi ve çok ciddi bir pozisyon bulamadan Galatasaray son dakikalara girdi.. Sonlarda gelen ikinci golde yine ters kenardan başlayan ve 20 saniyede olgunlaşan atakta uzun süre dörde dört devam eden hücumda kadraja fazladan giren tek Galatasaraylının Felipe Melo olmasıysa sene başı olmasına rağmen esef verici bir görüntüydü, televizyon başında dahi fazlasıyla sinir bozucuydu..

Eboue'nin hücumun başlangıcında yediği komik çalım muhtemelen ters kenarda oynamasının sonucu.. İlk resmi maçına başladığı mevkiinin kariyerinin dibini gördüğü maçla aynı olmasıysa oyuncuyu bilenler için hoş değildi.. Terim'in Eboue'ye joker gözüyle baktığı çok açık ki büyük ihtimalle bir daha orada yer alacağı maç sayısı ikiyi geçmez.. Ama net bir şekilde o kenarın adamı değil, net bir şekilde Galatasaray'a yapacağı en büyük katkı sağ bekte.. Başka yerlerde oynatılacak Eboue'nin yerine bölgelerinin çok daha iyi oyuncularına gidebilirdi Galatasaray.. Elde Sabri ve hatta Ujfalusi bonusu varken Terim bu esnekliğe ilerleyen dönemlerde sahip olacak ama Eboue'yi aldıysanız, onun size en çok şeyi vereceği bölgeye süratle yerleştirmek zorundasınız ve bu bölge, Albert Riera kadrodayken oyuncunun kendi tercihi olan sağ açık bile değil..

Kötü bir 90 dakikaydı, hak edilen bir mağlubiyet alındı.. Ama sonuçta 1.5 puanlık bir maçın play-off'la çoook uzun bir hale dönüştürülen maratonda istatistik dışında bir önemi yok.. Daha geride kurulan bir savunma, savunma önüne daha çok yaklaşan bir Selçuk ve onun yanına top tutabilen bir partnerle birlikte Riera - Colin Kazım dengesi Terim'in mantalitesiyle birlikte daha iyiyi getirecektir.. Fiziksel yönden geçtiğimiz sezonun sonundan daha ileride görünmeyen Baros ise büyük soru işareti.. Terim'in onunla ve Elmander'le ilgili yaptığı açıklamaysa kendi içinde doğruluk payı olsa da (belki?) ilk haftada çok büyük mantıksızlık..

,

KHAS Spor İletişim


2005 yılında Kadir Has Üniversitesi bünyesinde kurulan Spor Hukuku Araştırma ve Uygulama Merkezimiz “Spor İletişimi” ile “Spor Hukuku ve Yönetimi” başlıklı eğitim programlarına bu yıl da devam etmektedir. Ulusal ve uluslararası spor dünyasından önemli konukların katkılarıyla gerçekleşen seminer dersleri ile katılımcı öğrencilere her geçen gün gelişen spor endüstrisinde ihtiyaç duyacakları teorik ve pratik, ilgili her türlü bilginin sağlanması amaçlanmaktadır. Eğitim programlarımız, spor hukuku, spor yönetimi ve spor medyası alanlarında kendini yetiştirmek isteyen herkese açıktır. Bu bağlamda en büyük referansımız, geçmiş yıllarda programlarımıza katılan ve bugün spor medyasının çeşitli kademelerinde yer alan 100’ün üzerindeki mezunumuz olacaktır.

Giriş sınavları 26 Kasım'da, 10 Aralık'ta başlayacak olan program 5 ay sürecek.

11 Eyl 2011

Galatasaray 2011/2012: Yeni Bir Umut


Her yaz ligin başlamasına 2 hafta kala başlayan heyecan ilk maça kadar yavaş yavaş yükselir ve başlama düdüğünden önce tavan yapardı ama bu sene yaşananlar bundan eser bırakmadı.. Sosyal paylaşım sitelerini, sözlükleri, forumları 15 dakika dolaşmak bunu anlamak için yeterli.. TFF'nin ultra aciz, sonsuz kifayetsiz yönetim süreciyle geldiğimiz nokta bu.. Hem şüpheliler, hem de hakkının yendiğini düşünenler aynı öfkeyle bir kuruma yükleniyorsa, işin içinde dahi olmayanlar yaşanan orta oyununa boş gözlerle bakıyorsa o iş bitmiş demektir.. Muhtemelen son 20 yılın en keyifsiz, en amaçsız sezonu bu sene yapılacak ve bu ortamda hakikaten futbola odaklanmak kolay değil.. Ama bir de bizim tarafta sil baştan yapılan ve bu sefer daha iyi yapılanmaya çalışan bir takım ve efsane hoca var.. Terim'li Galatasaray, şu anda gazı kaçanların en tarafsızı konumundaki Galatasaraylıların tek heyecanı..

Galatasaray'ın Skibbe'yle başlayıp Rijkaard'la devam eden güzel futbol oynama telaşının ve isteğinin Terim'le biraz farklı ama aslında aynı doğrultuda devam edecek olması geçmiş dönemlerde yaşananlar üzerinden konuşulabileceğini gösteriyor.. Çok zayıf merkezlerle Skibbe'nin Lincoln'e yüklenerek, Rijkaard'ın ise yaptığı tek transferin patlayıp çok kalitesiz bir nüveyle oynamaya çalıştığı ortamda Galatasaray'ın reçetesi belliydi.. 2010 Dünya Kupası'ndan sonra eksikler üzerinden yazılan küçük bir transfer değerlendirmesinin gerçekleşmesine bu yaz çok yaklaştık.. Galatasaray tarihinin en parlak döneminde en güçlü bölgesi olan merkezinden güç alan ve farkı bu bölgede yaratan bir takımdı.. Ligin en iyi Türk orta sahası Selçuk İnan'ın üstüne gelen Felipe Melo ilk etapta son 3 yılda yaşanan birçok sıkıntıyı çözmek için yeterli.. Terim'in çok istediği Lassana Diarra'yla geçen seneden sonra bir anda nirvanayı görmeye yaklaşıldı ama Culio'nun gidişiyle verilen sinyal bir anda ortaya çıkan Arda kriziyle son yabancı hakkının sol kenara gitmesine neden oldu.. Gelinen noktaysa 2005 sonrasını iyi takip edenler için şu an fazlasıyla yeterli..

Takımda ilk 11'deki yeri ve pozisyonu belli 7 tane oyuncu var.. Muslera (kaleci), Balta (sol bek), Servet (stoper), Selçuk (merkez), Melo (ön libero), Riera (sol açık) ve Baros (forvet).. Yine ilk 11'deki yeri kesin olan ama pozisyonu şu anda Terim'in kafasında saklı 3 kişi mevcut.. Eboue, Ujfalusi ve muhtemelen Sabri.. Bunlara Colin Kazım'ı da ekleyerek aslında yukarıdaki ideal 11'e ulaşmak mümkün ama özellikle yapılan 2 transfer Terim'in düşüncelerini bizim bakışımızla berraklaşmasını engelliyor..

Takım ilk birkaç maçtan sonra bütün maçlara 4-3-3 düzeniyle çıktı ve Terim hazırlık maçlarında çok net sinyaller verdi.. Bunlardan birincisi ilk maçında stoper oynayan Ujfalusi'nin sağ bekteki ilk maçında gösterdiği üstün performans sonrasında tandemin Servet ve Zan üzerinden kurulması.. Bu hem iyi işleyen bir sağ bek, hem de Zan'ın ayağı en düzgün stoper olarak geriden top çıkarmada takıma yardımcı olması demekti ki Terim'in bunu ilk plan olarak düşünmesi ligin ilk maçı öncesinde muhtemel.. Ujfalusi'nin sağ bekte Terim'in şu an için ilk tercihi gibi görünmesi, Eboue'yle birlikte üstüne iki kuma gelen ezik eşe dönen Sabri ve Eboue'nin durumunu da garip bir döngüye doğru itiyor.. Sabri için farklı pozisyonlarda işimize yarayabilecek bir oyuncu diyen Terim, Eboue için de birçok pozisyondan dem vurmuştu ve şu an için Sabri merkezde, Eboue ise ilk ve tek maçı olan Real Madrid itibarıyla sağ kenarda görünüyor.. Sabri'nin pres gücünden merkezde yararlanmak istediği açık olan Terim, bir süre daha yeni kaptanı bu bölgede kullanacak gibi görünüyor.. Selçuk'la birlikte Sabri'nin yüksek kondüsyonuyla merkezden yapacağı ceza sahası koşuları da bu bölgede Sabri'den sürpriz golleri sezon boyunca getirebilir ki Terim'in düşüncesi içinde bu da mutlaka vardır.. Ama Eboue için işler çok daha karmaşık.. Albert Riera'nın hakiki bir sol kenar olarak transfer edilişi sonrasında Eboue'nin ilk isteği olan sağ kenarda kullanılma ihtimali 4-3-3'le birlikte pek mevcut değil.. Orta saha? Sabri yoksa belki ama onun varlığında, arkada Yekta ve Engin Baytar hazır kıtayken ne kadar denenebilir muamma..

Colin Kazım Richards ise muhtemelen Albert Riera transferine en çok sevinen oyuncu.. Lukas Podolski'nin takıma gelişiyle birlikte birbirini kesen iki oyuncu olarak iki kenarda takımı tekdüzeleştiren oyuncu olma ihtimali beliren Colin Kazım, takım içinde kenardan forvet özelliği getirebilen tek oyuncu olarak hakiki kenar oyuncusu Riera'yı en iyi tamamlayan oyuncu ve transferinden sonra gösterdikleriyle Galatasaray için şu an itibarıyla çok önemli..

Terim'in kafasındaki göremememize neden olan tek konu şu an için takımın 3 sağ beki olan Sabri - Ujfalusi - Eboue üçgeni.. Bu üçgenin köşelerinin takım içinde yer bulmasıyla birlikte çok daha stabil düşünceler üzerinden yürümeye başlayacağız.. Terim'in unutmaması gereken özellikle Eboue'nin TSL'de farkı bek üzerinden yaratabileceği ve Ujfalusi'nin stoperde Servet ve Zan'dan bir kademe daha hızlı olduğu.. Özellikle savunma hattını devamlı çıkarmak istemesini daha hızlı Ujfalusi'yle okumak, topu oyuna sokma sorunundan çok daha önemli olabilir.. Merkezdeki ya da sağ açıktaki Eboue'nin yerine çok daha iyi transferler yapmak mümkünken, bekteki Eboue için aynı şeyi söylemek çok kolay değil..

Sabri ve Colin Kazım, Selçuk'tan sonra bu takımın en kaliteli iki Türk oyuncusu.. Bu anlamda ikisinin de 11 içinde değerlendirilmesi çok önemli.. Bütün bunların ışığında başlangıç için ortaya çıkan yapı bence yukarıdaki ama Terim'in düşüncesi nedir bunun için ilk ışık yarınki Belediye maçı.. Riera'nın ilk 11'de başlaması durumunda sürpriz bir şekilde defanstaki dörtlüye göre bu 11'i görebiliriz fakat İspanyol muhtemelen bu maçta kulübede olacaktır ve bu durumda ilk opsiyon Real Madrid maçındaki düzenin devamı olabilir.. Elmander ve Sercan'ın durumuna göre kenarları Riera ve Eboue'li klasik bir 4-4-2 de artık az kullanılan fakat hala geçer akçeliğini dönem dönem koruyan bir sistem olarak hiçbir zaman ilk tercih olmasa da Terim'in portföyünde bazı iç saha maçlarında kullanılmak üzere duracaktır..

Transfer dönemi tam anlamıyla tatmin edici değildi ama böyle bir sezon öncesinde birçok departmanda yapılabileceklerin en iyisi gerçekleştirildi.. Sonuç olarak yarın takım 1.5 puanlık bir maça çıkacak ve işler çok kötü giderse devre arasında tekrar yükleme yapıp dandik play-off sisteminde takımı kurtarmak mümkün.. Bu açıdan bütün kurşunları yaz döneminde sıkmayan yönetime bir şey diyemiyorum.. Savunmada çok büyük sorunlar var (ki muhtemelen en çok baş ağrıtacak bölge olacak), merkez ve kenar yedeklemeleri yine çok sıkıntılı ama özellikle çok yönlü transferlerle uzun süreli sakatlıklarda idare edici opsiyonlara kısmen erişildi.. Artık lig Galatasaray için başlasın ve maçlar üzerinden çürütülen yapıda futbolu konuşmaya başlayalım..

Bir resmi maçta Terim'i tekrar paltosuyla kenarda görmek çok keyifli olacak..

3 Eyl 2011

Liverpool'dan Galatasaray'a vol. 9


Çok iyi bir sezonda çok özel role sahip bir oyuncu olarak sadece 6 ay içinde Albert Riera'nın geldiği nokta inanılmazdı.. 2010 Mart'ında İspanya'da bir radyoya verdiği röportajda Liverpool'u batan bir gemi olarak niteleyip Rafael Benitez için oldukça sert açıklamalar yapan oyuncu çok kısa sürede kulüp içinde sorun adam haline geldi.. Benitez için "oyuncusundan tamamen uzak" tanımın yapan Riera, 2 yıldır tanıdığı hocanın futbolculardan gelen her türlü tepkiye kulağını tıkayan biri olduğunu söyledi.. "Eğer fiziksel açıdan bir sorununuz yoksa ve iyi de çalışıyorsanız takım kötü giderken oynamamanız, hoca gelip size açıklama yapmıyorsa muhtemelen kişisel bir problemdir" diyerek olayı bir hayli ileri boyuta taşıyan Riera, o dönem için adı Real Madrid'le anılmaya başlayan Benitez'in oynattığı gösterişsiz futbol nedeniyle tercih edilmesinin imkansız olduğunu da eklemekten geri kalmamıştı..

Rafael Benitez, takım zor bir dönemden geçerken Riera'nın yaptığı çıkışı "zamansız" olarak niteleyerek oyuncuya hızlı bir ceza verdi.. Hemen kadro dışı bırakılan Riera, hafta içi oynanacak Europa League ve hafta sonu gelecek olan Manchester United deplasmanında yer alma şansını direkt bir şekilde kaybetmişti ki yeni yılla birlikte 3.5 ay içinde sadece 2 maçta oynayabilen bir oyuncu için bu çok farklı bir durum değildi.. Liverpool'da 7 yıl forma giyen ve Benitez'le 2 sezon çalışma şansına erişen takımın 2000'li yılların başında en önemli isimlerinden biri olan Dietmar Hamann, Rafael Benitez'in kendisiyle daima profesyonel ve saygılı bir iletişim içinde olduğunu ve Riera'nın oynamıyorsa kendi çalışmasında problem olabileceğini belirterek hocayı korudu ve camia içinde eleştiri oklarının Riera'ya biraz daha dönmesinde katkıda bulundu.. Albert Riera, gözlerini karartarak haddini fazlasıyla aşan eleştirileri sonrasında takımda fazla kalamayacağını anlamıştı.. Hemen takımdan ayrılarak o dönemde açık tek transfer marketi olan Rusya'ya kanalize olmaya çalıştı.. Rus eşi Yulia Koroleva bunda fazlasıyla etkili olmuştu.. İki ciddi teklif aldı ama kısa süre içinde kulüp ve oyuncu bunları değerlendiremedi ve Riera takımda kaldı.. Sezon sonu Rafael Benitez'in takımdan ayrılması üzerine Liverpool'da kalmak için tekrar heveslendi ama Roy Hodgson, takımda önemli bir krize neden olmuş Riera'yla çalışmak istemedi ve oyuncu yaz sezonunda Olympiakos'a satıldı..

Mallorca'yla başlayıp Fransa'da Bordeaux'da devam eden kariyeri Espanyol'da zirve yapan ve UEFA finaliyle taçlanan Albert Riera, 2008 yazında Liverpool'a 8 milyon pound'a transfer olmuştu.. Espanyol'un UEFA finali sonrasında Riera için biçtiği fiyat 12 milyon pound'du ve Liverpool bu transferde ezeli rakibi Everton'la mücadele içerisindeydi.. Her ne kadar, geldiğinde takımdaki İspanyolların da varlığı nedeniyle bir Rafa transferi (torpili) şeklinde değerlendirilse de Benitez, Espanyol'un istediği 12 milyon pound'u vermek istemiyordu ve Everton hazır parasıyla transferde bir adım öndeydi.. Ama Liverpool, Riera'nın büyük takım hırsını kullanarak vadettiği Şampiyonlar Ligi'yle ve 2004-2006 yılları arasında Benitez'in yardımcılığını yaptıktan sonra Espanyol'un sportif direktörlüğüne gelen Paco Herrera'nın varlığıyla birlikte öne çıktı ve çok daha az para vererek Riera'nın da istekleri doğrultusunda oyuncuyu kadrosuna kattı.. Liverpool, tarihi boyunca geleneksel ve klas sol açıkların takımıydı ve bu anlamda aynı geleneksel yapıyı sürdürecek olan Albert Riera; Peter Thompson, Steve Heighway, John Barnes ve Steve McManaman'dan sonra bu sürekliliği sağlama adına şeklen Liverpool için doğru transferdi.. Oyuncu ilk geldiğinde milliyeti ve düşük şöhreti nedeniyle birçok soruyu da beraberinde getirmişti fakat sezona başlar başlamaz ilk 11'e yerleşen Riera, fiziğine oranla oldukça yüksek olan sürati, dripling yeteneği, şutları, sahanın boyunu iyi kullanarak özellikle dip çizgiye inen yapısı, takıma kazandırdığı genişlik ve gücüyle bir anda geleneksel yapıyı sürdürebileceğini hem taraftara, hem de Benitez'e göstermişti.. Öyle ki sol açıklar üyesi olan Steve Heighway, Albert Riera'yı Liverpool'un John Barnes'tan beri gördüğü en iyi sol açık olarak nitelendirirken, Sky Sports'un İspanyol futbolu uzmanı, ilginç ilişkilerin adamı Guillem Balague, Espanyol taraftarı olmanın da etkisiyle Riera'nın Avrupa'nın en iyi kanat oyuncusu olduğunu dile getiriyordu..

Ama ertesi sezon onun için çok iyi başlamadı.. Sezon başında hazırlık dönemini ciddi bir bilek sakatlığı nedeniyle kaçıran Albert Riera, sonrasında bir türlü Benitez'in gözüne giremedi.. Mallorca'da kendisini ilk kez A takım alan Luis Aragones tarafından İspanya Milli Takımı'na 25 yaşında davet edilen oyuncunun huzursuzluğunda birinci etken 2010 Dünya Kupası'nda oynama isteğiyle sahada olabildiğince yer alma düşüncesiydi.. Dünya Kupası'na gidiş sürecinde grup maçlarında çok iyi maçlar çıkaran (ki Türkiye'yi de yıkan adamlardan biriydi) Riera'nın Dünya Kupası'nda tek oynama şansı bu turnuvaydı ve şampiyonluk yarışında büyük bir role sahipken ertesi sezon takım kötü giderken Benitez tarafından tercih edilmemek Mart ayındaki çıkışı getirdi.. Yeni yılla birlikte Mart ortasına kadar 3.5 ayda sadece 2 maçta oynayabilen Albert Riera, yaptığı profesyonelliğe aykırı çıkışın karşılığını sezon sonuna kadar bir daha forma yüzü görememek olarak alacak ve Dünya Kupası'nda forma giyemeyecekti.. Doğrulanmayan bir dedikoduya göre Riera'nın genç takım oyuncularından Dani Pacheco'yla bir antrenman sırasında ciddi bir tartışma yaşadığı ve bunun üzerine Benitez'in takımdaki diğer oyuncularla Riera'nın durumu hakkında görüş alışverişinde bulunduktan sonra oyuncunun biletini kestiği söylenir ki Riera'nın kişiliğiyle ilgili bu söylenti çok da iyi bilgiler vermez..

Oyuncunun Benitez'le yaşadığı problemler, Olympiakos'ta zirve futbolunu oynadığı Ernesto Valverde'nin kendisini takımda tutmak istemesine rağmen Galatasaray'a transfer olması ve Luis Aragones'in "Riera her zaman için hocasından ve takımından büyük beklentileri olan bir oyuncudur" açıklaması keskin bir kişiliği olan Fatih Terim'le ilişkisi yönünden soru işareti.. Arda Turan'ın takımdan ani gidişiyle birlikte Galatasaray'ın açık bir sol kenar oyuncusu ihtiyacı doğdu ki Terim'in başka yere kullanmayı düşündüğü yabancı kontenjanı buraya kaydı ve hocanın planları bozuldu.. Gelen bilgiler Terim'in Riera'yı adı transfer döneminde çıkan birçok oyuncudan çok daha net bir kesinlikte istediği şeklinde.. Galatasaray şekil itibarıyla çok doğru ama içerik yönünden soru işaretleriyle dolu bir transfer yaptı.. Hazırlık maçlarındaki yapı eşliğinde takımın sistemi ne olursa olsun, sağ kenarda Colin Kazım Richards ön planda görünürken sol kenarda orta saha özelliği ve top getirme yeteneği baskın olan bir melez oyuncuya ihtiyaç vardı ve bu anlamda Albert Riera şeklen takıma tamamıyla oturuyor.. Taraftarın çok istediği Lukas Podolski, Terim'in hazırlık maçlarındaki 4-3-3'ünde sağ kenarda Colin Kazım'la benzer özellikleri gösteren, top getirme yeteneği az olan bir oyuncu olarak Galatasaray ileri üçlüsüyle orta sahanın bağını kopartabilirdi ve muhtemelen Podolski'yle Emmanuel Eboue bu nedenlerle sağ kenarı alan oyuncu olacaktı.. Albert Riera, takımın alışkanlıkları doğrultusunda oyuncu özellikleri itibarıyla takıma daha uyumlu bir isim.. Gelişi, safkan bir kenar oyuncusu olması itibarıyla 4-3-3'ün sonunun gelebileceğine dair düşüncelere neden olmuş olabilir ama sağ kenardaki isimler ışığında 4-3-3'ün kendi içindeki dengesini Galatasaray'da koruyabilecek bir isim olan İspanyol'un bu anlamda Terim'in sistem planlarını değiştireceğini sanmıyorum..

Liverpool'dan Olympiakos'a transfer olurken orada oynayan kardeşi Sito Riera'dan aldığı bilgiler doğrultusunda Yunanistan'daki tutkulu taraftarların transferinde önemli rol oynadığını belirten Riera, Galatasaray'a gelişinde sürekli şampiyonluğa oynayan bir takım ve Türkiye'nin en büyük kulübü vurgularını yaparak çok da anormal olmayan bir şekilde tribünlere oynadı.. Sürekli oynamak isteyen, takımından beklentileri olan bir oyuncu olarak Türkiye'ye gelişi güzel.. Süper Lig'in tarihi boyunca pek görmediği safkan bir kenar oyuncusuyla tanışacak olmasıysa oluşabilecek uyumsuzluk sorunuyla birlikte hem lig, hem de takım adına heyecan verici.. İspanyol olması görünüşte yine bizim ligin zorluğu nedeniyle sıkıntı ama kariyerinin başında oynadığı Fransa ligi, Premier League macerası ve Türkiye'ye çok benzer bir futbol ortamı olan Yunanistan'dan geliyor olması bu genetik uyumsuzluğu biraz törpülüyor.. 1.90'lık boyuyla bir kenar oyuncusuna göre hava toplarında bu özelliğini beklentilerin ötesinde kullanabilen Riera, fazlasıyla tek ayaklı bir oyuncu.. Yine birebirlerde repertuarında fazla silahı yok ve genellikle aynı çalımları tercih ediyor.. Ama boyuna nazaran hızı ve sağlam vücut yapısıyla gücünü iyi birleştirmesi rakip bekler için onu yeterince zorlu bir oyuncuya çeviriyor.. Albert Riera'nın nerede oynayacağını görmek için Galatasaray'ın sahaya çıkmasına ihtiyacımız yok ama Terim'in son transferlerle ne düşündüğünü görmek için Galatasaray'a gerekli olan tarih hala 11 Eylül 2011.. Liverpool'dan yolu geçerek Florya'ya gelen oyuncular 2 fiyasko dışında genellikle iyi sonuç verdiler.. Şu an içinse yine öyle olmasını istemekten ve Terim'e güvenmekten başka yapabilecek bir şey yok..

Blogger tarafından desteklenmektedir.