26 Eki 2010

,

NBA 2010/2011



NBA'de yeni sezon bu gece Miami Heat - Boston Celtics maçıyla başlıyor.. İlk gün 3 maç var ve gecenin kapanışı son şampiyon Lakers'la Houston arasında oynanacak olan mücadeleyle yapılacak.. Sürpriz, NBA TV ve Türkiye'deki yayıncı kuruluş NTV iki maçı da vermiyor.. NBA TV'nin maçları vermeme nedeni Amerika'da TNT'nin maçları yayınlıyor olması.. NTV'nin verememesini de sağlıyor mu bu ondan emin değilim ama NBA TV'nin programı çoğunlukla bunun üzerinden oluşuyor..

İlk günün öncesinde her sene olduğu gibi kapsamlı konferans değerlendirmeleri yapmak isterdim ama yine mümkün olmadı.. Onun yerine grup grup NBA Türkiye'ye yazdık bütün takımları kısa kısa, Kasım'dan itibaren okunur dergiden ama lig başladıktan sonra yine aylık periyotlarla konferanslara topluca bakış atacağız..

Doğu'da oluşan yeni güç odakları bu sezon öncesinde Batı yakasını rahatlattı.. Son dönemlerde Batı'nın bariz güç üstünlüğü artık tamamen dengelenmiş durumda hatta Doğu'da oluşan 4 büyük güçle birlikte Batı'da Lakers artık tamamen yalnız.. Miami Heat'in bu akşam son finalist karşısında neler yapacağı günün en büyük merak konusu.. Bu iki takımı takip edecek olan Orlando ve Chicago'yla birlikte Doğu'dakiler birbirini kırarken Lakers, threepeat öncesinde rakibini bekleyecek.. Sağlık sorunlarını tamamen atlatmış George Karl'lı Denver Nuggets dışında Lakers'a büyük sorun çıkarması muhtemel bir takım Batı'da görünmüyor.. Kevin Durant ve arkadaşlarının ise hala 1-2 seneye ihtiyacı var..

Doğu'da ise sezon liderliğinin en büyük favorisi Miami Heat ama final yolculukları çok sıkıntılı olur.. Boston Celtics'in tecrübelileri bir yaş daha yaşlandı ve 82 maçlık sezonda bu durum etkisini daha çok hissettirmeye başlayacaktır.. Chicago'nun sezona Boozer'sız girmeleri büyük şanssızlık ama injury prone elemanla buna zaten alışacaklardı önümüzdeki senelerde, erken uyarı iyidir.. Orlando ise geçen seneye yakın bir performans gösterir muhtemelen.. Miami Heat'in sahaya ne koyacağını görmeden konuşmak erken ama birincilik için dinamizmleri büyük avantaj.. Sonrası için ise sezon içinde daha rahat konuşulur..

Ödüllerde MVP'lik ve en iyi coach ödülü için Lakers öne çıkar.. MVP'de tek rakip Kevin Durant gibi görünüyor ama onun da yolunu takım başarısı belirler.. Oklahoma City, Batı'da ilk 3'e giremezse Durant'in bu sene MVP olması pek kolay değil zira ödül her zaman konferansın ilk 3'üne gidiyor.. Doğu'da Wade ve LeBron'un rol paylaşımları ise onları elbet geriye atacak biraz.. Kobe gerek 6. şampiyonluğun ve bir başka mertebenin eşiğinde olması, gerek threepeat gazıyla bu sezon şanssızlık yaşamazsa bu ödüle yakın duruyor.. Kariyerinin son coach'luk sezonu olduğunu söyleyen Phil Jackson da takım normal başarısını sürdürürse bir ödülle uğurlanır gibi görünüyor.. Yılın çaylağı için tek favorim Blake Griffin.. MIP ise bir Pacers oyuncusuna gider diyorum.. Favorim Roy Hibbert, plase Darren Collison..

Günün bahis opsiyonlarıyla açılışı sonlandıralım..

Takım bahisleri:

BOS - MIA under 189.5
PHO - POR over 201.5
LAL -7.5

Oyuncu bahisleri:

Ray Allen (sayı) under 16
LeBron James (sayı+ast) under 37.5
Brandon Roy (sayı) over 21.5
Yao Ming (sayı+rebo) under 20.5
Lamar Odom (sayı+rebo) over 20

Bahis rakamları: Betsson

25 Eki 2010

,

Fenerbahçe 0-0 Galatasaray


Tüm Türkiye'yi şaşırtan maç dün oynandı ve iki tarafın "En az 3 yeriz.", "Bu sefer yenemeyecekmişiz gibi geliyor." totemleriyle birbirine salvoları göndererek oldukça minimalist takıldığı maçta kazançlı çıkan görünürde bizim taraf oldu.. Bugün 25 Ekim ve oldukça sancılı bir haftayı geride bırakan Galatasaray'da maç sonunda Nevizade'de ve devamında Taksim'de yükselen "I Love You Hagi" nidalarıyla birlikte, Kadıköy'de en sonunda işleri tersine çevirmenin de gazıyla yönetimin planı tuttu gibi görünüyor.. En azından şimdilik tabii.. Öyle ki, beraberliğin gazıyla uzun zamandır sus pus olan Adnan Sezgin bile büyük bir gazla Telegol'e bağlanarak etrafa sallayıp kişileri muhatap almıyor, geçmişle ilgili gerçekleri bir bir ortaya vuruyor.. Büyük yönetici olmak kolay değil tabii.. Şimdi bunları bırakalım ve yine beyaz çizgilerin içine odaklanalım bir süreliğine..

Zamanı tam bir yıl geriye saralım.. Tarih: 25 Ekim 2009.. Yine bir Kadıköy deplasmanına çıkıyoruz.. Yeni hocamız Rijkaard'la tam cicim aylarını geride bıraktıktan sonraki en önemli randevudayız.. Dün gece yapılan birçok şeyin tersi gerçekleşiyor.. Maç içinde dün bizim topçuların yaptığının benzerini daha maç başlamadan Fenerbahçe yapıyor, gerilen taraf yine Galatasaray tabii.. Baros'un sakatlığı belki de tüm seneye mal oluyor vs, bunlar çok önemli değil.. Ama o maçta ortada bir şey var, Fenerbahçe yine hem maç öncesinde, hem de soyunma odasında taktik tahtasının önünde maça daha iyi hazırlanan taraf.. Forvette Colin Kazım Richards sürpriziyle Galatasaray'ın önüne çıkan Daum müthiş enerjik, bilinmez bir bombayı Zan ve Servet ikilisinin ortasına bırakıp arkasına Alex'i yerleştirdikten sonra orta 4'lüyü çok sağlam bir hatla kuruyor.. Roberto Carlos ve Gökhan Gönül'ün önüne Wederson - Topuz ikilisini koyarak kanatlara çift düğümü atan Daum, hem takımın savunma boyuyla ilgili bir çözüm getirip formda Arda - Keita ikilisine önlem alıyor, hem de Emre - Baroni merkezine kenardan savunma ve fizik kondüsyon getirme şansıyla derbilerde her zaman geçer akçe olan mücadeleden olabildiğince nemalanmaya çalışıyor.. Sarp ve Ayhan'ın çoğunlukla Elano - Arda - Keita - Baros dörtlüsü tarafından yalnız bırakıldığı takımda Fenerbahçe'nin orta sahadaki sayısal üstünlüğü Kadıköy, psikoloji ve hırsla birleşince Baros - Nonda değişimiyle fiziği iyice zayıflayan Galatasaray karşısında bir kez daha mutlak bir galibiyete dönüyor..

Şimdi düne dönüyoruz ve çok benzer yapıların savaşında bu sefer beklenmeyen benzerleri Galatasaray kenarının yaptığını görüyoruz.. Forvet yokluğunda daha önce hiç denenmemiş olan Pino'nun Colin Kazım gibi sağ açıktan forvete dönüştürüldüğü takımda Hagi, kenarları Elano ve Ayhan'la destekledi.. Ayhan daha merkez yancısıydı ama bunu da sıklıkla sola kaçan Misimovic'le dengelemeye çalıştı.. Misimovic'in kenara açılması da dünün sürprizi Pino'nun Lugano ve Yobo ikilisiyle baş başa kalarak daha çok boş alan bulmasını sağladı.. İki hücumcu bek ve iki açıkla oynayıp Niang'ın arkasını Alex'le destekleyen, hatta savunma önünde de Topuz ve Emre'yi kullanan Fenerbahçe'ye karşı Galatasaray bu sefer gerçek anlamda oynatmamaya şartlanmış ve bunu başarabilecek bir 11'le çıktı ve maçın başından itibaren neredeyse 90 dakikanın tamamında oyunun kontrolünü elinde tuttu..

Çünkü Hagi buydu, kendi de söyledi.. 25 Ekim 2009'daki şifreleri bırakıp Hagi'nin Galatasaray geçmişine bakalım biraz da.. 5 gün önce burada yazılan yazıda "Elano, Hagi'nin tam istediği tipte bir oyuncudur ve ben yeniden onu takıma monte etmeye çalışacağını düşünüyorum ama şalteri indirmiş bir Elano varsa kulüpte başka bir hüsran yaşanabilir bu konuda.." şeklinde bir pasaj geçer ve bunda dün geceki muhtemel maçlara ve Elano rollerine bir atıf vardır.. Galatasaray'daki döneminde 4-4-1-1 ve 4-4-2 arasında gidip gelen takım içinde Ayhan'ı sol açıktan merkez destekçisi olarak kullanıp sağ açıktaki Ribery'yi daha özgür bırakma ve hücuma yönlendirme eğilimiyle kullanan Hagi'nin Elano'yu da sağ kenarda bu rolle kullanabileceğini düşünüyordum.. Dünkü Kadıköy'e ise bunu yaparken sol kenara yakın bir şekilde aynı Ayhan'ı da kullanarak çifte nostalji yaşatacağını düşünmemiştim..

Hagi'nin oyunun merkezini en az 10-15 metre geriye çekeceği yine imzayı atar atmaz bilinen konulardan biriydi ama bunu Kadıköy'de sergilerken savunmayı bu kadar öne çekmesi ve takımın boyunu çok önemli periyotlarda bile 40-50 metreye kadar çekmeye çalışması bence dün adına en önemli konulardan biriydi.. Terim sonrası dönemde takım boyu konusundaki en başarılı isimlerden biriydi Hagi ama bu kadar cesuruna ilk döneminde bile rastlamamıştık.. Fenerbahçe'yi durdurmak için ileride basma planını yaparken savunmayı kale önüne çekerek Fenerbahçe'ye boş alan yaratmayıp savunmayı çıkarması bence dün geceki planının en zeki yönlerinden biriydi.. Bu düşünce dünyanın en iyi takımlarına karşı bile işler, bunu La Liga'da son 1-2 yılda birçok kez gördük.. Fenerbahçe'nin etkili ileri 3'lüsüne geride boşluk bırakırken bu riski orta saha ve hücum hattının pres gücünden aldığı destekle en aza indirerek sadece Fenerbahçe maçı öncesinde görev alacak kadar değil, aynı zamanda oyun içi kurgularında da oldukça cesur olduğunu gösterdi.. 5 senedir boşta sayılacak bir teknik adam için etkileyicidir ilk maçında..

İlk yarıdaki net dominasyondan sonra ikinci yarıdaki Fenerbahçe baskısına karşı erken telaşa kapıldı gibi görünse ve maç içinde ortaya çıkan galibiyet ihtimalinden çabuk vazgeçse de seri yenen statta gösterdikleri ilk gün için yeterlidir.. Misimovic'i çıkardıktan bir süre sonra Serkan hamlesiyle Elano'yu merkeze çekmesi de ikinci yarıda kenarları daha iyi zorlayan Fenerbahçe'ye karşı hem defansı, hem de hücum adına zayıflayan merkezi güçlendirmesi adına önemliydi.. Elano ortada fazla bir şey gösteremeden yerini Emre Çolak'a bıraktı.. Alex'li hücum dörtlüsünün takımın gerisiyle olan iletişimini maç boyunca harika kesen Galatasaray son dakikalardaki şok baskılarla golü bulamadı ama bu, içinde bulunulan durumda çok da önemli değildi..

Galatasaray, Kadıköy'deki bir derbiyi uzun zaman sonra ilk defa çok daha üstün oynadı.. Bundan yeterli pozisyon çıkmaması karşı yakadan bu nasıl üstünlük sorusunu getirebilir.. Ama Galatasaray, Kadıköy'deki son galibiyetini alırken 2-0'a kadar harika oynamış, sonrasında ise Fenerbahçe'ye bütün oyunun iplerini veren bir takımdı ve dün geceki takım karakteri oyun anlamında son galibiyetten bile öndeydi bence..

Juan Pablo Pino açık ara benim için maçın yıldızıydı.. Sadece enerjisiyle rakip tandemi yerine çakıp Fenerbahçe'nin oyunu ileriye taşıyamamasında başrol oynamakla kalmadı, beklentilerin çok ötesinde top tutarak bu işi Galatasaray'da en iyi yapan Arda'nın yokluğunda inanılmaz bir rahatlık sağladı savunmaya.. Dünkü performansı sözlerin bittiği noktadır ve yine 1 yıl önceki Colin Kazım çıkışı gibi ilginçtir.. Sağ açıkta hiç mutlu olmayan, natureli forvet olarak Türkiye'ye gelen onun gibi forvetteki ilk maçında gösterdiği iştah Pino'nun Türkiye'deki rotasını ilerleyen zamanda değiştirebilir.. Onun Baros'la oluşturacağı muhtemel önlü arkalı bir ikili Misimovic'i Galatasaray'da sezon başındaki Elano konumuna sokabilir zira Elano'nun sağ açıkta bir süre daha devam edeceğini düşünüyorum.. Arda ve Elano'lu kenarlarla takımın Hagi'nin ilk dönemindeki gibi 4-4-2 / 4-4-1-1 kırması bir yapıya girmesi mümkün ve Galatasaray belki de ilerleyen dönemde bunun üzerinden yürüyecek.. Bu bağlamda Misimovic'in de bu seyri değiştirmesi için ani bir gelişim göstermesi şart..

Hagi başlangıcı harika yaptı ve taraftarı coşturdu.. Bu elbet bazılarının isteğidir, zaten yapılan hamlenin temelinde bunu oluşturmaya çalışmak vardır.. Ama yalancıları ve beceriksizleri mutlu etmemek adına Hagi'ye yapılan bu tezahüratlara katılmayacak değiliz.. Dünkü beraberliğin yarattığı sevinç gayet normal bir eylem olup skordan çok oynanan oyuna bir övgüdür.. Galatasaray'ın ezilerek şansla çıkaracağı bir beraberlikte dünkü görüntülerin oluşacağını ben sanmıyorum.. Hagi, Rijkaard'ın 15 aylık süre içinde göstermediği pragmatik zekayı ilk maçında sahaya doğru bir oyun plan ve kurgusuyla sahaya koydu ve müthiş bir açılış yaptı.. Dün hakemin deplasman takımını asla ezdirmeyen ve ev sahibinin zaman zaman tepkisini çekebilecek bir yönetim göstermesine rağmen kötü sonuçtan sonra tek bir hakem cümlesi geçmemesini ve Aykut Kocaman'ın Galatasaray'ı öven açıklamalarını ise derbinin yıllar geçtikçe anlamını yitiren yapısı içinde çok olumlu buluyorum.. TT Arena'da bunun cevabı verilmeli..

Güç, Hagi'yle oldu.. Master'ın mind trick'lere bir an önce başlaması Trabzon ve Kayseri deplasmanları öncesinde takım adına hayırlı olur..

Not: Blog temposu az bir süre daha böyle gidecek gibi görünüyor, kapanma ya da çekilme gibi bir durum söz konusu değil.. Her şey düzenle alakalı ve ilgi için teşekkür ederek bu gecikmiş maç yazısını burada noktalıyorum..

20 Eki 2010

Hoşçakal Rijkaard


"Sonuç ne olursa olsun, biz Nisan ayında kendisine teklifimizi yapacağız."

2 Eylül 2010, Yer: NTV SPOR, Adnan POLAT

Son açıklamayı yapmak her zaman kamuoyu için yanıltma payını içinde taşır.. Sırbistan'dan yanında bir oyuncuyla gelen Cevat Prekazi'nin iş olmayınca yaptığı zehir zemberek açıklamalar, yönetimi ağır bir şekilde suçlamaları NTV SPOR'da Adnan Polat tarafından harika bir hamleyle savuşturulmuştu.. Son konuşansanız, bu ülkede her zaman avantajlısınız.. Polat'tan sonra herhangi bir medya organı Prekazi'ye gidip Polat'ın son açıklamalarını söylese emin olun ortaya başka şeyler çıkacaktı ama Adnan Polat doğru zamanlamayla hem takım ve kulüple ilgili beyaz yalanlarına devam etmek, hem de Prekazi nedeniyle kendisine yapılan eleştirilere son vermek için 1.5 ay önce ekranlara çıktı ve taraftarı uyutmaya devam etti..

İşte yukarıdaki italik alıntı da o programdan çıkma.. Sonuç ne olursa olsun, dün Rijkaard takımdan gönderildi.. Yaklaşık 3 yıldır, üstüne vazifeymiş gibi takımın oynadığı futboldan mutlu değilim açıklamalarını yapmaya cüret eden bir başkan kendince Türk futbolunun o ünlü neşterini takıma vurdu ve bunun sonucunda ortaya çıkan şey Kocaeli maçından sonra gerçekleşen çok üzücü bir olayın tekrarı, Türkiye için bir klasik olan 'deja vu'ların sonuncusu..

Hikmet Karaman çok saygı duyduğum, Türkiye'nin güzel hocalarından biridir ama Frank Rijkaard'ın yerine, böyle sıkıntılı dönemden geçen bir kulübe gelecek bir hoca değildir.. Ama gördük ki kendisine gidildi ve Adnan Polat vizyonunun ne olduğuna dair müthiş bir açılımı da berbat kriz yönetimiyle tekrar gördük.. Adnan Öztürk'le seçime girdiklerinde kendi içimizde yaptığımız telaş, kendi çapımızda Polat ve yönetimine verdiğimiz destek, futbolcu eskilerinin kongre boyunca birlikte poz verip Polat'ın tam karşısını işaret etmeleriyle desteğimizin artması ve ilk sandıkla birlikte ortaya çıkan Polat üstünlüğünün bizi rahatlatması... Üzerinden kaç ay geçti? Kendi adıma sadece 6 ayda ne kadar büyük bir hata yaptığımı anladım.. Bir başkan, çok önemli bir seçimde kendisine muhalefetin en büyüğünü yapmış, takımdan iki defa göndererek aralarında büyük husumet oluşturduğu eski futbolcusunu Rijkaard takımdan gönderilirken o kriz yönetimi içinde takıma sportif direktör yapmaya çalışıyorsa, hem o kulüp, hem de o idare için çoğu şey bitmiştir..

Karaman sonrası Fatih Terim'le görüşen yönetimin hocadan aldığı ayara olabildiğince sevindim ama zaten yönetimin amacı da Terim'le yeni bir döneme başlamak gibi görünmüyordu.. Adnan Sezgin şartını sunacağı belli olan Terim'e gidiş yine taraftara hoş görünme ve "Biz gittik ama o istemedi." deme şekli.. Zira eğer Terim'den böyle bir yanıt geleceklerini bilmeden bu işe kalkıştılarsa durum daha vahim.. Terim bu ortamdaki çökmüş Galatasaray'ı toparlayabilecek ilk isimdi benim gözümde ama gelmesi durumunda camia içinde iki kutup oluşturacaktı.. Rijkaard'çılar ve Terim'ciler arasında aylar süren tartışmalar başlayacak, kötü ve iyi sonuçlarda sürekli bir taraf baskın olmaya çalışacaktı.. Terim tarafından reddedilen yönetimin gittiği isim doğal olarak bir başka efsane oldu ve Hagi teklife balıklama atlayınca taraftar yeniden bir kış uykusuna yatırıldı über allez şahsiyetler tarafından.. Son 10 senede uzun süreli tek teknik direktörlük kariyerini Galatasaray'da yapan, Galatasaray sonrası 5 sene içinde ciddi hiçbir iş içerisinde yer almayan Hagi'nin niteliğine gidilmediği kesin.. Maksat homurdananları susturmak, çok sevilen Rijkaard'ın gidişinden sonra laf söylenemeyecek bir sevilen getirerek eleştirilerin içinde sıyrılmak.. Rahmetli Özhan Canaydın, Terim sonrası Hagi'yle, Ergun Gürsoy ve Adnan Polat hamleleriyle bunu birçok kez sahneye koymuştu.. Polat'ın da bu hadiselerden nasibini aldığını görmek çok şaşırtıcı değil.. Üzücü olan daha önce böyle bir hadiseyi yaşamış olan Hagi'nin ortadaki gerçeği kestiremeyip aynı sığ havuza ikinci kez balıklama dalmaya çalışması.. Gerçi Hagi müthiş zeki bir adamdır, muhtemelen de Galatasaray sevgisi gözlerinin önüne perde oluyordur.. Zira Fenerbahçe maçı öncesinde hiç düşünmeden görevi kabul etmesi, 'hele şu maçı atlatın' geyiklerine girmeden kolları sıvaması da onun yüreğiyle, kişiliğiyle ilgili önemli donelerdir, ki zaten biz bunları çok iyi biliriz.. Bilmeyenlere de Galatasaray resmi sitesinde "Hagi kimdir" başlığıyla anlattırsın bu muhteşem şahsiyetler..

Frank Rijkaard, bu ülkede bazı şeyleri hareketlendirdi.. Rijkaard'ın 1.5 senelik performansı tam bir fiyasko ve oynattığı oyun başarısız son 10 senenin ortalamasının altında.. Ama bu ülke her konuda olduğu gibi futbolda ve onun bilincinde de değişiyor ve gelişiyor.. 1.5 yıllık net bir başarısızlığa rağmen çok önemli bir kesim Rijkaard'ın arkasındaydı ve bundan sonra da olmaya devam edecekler.. Her ne kadar bunların içinde önemli miktarda samimiyetsiz kesim bulunsa da, Rijkaard'ı destekleyen, onun yanında olan bu topluluk ülke futbolu ve Galatasaray için önemlidir.. Bu konudaki samimiyetsizlik Rijkaard'ın ismi ve başardıkları nedeniyle onun buradaki olmamışlığının altında başka nedenler arayan ama daha önce isimsiz başarılıları öğütmeye çalışmaktan çekinmeyen insanlardan kaynaklanıyor ama bu oyun her sene yeni şeyler öğretmeye de devam ediyor.. Türkiye, belki de ilk defa Rijkaard'la futboldaki başarısızlığın altında başka nedenler olduğunu gördü ve Galatasaray futbolcuları tarihinde ikinci defa bir hocasını yemekten çekinmedi.. Ankaragücü maçının gösterdikleri benim gözümde Skibbe'nin son döneminde Lincoln'a pas atmayan Karan, Arda ve Sabri üçgeninin yeni bir yansımasıdır.. Ama biz bunun temellerini çok önceden attık ve maalesef temizleyemedik.. Galatasaray için benim gözümde en büyük utançlardan biri olan, Lincoln'ün o meşhur Roberto Carlos'lu derbi pozisyonunda takım arkadaşlarını kendilerine pas atmadığına dair bir Fenerbahçeli'ye şikayet ederek en diplerden birini gördüğümüz olayın küçük bir tekrarını yaşadık Ankaragücü maçında.. Daha önceki büyük yanlışları ve utançları ödüllendiren, kovma tehdidinden birkaç ay sonra takımın hiyerarşik yapısı içinde bazılarını zirveye götüren yönetimler oldukça bunları normal karşılamaya devam edeceğiz..

Ben Frank Rijkaard'çıydım.. Ondan önce Michael Skibbe'ci olduğum gibi.. Bu adamların temsil ettiği bir şey vardı ve biz bu olgunluğa ulaşana kadar 10 yıl boyunca Rijkaard'la Avrupa'ya gidememeye razıydım ben.. Ama benim içinde bulunduğum düşünceler elbet Galatasaray camiasını bağlamıyor.. Peki ya Gheorghe Hagi? 2002 sonrasındaki çoğunlukla siyahlarla dolu dönem içinde Michael Skibbe'den sonra benim gözümde bu takıma en iyi topu oynatmış, ülke sınırları dışındaki oyuna en yakın duruşu sergilemiş adamdır Hagi.. Gidişine çok üzülmüştüm çünkü benim için gelecek vadeden bir teknik adamdı ve Galatasaray ruhunu kendi müthiş kişiliğiyle üst seviyeye taşıyan biriydi.. Zor bir insan olması onun insan yönetiminde hatalar yapmasını mutlaka sağlıyor ama bunlar bütün büyük kariyerlerin geçtiği yollar.. Son 5 senede Gheorghe Hagi dünya futbolunu ne kadar takip etmiştir? Kendi enformasyonunu ne şekilde geliştirip dünyada devamlı değişen ve gelişen sistemler yapısını bu birikime entegre edebilmiştir bunları şu anda kestirmek mümkün değil.. 5 sene önce iyi bir teknik adam olmanız son gelişmeleri takip etmemeniz durumunda sizi kısa bir süre içinde vasıfsız hale getirebilir ve geçmişin birçok başarılı hocasının yaşadığı da aslında bundan ibarettir.. Fatih Terim'in de kendisini yenileyemeyerek 2000'de futbol dünyasının ilerisinde olan kafasını geriye düşürmesinde bunun büyük payı vardır bence..

Hagi'yle ilgili bildiğim tek şey, gelir gelmez Galatasaray'ın oyun merkezini en az 10-15 metre geriye çekecek olması.. Klasik 4-4-2'nin 4-3-3'e dönüşümünü sağlayan ayaklarından biri üzerinden başarılı bir sistemi Galatasaray'a oturtmuştu ama kötü yönetim onun da kellesini aldı.. Bu sefer bir başka pespaye yönetimin altına, belki de çok daha kötü bir zamanda geliyor.. İşi yine imkansıza yakın.. Hagi'yi desteklememek gibi bir şey söz konusu bile olamaz.. Benim için Terim'de de benzerinin gerçekleşeceği gibi.. Ama bir destek verilecekse bu sadece kendisine verilir, Rijkaard'ı seven ve isteyen çoğu Galatasaray taraftarının da yaklaşımı muhtemelen bu şekilde olacaktır..

Daha defansif, ayakları yere daha sağlam basan ve daha öne çıkmış bir Misimovic'le kısa dönemde çok daha iyi oynayan bir Galatasaray yaratacağından şüphem yok.. Ki bunu gerçekleştirmesi de fiyasko haline gelmiş bu takım içinde büyük başarı olmayacak.. Elano, Hagi'nin tam istediği tipte bir oyuncudur ve ben yeniden onu takıma monte etmeye çalışacağını düşünüyorum ama şalteri indirmiş bir Elano varsa kulüpte başka bir hüsran yaşanabilir bu konuda.. Bunlar da çoğunlukla ikincil meselelerdir şu anda.. Yönetici kılıklı bazılarının ve takım içindeki 2-3 densizin biletini keserek işe başlayan bir Hagi için bu takımı sonuna kadar takip ederim.. Umudum kendini ezdirmeden, kulüp içindeki terbiyesizlere prim vermeden yoluna devam etmesidir.. Bu olmuyorsa zaten emin olsun, biz anlarız.. Son 10 yıldan yeteri kadar şerbetliyiz, bu konularda gayet büyük tecrübeyiz..

Kadıköy'de güç Hagi'yle olsun..

10 Eki 2010

Yahoo Fantasy NBA 2010/2011


İki sene önce açılışı yapmıştık, bu sezon da kaldığımız yerden devam ediyoruz.. Düzen yokluğu bu sene biraz geç kalmama neden oldu ama kaybedilmiş bir şey yok.. Geçtiğimiz sezonki 1. ve 2. ligler aynı sistemle açılmış durumda.. Oynayan bütün oyunculara mail yoluyla davet yapıldı, öncelik elbette geçen sene oyunu oynayanlarda.. Ama aradan mutlaka fire verenler çıkacaktır, boş kalan yerler için de mail yoluyla başvurunuzu yapabilirsiniz.. İlk gelen boş yerlere oturur.. Eğer iki ligde boş kalan yerlere beklenenden fazla talep gelirse 3. bir ligi de zevkle açarım.. Bu sene 1. Ligi kazanana ufak bir ödülümüz de olacak ki ciddiyet artsın..

1. Ligin draft günü 23 Ekim Cumartesi günü saat 23.00..

2. Lig ise 21 Ekim Perşembe günü saat 22.00'de olacak..

2 lig de live online draft usulüyle ve head to head mantığıyla oynanacak.. Herkese bol şans..

Önemli edit
: Oyunu ilk defa oynayacak olanlar lütfen mailinde bunu belirtsin..

8 Eki 2010

Türkiye 11'i


Türkiye: Volkan; Gönül, Servet, Ömer, Sabri; Özer, Emre, Aurelio, Nuri, Hamit; Halil

"Servet - Ömer tandemi Klose'yi düşününce fazla sorunlu değil ama Müller ve Podolski'nin içeri dalışlarına verecekleri tepki maçın bizim adımıza kilit noktalarını oluşturabilir.. Bu açıdan bir stoper bek bu maç için şart ve Hiddink bunu nasıl kullanacak maçta göreceğiz.."

Birkaç saat önce yazılan aşağıdaki preview'da geçen bu cümleye Hiddink'in verdiği yanıt yukarıda.. Gökhan Gönül'ün sağ bek olarak yerinin garanti olduğu takımda stoper bek olarak kullanılabilecek tek oyuncu Hakan Balta'ydı ve o da son dönemde yaşadığı rezillikler sonra üstüne gelen Arjantinli junior ve takıma dönen Çağlar'la morali paramparça olmuş bir oyuncuydu.. Doğal olarak Hiddink bu riski almadı ve geçmişte 2-3 maçlık sol bek deneyimi olan Sabri'yi sol beke yerleştirdi.. Euro 2010 yarı finalinde sağdan yardırarak Philipp Lahm'ı maç içinde paspas eden Sabri'nin Almanya'ya karşı oynaması çok anormal değil ama bunun sol bekte, Müller'in karşısına çıkarak gerçekleşmesi ve Sabri'nin uzun zamandır maç oynamadan bu kritik pozisyona yerleşiyor olması ülke insanını huzursuz ediyor..

Orta saha ve forvetteki sürprizler ise daha anlaşılır.. Nuri ve Hamit'ten birinin kenardan merkeze yardımcı olarak orada üstünlük sağlama unsurunu Hiddink, Özer seçimiyle katmerlemek istemiş.. Kendi takımında forma giymeyen Özer'in bu maçta yine kenardan içe girerek orta sahayı kalabalıklaştıran ve top tutan oyuncu kontenjanından 11'e dahil edildiğini anlamak zor değil.. Arda Turan'ın yokluğunda top tutma konusu önemli handikaplardan biriydi ve Özer oyuncu yapısıyla bu sorunu hafifletebilecek oyunculardan biri.. Ama o da maç oynamadan Almanya karşısına çıkacak ve oynadığı dönemde vasatı geçemeyen haliyle takıma ne şekilde katkı yapacak bunu maçta göreceğiz..

3 merkez ve iki kenar oyuncusunun "orta saha" orijinli olduğu (Tamam Hamit devşirme) bir takım Halil seçimini de anlıyoruz.. Böyle bir beşli gerçek bir santrfor istiyor ve Almanya'da bu mevkiiden çoğunlukla uzaklaştırılmasına rağmen natureli bir uç oyuncusu olan Halil'in seçimi mantıklı.. Sırtı dönük oyunuyla Semih de bu beşliye entegre olması açısından iyi bir seçim olabilirdi ve muhtemelen Hiddink tercihini bu iki oyuncu arasından kullandı.. Halil'in sık sık geriye gelen ve orta saha özelliklerini de gösterebileceği bu takımda sürpriz forvet konuşarı kimden ve hangi bölgeden gelecek onu şu anda kestirmek kolay değil..

Hiddink, Schweinsteiger'in yokluğunda Almanya'nın zayıf olduğu bölgesinin farkında ve bizim takımın en güçlü bölgesine daha çok yüklenerek bu zaafiyetten yararlanmak istiyor.. İçeri giren oyuncularla iki hücum bekinin öne çıkışları da önemli olabilir ama ters ayaklı Sabri'den Müller karşısında biraz daha kontrollü bir oyun bekliyoruz.. Hiddink oyun kontrolü ve topla oynamada daha üstün bir takım istiyor.. Almanya'nın yaratıcı hızını kesebilecek olgulardan biri bu ve takımımız maçta bunu yapabilir.. Erken yenebilecek bir gol bütün planı çöpe atar ama ilk yarım saati atlattığımız takdirde oyundaki üstünlüğünü yavaş yavaş artıran bir Türkiye'yi bu akşam görebiliriz..

Almanya - Türkiye Preview


Bir milli maçı daha bizim medyanın muazzam yardımlarıyla Mesut Özil magazinine çevirmeyi başardık.. İki harika teknik adam, yetenekli futbolcular, bizim vatandaşlarımızla birbirine bağlanan çok yakın iki ülke ve tarih varken futbolun şifrelerini bırakıp olayı Mesut hangi milli marşı söyleyecek ya da gol atarsa ne tepki verecek haberciliğine indirgeyen herkesi tebrik ediyorum..

İki tarafa bakınca Almanya, nasıl bir maça çıktığının daha çok farkında olan taraf.. Onlar da Mesut Özil konusunu bilinçli bir şekilde kaşımaya devam ediyorlar çünkü girdikleri yeni yolda, sempatikleşen Alman takımı için bu vizyon önemli.. Yıllar boyunca geçmişteki hataların diyetini ödeyen, futbol sahasında da bunun izdüşümü olarak soğuk ve burnundan kıl aldırmayan futbolcu profiliyle önyargıları devam ettiren Almanlar, Stefan Effenberg soğukluğundan Mesut Özil sempatikliğine çok çabuk geçiş yaptı.. Gerald Asamoah'la ilk ciddi sınavını veren, David Odonkor'la devam eden ve 2010 Dünya Kupası'nda Türk asıllı Mesut Özil, Polonya asıllı Lukas Podolski, Tunus asıllı Sami Khedira'yla tabuları tamamen yıkarak kupanın en sempatik takımlarından biri haline gelen Almanya'nın Mesut'un bu kadar öne çıkmasından rahatsız olduğunu düşünmek mantıklı değil.. Bizim ülkenin tarafına geçince sadece çifte pasaportun konuşulduğu ortamın futbolculara nasıl bir psikolojik tesir yapacağını tahmin etmek kolay değil.. Maçın merkezinin başka yere kaymasının oyuncular üzerindeki baskıyı kaldıracağı düşünülebilir fakat böyle maçlardaki baskının bizim takımı genellikle olumlu etkilediğine inanan biri olarak Mesut ve Nuri özneli maçın bize katkısı muhtemelen negatif olacaktır..

Almanya 2010 Dünya Kupası'nın en etkileyici top oynayan takımlarından biriydi ve Del BosQue'yle turnuva içinde daha defansif bir yapıya doğru evrilen İspanya'dan bu anlamda çoğunlukla rol çalmayı başardılar.. Çift açık forvete dayalı kendilerine has 4-4-1-1'leri, DK'da neler yaptıkları, nasıl bir ekiple karşı karşıya olduğumuzun burada fazla önemi yok.. İspanya - Hollanda DK final maçını Total Futbol'lerin savaşı olarak gören bir yerden farklısını da beklemiyorum zaten.. Schweinsteiger'in yokluğunu çift yönlü doldurmaları bu kadro içinde mümkün değil ve tercihlerini hücum ya da savunmadan yana yapacaklar.. Toni Kroos herkes gibi benim de beklentim ve Arda'nın yokluğunun bir şekilde hizmet edebileceğini düşündüğüm Türkiye orta sahası bu maçtaki en büyük avantajımız olabilir..

Muhtemelen Hamit ya da Nuri'den birinin kenara atılarak ortadaki 3'lüye destek vereceği maç içinde 4-4-2'ye geçiş yapan bir 4-3-3'le oynayacağız.. Hamit sağ açığa daha alışkın ama uzun vadede işlerlik kazanabileceğine inandığım Emre - Nuri ikilisi bugünkü Almanya'ya karşı merkezde bir risk oluşturabilir.. Kenarda kimin tercih edileceği biraz da beklerdeki tercihler üzerinden şekillenecektir ki sağ bekteki Gökhan Gönül'ün varlığı Hamit'i bu seçimde öne çıkarıyor..

Almanya'nın DK'daki akıcılığında olmasını beklemenin anlamı yok.. Dünya Kupası futbolun başka mekanlarından biridir ve belli süreli turnuvada devamlı birlikte olan oyuncuların önemli motivasyon unsurlarıyla beslendiği ortamdaki performanslarını liglerin başladığı mevsimde beklemek mantıklı değil.. Türkiye'nin maçın tamamında rakibiyle başa baş oynayacağı bir maç bekliyorum.. Servet - Ömer tandemi Klose'yi düşününce fazla sorunlu değil ama Müller ve Podolski'nin içeri dalışlarına verecekleri tepki maçın bizim adımıza kilit noktalarını oluşturabilir.. Bu açıdan bir stoper bek bu maç için şart ve Hiddink bunu nasıl kullanacak maçta göreceğiz.. Ortadaki 4'lümüzün zayıf savunmalı Mesut ve Kroos'lu Almanya merkezine üstün gelmesi umuduyla bu maçta skorun gösterilecek dirençten daha önemsiz olacağını düşünüyorum.. Bazı maçlarda skor önemli değildir, Almanya deplasmanı da benim gözümde bunlardan biri.. Çok iyi bir oyunla yapılan puan kaybını, şansla gelen kötü bir 3 puana tercih edebilirim bu gece.. Bunu da sağlayan ilk 2 maçını 6 puanla kapatan Türkiye..

Löw'e birkaç ay sonra evimizdeki maçta da bizden daha iyi oynadılar dedirtmek dileğiyle..

Blogger tarafından desteklenmektedir.