31 Ağu 2010

,

Eskişehirspor 1-3 Galatasaray


Frank Rijkaard'ın sahaya sürdüğü 11'de yarım saatte pestili çıkan ve hiç hazır olmadığı her halinden belli olan Elano bulunuyorken ondan çok daha iyi durumda olan Lorik Cana'nın yedek beklemesinin anlamı nedir bilmiyorum.. Yine bir mesaj mıdır, yoksa takım problemlerine bir bakış mıdır fazla fikrim yok ama bunun garip olduğu kesin.. Artık oradaki kalitesizlikten sıkılan Rijkaard'ın Elano'ya sarılması olarak okunabilir ama bugüne kadar yaptığı tercihler sanki bunu doğrulamıyor.. Diğer olaysa gizemli bir şekilde alttan alttan, çeşitli konularda ısıtılmaya devam ediyor Galatasaray'da..

Elano'nun sol iç olduğu geçen seneki 4-3-3 düzeninden tek fark sağ açıktaki Barış'ın varlığıydı.. Çizgide bulunan bir fizik güç, Arda'nın içeri yaptığı dalışları artırmasına neden oldu ve boşalan sol çizgi bol bol Elano tarafından süpürüldü.. Brezilyalı'nın erken tükenmesinde sol koridor kontrolü mutlaka etkili olmuştur ama geçen seneden izler gösteren Elano'lu düzen ligin ilk haftasından çok da farklı görünmüyordu Galatasaray'da..

Bilinçli/isabetli uzun top kullanabilen tek savunma elemanı Neill'ın attığı topta Ivesa'nın yaptığı hata bizim fırsatçı Baros tarafından değerlendirildi ve Sivas'ta olduğu gibi takım yine erken bir üstünlük buldu.. Sonrasında yaşananlar dejavu.. Daha önde basmaya çalışan Eskişehirspor'un yavaş yavaş Galatasaray üzerindeki etkisi ve iki takımın düzenli bir şekilde sola kayışı.. Böyle durumlarda ortaya çıkan top tutan oyuncu gerekliliği Arda'nın takımı yavaşlatan yapısıyla dezavantaja dönüşürken, fizik eksikliği daha 10. dakikada ortaya çıkan Elano da bu konuda Galatasaray'ın yarasına merhem olmaktan uzaktı..

Eskişehirspor'un Batuhan'ı ileride tek bırakan, çizgilerde Tello ve Burhan ikilisini kullanan, orta üçlüde de Doğa ve Pele'nin önünde Sezer'i bulunduran yapıları hem merkezde, hem de ileri hatta sıkıntılıydı.. Geriden top çıkmayınca savunmaya çok yaklaşan Pele, merkezi parçaladı.. Sistem gereği Batuhan'ın yanına girmesi gereken çizgi oyuncuları da bu görevi yerine getiremediler.. Burhan Eşer 1-2 pozisyonda sağı zorlayıp toplu oyunda Batuhan'a yaklaşmaya çalıştı ama top Galatasaray'dayken santrfordan çok koparak sistemin işlemesini engelledi..

Ne var ki Galatasaray, vasat bir sistemden bile rahatlıkla gol yiyebilen bir takım.. Soldan ortalanan topta, 10 dakika önce harika bir top çıkaran Ufuk'un yaptığı hata ve orada biten stoper Vucko'nun (Trabzonspor önünde Semih'in ortasına kafayı vuran Lugano?) eşitliği bulması hem takım adına, hem de ideale yaklaşma bağlamında ev sahibi için önemliydi.. Golden sonra hiç etki yaratamayan Galatasaray'ın yavaş yavaş geriye yaklaşması ve bireysel hata sonrasında yediği gol, devreye moralle giden ev sahibi faktörüyle birleşince ikinci yarı adına fazla umut vadetmiyordu..

Rijkaard ikinci yarıya muhtemelen maçın başında 45 dakikalık yakıtı olduğunu bildiği Elano'yu kenara alarak Karpaty maçının hayalet kurtarıcısı Aydın'ı oyuna sürdü.. Barış ortaya, sağ içe çekildi ve ünlü Sarp-Barış-Ayhan merkezi tekrar yürürlüğe girdi.. Ters kanatlardaki Aydın-Arda ikilisi ise zamanla Arda'nın yine içe doğru, serbest bir yapıya yönelmesiyle farklılaştı.. İlk yarıdaki 4-3-3'ten daha klasik olan bu yapı yine sahada etki yarattı.. Galatasaray ikinci 45 dakikanın başından itibaren sahaya belli bir baskı koymayı başardı.. İlk 1 saatin dolmasıyla Tello'nun yerine oyuna giren Alper, Eskişehir'i biraz düşürdü.. Barış yerine giren Cana ise yine ceza sahası salvosu yapabilen tek Galatasaray orta sahası Sarp'ı sol içe çıkardı.. Hemen arkasından solda Arda - Sarp işbirliğiyle gelen 2. gol hazırlığı benim açımdan fazla sürpriz değil ama maç boyunca Eskişehirspor'da süren pozisyon hatalarını tekrar izleyicilerin gözüne soktu.. 3 dakika sonra bunun ayyuka çıktığı 3. gol ise maçı bitiren hamle oldu..

İki farklı avantajdan sonra maç boyu tandemde sırıtan günlerinden birini yaşayan Neill'ın yerini Zan'la sağlama alan Rijkaard'ın düşüncesinde hem Neill'ı o bölgeden uzaklaştırmak, hem de Batuhan'a doğru top şişirecek Eskişehir takımına karşı Servet'i desteklemek rol oynuyor olabilir.. Lakin çıkan oyuncunun maç boyu iyi bir performans gösterdiğine inandığım ama yıpranmış Serkan Kurtuluş olurken, Neill'ın sola geçmesi oldukça ilginçti ve Balta için iyi mesajdı.. Genç Serkan için bir parantez açalım burada.. Sezon başı kampında düzenli sol bekte değerlendirilen Serkan'ı geçmiş yıllara göre çok daha çabuk ve güçlü bulmuştum.. Eskişehir önünde de bunun devam ettiğini gördüm.. Tekniği fena olmayan ama defans için hem çok toy, hem de çok yumuşak olan Serkan'ın handikaplarını azaltmaya çalışması güzel duruyor.. Kurtuluş hala 90'lı, yani 20 yaşında.. Ve yaşına göre vadettiği hala fena görünmüyor..

Çok daha iddialı Galatasaray'ların çok daha iddiasız Eskişehir'lere kaybettiği bu ligde profillerin değiştiği bir ortamda Galatasaray, 3 gollü deplasman galibiyeti alabiliyor.. Futbolun cilvesi için ayrı bir madde olarak tarihe geçebilir bu maç.. Milli maç arası öncesi çok önemli olan bu galibiyet, maç sonrası sevinci hem ekrana, hem de gazetelere yansıyan Frank Rijkaard açısından bile sevindiricidir Galatasaray camiası adına.. Takımın elbette çok ihtiyacı vardı ama sanıyorum bu galibiyeti en çok Rijkaard istiyormuş..

27 Ağu 2010

Spider-Man Blue & Daredevil Yellow



Hoz Comics Spider-Man yayınlarına ara verdiği günden beri çizgi romanın bu ülkedeki yayıncılığıyla bağlantıyı kesmiş gibi olmuştuk ama bu güzel yayınevinden gelen son haberler yine buraya taşımaya değer..

Çizgi roman yazarlığının yetenek küplerinden Jeph Loeb'in yazdığı Tim Sale'in çizdiği Spider-Man Blue ve Daredevil Yellow gibi eserler yeni dönemde Türkçe yayınlanacakmış.. Bu tek ciltlik iki çizgi roman da bu dünyanın başyapıtlarından biri ve iki karakterin doğuşu ve gelişimi hakkında çok önemli bilgiler içeriyor.. Benim için tek eksiği (ki başkasına göre güçlü yanı olabilir bu) çizimlerinin modern olmaması ama hikayeler o kadar güzel ki bunun fazla önemi kalmıyor..

Spidey yayınlarıyla bizi bizden alan Hoz'un Blue'su bir yana, Daredevil Yellow beni asıl heyecanlandıran hadise.. Mett Murdock ve onun karmaşık hayatı Marvel evreninde Spider-Man'den sonra en çok ilgimi çeken konulardan biridir.. Arkabahçe'nin çıkardığı düzenli Daredevil yayını beni kendimden geçiriyordu ve onların işi tekrar küçültmesi biraz da bu nedenle çok üzmüştü.. Özellikle sayı sayı yayınlara başlamadan önce tek cilt olarak çıkardıkları "The Man Without Fear" (Korkusuz) eserini eğer bulma fırsatı olursa oldukça klas bir çeviriyle herkese öneririm.. Yellow eğer beklenen başarıyı sağlarsa Daredevil'ın da her ay yayınlanabilme ihtimali şu an için yeteri kadar sevindiriyor zaten..

Yine bu ikilinin yazdığı Hulk Grey de bir başka renk eseri olarak yeni dönemde yayınlanacakmış.. Hulkseverler için de muazzam bir haber bu.. Arkabahçe, Yeşil Dev'in de en güzel sayılarını yayınlıyordu kapanmadan önce..

Bütün bunların yanında bir X-Men de yakışacak Hoz Comics'e eğer olursa.. Bekliyoruz hepsini..

Javier Mascherano Barcelona'da


Javier Mascherano'nun Liverpool'a çektiği restin altında Barcelona'dan aldığı zehrin etkisi büyük.. Cesc peşinde koşan Barca geleceği garanti altına almaya çalışıyordu ve aslında bu sene için çok önemli bir hamle değildi Fabregas.. Mascherano'ysa Yaya Toure'nin boşalttığı pozisyon için birinci önceliklerden biriydi ve başarılı bir transfer oldu Barcelona için.. Anlaşma 4 yıllık, Mascherano senede 5.5 milyon euro kazanacak.. Bonservis ise yaklaşık 24 milyon euro.. Bir Yaya değil ama savunma önünü iyi oynayan biri için toplu oyunda da Barcelona'ya iyi hizmet edecektir.. Barcelona boyunu biraz daha kısalttı Mascherano'yla birlikte, Zlatan'ın da gitmesi ve Villa'nın merkez forvete yerleşmesiyle iyice pigmeler takımına dönmüş olacaklar..

Jose Mourinho şimdiden duran top çalışmalarına başlar..

,

Skandal

Bu gece takım o kepaze golü yemese de bu başlık değişmeyecekti, sadece iki noktadan sonra "Kurtarıcı Aydın" eklemesiyle devam edecekti.. Blog Kasım 2007'de açıldı, o günden bugüne Galatasaray'la ilgili çoğunlukla saha çizgilerinin içinde neler olduğuyla ilgilenmeye çalışıyorum.. Burada maç yazıları yazıyoruz, bunun için lige dair sadece bu amaçla farklı bir blog açıp Türk Futbolu'na dair farklı bir kaynak yaratmaya çalışıyoruz.. Ama bunları hep 90 dakika içinde gerçekleşen aksiyonların odağında oluşturmaya çalışıyoruz.. O 90 dakikada "bir şey" olmayınca şurada ne yazabilirsin ki? Bu maçın yazısı beş cümleyi geçmez ve o cümleler kesinlikle bu skandal maça fazla gelir..

Bu iş yapılmayan transferle açıklanamaz.. Galatasaray bugün Karpaty Lviv deplasmanına "Aykut, Gökhan, Aydın, Cana, Serkan, Musa, Emre Çolak" yedekleriyle geliyorsa ortada çok daha büyük bir futbol problemi vardır ve Galatasaray 2 tam sene ve 1 sezon başında daha bunları çekmeye devam ediyor.. Takımın ilk 11'inin durumu ortada, kenardaki oyuncular bunlar.. İki tane orta sahayı getirip bu takımın 11'ine koy ve Barış - Sarp ikilisini kenara al, değişen çok şey var mı? Maç sıkıntıya girerse neyle çevireceksin? Galatasaray sezon başında Kewell, Elano (bu nasıl bir yalan belli değil), Batdal, Sabri ve Pino'yu çok kritik bir maça sakat getiriyor.. 2 seneyi sakatlıkla yakan takım bu seneyi de yakmaya devam ediyor.. Ve böyle bir yedek kulübesinde de Cana, Aydın ve Emre Çolak maç kurtarmak için oyuna giriyor.. Pino transferinde oyuncunun var olan potansiyeline dair yapması gereken sıçramayı sakatlıkları nedeniyle yapamadığı haberlerini okuyoruz ama Galatasaray, bir yabancı transferini böyle şekillendiriyor.. Kewell'ın durumu belli, Sabri bütün dayanıklılığına rağmen injury prone, öyle olmayanların da yaşadıkları belli.. Bunların hepsini sağlık ekibiyle ya da kötü çalışmayla açıklayamazsınız ki.. Yeni sağlık ekibi geldi ve neler değişecek göreceğiz.. Galatasaray'da hocalar değişiyor ve bunların değişmediğini de görmeye devam ediyoruz.. Her hoca mı kötü çalıştırıyor takımı? Yoksa Galatasaray takımı bu anlamda sıkıntılı bir oyuncu topluluğuyla çalışıp yan etkenlerle sağlıklı olanlar sorunu büyütüyor mu? Galatasaray'da da, Arsenal'de de, Juventus'ta da durum biraz bunlar üzerinden değerlendirilmeli.. Böyle bir yapı içinde Galatasaray hala Rosicky'ye gidebiliyor.. Gelir 30 maç oynar, takımı taşır orası ayrı.. Ama 2009 Mart'ında futbolu bırakma haberleriyle gündemden düşmeyen, 2 sene önceyi boş, geçen seneyi tamamı az süreli, yarısı ilk onbir, 20-25 maçla geçirmiş, ondan önceki sene sadece 18 maça çıkabilmiş, kariyeri boyunca injury prone olduğu bilinen Rosicky riskini böyle sorunlar yaşayan bir takım alabilir mi? Almaya çalışıyor işte Galatasaray..

Burada Rijkaard'a sınırsız destek veriyoruz ama sanıyor musunuz ki ondan gelen yanlışların farkında değiliz.. Bu Skibbe için de böyleydi, öncesinde Hagi için de öyleydi, şimdi Rijkaard için de aynı şekilde.. Galatasaray'da iyi bir 4-3-3 görmek tek hayalimdi ve Rijkaard mükemmel bir tercihti.. Bu 4-3-3'ün içinde pas yapan bir yapı ise benim hiçbir zaman en büyük isteklerimden olmadı, ama işin kreması olacaksa başımızın üstünde yeri vardı.. Rijkaard bu yolu seçti ve özellikle bunu oynatmaya çalıştı, teknik adam tercihidir ve altını doldurabildiği kadar bu tercihiyle yargılanır.. Ama çok uzun süredir merkezi Sarp - Barış - Ayhan'dan oluşturup önde oynamayı, topa hakim olmayı beklemek çok iyimser görünüyor ve olmuyor.. 4-3-3 değil de 4-4-1-1 üzerinden devam etmeliyiz düşüncemin temelinde de bu yatıyor.. Rijkaard'ın yapması gereken pragmatik davranmak ve çok kalitesiz merkezi çift için önüne yaratıcı bir oyuncu çekerek kullanılamayan kenarlara da bir hareket getirmek.. Rijkaard'ın bunu görmemesi mümkün değil ama bu ısrarcılığın altında ya bir mesaj aramak, ya da futbol dışı cümlelerle desteklemek gerekiyor ve kulübün içinde olmadığımız için bir şey diyemiyoruz.. Rijkaard bu takımdan kesinlikle çok daha iyisini çıkarmalıydı.. Çıkarabilirdi de, sonuç olarak net başarısızdır.. Ama bu pragmatik düşüncenin içine girmeyip tercihini başka bir şekilde yapması hem takım yapısı, hem de yönetim anlayışıyla ne kadar okkanın altına gidebilir? Benim için gitmiyor ve hiçbir zaman da gitmeyecek.. Rijkaard'ın Galatasaray olayı bitmiştir ve ben bunu Mart ayındaki kongreden sonra Polat'la oynadıkları çift kişilik oyundan beri biliyorum.. Ama Rijkaard benim için bir simgedir, yanlışları olsa da bu böyledir.. İstediği transferlerin yapılmadığı, nüvesi hep sağlıksız oyunculardan kurulu bir kadroyu barındıran ortamda sezon başına 10 puan fazlasını almasının, Avrupa Ligi'ne devam etmesinin, takımı CL'ye sokmasının da hiçbir önemi yoktur.. Bu takım Gerets'le şampiyon oldu, Kalli'nin devamında son derece sıkıntılı bir yapıyla şampiyon oldu.. Devamında ne oldu? Rijkaard bu pragmatizmle, bambaşka bir düşünceyle takımı daha iyiye götürse, daha iyi top oynatsa, şampiyon olamasa da CL'ye soksa ne olur? Son 10 yıldır bu kulüpte sayılı başarıdan sonra ne olduysa o olur..

Rijkaard en sonunda basın toplantısında patlamış ve savunmaya adam istedim almadılar, aldıkları da oynayamıyor demiş.. Çok büyük bir sorunu ilk defa açık bir şekilde dile getirmiş.. Yücedağ yarın çıksın bunu da ben yanlış çevirdim desin, bekleriz.. Net bir şekilde istedikleri yapılmıyor hocanın.. Bu, geçen sene de böyleydi, bu sene de böyle olmaya devam ediyor.. Geçen seneki başarısızlık oyuncuların çoğunu kendi getiren Üstünel'e patladı.. Bu sene de başkasına patlar.. Orası sorun değil.. Ama Rijkaard diyor ki ben istifa etmeyeceğim.. Ben de diyorum ki sonuna kadar seninleyim.. Skibbe'yle de oldum, Rijkaard'la da olurum.. Varsın bazı terbiyesizler çıkıp bu açıklama ben paramı istiyorum demektir desin, değişir mi? Skibbe'nin yardımcıları kovulduğunda istifa etmeyince de dediler bunu.. Küçük adamlar, o paranın 5 katını cebinden çıkarıp masaya koyabilecek adamların para için yaşadığını, onursuz davrandıklarını söyleyebilir.. Hayat böyle.. Ama biz bir basın toplantısı bilgisi için ekranı açtığımızda bunlarla karşılaşıyoruz.. Bu da ülkenin futbol açılımı, bozdur bozdur harca gönül rahatlığıyla.. Ama benim Rijkaard'ıma, bu kötü futbolda büyük payı olan adamıma karışma.. Hadi karış da sen, bu benim ve benim gibi düşünenlerin umrunda değil ve hiçbir zaman da olmayacak.. Sen onu bil ve sabahtan akşama tatava yapmaya devam et.. Ben Skibbe ve Rijkaard'ımla, başarısız bir Galatasaray'la beraber mutlu olmaya devam edeceğim..

Hadi eyvallah..

26 Ağu 2010

Trabzonspor vs. Liverpool


Liverpool, Trabzon'a çok büyük problemlerle geldi ve çok büyük ihtimalle sezon boyu bu ve benzer sorunlarla uğraşmaya devam edecekler.. Geçen sene takımda bir teknik adam sorunu yoktu ama Benitez'in Liverpool'la misyonunu tamamladığı belki doğruydu.. Roy Hodgson geçen sene Fulham'da yaptıklarından sonra büyük takım denemesini yaptı ama başlangıç pek iyi olmadığı gibi hem yönetim anlayışı, hem de oyuncu değerlendirmesi itibarıyla durumları parlak görünmüyor..

Javier Mascherano problemi gittikçe büyüyen takımda bir de Dirk Kuyt sorunu patlak verdi.. Geçtiğimiz hafta Inter Başkanı Massimo Moratti'yle görüştüğünü ve oyuncularına asılan İtalyanların bu iki oyuncuyla ilişkisini keseceğini açıklayan Roy Hodgson'u yalanlayan açıklamalar geliyor.. Kuyt'ın menajeri Inter'le hala görüşme içinde olduklarını ve transferin gerçekleşebileceğini belirtmiş.. Sadece Inter tarafından değil, Barcelona tarafından da ısrarla istenen Mascherano'nun kulüple bağları kopmak üzere.. Poulsen ve Jovanovic'le düşük profil oyuncu tercihlerine bu sene de mecburiyetten devam edeceğini gösteren takım Benitez'in gidişiyle taraftarına da umut vadetmiyor..

Trabzonspor'da Umut Bulut olayı takım için talihsizlik.. Ama maç öncesi oluşan hava başka bir tehlike.. Trabzonspor'un bahis oranları sadece dünyaca ünlü bürolarda değil, iddaa'da bile 3.20'den 2.30'a düşmüş durumda.. Şu anda oluşan hava Trabzonspor'lu futbolculara Liverpool'u elemeleri gerektiğini söylüyor ve herkeste büyük bir ümit mevcut durumda.. Liverpool, Türkiye'ye Torres, Gerrard, Mascherano, Agger, Maxi ve Jovanovic'ten yoksun bir takımla geldi ama bu geceki hücum hattı Babel - Joe Cole - Kuyt ve önlerindeki N'Gog'tan oluşması muhtemel Liverpool hala klas takım..

Şenol Güneş sadece önemli bir maça çıkmayacağız, aynı zamanda elersek tarih yazacağız diyor.. Oyuncuların bu bilinçle maça hazırlandığını bilmek güzel.. Benim gözümde bu maçta Trabzonspor'un turu geçmesi normal sonuç, zira oyuncu kalitesi olmasa da takım organizasyonu olarak daha iyi oldukları bir takımla oynayacaklar.. Fenerbahçe maçındaki ilk 11'in aynısını bekliyoruz, Umut'un yokluğu forveti çiftleyecek açık oyuncusu için büyük şanssızlık ama Jaja belki maçın ikinci yarısında bu kontenjandan mücadeleye dahil olabilir..

Avni Aker'in kendi takımını etkileyen kendine has baskısı maç öncesi oluşan Trabzonspor turu geçmeli havasıyla birlikte Trabzonspor'a yine zarar verebilir.. Şenol Güneş'in düşüncelerine kulak vererek hazırlanmak en güzelidir ve maça gidecek seyircilerin de bunu aklında bulundurması gerekir.. Bugün Trabzonspor en büyük farkı oyunun merkezindeki kaliteli üçlüsüyle yaratabilir ve bu açıdan oldukça zayıf görünen Liverpool orta sahasıyla cebelleşmelerini şimdiden merakla bekliyoruz.. Maçın sonu Karpaty Lviv maçına kurban gidecek gibi görünüyor ama turun gidişatına göre tercihimiz bu gecelik değişecek gibi duruyor.. Geçen seneki Bursaspor gibi ligin bu seneki en sempatik takımı olmaya aday olan Trabzonspor'a başarılar diliyoruz..

Maç Yazıları

Türkiye'de futbol yorum programlarının çoğunun lig maçından daha fazla izlendiği, maç yorumcularının teknik direktörlerden daha fazla itibar gördüğü, daha çok tanındığı ve daha fazla para kazandığı bir dönemde yaşıyoruz. Öyle ki; şöhretli eski futbolcular jübile yaptıktan sonra teknik direktör olmak yerine ulusal kanallarda birer koltuk, ulusal gazetelerde birer köşe kapıp maç yorumu yaparak kariyer edinmeyi tercih ediyorlar.

Bu mesleğin bir okulu ve yazılı standartları yok ama bir odağı var. MAÇ. Esas olan maçı yorumlamak, maçı yazmak. Türkiye'de ise gelenek maçı bir kenara bırakıp kulüp yönetimlerinin, teknik direktörlerin, futbolcuların, hakemlerin ve hatta taraftarların teknik sosyal, psikolojik ve ekonomik açıdan doktora yapmış bilirkişi edasıyla yorumlanması. Maç hakkında görsel ve yazılı basında karşılaşacağınız yorumların kapsadığı alan incir çekirdeğini dolduracak kadar ya var ya yok.

Maç ile yapılan kritiklerin ortak özelliği ise normatif olması. Yorumcu ve yazarlarımızın birçoğu futbol sezonu boyunca maçları kendi ideal futbol algı ve doğrularına göre izleyip ona göre yorumluyorlar. Eh, haliyle maçları izleyememiş insanların ertesi gün televizyon ve gazetelerde yorumculardan maç hakkında öğrendikleri ise aşağıdakiler oluyor:


* Teknik direktörlerin hangi diziliş ve taktikleri kullanması gerektiği, kimi değiştirip oyuna alması gerektiği,
* Futbolcuların hangi mevkide hangi görevle oynaması gerektiği,
* Hakemin hangi kararı vermesi gerektiği,
* Taraftarların hangi dakikada nasıl ve ne tür tezahürat yapması gerektiği,
* Yönetimlerin ne kararlar alması gerektiği,

Bunların hiçbiri değersiz görüşler değil ama odak olmaktan ziyade normatif ve öznel yorumlar.

Oysa maç yorumculuğunda esas, dayanağı olmayan, doğruluğu kanıtlanamayacak varsayımsal bir yöntemle maçta olması gerekenleri değil; maçta olanları, sıradan bir futbol izleyicisinin gözden kaçırdığı detayları, bilmediği teknik konuları somut veriler ve görsellerle anlatmaktır.

Maç Yazıları sitesinde bilgimizin el verdiği ölçüde bunu yapmaya çalışacağız.

* Teknik direktörlerin maçta hangi diziliş ve taktikleri kullandığını, oyuna nasıl müdahale ettiklerini,
* Futbolcuların hangi mevkide hangi görevle oynadığını,
* Hakemin ne kararlar verdiğini,
* Taraftarların maça nasıl katıldığını,

vb. maçla ilgili birçok detayı somut veriler, görseller ve hikayeler eşliğinde öğrenmek ve tartışmak isteyenleri bekliyoruz.

MAÇ YAZILARI

Borges
Cartalete
Lambuja
Noat Samisa
PCLion FC
Tardini Büfe
Uzun Paslar

23 Ağu 2010

Lider?


"Son 10 dakikada takımdaki lider vasfında olması gereken arkadaşımız olmadığı için, bu da futbolcularda bir yan etki yaptı."

Cümlenin yapısı bozuk ama haber sitelerinde yer alan şekli bu.. Mustafa Yücedağ hangi cümleyi bu hale sokmuştur onu bilmek imkansız ama Rijkaard ne ima ediyor olabilir burada? Takımda bu vasfı belli olan yabancılar varken işaret ettiği adresin ülke dışı olduğunu ben sanmıyorum.. Bu cümlenin altında yine önemli şeyler yatıyor muhtemelen.. Dünkü performanslar bağlamında kişisel bahis listem şudur:

Arda Turan: 1.20
Milan Baros: 10.00
Lucas Neill: 13.00
Lorik Cana: 15.00
Harry Kewell 20.00
Mustafa Sarp: 100.00 (parayı yatıran iyi kaldırır uzun vadede)

Not: Dün gece oynayıp kayda değer olmadığı düşünülen isimler listeye alınmamıştır..

,

Çöküş


4-2-4'le başlayan, 4-4-2'yle devam eden, 4-3-3'le dünyayı değiştiren bu sistem üçlüsünün doğuşunda ortak bir futbol düşüncesi var.. Oyunu kenarlardan oynamak, çok moda olan takımların boy kısalığı-uzunluğu yanında hep gözden kaçan genişliği olabildiğince iyi kullanmak.. Oyunu 40 metrede oynamak herkesin en az bir kere bahsettiği bir futbol gerçeğidir.. 70 metreye çıkarsa hani şu rakip o büyüyen alanda cirit atar, sistemini bozar, kendi istediğini sana kabul ettirir vs.. Bu futbolun bir gerçeği, ama fazla bahsedilmeyen genişlik başka bir gerçeği.. 4'lü defansın 3'lülere karşı kurduğu üstünlükte kilit rol oynayan bekler bu genişliğin de ana maddeleri..

2000'lerde Jose Mourinho'yla tekrar moda olan ama Portekizli'nin savunmayı temel alarak ama hücumdan asla ödün vermeden Chelsea'de tekrar parlattığı 4-3-3'ü iyice cilalayan, o senelerin devamında Barcelona'daki uzay futboluyla en tepeye koyan ve bir anda dünyanın en büyük modası haline getiren Frank Rijkaard, Galatasaray'ın başına geçtiğinde düşüncemiz tekti.. Bu hiyerarşinin en tepesindeki, bu en modern yapının Türkiye'de belki de ilk defa, gerçek anlamda yürürlüğe konması ve bu topraklarda onu izleme şansına sahip olarak önemli bir deneyime sahip olacak olmanın mutluluğu.. Kimine göre Robinho'yu, Baros'u, Kewell'ı, Rijkaard'ı, Schuster'i bir takımda görecek olmak büyük bir heyecandır, bana göre döneminin en üst mertebesi olan bir sistemin o takıma transferi de bunlarla yarışır.. Heveslendik, geçen sene bir önceki sezonun ardılıyla yapılan başlangıç sonrasında Elano transferi ve dönülen 4-3-3'ün bekleneni verememesi eşliğinde gelen 5.likle dağıldık, zaten çok da konuştuk geçen sezon, tekrara gerek yok.. Ama merkezdeki 3 oyuncuyla anlam kazanan ve kenarları kullanmanın en geçerli yol olduğu bu sistemi Rijkaard'ın ikinci senesinde bu 11'le gördüğün ortamda kelimelerin kifayeti kalmıyor, maç üstüne içilen bir şişe Niğde Gazozu'yla gece geçirmekten başka yapacak iş olmuyor..

Bugün takımın sağ açığı Pino sakat ve Galatasaray kenar odaklı bu sisteminde sahaya 2 sene öncesinden olmayacağını bildiği bir ikiliyle çıkıyor.. Takım 4-4-1-1'le başlayıp yürütemediği Karpaty Lviv maçını 50. dakikada dönülen bozuk 4-3-3'üyle çevirmiş, sağda atıl kalan Arda'yı solda büyük bir iştah ve harika bir oyun gösteren Kewell gölgelemiş ve Rijkaard muhtemelen biraz da buna güvenerek Arda'yı daha maçın başında sağa atmış.. Skibbe zamanı konusunda bilgilendirilmiş midir Rijkaard bilmiyorum.. Ama sağ açıkta yine sureti mahkeme duvarına dönen Arda Turan'la, şu anda TSL'nin en berbat bek ikilisi olması muhtemel Ali - Balta ikilisiyle ve arada kalmış, Ali Tandoğan tarafından topu ayağına her alışında markaja alınır gibi yapışılan Kewell'la kenar odaklı sistemi ne kadar işletebilirse Galatasaray, o kadar işletti bugün de..

Sarp - Ayhan - Barış üçlüsüyle zaten merkezde yaratıcılığı minimuma inen takım iyice kenar odaklı hale gelirken 3'ü yerlerde sürünün çizgi performanslarıyla Galatasaray'ın bugün Bursaspor karşısında gösterdiği oyun beklentilerin ötesindedir ve tabela 0-2 yazar.. Takım için en acı gerçek bu, ötesi de tandem önü Sarp'ın bu merkezden ceza sahası içine salvo yapmaya çalışan tek oyuncu olması.. İlk goldeki hatası, Volkan'ın kafasına bile bile çarptırdığı topla ikinciyi yedirmeye yaklaşması yanında Sarp, Galatasaray'ın merkezden hücuma çıkmasının tek yolu ve buna neden olan adres de bugün İbrahim Yazıcı'nın yanında beti benzi atmış bir şekilde maç izlerken, adamları maçtan sonra "Transfer 1 Eylül'de bitiyor ve o zamana kadar gerekli oyuncuları alacağız." demekle yetiniyordu..

Geçen hafta Sercan ve Nunez'in nitelikli yapılarıyla sahaya çok klas bir 4-4-2 koyarak lige giren Bursaspor için maçtan sonra başladığım ama asla yayınlayamadığım yazıda "Şampiyon gibi" başlığı atmıştım.. Ertuğrul Sağlam'ın geçen sene Sami Yen'de oynadığı ve Galatasaray'ın sezonu kapamasına rağmen iyi oynadığı maçta iyi bir karşılık vererek sezonun en iyi maçlarından birini çıkardığı mücadeleden copy-paste yaparak sahaya çıkacağını kestirmek zor değildi.. O maç Balta - Neill tandemini perişan eden Sercan'ı Servet ekli Galatasaray stoperlerine karşı yine tek bıraktı ve arkasını Batalla'yla destekleyerek geçen seneki 4-4-1-1'ini sahaya koydu.. Sercan'ın mental problemleri ve futbol dışı işlerinin fazlalığını insan evinden bile sezebiliyor ama niteliklerinin büyüklüğü ayrı bir olgu.. Bugün yine geriye yaslanan takımda daima doğru işleri yapmaya çalışarak potansiyeliyle ilgili yeni bir örnekleme yaptı.. Bursaspor'un bu Galatasaray'a karşı bu kadar geriye yaslanması, çok net olmasalar da pozisyonlar vermesi, pasif bir oyun sergilemesi eleştiri konusu olabilir ama Galatasaray bugünkü Bursaspor gibi İnönü ve Kadıköy deplasmanlarından net galibiyetler alarak çıksa ben çok sevinirdim.. Ertuğrul Sağlam üstüne koyarak takımını yükseltmeye devam ediyor ve bu Bursaspor bu sene de benim gözümde şampiyonluğun net adayı olmayı sürdürüyor.. Geçen senenin sonrasında ilk 5 yeterli diyen "doğru idare" tarzından örnek alması gereken çok adam var bizim protokolde..

21 Ağu 2010

,

Prim Yaptırıcı Schuster


Türkiye'ye gelişleri, yıldızlarla bezeli kadrolarla karşılanmaları, sezon gidişatı adına kendilerinden olan beklentiler, Türkiye'deki futbolu değiştirme umudu olarak anılmaları... Rijkaard ve Schuster'i bu sezon buluşturan TSL'de iki önemli hocadan aynı çatı altında yer alan sayısız beklenti, ikiliyi birbirine bağlayan sayısız benzerlik vardı.. Bunlardan biri Rijkaard'dan önce Schuster'in Galatasaray yönetimi tarafından çok ciddi bir şekilde istenmesiydi.. Bugün bir başkası daha geldi..

Frank Rijkaard geçen senenin 2. hafta Denizlispor önünde savunma dörtlüsünü tamamen değiştirerek Türk futbolundaki rotasyon geyiğini 1-2 haftalığına yeniden canlandırmıştı.. 1 sene sonra Schuster, yine bir 2. haftada bu rotasyon hastalarını yeniden cezbedecek, Rafael Benitez o cümleler içinde mutlaka geçecek.. Geçen seneki Denizli maçında olduğu gibi, ben bunun rotasyon olduğuna inanmıyorum.. Zira hiçbir takım sezon başında, 2. haftada rotasyona ihtiyaç duymaz.. Rijkaard savunma dörtlüsünü değiştirirken belki o hattan memnuniyetsizliğini, belki var olan arızaları diğer oyuncularla nasıl kompanse edeceğini düşünüyordu.. Zira sezon ortasında o savunmaya Lucas Neill geldi.. Schuster'in kafasında da, özellikle çok daha büyük değişiklikler yapıp taşlarla bu denli oynarken farklı bir şey olduğunu düşünmüyorum.. Olsa olsa tek defansif orta sahayla, forvet Holosko'yla, Ersan'lı tandemle, sağ açık Hilbert'le ciddi bir maçta neler yapabileceğini görmek istemiştir.. Eğer bu düşüncenin altında ben bu takımı nasıl olsa yenerim düşüncesi varsa bu lig karakterini yaklaşık 9-10 haftada Schuster'e anlatacaktır, açılışı bu gecedir sadece.. Ama Schuster eğer bu mağlubiyeti öngörüp zerre sallamıyorsa (ki kulübede öyle görünüyordu) o zaman ilk iç saha maçında ıslıklayarak bizim tribünlere selam çakan kendini bilmezlere de, yarın takıma sallayacak olanlara da fazla ekmek düşmez, düşmemeli.. Ama bu ülkede bu işler genellikle böyle yürümüyor..

Necip'in kenara alınması ve yerinin doğal olarak kimseyle doldurulamaması takımın bu geceki ana sorunuydu.. İBB ataklarına hazırlıksız yakalanan Beşiktaş savunmasının tek hat yapısı bu işin yan hasarı.. Ortayı parselleyip istikrarlı bir şekilde iç sahada rakibi geriye yaslayamıyorsan arkadaki problemlerin ortaya çıkmasından doğal bir şey yok.. Guti'nin gelişinde ve Galatasaray'ın geçmişinde sayısız postta geçtiği gibi bu ligin tek Ernst'li bir yapıyı istikrarlı bir şekilde kaldırmasının imkanı yok.. Mucizeyle desteklenmesi durumunda ise bu yapının Avrupa'da fazla ilerleme şansı da yok.. Necip yokken, Fink de buza çevrilmişken bu gece başka bir uyarıdır.. Schuster de zaten bu uyarıları almak için yapıyordur bu oynamaları..

Benim için gecenin özeti Schuster'in Abdullah Avcı'ya yaptırdığı başka bir prim, Avcı'nın en az 5 hafta bu galibiyetin ekmeğini yiyeceği.. Bir "4 büyük" takımı dışında bu kadar uzun süreli çalışmanın bu ülkede anlamı mutlaka büyüktür ama fazla inanmadığım mantalitesi, stadını dolduran bir taraftar takımında bu istikrarı göstermediği sürece benim için bu maçlarla prim yapan Avcı efsanesi devam edecek.. Maçın 87. dakikasında 110 pasla görünen Büyükşehir Belediye istatistiği bu konularda sallamayı seven yayıncı kuruluş eşliğinde çok şey ifade etmiyor ama eğer doğruysa bu zeminden çekeceği daha çok şey var demektir Beşiktaş'ın.. Zira aynı dakikada Beşiktaş'ın pas sayısı 240'tı ki bir 90 dakika içinde toplam 350 pas yapılıyorsa bu ülkede hakikaten kontağı kapatıp gidelim bu diyarlardan..

20 Ağu 2010

,

Batman de yeşil sahalarda


Her ne kadar geçtiğimiz sezon Gençlerbirliği kalecisi Miroslav Peric de Örümcek kostümüvari bir kaleci kazağıyla maça çıksa da, bu işin piri Ligue 1'deki bir maça bildiğin Spider-Man kostümüyle çıkarak takım fotoğrafı çektiren Fransız kaleci Jeremie Janot'tur.. Superman, NBA'in süper uzunları ShaQ ve Dwight tarafından paylaşılırken Spider-Man futbolda kaleciler tarafından rağbet görüyordu.. Buna bir başka kaleci, Guarani file bekçisi Pablo Aurrecochea, Batman amblemli kazakla farklılık getirmiş.. Copa Sudamericana maçında River Plate'i 2-0 mağlup ettikleri maçta güzel bir maç çıkaran Pablo için hazırlanan güzel bir çizgi roman efektli video yukarıda.. Çizgi romanların ve futbol sahalarındaki böyle güzel ayrıntıların hastasıyız.. Uruguaylı adamımdır bundan sonra..

19 Ağu 2010

,

Galatasaray 2-2 Karpaty Lviv


Maç öncesinde Galatasaray'ın daha sezonun ilk maçında dibe vuran ve geçen sezondan itibaren süregelen kötü futbolundan kurtulma şansı olarak Rijkaard tarafından uzun süredir denenmeyen 4 hücumculu bir 4-4-1-1 düzeninin gerekliliğini düşünüyordum.. Hoca, geçen senenin önemli bölümünde bu yapıyı kullansa da özellikle geçen senenin ikinci yarısında ve bu sezonun başında çok büyük oranda 4-3-3'ü kullandı ki bu seçimlerinde yaşanan sakatlıklar, Arda'yı ve Keita'yı ileri uca alan çaresizlikler ve merkeze yapılmayan transfer büyük rol oynuyordu.. Yine de Elano'nun düzenli olarak sol iç oynadığı geçen sene Arda - Gio - Keita üçlüsüyle birlikte süreklileşen kötü futbolda 4-4-1-1'in ara ara denenmesi pragmatik bir anlayışla işi kısmen daha iyiye götürebilirdi ama oyuna çok daha bütün olarak bakan Rijkaard'ın 4-3-3 ısrarı sürdü..

Sezon başında da durum aynen devam etti.. Hazırlık maçlarında tamamen 4-3-3 üzerinden giden takım ligin ilk maçına da bu şekilde çıktı ve ortaya geçen seneden tanıdık berbat bir deplasman futbolu çıktı.. Rijkaard hala merkeze en az 2 transfer bekliyor ama parasızlıkla birleşen beceriksizlik, Elano'yu yüzüne gözüne bulaştırarak oyuncudan bu sene verim alma şansını da ısrarla dibe sürükleyen bir yönetim anlayışıyla birlikte iş 1 oyuncuya düşmüş durumda ve bunun da hangi şekilde, ne zaman gerçekleşeceği belli değil.. Mehmet Helvacı maçtan sonra ortaya çıkıp utanmadan "Galatasaray transfer sezonu bitmeden transferlerini tamamlayacaktır.." açıklamasını yapabiliyor ve sahadaki tepkileri başka şeylere indirgeyerek kurnazlık yapıyor.. Helvacı'nın sahada teknik sorun yok, başka şeyler var dedikten sonra tribünlerden adresi yönetim olduğu belli olan eleştirileri "Onlar sahadaki kötü futbola tepki gösteriyorlardı.." basitçiliğine indirgeyip kutsal çelişkilerin içine düşmesi tam anlamıyla bir fiyaskodur..

Oysa ki biz size transfer yapamazsınız dememiştik...

Galatasaray'ın bir zamanlar en güzel örneklerini verdiği 4-4-1-1'e bu kadar soğumuş bir şekilde sahaya çıkması, Arda'nın supporter rolünde ilginç bir şekilde yokları oynaması ortaya ilk 10 dakikada ceza sahasına girmekte zorlanan, rakibi kendi yarı sahasına ilk defa 14. dakikada kapatan bir Galatasaray ortaya çıkardı.. Sarp, Barış, Ayhan (ve hatta Topal) gibi oyuncuları 4-3-3'te oyuna katma çalışmalarının elde patlamasından daha doğal bir futbol olayı yok.. Neticede bu adamların toplu kabiliyetleri belli, çift yön muhabbetini yerine getirmeleri için çok özel bir gece geçirmelerinin gerekliliği ortada.. Böyle bir yapı içinde bu adamlardan ikisini bir miktar geriye çekip öndeki hücumcuyu forvet arkasına yerleştirerek aralarını açmak daha doğru bir futbol düşüncesi olabilir ama çok uzun süredir bunu oynamayan Galatasaray'da o mesafe artınca, takım boyunu yaklaşık 1-2 yıldır istediği gibi kısaltamayan organizasyon içinde orta sahada istenen üstünlük Karpaty'ye karşı kurulamadı..

Lucescu haklıydı.. Karşıda müthiş bir alan savunmacısı, kısıtlı hücumlarını da olabildiğince sistemli bir şekilde, isimsiz ama zeki oyuncularla hızla gerçekleştiren bir Ukrayna takımı vardı.. Geçen seneki 5.liklerine rağmen bu seneki kötü başlangıçları geçen seneki Metalist etkisinin benzerini vadetmiyordu ama alan savunmasını bilen bir savunma hattına eklenen iç oyuncuları, kenardan özellikle Zenjov'la sisteme yapılan sürat katkısına birbiriyle çok iyi anlaştıkları belli olan çok zeki bir forvet ikilisi bu takımı da ekonomileri ölçüğünde özel bir yere koyabilir.. Ve pek tabii ki bu yargıyı pekiştirmek için bu takımı daha çok izlemek gerekir.. Arda'yı merkez önünde yok eden beşgenleri ilk yarıda hiç işlemeyen yapıda Kewell'ı Batdal tamamlayıcısı olarak ortaya aldı ve Arda'yı sol kenara çekti ama takımda değişen fazla şey olmadı..

Batdal'ın 2-0'dan sonra kenara alınması Baros'un maçı geri çeviren katkısı sonrasında daha normal görünebilir ama bence ilk yarı beklenmeliydi.. İlk yarıdaki paspaye yapı içinde ortaya konan sınırlı aksiyonların tamamının içinde Batdal vardı ama arkadan yeterli desteği alamadığı bir hücum içerisinde bu kadar tecrübesiz bir oyuncu olarak mucize yaratması mümkün değildi.. Bazen işler kötü gidince kabak hiç suçu olmayan en tecrübesizlerin başına patlar.. Mehmet Batdal umuyorum bu değişimden fazla etkilenmeyecektir.. (Edit: Batdal sakatlığı nedeniyle oyundan çıkmış, bu paragraf kayıtlardan çıkar)

İkinci yarıda 53. dakikada yapılan Barış - Serdar değişikliği maçı kurtaran hamle.. Yenik duruma düşünce defans çıkar - forvet sokçu elemanların asla erişemeyeceği bir futbol olgunluğunu Rijkaard yine gösterdi ve sağ açık Serdar'ı oyundan alıp merkezi üçleyerek hücumcu sayısını bir düşüren takım değişiklik sonrasında rakibi yarı sahasına kapatmaya başladı.. Elde kalan Baros, Kewell ve Arda üçlüsünde Harry ve Arda'nın iki kenarı paylaşacakları belliydi ve doğal olarak Arda sağ kenara gitti.. Bu ikilinin çift kanadı paylaşamayacakları 2 sene öncesinden tecrübe ettiğimiz ve bildiğimiz bir futbol gerçeği ama kenarda farklı bir varyasyona girebilecek opsiyonu yine yoktu Rijkaard'ın ve ilk yarının kötüsü Arda sağda iyice kayboldu, solda Harry Kewell ise maçı çeviren oyuncu oldu..

İlk goldeki ortası maçın başından itibaren hatasız oynayan Karpaty savunmasını paralize eden mükemmel bir kesme.. Baros boş görünüyordu ama rakibin kesinlikle o boşlukta suçu yoktu.. Öyle bir bombe ve kesmeyle topu oraya gönderebiliyorsanız yapacak bir şey yoktur.. Rakip savunmadan dönen toplar ortadaki üçlüyle daha iyi geri kazanım içine alındı ve 2-1'den sonra istemsiz olarak iyice geriye yaslanmaya başlayan tecrübesiz Karpaty'yi iyice zorlamaya başladık.. Golden sonra Kozhanov'u oyundan alan Oleg Kononov ileride tek kalan target striker'la aslında takımı iyice kendi alanına kapattı ve yaklaşık 10 dakika sonra bunu fark ederek golü yapan Kuznetsov'u da oyundan alarak yerine driplingçi, tandem arkasına oynamaya çalışacak olan Batista'yı soktu.. 75'ten sonra Rijkaard tarafından fizik olarak kötüyüz itirafına neden olan ilk haftayla birlikte takımda fizik düşüşün geleceği belliydi.. 45-75 arası yarım saatlik dilimde müthiş bir baskı yapan takımda zaten iyice beklenebilir bir durumdu bu.. Kononov bu dakikadan sonra takımı da biraz ileriye çıkararak Galatasaray'ı kendi kalesine getirmemeye çalıştı ama Harry Kewell'in yine soldan yardırdığı bireysel bir çabasına doğru yerde olan Baros noktayı koydu ve takım beraberliği kurtardı..

Baros'tan önce maçı alan adam Kewell'dır ve onun büyük çabası 2-0'dan sonra her şeyin çok kötüye gidebileceği bir dönemin başlangıcı olabilecek bu maçı kurtararak aslında yönetimin de ipini bollaştırmıştır.. Mehmet Helvacı'nın yönetimin devam eden ayıbını tekrarladığı konuşmasında "Bazen ben de yönetim istifa" diyorum özeleştirisini yapması da elbet güzeldir ama takımdaki çarpıklıkları affettirmez.. Bugün 4-4-1-1 olmadı ve takım alıştığı 4-3-3'le geri dönerek işi biraz toparladı.. Ama geleceğini duyduğumuz oyuncu dedikoduları bence ilerleyen dönemde bu takımı kesin ve net bir şekilde 4-4-1-1'e döndürecek.. Pek tabii bunu değerlendirmek için vasat yönetim sayesinde daha çok zamanımız olacak..

Takım ikinci iç saha Avrupa maçında da 2-2'yi aldı.. Ama canlı gözle izlediğim OFK Belgrad bas bas ben çok kötü bir takımım diye bağırıyordu ve deplasmanda 5-1'i almak takım için zor olmadı.. Karpaty Lviv deplasmanında ise işler bu kadar kolay olmayacaktır.. Açık bir şekilde turun direksiyonunu rakibe verdik ama ilk yarıdaki garabet sonrasında bu gece, buna üzülen Galatasaraylı olacağını sanmıyorum..

Galatasaray: Aykut, Ali Turan, Neill, Servet, Hakan Balta (Dk.78 Serkan Kurtuluş), Mustafa Sarp, Ayhan, Arda, Serdar Özkan (Dk.53 Barış), Mehmet Batdal (Dk.35 Baros), Kewell

Karpaty Lviv: Tlumak, Miloševic, Godwin, Kozhanov (Dk.65 Hudyma), Zenjov (Dk.83 Kopolovets), Khudobyak, Golodyuk, Fedetskiy, Checher, Kuznetsov (Dk.70 Batista), Avelar

Goller: Dk.34 Kuznetsov, Dk.40 Zenjov (Karpaty Lviv), Dk.59 ve 85 Baros (Galatasaray)

18 Ağu 2010

Samir Nasri sakata geldi


Arsenal, Premier League'in ilk haftasında oynanan ilk büyük maçta Liverpool deplasmanında beraberliği son dakikada, Pepe Reina'nın büyük hatasıyla kurtardı.. Ne var ki ilk yarım saati, hatta ilk yarının son dakikasında Joe Cole'un kırmızı kartı sonrasında devre arasını gören bir izleyici böyle bir senaryoyu o anda duysa muhtemelen gülerdi.. Arsenal özellikle ilk 35 dakikada, maç 11'e 11 oynanırken Anfield'da Liverpool'u sahadan sildi ama hem o dönemde, hem de rakip 10 kişi kaldıktan sonra oyun dominasyonundan gereken üretkenliği yine sağlayamadı.. Arsene Wenger Arsenal'inin ezeli problemlerinden biri bir kez daha sahne alırken özellikle ilk yarım saatteki muhteşem deplasman futbolunun merkezinde 2008 Mayıs'ında takıma katılan Samir Nasri vardı..

Arsenal'e geldiğinde yine sağ ayaklı sol açık kontenjanında yer alacağı düşünülen ve ilginç bir şekilde takım kariyerine de çok iyi başlayan Nasri'de Wenger rötuşlarının rol oynayacağını çok iyi biliyorduk ve öyle oldu.. Sol açıkta başlayan Nasri önce geçen sene 4-3-3'te Cesc'in olmadığı bazı maçlarda yaratıcı iç oyuncusu olarak merkeze monte edildi ve iyi sonuç alınınca Wenger, Nasri'nin kariyerini bu doğrultuda çizmeye karar verdi..

Liverpool deplasmanında yine bir büyük maçta olduğu gibi sağ açığı Sagna önü Eboue'yle sağlama alan Wenger, Chamakh'ın solunu Arshavin'le desteklediği takımda merkezi Diaby, Wilshere ve Nasri üçlüsüne bıraktı.. Defansif rolü ön planda olmayan üçlü riskti ve Fransız, bu riski Wilshere'i Diaby'nin yanında değerlendirip onların önüne Nasri'yi yerleştirerek daha da ilginç bir yola başvurdu.. Arsenal görüntü olarak uzun süre sonra yine 4-4-1-1'di ama Nasri'nin muazzam çift yönlü oyunu benim gözümde her zaman olduğu gibi sistemi 4-3-3 yaptı..

"88 Mucizesi"

İlk yarım saatte ve devamında kurulan oyun üstünlüğünde Nasri başroldeydi, mükemmel bir organizatör rolü üstlendi.. Rakibin 10 kişi kalmasından sonra Arsenal'in maçı en azından beraberliğe bağlayıp galibiyeti deneyeceği çok açıktı ama devrenin hemen başında gelen, Vermaelen'in yarım saniyelik geç tepkisiyle bulunan boşlukta N'Gog'un topu tavana asması sonrasında Liverpool büyük moral bulup açıkları iyice kapattı ve yıllardır tecrübelenemeyen Arsenal kadrosu paniğe yol aldı..

Arsenal'in oyundaki net üstünlüğünü anlatmak için maçtaki pas oranının %88 olduğunun altını çizmek gerek ve bu oranın yüksekliği rakibin 10 kişi kalmasından bağımsız.. Maçın ilk yarısındaki pas yüzdesi de %88'di Arsenal'de.. İlk 60 dakika sahada yer alan ve zannediyorum Mascherano'nun bir darbesiyle dizinde sakatlık oluşan Nasri'nin mükemmel oyununda 88 yine önemli yere sahip.. 60 dakikaya 64'ü isabetli 72 pas sığdıran 'yeni merkez'in pas oranını %88'de sabitlediği maçta Arsenal'in ilk bir saatte de %88'lik pas oranıyla oynamasında büyük rol oynadı.. %88'in tutturulmadığı dönemi bulmak için zorlamak gerekiyor zira Liverpool maçında ilk 45, ikinci yarı, Nasri'li ilk 1 saat ve Nasri'siz son yarım saatte bu rakam ortaya çıkıp insanı gülümsetiyor.. Anfield'ın merkezinde kenarları 60 metrelik büyük bir kare oluşturduğunuzda Nasri'nin bu bölgede 61'i isabetli 62 pas yaptığını görülüyor ki 1 saatteki 72 pastan çok daha değerli bir futbol ölçütü olarak öne çıkıyor oyuncunun yaptıkları..

Arsenal ne ilk yarı, ne de 1 kişi eksik rakibine karşı ikinci yarıda bu oyun üstünlüğünün meyvelerini ortaya çıkaramadı ve Rosicky'nin oyuna dahil olmasından sonra onun bireysel yaratıcılığı dışında net bir şey üretemedi.. Sahanın her yerinde mükemmel, ama rakip kale önünde vasat takılan Wenger Arsenal'inin bu en büyük sorununun artık irdelenmesi gerekiyor..

Maçta sakatlandığı ortaya çıkan Nasri'nin bugün sürpriz bir ameliyatla sahalardan 1 ay uzak kalacağı açıklandı ve sezona müthiş başlamış oyuncu ve takım için bu çok kötü bir haber.. Az ayrıntılı haberde anladığım kadarıyla basit bir artroskopi operasyonu geçirmiş Nasri ama dizlerin bu ameliyat sonrasında çok güçsüzleşmesi ve toparlamak için zamana ihtiyaç olması 1 aylık süreyi çoğaltabilir gibi duruyor.. Nasri'nin sakatlığı artık Arsenal'de de kabak tadı veren sakatlıklar nedeniyle taraftarın tepkisini çekiyor ve Galatasaray'daki gibi medikal staff bundan fazlasıyla nasibini alıyor.. Acaba bu işte gerçekten sağlık ekibi mi suçlu, yoksa oyuncu tercihlerini hep "injury prone" elemanlar üzerinden gerçekleştiren takımların da bu işte yadsınamaz bir payı mı var bunu sağlık ekibini değiştiren Galatasaray'dan sonra biraz daha iyi anlayabileceğiz sanıyorum.. Nasri'nin yokluğunda sakatlıklardan şu an için arınmış görünen Rosicky'nin rotasyon içindeki varlığı Arsenal için çok değerli olacak ama bu 1 aylık süre içinde onun bacaklardan birinin patlamayacağının da garantisi yok tabii ki.. Müthiş bir değişim içindeki Nasri ve Arsenal adına üzgünüz, bir sonraki Gunners sakatlığında görüşmek üzere deyip bu postu da burada noktalıyoruz..

17 Ağu 2010

Mesut Özil Real Madrid'de


Oyuncunun Alman milli takımını seçme sürecini herkes gibi uzaktan izledim, blogda da bahsini yapmadım.. Bu tip konularda "empati" denen olgunun her zaman büyük işe yaradığına inanırım ben.. Bu topraklarda doğup Portekizce'den iyi Türkçe konuşan bir Brezilyalı bizim milli takımı seçse milletçe onu koruyacağımıza adım gibi eminim ve böyle bir durumda o adamın tarafında yer alacak olanların Mesut'un yanlış yaptığına dair görüş bildirmesini de anlayamam, anlayamadım da.. O formanın seçilme sürecinde ilgi azlığından çok Mesut'un Almanya bağının ağır bastığını ve kariyer planlaması dahilinde ailesiyle birlikte bu seçimi yaptıklarını düşündüm her zaman.. Bu nedenle bizim teknik kurmayların aldığı eleştiriler de bana hep abartılı geldi.. Özil ailesinden Türk milli takımı kararı çıksa bu yaz ortaya çıkan başarı gelmeyecekti ve Real Madrid kapısı da açılmayacaktı.. Kararın Mesut için gerçek bir kazanım olduğunu görmemek için kör olmak gerekiyor ve ben bununla mutlu olabiliyorum..

Oyuncu kendisini ne kadar Türk olarak hissediyor bilmiyorum ama biz onu buradan saf bir Türk olarak izleyeceğiz Real'in beyazları altında.. Real Madrid ve Mourinho için bence oldukça ilginç bir seçim.. Kaka'nın kasığı yaktığı ortam sanıyorum Jose'nin bu kadar ısrarcı olmasında etkili oldu.. Onun defansif zaafları Jose'nin sistemi altında ne ifade edecek onu görmek için forma giymesini beklemek zorundayız.. Sola gelen Di Maria, sağdaki Ronaldo ve öndeki forvetle birlikte Mesut arkadaki iki iç oyuncusunun önünde bir 4-4-1-1'in oluşmasına neden olacak Real'de.. Jose Mourinho'nun Inter'den Real'e monte etmeye çalışacağı bu yapı ve Khedira'nın varlığı Alman merkezinden esintiler sunarak Jose'nin kişiliğine ters duran ama aslında bütün başarısının altında yatan hücum kodlarına dair güzel bir birliktelik yaratabilir Real Madrid'de..

Mesut'un arkasındaki iki forma için 3 büyük aday var Real'de.. Khedira, Xabi ve Lassana.. Daha defansif oyuncularla birlikte önce burada güçlü bir merkez oluşturacaklar ve önüne Mesut ve Ronaldo gibi oyuncuları monte edecekler.. Mesut Özil, Real Madrid gibi bir yapı içinde ne kadar değişilmez olabilir bunu şimdiden söylemek zor ama ortadaki gerçek kendisini ispat etme gerekliliğidir ve La Liga'ya uygun oyun yapısıyla bunu yapmakta fazla zorluk çekeceğini sanmıyorum.. Her ne kadar Jose zaman zaman 4-3-3'ü de deneyip iki kenarlı bir yapıyı da sistem portföyü içinde değerlendirecek olsa da Mesut, Ronaldo'yla birlikte tek forvet arkasında bu düzende de forma giyebilecek bir oyuncudur..

Umuyorum başarılı olur ama şansa elbette ki çok ihtiyacı olacak.. Özellikle de Kaka takıma döndükten sonra..

16 Ağu 2010

,

Buca 2010


Bu güzel takımı aslında ilk maçında yazarak Süper Lig'de karşılamak istiyordum ama Sivas maçı öyle bir vurdu ki ne enerji kaldı, ne istek.. O yüzden ilk hafta Buca'sıyla ilgili genel bir bakışla bu hafta idare edelim, ileride daha geniş değerlendirmeler yapma şansını zaten bulacağız..

Bülent Uygun'un ilk maçtaki düzeni de zaten Buca'yı ilk defa izleyenler için çok şey söylemekten uzaktı.. Bu takım Bülent Uygun faktörü nedeniyle önceki iki senede yaptıklarından bağımsız olarak incelenecek.. Sahaya konan sistem ve oyuncu topluluğu tamamen farklı bir şeye dönecek zira.. Bank Asya'dan çıkışında net bir hücum takımı görünümü veren takım, Bülent Uygun'un ilk resmi maçında tam aksi bir görüntü çizdi.. Bu konuda bir eleştiri getirmenin fazla anlamı yok, ilk hafta Beşiktaş'a karşı yapılması gereken de zaten tam olarak buydu..

Tomas'ın yedek bırakılarak bek yedekleyicisi olarak alındığını tahmin ettiğim Orhan Ak'ın tandemde başlaması ilginçti fakat oyuna sonradan giren Tomas'ın 1 metre geriden gelen Nobre'nin deparına yenildiğini görünce tercihin doğruluğunu anladık.. Tomas hazır değil.. Veli Kızılkaya'nın zannediyorum bir sakatlığı mevcut, yoksa hali hazırda bu takımın tandemi için önemli adaylardan biridir.. Orta saha orijinli Onur Tuncer'in sağ bek başlaması benzer bir ilginçlik sunarken sol bekteki Landry Mulemo defans hattında en çok merak ettiğim oyuncuydu.. İlk maçtaki izlenimler olumlu.. Hızlı, size olarak fiziği sağlam ve savunma-hücum dengesi yerinde bir bek izlenimi verdi.. Liege çıkışlı, Belçika'nın genç milli takımlarında forma giymiş bir oyuncudan beklentiler de bu yöndeydi, ilk maç umut verdi..

Merkezi Ragıp Başdağ, Jerko Leko ve İbrahim Dağaşan'dan kurarak ileri üçlüyü de tamamı Türk, yetenekleri kısıtlı oyunculardan oluşturması Bucaspor'un maçtaki karakteristiği hakkında yeterli seçimlerdi.. Böyle bir merkezle zaten hücum anlamında sahaya çok olumlu bir yapı koyma şansınız yok.. Forvette Dady ve Manucho'nun bazı problemleri bu haftayı engellemiş ama Victor Mendy'nin de kulübede tutulması ilk yarıda maçı tutup ikinci yarıda direnci düşmesi beklenen Beşiktaş'a karşı bir imha planı olarak düşünüldüğünü gösteriyordu.. Bülent Uygun ilk yarı boyunca istediğini aldı ama bir özel yetenek her şeyi değiştirdi ve Mendy'nin bulabileceği boşlukları bitirdi..

Her şeye rağmen böyle bir kadroyla özellikle maçın ilk yarım saatini kısıtlı miktardaki pas sayısıyla rakip yarı sahada oynamaya çalışması bir Bülent Uygun özeli olarak ilk maçın kayıtlarına geçti ve bence takım adına olumluydu.. Dady ve Manucho'nun takıma girmesiyle oyunu rakip yarı sahada tutma şansını Buca daha iyi değerlendirecektir.. Victor Mendy ilk maçında savruk ve dağınıktı.. Muhtemelen takıma sol açık/forvet mevkiinden katkı verecek ve barındırdığı hız-fizik ikilisi takım için kilit noktalardan biri olabilir..

Erkan Taşkıran ve Sercan Kaya ikilisi, Veli Kızılkaya'yla birlikte bu takımı en tepeye taşıyan oyuncu topluluğu ve yetenekleri itibarıyla hepsi TSL seviyesinde rahatlıkla oynayabilecek seviyede.. Takım ve taraftar aidiyeti adına bu oyuncuların ana rotasyon elemanı olarak kullanılması da bence sezon seyri adına en önemli konu başlıklarından biri.. Erkan yetenekli bir açık oyuncusu ve Mendy'yle birlikte takımda o farklılığı sunabilecek oyunculardan biri.. Keza Sercan Kaya da çok önemli bir yetenek ve futbol zekası.. Onun kenarda mı yoksa merkezde mi değerlendirileceği de bu seneki Buca için bence kritik konu başlıklarından biri.. Hem takıma kenardan içe kat eden oyuncu olarak, hem de sistemi klas bir 4-4-1-1'e çevirme bakımından takıma büyük faydaları olabilir.. Beşiktaş maçındaki birkaç hareketi izleyenlere bu konuda fikir vermiştir, devamını da tüm İzmir bu gençten bekliyor zaten..

İlk haftalar takım için çok zorlu ve kısıtlı puanlar bu aşamada şaşkınlık yaratmamalı.. İlk maçta Bülent Uygun'un takımdaki izlerini görmek ve vasat 11'e rağmen belirgin bir mücadele gücüne şahit olmak bence yeterli.. 1-2 ay içinde bu takım farklı bir konuma gelecektir ve kişiliğinden fazla hazzetmediğimiz Bülent Uygun bu durumda elbet önemli bir paya sahip olacak..

15 Ağu 2010

,

Sivasspor 2-1 Galatasaray


Maçın daha 7. dakikasında defans çizgisinin arkasına sarkıtılan Arda sağdan inip bakarak ve görerek aklıyla topu kesiyor, bir sezona daha çok iyi giren Mustafa Sarp koşu anında müthiş bir yön değiştirmeyle arka direğe doğru inip golü yapıyor.. Ligin ilk haftasında, ortalamanın üstünde zorlukta görülen bir deplasmanda maça bundan iyi bir başlangıç senaryosu göremez hiçbir takım.. Peki sonrasında yaşananlar? Geçen senenin, hatta 2 sene önce başlayan ama çeşitli nedenlerle ilerlemeyen yapının devamı.. Bir türlü gelmeyen oyun hakimiyeti, ne ileride, ne geride, ne de merkezde topu tutamayan ve başındaki futbol beyinlerinin istediğinin minimumunu bile yapmakta zorlanan bir futbol takımı.. Geçen sene düşüş başladığı günden beri belli olan ve sezon sonunda teknik kadro - yönetim toplantılarında altının net bir şekilde çizildiğine inandığım problemlerin Ağustos'un ortası gelmişken bilerek ve isteyerek çözülmediği ortamda şaşırtıcı değil.. Ama bu sefer yönetimin elinde yeni bir takımız ve uyum gerekiyor klişesi yok..

Maçın başında gelen üstünlüğe rağmen, oyuna fizik güç koymaya çalışmaktan başka bir şey yapmayan ve bariz bir koordinasyon sıkıntısı gösteren rakibe karşı skor avantajıyla ilk set hücumunu yarım bir şekilde 37. dakikada yapıyorsa Galatasaray söylenecek söz kalmıyor.. Bugün yine iyi oynayan Sarp ve beklentilerin üstünde gezinen Ayhan'a, hatta ilk 1 saat içinde geldiğinden beri en iyiyi göstermeye çalışan bir Cana'ya rağmen durum böyle.. 37. dakikada Arda'yla rakip sahaya yerleşmeye çalışan takımda oyunun ritmini tutan ve pozisyonu başlatan oyuncunun bütün tecrübesizliğine ve hamlığına rağmen Emre Çolak olması Galatasaray'ın orta sahaya dair sorunları için yeterli bir açıklama..

Maç kasedini ileri sarıyoruz.. Dakika 60, rakip 2-1 öne geçiyor.. Yaklaşık 50 dakika hiçbir şey oynamamış bir takımın kalan sürede rakip kaleye yerleşmesini ve sarsak hücumlarla olsa da maçı orada oynamasını beklersiniz.. Yapabiliyor mu Galatasaray? Geçen sene de yapamadı ki.. Golden hemen sonra Batdal, Rijkaard tarafından oyuna alınıyor eldeki tek sistem değiştirici kulübe oyuncusu olarak.. Onun varlığının ilk 5 dakika içinde hissedilişi ve sonrasında aynı monotonluk.. Şaşıran var mı? Galatasaray taraftarı için artık kanıksama bu oyun.. Böyle bir ortamda hocanın bu kadar az tepki görmesi Türkiye tarihinde bir ilktir ve olması da gerekendir.. Rijkaard'ın isminin, kariyerinin Galatasaray'a kattığı bir artıdır bu ama biz bu artıların farklı olmasını beklerdik.. Bunun üzerine de söylenmesi gereken şeyler var elbette ama 1.5 sezondur bu kadar berbat top oynayan bir takımın, son hocasıyla ikinci sezonuna da son derece kötü girdiği bir ortamda eleştirilerin tamamen farklı ve olması gereken adrese gitmesi çok sevindirici..

Rijkaard'ın maça başladığı düzen anlaşılır.. Maçtan önce Serdar farkıyla aynı kadroyu bekliyordum ama ortaya çıkan hastalık Emre'yi takıma monte etmiş.. Mehmet Batdal neden yok? Belgrad deplasmanındaki skordan sonra gayet anlaşılır bir tercih bu.. Batdal sadece 1.5 sezon önce iki alt ligde oynayan bir oyuncuydu ve yaşadığı büyük değişimler sonrasında TSL'nin ilk haftasına Galatasaray 11'inde başlamak oyuncu üzerinde anlamsız bir baskı oluşturabilir, Rijkaard da daha kendisini ispatlamaya ihtiyacı olan böyle bir oyuncuya ilk aşamada fazla güvenmiyor olabilir, normaldir.. 2-1'den sonra Batdal'ın oyuna girişiyle Kewell sola geçti ve takım gerçek 4-3-3'e geçti.. Son 20 dakikada Baros'la forvet çiftlendi.. Benim düşüncem Baros'un sağ kenara çekilerek ofansif bir 4-4-1-1'e dönüleceği şeklindeydi ama Rijkaard'dan gelen Arda - Barış değişikliğiyle takım klasik 4-4-2'ye döndü.. Arda'yla aynı düzen olmaz mıydı bilmiyorum, anlamlandırmak bence zordu son değişikliği ama büyük önem arz etmiyor zaten bu..

Sivasspor'un görüntüsü ligin zayıflarından biri olduğu yönünde.. Gerisi idare eden takımda merkezde Mehmet Nas'ın varlığı büyük avantaj.. Mehmet Yıldız bu ligde her zaman büyük iş yapar, bir yansıması da bu akşamki maçtır.. Ceyhun gecenin iyilerindendi ama istikrar sorunu illa ki göze çarpacak ilerleyen günlerde.. Açık oyunları bu kadar zayıf bir takımın büyük bir takımı bu kadar rahat yenmesi Galatasaray'ın bu geceki berbat oyunuyla açıklanabilir.. Ama Cihan'ı da barındıran kaliteli Sivas oyuncuları bu takımı nereye kadar çıkartabilir onu tahmin etmek zor.. Kilit oyuncuların sakatlık vs. olmadan sorunsuz bir yıl geçirmeleri onları orta-alt bölgede tutabilir..

Son olarak Sivas'ın ilk golünde hakemin kararına deliren ve sonrasında devre biterken hakemin etrafını saran tüm takıma Rijkaard dahil anlam veremediğimi söylemek isterim.. Mehmet ve Neill'ın omuz omuza giden bir mücadelesi vardı.. Mehmet'in sarsak koşusu ve gücü Neill'ı bozdu, Neill eliyle Mehmet'in formaya asıldı.. Sonuç? Sadece bir faul.. Ters cepheden görüntü olmadan Neill'ın formaya asılışı o düşmede etkili midir anlamak zor ama ultra yanlış bir karar olsa bile nedir ki toplamda? Bu takım yanlış faul de kazandı, yanlış penaltı da aldı, son 2 yılda bunlarla çokça maç da verdi.. Kesilen topta Ali Turan'ın yarattığı skandaldan daha mı büyüktür hakemin basit bir düdüğü? Daha ilk yarıda Hayrettin'den fırçayı yedikten sonra kontrolü kaybeden Abitoğlu'nun tüm kötü yönetimine rağmen bir faule Rijkaard bile bu kadar deliriyorsa Galatasaray zaten ruhen hastalıklı bir şekilde girmiştir yeni sezona.. Hakem üzerine çullanırken hatanın daha büyüğünü yapan Ali Turan soyunma odasında linç edildiyse sorun yok, aksi halde devre arasına kadar süren tepki bir anlamsızlık girdabı, Galatasaray'ı artık cezayı oyun süresi içinde keserken görmek istiyorum ben, şahsen..

Sivasspor: Ramovic, Abdurrahman Dereli, Sedat Bayrak, Ivanovs, Hayrettin Yerlikaya, Ceyhun Eriş, Mehmet Nas, Bruno Zita (Dk.78 Sedat), Cihan Yılmaz (Dk.85 Uğur), Kadir Bekmezci, Mehmet Yıldız (Dk.90 İbrahim)

Galatasaray: Aykut Erçetin, Ali Turan, Servet Çetin, Lucas Neill, Hakan Balta, Lorik Cana (Dk.72 Milan Baros), Mustafa Sarp, Ayhan Akman, Emre Çolak (Dk.61 Mehmet Batdal), Arda Turan (Dk.79 Barış Özbek), Harry Kewell

Goller: Dk.42 Bruno Zita, Dk.60 Cihan Yılmaz (Sivasspor), Dk.6 Mustafa Sarp (Galatasaray)

14 Ağu 2010

,

Spurs 0-0 City


İlk yarıdaki tek taraflı olsa da seyir zevkini doruklara çıkaran tempo, bir ligin açılış maçında sadece Premier League'de yaşanabilirdi ve öyle de oldu.. Bu ilk yarı EPL'yi neden bu kadar sevdiğimizin ve şahsi olarak neden en tepeye koyduğumun bir kanıtı.. Hazırlık maçı kılıklı Avrupa ön eleme maçları arasında saf futbolu özleme durumunun zirve yaptığı günlerde açılışı böyle yapmak lanet midir yoksa lütuf mu bunu akşam göreceğiz.. Kara ikliminde büyük yavaşlık vadeden bir maç arkası İzmir sıcağının takımlara ve izleyenlere yaptıracağı hararet sonrasında bunun cevabını daha iyi anlayacağız..

Ev sahibi Spurs'te Gareth Bale'in varlığı Luka Modric'i sol açıktan merkeze alarak oyun anlayışını önemli ölçüde değiştiren tercihlerin ana nedeni.. Huddlestone yanına gelerek oyun yönlendiricisi olarak ortaya yerleşen Modric maç öncesi azman City orta sahasına karşı büyük risk olarak duruyordu ama maça başlangıç her şeyi değiştirdi.. Peter Crouch'un arkasına yerleşen Defoe'yla önde basarak maça başlayan ve gerçek bir 4-4-2 takımı gibi kenarları zorlayarak oynayan Tottenham, ilk 10 dakikadaki yoklamalar sonrasında oyunun net hakimiydi.. Kurulan baskıda kalite target striker'ların son örneklerinden, o cılız bacaklarla bu tempo içinde nasıl yer aldığını hala anlayamadığım Peter Crouch başrolde en uçtaydı..

City'nin başlangıçtaki pasif oyununu anlamak zor.. Mancini nihayet adamım Vincent Kompany'yi tandeme çekip bu takımın gerçek stoper ikilisini bulmuş.. Sol bekte yeni transfer Kolarov, sağ bekte Micah, hemen önlerinde Yaya ve De Jong'la birlikte rolü tam anlaşılamayan Gareth Barry, sağda Shaun Wright-Phillips.. En uçta Tevez ve arkasında serbest görünümlü David Silva.. Bu takımın sahada gösterdiği senkronizasyon sorunları yeni transferler sığlığıyla açıklanamayacak boyutlardaydı.. Silva, Yaya ve Kolarov'un girdiği ve sistem adına geçen seneye göre çok büyük değişikliklerin yaşanmadığı takımda devam eden uyum problemleri Arapların paralarıyla açıklanırsa Mancini'nin takım üzerindeki etkisi daha işin başında sıfırlanır, doğru da olmaz.. Böyle kuvvetli ve defansif açıdan güçlü bir merkezin Modric'li, iki açıktan defansif anlamda destek almayan Tottenham orta sahasına karşı etkisiz kalması bir teknik direktör problemi.. İlk 15 dakikada maçın yıldızı Joe Hart'tı ve bu görünüm maçın sonuna kadar sürdü.. Çoğunlukla uzaktan atılan şutlar sonrasında yıldızlaşan ama 90 dakika genelinde mükemmel bir maç çıkaran Hart elbette skorun 0-0 kalmasında en büyük etken..

İkinci yarıya girilirken City'de net bir değişiklik yoktu.. Etkisiz Aaron Lennon karşısında olmasına rağmen özellikle toplu oyunda sırıtan ve takıma alışma devresinde olan Kolarov, Zabaleta'yla değişti.. Gareth Barry daha belirgin bir rolle sol kenara daha çok yaklaştı ve City merkezi orta saha pozisyonunu daha iyi almaya başladı.. İlk yarıda topu ayaklarına alıp sakin kalmayı başardıklarında 3-4 pozisyonda Spurs'u kendi kalesinin önüne yığmayı başarmışlardı ve bunu 45-70 arasında daha iyi yaptılar.. İlk yarıdaki tempo düştü ve bir ligin ilk maçında, özellikle ilk 45 dakika muazzam bir hızla geçmişken iki takım açısından da bunu anlamak gerekir.. Serie A çıkışlı Roberto Mancini'nin de istediği şeylerden biriydi bu muhtemelen.. 70'te Redknapp önce forvet ikilisini değiştirerek City tarafından arkaya doğru atılmaya başlayan takımı tekrar öne almaya çalıştı ve Pavlyuchenko - Keane ikilisinin taze gücüyle bunda başarılı oldu.. Arkasından ilk yarıdaki baskıda bas bas bağıran iki açığın da çok düz kalması sorununu içe giren Gio'yla değiştirmeye çalıştı.. Pavlyuchenko'nun deplase olmaya dayalı oyunu belki biraz daha zaman olsa Robbie Keane için büyük fırsatlar doğurabilirdi ama gelen bütün topları kaleye yollamaya çalıştı Rus oyuncu.. Gio oyuna ilk girdiğinde yine kendini göstermek için kassa da sonrasında sakinleşti ve 15 dakika için oldukça yararlı oldu bence.. Sezon öncesinde Dünya Kupası'nın da katkısıyla çok daha iyi bir hazırlık aşaması geçirdi ve bu sezon Spurs'te çok daha etkin bir rolü olabilir.. Birincil planlarından biri Aaron Lennon olan bir takımın Spurs'un hedeflediği 1-2 üst kademeye çıkma şansı bence yok.. Lennon müthiş bir hız ama sonrası koca bir boşluk ve onun arkasında daha farklı özellikler barındıran Gio'nun beklemesi Redknapp eğer kendisini kabul ederse Tottenham'daki rotasyon derinliği adına çok önemli olabilir..

City'de Gareth Barry'nin bu rolden memnun olduğunu sanmıyorum.. İkinci yarıda daha derli topluydu ve sol kenara yakınken toplu bütün oyunlarda iç çapraza doğru kat etmeye çalıştı.. Berbat bir Dünya Kupası geçiren Barry'yi geri getirmek için bundan fazlasına ihtiyacı var Mancini'nin.. David Silva'nın La Liga'dan gelen bir yetenek olarak fizik eksikliği EPL'de daha çok belli oluyor, zamana ihtiyacı var.. Maçtaki tek kazanımları bence Spurs baskısına rağmen oyuna maksimumlarını veren Toure - Kompany ikilisi ve Yaya Toure'nin gayet iyi başlangıcı.. Yaya'nın ilk 10 dakika içinde Shaun Wright-Phillips'i ve ikinci yarıda Micah Richards'ı topun dibine girerek iki harika pasla savunma arkasına sarkıtması bu adamın neden bu kadar değerli olduğunun ve muhtemelen bu sezon anlaşılacak olan Barcelona'nın kendisini göndermekte neden hatalı davrandığının bir ön izlemesiydi.. Fakat yanındaki De Jong bence fazlalık, Mancini'nin tavır yaptığı Ireland'ı Yaya'nın sağ önüne yerleştirmesi takıma yeni açılımlar getirebilir..

Gol yok ama EPL'de huzur var.. Spurs'te işler yolunda ama ben geçen senenin üstünü yine zor görüyorum.. City'deyse böyle bir kadronun hakkının verilmesi için daha güçlü bir taktisyen daha iyi sonuç verebilirdi ve bu senenin de boşa geçme ihtimali kuvvetli bir şekilde ilk maçın sonunda ortaya çıkmış durumda.. Lazio'dayken çok sevdiğim, Inter'de idare ederek lig yapısını sonuç odaklı kullanan Mancini'nin bu hız içinde kendisini göstermesi bu sene de zor olacak gibi görünüyor..

11 Ağu 2010

Sebastian Giovinco ve Yeni Parma


İstanbul'da gündemden uzaktayken twitter üzerinden gelmişti haber.. Bütün transfer ayarları Galatasaray üzerine olunca başka isimler piyasadayken ne alaka tepkisini verdikten bir süre sonra transferi Parma'nın bitirdiği söylendi ve büyük takımlarda bekleneni veremeyen bir genç yıldız daha rejenerasyon idmanını takım odaklı yapıp yeniden parlamak için Parma Futbolcu Fabrikası sınırları içerisine adımını attı..

Çıktığı günden beri "yeni Del Piero" etiketi altında değerlendirilen Sebastian Giovinco'dan altyapı mahsulu olarak Juventus çok umutluydu.. 10 yaşından beri Bianconero olan, 16 yaşında milli takımlara çağrılmaya başlayıp, 19 yaşında ilk defa A takıma çıkan Giovinco'dan beklentiler, Juventus'ta 1990 yılında ilk ve tek futbol ikonum olan Roberto Baggio'yla başlayıp, 90'ların ikinci yarısında Del Piero'yla devam eden ve günümüze kadar gelen süreçte yeni bir süper yetenek timsali olarak büyük heyecan veriyordu camiaya.. Ama saf yeteneğini fizikle destekleyemeyen her oyuncunun maruz kaldığı gerçeği yaşadı Sebastian, beklenen çıkışı gösteremedi.. Boy 1.63 ve bu kısalığa rağmen oldukça çelimsiz bir vücudun karşılığı Serie A sertliği içinde her zaman vasat dolaylarına gezinir.. Attığı gollerde baş parmağıyla kafasına dokunarak bir kutlama yapan Giovinco, bu durumu zayıf fiziği nedeniyle piyasaya çıktığı günden beri beklenen konuma gelemeyeceğine dair eleştiri yapanlara karşı kutlamasını bir savunma mekanizması olarak öne çıkardığını söylüyor..

Juve'de bekleneni veremeyen Giovinco bu sezon Parma'da oynayacak.. Anlaşma kiralık fakat sezon sonunda Parma'nın bonservisin %50'sini alma opsiyonu var.. Serie A'da sık görülen, özellikle Parma'nın çok sık kullandığı bu muhabbetin mantığını parasızlık dışında çözebilmiş değilim ben.. PasQuale Marino'nun portföyünde 4-3-3 ve 3-4-3'le geldiği Parma'da hangi sistem üzerinden ilerleyeceği Guidolin sonrası önemli soru işaretiydi.. Geçen senenin tamamında 3'lü savunma yapan ve bu temeli alan takımda Marino'nun 3-4-3'ü uygulayıp 3'lü savunmayla deli hücum yaratan bir takımla Şili ve Bielsa'ya saygı duruşu yapabileceğini düşünüyordum ve bu mantıklı geliyordu ama hazırlık maçlarının tamamında 4-3-3 deneyen Marino tersini yapacak gibi görünüyor.. Peki Giovinco bu takımda nereye girer? Merkezde yeri garanti olan kaptan Morrone ve Galloppa'nın önü uygun görünüyor ama Giovinco bu fiziğiyle ve defansif özellikleriyle sistemi 4-4-1-1'e çevirir ve Marino da bunu istemeyecektir.. Lucarelli ve Crespo gibi iki tane veteran target man'e sahip olan takımda bir kenarı Bojinov'un alması durumunda Giovinci diğer kenar için oldukça uygun görünüyor ve ben de ilk etapta içe kat eden açık oyuncusu olarak hem orta sahayı kalabalıklaştırma, hem de forveti diğer kenardan çiftleme adına özellikle sağda kullanılacağını düşünüyorum..

Tommaso Ghirardi geçen seneki Guidolin seçimini puan odaklı düşündüklerini ve kafalarında büyük eğlence vadeden, hücum ederek seyir zevki yaratan bir Parma olduğunu belirtiyor.. Çok başarılı bir Guidolin sezonu üzerine yapılan bu riskli tercihin muhtemel nedenleri zaten arşivde duruyor.. Arrigo Sacchi'yle başlayıp Nevio Scala'yla devam eden ve Alberto Malesani - Claudio Prandelli ikilisiyle şekillenen Parma'nın genetik hücum futbol kodlarına uygun bir isim olarak Marino deneysel gariplikleriyle uygun bir isim olarak öne çıkıyor.. Blerim Dzemaili ve Daniele Galloppa'nın sakatlıkları ve belki merkeze yapılması muhtemel bir ekleme takımın bu seneki karakteristiği üzerinde önemli rol oynayacak.. Mariga'nın ardından şu ana kadar Galloppa'nın elden çıkarılmaması takım adına güzel.. Yetenekli hücum hattı ve nicelik olarak düşük olsa da niteliği yüksek merkeziyle Parma bu sene Serie A'nın keyif verici maddelerinden biri olacaktır.. Giovinco ise bu yeni yapının kaymağı olmaya çalışacak.. Ekmek kadayıfı iyi olursa sorun yok ama Marino'nun her şeyi değiştirdiği ortamda işlerin kötü gitmesi Atom Karınca'yı piyasadan siler.. Bunun olmaması için sadece yeteneklerine güvenmek yerine fitness salonunda biraz daha fazla zaman geçirip özel antrenmanlarını artırmalı Sicilyalı.. Umutlar yüksek, Juventus'ta birlikte çalıştığı Pietro Leonardi'nin Parma'nın 1 numaralı futbol beyni olarak her şeyi şekillendirdiği ortamda bu tanışıklığın takıma yararlı olmasını umuyor Ultras Boys..

10 Ağu 2010

Parma Formaları 2010/2011


Enine kalın çizgili efsane bu sene de yok.. Beyaz üstü lacivert haçlı forma artık iyice orijinal iç saha formasına dönüşmüş durumda.. Errea gibi dandik bir markadan daha iyisini beklemiyordu zaten kimse..

9 Ağu 2010

8 Ağu 2010

Duyumcu geldi hanım... -2-


Son 1 yılda türeyen bu duyumcularla ilgili arşivde bir yazı var.. Bugün biraz daha özele geçelim ve muhteşem bir duyuma örnek verelim..

Site ismi vermeye gerek yok, bunları üretenler ve paylaşanlar belli.. Zaten etrafta bu şekilde yazan başka bir mecra bulmak da mümkün değil.. Geçiyoruz paragrafa:


"SONUÇ..
ELANO SATILIRSA..
ARSENAL SATARIZ DERSE, ROSİCKY yüzde 90..
İKİNCİ FUTBOLCU olarak LEDESMA yüzde 10..

ROSİCKY OLMAZSA..
LEDESMA yüzde 70
Başka bir isim yüzde 20..
ikinci bir isim yüzde 0

ELANO TAKAS + PARA SEÇENEĞİNE GÖRE..

ARSENAL SATARIZ DERSE, ROSİCKY yüzde 60..
İKİNCİ FUTBOLCU olarak LEDESMA yüzde 0..


ROSİCKY OLMAZSA LEDESMA yüzde 50
ikinci bir futbolcu yüzde 0...

İŞte reçete bu..
Hayal kurmanın anlamı yok.."


Büyük ve küçük harflere, noktalamalara zerre dokunmadan ortaya atılan bu şahesere şapka çıkartıyorum ben ve bu kardeşlere olasılık hesabını öğreten hocanın ellerinden öpüyorum.. 24 Kasım'da çiçeğini kendi ellerimle adresine yollayacağım, bir zahmet ulaşsın bana..

5 Ağu 2010

,

OFK Belgrad 1-5 Galatasaray


-Galatasaray'ın bu sorunlu göbeği muhtemelen tamamen değişecek ve bunun etkileri de zamanla bütün pozisyonlarda görülecek.. Bu bağlamda bu maçlar üzerinden bir sezon önizlemesi yapmak çok mantıklı değil.. Merkezden Mustafa Sarp maç boyu yaptığı anormal işlerle maçın yıldızı.. Attığı gol, ikinci gol öncesi yaptığı şok pres ve kaptığı topu Kewell'ın önüne bırakışı, maç boyu gelen araya paslar ve oyun devamlılığıyla bir sezon başlangıcında daha çok iyi oynadı.. Geçtiğimiz sezonun ikinci yarısından sonra bu maça kendi de inanmamıştır ama Sarp'ın iyi oyunu bile buradaki problemleri bitirmiş değil.. 2-0 sonrasında açılan Belgrad'a karşı devre sonuna kadar Galatasaray oyunu teslim etti.. İçte top tutulamadı ve Batdal sonrası en uçta değerlendirilen Kewell'la açıklar oyuna sokulamadı..

-İlk maçta berbat görünen Belgrad'ın kendi evinde farklı oynayabileceğini düşünüyordum ama rakip gerçekten aciz çıktı.. Atılan 5 gole rağmen ortada sağlam bir takım yok ama transferler öncesinde zaten gecikmiş ortamda bunu takacak bir durum da yok.. Maçtaki aksiyonları oyun öncesinde Galatasaray bu kadroyla rakip kaleye gidemez diyenler düşünsün..

-Orta sahada değişiklikler, forvet bölgesinde yine yaratılacak farklılıklarla ileri hat büyük mutasyona uğrayacak ama yapılan tercihler sonrasında yabancı hakkının harcanmadığı kale ve stoper bölgesi düşündürmeye devam ediyor.. Bugünkü Sabri ve Balta'nın dengesiz oyunları kalitesi ortalama olan tandemle birlikte önemli problemler yaratmaya namzet.. Cana'nın yanına gelecek olan oyuncuyla savunma dörtlüsü mutlaka rahatlayacaktır ama Galatasaray merkezini pasifize eden takımlara karşı takımın arkası önemli sıkıntılar yaşayabilir..

-Maçın rahatlama anından sonra önce Serdar - Pino, arkasından Kewell - Batdal değişiklikleri çok barizdi.. Pino'yu yarım saat daha izledik, izlenim hala yok.. 4. goldeki asist güzeldi ama umut beslemek için daha fazlasına ihtiyaç var.. Görüntü sağdaki tek oyuncu olduğu yönünde.. Serdar'ın daha iyi verim verdiği pozisyon sol açık ve ilk bölgesi sağ açık olan tek oyuncu Pino gibi.. İlk 2 hafta içinde Serdar'dan formayı alacağını tahmin ediyorum..

-Cana bu maç daha hareketliydi.. Pas alış-verişlerinde daha başarılıydı ve oyun içinde de daha sağlam durdu.. Önüne gelecek oyuncularla onda da belli bir fark oluşacaktır.. Batdal'ın girdikten sonra attığı gol kalite, bir yabancı forvet daha gelse bile rotasyon içinde ve Baros'la forvet çifti oluşturma bağlamında mutlaka kullanılacaktır..

-Kewell'ın 3. golde yaptığı hamle maçı bitiren hamle oldu.. Takım hem skoru aldı, hem rakibi eksik bıraktı.. Sarp'la birlikte maçı alan oyuncu.. Serdar'ın vasat takıldığı, Arda'nın Sami Yen'deki ilk maçın ikinci yarısındaki hayalet görüntüyü devam ettirdiği maçta ön alanda yaptığı katkı büyük.. İlk maçtan sonra maçı alan hamle Cana'yla birlikte onun takıma monte edilişi.. Arda cepten yemeye devam, Serdar idare, bekler garip ama ne olursa olsun Sarp-Ayhan-Barış üçlüsü gelecek olan oyunculara rağmen bu takım rotasyonunda önemli yer kaplamaya devam edecekler.. Olması gereken de zaten bu..

-Takım sistemine dair değişim içinde olacak merkez nedeniyle fazla bir şey söylemek mümkün değil ama sanıyorum 2-3 güne bu konu hakkında bazı fikirler edineceğiz.. Sistem hala 4-3-3 üzerinden ilerliyor ama 4-4-1-1 şu anda da, gelecek oyuncularla birlikte de akla yatkın olmaya devam ediyor.. Oyuncular açıklandıktan sonra bu konuda değerlendirmeler gelecek elbet..

4 Ağu 2010

TT Arena Ziyareti


Bugün büyük insan Emre Yazıcıol'un katkılarıyla bir TT Arena ziyareti yaptık.. Gidiş biraz sıkıntılıydı ve açıkçası stadın içine girip giremeyeceğimiz konusunda şüphelerimiz vardı.. Yolun karşısında indikten sonra yıkılmak üzere olan köprüyü yayan bir şekilde aşıp yolun kenarından, çayırların içinden aşağı sarktıktan sonra önümüzde aşmamız gereken uzun bir yol vardı.. Cayır cayır yakan güneş, anormal sıcak ve kızgın toprağın üzerinde elimizde 2 dakika içinde ısınan kolalarla yürümeye devam ederken önce büyük bir tepe aştık, arkasından toprak yoldan aşağı doğru kıvrıldıktan sonra yolun kenarına çıkıp inşaatın girişine doğru yol aldık.. Tam stada doğru girerken bir engelleme ya da sorular bekliyorduk ama oradaki 2-3 işçiyle göz göze geldikten sonra hiçbir sorun olmadan stada doğru yürümeye devam ettik ve bir anda kendimizi mekanın içinde bulduk..

Koşarak kendimi tribünlere doğru attım ve gördüğüm şey kabası bitmiş bir statta bile büyüleyiciydi.. Fazla detay vermeye gerek yok ama gelen şeyin ziyadesiyle şahane bir şey olduğunu söylemek yeterli.. Alt kattan hem kale arkasında, hem de yan tarafta görüş açısı muazzam.. Stada girer girmez göze çarpan ilk şey, var olan devasalığın yanında aynı zamanda mekanın kutu gibi olan görüntüsü, ki bu da etkiyi artıracaktır.. Bunda en büyük etken üst katların dikliği ve bu da stattaki etkiyi fazlasıyla yükseltiyor.. Dünyada ilk olduğu söylenen 9 cm'lik görüş açısının yansıması zannediyorum ki üst katlarda ortaya çıkıyor.. Proje oldukça uzun süreli olduğu için daha sonra prosedüre giren bu ölçülerin eskiyen projede ortadan devreye sokulamayacağı açıklanmıştı ilk başta fakat daha sonra ne olduysa bir anda TT Arena'nın bu ölçütlere uygun bir şekilde yapıldığı söylendi.. Özellikle üst kata da çıkıp bakma fırsatını yakaladık statta ve o muazzam diklikle birlikte oradaki görüş açısı da yüksekliğe rağmen çok çok başarılı..

En köşeler dahil, maç izlemenin zevk vermeyeceği bir noktayı ben göremedim.. Stat üstünün açılır kapanır olması nedeniyle monte edilen çatı tamamıyla bitmiş gibi görünüyor ve o demir yığını da belli bir estetiği katmış stada.. Bu açılır kapanır çatıyla ilgili özellikle zemin kalitesi bağlamında benim kafamda önemli soru işaretleri var ama onun konuşulacağı zaman da gelir zaten.. Şu ana kadar söylenmesi gereken şey hem dış cepheden, hem de içeriden çok etkileyici bir stadın bitmek üzere olduğu..

Acele nedeniyle yanıma fotoğraf makinesi almayı unuttum ve telefonla çektiğim resimleri de bilgisayara atma fırsatını bulamadım ama zaten bunların da önemi yok.. En güzel açılı fotoğraflar gün gün piyasaya çıkıyor.. Stat dışında özellikle metronun yeri mükemmel ve görünen o ki geliş-gidiş muhabbetlerinde en ufak bir sorun yaşanmayacak.. Son olarak stadı ziyaret etmek isteyip çekinenler için böyle bir problemin olmadığını belirtelim.. Biz kasksız, biraz da tehlikeli bir şekilde her yeri dolaştık.. Net bir sıcağı, ziyaret sonrası toza bulanan ayakkabıları ve yorgunluğu fazla takmayacak olanlar gidip rahatlıkla ziyaretlerini yapabilirler..

TT Arena
TT Arena 2
TT Arena 3

3 Ağu 2010

Inception


Büyük bir kurgu ve montaj ukalalığı olan Memento'sunu bir türlü sevemedim, Batman Begins'le en dandik bulduğum çizgi roman karakteri olan Batman'i bir anda favorim haline getirmesinden sonra müthiş saygı duydum, The Prestige'le insan değil dedim, The Dark Knight sonrası biraz mübalağayla dünyanın en iyi yönetmeni yaptım ve Inception geldi.. Filmden önce o kadar çok insandan 'hayatımda izlediğim en iyi film' yorumunu duydum ki beklentileri sonsuza çekmiştim.. Batman'ler sonrasında onları duymasam da Nolan ve Leo ikilisi sonrasında bunu yapardım muhtemelen.. Ama filmi izleyip son sahneden sonra yazılar çıktıktan sonraki hissiyat ya ben bir bok anlamadım, ya da yapılan övgüler çok abartıymış şeklinde düşündürdü.. Eve gelip bazı çözümlemeleri okuduktan sonra anlaşılmayan fazla şey olmadığını görünce geriye güzel ama bir modern klasik olan Matrix'in yanından geçmeyen bir film kaldı..

Filmin Matrix bağlantısı sadece bir kurgu üzerindeki gerçek yaşam hissi ve insanlarda farkındalık yaratmaya çalışmasıyla yaratılıyor.. Fakat Matrix bu konuda ziyadesiyle başarılıydı.. O üçlemeden sonra, özellikle Reloaded sonrası acaba nerede yaşıyoruz sorusunu sordurmayı başarıyordu Wachowskiler.. Matrix, ilk filmde yarım dakikalık Neo'nun gerçek dünyadaki uyanma sahnesi ve insan tarlasıyla çok büyük oha dedirtebilen bir filmdi ama Inception bu düşünceleri uyandırmıyor izleyicide..

Rüya katmanları ve onun süreleriyle ilgili filmde garip gelen yerler mevcut ama çok önemli değil.. Nolan yine dünyasını yaratıp imza kurgusunu yapmış ama fazlası bence yok.. Kendi kronolojisinde iki Batman ve The Prestige'in arkasına koyarım, başkası hayatında izlediği en iyi 5 filmin içine alır.. Zevk ve tercih meselesidir bu fakat benim filme gitmeyenlere önerim beklentileri fazla yükseltmemeleri olur ki film için daha iyi bir değerlendirme yapma ve hakkını verme ihtimali yükselsin.. Nolan en kötü filminde bile belli bir sınırın çok üzerinde işler çıkaran şu anki Hollywood sinemasının en büyük beyni benim gözümde.. 3773784 kere izlediğim Begins'i ve sinema tarihine geçen Joker'inden sonra benim kendisinden beklentim artık Batman'i iyice tabu haline getirip seriyi noktalaması..

Nolan'ın hastası olarak elemanı biraz biliyorsam bu filmin devamını getirmeyeceğini düşünüyorum.. Para kaygısı olmadığı için bundaki hata payı da bence oldukça düşük olacak.. Son olarak filmde en çok Marion Cotillard'ın sahnelerini beğendiğimi belirtmek isterim.. Kadının güzelliğinden bağımsız, bulunduğu bütün sahneler müthiş gerdi beni.. Benzer bir Leo filminde, bu sene izlediğim en güzel yapım olan Shutter Island'da da Leo'nun ölmüş eski eşini oynayan Michelle Williams'ın bütün sahneleri müthişti.. Bu açıdan iki film arasında bağlantı kurdum ben ama Scorsese'nin Shutter Island'ı bence Inception'ı fena döver..

Nolan için artık Riddler ve Penguin zamanı.. Heath Ledger'in yarattığı büyük efsaneden sonra işler zor olacak ama çizgi roman piyasasının en iyi yazarlarından daha güzel bir Batman hayaline ve yaratıcılığına sahip Nolan için bu, çok büyük sorun olmayacaktır..

Blogger tarafından desteklenmektedir.