29 Nis 2010

,

Barcelona 1-0 Inter


Savunma futbolu ve defansif sistemler kişisel olarak futbola bakışımda pek sevmediğim, izlemeyi ve takip etmeyi çok uygun bulmadığım oyun gerçekleri.. Ama bu düşüncede biri olarak Jose Mourinho Chelsea'sinin izleyene bu konuda büyük zevk veren ender futbol takımlarından biri olduğunu düşünürüm.. Special One Premier League'e hükmetmeye çalışırken, mavili adamların sahada bütün içindeki müthiş uyumları tarifsiz zevk verirdi bana.. Bugün Barcelona karşısında kendi yarı sahasında ahenkle dans eden beyazlar da bu bakımdan çok ilginç gelmedi, yaklaşık 5-6 yıl öncesinden oldukça tanıdık bir sahneydi zira..

Maçı çok güzel adamlarla, çok güzel bir muhabbetin içinde izledim.. Keza bütün dikkatimi hiçbir zaman veremediğim maçta fazla ayrıntıya girmeye gerek görmüyorum.. Hakkım da yoktur zaten.. Bunun yanında Mourinho'nun ilk maçtan sonra bu maçta aldığı önlemlerin, Chivu'yla attığı ikinci düğümlerin vs.'nin buralarda yazılmasına da çok ihtiyaç yoktur, iki gözüyle maçı takip eden herkes görüyor bazı şeyleri.. Bu maçın skorunun ve Inter'in yarı final yolculuğunun neden olacağı birkaç önemsiz sonuç var.. Bu ortamda bence yapılması gereken de sırtını koltuğa yaslayıp oluşacak anlamsız kakafonileri, gereksiz kutuplaşmaları, gayet ciddi sohbetlerin oluşturacağı futbol komikliklerini bir tebessümle seyretmek.. Şimdi, zaman futbol tarihinin bu en özel takımlarından biri olan Barcelona'nın yaşadığı başarısızlık sonrasında "Aslında çok da matah değiller.." diyenleri dinlemenin zamanıdır.. Geçen sene Chelsea'yi son dakika golüyle geçtiğinde de söylemişlerdi zaten bunu.. Şimdi gönül rahatlığıyla coşabilirler.. Ya da Barcelona kazanırken, Messi'yi alıp en üst mertebeye yerleştirip efsanelerle adını aynı cümlede anarak Cristiano Ronaldo gibi rakipleri Küçük Hüsamettin sıfatına sokan gariplere başka gariplerin "Messi asla çok büyük olamayacak, hem daha Dünya Kupası da yok ki.." demesini izleme vakti gelmiştir.. Bu elenme ne Barcelona'nın değerini düşürür, ne de Messi'nin bu sene geldiği mertebeyi iki kademe aşağı indirir.. Bu Inter'in öncesinde aynı Barca geçen sene Chelsea'ye de elense bu durum böyle olacaktı.. Futbol algısını değiştiren, sistemleri yeniden şekillendirme yolunda önemli adımlar atan takımların ulaştığı kupalar sadece istatistikten ibarettir.. Arsenal 2003/2004'te temelini atarak EPL'de 49 maçlık yenilmezlik serisine imza atarken Avrupa'da kepaze olmakla yetiniyordu ama son 20 yılda Barcelona'dan sonra uzaya çıkabilen tek takım oldukları gerçeğini değiştiremedi bu.. Bu maçtan sonra birçok mecrada Jose Mourinho ve yaşayan en büyük hoca kavramları beraber gidecek, zira popüler olan durum bir süre boyunca bu.. Yarın ilk başarısızlığında, "O egoyla ancak oraya kadar tabii.." de arkasından bir gölge gibi takip edecek elbette..

Futbol işte tam olarak böyle bir şeydir.. Bugün tarihin en etkileyici takımlarından biri 180 dakika boyunca rakip tarafından pasifize edildi.. Geçen sene aynısını Guus Hiddink de başarmıştı, yarın başkaları da başaracak.. Barcelona'nın tam tersi şekilde muazzam bir savunma takımı da 20 yıl sonra Avrupa'yı süpürürken bir gün o takıma biri iki maçta toplam 5 taneyi sallayacak, oyun onun üzerinden yürüyecek.. Barcelona hala tarihin en büyük takımlarından, Messi hala efsane, Jose bu seriyi götüremeseydi de çok büyük hocaydı.. Geçen sene 6 kupa alan Barcelona'nın bu seneyi kupasız kapatma ihtimali mevcut.. Yıllardır İtalya'yı süpüren Inter uzun zamandır ilk defa Serie A'da ecel terleri dökerken 40 yıl sonra CL'de finale çıkıyor.. Roma iç sahada Sampdoria'ya kaybetmese muhtemelen burada efsaneyi yazarken kendi ülkesinde şampiyonluktan olacaktı.. Louis Van Gaal'ın takım içindeki mevcudiyeti tartışılırken aynı adam Bayern'i diğer finalist yapıyor.. Lyon en başarılı dönemlerinde bile bu seviyeyi göremezken son dönemlerin en düşük profillerinden birini sergileyip tarihinde ilk defa CL yarı finali görüyor.. O zaman hangisi doğru? Hangisi efsane? Hangisi yalan? Bunun net bir cevabını veremeden haybeye övgüler ve haksız yergilere girmemek gerek, son 3-4 örneğin gösterdiği gerçek de budur..

Tamamen Barcelona özelinde ayrı bir gerçekse geçen seneki efsane dönemden sonra o yapının temel taşının 40 milyon dolarla birlikte yerini zerre ikame edemeyen bir oyuncuyla değiştirilmesidir.. 2 maçla karar verilecek bir şey elbette değildir bu ama bu seneki dönemlik parlamalar ve Messi'nin kademe atlayan cilalamalarının altında Barcelona'nın geçen seneki seviyesine kesinlikle çıkamadığıdır ki 6 kupadan muhtemel 0'a inişi de doğrulayan bir önermedir bu.. Sert tandemin önünde dağılıp sağa kaçan Zlatan yerine 10 kişilik takımı kendi savunmasına gelerek muazzam gücüyle çıkarmaya çalışan Samuel Eto'o her zaman söylediğim gibi çok daha büyük oyuncudur bence.. Döner tekmeyle gol atıp Tsubasa'nın rakiplerine selam çakarak üzerini örtebileceğiniz bir gerçek de değildir bu.. Eto'o ve geçen seneki Henry'nin ikame edilmesindeki yetersizliğin yanına kötü topçuluğunun yanında kötü de aktör olduğunu gördüğümüz BusQuets'i ve bu maçlarda oynamayan imparator Iniesta'yı ekleyince Barcelona'nın elenişi benim gözümde sürprizlikten çıkar.. Jose kuşkusuz bu alemin en büyük krallarından biridir, 180 dakika boyunca biriktirdiklerine hakemin anlamsız kırmızısı eklenince maçın sonunda gösterisini de yapmıştır, hakkıdır.. Şişkin bir ego ve itici hareketler bir figürün üzerine ancak bu kadar yakışabilir zaten.. Her hocanın Guardiola efendiliğinde olmasına da gerek yok gibi.. 25. dakikada 10 kişi kalmış, böyle efsane bir takıma karşı 2 farklı üstünlüğü doğal olarak korumak isteyecek bir takıma karşı negatif futbol, böyle oyun olmaz yorumunu yapacaksa bazıları, onlara da önerim bu sporu pas geçip snooker'a odaklanmaları olur.. Mark Selby'den negatif oyunun kralını görüp işe ne kadar yaradığını, oyunun dahi çocuklarını saf dışı etmelerini tecrübe etsinler.. Futbola da fazla gölge etmesinler.. Zira oyunun selametinin buna çok büyük ihtiyacı var..

26 Nis 2010

,

Galatasaray 0-0 Bursaspor


Bu sezon kritik maçlarda hiçbir zaman alınması gereken skoru elde edemeyen Galatasaray'ın bu maçta berabere kalması şaşırtmadı.. Galatasaray taraftarının muhtemelen maçtan en son istediği skor beraberlikti, iki takımın beceriksizliğin kitabını yazdığı, Aykut'un patlayacak maçı bulduğu mücadelede avantaj artık Fenerbahçe'de.. Bizim tarafsa hem CL şansını kaybetti, hem de görünürde Bursaspor'un şampiyonluğunu çalan taraf oldu.. Kendi istediğini yapamayan bir takım ezeli rakibine daha iyi yardım edemezdi..

Hedeflerin artık kaybedildiği ortamda oynanan topun ne olduğu fazla önemli değil.. Balta'nın stopere geçişinin rahatlığı biraz daha ortaya çıktı bu maçta.. Seneye Neill yanı böyle bir stoper hedefi Ali Turan'ın durumuna göre kesin gibidir.. Sezon boyunca kondüsyon sıkıntıları çeken, bu özelliğini de 3-4 sezondur sürdüren bir takımın bu anlamda ligin en iyilerinden biri olan rakibine karşı 90 dakika boyunca bu tempoyu göstermesi ilginçtir, maçın ardında yatan motivasyon unsurları hakkında da fikir verir.. 1 saat boyunca çok iyi oynayan ve rakibini sadece Sercan'la defans arkasına oynamaya çalışan bir yapıya büründüren takım Rijkaard'ın Sarp ve Jo hamleleriyle hakimiyetini sona erdirdi.. Baros'la Jo bu sistemde neden birlikte oynamaz onu tekrar gördüğümüz maçta değişiklik sonrasında iki tarafın da gol atabileceği bir periyot geldi.. Maçın üçte ikilik kısmını gayet güzel götüren Bünyamin Gezer son yarım saatte iki takımın forvetlerine siz durun, ben de biraz damga vurayım ligin en güzel maçlarından birine dedi.. Son 20 dakikayı bir taraftan gol beklerken kahkahalar içinde geçirmemize yardımcı oldu..

Son olarak Bursaspor'un beraberliğe yatmasının anlamı nedir maçı izlerken çıkaramadım.. Şampiyonluk adına beraberlik ya da mağlubiyetin onlar için hiçbir önemi yok.. İki sonuç da Fenerbahçe'nin tek bir beraberliğiyle onları şampiyon yapacak.. Şampiyonluk maçında Ertuğrul'un sağlamcı duruşu şampiyonluktan çok şampiyonlar ligini ön plana aldıklarını gösterdi ki bu duruma gelmiş bir takım daha fazlasını denemeliydi.. Yaşayacakları ikincilik yeni statüde şampiyonlar ligi biletini oldukça zora sokar.. Buna rağmen yeterli pozisyonları buldular ama bu kadar geriye yaslanmaları bu maçta anlamsızdı.. Şampiyonluğu kaybederlerse Belediye maçındaki silik futbola oturup ağlasınlar.. Sercan ise bu muazzam driplingçiliğine 1-2 özellik daha eklemeyi başarırsa çok farklı bir konuma gelebilecek bir oyuncu olduğunu dün yine gösterdi..

25 Nis 2010

BİY United 5-2 Tigers


Geçen seneki ultra başarısızlıktan sonra bu seneki ilk maçta da alınan 10-0'lık mağlubiyetle birlikte Blog İdman Yurdu'nun adı ciddi bir lekelenmeyle karşı karşıya kalmıştı.. Tercihleri sonrasında büyük eleştiriler alan Noat Samisa da takımın kaleciliği yanında koordinatör ve genel menajer sıfatıyla çok büyük bir baskı altında kalmıştı.. Bu maçın da kaybedilmesi kendisinin takım içindeki otoritesini tamamen sarsacak, belki de idari görevlerini bırakması anlamına gelecekti.. Böyle bir baskı ortamında benden yardım istendi ve ben de İstanbul yolculuğuma denk gelen bu maç öncesinde Noat Samisa'yla yaptığım görüşme sonrasında 1 haftalık bir sözleşmenin altına imzamı koydum ve İstanbul'un yolunu tuttuk..

Maç günü koordinatör Noat Samisa ve takımın cevval stoperi Varol Döken'le Taksim'de buluşarak takım otobüsüne doğru yol aldık.. Otobüsün o kadar kalabalık olmasına bir anlam veremedik, arkadan arkadaşını beklemesi için şöföre çatan genç ablaya bir hayli şaşırdık ama maç öncesi taraftarların stresinin de otobüse yansımasını gördük.. Bu çıkış oyuncularımız üzerinde büyük bir motivasyon sağladı.. Yaklaşık 45 dakika süren ve İstanbul'un sahil şeridi güzellikleriyle bezeli yolculuktan sonra Balta Limanı'na vararak maç sahasına ulaştık ve takımın geri kalanıyla buluşarak rakiple göz göze geldik.. Maçın kazanılmasının temelinde bu bakışlar da büyük rol oynuyordu..

Special One olarak galibiyet garantisi verdiğim maçın öncesinde takımı topladım ve oyunculara direktifleri vermeye başladım.. İzlediğim maçlarda eksiklerini çözdüğüm ve bariz bir organizasyon sıkıntısı gördüğüm takımda reçeteyi hazırlamıştım.. Attığım imzadan sonra takımın eksikliğini tamamlayacak oyunculardan biri olan İsmail'i de yanımda getirdiğim ortamda yeni transfere kilit bir rol verdik.. Takımın iki yıldızı Tuncay Yavuz ve Göksel Çoğalan'ı ileri hatta hücum presli bir yapı içinde kullandığımız içindir ki bu iki yıldızdan birini hücumda değerlendirirken diğerini dinlenmesi için savunmaya aldık ve değişimli kullanarak maç içimde devamlı taze kalmalarını sağladık.. Buna rağmen ilk 20 dakika sonrasında pestili çıkan Göksel Güiza'nın gece hayatıyla birlikte sigarası olabileceğine dair sinyaller de aldım ve not defterime bu bilgiyi düştüm fakat bu maç özelinde elbette bunlar önemli değildi ve sadece bu 30 dakikaya odaklanmış durumdaydık.. İlk maçta takımın ayakta kalan tek oyuncusu olarak gördüğüm stoper Varol Döken'e serbest rol vererek futbol sahalarında hiç görülmeyen bir hamleye imza attık.. Savunmada rakip oyunculara çok zor anlar yaşatan, oyuncuya değil ama topa sert olan Varol Döken bu serbest rol içinde ilk yarıda ve ikinci yarıda özellikle sağdan yaptığı çıkışlarla hücumda da önemli bir rol oynadı ve hamlemizin karşılığını sahada görerek oldukça sevindik..

Maça biraz şaibeli bir golle daha top rakibin ayağına değmeden 1-0 önde girerek Hollanda Milli Takımı'na selamı çaktığımız maçta topun gerisinde kalarak pas yapan yapıyla rakip yarı sahaya yerleşimimiz sonrasında gollerin ardı ardına geldiğini gördük.. Birçok oyuncumuz skora katkı yaptı ve bu da ileri hattı sıklıkla değiştirerek oynatmamızın bir sonucu olarak direkt maça etki eden durumlardan birini oluşturdu.. Muazzam bir maç çıkarırak 4-0'ı bulduğumuz maçta yeterli skoru elde etmemiz nedeniyle ikinci yarının ortalarında takımı geriye çektim.. Bu esnada rakibe hiç pozisyon vermezken ve Tigers'ın da disiplinini yavaş yavaş kaybetmesi sonrasında ani kontrataklarla rakip kalede büyük tehlikeler bulduk fakat forvetlerimizin beceriksizliği nedeniyle skor tabelasını değiştiremedik.. Disiplinin kaybedilmemesine dair kenardan yaptığım sayısız uyarıya rağmen oyuncularda oluşan rehavetin önüne maalesef geçemedik ve fırsatları değerlendiremedikten sonra kaybedecek bir şeyi kalmayan rakibin baskılarıyla son 5 dakika içinde 2 gol yedik.. 4-2 sonrasında oyuna asılmaya başlayan ve umutlanan rakibe karşı tekrar disiplini sağlayan uyarılarım sonrasında savunmayı iyice sıkılaştırdık ve son dakika golüyle skoru 5-2'ye getirdik.. Golün hemen sonrasında hakem son düdüğünü çaldı ve BİY United tarihinin ilk galibiyetine imza atmanın şerefiyle takım büyük bir sevinç yaşadı..

Maçtan sonra Başkan Zoban'dan tebrikleri aldık.. Alınan bütün tebrikleri ve güzel sözleri oyuncularım Noat Samisa, Ömer Behram, İsmair Demirayak, Tuncay Yavuz, Varol Döken, Çağdaş ve Göksel'e yönlendiriyorum.. Bu maçı sahadaki oyuncuların emeğiyle kazandık.. Ben de Special One olarak görevimi yerine getirmenin mutluluğuyla takımdan ayrılarak Beşiktaş yolunu tuttum.. Takımda bir şeyleri değiştirdik, bundan sonrası takım koordinatörünün işi.. Oyuncuları küstürmeden, herkese belirli görevler vererek yola takımca devam etmek gerekiyor..

18 Nis 2010

World Snooker Championship 2010


John Higgins 10-6 Barry Hawkins

Mark King - Steve Davis

Neil Robertson - Fergal O'Brien

Marco Fu - Martin Gould

Allister Carter - Jamie Cope

Joe Perry - Michael Holt

Ding Junhui - Stuart Pettman

Shaun Murphy - Gerald Greene

Stephen Maguire - Stephen Lee

Peter Ebdon - Graeme Dott

Mark Allen 9-4 Tom Ford

Ryan Day - Mark Davis

Mark Selby 6-3 Ken Doherty

Stephen Hendry 5-4 Anda Zhang

Mark Williams - Marcus Campbell

Ronnie O'Sullivan - Liang Wenbo

Müthiş turnuva dün saat 12.00'de John Higgins - Barry Hawkins maçıyla başladı.. İlk 10 frame'de sürpriz bir şekilde zayıf Hawkins'e üstünlük sağlayamayan son şampiyon ikinci seansta şovunu yaparak işi bitirmiş.. Yine yarılanan maçlarda Mark Selby'nin elemelerin formda ismi Ken Doherty'e karşı 6-3'lük üstünlüğü var.. Stephen Hendry ise Anda Zhang karşısında 5-4 önde.. Sol taraftaki seri başı oyuncular elbette net favori.. Bir tek Steve Davis efsanesi karşısında Mark King'i seçmeye elim gitmedi.. Steve Davis artık iyi bir oyuncu bile değil ama Mark King gibilerinin karşısında hala gönlümün favorisidir.. İlk turda underdog'lar içinde Anda Zhang'tan da bir sürpriz bekliyordum ki ilk 9 frame itibarıyla The Golden Boy'u zorlamış.. Masters 2010'a kadar kıl olduğum ama ölen arkadaşına gösterdiği saygıyla bende büyük sempati yaratan Mark Allen de an itibarıyla Tom Ford kepazesinden dana rosto yapmakla meşgul.. Az önce 14. frame'de Tom Ford'un kaçırdığı siyahı görünce bu seviyede bu oyuncular niye demeden edemiyor insan tabii.. Ki Barry Hawkins de dün ilk seansta zorlamasına rağmen maçın bazı yerlerinde dedirtti bunu..

Bu sefer iki tablo daha dengeli ama yine Ronnie'nin tarafında bence biraz ağırlık var.. Ronnie'ye ilk turda yine en güçlü underdog'un gelmesi de ayrı bir hadise ama alışkanlık yarattığı için gülümsetiyor sadece.. Wenbo'nun ultra ofansif oyunu da zaten Roket'in isteyeceği türden o nedenle bu turda elenmesi benim açımdan büyük sürpriz olur.. Ama geçince de bu seneki China Open'ı kazanan, onun öncesinde Masters'ta geri döndüğünü az çok belli eden Mark Williams'la eşleşecek ki ilk erken finallerinden sayılabilir turnuvanın..

Higgins'in ilk 2 turda önü açık.. Hawkins'i dün çok temiz geçemedi ama fazla sıkıntı da yaşamadı.. Sonraki turda Mark King - Steve Davis galibiyle karşılaşacak.. İlk 2 turda fazla zorlanmamak WSC için çok önemli bir olaydır çünkü her maç çok uzun olduğu için 17 gün boyunca muazzam bir yıpratıcılığı var bu turnuvanın.. Bu da ilk maçlarında zorlananlar için final yolunda büyük dezavantaj yaratıyor.. Ding Junhui, Mark Allen ve Allister Carter da benzer avantajlara sahip.. Ronnie için final yoluysa müthiş sıkıntılı görünüyor ve bu nedenle şampiyon olmak için kesinlikle standart üstü oynamak zorunda..

Eurosport'ta elbette turnuvanın yayını başladı.. Bu ülkenin en büyük snooker üstadı Emre Yazıcıol'dan gelen bilgiye göre özellikle ilk hafta 1. ve 2. kanaldan günde toplam 15 saatlik bir yayın olacakmış.. Keşke zaman daha çok olsaydı da tamamını takip edebilseydik tabii.. Kendisinin davetiyle ben de ilk turun sonu, ikinci turun başına doğru o güzel ekibe elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışacağım.. Kendi adıma da İstanbul yolculuğu için geri sayımı başlattım, Ronnie ilk turda elenirse ağır küfrederim.. Roket akıllı olsun..

17 Nis 2010

,

Manisaspor 1-2 Galatasaray


Artık kaybedilecek bir şeyin olmadığı ortamda hocanın tercihleri hem yönetime mesajları, hem de içinde bulunulan yarı umutsuz durumda başarı için son denemeleri ortaya çıkarıyor.. Emre Güngör ve Servet Çetin kenarda otururken Sabri dengeleyicisi Hakan Balta'nın stopere çekilip ikinci beke de açıktan devşirme imkansızlığındaki Caner Erkin'i yerleştirmek sezon ortasında büyük bir eleştiri konusu ve risk olarak görülebilirdi ama bu ahval ve şerait içinde ne yapalım ki dedirtmekten başka bir izlenim doğurmuyor.. Emre Güngör'ün Trabzon'da yedirdiği gol ve Frank Rijkaard'ın gelişiyle Servet Çetin'in toplu oyunda ortaya çıkan defoları sonrasında sol bekte ayağının düzgünlüğüyle dikkat çeken Hakan Balta'nın yetenekli Lucas Neill'ın yanına çekilmesi Rijkaard'ın istediği eleman özelliklerinin ne olduğuna dair çok açık bir futbol görüşüdür..

Keza sezon başından beri tek önliberonun yanında olmaz dediğim Elano ve artı bir ön alan oyuncusunun artık alınabilecek bütün risklere ihtiyacı olan bir takımda eleştiri konusu olması kendi adıma mümkün değil.. Barış'ın aldığı 4 maç cezası, Ayhan ve Sarp'ın yukarı çıkamayan formları hocanın da çok az denediği bir yapıyla takımı karşı karşıya bıraktı, bu seçim de sezon biterken yönetime çakılan başka bir selam olarak kayıtlara geçebilir.. Seneye bu bölgede de büyük değişimler göreceğiz.. Bunların yanında Lucas Neill ayrı bir postun konusudur ama bugün sezon başından beri problemli Galatasaray merkezinden resmen rol çalmış ve Balta'yla birlikte oyunu geriden muazzam başlatmıştır her seferinde.. Balta'nın tandeme geçişinin munzam zararı olan çift hücum beki bugün yenen golde kendisini gösterdi.. Caner ve Sabri'nin Galatasaray orta sahasının çift içi gibi orta yuvarlağın önünde kendi aralarında paslaştığı pozisyonda kaybedilen pozisyon sola atılan bir uzun top sonrasında bu lig için yetenekli JacQues Momha'nın kesişi ve Topal'ın hatasıyla birleşti, gelen gol beraberlik için motivasyon oldu Manisa adına.. 2-1 sonrasında da hem Sabri'nin, hem Caner'in savruk yapısının devam etmesi bu kanallardan denemelerini yapmaya çalışan Manisa'yı da beraberinde getirdi, Emre Güngör hamlesiyle Neill diğer bekin dengeleyicisi konumuna sokuldu ve maçın sonları biraz daha sağlam geçildi..

Milan Baros'un ne kadar önemli bir adam olduğunun bir kez daha ortaya çıkışı sezon özeti adına aslında büyük hayal kırıklığı.. Galatasaray bugün hem tandeminin aklı, hem de forveti ve arkasındaki hattın dönüşümlü efektifliğiyle bu yavan maç içinde beklediğinden daha fazla pozisyon buldu.. Keita yine takımın en etkili ismi, Arda ise attığı bir ara pas ve ikinci golde yaptığı tek hamleyle mahkeme duvarı suratıyla maçın içine girmeye çalıştı.. Maçtan önce taraftarın çağrısına cevap vermemiş, kendi tercihidir.. Lakin UltrAslan oluşumunun örgütlediği bir kepazeliğin acısını Manisa ve çevresinde bu takımı yılda bir kez gören insanlardan çıkarmaya çalışması o kolun taşıdığı banda yakışmaz, kaptanlık eleştirilerini de haklı çıkarır.. Bunun getiri ve götürülerini elbette ki düşünüyordur ama yapılan haksızlığa rağmen bir an önce takımı adına toparlanmasında fayda vardır.. Bu sezon maçlarda kaç kere güldüğünü hatırlayamadığım Arda'da geçen haftaki rezilliğin dışında bazı sıkıntılar olduğunu düşünüyorum ama şimdi ne yeri, ne de zamanıdır tabii.. Teknik kadronun ve yönetimin birçok konuda olduğu gibi burada da nasıl bir tasarruf içinde bulunacaklarını görmeden sezonu bitirme dışında başka bir şeyi düşünmemek gerek..

Kendi kalesine saçma sapan bir gol atmasına rağmen maçın genelinde çok başarılı olduğunu düşündüğüm Topal'ın performansının yalan olmasını istemem, adını anmak gerek.. Diyarbakır maçı sonrasındaki açıklamalarıyla bende büyük hayal kırıklığı yaratan Adnan Polat, takımın tek ve gerçek patronunu göstermiştir.. Bundan sonrası oyunculara kalmış..

NBA Play-Offs 2010 Batı Konferansı


(1) Los Angeles Lakers - (8) Oklahoma City Thunder

Normal sezonun son maçlarında Portland, San Antonio ve Portland arasında büyük bir çekişme vardı.. Bu mücadelenin temelinde de 8. olmamak ve son şampiyon Lakers'la eşleşmemek yatıyordu.. Keza Lakers taraftarları olarak bu mücadeleyi merak içinde bekledik.. Manu Ginobili'nin 2-3 sene öncesine selam çaktığı, Tony Parker'a kavuşmuş ve performansını yükseltmiş San Antonio ilk tur için son isteyeceğim takımdı.. Nate McMillan'ın çok saygı duyduğum, mücadelesiyle rakipler için vıcık vıcık tere dönebilen Portland da benzer şekilde istemediğim takımlardan biriydi.. Oklahoma City bu sezonun en büyük sürprizlerinden biri ve Kevin Durant'in bu kadar genç ve çelimsiz vücuduyla yaptıklarına hayran olmamak imkansız.. Ama Lakers için tartışmasız en uygun takım olarak duruyorlardı.. Lakers, Thunder'ın bütün güçlü noktalarına cevap verebilecek bir takım.. Bununla birlikte zayıf noktalarını değerlendirmek için de maksimum şartlara sahip.. Kevin Durant'in karşısına konabilecek Ron Artest bu seri öncesinde Lakers adına en büyük avantaj.. Trevor Ariza'nın yerine gelmesine sevinmiştim ama bu değişimin 82 maç sonunda çok olumlu sonuçlar doğurduğunu söylemek zor.. Artest'in P-Jax altında sorunsuz bir yapıya bürüneceğini tahmin ediyordum ama olgunluğun bu kadarını beklemiyordum.. Sahadaki duruşuna büyük saygı duyuyorum elbette fakat kötü şut performansı özellikle normal sezonda takımı kötü etkiledi.. Oklahoma City'nin en zayıf bölgesi front court'u ve Lakers, Bynum'un da dönüşüyle bu alanda bütün karizmasını sergilemeye çalışacak.. Kobe'nin durumu pek iyi görünmese de son açıklamalar sakatlıklarının çok daha iyi durumda olduğu şeklinde.. Staples Center'daki ilk 2 maçta Thunder'a şans vermiyorum ve deplasmanda çalınacak bir maçla beraber serinin 5 maçta biteceğini düşünüyorum.. Normal sezondaki çok düşük performans ve sayısız arızaya rağmen düşüncem bu yönde ama Kobe'nin durumuna ve özellikle Westbrook'un Lakers arka alanına sağlayacağı üstünlüğe göre farklı durumlar gelişebilir.. İleriki turlar Lakers için çok zor geçecek fakat bu tur o turlardan değil..

Tahmin: 4-1 Lakers

***

(2) Dallas Mavericks - (7) San Antonio Spurs

Batı'da normal sezon biterken sadece 8. olmamak adına değil, aynı zamanda büyük bir ikincilik mücadelesi de vardı.. Son maçlarda istediği skorları alan Dallas ikinciliği aldı.. San Antonio Spurs pek de iyi olmamış dedirtebilir ama genel amaç elbette ki konferans finaline kadar elde tutulan saha avantajı.. Dallas'ın Spurs'e rağmen mutsuz olduğunu sanmıyorum.. Çok dengede görünen bir seri ve 7. maç bu anlamda şaşırtmayacak.. Gregg Popovich ve San Antonio Spurs'un ultra deneyimi bu anlamda zayıf görünen Dallas karşısında en önemli güçleri.. Tony Parker ve George Hill'in hızları Jason Kidd karşısında benzer şekilde avantaj oluşturacak Spurs adına.. Tim Duncan eskisi gibi değil ama Dallas'a karşı onun da göstereceği bazı şeylerin olduğunu düşünüyorum.. Dallas'ta Rick Carlisle bence en büyük güvence takım adına ve turu da Popovich gibi bir kurt karşısında Mavericks'e döndüren etken.. Jason Terry'nin şut performansı, normal sezonda uzun zaman sonra çok vasat görünen ama play-off'ta sıkılaşacak Spurs savunması karşısında çok önemli olacak Dallas adına.. Terry'nin baskı altında saçmalaması avantajı ters tarafa çevirebilir.. Keza Jason Kidd'in bu sezon kendini aşan dış şut performansının play-off'larda da devam edip etmeyeceği benim açımdan en büyük merak konularından biri.. Dirk Nowitzki üzerinde muhtemelen Richard Jefferson'u deneyecekler ama toplamda Captain Dirk'ü durdurmak için biraz şansa ihtiyaçları olacak.. Adım farkıyla istikrarlı bir sezon geçiren Dallas Mavericks..

Tahmin: 4-3 Dallas

***

(3) Phoenix Suns - (6) Portland Trail Blazers

Los Angeles Lakers maçında sakatlanan Brandon Roy'un ameliyatı bu sezon büyük şanssızlıklar yaşayan ama buna rağmen müthiş bir karakter gösteren Portland için başka bir talihsizlik.. Bu sezon iki 5 numalarını kaybedip Marcus Camby gelene kadar pivotsuz oynadılar.. 4 tane 3 numarası aynı anda sakatlanan takım iki numaralardan kısa forvet çıkarmaya çalıştı.. Tek bir 3-5 numaraya sahip olmadan sayısız maç oynadılar, üzerine Brandon Roy'dan birçok kez mahrum kaldılar.. Ortaya çıkan sonuçsa NBA içinde gayet güzel duran bir takım karakteri.. Brandon Roy'un yokluğu şu anda çok formda görünen Phoenix karşısında çok büyük dezavantaj oluşturacak ama Portland'ın sağlam savunmasıyla Phoenix'in oynamak istediği tempolu basketbola sekte vuracağını düşünüyorum.. Phoenix'in çok rahat bir seri geçirmesi benim adıma sürpriz olur.. Andre Miller her ne kadar yaşlanıp yavaşlayarak Nash karşısında savunmada zor anlar yaşayacak olsa da benzer şekilde Nash'i de savunmada bir hayli hırpalayacaktır.. Phoenix net favori gibi görünüyor lakin stiline tam ters bir takım karşısında bazı maçlarda elbette zorluk çekecekler.. İlginç Portland performansları gelebilir bu seride..

Tahmin: 4-2 Phoenix

***

(4) Denver Nuggets - (5) Utah Jazz

Son maça Batı'nın 3. sırasında giren Utah Jazz'ın kendi sahasında Phoenix'e kaybetmesi onları bir anda 5.liğe düşürdü ve saha avantajını karşı tarafa geçirdi.. Utah Jazz'ın bu kritik maçı Boozer'sız kaybetmesi çok garip değildi ama bunun faturası bence ilk turda kayıp bir play-off serisi olarak kendilerine dönecek.. Denver Nuggets görünürde tam bir Utah Jazz antidotu.. Ligin en yetenekli alçak post skorerlerinden Carlos Boozer'in karşısına koyabilecekleri farklı stillerde, mücadeleci sayısız uzuna sahipler.. Keza Deron Williams'ın karşısına da ligin hala en iyi point guard savunmacılarından biri olan Chauncey Billups'ı koyacaklar.. Bunun yanında Denver'ın sayı makinesi Carmelo Anthony'ye Utah Jazz'ın verebileceği bir cevap da mevcut değil.. George Karl'ın durumu takımı normal sezonun sonlarında bir hayli etkiledi.. Şu anki durum içinde play-off'un ilk turunda bunu olumlu bir motivasyona çevirip çeviremeyecekleri belli değil.. Jerry Sloan'un karşısında George Karl'ın olmaması da Utah Jazz adına en önemli artı ama bunun dışında ellerinde bir şey yok.. Denver'ın ters deplasman özelliklerinin de Utah'ı etkilemesi muhtemel görünüyor.. Karl'ın takım üzerindeki etkisinden bağımsız olarak Denver'ın en fazla 6 maç içinde seriyi bitireceğini düşünüyorum..

Tahmin: 4-2 Denver

16 Nis 2010

NBA Play-Offs 2010 Doğu Konferansı


(1) Cleveland Cavaliers - (8) Chicago Bulls

Toronto halkı ve camiası Hidayet'e sarmaya devam ederken bu kadar kötü bir takımın play-off'a kalamayışına seviniyorum.. Sezon boyunca müthiş dalgalanmalar yaşayan, Joakim Noah'ın yokluğunda dibe vuran ama oradan Toronto Raptors'ın kepazeliği sonrasında geri dönen Chicago Bulls, oynadığı son 10 maçın 7'sini kazanarak burayı tamamen hak etmiştir.. Lige girdiğinde Anderson Varejao'nun bir gömlek üstü olarak gördüğüm Noah aradaki gömlek farkının iki civarından başladığını bu sezon gösterdi.. İstatistikleri fazla etkileyici değil ama Rose'dan kaynaklanan düşük arka alan savunmasını arkadaki duruşuyla muazzam kapatıyor.. Hücumda da balta değil.. Geçen sezondan sonra lige kötü bir giriş yapan ama ikinci yarıda durumu toparlayan Derrick Rose da takımın hücumdaki en önemli gücü konumunda.. Luol Deng bir ara Kobe Bryant'la takası gündeme gelen bir oyuncuydu, şimdi bütün Laker'lar dua ediyor gerçekleşmediği için.. Yine de takımın en skorer ikinci oyuncusu olduğunu unutmamak gerek tabii.. Cleveland'da LeBron elbette ilk maçta sahada olacak.. ShaQ'ın durumuysa kritik ve son durum ilk maçta oynamama ihtimalinin bulunduğu yönünde.. Cleveland'ın tek yönlü hücum eden Chicago'ya karşı takılma gibi bir durumunu kimse beklemiyor tabii.. Süpürge bekleyen illa ki vardır fakat ben Chicago'nun kendi sahasında en az 1 maç çalacağını ve hatta o maçlarda Cleveland'ı biraz hırpalayabileceğini de düşünüyorum.. ShaQ'ın sağlıklı bir şekilde oynaması tek önemli Bulls uzunu Noah'ı ne kadar yıpratır seri öncesinde Chicago adına kilit nokta bu.. 5 maçta biten bir seri muhtemel ama 6 maça giderse de şaşırmam.. Chicago'nun son 10 gün boyunca sezonun en büyük hedefi olarak gördüğü play-off'u elde etmeleri onların rahatlamasına neden olacaktır.. Bu rahatlığın olumlu ya da olumsuz ne şekilde yansıyacağını tahmin etmek içinse kahin olmak gerek tabii..

Tahmin: 4-1 Cleveland

***

(2) Orlando Magic - (7) Charlotte Bobcats

İlk 4'teki Cleveland, Orlando, Atlanta ve Boston'u çıkardıktan sonra geriye kalan takımlar içinde açık ara en sağlam takım Charlotte Bobcats.. Bu sene tarihlerinde ilk kez play-off görüyorlar.. Bernie Bickerstaff sonrasında bir başka gelenekçi coach Larry Brown bir şekilde bu takıma da imzasını attı ve ortaya önemli bir takım çıkardı.. Elbette bu noktaya gelmelerinde NBA'in en underrated yıldızlarından Stephen Jackson en büyük paya sahip.. Savunmayı boşlamayan ama hücumda da değişik stiliyle takıma katkı sağlayan bu arızalı adamın Charlotte'ta da başarılı olması benim açımdan çok keyif verici.. Gittiği her takıma kademe atlatıyor S-Jax.. Orlando'nun böyle sağlam bir takıma ilk turda denk gelmesiyse kendileri için şanssızlık.. Charlotte ligin en dengeli ilk beşlerinden birine sahip.. Benchleri zayıftı ama Larry Hughes eklemesi de bu anlamda olumlu oldu.. Dwight Howard'ın arkasına dönüşümlü bir şekilde koyabilecekleri Theo Ratliff, Nazr Mohammed, Tyson Chandler ve hatta Tyrus Thomas gibi oyunculara sahipler.. Orlando Magic geçtiğimiz sezona göre daha iyi bir normal sezon geçirdi, bunda da en büyük etken oldukça derinleştirdikleri kadro.. Uzaması muhtemel seride ellerindeki en büyük koz da bu olur.. Sadece konferans ikinciliğini değil, Lakers'ın elinden lig ikinciliğini de aldılar ki bunda Stan Van Gundy'nin normal sezonun sonlarını boşlamayan disiplinli yapısı etkili oldu.. Beklentim 6 maç ama 7. maça giden bir seri de şaşırtmaz beni..

Tahmin: 4-2 Orlando

***

(3) Atlanta Hawks - (6) Milwaukee Bucks

Milwaukee Bucks sezonun en güzel sürprizlerinden biri.. Genç olmasına rağmen gelenekçi yapısıyla dikkat çeken Scott Skiles'ın burada yaptıkları büyük bir takdiri hak ediyor.. En önemli yıldızları Michael Redd'den sezon boyunca yararlanamamalarına rağmen ortaya muazzam bir mücadele çıkarmayı başardı.. Sezona harika girdikten sonra 55 atıp balatayı sıyıran kontrolsüz Brandon Jennings'in oyun kurucu olduğu takımda bu sistemi ortaya koyabilmesi ise ayrıca önemli.. Onlar için muhteşem giden sezon Andrew Bogut'un çok şanssız sakatlığı sonrasında bütün moralleri bozdu.. Bogut oynasa Atlanta'yı çok zorlayabilirlerdi ama onsuz, oldukça zayıf uzunlarla Atlanta Hawks'ın atlet ve dinamik oyuncularına karşı koymaları çok zor.. Atlanta istediği zaman çok iyi savunma yapabilen bir takım ve play-off'ta kemerleri iyice sıkacaklardır.. Bogut'un olmadığı bir takıma karşı play-off tecrübesi olmayan Brandon Jennings'in önderliğinde neler yapabileceklerini kestirmek çok zor ama benim Bucks adına hiç umudum yok.. Jamal Crawford'un katılımıyla bu ilk beş için kenardan gelen muazzam bir dengeleyici skoreri kadroya katan Atlanta normal sezonu rölantide bitirse de play-off'larda yavaş yavaş gaza basacaktır.. 5 maçta bitireceklerini düşünüyorum..

Tahmin: 4-1 Atlanta

***

(4) Boston Celtics - (5) Miami Heat

Son 10 maçta sadece 3 galibiyet alabilen Boston Celtics play-off'lara berbat giriyor.. İçeride Washington'a, dışarıda New York'a kaybeden ve bu dönem içinde kendi sahasında üst üste 3 mağlubiyet alan takımın durumu pek iç açıcı değil.. Kevin Garnett'in bir türlü eski sağlığına kavuşamadığı ve hem bundan, hem de kötü gidişattan açıklamalarıyla rahatsız olduğu ortamda Ray Allen'da da yaşlılık belirtileri iyice ortaya çıkmaya başladı.. Miami Heat ise play-off'a en formda giren takımlardan biri.. Son 13 maçın 12'sini, son 22 maçın 18'ini kazanan takım Eric Spoelstra'nun ultra düşük temposu içinde savunmaları ve Dwyane Wade'le basit oynamaya çalışan bir ekip görünümünde.. Jermaine O'Neal'ın ufak bir sakatlığı vardı ama ilk maçta oynaması bekleniyor.. Boston Celtics elbette normal sezondaki gibi oynamayacaktır ama bu kadar formda bir Miami'ye karşı dominant bir performans gösterebileceklerini düşünmüyorum.. Alt klasmandan gelen Doğu takımları içinde şansını biraz daha az gördüğüm Charlotte'ın önünde favoriyi eleme ihtimali en yüksek takım bence Miami Heat..

Tahmin: 4-3 Boston

15 Nis 2010

Yahoo Fantasy NBA Şampiyonları


Aslında şampiyonlar yaklaşık 1 hafta önce belli oldu ama biraz dalgınlık, çokça da zaman yokluğu postu ileri attı.. Bu sene iki lig açmıştım geçen seneden farklı olarak, iki ligde de oyuncular genellikle düzenli takipleriyle sevindirdiler.. Birinci ligde finalde beni 7-2 mağlup eden Liberty Fighter, ikinci ligde ise key9'u 5-4'le geçen A-Town Giallorossi şampiyon oldular.. Seneye ufak bir ödül de koyarız birinci lige ve hatta eğer düzenli devam edenler olursa iki ligde de bağlantı kurup düşme-çıkma gibi bir opsiyon da ekleyebiliriz.. En azından gelenekselleştirmiş olduk bu oyunu, bu da yeter şu aşamada..

Şampiyonları tebrik ediyorum..

11 Nis 2010

,

Real Madrid 0-2 Barcelona


Real Madrid aşağı yukarı beklentiler ışığında, Barcelona ise Messi'yi en uca alıp beklenen kadrodan Iniesta'yı muhtemelen antrenmansız olduğu için keserek bir savunma oyuncusu eklemesiyle çıktı sahaya.. Değişiklik tekti ama Dani Alves'in hemen hemen hiç kullanılmadığı ön alana çekilecek olması şaşırttı.. Pep'in aklındaki neydi buradan bilmek kolay değil tabii.. Ronaldo'nun Pellegrini tarafından sola çekileceğini tahmin etmiş olamaz Maxwell ilk 11'deyken.. Büyük bir ileri görüşlülük olur, adı Atatürk'le aynı cümle içinde yer alabilirdi.. Muhtemelen ilk etapta Barcelona'ya beraberliğin yetiyor olması 3 iç oyuncusuna bir savunmacı açık eklemesi yapma serbestliğini verdi Guardiola'ya..

Messi'nin forvette başlaması konusundaki görüşlerim aynı.. İlk 30 dakikada savunmayı ileri çeken Real tandeminin önünde eriyen ve sık sık orta sahaya gelip oradaki üçlünün arasında kaybolmaya başlayan Messi'nin aldığı haksız bir faul sonrasında Xavi'nin mükemmel pasıyla attığı gol tamamıyla hocayı haklı çıkarmıştır.. Yapılan tercihler işte bu kadar küçük ayrıntılarla başarıya ulaşır ya da eleştiri olarak hocaya geri döner.. Yaptığın hamle sonuca ulaşıyorsa haklısın ama bunu beceremiyorsan var olanı bozmanın faturası her zaman sana çıkacaktır bir şekilde.. Pep'in yaptığı merkez Messi hamlesine Pellegrini maden Maxwell'in önündeki Ronaldo'yu forvette Higuain'ın soluna atarak cevap verdi ki Real'in 90 dakika boyunca yavaş yavaş çaresizliğe gittiği noktada kilit bir role sahip bence bu tercih.. Marcelo özellikle ilk yarım saatte Real başabaş oynarken, hatta zaman zaman baskı kurarken soldan merkeze yanaşan özel rolüyle ev sahibi adına maçın en önemli işlerini yapan oyuncularından biriydi.. Pellegrini adına bir eksi de Van Der Vaart sahaya pislerken Guti hamlesinde Marcelo'yu kenara almasıyla oluştu.. Sadece ilk yarım saatte değil, Marcelo oyundan çıkana kadar gözümde maçın en etkili Real topçusuydu ama Pellegrini aynı kanıda değildi muhtemelen.. Değişikliğin 2-0'dan sonra yapılması alınan riski de büyütmüş olabilir tabii.. En başta Van Der Vaart yerine Lassana tercihiyle Ronaldo'yu sağda ve daha önde kullanma fırsatına da erişebilirdi ama sakatlık dönüşlerinde Iniesta'da olduğu gibi fazla bir şey söylemenin mantığı yok..


Bu maçla ilgili uzun bir yazı yazmayı kendime zül addediyorum.. Kaybeden tarafın sezonu da yalan edecek olması hem Barca'yı maça daha defansif ve kontrolcü bir şekilde çıkardı, hem de kendi evinde olmasına rağmen doğal bir şekilde Barca'dan korkan Real Madrid'i 11 kişiyle topun arkasına geçirdi.. Bu da maçın temposuna ve kalitesine direkt etki etti.. Barcelona'yı 2 yıldır düzenli izlemiyor olsak yaptıklarıyla ilgili yazacak şey çok olurdu ama kendi standartlarındaki klas futbolları artık bu oyunun birinci dereceden mevzubahisi değil.. Xavi normal bir futbolcunun üç maçta bir atsa kendisini büyük yıldız sanacağı pasları bir maçta üç tane atarak artık olayı anlamsızlaştırdı.. Messi'ye övgüleri yağdırırken bu efsaneleri de unutmamak, Iniesta'ya imparator derken bu yaratığa da bir sıfat bulmak gerek..

Maçın Xavi'den sonra en güzel tarafı tartışmasız Ercan Taner tepkileriydi.. Rıdvan Dilmen'in hakemler ve yardımcıların arasındaki bağ kopuk yorumuna yapıştırdığı "Küs olabilirler mi acaba?" sorusu Xavi'nin 3 pasıyla benzer etkiler yaratıp maçın bitiş düdüğü gelen kadar gülümsetmeyi başardı beni.. Yorumcuya söz vermeyi abartıp maçı biraz daha özgür bir şekilde anlatabilse harika olacaktı ama bu kadarı da yeter.. Barcelona hedef maçlardaki bilinçli muazzamlığına bu maç da devam etti.. Ronaldo'nun 90 dakika boyunca gösterdiği yavanlık ise Messi vs. Ronaldo muhabbetinde Messicilerin ağzına verilecek yeni bir sakızdır.. Şekeri bitene kadar çiğnenir muhakkak.. Bu klasmanda bu kozu vermeyeceksin tabii.. Bu maçın böyle olacağını bilsem Beşiktaş - Trabzon maçını daha dikkatli izlerdim.. 2-0'dan sonra Guti'nin girişiyle 4'e gider mi düşüncelerimiz de sonuç vermedi..

Nihai sonuç? Barca şampi... Tamam çok kötüydü, görmezden gelin..

10 Nis 2010

Kazanan Şampiyon


Kalan fikstürlere bakınca bence maçın tagline'ı budur.. Whoever wins'le başlayan afilli bir cümle de bu maçın fragmanlarında güzel yer tutardı bence.. Real'de Kaka, Barca'da Zlatan yok.. Kaka geldiğinden beri overpaid, Zlatan ise türlü eleştiriler ışığında elbet çok daha yararlı Kaka'dan.. Zlatan'ın yokluğu Barcelona'yı maça çıkan 11 yönüyle de etkileyebilir ki bu yokluğun zararının artabileceğini düşünüyorum Barca adına.. İmparator Iniesta sahalara dönüyor ve Pep'in birçok kritik maçta olduğu gibi, onun yokluğundaki orta saha üçlüsüne Iniesta'yı ekleyerek sahaya çıkma ihtimali çok yüksek.. Bu durumda Messi ya her zamanki gibi sağda ve ortada daha serbest oynayacak, ya da Pedro'nun bir kanadı, Iniesta'nın da diğer kanadı almasıyla Messi Real savunmasının göbeğine bırakılacak.. İlk aşamada Messi'nin merkez forvette oynaması mantıksız gibi görülse de geçen sene CL yarı finalinde ve finalde maçın önemli bölümlerinde bu görevle oynayan Messi'yi düşününce Pep'in böyle bir yapıyı sahaya çıkarması da muhtemel görünüyor.. Bojan'ın tercih edilmesi çok zor bu maç için ama bu sezonun ilk harika maçı sayılabilecek Nou Camp'taki Inter maçında da Zlatan yoktu ve Henry merkez forveti gayet iyi götürmüştü.. Pedro'nun kenarda başlayıp Messi'nin gerçek yerinde oynaması Barcelona için daha iyi olur bana kalırsa..

Real Madrid ciddi anlamda bu senenin sürprizini yapmıştır İspanya'da.. La Liga genelinde de ilk 30 haftanın en iyi takım performansı da benim gözümde kendilerinindir.. Sene başında çoğu insanın anlam veremediği, benim de yapılan transferler özelinde gereksiz bulduğum Manuel Pellegrini'nin şu ana kadar gösterdikleri ziyadesiyle güzel.. Ligde son 12 maçın ve genelde kendi evlerinde oynadıkları 15 maçın hepsini kazandılar.. Bu hücum performansına sahip, futbol tarihinin en özel takımlarından biri olan Barcelona'dan toplamda 8 gol fazla atmayı da başardılar ki böyle yüksek meblağlı transferler yapmış, rakibine göre daha fazla yeni oyuncu barındıran uyumsuz bir takımın bu performansı gösterebilmesi bence mükemmeldir.. Lassana Diarra maç kadrosunda, oynaması bu korkunç Barca orta sahasına karşı Real için avantaj yaratır.. Solda Arbeloa ve Marcelo ikilisi garanti.. Messi'nin oraya geçme durumunda hem kanada çift düğüm atmış olacaklar, hem de Marcelo'nun kenardan takım merkezine yaptığı savunma katkısından faydalanacaklar.. Zaten Marcelo'nun sol açıktaki bu rolü Real'in bu seneki önemli başarısında en kilit noktalardan birine sahip.. Ronaldo'nun da ileri çıkışları çok daha rahat yapmasını sağlıyor Brezilyalı.. Bu açıdan Eric Abidal'in geri dönüşüne Pep muhtemelen çok seviniyordur.. (Edit: Üzülüyormuş zira Abidal yok..)

Eğer Real kazanırsa kalan 7 maç içinde kendilerini zorlayacak sadece Bernabeu'daki Valencia ve deplasmandaki Mallorca maçları var.. Bu da şampiyonluğun kilididir kendi adlarına.. Barcelona ise Sevilla ve Villarreal deplasmanına gidecek.. Daha zorlu bir fikstür gibi görünüyor ama 3 puanlık bir avantajı elde etmeleri durumunda kendilerini çok zorlayacağını sanmıyorum.. Kazananın bu kadar büyük avantaj elde edecek olması savunmaların biraz daha sağlam tutulduğu ve daha düşük bir temponun sahada olduğu bir maçı kendiliğinden getirebilir ama bu faktörler bu oyuncuları ne kadar sınırlayabilir emin değilim..

Kimin kazanacağını tahmin etmenin en zor olduğu El Classico'lardan biri olabilir bu.. Real'in en az Barcelona kadar şansı olduğunu düşünüyorum.. Barca ve Messi son günlerdeki çıkışı yapmasa Real'in daha ağır bastığını düşünürdüm ama müthiş bir rüzgar aldılar, bir şey demek zor.. Yine de benim gözümde sezon finali olan bu maç bu gece için çok şey vadediyor.. Tam bir bahis düşmanı gibi görünen bu maçta taraf bahsi yapmaktansa over ya da 3.5+'ya basıp keyifle izlemek en mantıklı tercih olduğuna inanıyorum.. 7+ gole iddaa 13.00 vermiş ki bu bahsin ortalaması 19-20 civarıdır, değerlendirmek isteyenlerin aklında bulunsun..

7 Nis 2010

,

Türkiye futbolu ne kadar seviyor?


Dün Star Barcelona maçını vermedi ve birçok mecrada eleştiri konusu oldu, insanlar toplu mail gönderimleriyle kanalı eleştiri bombardımanına tuttu.. Sinirlendik mi? Evet, evimde D-Smart yok ve ufacık bir ekrandan böyle güzel bir maçı izlemek beni ziyadesiyle üzdü.. Peki Star bu eleştirilerden içinde bulunduğumuz ortamda ne kadar nasibini almalı? Bu ülke futbolu ne kadar seviyor ki kanal yönetimleri kendi çıkarları doğrultusunda yayın düzenlediklerinde köpürme boyutuna geliyoruz? Star TV'nin yaptığı bir taşla iki kuştur.. Hem iki günün sadece birinde yayın yaparak bütün maçları izlemek isteyenleri D-Smart'a yönlendirmeye çalışıyor, hem de işin en üzücü tarafı olan daha çok kazanacağı programı yayınlayarak haftalık ya da günlük gelirini artırıyor.. Ne kadar seviliyor bu ülkede futbol, ne kadar izleniyor bu maçlar ki yayın akışı toplu öfke seansları ortaya çıkarıyor.. Televizyonların bütün kazançları rating ölçümleri üzerinden şekillenir.. Ashburton Grove'da oynanan 31 Mart tarihindeki ilk maç ne kadar rating almış mesela? Cevap: 4.1 . Peki ondan bir gün önceki Papatyam? 5.6 . Ya dün geceki Papatyam? 6.1 . Nasıl geçeceği günler öncesinde belli olan, ilk 15 dakikası dünya tarihinin en garip maçlarından birinin aldığı rating'e olabildiğince vasat bir güldürü dizisinin 1.5 kat fark attığı ülkede maçı yayınlamayan kanala köpürsen ne yazar? Biliyorum, milletin kendini bilmezliği senin suçun değil.. Ama senin oy vermediğin iktidarlar da geliyor bu ülkeye, icraatları karşısında da elinden gelen hiçbir şey yok.. Zira demokrasinin önemli kural ve sonuçlarından biridir, her ülke hak ettiği gibi yönetilir.. Bunun uzantısını televizyonda da görmek mümkün.. Her ülke hak ettiği televizyon programlarına maruz kalır ve buna gıkını çıkaramazsın.. Bir taşla iki kuşunu vuran adama da bu ortamda kızamazsın.. "Futbol ülkesi" kavramına gelince mangalda kül bırakmayan ama sezonun en önemli eşleşmesine verdiği değer bu olan ülkede de kimse benim maçım nerde diyemez.. Neyi hak ediyorsan, onu alıyorsun..

Afiyet olsun..

,

TT Arena 2


Gelecek sezon adına umutlu olmak için eldeki tek değer her geçen gün gelişiyor.. Bu fotoğrafta heybeti biraz daha ortaya çıkmış gibi..

TT Arena

6 Nis 2010

,

İlginç bir oyuncu


Böyle tek oyuncu odaklı yazıları pek sevmem ama bu gece yazılabilecek farklı bir şey yok.. Romantikler diledikleri gibi şiirleri döşeyebilirler, çocuğu en üst mertebelere çıkarabilirler.. Yine sahadaki 21 topçudan farklı olduğu günlerden biriydi Leo'nun.. Maçı Star'ın vermediği bir ortamda küçücük bir kutu içinden oyunu yazmanın da mantığı yok.. Televizyondan bile bazı şeyler eksik kalıyorken çok daha küçük ekran, oyuncuları tam olarak fark edememe ve çözünürlük sorunuyla maç anlatımına fazla gerek yok.. Messi bu gece bunları yapıyorken anlamı da yok.. Arsenal, Bendtner'le istediği golü bulup öne geçti.. Hemen arkasından yakalanan kontra atağı heder eden Abou Diaby o pozisyonla bu maçın kaderini değiştirebilirdi ama olmadı.. Messi'nin ilk golünde Silvestre'nin hatası önemli ama vuruş her şeyi önemsizleştiriyor.. Sonrası ilk 45 dakikadaki Barca dominasyonuyla beraber Messi şov.. İlk yarıda 3-1 oldu ve ikinci yarıda iş tamamen rölanti futboluna döndü.. İkinci yarının başındaki ufak Arsenal baskısından bir şeyler çıkabilirdi ama Bendtner'in ağırlığı ve Milito'nun Puyol'u aratmayan iyi futbolu devreye girdi.. Messi 90'da çakıp işi bitirdi..

Şu aralar belki mümkün değil ama bir Maradona, Pele ve Messi güzellemelerine girmek gerekiyor artık.. Cristiano Ronaldo'nun da gözümde bu mertebeden çok eksiği yoktur.. United'la fazlası da vardır ama son 1.5 senede Messi anormal bir çıkış yaptı.. Yine de Ronaldo da bu güzelliğin önemli parçası.. Zaman bulunca yazacak çok şey var ama o zamanı bulmak bir süre boyunca önemli bir problem.. Yarı finalde Mourinho çok sevdiği Barca'sıyla karşılaşacak.. Ama hem elinde o Chelsea yok, hem de Barca ve Messi 1-2 kademe daha üst mertebede.. Jose'nin göstereceği birkaç numara mutlaka olacaktır..

5 Nis 2010

,

Sezonun sonu


Böyle önemli bir maça, 3 puanın mutlak gerektiği bir 90 dakikaya 4 savunma önü 4 defansif orta sahayla çıkan Frank Rijkaard Galatasaray isminin büyüklüğünü anlayamamış, birinin çok acil Galatasaray'ın büyüklüğünü anlatması gerekiyor kendisine bla bla bla..

Barış Özbek'in uzatma dakikalarında o hareketi yaptığı bir ortamda insanın içinden futbol konuşmak gelmiyor.. Rijkaard'ın maça çıktığı kadro bence yanlıştı fakat takımın şu anki durumuyla ilgili çok net bir mesajdı da.. Türkiye Ligi'nde bu sene izlediğim en kötü takım olan ve kendilerinin aksine çok iyi bir takım olmasına rağmen sistemleri gereği oynamanın görece rahat olduğu Kasımpaşa'yla birlikte bu ligde çıkılabilecek en kolay maçta ilk yarıdaki futbol 11'den beklentilerin ötesindeydi.. Sol açıktan devamlı içe kat eden Ayhan'la girilen verkaçta Barış'ın attığı güzel gol bile şaşırttı, şu vasat ötesi hal ve gidişatta gülümsetti.. Gerisinde noldu maç akışı içinde anlatmaya bu ortamda gerek yok fakat Kamanan ve Agbetu'yla Mesut Bakkal oyun içinde önemli hamleler yapsa da, bu kadar kötü bir takıma karşı bu baskıyı yiyen bir takım zaten organizasyonunda ve sistemindeki problemleri açık bir şekilde gösterir.. Puanı kaybetse de, kaybetmese de bu böyledir.. Frank Rijkaard da bu sene yapılan transferlere ne derece dahildi bilmiyorum ama dahil olmasa bile ortaya çıkan bu oyuncu topluluğunda hatalarıyla çok net bir şekilde kötü duruma dahildir.. Başarısızlık her zaman, her şartta olasıdır bu lig karakteri içinde ama CL biletinin de gidişi ve en önemli bölgenin en baştan kurulamayışı ile başarısızlığı bir hazırlık senesine çevirememesi ise bu "teknik direktör değil.", "artık ben de inanmıyorum hocalığına.", "Barcelona'yla kolay tabii." safsataları içinde kanımca en önemli eleştiri konusudur ve koca bir eksidir kendisi için.. Ama bunun bir adım ötesi nazarımda büyük saçmalık.. Şimdi koltuğumuza oturup sene başından beri sallayanların yanında fikir değiştirip artık gitsincileri de keyifle izleyeceğiz.. Bu keyfi gerçek anlamda bir azap durumuna çevirmekse 1 hafta önce yeniden seçilen kulüp yönetiminin elinde..

Düşüşün başladığı günden beri sezon adına umudunu yitirmiş biri olarak arada gelen şanslara rağmen kaçan CL dışında çok üzgün değilim.. Doku uyuşmazlığı bu senenin eleştirisinde mutlaka kullanılması gereken bir argümandır ama daha ötesi yoktur.. Galatasaray son 2 senede Bülent Korkmaz'ı saymazsam tarihinin en önemli futbol beyinleriyle çalışıyor ama ikisinin de 6-7 ay içinde geldiği nokta futbol cahili seviyesinde.. Uyuşmazlık doğrudur ama o bozuk dokuya, o bozukluğun kuralları çerçevesinde mükemmel bir aklı ekleyen bir Terim daha çıkmaz bu ülkeden.. Çıkanın da hem kendi hatasıyla, hem de çıktığı günden beri yanlış argümanlarla eleştirenlerin ışığında ne hale geldiğini/getirildiğini de görüyoruz.. Galatasaray kendisine gelen beyinleri asimile ederek değil, bozuk yapı içinde ona uyarak o futbol zekalarından faydalanmak zorundadır.. Ama Rijkaard bize Total Futbol oynatacaktı (Buna illa ki değineceğim ileride), 90. dakikada Gökhan Zan'dan medet umar hale geldi değil mi? Zaten bütün büyük liglerde takımlar son dakikaya 1 farkla önde girdiğinde forvet çıkarıp forvet sokuyor.. Buradan vurmaya başlayın bakalım elinizde kazma kürek.. Geçen sene forvet sayısını azaltıp büyük takım kimliğini yok ederek (!) dönem dönem son 10 senenin en iyi topunu oynatanın da ne hale düşürüldüğünü biliyoruz.. İçinde bulunulan durum ya Rijkaard'la, ya hiç haline gelmiştir.. Durumun zaten bu hale geldiğini ise özellikle son 2 senede defalarca tecrübe ettik.. Şimdi, yeniden ve tekrar, oturup ağzından köpükler saçarak biri Galatasaray'ın adını bu Hollandalı'ya öğretmeli diyenleri izleme zamanıdır.. Borularını iyi öttürsünler, öyle çok büyük zamanları yok zira.. Bu zamanı farklı kişilerle onlara verecekse bazıları, tarih onları da hiçbir zaman affetmeyecek.. Getirmeyi bilenlerin bunun ayırdını iyi yapacağını düşünüyorum..

5 Nisan 2010,

Çok başarısız bir takımdan memnun olmayı başaran bir futbol taraftarı..

,

Triple-Double için yapılabilecekler listesi


Bir NBA oyuncusu triple double için ne hallere düşebilirin hazin öyküsü.. Yazılı anlatımla, birebir hikaye.. Blatche'den neden cacık olmayacağına dair sağlam bir delil olabilir video, kahkahalar eşliğinde izlemek gerek..

Edit: Video'nun bloga yerleşim sıkıntısı yüzünden üzerine tıklanarak aynı video Youtube üzerinden daha açık bir şekilde izlenebilir..

Blogger tarafından desteklenmektedir.