31 May 2010

Back in Black: Beşiktaşlı Spidey


Hoz Comics'in editörü, aynı zamanda Spider-Man'lerin çevirmeni İlke Keskin sağolsun baskıdan önce bütün sayılarla ilgili bilgileri ve kapakları mail yoluyla gönderiyor.. 1 hafta önce yukarıdaki kapağı yolladı.. Hoz'a ilk 4 sayı itibarıyla yapabileceğim tek eleştiri olan 1 ve 2'nin zayıf kapaklarından sonra (ki The Other'ın orijinal kapaklarıymış onlar da) Back in Black'le bu konuda da zirveyi görmüşler.. Bugüne kadar Türkiye'de çıkan Spidey yayınları içinde kendimce en güzel kapak seçtim bu güzelliği.. Brand New Day kepazeliğinden önce bence son ultra kaliteli Spidey hikayesi bu ay raflardaymış.. Ankara Dost'a daha gelmemiş ama 1-2 gün içinde sanıyorum buraya da ulaşacak.. İstanbul'dakiler ise direkt alabiliyorlar.. Cimbomlu Spidey'den sonra bizim eleman Çarşı tarafından kandırılmış ve gelmiş geçmiş en karizmatik kostümünü tekrar sırtına geçiriyor.. Bu hikayeler bitip Joe Quesada kifayetsizi tarafından Spider-Man kronolojisi sıfırlanınca hangi motivasyonla okumaya devam edeceğiz bilmiyorum ama Back in Black de kaçacak gibi bir hikaye değil.. Örümcekseverlerin aklında bulunsun..

30 May 2010

27 May 2010

Bucaspor'da Bülent Uygun Devri


Haber ajanslara az önce düştü, Bucaspor tüm Türkiye'yi ters köşeye yatırdı.. 2 sene üst üste lig atlayarak İzmir'in demirbaşlarının önünde TSL'ye çıkan Bucaspor çok sempatik bir takımdı.. Ülkenin önemli bir bölümü tarafından sevilmeyen bir figürü başlarına getirmeleri önemli bir meydan okuma.. Bülent Uygun Sivas'ta gösterdikleriyle iyi ve farklı bir hoca olduğunu kanıtlamış bir adamdır ve işin teknik boyutunu bu hamlede başka açılardan incelemek gerekir fakat takımın üzerindeki sempatiyi yok edecek bir hamle içine girmeleri zor geçmesi beklenen yeni sezonda sıkıntı yaratabilir, belki de önemli bir hata olarak önümüzdeki sezon sonunda kayıtlara geçebilir..

Uygun, Bucaspor'un başına geçirebileceği en iyi Türk hocaların başında geliyor şu anda ve takımın başında ilk senesinde Türk teknik direktör isteyen bir kulüp için anlaşılabilir bir tercih.. Asansör takımlarda 4-5 ay boyunca hocalık yapıp sonra bir başkasına atlayan vasatların tercih edilmemesi de Buca adına olumlu.. Sempati ve güzel bakış bu oyunda, bu ülke sınırları içinde çok önemlidir fakat Bucaspor yönetimi iki yıldır sadece doğruları yaparak kademe atlayan yapısı içinde bu kararı eminim ki çok düşünerek vermiştir.. Bülent Uygun da hatalarından biraz ders çıkarıp sadece sahanın içine odaklanmaya çalışırsa Sivas'taki ilk yıllarına benzer bir takım ortaya çıkarabilir belki.. En azından küçük bir hayal kırıklığına rağmen benim umudum bu yönde..

Naif insanların semtine bu açıdan biraz farklı bir adam geldi.. Bu birlikteliğin iyi bir uyum ortaya çıkarmasını dilemekten başka yapılabilecek bir şey yok.. Hayırlı olsun Buca'ya ve İzmir'e..

Yardım

Bugün bir mail aldım, tamamen copy paste yapmıyorum zira biraz karışık görünüyor ama anladığım kadarıyla geçiyorum buraya..

Galatasaray tribünlerinden bir arkadaşımızın kardeşine lösemi teşhisi konmuş.. Hasta 18 yaşında.. Tedavinin yapılacağı en iyi hastaneler Çapa ve Cerrahpaşa'ymış.. Fakat hastayı bu hastanelere yatırmak için tanıdık bir doktor gerekiyormuş ve maalesef başarılı olamamışlar.. Tedavinin çabuk başlaması gerekiyormuş, bu nedenle yardım isteniyor.. Konu hakkında yardımı olabilecekler için iletişim:

Yunus Dinç:

yunus_dinc@colpal.com
veya
only_you89@hotmail.com
Telefon: 0 538 891 49 49

Acil şifalar diliyorum..

25 May 2010

Çağlar Birinci Galatasaray'da?


NTVSPOR'un haberine göre Murat Akça, Erhan Şentürk, Serdar Eylik, Semih Kaya ve bir miktar para karşılığında Çağlar Galatasaray'a geçmiş durumda.. Galatasaray resmi sitesinde ise şirket birleşmesi nedeniyle Beşiktaş gibi bütün gelişmeleri şeffaf bir şekilde bildirim gereği NTVSPOR'un haberinden 5 dakika sonra Denizlispor'la görüşmelerin başladığına dair haber geçildi..

Caner Erkin geçen sene sol beki yedeklemesi için alındı.. Natureli açık olan futbolcunun rotasyon anlamında doğru bir hamleyle takıma katıldığını düşünmüştüm ama tamamen başarısız oldu.. Bekte yapamadığı için açıktaki iyi performansları göz ardı edildi ve takımdan gönderildi.. Yetenek anlamında oldukça yanlış bir değerlendirme ama Arda'yla yaptığı kavganın gönderilmesinde uzantısı varsa idari bir konu olarak eleştirisi yapılamaz.. Lucas Neill'ın yanına Ali Turan geldi ve muhtemelen bir yabancı daha bu bölgeye katılacak.. Bu da Balta'nın sol beke dönüşünü müjdeler.. Gelecek sene de Rijkaard'ın beklerde hücumcu-stoper dengesiyle gideceğini düşünüyorum.. Çağlar Birinci bu bağlamda direkt bir rotasyon hamlesi ve Batdal-Serdar eklemesinden sonra yine takımın Türk oyuncu topluluğunu geliştirme adına mantıklı.. Göstereceği performansla bekte hücum adına çok özelliksiz kalan Balta'yı kesme ihtimali de mevcut.. Çok iyi bir bek olduğunu düşünmüyorum Çağlar'ın ama piyasa şartlarında ve Türk olma özelliğiyle küme düşen Denizli'den alınabilecek oyunculardan biriydi..

Değeri nedir? Bunu ölçmenin direkt bir yolu yok.. Giden 4 genç hangi şartlarla gidiyor, bonservisleriyle mi verildi, para miktarı nedir bunlar şu anda belli değil.. Fakat Galatasaray'ın oldukça balon altyapısından çıkan bu oyuncuların kulübe takastan başka bir yolla fayda kazandırmasının mümkün olmadığını düşünen biri olarak gençlerin gidişinden en ufak bir üzüntü duymuyorum.. Erhan Şentürk ülke için yetenekleri vasatın üstünde ama fiziki özellikleri nedeniyle büyük bir takımda asla forma giyemeyecek bir oyuncu.. Semih Kaya tüm yeteneklerine rağmen genç yaşında pert ettiği dizleriyle kaçan bir fırsat.. Serdar Eylik bir baldır için bile ince sayılabilecek Quadriceps'leriyle 20 yaşına gelmiş bir oyuncu için fiziki açıdan tam bir fiyasko.. Var olan yeteneklerini saha içinde ortaya dökemeyecekse bunda tek suçlu oyuncuyu şu ana kadar fiziki yönden geliştirmeyen hocaları ve tabii ki kendisidir.. Murat Akça ise fazla izleme imkanına sahip olmasak da bu oyuncuların içinde Serdar'la birlikte belki 1-2 üst kademeye çıkabilecek tek oyuncuydu.. Bu oyuncuların hangisine takıma dönme şerhi konulacak, hepsi geri dönüşsüz mü elden çıkacak şu anda belli olmadan bonservisleriyle gitseler bile takımın uzun vadede büyük kayıp yaşamayacağına inanıyorum.. Tek eleştiri farklı oyuncular için kullanılabilecek 4 gencin muhtemel bir yedek için elden çıkartılması yönünde olabilir.. Murat Ceylan oradan kulübe el sallıyorken böyle opsiyonlar akla gelmeden durmuyor tabii..

22 May 2010

,

Bayern 0-2 Inter


CL finalinde sahaya Sneijder önü 3 naturel forvetle çıkıp sahaya ilmek gibi tertemiz bir 4-4-1-1 koyarak bu futbol disiplinini ve beynini gösteren bir takıma sadece saygı duyabilirsin.. Stoper bek Chivu'nun önüne Goran Pandev'i koyup onun vücut hacmiyle ikili kademe yaparak Arjen Robben'i sahadan silen Jose Mourinho, yarı finalde iki kez gösterdiği gibi bu oyunun şu anda dünyadaki en özel adamlarının başında geldiğinin yeniden ilanını yaptı..

Birbirine oldukça benzer sistemlerle oynayan iki takımı ayıran şey Barcelona modelinin küçük ve daha dar kalıplı bir kopyası olan ve bütün planını sağ koridor üzerine kuran Bayern'e karşı yine arkada bekleyip orta sahayı kısa pas ya da uzun toplarla olabildiğince çabuk geçmeye çalışan Inter'in olmasıydı.. Bayern daha baskılı bir görünümde başladı ama her Jose takımında olduğu gibi herhangi bir oyun hakimiyetinin bu mücadelelerde bir önemi yoktu.. Julio Cesar'ın şişirdiği topu Milito'nun önce indirip daha sonra deparla tekrar buluşarak çevirdiği gol benim gözümde Hakan Şükür'e bir saygı duruşu, Diego Milito'nun ne kadar özel bir topçu olduğunun yeniden malumu ilamı.. Çok kolay bir çözümlemeyle bu öne geçiş herhangi bir Mourinho takımı için çok büyük anlam ifade ediyordu..

İlk gole kadar ve ondan sonra defalarca Inter'in kontralarla, oyuna kendi şartlarında hükmettiğini gören Van Gaal'in Ivica Olic'in yalnızlığa dayanan etkisizliğiyle birlikte oyuna ikinci forveti sürmesini bekledim ama hamle gelmedi.. Devrenin hemen başında doğal bir Bayern baskısına yine kanatları önlü arkalı kapatan ve gerektiği zaman önde oynayan Sneijder'in yanına baskı yapmak için ileri çıkan bir içle duvarını ören Inter çok ciddi bir tehlike atlatmadan Münih'i püskürttü.. Yine benzer bir kontrada Eto'o'yla başlayan ve hızlı aktarımlarla solda Milito'yla buluşan atakta, maçın yıldızının Van Buyten'in belini kıran muazzam çalımı ve tertemiz plasesiyle Inter bu heyecandan uzak, öncesi ve sonrası tahmin edilebilir finali imzalayan hareketi yaptı.. İki golde yetersiz kalan Demichelis ve Van Buyten tandemi mutlaka eleştiri konusu olacaktır.. Toplam kalitede üst düzey stoper ikililerine yakın görünmüyorlar ama bu maçtaki en büyük eksikleri bu seviyeyi fazla görmüyor olmalarıyla açıklanabilir bence..

Van Gaal'in sağda Chivu - Pandev ikilisi tarafından pasifize edilen Robben'i neden ortaya yaklaştırmadığını, hatta zaman zaman konsantrasyonunu kaybeden Maicon'un bölgesine sokmadığını anlayamadım.. Keza oyuna bir target striker soktuktan 5-6 dakika sonra Olic'in kenara alınarak ikinci hareketsiz forvetin de oyuna girmesi bence gereksizdi.. Olic çok yıpranmış olabilir tabii.. Yeni servete konan Ribery'nin yokluğunda Van Gaal'in çok fazla opsiyonu yoktu ama çırak çalışırken fazla tembel geldi bana..

Barcelona'yı bu işin dışında bırakan takımın finali kaybetme lüksü yoktu, olmadı da.. Mourinho yarı finalde sezonun en güzel sürprizini yaparak yeniden başrole çıktığı filmi mutlu sonla bitirdi.. Bundan sonra önündeki yolu kendisi açıklar, biz takip ederiz.. Yeri gelince onun da üstüne konuşulur zaten.. Bekleneni yapması kariyerinin en büyük sınavı olabilir, La Liga'yı yeni iki takımlı halinde bir seviye üste taşır.. Ama ben hala ufak bir ihtimal üzerinden sürpriz gelebileceğini düşünüyorum.. (Edit: Kendi açıkladı, sürpriz yok.. Seneye Real'de..)

Şampiyon belli, ikinci Bayern.. "Şu Materazzi CL'yi de kaldırdı ya." demeyeni de klişe takımı infaz ediyormuş, bu fırsatı kaçırmamak gerek..

21 May 2010

David Villa ve Barcelona 2011


Geçen yaz Zlatan Ibrahimovic'e imza attıran Barcelona, 6 kupa üstüne bir de Zlatan'la takımın haksızlık boyutuna yükseldiğine dair sayısız kelama neden oldu dünyada.. Ülkenin güzel programlarından Gol'de Güntekin Onay ve Mert Aydın'ın Zlatan transferini yorumlarken diğer takımlara yazık minvalli konuşmaları hala gözümün önündedir mesela.. Futbol algıları zaman zaman buna neden olup 30 sene öncesinin "saf yetenek" toplamının şu anda da geçer akçe olduğunu düşündürebiliyor ama toplam yeteneği vasatın altında kalan sayısız takım çok önemli kupaları kaldırarak bu hatırlatmayı yapmaktan da geri kalmıyor..

Samuel Eto'o bu sistemin dünya üzerindeki en iyi tamamlayıcı gücüydü.. Guardiola bir türlü memnun olamadı kendisinden ve postayı koydu.. Takım ruhu bazında yapılan hamleye her zaman saygı duyulur, iki birey arasında kişilik çatısması varsa güçlü olan güçsüzün biletini daha iyi şartları ortaya çıkarmak uğruna kesebilir ve bu fazla olumsuz konuşulacak bir durum değildir.. Hadisenin Pep yönünden eleştiri konusu haline gelmesine neden olan şey ise Zlatan'la sistemin çok daha iyi hale gelebileceğini düşünmesi oldu.. Strateji yanlışı yaptı, çok daha verimli oyuncuyu üzerine 40 milyon euro'yla birlikte karşıya verdi.. David Villa, Zlatan gelmeden önce de Barcelona'nın transfer öznelerinden biriydi ama Valencia'dan koparmak mümkün olmadı.. Kısmet bugüneymiş.. Şimdi yine benzer kelamlar ortalığı sarmış durumda.. Barcelona kusursuzlaştı, sisteme en uygun adamı aldı.. Villa'nın Zlatan'dan çok daha iyi uyum sağlayacağı, bu kadrodan ve yapıdan çok daha iyi yararlanacağı kesin ama bu kendisini en iyi ve en uygun konumuna getirmiyor..

Eto'o'lu Barcelona hücum hattını bu sene göremeyenler Villa'yla da fazla umutlu olmamalılar.. Barcelona bu sene de özel bir takımdı ve seneye de öyle olacak ama 2 sene önceki Barcelona "üst" özel bir takımdı.. En uçta daima arayan ve tarayan, hem yüzü kaleye dönük oyunun en özel oyuncularından, hem de sırtı dönük oyunda takımın pasçı yapısına olabildiğince katkıda bulunan Eto'o'yu sağda gezegenin en saf yeteneği Messi ve soldan ikinci forvet özelliğini harika getiren Henry tamamlıyordu.. Orta üçlüde Xavi ve Iniesta için yine Eto'o gibi bu oyunun en iyi tamamlayıcısı olan Yaya Toure üçlüyordu ki Barcelona'nın bu sene daha başarısız olmasında bir diğer neden de Yaya'nın Pep tarafından yine arkaya itilmesidir.. Son maçta yaptıklarıyla bir defans önü oyuncusu için toplu oyunda ne kadar özel yetenekler barındırdığını gösterdi Yaya ve Barcelona'dan ayrılacak olmasını Eto'o gibi tarifsiz bir hata olarak görüyorum.. Oraya 50 milyon euro verilerek yapılacak Cesc katkısı da 70-80 milyonluk Zlatan gibi elde patlamaktan başka bir işe yaramayacak.. Cesc'in Xavi ve Iniesta'ya katılımı ancak Guardiola'nın çok önemli maçlarda Iniesta'yı sol açığa atarak iç sayısını 4'e çıkardığı maçlarda efektif bir şekilde kullanılabilir, onun dışında Cesc katkısı potansiyel zayiatından başka bir işe yaramayacak.. Keza çok gol atsa da ikinci forvet ağırlığını şu an için vermeyen Pedro da başka bir sorun ama şu an için diğerlerine nazaran en küçük ölçekte..


David Villa ülke sınırları içindeki en iyi forvet ve Torres'ten sonra da İspanya'nın en yetenekli ileri uç oyuncusu.. Zlatan'a göre göstereceği artılar, eksilerinden bence daha fazla ve Barcelona'da kesinlikle başarılı olacak.. Arama ve tarama işinde Eto'o'dan hiçbir eksiği yok ve ona nazaran çok daha temiz bir golcü.. Ki bu da 25-30 golün çok rahat geleceğini gösteriyor.. Fiziksel yönden onun kadar yeterli değil ama devamlı arayış içinde olan yapısı rakip defanslar için yeterince yıpratıcı.. Hücum hattı ve içlerin bütünleyicisi olma işini sırtı dönük olarak Zlatan kadar bile yapabileceğinden emin değilim ama bu sene sık sık merkeze doğru seyahatlar yapan Messi için kanatlara çok daha rahat açılan yapısıyla takım adına önemli opsiyonlar yaratacaktır..

En önemli kazanımıysa çok başka.. Hernan Crespo'nun prime'ından beri David Villa, benim gördüğüm kadarıyla rakip defans çizgisinin arkasına en iyi oynayan forvet oyuncusu.. Sadece bu başarısı bile rakip tandem ve bek kademesi adına müthiş sinir bozucu.. Özellikle Madrid takımları Real ve Atletico bu sene Barcelona'ya karşı defansı öne çıkararak önemli çözümler getirmişti.. Barcelona bazen maç boyunca, bazen de maçın belirli periyotlarında bu daralan oyun içinde yeterli akıcılığı gösterememişti.. Villa'lı Barcelona'ya karşı defans çizgisini öne taşımak o kadar rahat olmayacaktır ve bu başlı başına büyük bir nimet Barcelona için..

Sonuç olarak Eto'o'dan sonra gerçekten piyasanın en iyi adamlarından birini aldılar ama 2 sene önceki akıl almaz olgunluğa ulaşmak hala çok zor.. Eto'o neden en iyiydi? Çünkü sadece 30 gol atmakla kalmamış, aynı zamanda sisteme yaptığı sonsuz katkıyla takımı iki üst kademeye çıkarmayı başarmıştı.. Eto'o sonrası Barcelona'da 30 gol atmak takımı maksimumuna ulaştırmak için yeterli bir performans değil.. Bu da bu yetenekli adamlar arasında oynamanın hem kolay ve bir o kadar da zor olduğunun ayrı göstergesi.. Bu zamana kadar fazla underrated kaldı David Villa ve bir forvet oyuncusu için peak age (en olgun yaş) olarak kabul edilen 29'unda bu oyunun en üstün takımına geliyor.. En olgun zamanında, en üst düzeyde neler verebileceği bundan uygun bir anda gösterilemezdi.. İşi zor, yeni transferle oyuncusunun değerini düşürmemek için Zlatan satılık değil diyen Laporta da hikayeyi bıraksın ve Villa'sına baksın..

Zlatan & Barca & Eto'o

FC Barcelona 2010/2011 Formaları




Geçen seneki Barcelona kreasyonu biraz zayıf olmuştu, bu sene işi daha sağlam tutmuşlar.. Yine daha kalın çubuklunun geri geldiği (Bir önceki üç parçalı, geçen sene ince çubuklu ve bu sene...) klasik formada daha önceleri fontlarla kreasyona giren sarıyı kollara ve yakaya iliştirerek Katalan bayrağına selamı çakmışlar.. Yakanın sırt bölümündeki ekle işi selamda bırakmayıp açık açık promosyonunu da yapmışlar zaten.. Bu sene kırmızı şort geri dönüyor sanıyorum klasik formada.. Bu da yerinde bir değişiklik.. Klasik forma 10 numara ama en çok beğendiğim alternatif formaları oldu.. Geçen sene görüntülerde turuncu sanıp spotların altında pembe çıkan forma güzel düşünceydi ama zayıf bir tasarımdı.. Bu seneki turkuaz formaları mükemmel görünüyor.. Göğüsteki parçalı ana renkler ve lacivert şortla Barcelona seneye şıklıkta da çılgın atar..

Güzel iş..

18 May 2010

Mehmet Batdal & Serdar Özkan Galatasaray'da


Bucaspor Başkanı Mehmet Bektur'un dün yaptığı "Mehmet'e Galatasaray'a yakın bir teklif yaptık, bundan sonrası Mehmet'e kalmış.." tandanslı açıklaması işin resmiyetinin an meselesi olduğunu zaten gösteriyordu.. Mehmet Batdal kararını vermiş ve düzenli oynamaktansa hem daha çok parayı, hem Galatasaray'ı, hem de büyük takım rekabetini seçmiş.. Sadece saygı duyulabilecek bir seçim bu.. Batdal'ı kariyeri boyunca izlemişliğim 10 maçı geçmez ve bu oldukça büyük zaman dilimine yayılmış bir durum.. Özellikle çıkış yaptığı Buca'daki gelişimini sezon sezon, her maçını izleyenler kadar bilmemiz mümkün değil buralardan.. Maç kaçırmayan Bucalılar varsa gelip düşüncelerini paylaşsınlar zaten burada.. Ama benim gördüğüm uzun boyuna rağmen fizik avantajı dışında çok farklı özellikleri bulunan, boyuna göre tekniği çok gelişmiş, kaleye yüzü ve sırtı dönük oyunun ikisini de belli bir standartın üzerinde oynayabilen bir oyuncu.. Son vuruşları ve şutları o boy için oldukça temiz.. Sadece biraz hareketsizliği mevcut ki savunmadayken bu daha çok belli oluyor ama üstünden gelinemeyecek bir sorun değil.. Hem boyuyla, hem farklı özellikleriyle üst düzey bir TSL takımına ana rotasyonda büyük katkı sağlayabilecek bir oyuncu olduğunu düşünüyorum.. Bucaspor Hasan Salih Kabze'den beri bir alt lig kulübü için marka sayılabilecek sağlam altyapı anlayışıyla piyasaya önemli isimler sürüyor.. Bunlardan bazıları Kabze ve Batdal direkt altyapıdan çıkmış isimler.. Bir kısmı da Ozan İpek ve Veli Kızılkaya gibi dışarıdan keşfedilip takım bütünlüğü ve öğretim kapasitesi içinde parlatılan isimler.. Ki ikisi arasında hiçbir fark görmem, altyapıdan yetişmese de dışarıda keşfedilip takım içinde parlatılarak futbola kazandırılan isimler de bir o kadar değerlidir benim gözümde.. Bütün yeteneğine rağmen Bank Asya'dan geldi, ne kadar şey verebilir ki diye bakmamak gerekiyor.. Bunda en büyük neden Buca etiketi.. Üst üste 2 sene lig atlayıp TSL'ye çıkan, geçen sezonun sonlarına doğru Ozan İpek'i Bursaspor'a veren ve 1 sene sonra alt ligden gelen bir oyuncunun TSL MVP'liğine aday bir performans göstermesi (Benim gözümde en değerli Bursaspor topçusudur bu sezon itibarıyla) gibi nedenlerle Batdal'a da farklı bir gözle bakmakta fayda var.. Ve en önemlisi, Ozan İpek Buca'dan geçen sezonun ortasında ayrıldı, Batdal bu takımın sisteminin en önemli oyuncusu olarak Buca'ya iki kademe atlatan en önemli oyuncu oldu.. Bu da ayrı bir artısıdır.. Kendisini kanıtlaması için yapacak çok şeyi var.. Frank Rijkaard gelecek sezon sistem değiştirecek mi bilmiyorum ama büyük farklılıklar olacağını sanmıyorum.. 4-3-3 ve 4-4-1-1 üzerinden yürümeye devam edecek Galatasaray.. Her iki durumda da Baros'un varlığı Mehmet Batdal'ın önünde çok büyük bir engel ve kısa vadede ana rotasyondan başka takıma vereceği bir katkı mevcut değil.. Ama bir de aşının tutması, Baros'un 1-2 sene sonra yaşayacağı muhtemel ayrılıktan sonra yaşı 27 olmadan bu takımın ilk 11'ine oturma ihtimali var ki şu anda sevindirici olan en önemli gelişme budur.. Son 2 yılın Türkiye Ligleri'ndeki en değerli takımlarından birinin en önemli sistem yapıtaşı transfer edildi.. Bu gözle değerlendirince oldukça klas bir transfer olduğuna inanıyorum Batdal'ın.. Hakan Sukur'den sonra 9 numara da bu çocuğun hakkıdır.. Güle güle giysin..


Serdar Özkan içinse benim açımdan söylenecek ilk söz, Gökhan Zan transferini oldukça anlamsız bulmuş biri olarak iyi bir ekleme olduğudur.. Bir süredir Beşiktaş'ın oynamaya çalıştığı 4-3-3, 4-4-1-1 karmasında Serdar Özkan takım kadrosu içinde açık/forvet profiline Rodrigo Tello'yla birlikte en çok uyan futbolcuydu benim gözümde.. 10.5 numara arayışlarını da uzun süre kanat oyuncusu olarak değerlendirmiş biri olarak Denizli'nin bu arayışı içte yapması bence başarısızlıkta kilit noktalardan biriydi.. Serdar'ın kaçırdığı gollerde aldığı tepkiler Galatasaray taraftarını rahatsız etmez.. Bu konuda en şerbetli topluluklardan biridir zira bizim taraf.. Keza Serdar'ın açıktan gelerek o pozisyonlara girmesi de kaçırdıklarının önünde takdir konusudur.. Futbolun gittiği noktada en önemli konulardan biri haline gelen açıklardan skor eklemesi için birinci şart o pozisyona girmek.. Serdar Özkan'ı 2-3 yıl önce yeteneğinin üzerine 90 dakika bitmeyen temposuyla 60 dakikalık Arda'ya örnek olarak nitelendiren biriydim ki blog geçmişinde mevcuttur.. Arda Turan o süreçten sonra bir Euro 2008 çıkışı yaşadı, Serdar Özkan ise beklenen çıkışı yapamadığı gibi geriye gitti.. Ama Sabri gibi doğal kondüsyonu üst düzey olan Serdar'ın bu özelliğinin ülke ortamında hala çok değerli olduğunu düşünüyorum.. Kalitesiz yaşamla fizik kalitenizi düşürebilir ve tam performansla kullanamayabilirsiniz.. Serdar da verdiği fotoğraflarla bunu destekleyen bir yaşam biçimini sunuyor.. Ama doğal kondüsyon sahibiyseniz, bundan sıradan bir oyuncu kadar etkilenmezsiniz.. Yetenek ve tekniğini kaliteli bir fizikle destekleyememek bu ülke futbolunun önündeki en büyük engellerden biridir.. Serdar da bu açıdan her ne kadar güçlü bir oyuncu olmasa da maçın geneline yayabildiği temposuyla hala önemli bir oyuncudur gözümde.. Beşiktaş'ta çok şey bekleniyordu ama olmadı.. Böyle oyuncular için yaşanan kan değişikliği iyidir.. Bundan sonra kimse ondan Türk Futbolu'nun yeni neferi olmasını beklemeyecek ama verebileceğinin maksimumunu vermesi zannediyorum Galatasaray yönetiminin ve teknik kadrosunun kendisinden beklediğidir ve mantıklı bir yaklaşımdır benim gözümde.. Yabancı oyuncularla çok şişen açık rotasyonuna böyle bir ekleme gelmesi de ayrıca güzel.. Arda Turan takımda kaldığı takdirde Giovani Dos Santos'un gidişi bu şekilde kesinleşmiş gibi oldu..

İlk işler güzel.. Mevsimin Türk oyuncu eklemeleriyle açılması da ayrıca sevindirici.. Türklerle devamının gelmesi ilk aşamada tek düşüncem.. Camiaya hayırlı olsun..

17 May 2010

Los Angeles Lakers vs. Phoenix Suns


Los Angeles Lakers için işler yolunda gidiyor.. Batı liderliği garantilendikten sonra San Antonio, Portland ve Oklahoma City üçlüsünden hangisinin ilk turda rakip olacağı belli değildi ve tarz olarak takıma en uygun rakip genç Thunder'dı.. Kendi evlerinde Lakers'ı bir hayli zorlamalarına rağmen çok da büyük hasar alınmadan ilk tur kapatıldı ve ikinci turda Denver - Utah'tan gelen takım beklendi.. Burada tercih kesinlikle Utah Jazz'dan yanaydı.. İlk tur değerlendirmesinde Denver'ın Utah'ı geçeceğini düşündüğümü yazmıştım ki önemli sürprizlerden biriydi bence Jazz'ın oradan çıkması.. George Karl'ın yokluğunun Denver'ı bu kadar etkileyeceğini tahmin etmek kolay değildi.. Denver ilk turu geçse Lakers karşısında George Karl'ın takımın başında çıkma durumu vardı ki talihsiz bir hastalıkla cebelleşen tecrübeli coach NBA'in en iyilerinden.. Güçlü kadroyla geçen sene yapamadıklarını bu sene yapabilirlerdi.. Lakers yine şansını yanına aldı ve Utah Jazz'la eşleşti.. Süpürgeler de bu sene ilk defa ortaya çıktı.. Boozer'ın Gasol ve Bynum tarafından pasifize edildiği seride Utah'ın elindeki tek koz Fisher karşısındaki Deron Williams'tı.. Fish de yine play-off'larda hücum tarafını konuşturunca ve Deron da beklenen etkiyi gösteremeyince iş uzamadı.. Konferans finalinde ya Spurs ya Suns gelecekti.. Benim tercihim yine Suns olurdu.. Her ne kadar Spurs'u süpürerek buraya gelseler de hala takım için onları daha uygun görüyorum.. Bu tur geçilirse finalde de Boston'un gelme durumu var ve saha avantajının elde edileceği tek Doğu takımı olan Celtics de bu anlamda bir şans yaratabilir Lakers'a..

Gündem Phoenix ve önce kötü haberlerden başlamak gerek.. Kobe'nin dizinden gelen son haberler iyi değil.. Çoğunlukla kendi hataları yüzünden bir dizini, bir bileğini ve birçok el parmağını tarumar eden Kobe'nin sorunlu dizinden alarmlar geliyor.. Geçmişte de sık sık su toplayan dizi yine aynı reaksiyonu göstermiş ve Kobe dizinden su aldırmış.. Bu sorunu bir kez yaşamış biri olarak üzerine maça çıkmanın çok zor olduğunu bildiğim bu rahatsızlıkta Kobe'nin bu gece nasıl bir performans sergileyeceği belirsiz.. Andrew Bynum da dizindeki yırtıkla oynuyor play-off'larda ve o da pamuk ipliğinde.. Normal sezonun tamamını sorunlarla geçirdikten sonra play-off'larda kendini onarmaya çalışan takım için pek iyi haberler değil bunlar.. Kobe'nin özellikle o dizini sadece bu seneki serüven yönünden değil, NBA'de daha uzun süreler oynamayı düşünüyorsa ciddi bir rehabilitasyon sürecinden geçirmesi gerekiyor.. Eklemleri çok sorun çıkarmaya başladı Kobe'ye..

Phoenix'in Lakers karşısındaki üstünlükleri daha üstün bench'i ve Steve Nash.. Bunun dışında net bir üstünlüklerini göremiyorum ve Lakers her departmanda rakibinden daha iyi durumda.. Phoenix'in en formda oyuncularında J-Rich ilk turda Durant'i doğduğuna pişman eden Ron Artest tarafından savunulacak ve işi zor.. Pota altında Lakers'ın Utah'a karşı gösterdiği üstünlüğü Phoenix karşısında da devam ettirmesi zor olmayacak.. Amare Stoudemire'ın Andrew Bynum ve Pau Gasol'e karşı düzenli üstünlük kurması zor.. Channing Frye'la bir uzunu dışarı çekmeye çalışacaklar ve hem bu konuda, hem de Phoenix'in tempoyu forse etmesi durumunda Lakers'ın elinde kullanmak için Lamar Odom gibi bir opsiyonu mevcut..

Steve Nash, Lakers'ı bir hayli yıpratacak.. Kendisini tuttuğu sürece Derek Fisher'ı fena halde kepaze edeceğini tahmin etmek zor değil.. Kobe Bryant eğer fiziksel sıkıntı yaşamazsa yine Nash'i savunmak için kullanılabilir.. Leandro Barbosa'ya Amerika Şampiyonası'nda milli takım formasıyla yaptığı savunmayı Nash'e yapsa Phoenix bir hayli zorluk çeker ama Kobe'nin Lakers'taki rolü farklı ve ona hücumda ihtiyaç çok fazla.. Yine de Nash'i yavaşlatmak için savunmada kullanılacaktır.. Derek Fisher savunmada takımı 4 kişi oynatıyor ama ilk 2 turdaki hücum performansı devam ederse yine önemli fark yaratabilir.. İşin savunma kısmında harika iş çıkaran ama boş şutlarda geçen seneki Ariza'nın yanına yaklaşamayan Ron Artest için de geçerli bu.. Ron Ron hücumda hiçbir şey vermese de söyleyecek bir şey yok fazla.. Sezon başından beri gösterdiği özveriyle ve kısıtlanmış role verdiği tepkiyle sezonun en saygı duyulması gereken oyuncularından biri şu anda..

Pau Gasol bir süredir sınıf atladı ve Amare'yi de, Frye'ı da savunmada çok zor durumlara sokacak.. Lakers'ın elindeki en büyük kozlardan biri yine.. Ve en önemlisi Phoenix'in elinde savunma anlamında 24'e verecek bir cevap yok.. Lakers birçok alanda üstün ama yine de kolay bir seri beklemiyorum.. Phoenix'in nasıl bir tempoyu tercih edeceği bence onlar açısından serinin kilit noktası.. Oyunu hızlandırabildikleri ölçüde bu Lakers'a karşı başarılı olma şansları artar.. Alvin Gentry çok önemli bir basketbol adamı ve yaptığı işler çok büyük.. Ama Phil Jackson üzerinde Mike D'Antoni'nin yarattığı baskıyı yaratabilir mi o konuda şüpheliyim.. Daha Gasol gelmemişken Lakers tarafından 3-1 öne geçilen efsanevi seriyi ilerleyen maçlarda Diaw'la Smush Parker'ı savunmada başbaşa bırakan ikili oyunlarla çözen D'Antoni'ye Zen Master cevap verememiş ve seri takımın ellerinden kayıp gitmişti.. Gentry'nin zor durumlarda bu çözümleri üretip üretemeyeceğinden ben emin değilim.. Ama Phil babanın da taktik yönden, özellikle geleneksel anlamda biraz geriye gittiğini, yaşlandıkça bir takım inatlarının biraz arttığını kabul etmek, bununla beraber saygıların alasını duymak gerek..

İlk iki maç çok önemli.. Lakers 2-0'ı bulabilirse fazla zorlanmaz ama Staples Center'da çıkabilecek ters sonuçlar ileride baş ağrıtabilir.. Seri tahminim 5 ya da 6 maçta Lakers..

İlk maç bu gece 04.00'te NTVSPOR'da..

,

Epic Fail


Bu ülkede son hafta şampiyonluk kaybedilmez inancı 1959'dan beri 45 yıllık geçmişiyle bütün takımların önünde dikilirken 2006'da Fenerbahçe, Denizli'de bir şampiyonluğu bırakıp tarihe not düşmüştü.. 2006'dan sonra bu iddia son hafta iç sahada şampiyonluk kaybedilmez klişesini çıkardı.. Onun yıkılışı da yine Fenerbahçe eliyle bu gece gerçekleşti.. İki büyük futbol klişesi artık bu topraklarda anılmayacak.. Ülkenin en büyük oyun klişesi olan 4 büyükler dışında bir takım şampiyon olamaz önermesiyse bu gecenin, belki de bu ligde son 10 yılın en büyük gelişmesi olarak öne çıktı.. Bundan sonra ülke futbolu başka bir yere gidecekse 16 Mayıs 2010 bunda çok büyük bir pay sahibi olacak..

Bu gece Bursa ve Kadıköy'de yaşananları anlatabilmek için Bursalı ya da Fenerbahçeli olmak gerek.. Başkalarının bu hadiseleri tasavvur etmesinin imkanı yok.. Fenerbahçe'nin 2 ay boyunca alttan alttan, fark ettirmeden sonuna getirdiği ligde son hafta soğukkanlılığı kaybedip şampiyonluk türkülerine başlaması maçtan önce en sakıncalı durumdu.. Buna rağmen 60. dakikaya kadar bu maçtan böyle bir sonuç beklemiyordum.. Bu tip maçların analizi, tekniği olmaz.. Görüntü itibarıyla Galatasaray'ı 2000 yılında yendikleri maçın benzerinin tarafların değişmesiyle sahnelendiği maça girişleri ilk 10 dakikada umutla izleyen herkesin hevesini kıracak boyuttaydı.. Müthiş baskıdan golü çıkardılar ama hemen sonrasında o kontrol futboluna geri dönüp Trabzon'a çıkma imkanı vermeleri bence gecenin en kritik strateji hatasıydı.. Takımın karakteri ne olursa olsun bu maç bir finalse ve muazzam bir fizik güç üstüne presle rakibi kendi sahası önüne yığıp ilk 10 dakikada skoru buluyorsan o işi orada bitirmen gerekir.. O pres 45 dakika süremezdi ama 2'yi bulana kadar bir süre daha devam edebilirdi.. Maçın 2'ye gelmesi Trabzon'u bitirir, Fenerbahçe'nin de savunmasına güvenen bir takım olarak skoru çok daha rahat almasını sağlardı ama yapılmadı.. Disiplin kaybıyla hakemin etrafını sarma sonrasında gelen ani Trabzon akını sonrasında skorun 1-1'e gelmesi Fenerbahçe'yi tekrar öne çıkardı.. Trabzon yine o prese karşılık veremedi ve kalesinin önüne yığıldı ama Trabzonspor'a inanç verildi.. İlk devre boyunca rakip sahaya gayet bilinçli bir şekilde yerleşen takım golü bulamadı ve devreye girildi..

İkinci yarıda benzer baskı devam etti ama değişen bir şey vardı.. Ara Trabzon'un inancını artırdı, ikinci yarının başında erken gole ihtiyacı olan Fenerbahçe ise gol gelmedikçe krize girmeye başladı.. İkinci yarıda ilk yarıdan bile daha fazla pozisyona girildi ama bunların önemli bir bölümü kaostan çıktı.. 60 sonrası yavaş yavaş taraftarlar arasında başlayan gerginlik saha içine sirayet etmeye başladı ve o ana kadar çok önemli bir pres gücüyle oynayan takımda fiziksel düşüş de ortaya çıkmaya başladı.. Bu esnada Cristian ve Deivid'le oyuna müdahale etti Daum ama çok net bir yanıt alamadı oyunculardan.. 70-75 sonrası taraftarlar tamamen takımı unuttu ve kendi dertlerine düştüler, oyuncular sahada yalnız kalınca yoldan çıkış da arttı.. Böyle bir ortamda girilen sayısız pozisyon ve Onur Kıvrak solosu gerçekten akıl almazdı.. Fenerli oyuncuların isteğinde ve sahaya yansıtmak istediklerinde hiçbir sorun yoktu ama karşıda Onur, Giray ve Egemen'den oluşan müthiş bir savunma üçgeni ve 2006 sonrası oluşan doğal bir stres vardı.. Takımı özellikle ikinci yarıda serseri mayına çeviren bu oldu..

Trabzon'da Onur dışında tandem mükemmeldi, iki bek bir o kadar kötüydü.. Birbirinden bu kadar kopuk bir savunma dörtlüsünü uzun zamandır izlemiyorum ama özellikle Cale'nin bölgesi otobana dönmüşken Fenerbahçe'nin kenarlardan gol çıkaramaması sadece Onur'la ve beceriksizlikle açıklanabilir.. Son 10 dakika tamamen kontroldan çıkış.. Gökhan Ünal'ın oyuna girerken çıkan oyuncunun diğer forvet olması Daum'un da daha önceki iki kayıptan etkilendiğinin sahaya yansıması.. Tartışılan marş ve şarkı girişiyse benim anladığım kadarıyla Güiza'ya gelen ıslıkları maskelemek için verildi hoparlörlerden.. Tamamen bir karmaşa içinde geçen son 10 dakikadan sonra uzatmalarda gelen 2-2'lik anons ise başlığı açıklayan en önemli hadise.. Uzatmalarda tam anlamıyla Fenerbahçe'nin 1.5 dakikasını çalan, iki geri pas ve 11 kişiyle rakip ceza alanına yığılan bir duran topun kullanılamamasını sağlayan bu anons maç sonunda stattaki yığını da çileden çıkaran gelişme oldu.. Sadece 1.5 dakika değil, Yunus Yıldırım'ın da maçı en az 30-40 saniye daha fazla uzatmasını engelleyen bir durum oldu anons.. Böyle bir maçta 2 dakika ise en az net 1 pozisyon demekti belki de..

Bursaspor'un yaptıkları yaklaşık 2 ay boyunca konuşulacak.. Beşiktaş'tan ayrıldığı günden beri çok önemli bir adam olduğuna inandığım, Bursa'da geçen seneki parıltılı ilk dokunuşu sonrasında bu seneki sağlam yapısıyla şampiyonluğa ulaşarak büyük hoca olduğunu gösteren Ertuğrul Sağlam artık kendisine sallayanların ağzını sonsuza dek kapatmayı başarmıştır.. Bazı hocalar ilk zirvelerini gördükten sonra geçen senelerle beraber kendisini yenileyemez ve o çıtanın üzerine bir türlü geçemez.. Ertuğrul da bunu yaşayan hocalardan biri olabilir ama bundan sonra hiçbir başarı yakalayamasa bile 5. şampiyon çıkarma apoletiyle bu ülkenin futbol tarihine geçmiştir.. Her gittiği takımda müthiş bir ilk dokunuş gerçekleştiren bu adamın dış dünyayı takip ettiği her haliyle belli olan yapısıyla bu yenilenmeyi sürdürerek devam ettireceğine inancımsa sonsuz.. Bu yaz kasaya çok büyük bir nakit girişi olacak ve 150 bin liraya Ozan İpek'i çekip alan bu takımın az ve öz transferle seneye de ligin, belki de Avrupa'nın en sağlamlarından biri olacağını tahmin etmek için Nostradamus'luk yapmaya gerek yok..

12 May 2010

Mehmet Topal & Valencia


Son yıllarda yine en çok bizim ülkede gördüğüm, özellikle de Galatasaray içinde olanların dikkatimi çektiği bir konu var.. Taraftar oyuncusundan nefret etmeye başladı.. Her insanın takımında sevmediği, içinin almadığı oyuncular vardır, dünyanın da en doğal hadiselerinden biridir.. Ama bu sayı çoğalmaya başladığı anda bir sorun vardır zira taraftarlık, o forma içinde sahaya çıkan oyuncuyu koşulsuz sevmeyi de beraberinde getiren bir olgudur.. İstisnalar her zaman vardır lakin bu işin geneli böyledir.. İyice kötü gün taraftarı olma yolunda profil değiştiren bizim takımdaysa bu sayıda artış büyük.. Mehmet Topal son zamanlarda bu isimlerden biriydi.. Çeşitli taraftar oluşumlarını, forumları açıp baktığınızda sadece Topal'dan değil, Beşiktaş'tan gelip müthiş bir dönüşüm göstererek kulüp tarihine geçen ve çok önemli bir yere sahip olan Ayhan Akman'dan, Barış Özbek'ten, Sabri Sarıoğlu'ndan, bu sene en büyük hayalini gerçekleştiren ve bunun sevincini her daim hissedebildiğiniz Mustafa Sarp'tan, hatta Arda Turan'dan nefret eden insanları göreceksiniz.. Bu adamlar hata yaptığında anında küfürlerin yükseldiği, tahammülün minimum seviyeye düştüğü şanssız oyuncular bunlar.. Bu seneki yansımalarının merkezdeki oyuncular odaklı olması garip midir? Sene başından beri bu bölgedeki arızalara dikkat çekmeye çalışan biri olarak çok garip gelmiyor ama bu adamları değerlendirirken geçmiş seneleri, şu anki görevlerini ve rollerini, kendilerinden istenenlerdeki değişimleri gözden kaçırmamak gerekiyor.. Geçen sene Lincoln'ün arkasında oynarken bu kadar göze batmayan bu adamların, hatta önemli bölümlerde ilerideki dörtlünün takımda oluşturduğu arızaları kapatmaya çalışanların bu sene topa sahip olup oyuna hükmetme rolüyle karşılaşınca nasıl sapıttıklarına ve yalan olduklarına sezon boyunca şahit olduk.. Yapılan bir kenar yönetim hatasıydı ve Rijkaard tarafından da hata kabul edildi ama oluşan arızalar bu işi beceremeyen oyunculara nefret olarak geri döndü..

Mehmet Topal işte bu adamlardan biri.. Dardanel'den transfer olduğunda bir alt ligin en değerli oyuncusu olarak 1 milyon dolara bünyeye katılmış ve müthiş bir umutla takıma gelmişti.. Eric Gerets tarafından zamanında değerlendirilemedi ama potansiyelini geç de olsa gösterdi ve kadroya girdi.. Çok ayrıntıya girmeden geldiği günden bu yana birçok genç Türk futbolcusunda olduğu gibi olduğu yerden çok ileri gidemediğini görmek için büyük yetenek sahibi olmaya gerek yok.. Benim aklımda her zaman Mehmet Demirkol'un "Topal önlibero oynamaz, ondan çok iyi forvet arkası olur.." sözüyle ve Demirkol'a bir tebessümle kalan bu oyuncunun en kötü olduğu sezonlardan birinde 5 milyon euro gibi bir rakam karşısında elden çıkışı sonrasında kendi adıma minnettarlığımın üst sınırı yok.. Sezon öncesinde Everton'a 8-9 milyon euro civarında gidebilirdi, olmadı.. Son derece kötü bir sezon geçirmesine rağmen var olan Avrupa piyasasını kaybetmedi fakat.. Transfer resmi sitede açıklandığı andan itibaren Valencia'ya nasıl çaktık 5 milyon euro'ya diyenler de bu nefret tohumcularının birer kopyası zaten.. Son 10 yılda çok farklı bir yapıya doğru bürünen ve dünyadaki her oyuncu için çok zor bir lig haline gelen TSL'de Mehmet Topal bir büyük takım için hiçbir şey vadetmiyordu ama bu onun Avrupa piyasasını bitirmedi, kulüp tarihinin en büyük meblağlı satışlarından biriyle yine Türk Futbol Tarihi'nin takım kalitesi yönünden en önemli transferlerinden birine imza attı oyuncu..

La Liga'nın iyice abuklaşan kalitesi ve düşen takım dirençleri ışığında fiziği ve tek önemli yanı olan savunma kalitesiyle orada fark yaratabilir Topal.. Terim'in Galatasaray'ının takım freni haline gelen Tugay'ın 30 yaşından sonra bu dönüşümü gösterdiği ortamda Topal için de fazla umutsuz olmaya gerek yok.. Kendi bölgesinde çok önemli rakipleri yok ve Valencia'nın yaşadığı mali kriz takımdan da birçok çıkışın olmasını sağlayabilir.. Düzenli şans bulması durumunda en azından vasatın üstünü rahatlıkla tutturabileceğini düşünüyorum.. Olup olmaması kendi açımdan fazla önemli değil ama bir Türk'ün böyle önemli bir takımda kendini geliştirmesini istememek için kendisinden gerçekten nefret etmek gerekiyor.. Topal'ın Galatasaray'da daha ileri gitme şansı yoktu, Galatasaray'ın ise Topal'la devam etme durumu pek mümkün değildi.. Böyle bir ortamda gelen 5 milyon euro herkes için hayırlı olmuştur.. Bölgesine çok kaliteli bir yabancı alıp, gelen parayla iç tarafa kaliteli bir yerli eklemesi yapılırsa (Murat Ceylan?) bunu strateji doğrusuna da çevirebilir takım..

Altay'dan gelen haberler her ne kadar pek iç açıcı olmasa da bundan sonraki beklentimiz Musa Çağıran'ın da benzer bir çıkışı yapıp bu takıma performans ya da mali katkı yapmasıdır.. Bundan sonra önümüzdeki topçulara bakacağız..

Iron Man Extremis & Wolverine Origin


Iron Man 2'den girmişken bunun haberini de vermek gerekiyor.. Spider-Man'lerle çizgi roman piyasasına girip sektöre yeniden heyecan veren Hoz Comics filmin dünyaya verdiği gazla Iron Man'in son dönemlerdeki en iyi hikayesi, Marvel'ın yine son zamanlardaki en başarılı çalışmasından biri Iron Man Extremis'i de Türkçe olarak yayınlamaya başlamış.. İlk cilt bu ay çıkmış piyasaya.. Hikayenin ayrıntısına dair fazla şey bilmiyorum zira okumadım ama çok kaliteli bir çalışma olduğuna dair sayısız şey duydum.. Filmde bahsettiğim gibi Iron Man ve Tony Stark'ın yeni yorumu üzerinden ilerleyen bu değişik volume'un ilk 6 sayısı cilt halinde raflardaki yerini almış.. Hikayenin yazarı bu işin sektördeki en büyük ustalarından Warren Ellis, çizer Adi Granov.. Daha alma fırsatım olmadı, ki gittiğim zaman Dost Kitabevi'ne cüzdanın önemli bir kısmını bırakıp çıkacağız bu gidişle ama preview'larda gördüğüm kadarıyla ikisi de şahane iş çıkarmışlar.. Böyle bir kaliteyi ilk defa Türkçe okuyacak olmak benim için de büyük şans..


Piyasaya çıkan diğer bir güzellik Arka Bahçe Yayıncılık'ın şekil değiştirmiş hali olan Gerekli Şeyler'den çıkan Wolverine Origin.. Arka Bahçe'nin kapanmasından sonra çizgi romandan elini çeken bu grup da son gelişmelerden sonra ortama tekrar dönmeye karar verdi.. Önce Brian Azzarello'dan The Joker'ı çıkarıp harika bir seçim yaptılar, üstüne Wolverine'in süper bir hikayesini yayınlamayı seçtiler.. Şu anda anlayabildiğim kadarıyla Hoz Comics gibi düzenli devam eden seriler yerine 5-6 sayılık tek ciltlik hikayeler üzerinden yayın yapmayı uygun görüyorlar.. Yayın politikası anlamında daha önceki başarısızlığı yaşamış insanlar olarak hak verilebilecek bir yol.. Eğer yeterli satışlara ulaşırlarsa bazı karakterlerin uzun soluklu serilerini de uzun vadede yayınlayabilirler diye tahmin ediyorum.. Bunun için The Joker'i de, bu klas Wolverine'i de almak şart tabii.. X-Men Origins: Wolverine filmine de kaynaklık eden, Gavin Hood tarafından çokça da harcanan bu hikaye de kaçmaz.. (Edit: Biraz önce Wolverine'le ilgili materyal ararken bu yayının geçen yaz çıktığını öğrendim, hiç haberim yoktu.. Olsun, gecikmeli de olsa bulunsun blogda..)

Comic'ler tam anlamıyla geri döndü..

,

Iron Man 2


Filmi nihayet izledim.. İlk filmde Jon Favreau ilk blockbuster yönetmenliğinde çok keyifli bir orijin hikayesi ortaya çıkararak herkesi şaşırtmış, türün en iyi örneklerinden birini vermişti.. İkinci film ilk filmin bıraktığı yerden, normal olarak biraz seviye düşürerek ve espri dozajını biraz gereksiz şekilde artırarak devam ediyor.. Sonuç başarılı ama Jon Favreau'dan beklentiler türe getirilecek yeniliklerdi ilk filmden sonra, onu göremiyoruz..

Filmin en başarılı unsurlarından Mickey Rourke'un karakterinin gelişimi ve olaya dahil oluşu sıkıcı bir klişe hikayesi ama sadece yüzünü değil, vücudunu da şişiren Mickey abi öyle başarılı ki fazla önemli olmuyor.. Scarlett Johansson filmden önceki beklentilerim gibi yapımın en zayıf halkası.. Lost in Translation dışında sinemada bir olayını göremediğim bu güzelliğin Gwyneth Paltrow'un dolduramadığı taş oyuncu kontenjanından filme dahil olması belliydi, her plana girişinde yönetmenin Scarlett suratına yakın plan odaklanması da biraz gösterdi bunu.. Hikayesi olabildiğince kötüydü, olmasa film bir şey kaybetmezdi..

Filmin temposu biraz düşük.. Bunda ana hedef Marvel'ın bütün yan karakterleri hazırladığı Avengers projesi.. İlk filmde S.H.I.E.L.D. hadisesine giriş gösterilmişti ucundan.. Bu filmde ortaya çıkan Samuel L. Jackson'lu şahane Nick Fury'yle Avengers projesinin içine iyice dalınmış durumda.. Marvel'ın sinemadaki bu büyük projesine yapılan hazırlık filmin önündeki en büyük engel gibi duruyor ama çizgi roman bağımlıları için bu muazzam bir güzellik.. Joss Whedon'un yöneteceği Avengers 2012'de vizyona girecek ve ondan önce grubun diğer üyeleri Captain America ve Thor'un solo filmleri vizyona girecek.. Özellikle bu filmin sonunda jenerikten sonra ortaya çıkan Mjolnir'le Thor'a selam çakılan ortamda Kenneth Branagh'ın çekeceği filmden çok umutluyum.. Daha sonra Hulk, Iron Man, Captain America, Thor, Nick Fury gibi karakterlerin tamamını göreceğimiz görsel şölen ise çizgi roman uyarlamalarını farklı noktaya getirebilir.. Umuyorum bu büyük team up hikayesine vasat bir senaryoyla yazık etmez Marvel Studios..

Film bir Tony Start/Iron Man filmi ve Robert Downey Jr. saf yeteneğiyle kimsenin kendisinden rol çalmasına izin vermiyor.. Ultimate evreninde, The Ultimates'le yeni bir ayar çekilen Tony Stark karakteri biraz farklı bir yöne gitti ama oldukça sıkıcı bir hal alan Stark güzel bir update'le tekrar büyük olaylara dahil olan bir yapıya girdi.. Robert Downey Jr.'ın yorumu da biraz bu değişim üzerinden şekilleniyor.. Don Cheadle, War Machine için güzel seçimlerden biri ama ben hala bu rol için ilk filmdeki Terrence Howard'ın biçilmiş kaftan olduğunu düşünüyorum, o yönden oyuncuyla tekrar anlaşılamaması pek hoş olmadı.. İlk filmdeki gibi senaryo bir hayli zayıf.. Neyse ki çok büyük ihtiyaç duyulmuyor.. Sonuç olarak ortaya çıkan güzel bir yaz blockbuster'ı ve Avengers öncesi şahane bir hazırlık preQuel'i.. Keşke Spider-Man'in hakları da Marvel Studios'un elinde olsaydı da o güzel filmde ucundan Spidey, hatta Wolverine vs. de görünseydi ama Sony şu anda Spider-Man hikayesinin içine pislemekle meşgul.. Bu da ayrı bir yazının konusu olsun..

11 May 2010

,

World Cup 2010 Kadroları Part I


Brezilya:

Kaleciler: Julio César (Inter Milan), Gomes (Tottenham), Doni (Roma)

Savunma: Lúcio (Inter Milan), Juan (Roma), Luisão (Benfica), Thiago Silva (Milan),
Maicon (Inter de Milan), Daniel Alves (Barcelona), Michel Bastos (Lyon), Gilberto (Cruzeiro)

Orta Saha: Felipe Melo (Juventus), Gilberto Silva (Panathinaikos), Ramires (Benfica), Elano (Galatasaray), Kaká (Real Madrid), Josué (Wolfsburg), Julio Baptista (Roma), Kleberson (Flamengo)

Forvet: Robinho (Santos), Luis Fabiano (Sevilla), Nilmar (Villarreal), Grafite (Wolfsburg)


Hollanda:

Kaleci: Sander Boschker (FC Twente), Maarten Stekelenburg (Ajax), Piet Velthuizen (Vitesse), Michel Vorm (FC Utrecht)

Savunma: Khalid Boulahrouz (Stuttgart), Joris Mathijsen (Hamburg), Andre Ooijer (PSV Eindhoven), Giovanni van Bronckhorst (Feyenoord), Gregory van der Wiel (Ajax), Ron Vlaar (Feyenoord)

Orta saha: Ibrahim Afellay (PSV Eindhoven), Vurnon Anita (Ajax), Otman Bakkal (PSV Eindhoven), Edson Braafheid (Celtic), Wout Brama (FC Twente), Demy de Zeeuw (Ajax), Orlando Engelaar (PSV Eindhoven), John Heitinga (Everton), Nigel de Jong (Manchester City), Stijn Schaars (AZ Alkmaar),

Forvetler: David Mendes da Silva (AZ Alkmaar); Ryan Babel (Liverpool), Eljero Elia (Hamburg), Dirk Kuyt (Liverpool), Robin van Persie (Arsenal), Jeremain Lens (AZ Alkmaar)


İtalya:

Kaleciler: Gianluigi Buffon (Juventus), Morgan De Sanctis (Napoli), Federico Marchetti (Cagliari), Salvatore Sirigu (Palermo)

Savunma: Salvatore Bocchetti (Genoa), Domenico Criscito (Genoa), Leonardo Bonucci (Bari), Fabio Cannavaro (Juventus), Giorgio Chiellini (Juventus), Fabio Grosso (Lyon) Nicola Legrottaglie (Juventus), Mattia Cassani (Palermo), Christian Maggio (Napoli), Gianluca Zambrotta (Milan)

Orta saha: Mauro German Camoranesi (Juventus), Antonio Candreva (Juventus), Claudio Marchisio (Juventus), Andrea Cossu (Cagliari), Gennaro Gattuso (AC Milan), Andrea Pirlo (AC Milan), Riccardo Montolivo (Fiorentina), Angelo Palombo (Sampdoria), Simone Pepe (Udinese)

Forvet: Marco Borriello (AC Milan), Antonio Di Natale (Udinese), Alberto Gilardino (Fiorentina), Vincenzo IaQuinta (Juventus), Giampaolo Pazzini (Sampdoria), Fabio Quagliarella (Napoli)


İngiltere:

Kaleciler: David James (Portsmouth), Robert Green (West Ham United), Joe Hart (Manchester City)

Savunma: Ashley Cole (Chelsea), John Terry (Chelsea), Rio Ferdinand (Manchester United), Glen Johnson (Liverpool), Ledley King (Tottenham Hotspur), Jamie Carragher (Liverpool), Matthew Upson (West Ham United), Michael Dawson (Tottenham Hotspur), Leighton Baines (Everton), Stephen Warnock (Aston Villa)

Orta saha: Steven Gerrard (Liverpool), Frank Lampard (Chelsea), Michael Carrick (Manchester United), James Milner (Aston Villa), Theo Walcott (Arsenal), Gareth Barry (Manchester City), Joe Cole (Chelsea), Tom Huddlestone (Tottenham Hotspur), Scott Parker (West Ham United), Aaron Lennon (Tottenham Hotspur), Adam Johnson (Manchester City), Shaun Wright-Phillips (Manchester City)

Forvet: Wayne Rooney (Manchester United), Peter Crouch (Tottenham Hotspur), Emile Heskey (Aston Villa), Darren Bent (Sunderland), Jermain Defoe (Tottenham Hotspur)


İspanya:

Kaleci: Iker Casillas (Real Madrid), David De Gea (Atletico Madrid), Diego Lopez (Villarreal), Jose Reina (Liverpool) Victor Valdes (Barcelona).

Savunma: Raul Albiol (Real Madrid), Alvaro Arbeloa (Real Madrid) Cesar Azpilicueta (Osasuna), Joan Capdevila (Villarreal), Carlos Marchena (Valencia), Gerard PiQue (Barcelona), Carles Puyol (Barcelona), Sergio Ramos (Real Madrid).

Orta saha: Xabi Alonso (Real Madrid), Sergi BusQuets (Barcelona), Cesc Fabregas (Arsenal), Andres Iniesta (Barcelona), Javi Martinez (Athletic Bilbao) Marcos Senna (Villarreal), David Silva (Valencia), Xavi (Barcelona).

Forvet: Santi Cazorla (Villarreal), Jesus Navas (Sevilla), Juan Manuel Mata (Valencia) Pedro Rodriguez (Barcelona), Dani Guiza (Fenerbahçe) Fernando Llorente (Athletic Bilbao), Alvaro Negredo (Sevilla), Fernando Torres (Liverpool), David Villa (Valencia)

***

Belli oldu ki Brezilya'nın turnuvada şampiyonluk hedefi yok.. Dunga bu takımı şampiyon yapsın, Brezilya'nın orta yerine heykeli dikilir, kutsal hoca muamelesi görür.. Arjantin'in daha kadro belli değil ama Maradona varken Messi'ye rağmen fazla umut yok.. Hollanda ve İtalya'nın çaptan düşüşleri muazzam.. İtalya yine bilindik futbolunu oynamak için hoca ve oyuncu topluluğu yönünden en elverişli şartlara sahip ama bu WC'de söker mi tahmin yapmak zor.. Xavi - Iniesta klişeli İspanya sağlıklı bir Torres'in katılımıyla bu kupanın da bankosu görünümünde ilk izlenimlerde.. İngiltere'nin başına geldiğinden beri bu sefer olmaz dediğim Capello'nun ise bu takımı bu adaylar arasında zirveye yakın yerlere doğru götürebileceğini düşünmeye başladım..

Turnuvanın ilk büyük hayal kırıklığı tabii ki Brezilya.. Dunga'nın yaptığı işin en güzel tarafıysa sezonun tartışmasız en kötülerinden Elano'yu seçip 7-8 civarından bir takıma geçirme şansını Galatasaray'a vermesi oldu.. Bol bol oynar umuyorum..

9 May 2010

Civil War


Daha önce birkaç kez yazdım ama Hoz Comics her seferinde yeniden şaşırtmaya devam ediyor.. İlk 3 cilt en az Marvel'ın kendi TPB'leri kadar kaliteliydi ama 4. Spider-Man cildi The War at Home ve özel çıkan, normal Spidey ciltlerinden çok daha kalın olan Civil War'un kalitesi bu işin Türkiye'deki doruk noktası.. Son kaliteli Spider-Man crossover'ını kaçırmamak gerek.. Mükemmel edisyonun çizgi romanlardaki karşılığını bu topraklarda görmek insanı acayip sevindiriyor..

Bucaspor TSL'de


Daha önce Bucaspor serüveniyle ilgili birkaç post atmış, bu güzel takımı Bank Asya 1. Lig'e çıktıktan sonra renkli stadında seyretmenin sözünü vermiştim.. Ne var ki elde olmayan nedenlerden dolayı sözümüzü yerine getiremedik.. İzmir'ime 3 yıldır uğramıyorken şehrimin tribün serüvenlerinde başrol oynayan Buca'mızı ziyaret etmek mümkün olmuyor tabii.. Bank Asya'ya çıkış arefesinde Ozan İpek'i kaybeden ama bundan fazla etkilenmeyen, sezona yeni transferlerle bomba gibi giriş yapan, takımı buraya getiren Kemal Kılıç'ın ayrılmasıyla o başlangıcın biteceğini düşündüren ama uzun süre güvenemediğim Özcan Kızıltan'ın taşları fazla yerinden oynatmadan takıma önderlik etmesiyle son 1 ayda önemli bir bocalama dönemi geçirilse de bugünkü Kayseri Erciyes galibiyetiyle TSL'ye merhaba diyen Bucaspor şehrin gururu oldu.. Yaklaşık 15 ay önce 2. Lig'de yer alan bu takım üst üste iki sene lig atlayarak ülkenin en büyük ligine gelmeyi başardı ki Türkiye ortamında bu apayrı bir başarı öyküsüdür.. Bucaspor her ne kadar ülke piyasasında ilk mahsulu Hasan Salih Kabze'yle adından söz ettirse de bu işin temeli en az 10 senelik bir geçmişe dayanıyor.. Ben orta okulda Yeşilyurt ve Hatay'dan dolmuşa atlayıp 1000 kişilik Buca Olimpiyat Stadı'na maç izlemeye giderken, bu takımın daha üst liglere çıkma şansı varken maddi imkansızlıklar nedeniyle işe yeteri kadar asılmadığı ve bilerek fırsatları teptiği dedikodusu yayılırdı Buca sokaklarında.. Ama o günlerin üzerinden çok uzun zaman geçti.. Yıllardır İzmir TSL'de temsil edilmiyorken, 4 büyüklerden sonra bu ülkenin en efsane takımlarından biri olan Altay'ın, en klas rekabetlerinden Karşıyaka ve Göztepe'nin yokluğunda İzmir'in bayrağını en önde Bucaspor taşıyacak.. Naif insanların semtine yakışan bir güzellik bu.. Seneye bol bol Bucaspor yazmak icap edecek bize de.. Buca'da yaşadığım günleri hiç hatırlamıyorken, bambaşka bir yerde otururken küçük yaşımda içimde filizlenip beni uzun yolculuklar sonrasında stadına götüren Bucaspor sevgisine 15 yıl önce mazhar olmuş biri olarak son 4 maçtaki korkumu ve bu geceki galibiyet sonrasında sevincimi tarif etmem imkansız.. Tek üzüntüm 2 senelik bu müthiş serüvene canlı gözlerle tanıklık edememek, seneye Süper Lig'deki maçları yerinde izleyememek olacak..


Play-off'tan Altay ya da Karşıyaka'yı da bir İzmirli olarak bekliyorum.. İlk senesinde yalnızlık hissetmesin Fırtınalar..

Fırtına Buca
Bucaspor Bank Asya 1.Ligi'nde
Yeni Bucaspor
Bucaspor 4-0 Kocaelispor
Galatasaray 2-1 Bucaspor

8 May 2010

,

Galatasaray 1-2 Antalyaspor


Eğer Türk Telekom Arena gelecek senenin başına yetişiyor olsa Galatasaray, Ali Sami Yen'e böyle bir kepazelikle veda etme durumunda kalabilirdi.. 2 hafta önce Bursaspor'a karşı sistem olarak değil ama iştah yönünden yüksek dozda bir maç oynayan Galatasaray'ın iki hafta sonra taraftara vedayı bu şekilde yapması da ilginçtir, yönetimin ne kadar boş işlerle uğraşmaya başladığının sezon sonu kanıtı olarak en azından benim kayıtlarıma geçmiştir..

Rijkaard'ın bir süredir gelecek sezon için de istediği ama Haldun Üstünel'in üstüne vazifeymiş gibi daha sezon bitmeden bonservisini almayacağız geyiğini yaptığı Gio'ya attığı kesik ilginç başka konulardan biri.. Gelir gelmez ayağının tozuyla 11'e yerleşen, en kepaze zamanlarında bile düzenli oynayan adam son zamanlarda arazi.. Teknik kadro ve yönetim oturmuşlar, devam etmeme kararı almış olabilirler mi? Elbette.. Ama Jo'nun bile ilk fırsatta 11'e yerleştiği takımda ondan çok daha verimli ve de istekli Gio'nun yediği kesiğin açıklaması nedir bilmiyorum.. Burna gelen kokular pek hoş değil.. Benzer şekilde bu maçta Baros'un yokluğunda kuyruğunda teneke bağlayarak göndereceğimiz Jo'nun değil, altyapıda forma giymeye en uygun genç forvetin sahaya çıkmasını beklerdim ben ama Rijkaard benim beklentilerimi karşılamak için durmuyor tabii orada.. Yukarıdaki konuyla bağlantılı başka bir ayarlama çalışması da olabilir bu..

Seneye bu takımda çok büyük değişiklikler olacak.. O manada maçla ilgili yine yazacak hiçbir şey yok.. Yabancıların en az yarısı değişecek, giden Türklerin yerine yenisi eklenecek.. Ortaya çıkan durum yine Rijkaard'ın ilk senesinin başarısızlığın da ötesinde hazırlık senesinin bile yanından geçemeyişinin hayal kırıklığı, gelecek sezona dair bir başka umutsuzluk.. Taraftarın birkaç hafta önce ortaya çıkardığı profil sonrasında ne yapsanız olmama ihtimali de bu kulüp içindeki olasılıklardan biridir artık.. Geçen sene Morgan De Sanctis'e düzenli sallayıp bu sene bıraktıkları yerden Leo Franco'yla devam eden topluluk seneye Aykut Erçetin'le mutlu günlere yelken açarlar elbet.. Geçen sene saydırılan De Sanctis bu sene Serie A'nın en iyi kalecilerinden biri ama salla gitsin.. Bir tane maç kurtarmadı ki burada.. Geldiği gün vasat ve gereksiz bir transfer dediğim Leo Franco'da da durum farklı olmadı tabii.. Matah mıydı? Değildi ama bu kadar itin mabadına sokulması ancak Türkiye'de olur.. Kaleciliğin önündeki tandem ve hatta defans dörtlüsüyle bir bütün olduğunu, De Sanctis'in geçtiğimiz sene önünde 10 farklı isimle abuk bir sezon geçirdiğini, benzerini bu sene Leo Franco'nun da yaşadığını göz önünde tutmasın taraftar.. Yeterli performansı gösteremeyen her yabancı kalecide "aman yahu yabancı hakkını kaleye harcamanın gereği ne ki?" klişesini bir kez daha soksun hayatımıza.. Gelecek sene Türklerle ne olduğunu da göreceğiz.. Belki o zaman o kadar da kötü kaleci değillermiş bu adamlar deme fırsatına sahip oluruz..

Antalyaspor da nasıl bir belaymış anlamadım gitti..

7 May 2010

Sınır


"Dünya futbol tarihinde ilk kez bir takım şampiyonluğunu anlatamadı. Ben de kendimi anlatmayı sevmediğim için bir şey demedim. Şampiyonlukla ilgili olarak röportaj verilmemesi konusunda tüm takıma çekilen ortak mesaj var. "GS yönetim kurulunun kararıyla röportaj yapması yasaktır" mesajı hala bende duruyor. İsteyene gösteririm."

Benim için Türk Futbol Tarihi Hakan Şükür'le başlar, onun futbolu bırakışıyla sekteye uğrar.. Hakan Şükür'ün 27-28 yaşına gelişiyle birlikte 5-6 sene sonra o da futbolu bırakacak diye kendimi büyük üzüntülerin içinde bulduğum sayısız zaman olmuştur, onun iki defa takımdan ayrılışı müthiş can sıkıcı geçmiştir benim için.. Futbola gözünü açtığı gün takımında Hakan Şükür'ü gören kendi jenerasyonumun izlemediği Metin Oktay'ın peşinden gidip o adam çok başkaydı be cümlelerini hiçbir zaman anlayamamış biri olarak şu anda düşüncem Hakan Şükür'ün benim için Türk Futbolu'nun ve Galatasaray'ın zirvesi olduğudur.. Türk Futbolu için başka birinin çıkma hakkı saklıdır ama benim Galatasaray'ımda hiç kimse Hakan Şükür'ün üstüne çıkamayacak, benim için daima bu takımda gördüğüm en büyük oyuncu olarak yer alacak.. 30 sene öncesinden büyük Galatasaraylılar örneğini verecek farklı jenerasyondan Galatasaraylılar illa ki vardır, doğal haklarıdır.. Ama benim Galatasaray'ımın, benim bu takıma bu kadar bağlanmamın temelindeki en büyük güçlerden biridir Hakan Şükür.. Daha iyisinin gelmeyeceğini bilmek kötü bir şey midir, yoksa bir lütuf mudur o konuda şu anda bilgim yok, yaşayarak göreceğiz.. Ama bugüne kadar tek kötü laf söylemediğim adama, bu takımdayken medyaya her seferinde malzeme vermesine rağmen savunduğum krala artık yapacak savunma bulamıyorum.. Haftada en az bir kere, oynamadığın bir takıma bu kadar eleştiri neyin nesidir artık? Kendini tekrar etmekten sıkılmıyor mu bu adamlar, bu motivasyonu nasıl sağlıyorlar anlamakta güçlük çekiyorum..

Tırnaktaki cümleye geleyim.. Galatasaray Yönetimi böyle bir karar almıştır zamanında, olabilir.. Ama bunu yıllarca muhafaza edip 2010'un Mayıs'ında telefonumda saklıyorum, isterseniz gösterebilirim cümlesini sarf etmek nasıl bir küçük hesaptır, benim bir numaralı Galatasaray kahramanımın ağzından nasıl dökülebilir? Hakan Şükür'ün bendeki kredisi sonsuz.. Yarın çıkıp takıma küfretse gönlümden çıkarıp atamam, benim için en büyük olmaya devam eder.. Ama artık öyle cılkını çıkardılar ki sağ sütundan söküp atmama az kaldı.. 3 yıl önceki gayet doğal bir mesajı saklıyorum, isterseniz gösterebilirim diyen adamın şu anda kulübün başarısını istediğini düşünmem mümkün değil.. Eğer tersi varsa da o tahttan asla inmeyecek olsa bile altındaki zeminin kayganlaştığını görmek benim için bile çok zor.. Çok mu zordu ağzını kapatmak, 15-20 yıl sonra bu adamlar görevde değilken belki bir kitap, belki başka bir röportajla yaşadıklarını anlatmak? Öyle bir serzenişe hiçbir şey diyemezsiniz ama düşene vurmak için mal bulmuş mağribi gibi beklemenin kahramanınızdan geldiğini görmenin verdiği acı çok fazla..

En büyüksün, ama artık eskisi kadar da büyük değilsin..

6 May 2010

Büyük Kaptan?


Ezeli rakibini küçük düşürmenin hiçbir faydası yok futbolda.. Anlık zevk verir belki, o gece rahat ve mutlu uyursun ama uzun vadede kazanacağın hiçbir şey yoktur.. Hele ki camianın içinden bir şahıs, o takımın en önemli oyuncusu konumundaysan.. Totti'de de farklı işlemedi kural.. Lazio'yu kendi seyircisi önünde yendikten sonra rakibine Serie B yolunu gösteren adam 2 hafta sonra içinden o takım Inter'den puan koparsın diye dua ediyordu muhtemelen.. Ama taraftar cezayı kesti bu aptalca girişime.. Önce idmanı basıp futbolcularına gözdağı verdi, sonra ortaya enerji yoksunu bir Lazio çıktı ve Inter gollerinde ortaya çıkan sevinç gösterileri geldi.. Lazio taraftarının içinde bulunduğu ortam son derece doğal bir duygunun dışavurumuydu, en ufak bir eleştiri konusu da değildi gözümde.. Inter maçından sonra ırkçılığından girip, geçmiş yanlışlarından çıkmak ise fazlasıyla beyhudeydi, zira taraftar olmayı bilen herkesin anlayabileceği bir futbol hadisesiydi söz konusu olan.. Ben sadece kendi takımımın galibiyetine sevinirim diyenleri ise en çok bizim ülkede görürsünüz, kendilerine taraftarlık deneyimlerinde başarılar dileyip zerre anlamamaktan başka bir şey gelmez benim elimden..

O Totti bugün, belki aldığı ayarın, belki şampiyonluğu kendi sahasında kaybetmenin sınırına gelmenin üzerine kupayı vermenin siniriyle en az kendisi kadar itici Balotelli'ye tekmenin kralını attı.. O tekme taraf olma refleksiyle bile açıklanabilecek, mazur görülebilecek bir hareket değil.. 2 yıl önce Roma'nın kralı, bırak İtalya'yı dünyada futbolla ilgilenen her insanın saygı duyduğu büyük kaptanlardan biriydi.. Sadece 2 hafta içinde hem ayarsız, hem de haysiyetsiz aksiyonların imparatorluğuna yükseldi.. Biz kendisini İtalya Ümit Milli'yken yaptığı çıkış ve sonrasında gösterdiği komple yaratıcı haliyle sevmiş, Del Piero'dan sonra post Baggio dönemine dair yeni bir nefer daha bulduğumuz için sevinmiştik.. 34 yaşında düştüğü duruma ise sadece üzüntu duyabiliyoruz..

Bir an önce iflah olması dileğiyle..

Blogger tarafından desteklenmektedir.