31 Mar 2010

,

Arsenal 2-2 Barcelona


Maça başlarken 4-3-3 üzerinde Arshavin'i sağ açığa atıp güçlü Barcelona merkezine karşı o bölgeye fizikli Abou Diaby eklemesini yapan ve son dönemde orta sahada önemli işler yapan Nasri'yi sola çekerek başlayan Arsene Wenger, Fransız'ın solda yaratacağı tehditle Dani Alves'i tedirgin etmeyi amaçlamıştır kuşkusuz.. Kafasında bambaşka şeyler de olabilir, ya da ek olarak yığınla hesap yapıp direktif vermiştir.. Mutlaka maça başlarken ilk 15-20 dakika için bir hedefi vardır Wenger'in, bunu da oyuncularından başka kimse bilemez.. Maçın başındaki Barcelona ise bütün o hesabı, kitabı toplayıp çöpe fırlatan muazzam bir giriş yaptı maça.. Andres Iniesta'nın yokluğunda Cesc Fabregas'ın da oynadığı belli olduktan sonra tur esnasında da şansının yüksek olduğunu düşündüğüm Arsenal için kafamda bütün pozitif hadiseler oluşmuştu ama Wenger'i bırak maçı kenarda izleyen Arsenalli Thierry Henry bile böyle bir başlangıcı tahayyül edememiştir muhtemelen..

Barcelona'nın ilk 15 dakikada yaptıkları kulüp tarihinin en iyi ilk 15 dakikası olabilir.. Savunmanın yay mekanizmasını, yaptıkları presi, Arsenal orta sahasını yok edişlerini ve savunmayı kale önüne yapıştırmaları.. Ben bu ilk 15 dakikanın objektif ve mantıklı gerekçelerle açıklanabileceğine inanmıyorum.. Ne yazsan eksik kalır, ne yazsan fazla gelir.. Bu sene sıklıkla Barcelona'nın geçen seneden oyun ve yapı yönünden geride olduğunu söylüyorum ama geçen sene bile böyle bir giriş, böyle bir periyot gelmemiş olabilir bu takımdan.. İmparator Iniesta'nın yokluğunda sahaya konan performans daha da etkili.. Sahanın boyuna kullanımı bütün maçları etkileyen çok önemli taktik konulardan biridir futbolda ama genişliğinin kullanımı daima göz ardı edilir.. Barcelona bu gerçeği hatırlatarak dünya futbol tarihine geçmiş bir takımdır.. Maç öncesinde gözden kaçırdığımız bir gerçekse bu başlangıcın ve 1 saat boyunca devam eden performansın arkasında yatar.. Ashburton Grove'un 113 x 76'lık saha ölçüleri tam olarak Barca'nın istediği genişliği ve uzunluğu sunuyordu.. Bu ölçüler Nou Camp'tan bile daha büyük.. Bizim maç öncesinde gözümüzden kaçan bu gerçek mutlaka Arsene Wenger'in aklına gelmiş ve bu maçlığına sahayı 105 x 68'e çekmeyi istemiştir profesör.. City of Manchester ve Old Trafford dışında Premier League'in en büyük saha ölçülerine sahip Ashburton Grove ve bu alanda da dünyanın en büyük ölçülerinden birini sunuyor.. Geçen sene Barcelona'nın antidotu olduğu ortaya çıkan, sadece oyuncu ölçülerinin büyüklüğüyle değil, aynı zamanda Stamford Bridge'in 103 x 67'lik ölçülerinden de faydalanan Chelsea'yi düşününce bugünkü sahanın özellikle genişlik kullanımında dünyanın en iyisi olan Katalanlar için bulunmaz bir nimet olduğunu gözden kaçırmamak gerek..

İlk 20 dakikada 5-6 net pozisyon ve Manuel Almunia'nın harikalar yaratmasından sonra Arsene Wenger tek bir hamle yaparak Sevgililer Günü'nde Barcelona'yı harcayan QuiQue Sanchez Flores'in Madrid'deki planını copy paste yapıp sahaya kurguladı ve inanılmaz baskıda kendiliğinden kalenin önüne kümelenen savunmayı ileri çıkararak oyunu dengeledi fakat hemen arkasından Andrei Arshavin'in şanssız sakatlığı geldi.. Yerine Eboue'nin girişi Barcelona'nın dominasyonu devam ederken fazla eleştiri konusu olmamalı.. Başka bir maçta sahaya giren Theo Walcott olabilirdi ama İngiliz'in toplu oyunda fazla olmaması ve çift kanattan iki beki çıkararak Arsenal'in üzerine çullanan rakibi göz önünde bulundurarak Wenger önemli maçlarda yaptığı gibi Sagna'nın önüne başka bir bek Eboue'yle ikinci düğümü attı ve bunun uzantısı elbette hücumda azalarak kendisini gösterdi.. Tam 30. dakikada Arsenal solunda çok önemli bir pozisyon var.. Pedro ya da Dani Alves'in sağdan akarken önüne aldığı topu Samir Nasri'nin mükemmel bir hamleyle kazanarak Arsenal atağına çevirdiği top son 1 sene içinde Nasri'deki dönüşümü göstermek için mükemmel bir örnek.. Transfer edildiğinde her genç Fransız yetenek gibi bir Zidane klonu olarak görülen ve müthiş bir fiziki zaafiyet içinde olan Nasri'nin Arsenal göbeğinde 4-3-3'ün işlemesini sağlayan role dönüşümünde kendi solunda kazandığı top kritik bir role sahip.. Nasri'nin bu dönüşümü sağlayabildiği ortamda ise her futbolcu her şeyi başarabilir.. Bundan elbette hocaların hocası Arsene Wenger en büyük övgüleri alacak ama bu örneklerin pozisyon bazlı gösterimlerle ekrana yansıması sonrasında bizim ülkeden de görülüp fark edilmesi en büyük temennim..

Devrenin sonuna doğru Arsenal'de ikinci sakatlık geldi ve Gallas oyun dışında kaldı.. Burada yine garip bir değişiklik geldi Wenger'den.. Yedekteki tek stoper Sol Campbell'ın yerine oyuna Denilson'u sokup natureli stoper olan ve daha sonra orta sahaya devşirilen Alex Song'u ilk pozisyonuna gönderdi.. Bu seçimlerdeki düşüncesi de muhtemelen Barca'nın pırpır hücumcularına karşı ağır kalabilecek Sol'un yaratabileceği dezavantajlar ya da Barcelona'nın merkezi karşısında tamamen yalan olan ve toplu oyundaki zaafiyeti iyice ortaya çıkarak büyük bir moral çöküntüsü yaşayan Alex Song'u Denilson'la değiştirerek merkezi yenileme düşüncesidir.. Belki de başka bir şeydir tabii.. Devrenin 0-0 gelmesi her ne kadar Arsenal için şans gibi görünse de özellikle orta sahada kapılan toplarla Nasri üzerinden birkaç önemli hücum girişimi oldu Arsenal'in ve devreye umutlu gitti İngilizler..

İkinci devrenin hemen başında sağ kenara atılan mükemmel uzun topa Zlatan'ın gidişi ve vuruşu Arsenal'i bitiren hadise oldu.. Almunia doğru bir şekilde açıyı kapatmak için çıktı ama topun havadan geldiğini unuttu İspanyol.. Zlatan ise harika aşırttı.. İkinci yarıya bambaşka motivasyonla çıkan ve anında yalan olan Arsenal 5 dakikalık bir duraklamaya girdi.. Bu arada BusQuets ve Bendtner'in karşılıklı iki şutunu kaleciler çıkardı ve bu sefer de Xavi'nin mükemmel ara pasında Zlatan mükemmel başka bir vuruşla skoru 2-0'a taşıdı.. Ki bu golde çizgi defansta pozisyon hatası yapan Alex Song'tu.. Zlatan tavanı gördükten sonra Arsenal için her şey bitmiş görünüyordu.. Arsene Wenger son kozunu Walcott'la oynadı.. Sagna'yı oyundan çıkararak Eboue'yi beke çekti ve Walcott'u aslında Barca savunmasının zayıf halkası olması maç başından itibaren beklenen Maxwell'in oraya yolladı.. Barcelona aktif bir rölanti oyunu sergilerken maçın gidişatını değiştiren defans hatası geldi.. Cesc defansın önünde kaptığı topu Bendtner'e oynadı.. Danimarkalı yüzünü kaleye döndüğünde Walcott'ın bekin arkasına doğru koşu yaptığını görüp müthiş bir ara pası bıraktı.. Walcott'ın yaptığı kötü vuruş tipik bir Valdes içeri alışıyla birleşince skor 2-1'e geldi.. Bundan sonra son 20 dakikada Barcelona'nın pasif bir oyuna dönmesinde teknik adam da etkili olmuş olabilir, Arsenal'in iştahlı bir şekilde saldırmaya başlaması da.. Bir futbol maçında, özellikle de televizyon başında her zaman söylediğim gibi bunun net bir saptamasını yapmak bence mümkün değil.. Arsenal ilk yarıda soldan geldiği Nasri'yi tamamen unutup bütünüyle sağa dönerek taze Walcott üzerinden oynamaya başladı ve oyuna girdikten 3 dakika sonra gol atarak morallenen İngiliz de Barcelona kenarını ciddi anlamda yıpratmaya başladı.. Bu esnada Zlatan'ın oyundan çıkışıyla Henry'nin evine dönmesi de Arsenal'in işine yaradı ve savunmayı biraz daha çıkarma şansına sahip oldular.. Messi ve Pedro'nun maçın başından itibaren pek de etkin görünmediği maçta Henry tam olarak Arsenal'in istediği oyuncu değişikliğiydi.. 84'te kesilen topta Puyol ve Cesc'in birbirine girmesine hakem penaltı noktasını gösterdi ki bence doğru karardı ama aynı zamanda şanssızlıktı Barca için.. Puyol kırmızıyı gördü, Cesc altyapısından çıktığı takıma karşı penaltıyı kazandıktan sonra atış esnasında kendisini fazla kasıp ölçüsüz bir vuruş yapınca kendisini sakatladı ki bunun da Barca için önemli bir şans olduğunu düşünüyorum.. 3 değişiklik hakkından sonra sakat Cesc'le Barca sayısal dengeyi korumuş oldu.. Uzatma dakikalarıyla birlikte yaklaşık 10 dakikalık süre içinde Cesc sağlam olsa Barcelona kalesi önemli tehlikeler yaşayabilirdi ama ilk 15 dakikanın kefaretinin ödendiği nokta olarak saymak gerek onu da..

Sonuç olarak Barca büyük avantajı eline geçirerek dönüyor Nou Camp'a.. Maç öncesinde bu skoru asla istemeyecek olan Arsenal taraftarıysa bu maçtan sonra bence evlerine neşeyle gidiyorlardır.. Rövanş maçında Arsenal'de Cesc, Barcelona'da PiQue ve Puyol yok.. Hangisinin daha önemli olacağını Nou Camp için söylemeye gerek bile yok.. Arsenal bundan daha çok etkilenecektir.. Nasri'nin rövanş maçında göbeğe dönüşü kesin gibi.. Barcelona tandeminin değişmesi ise ancak Arshavin'in ikinci maçta oynayabilme ihtimaliyle dezavantaj yaratabilir.. Walcott'a da ilk 11 yolu açılabilir Nasri'nin durumuna göre..

Son zamanların en güzel maçı mükemmel bir akış içinde mükemmel bitti.. Bu futbolsa bizde ne oynanıyor artık çok klişe oldu.. Futbolun gerçekleriyle de çok bağdaşmıyor zaten.. Arsene Wenger çok büyük hoca, Andres Iniesta'nın yokluğunda tek başına bu sihri yaratan Xavi Hernandez ise hakikaten yolun sonu.. Hepsinin ayaklarına sağlık diyor ve Turkcell Süper Lig'e dönüşümüzü yapıyoruz..

28 Mar 2010

,

Galatasaray 0-1 Fenerbahçe


Dün gece sabaha karşı yazdığım preview'ı kafamda buruşturup beynimin çöp kutusuna gönderdiğimde dakikalar sadece 10'u gösteriyordu.. Çok uzun zamandır bu kadar kötü kurgulanmış, bu kadar kötü yönetilmiş ve toplamda bu kadar kötü hazırlanılmış bir maç, bir Fenerbahçe derbisi izlememiştim.. Rijkaard ilk çok büyük eksisini almıştır, maç da oyunculara zerre paye çıkarmadan belki de ilk defa açık bir şekilde teknik kadronun hataları nedeniyle bu hale gelmiştir benim düşünceme göre.. Toplamda maç tarifsiz bir hayal kırıklığı..

Öncelikle Frank Rijkaard'ın maça Elano'yu sola atıp Keita'yı forvete Jo'nun yanına çeken bir 4-4-2'yle başlayacağı haberleri basına bu sabah düştü ve duyduğumda hiçbir anlam veremedim.. Sezon başından itibaren maçların belirli bölümleri dışında denenmemiş bir sistemi sezonun en kritik maçına solda çok az oynamış bir Elano, forvet partnerliğini çok az yapmış bir Keita ve orta sahanın bütün mesuliyetini Sarp ve Topal'a veren bir yapıyla neden çıktı Rijkaard, ne maç öncesinde, ne de şimdi mantıklı bir cevap veremediğim bir konu.. Preview'da merkezdeki sorunlar nedeniyle 2 tane ön liberoyu ileri hattan biraz ayırıp 4-4-1-1 gibi bir sistemde hücumcuların arkasını süpürme amaçlı kullanmanın daha iyi olacağını düşünüyordum.. Bu bakımdan 4-4-2 ve Sarp-Topal rolleri buna uygundu.. Merkezde olmayan Elano'yu sola çekmesi de bir yere kadar kabullenilebilir, sadece sağda oynayabilen iki oyuncu Gio ve Keita'dan birinin sağa atılmasında da çok problem yok.. Ama yine de çok büyük ve gereksiz bir kumar sezonun final maçlarından biri için.. Şimdi sene başından beri bütün Galatasaray maçlarında deneyimlediğimiz argümanları sırasıyla bu maç özelinde 90 dakikalık akış boyunca hatırlamaya çalışalım.. Topal ve Sarp'ın beraber sahaya çıkarılmasındaki ana etkenin takımın sistemini 4-3-3'ten çıkarma olduğunu düşünüyorum.. Zira sene boyunca tutmayan merkezde tutmama nedenlerini veren oyuncu yapısı bozukluğuna dair veriler var elimizde.. Bunlardan biri sistem 4-3-3 ise Topal ve Sarp'ın aynı anda sahada olmaması gerektiği.. Takım 3 bütünleşik merkez oyuncuyla oynadığı zaman Sarp ve Topal arkada birbirlerinin alternatifi, sağ içte Ayhan ve Barış yine birbirlerini yedekleyen oyuncular ve sol içte Elano planlama hatası yüzünden hem alternatifsiz, hem de yanlış seçim.. Topal ve Sarp'ın beraber oynadığı 4-3-3'le bu sene Galatasaray birkaç maç geçirdi ama her seferinde Rijkaard Barış Özbek'e döndü.. 4-4-2'yle başlanan maçta Fenerbahçe'nin de gayet açık başlayan oyunu sonrasında ilk dakikadaki şok pozisyona rağmen çok çabuk bir Fenerbahçe hakimiyeti görüldü.. Yanlış sistemle oyuna başlamanın karşılığı sadece tutmayan oyun değil, böyle derbilerde çok önemli olan ilk baskıdan da takımı mahrum bırakmasıdır ki Galatasaray için üzücü olan tarafı buydu 4-4-2'nin.. Mustafa Sarp ve Mehmet Topal ileri dörtlüden tamamen uzaklaştı, Elano içe kaçarak desteklemeye çalıştı fakat merkezdeyken bile bu konuda takıma çok şey katmayan biri olarak fazla yeterli olmadı ve ilk 10-15 dakikada takım sahaya hiçbir şey koyamadı..

15 civarı Rijkaard gayet normal bir şekilde sistemin tutmadığını gördü ve takımı normal dizilişine çevirdi.. Topal arkada kaldı, Sarp sağ içe çıktı bu dakikadan sonra Topal'la Sarp'ın 4-3-3'te neden olmadığı üzerinden dezavantajlar yaşamaya başladı takım.. Maça kötü başlangıç sonrasında Fenerbahçe'ye güven verildi ve takım oyunun kontrolünü ele almakta güçlük çekti.. İlk 20 dakika sonrasında oyunun dengeli gittiğini söylemek mümkün ama ilk yarı boyunca çok daha bilinçli oynayan takım Fenerbahçe'ydi.. Rijkaard Topal ve Sarp'ı 4-4-2 için kurgulamıştı ve Topal/Sarp - Barış/Ayhan ve Elano'yla bile işlemeyen 4-3-3'e Topal-Sarp-Elano mecburiyeti gelince zaten sene boyunca devam eden bozuk 4-3-3 merkezi bu maç özelinde daha bozuk bir şekilde oyunu devam ettirdi.. İlk yarıda bir Barış - Sarp değişikliği gelebilirdi ama belki hakkını erken kullanmak istemedi Rijkaard, belki kafasında başka bir şey vardı.. Fenerbahçe bu dönemde Selçuk - Topuz merkezine kenardan destek veren Özer ve supporter'dan geriye gelen Alex'le birlikte Galatasaray'ın üçlüsüne bariz bir üstünlük kurdu ve boştayken alınan topların hepsinde Güiza'yı arkaya kaçırmaya çalıştı.. İlk 45 dakikada Fenerbahçe'nin bütün kurgusu bunun üzerineydi ve bu işi kötü yaptıklarını söylemek zor.. Güiza'nın yanlış bayrakla kesilen bir pozisyonunda bunu gole çevirmek için şans da yakaladılar ama olmadı.. İlk 45 dakikada Giovani'nin sağdan iki defa kopması dışında ortaya konan hiçbir şey olmadı.. 15 civarı Keita sağa geçti ve Gio sola doğru yöneldi.. Fenerbahçe devamlı arkaya doğru oynamaya çalışırken Galatasaray'ın şok tutmayan sistemi sonrasında oyuna entegre olmakta zorlanan oyuncularıyla ne yaptığını anlamak ise fazla mümkün olmadı.. Sarp ve Topal yine pas yetersizlikleriyle oyunu bir türlü kenarlara yayamadılar, Elano ise ortaya geçtikten sonra yaratıcılık adına yine ortaya fazla şey koyamadı.. Tamamen bireysel yeteneğe dayalı kanat deliciliği dışında bir şey üretemeyen Galatasaray devreye kuşkulu gitti, inanılmaz kötü başlangıç sonrasında bu kuşkular ve endişeler 20. dakika civarında tribünde de hissedilmeye başlamıştı bence..

Devrede ne konuşulduğunu bilmek imkansız.. İkinci yarıya başlangıçta da zaten kısa dönemde ne farklılıklar yapıldığını anlamak oyun üzerinden mümkün değildi.. Beklenen baskı ikinci devrede de gelmedi ve Rijkaard riski 10 dakika içinde Topal'ın yerine Arda'yı alarak yaptı.. Şimdi Topal - Sarp 4-3-3'te nasıl beraber olmuyorsa yine deneyimlediğimiz bir başka olmayana geliyoruz.. Elano City'den transfer olduğu gün beklenti Arda'yla beraber ortada oynamasıydı ama buna hiçbir zaman katılmadığımı en başta belirttim.. Ki Rijkaard da farklı düşünmediğini sezon boyunca seçimleriyle gösterdi.. Sadece ikinci devrenin başında 2 maçta Galatasaray böyle oynadı ve net bir şekilde sahaya yansıyan bozukluklar Rijkaard'ı bundan da döndürdü.. Bu yapısal bozukluğa neden olan oyuncu birliktelikleri maçların başında olmasa da oyun içinde hamle değişiklikleri esasına dayanarak alınabilecek risklerdir.. Rijkaard'ın yaptığı da budur.. Hiçbir Fenerbahçe maçına Arda-Elano-Sarp merkeziyle başlamaz Hollandalı, başlayamaz.. Ama bazı maçlarda çaresizlikle buna dönebilir.. Bugün yaptığı oydu fakat bence hem erkendi, hem de ilk yarıdaki merkezle bile Fenerbahçe'nin oldukça eksik orta sahasına üstünlük kuramayan takımı kötüye götüreceğini düşünmek çok zor değildi.. Nitekim bu değişiklik ve alınan risk toplu oyunu değiştirmediği gibi iyice defansif rol üstlenen Elano'nun defolarını tamamen ortaya çıkardı ve Fenerbahçe daha rahat top kazanmaya başladı.. Değişiklikten hemen sonra Gio'nun yakaladığı pozisyon maçın kader anı, Galatasaray bir Fenerbahçe maçında daha net bir fırsatı değerlendiremedi.. Sami Yen'de çıkaramadığı tulum ve Kadıköy'deki mahkumiyetin nedenlerinden biri de bu önemli pozisyonların gole çevrilme yüzdeleridir zaten ve Galatasaray bu konuda rakibine göre çok geridedir.. Ondan sonra Fenerbahçe'nin en riskli bölgesinin iyice rahatlaması geldi ve merkezden gelinen bir pozisyonda Galatasaray maçlarının değişilmez yıldızı Selçuk Şahin yağışlı havada şansını denedi, Leo Franco hatasını yaptı ve Fenerbahçe öne geçti..

Baros - Jo değişikliği yerindeydi ama golün hemen öncesinde gerçekleştiği için şanssız bir hamle oldu.. Gol 1 dakika önce olsa çıkan oyuncu Jo yerine başkası olabilirdi.. Fakat golden sonra iyice geriye yaslanan Fenerbahçe'ye karşı Baros da fazla bir şey yapamadı.. 70'ten sonrasını açıklamak için büyük kelime topluluklarına gerek yok.. Galatasaray moral yönünden tamamen bitti ve maç boyunca bilinçli, sakin oynayan Fenerbahçe iyice rahatladı.. Arda'nın kenarda ısınırken ilk görüntülerinde bazı hareketlerde çektiği acı çok net belli oluyordu ve fizyoterapist bundan mutlaka haberdardı.. Ben Arda'nın yüz ifadesini gördüğümde kesinlikle oyuna girmeyeceğini düşünmüştüm ama çaresizlik teknik ekibe bu riski de aldırdı.. Maçtan sonra Rijkaard sanıyorum yapmamam gereken bir değişiklikti demiş ama kenarda oyunu çevirebilecek başka bir oyuncu olmadığı için bir şey demek zor.. Arda'nin girişinden çok çıkan oyuncunun yanlışlığı beraberliğin mağlubiyete dönmesinde yan etkenlerden biriydi bence.. Giovani, Arda'nın girişinden sonra tamamen pasifize oldu, Keita'nın asi ruhu ve dayanıklı yapısı el verdiği sürece bir şeyler yapmaya çalıştı.. 90 civarı çıkardığı muhteşem voleyi inanılmaz çıkaran Volkan da maçın kaderini çizen oyunculardan biri oldu..

Bu sene deneyimlediğimiz başka bir konuya ve Elano'ya tekrar gelelim.. Rakip merkez kendi takımının 4. hatta 5. alternatif çiftlerinden biriyken yanındaki iki oyuncuyla birlikte hakimiyet kuramayan ve merkez liderliği yönünden sahaya hiçbir yaratıcılık getiremeyen Elano, yönetim ve teknik kadro oturup beraber ağlamalılar.. Elano'yu devre dışı bıraktığın anda bile ne olursa olsun, böyle bir Fenerbahçe orta sahasına karşı 10 dakikalık bir üstünlük kuramayan Galatasaray içleri umuyorum dünün seçim galibi Adnan Polat'a populist transfer yapmama ve teknik kadroyla birlikte yanlışların nerde olduğunu tespit etme yönünden bir uyarı olmuştur.. Elano Blumer konusunda eleştiri yaparken Brezilyalı'nın oyunculuk yetenekleri işin tamamen dışındadır ama taraftarın gözündeki bu net "Elano, Lincoln tarzı topçu değildir." yanlışının değişmesi gerektiğini düşünüyorum.. Daha önce de dediğim gibi ne Shakhtar'da, ne City'de, ne de Brezilya milli takımında bu kadar defansif yük verilmedi Elano'ya ve Premier League'den ayrılışının temelinde de aslında tamamen hücuma yönelik bir oyuncu olarak merkezde bu rollerde oynayamaması yatar.. Frank Rijkaard bunun illa ki farkındadır ama sistemi 4-3-3 olacaksa elde daha iyisi olmadığı için bir mecburiyet içinde.. Sene başında transfer edilirken düşünce neydi bunu bilmiyorum.. Fakat Adnan Polat'ın seçimden önceki konuşmalarında dillendirdiği gibi Elano'dan Galatasaray beklediği verimin yarısını alamamıştır ve yapı bu olduğu sürece de alacağına inanmıyorum.. Başkanın bu açıklamayı yaparken de mutlaka teknik kadroyla görüş alışverişi yaptığını düşünüyorum.. Diğer oyuncular kötü olduğu gibi Galatasaray merkezi en pahalı transferinin kötü oyunu nedeniyle de şu anda bu durumun içindedir ve Rijkaard belki de bunları öngöremeyerek plan hataları da yaptığını kabul ediyordur şu anda.. Her şey kabul edilebilir ama bu kadar eksik ve arızalı gelen rakip merkeze üstünlük kuramayan ve fark yaratamayan oyuncular konusunda geliştirilebilecek savunmalar bitti.. Galatasaray'ın bir senesi, belki CL biletinin kaçmasıyla iki senesi maalesef yapılan planlama hataları nedeniyle heba olma tehlikesiyle karşı karşıya geldi.. Rijkaard özelinde bu maçta yapılan hatalardan çok sezon genelinde yaşadığım hayal kırıklığı bu konu üzerinden daha çok ortaya çıkıyor fakat farklı lig yapıları ve bazı şeylerin yaşayarak öğrenilmesiyle açıklayıp bu güzel adama daha çeyreğini harcamadığı kredesinden biraz daha keserek destek vermeye devam edeceğiz..

Son olarak Rijkaard üzerinden taraftara gelelim.. Hollandalı geldiği günden beri taraftarını övüyor ve yanlarında olduğu için mutlu olduğunu dile getiriyor.. Leo Franco'nun hatasıyla ortaya çıkan profil sonrasında bir gerçekle daha bugün tanışmış olabilir Frank.. Türk seyircilerinin oyuna bakışı işte tam da bu şekildedir ve bir sonraki ıslığı kendisinin yememesi için fazla da sebep yoktur.. Maçın bitimine 25 dakika kala oyuncu ıslıklamaya başlayıp takımı bozmanın mantıksızlığını geçiyorum, uzaktan vuran oyuncusunu yuhlayıp, uzaktan yiyen kalecisini ıslıklayarak müthiş bir performans çiftini bugün göstermiştir Ali Sami Yen.. Yağış nedeniyle rakip denemesini yapmış ve zeminden hız alan topa kaleci hatayı yapmıştır, Franco suçludur.. Ama bunun karşılığı maçın bitimine 25 dakika varken oyuncu ıslıklayarak takım öldürme değildir.. Michael Skibbe'yi daha ilk resmi maçında ıslıklayan taraftar profilinin 2 sene içinde pek değişmediğini üzülerek gördük.. Frank Rijkaard kuşkusuz çok büyük bir hocadır ve ne kadar hata gelirse gelsin bu takımın başında uzun yıllar kalmalıdır fakat takımın taraftar profili böyleyken bu ne kadar mümkün olacak, yönetim teknik adamını ve oyuncularını ne kadar koruyabilecek bu da çok bilinmeyenli bir denklem olarak önümüzde durmaktadır..

Sonuç: Galatasaray 4. sıraya geriledi ve rakipleri büyük hatalar yapmadığı sürece şampiyonlar ligi bileti için bile oldukça dezavantajlı durumda.. Maçın genelinde belki iki takım da çok pozisyon bulamadı ve bu konuda denge vardı fakat 90 dakika boyunca daha bilinçli oynayan ve maçın her anında belli bir plan eşliğinde hareket ettiği görülen Fenerbahçe maçın bir galibi olması gerekiyorsa bunu hak eden taraftı.. Kadıköy deplasmanında copy paste edilecek bir performansı bugün takımca sergilediler.. Kendi maçlarında ve bu maça çıkarken yaptıkları incelik ışığında rakibi tebrik ediyor ve önümüzdeki maçlara bakıyoruz.. Rijkaard için sezon bitiminden sonra yapılacak çok büyük ve önemli işler duruyor.. Bundan sonra takipçisi olacağımız konu budur.. Umuyorum gerekli tedbirler lig bitiminde yönetim ve teknik kadro tarafından alınır..

Galatasaray - Fenerbahçe Preview


Kadıköy'de olsun, Sami Yen'de olsun bir Fenerbahçe maçı öncesinde o maçın fazla konuşulmaması, baskının olmaması büyük avantaj Galatasaray için.. Geçen hafta Trabzon'a kaybedip Bursa'yla aradaki puan farkı 5'e çıkınca bu maç önemini kısmen kaybetmişti ve cuma günü Bursaspor kaybetmese öyle olmaya devam edecekti.. Bu da hafta boyunca maçın minimum düzeyde kritik edilmesini sağladı ve bizim topçular üzerinde oluşabilecek baskı da en alt düzeye indi.. Bugünkü seçim futbolcuları elbette olumsuz anlamda etkileyecektir fakat cumadan sonra seçim telaşı da yine derbi özelinde oyuncuların üzerinde baskı oluşmaması konusunda faydalı olabilir..

Fenerbahçe maçlarına genelde sorunlu giden taraf biz oluruz.. Bu sefer karşı yaka daha sıkıntılı geliyor.. Baroni yok, Emre de içinde bulunduğu durum itibarıyla yok hükmünde.. Baroni her ne kadar son 1-2 ay içinde balatayı yaksa da öncesinde oldukça yararlı oldu takıma, Fenerbahçe'de bir sistem varsa göbekte Emre'yle birlikte bunu oluşturan oyuncuydui.. Ne kadar formsuz olursa olsun oynamaması Galatasaray için avantajdır.. Emre bugün antrenmanı ağrılar nedeniyle yarıda bırakmış.. Kesseler acımaz futbolda fazla geçerliliği olmayan bir yaklaşımdır.. Adele yırtığıyla böyle profesyonel sporlarda 90 dakikalık maçlara çıkmanın faturası da iğnelerle o maç tamamlansa bile sezonun kapatılmasıyla kesilir.. Hem aklı bacağında bir Emre, hem de onun muhtemel uzun sakatlığı eğer rakip Fenerbahçe'yse Galatasaray açısından olumlu durumlardır.. Bu bakımdan da Emre'yi bu maç için yok hükmünde görüyorum.. 2-3 ay önceki Emre - Baroni birlikteliği Fenerbahçe'nin bekleriyle birlikte Galatasaray'a ağır geleceği ender pozisyon birlikteliklerinden biriydi.. Bu açıdan arızalı bir göbekle Sami Yen'e çıkacak olmaları da maç öncesinde Galatasaray için büyük bir avantaj olarak görünüyor..

Bizim tarafta Arda arızalı ama gelen haberler 18'in garanti, hatta 11 oynayabilecek durumda olduğu yönünde.. Rijkaard en azından 18'de olması önemli dedi, uzantısı olarak Arda'yı yedek bırakması oldukça muhtemel ama böyle önemli bir maçta takımdaki hırs ve istek katsayısını yükseltecek olan Arda'yı her türlü ilk 11'de isterim ben.. Eğer öyle bir ihtimal varsa Fenerbahçe'nin göbeğindeki muhtemel sıkıntıları düşünerek Sarp-Barış ikilisini biraz daha geriye çekerek Kasımpaşa maçındaki gibi ileri dörtlüyü Gio, Arda, Keita ve Jo'dan oluşturan bir yapı görmek çok sürpriz olmayacak benim için..

Daum'dan muhtemelen son yıllardaki mantalite değişimiyle doğru orantılı bir savunma futbolunu Sami Yen'de bir kez daha görmeyi bekliyorum.. Kadıköy'deki ilk maçta oyunu Fenerbahçe'ye getiren güçlü ve presçi açıklardan deplasmanda da yararlanmak isteyecektir.. Solda Andre Santos'un önüne bağlanacak Wederson'la Sabri - Keita işbirliği bozulacak, sağda da Gökhan Gönül'ün önünde Topuz ya da Deivid tercihi yapılacak.. Eğer içteki problemler nedeniyle Topuz'uz merkezde oynama ihtimali yoksa sağ açıkta oynaması bence yüksek ihtimaldir.. Geriye yaslanırken Galatasaray savunmasına pres yapmaktan imtina etmeyen bir Fenerbahçe'yle nasıl saldıracağını şu an için kestiremediğim Galatasaray'ın mücadelesi son yılların kötü derbilerinden sonra bu maçta benim gözümde oldukça yüksek tempo vadediyor.. Her ne kadar Fenerbahçe için öncelik gol yememek, Galatasaray içinse Bursa maçından sonra savunmayı sağlama alarak gol aramak olacaksa da iki takımın arızalı bölgelerinin disiplinden kopmaya meyilli merkezler olması maçı değişik bir noktaya getirebilir..

Maçın net favorisi olarak Galatasaray'ı görüyorum ve tersi bir sonucu Fenerbahçe'ye karşı tutuluyoruz şeklinde değil, sağlam bir sürpriz olarak açıklarım.. Zira Kadıköy'deki Fenerbahçe gibi tulum çıkarmasa da Sami Yen'de de Galatasaray'ın bariz bir üstünlüğü mevcut.. Cuma günü Bursa, bu gece Polat'ın yeniden başkan seçilmesi sonrasında ilk defa Galatasaray'ın bir Fenerbahçe derbisine bu kadar stressiz ve bununla birlikte bir o kadar umut pompalanmış bir şekilde girdiğini görüyorum.. Galatasaray'ın güçlü kanat bölgeleri Fenerbahçe'nin hücumcu bekleriyle birlikte büyük zıtlık gösteriyor ve ileriye destek veren bekler o bölgede ilginç durumlar oluşturabilir.. Defansı gerçek anlamda dörtleyen bir mantaliteyle oynamayı tercih ederlerse de önlerindeki defansif oyuncularla takımın hücumda eksik kalması sonucunu doğurabilir.. Rijkaard'ın 4-3-3'ü bu maçlığına bırakıp bu sene çokça kullandığı 4-4-1-1'e dönerek arkadaki iki merkez oyuncusundan daha çok mücadele ve alan paylaşımını, dolayısıyla ilerideki dörtlüyü rahatlatmayı istemesi bence takıma olumlu yansıyacaktır.. Merkez sorunları devam eden bir 4-3-3 maçı ciddi anlamda kısır geçmeye aday bir konuma yöneltebilir..

Son olarak bahisçiler için bir haber vereyim.. Nesine.com tek maç için güzel bir uygulamaya gitmiş.. Tek maça yüklü girmeyi sevenler için 100 liraya kaybetseniz bile 25 lira iade diyerek maçın oranlarını çok yükseltmişler.. Bahis söz konusu oldu mu kimseye bu meblağları önermiyorum her zaman söylediğim gibi ama zaten oynayacak olanlar için de haber vermek gerek.. Galatasaray'ın oranı 2.00, Fenerbahçe'nin ise 2.70.. 100 lira oynayınca 75 hesap edildiği için ortaya çıkan Galatasaray oranı 2.67, Fenerbahçe oranıysa 3.60'a yükseliyor.. Bu da bütün dünyadaki bürolar içinde en değerli oranları sadece 100 lira olmak kaydıyla ortaya çıkarıyor.. Tek maç bahisçilerinin değerlendirmesinde fayda var..

27 Mar 2010

Adnan Polat'la 2 yıl daha


"Mekteplilere son çağrı!
Geçtiğimiz hafta içinde Galatasaray‘ımızın adı ile anılan kulübü neden Adnan Polat ve ekibinden kurtarmamız gerektiğini detayları ile yazmış ve Hıncal Uluç tarafından kafatası avcısı olarak suçlanmıştım! Yazdıklarımın sonuna kadar arkasındayım ve çağrımı yeniliyorum: Görevinizi lütfen yapın ve kurtarın ismimizle anılan bu kulübü! Bizden birini getirin! Kimilerine göre yanlış olsun, işi bilmesin ama bizden olsun! Direksiyona biz geçelim en azından inşaat demirleri arasında kaybolan ruhumuzu kazanalım!"

Yiğit Bulut


Kongre öncesi detaylı bir değerlendirme yapma isteğim vardı fakat işi son 2 güne bırakınca yan etkenler çıkabiliyor.. Bu mevsimde ne olduğunu bilemediğim bir hastalık 3 gündür yatağa yapıştırmış durumda beni.. Bugün nihayet ayağa kalkabildim.. Yarın derbiyi kısmen sağlam bir vücutla izleyebilecek olmaktan dolayı mutluyum..

Bir çetrefilli Galatasaray kongresi daha geride kaldı.. Adnan Polat 3 sandık kala işi bitirmiş ve başkanlığı resmen garantilemiş durumda.. Polat, 2 sene önce daha önceki 3 dönemle gelen çöküntü sonrasında ekonomik itibar ve diğer yönlerden perişan olmuş bir kulübü alıp sadece 24 ay içinde Galatasaray markasını tekrar cilalayan, kurumsal anlamda bile ezeli rakibinin yavaş yavaş gerisinde kalmaya başlamış bir kulübe 2 yıl içinde olabildiği kadar atılım yaptıran, en önemli konulardan biri merchandising'e önem verip Store'ları çok iyi yerlere getiren ve Yiğit Şardan kaynaklı birçok projenin yanında oldukça değerli oyuncu transferiyle tekrar kulübü ülkenin 1 numaralı futbol markası haline getiren isim.. Kısa zamanda böyle bir atılımı başaran Adnan Polat sonrasında bu kulübe yakışanın tek adaylı bir seçim olduğunu düşünüyordum ama olmadı.. Adnan Öztürk elbette ki çok değerli bir Galatasaraylı.. Geçmişteki kongre yazılarında da blogda adı geçmiştir, kendisi hakkında görüşüm bellidir.. Son 4-5 senedir geleceğin başkanı olarak gösterilen, benim de bu görüşü paylaştığım ve şans verilmesi gerektiğini düşündüğüm Öztürk'ün bundan önceki seçimlerdeki tavrıysa işe hazırlanıyor görünüp seçim zamanı gelince sorumluluk almaması üzerinden şekillenmiştir.. Böyle bir ortamda 2 senede Galatasaray'ın iade-i itibarında çok önemli rol oynayan Polat'a karşı sağlam bir hazırlıkla çıkıyor olması elbette zor dönemde kaçıp işler düzelince ortaya çıkan insan yakıştırması yapılmasına neden olacaktı Öztürk'e, böyle değerlendirmeler sürpriz olmadı.. Böyle bir ortamda Adnan Öztürk'ün bu işe soyunabilmesi için elinde çok önemli kozlar, çok sağlam projeler olmalıydı.. 3-4 farklı yerde konuşmalarını dinlediğim ve okuduğum Öztürk'te ise böyle bir çalışmayı göremedim.. Bütün konuşmalarını GSTV ücretsiz olacak, Galatasaray adasına yanlış yapılıyor, şirket birleşmesi gereksizdir, 3 tane yabancı profesyonel, part time başkanlık ve bir arazi üzerinden oluşturan Adnan Öztürk'ün neden başkan olması gerektiğine dair hiçbir şey duymadık.. Diline pelesenk ettiği ekonomiyi düzeltme vaadiyse ülke ya da kulüp seçimi olsun aday olan herkesten gelir fakat Öztürk bunun nasıl olacağına dair bir açıklama da yapmadı.. Yaklaşık 6 aydır Creative Artist Agency'de bilfiil çalışan Peter Kenyon'la yapılmaya çalışılan ise klasik bir pr ve etiket çalışmasından ibarettir.. Zaten basında ve ülkede de fazla etki yaratmaması bu adamların ikisinin tam zamanlıyı bırak, part time bile çalışmayacak olması nedeniyledir.. Seçimden sonra bunları uzatmanın fazla anlamı yok.. Öztürk liseden çıkmış değerli bir kişiliktir, şu anda gösterilmeye çalışıldığı gibi bir post-Canaydın dönemini de hiçbir şekilde vaat etmez.. Canaydın döneminde yönetimin daima karşısındaydı ve çalışmalarını bunun üzerinden şekillendiriyordu.. Ama elbet liseli büyüklerine zamanında (belki bugün de) verdiği tavizler olmuştur.. Bunu sadece Öztürk değil Polat da veriyor.. Sadece zamanlamayı yanlış yapmıştır bence, beklenen bir yenilgiyi ise beklenenden daha çok zorlayarak almıştır..

Polat ilk 3 sandıkta farkı açıp benim gözümde Öztürk'ün oy kullandığı 10. sandıkta da galip çıkarak seçimi kazandı.. Oylar sayılmaya başlamadan önce Öztürk'in ilk sandıklarda avantajlı olduğu söyleniyordu.. Polat ilk 5 sandığı kazanınca bu sefer de 12 sonrasında Öztürk'ün sağlam olduğu ve Polat'ın oraya kadar farklı çok açması gerektiği şeklinde spekülasyonlar yapıldı.. Ülkenin genel seçimlerinden çok net bildiğimiz vasat spekülasyonlardan öteye gitmez tabii bunlar.. Bugüne kadar birçok seçim izledim, bir seçimin başladığı gibi bitmediğine şahit olmuşluğum yok daha.. İlk 8 sandıktan sonra Öztürk 2-3 sandık boyunca Polat'ı zorlayıp kafa kafaya gitmeyi başardı fakat hepsi o.. Toplamda büyük bir fark yok ama 24 sandık boyunca şu anki yönetim için oldukça rahat bir seçim geçti..

Şimdi en tepedeki eşsiz paragraf eşliğinde başka konulara gelelim.. Öztürk'ün ne kadar saygın ve başarılı bir iş adamı olduğundan dediğim gibi kimsenin şüphesi yok.. Ama oluşturduğu liste ve umutsuzluk yüzünden oy nedeniyle verdiği tavizler Ali Dürüst, Osman Hattat, Fatih Gökşen, Abdürrahim Albayrak ve hatta Farük Süren üzerinden o kadar net bir şekilde görünüyor ki böyle bir listeyle ve böyle vasat söylemlerle %40 oyu nasıl aldı önemli olan o.. Yiğit Bulut söylemleri fazla takılacak bir insan değildir (hele ki konu futbolsa).. Fakat ülkenin en büyük ulusal gazetelerinden birinde köşesi olan bir adamdır ve yıllardır bu kulübün önündeki en büyük engellerden biri olduğunu söylediğim vasat bile diyemeyeceğim liseci anlayışın muazzam bir örneğini vermiştir.. "İşi bilmesin ama bizden olsun" cümlesiyle nirvanaya ulaşan bu küçük zihniyetin değerli liselilerle hiçbir ilgisi yoktur.. Bir köşe yazarı seçim günü açık açık bu iğrençliği dillendirebiliyorsa bugünden sonra kimsenin liseli/lisesiz ayrımcılığı yoktur deme hakkı yoktur bu kulüp içinde.. Adnan Öztürk genel zihniyetiyle kesinlikle bu düşüncenin karşısında olduğuna inandığım bir adam olmasına rağmen Yiğit Bulut gibilere oy kazanmak için oynamış mıdır bilmiyorum.. Yapmışsa da bu ortamda onu çok suçlama hakkını görmem kendimde.. Kırpılacak kuzuyu bulursan kaçırmayacaksın diye bir uzaylı atasözü vardır zira.. Bu seçimde Öztürk'ün aldığı oyların tamamını bu adamlara bağlayacak değilim.. Keza Adnan Polat'ın şu an itibarıyla attığı 700 oy farkın yarıya yakınını da ağırlıkla duayen olarak kabul edilen yaşı kemale ermiş liselilerden aldığı ortadadır.. Fakat çok önemli bir kesimin de sadece bu kafayla oy kullandığı çok net bir gerçektir artık Galatasaray'da.. Eğer taraftarın tekeline kalsa Polat bu şartlardan %90'a bağlayacakken kongre ortamında rakibi %40'ları buluyorsa bu taraftar bu kulübe karşı neden aidiyet duyamıyor, neden Fenerbahçeliler kadar sahiplenemiyor ve takımını ekonomik anlamda desteklemiyor diye hayıflanma hakkı olmaz kimsenin de.. Bu nedenle Öztürk müthiş başarılı bir seçim geçirmiştir, kendisini tebrik etmek gerekir.. Çok daha net kazanması gerekirken rahat bir seçime rağmen beklenen yoğunluğun altında kalan Adnan Polat ise işin ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu sanıyorum anlamıştır.. Bu anlamda oy farkının 1500 beklenirken 700'lerde kalmasının önümüzdeki 2 yıllık dönemde Polat ve yönetimi için oldukça yararlı açılımları olabileceğini düşünüyorum.. Bunun nedenlerini ve sonuçlarını mutlaka değerlendireceklerdir..

O fotoğraf nedir orada peki diyenler için eski başarılı futbolcularımızı sevilen figür Abdürrahim Albayrak'ın etrafında güler yüzle görünce çok hoşuma gitti ve onları da burada anmak istedim.. Şu anda ne düşünüyorlar emin değilim ama taraftarlar kendileri hakkında eskisi gibi düşünmüyor olabilir.. Ama olsun, daha sokacak bir sürü laf, yönetime ve Galatasaray markasına verilecek yığınla zarar var.. Hadi belinize kuvvet çocuklar..

Seçimin Galatasaray camiasına hayırlı olmasını dilerim.. Zaman, yarınki derbinin keyfini çıkarma zamanıdır.. Bu atmosferin de maça olumlu bir şekilde etki etmesini umuyorum.. Sabaha karşı ufak bir preview da gelecek.. Artık maçın havasına girmek gerek..

21 Mar 2010

,

Trabzonspor 1-0 Galatasaray


Sene başından beri Galatasaray maçlarının yazıları arşivde duruyor.. Aslında her vasat maç bir tekrar, bozuk bir merkezin en önemli takım olgusu olarak sistemi de paramparça ettiği bir hadiseler zinciri.. Daha önce blogda orta saha oyuncusunun önemi konusunda geçmiştir zira gerçekten bu oyunun en önemli mevkiidir.. Kötü bir defansla ortaya çok iyi bir hücum takımı çıkarabilirsiniz ya da oldukça vasat forvetlerle muazzam bir savunma futbolunu oluşturabilirsiniz.. Ama ikisi için de gerekli olan kötü bir merkezle bazı mantaliteleri oturtmak, bunlara işlerlik kazandırmak kolay değildir.. İç oyuncuları bu oyunda çok önemlidir çünkü iletişime geçtiği oyuncu sayısı ve etkilediği çevre bir forvete ya da bir defans oyuncusuna göre çok fazladır.. Forvetin kaçırdığı goller takımı yakar, yenilirsin.. Defansın yaptığı hatalar gol yedirir (Bugün Emre Güngör'de olduğu gibi), çıkartamayıp mağlup olursun.. Ama takımdaki hemen hemen bütün oyuncularla birebir iletişimi olan merkez oyuncuların ısrarla kötü oynadığı vakit etkilediği alan ve birey fazla olduğu için sistemine daha büyük zarar verir.. Çift yönlü oyuncuların son yıllarda bu kadar önemli hale gelmesinin ve 6 yaşındaki çocukların bile futbol lugatına girmesinin altında yatan gerçek bence budur.. Topal, Sarp, Barış ve Ayhan gibi oyunculara bu ortamda ne söyleyebilirsiniz? 3'ü uzun süredir takımın elinde ve sene başından beri 2 tanesinin ilk 11'de oynayacağı kesin.. Sezon başında Rijkaard oraya oyuncu ekleme tasarrufunda bulunmadı ve Elano transfer edilerek bu oyuncuların yanına kondu.. İyi başlangıç yapılan düzen bozuldu ve geçmişte bunun üzerine çok şey yazıp çizildi blogda.. Daha sonra devre ortasına doğru merkez kesiciyle önlerinde sol ve sağ içlerden oluşan 4-3-3'ün klasik hali ilk defa ortaya çıktı.. Sol iç mevkiinde Elano'dan bir kıpırdanma görüldü, devre arasından sonra biraz daha toparlanmış bir şekilde ortaya çıktı ve umutlandırdı.. Ama geldiğinden beri gösterdiği performans toplam 1 aylık bir dilimin dışına çıkmadı.. Son 4-5 maçtır ısrarla izliyorum, merkeze lider olması beklenen oyuncunun bu kadar silik ve anlamsız top oynaması kapasiteleri belli olan ve üzerlerine transfer yapılmayan oyunculardan daha çok çileden çıkartıyor beni.. Elano bu yapısıyla bonservisine 1 milyon euro verilen ve yıllık kazancı da bu civarda olan bir oyuncu olsaydı başımın üstünde taşıyabilirdim.. 8 milyon euro + senelik 3+ milyon euro'nun varlığı ise Türkiye Liglerinde ondan beklenen şeyi çok farklı boyutlara getirir.. Bu sene Sarp, Topal ve Barış gibi oyuncular taraftardan ilk defa bu kadar fazla tepki görüyor.. Geçen sene Lincoln'un arkasında oynayanlar da bu oyunculardı, hücuma fazla destek verememeleri dışında bir eleştiri yapılmadı zira orada oynadığı müddetçe kendisinden beklenenleri fazlasıyla yerine getiren Lincoln'ün arkasını toplama ve süpürme işini gayet iyi yapıyorlardı.. Bu sene oynadığımız sistem ve mantalite her zaman söylediğim gibi asla Skibbe döneminden çok farklı değil ve geçen sene bu takım, yine bu oyunculardan ikisini oynatarak çok daha iyi pas yapan bir hüviyete bürünebiliyordu.. Lincoln'le Elano farklı tip oyuncular savı da City'de kendisini 4-4-1-1'in supporter'ında ve hatta sağ açığında harikalar yaratırken izlemiş biri olarak asla katılmadığım bir konu.. Yaptığınız 8 milyon euro'luk transferin, özellikle o bölgedeki yokluğu ve arızaları gidersin diye aldığınız önemli oyuncunun bu kadar kötü oynadığı bir ortamda hiç kimsenin diğer Türk oyunculara sarmaya hakkının olmadığını düşünüyorum.. Bugüne kadar Elano bu takıma ne vermiştir? Bunun çok net bir cevabını bulamıyorum.. Bu kadar kaliteli oyuncuların arasında asla ilk 11 çıkmaması gerektiğine inandığım Mehmet Topal, Mustafa Sarp ve Barış Özbek gibi oyuncuların Elano bu oyunu oynayıp, pas yapan yapıya hiçbir şekilde hizmet etmeyen uzun toplarıyla oyun kurtarmaya çalışırken bu kadar hor görülmelerini ise kabullenemiyorum.. Elano'nun pozisyonunu kaybetmemeye ve defansif oyununun üzerine koymaya çalışan, mücadele gücünü artıran yapısına büyük saygı duyuyorum ama 4-3-3'ün merkezi içinde bence diğer merkez oyuncularından daha yararlı değildir takıma.. City'de 4-3-3'ün orta üçlüsünde oynayamadığı için gönderilen Elano'nun bu sistemde bu kadar diretilmesini de Rijkaard'ın hanesine bir hata olarak yazıyorum..

Bugün klasik bir maç yazısı gelmeyecek.. Trabzonspor'un iyi futboluna da bu bağlamda haksızlık yapmak istemem.. Caner'in sol bek oynayamayan yapısıyla o bölgeye Burak Yılmaz'ı gönderip Galatasaray'da yine bir sol kenar otobanı oluşmasını sağladı Şenol Güneş.. Soldan Colman, forvetin arkasında serbest Alanzinho'yla merkeze yardım ederek sorunlu Galatasaray bölgesinde çokluk yaratarak etkin olmayı ve düzenli bir şekilde açıklardan oluşan beklere oynayarak sonuca gitmeye çalıştılar.. Galatasaray solu maç boyunca, sağı da özellikle risk almaya başladıktan sonra merkezle beraber yumuşak karnı oluşturdu takımda.. Muntemelen Keita'nın solda, Gio'nun sağda başlamasıyla şaşıran ve ne yapacağını bilemeyen Trabzon'a karşı ilk 10 dakikada yeterli pozisyonlara girildi ama sonuç gelmedi.. Gio'nun vuruşu gol olsa Galatasaray maçı çok farklı bir noktaya taşıyabilirdi ama futbolun değişik yapısı yine devreye girdi.. 15'ten sonra dengeyi kuran Trabzon, Galatasaray'ın maç boyunca bulduğu fırsatlara göre hem nicelik, hem de nitelik yönünden daha net pozisyonlarla cevap verdi.. Elano'nun çıkışı bu kadar kötü oynarken Baros riski bakımından bence doğru karardı.. Zira Baros riski Keita ve Elano dışında bir oyuncuyla kullanılacak gibi değildi.. Keita'yı doğru zamanda çıkardığınız zaman bile Keita 90 dakika sahada durur kardeşçiler türüyor futbolda.. Keza bugün Emre Güngör'ün yaptığı hatadan sonra da Servet Çetin oynamazsa olacağı bu abiciler ortaya çıkacak yarın.. Aynı adamlar Servet Çetin'in hatalarında bir Emre Güngör vardı, noldu ona demekten de kendilerini alamazlar ama.. Bu iş her zaman böyleydi, her zaman da böyle olmaya devam edecek..

Geçen seneki Baros, Kewell, Arda ve Lincoln'lü günlerden beri Galatasaray'ın hücumda ürettiği her şeye bireysel yetenek ürünü diyenler de vardır bu oyunun içinde.. Skibbe'yi eleştirmek için de söylenirdi bu, bu seneki Galatasaray'da Rijkaard'a vurmak için de sıklıkla kullanılan bir argümandır.. Bugünkü Galatasaray'ın Gio'yla gelmeye çalıştığı bütün pozisyonlar bu vasatlıktan rahatlıkla nemalanabilir, haklı da olunur.. Hiçbir sisteme bağlı olmadan Giovani'nin hem sağda, hem de beklemediğim sol açıkta Trabzon defanslarını tarumar eden yardırmalarından bir sonuç gelmedi.. Gelseydi gerçekten bireysel yetenek puanı alabilirdi Galatasaray.. Geldiği gün yeteneğine inanmıyorum dediğim Giovani Dos Santos'un şu anda direkt bir şekilde bonservisinin alınması gerektiğini düşünüyorum.. Kesinlikle yerine bir iç oyuncusu gelmesi gerekiyordu sistem yönünden ama oluşan ortam buysa, sonuçlarını da değerlendirmek gerekiyor..

Caner bir daha sol bek oynamasın, seneye biri Türk direkt oynayacak iki merkez oyuncusu alınsın ve duruma göre eldeki değerler korunsun ya da değiştirilsin.. Bir de tandem eklemesiyle kafamızdaki ideale gidecek yola girebilir.. Neden 1 yıl gecikiyoruzun cevabı muhtemelen yönetim ve Rijkaard'ın transfer konuşmalarında gizlidir.. Biten bir şey yok, yarın Bursaspor kazanırsa (ki çok büyük ihtimal) iş artık onların yapacağı büyük hatalara kalacak.. Rijkaard geldiği günden beri ikincilik bu sezon için yeterlidir diyen biri olarak durumdan çok hoşnutsuz değilim fakat sistemde bir yıllık gecikmeye neden olan gelişmelerden memnun olamıyorum.. Teknik ekip de kesinlikle pay sahibidir bunlarda.. Bu bakımdan Kasımpaşa'nın cuma günü aldığı puanlar gelecek adına önemli olabilir bizim için.. Şampiyonluk ihtimali zayıf ama haftaya Fenerbahçe maçını alarak CL biletini cebe koyma konusunda önemli bir yol alınabilir.. Bir Sami Yen'deki Fenerbahçe maçının daha şampiyonluk havasından biraz uzak bir şekilde geçecek olmasıysa bizim yaka için büyük şanssızlık..

19 Mar 2010

CL 2009/2010 Çeyrek Finaller


Barcelona - Arsenal eşleşmesi tek kelimeyle mükemmel.. Barcelona'nın Stuttgart karşısında iki maçta gösterdiği performans sonrasında Arsenal'in çelme takma ihtimali bence fazlasıyla mevcut.. Bunun için de ilk maçın Ashburton Grove'da olması Gunners için iyi.. Bir tokat vurabilirlerse bunu içeride yapabilirler zira.. Takımın görece zayıf orta sahası Barcelona karşısında handikap olsa da iç sahada taraftar desteği ve motivasyonla o dezavantajı kapatabilirler.. Londra'da ve Barcelona'da bu iki maçı vermeyecek Star insanların gözüne gözükmesin.. D-Smart pazarlama taktiklerini bu maçlara yansıtırlarsa sonucun kendileri için iyi olacağını sanmıyorum..

Lyon ve Bordeaux eşleşirken insan iki takımın burada birbirini telef etmesine üzülüyor tabii.. Üst tablodaki görüntü United'ın finale kadar önünün açık olduğu.. Futbolun doğasını işin dışında bırakınca söylenebilecek tek şey bu.. Inter için de yarı final garanti görünüyor.. Büyük bir ihtimalle finali United'la Arsenal - Barca eşleşmesinden gelen takım oynar.. Sir Alex'in önünde yeni bir rekor, üst üste 3 defa CL finali oynama şansı var.. Değerlendireceğini tahmin ediyorum..

14 Mar 2010

,

Galatasaray 3-0 Ankaragücü


Roger Lemerre göreve geldiğinden beri 7 maç oynayan, bu maçlarda 1 galibiyet ve 6 beraberlik alan ve toplamda sadece 3 gol yiyen Ankaragücü'ne oturtulmak istenen sistem ve yapı net bir şekilde ortada.. Bir Lemerre takımından ilk olarak beklenecek kontrol futbolu.. Böyle bir takıma karşı 3. dakikada gol atarak öne geçiyorsanız bunun Kasımpaşa ya da başka bir takıma karşı kurulan üstünlükten farklı olduğunu kabul etmek gerek.. Daha maç oturmadan gelen gol ve ardından yaklaşık 10 dakika süren karmaşadan sonra ortaya çıkan iki şey vardı.. Biri Galatasaray'ın kendi evinde defans çizgisini geriye kurup takımın da boyunu kısaltarak savunmayı sağlama almaya çalışan görüntüsü(?).. İkincisi Ankaragücü'nün maç öncesinde güçlü ve basan oyuncularla kurduğu merkezin yavaş yavaş oyuna hakim olması ve sol bekte bir stoper kullanıp sağdan Geremi'yle çıkmak isteyen bir takımın o bölgedeki pas bağlantılarıyla Galatasaray'ın üstüne yüklenmek isteyişi.. Galatasaray golü attıktan sonra geri çekildi ve Ankaragücü'ne oynama izni verdi ne kadar geçerli bir görüşse, Ankaragücü için de sahaya iyi yayıldılar ve Galatasaray'ın geriye yaslanmasına neden oldular demek bir o kadar geçerlidir.. Ve teknik adamlara ya da futbolculara sormadan, sadece izleyerek hangisinin ağır bastığını net bir şekilde söylemek futbolun doğruları içinde mümkün değil.. Benim gördüğüm Galatasaray'ın bu kadar kısır bir takıma karşı öne geçtikten sonra kontrolü bu denli rakibe bırakmasının fazla normal olmadığı.. Hürriyet ve Ankaraspor'dan çok beğendiğimiz Theo Weeks'le birlikte önlerindeki Sapara'nın hem topa sahip olma, hem de onu Geremi'yle birlikte kullanma yönünden gayet başarılı bir ilk yarı geçirdiklerini kabul etmek gerek.. Savunma tandemi, sol bek-sol açık, sağ bek-sağ açık, orta saha merkezi ve forvet üçlüsü olarak takımda 5 temel hat sayılırsa Galatasaray'ın açık ara en zayıf olduğu merkez sezon başından beri ortadayken, Ankaragücü'nün az gol yemesinin en büyük müsebbiplerinden biri olan diri iç oyuncuları bu maçta da kontrolü almalarında bence önemli etkendi.. Hürriyet çoğu büyük takım taraftarı tarafından hem stili, hem de ölçüsüz sertliği nedeniyle sevilmez ama Türkiye Ligi için birçok takımda forma giyebilecek bir merkez oyuncusudur.. Keza bu sene çok süre almayan ve uzun süredir izleyemediğim Theo Weeks'in gelişimini merak ediyordum, temposundan ve o tempoya göre oldukça iyi olan topu kullanma yeteneğinden çok şey kaybetmemiş.. Devre arasında takıma katılan Marek Sapara da tekniğiyle topu tutmaya katkı yaptı ve aslen bir target striker olmamasına rağmen fiziğiyle Galatasaray defansının arasında hedef görevi yapan Robert Vittek'le birlikte yarı sahaya yerleştiler.. Bir ara pas sayısında Galatasaray'a 2X yaptılar ama Galatasaray'ın bütünleşik takım savunması arasında etkinlik yaratamadılar.. Maç boyunca topsuz oyunda gayet yeterli olan Vittek'in topla beraber facia bir oyun göstermesi ve Darius Vassell'in takımdan kopuk görüntüsü üretkenliklerinin önündeki en büyük engellerdi.. Vittek için yarın bu ligin oyuncusu değil, buna verilecek şans genç oyunculara, Mehmet Çakır'a neden verilmez yorumunu illa ki yapacaktır biri.. Bir takımı bir kere izleyip kesin yargılar sunmaya bayılan bir medya yapımız var zira.. Ankaragücü tandemi maçın başında ve ilk yarının genelinde tam anlamıyla faciaydı.. Elyasa'nın sol beke, Keita karşısına konması göbekten götürmüş olabilir.. Galatasaray iki tane defans hatasıyla ve çokça Keita'nın çabası ve fizik gücüyle iki gol buldu ve devreye öyle gitti..

İkinci yarının başından itibaren ise çok daha bilinçli bir şekilde oyunu kontrol futboluna çeviren ve rölantiye dönen bir takım vardı sahada.. Rijkaard ilk golün üzerine böyle bir düşünceye girmişse, kontrol futbolunu seven ve gol sıkıntısı çeken takımların geriye düşünce krize girmelerinden faydalanmak istemiş olabilir.. Ligin bitimine 9-10 hafta kalmışken ve puanlar çok daha önemli bir hale gelmişken oyun güzelliğinden ve yaratıcılıktan ödün verip işi sağlama almak haklı bir teknik adam görüşlerinden biridir.. Ve Galatasaray'ın böyle bir maçta, iç sahada çok erken öne geçtikten sonra net bir set hücumu yapamadan maçı bitirmesi sonrası eleştirileri kesebilecek yeterliliktedir.. Fiziğiyle boş alanda çok önemli işler yapabilen Robert Vittek'e ve Darius Vassell'e istediği boşlukları vermedi Galatasaray.. Lucas Neill'ın gelişi sonrası takımda ciddi bir savunma yükselişi görünüyor ama özellikle forvetsiz dönemde Rijkaard'ın döndüğü savunma futbolu da bu durumda aslan paylarından birine sahip.. Ama bu Neill'ın geldiği günden beri yaptığı eşsiz katkıların değerini düşürmüyor tabii.. Defansif artılarının ve soğukkanlılığının yanında ilk ve son gollerde Keita'nın önüne attığı toplar çok uzun zamandır eksikliği hissedilen bir konuda da bitirici özelliktedir.. En sevdiğim tarafıysa geldiği ilk günden itibaren takımı sahiplenmesi ve çok çabuk bir şekilde takım bireyi gibi davranmaya başlaması.. Bu Avustralyalılar'ın karakterinin bilimadamları tarafından araştırılması gerektiğini düşünüyorum.. Sahada tekniğe ve taktiğe kattıklarından çok daha büyüğünü duruşuyla gösterebilen bir yapısı var ki transfer yaparken ön plana alınması gereken karakter özellikleriyle ilgili çok güzel bir örnek olabilir ileride..

Kader Keita 3 goldeki çabasıyla ve bitmek bilmeyen enerjisiyle maçın adamı, Galatasaray'ın lütfu.. Giovani Dos Santos ağırlıkla sola döndüğü maçta yine çok etkisizdi, her zaman söylediğim gibi çoğunlukla pozisyon bazlı değerlendirmek gerekiyor.. Sağdaki Arda, sağdaki Kewell nasıl büyük performans kayıpları yaşıyorlarsa Gio'nun soldaki durumu da benzerdir ve çok da suçu yoktur.. 4.5 ay sonra sahaya çıkan ve son saniyede Neill-Keita işbirliğiyle golünü çakan büyük yürek Milan Baros için ise söylenecek tek cümle var: Return of the King..

Oyun beni çok kesmedi ama şampiyonluk mücadelesinin başlangıcı olan bu haftalardan sonra fazlasını beklemek de bu arızalarla hayalcilik olabilir.. Takımın önündeki Trabzonspor ve Fenerbahçe maçlarından minimum 4 puan çıkmazsa Bursaspor'un durumuna göre şampiyonluk şansı da hayale dönebilir.. Kritik 2 haftaya girildi, Milan Baros'un en azından Fenerbahçe maçında ilk 11 çıkabilecek duruma gelmesini umuyorum..

,

TT Arena

11 Mar 2010

World Snooker Championship 2010


Dünya ilk 16'sının direkt katıldığı, kalan 16 kişinin de eleme turlarından geldiği Dünya Şampiyonası 2010'un ilk turu biraz önce açıklandı.. Graeme Dott, Barry Hawkins, Jamie Cope, Ken Doherty, Stephen Lee, Steve Davis ve Liang Wenbo gibi oyuncuların elemelerden geldiği büyük turnuvanın bu seneki en önemli sürprizi fotoğraftaki Zhang Anda.. Son yılların en eğlenceli elemeleri olduğu söyleniyor bu seneki turnuvanın.. Ki burada yer almak o kadar önemli ki alt taraflarda kan gövdeyi götürüyor.. Kısa tutup fikstürü verelim hemen..

John Higgins v Barry Hawkins

Mark King v Steve Davis

Neil Robertson v Fergal O'Brien

Marco Fu v Martin Gould

Ali Carter v Jamie Cope

Joe Perry v Michael Holt

Ding Junhui v Stuart Pettman

Shaun Murphy vGerard Greene

Stephen Maguire v Stephen Lee

Peter Ebdon v Graeme Dott

Mark Allen v Tom Ford

Ryan Day v Mark Davis

Mark Selby v Ken Doherty

Stephen Hendry v Zhang Anda

Mark Williams v Marcus Campbell

Ronnie O'Sullivan v Liang Wenbo

Açık ve net, ilk turun en önemli mücadelesi Ronnie - Lenbo maçı olacak.. Roket'in geleneksel fikstür uğursuzluklarının daha ilk turda açılması beklenen bir şeydi.. Fakat ilginç olan uzun zamandır ilk defa Ronnie'nin olduğu alt tablo değil de, üst tablonun daha çok top class oyuncu barındırması oldu.. Bu açıdan şanslı bizimki.. Üst tabloda ilk bakışta John Higgins, Neil Robertson, Ali Carter, Shaun Murphy, Marco Fu ve Ding Junhui göze çarparken alt tabloda Ronnie'nin yanında Mark Selby, Stephen Maguire ve Mark Allen var.. Bariz bir şekilde üst taraf daha sağlam duruyor.. Mark Williams ve Stephen Hendry isimleriyle dengeliyorlar burayı ama biraz yalan tabii bu.. Williams özellikle son turnuvalarda bir çıkış gösterse de bunu daimi tutabileceğini ben sanmıyorum..

Ronnie ilk turda Liang karşısında bir şanssızlık yaşamazsa çeyrek çok uzak değil.. Orada Selby'den sonra yarı finalde muhtemelen Murphy gelir karşısına.. 3 kritik maç duruyor önünde.. Üst tablonun eliti John Higgins ise ilk 2 turda rahat olacak.. Ama onun da çeyrek finalden sonra zorlu etapları başlıyor.. Son olarak en düşük ilk 8 bahis oranları da şöyle:

Ronnie O'Sullivan - 3/1
John Higgins - 5/1
Mark Selby - 7/1
Ding Junhui - 10/1
Shaun Murphy - 12/1
Neil Robertson - 12/1
Stephen Maguire - 14/1
Mark Williams - 20/1

Artık 17 Nisan'ı bekliyoruz..

8 Mar 2010

,

Eskişehirspor 2-1 Galatasaray


Galatasaray'ın bugün yediği ilk gol, benim hakemi bu blogun ana başlıklarından çıkarma nedenimdir.. Pozisyon net elle oynama ama Topal'ın merkezdeki topla oynama garabeti sonrasında Caner'in sol bekte arkasını kontrol etmeden bölgeyi yardırmasından sonra nereye kadar suçlayabilirsin ki hakemi? Hakem de bu oyunun unsuru ama topçular kadar değil.. 2 oyuncunun fahiş hatalar yaptığı bir pozisyonda gelen elle oynamayı görmeyen hakeme ne kadar saydırabilirsin? Bu golün faturası Galatasaray'ın ilk idmanında teknik kadro tarafından mutlaka kesilecektir gerekli kişilere.. Rijkaard hakem görseydi eli golü yemeyecektik diye gereken fırçayı çekmeyecek mi mesela Topal ve Caner'e? Penaltı olmayan Giovani pozisyonunu da rahatlıkla bu şekilde okunabilir.. Penaltı değildir ama Giovani'nin sağdan ne kadar iyi yardırabildiği, onun üzerinden özellikle sağ taraftan setler kurabileceğinizi gösteren net bir pozisyondur.. Hakem penaltıyı çalmasaydı da böyle olacaktı, çaldığında da böyle oldu.. Bülent Yıldırım zaten bu ligde benim için en kötü 2-3 hakemden biridir, maçtan sonra da derecesinde bir yükselme olmadı.. Sonuç normal, bu kadar kötü hakemlerin nasıl maç yönettiğiyle ilgilenecek kurum ise bağımsız ve özerk bir yapılanmadan çıkıyor..

Geçen haftaki takımdan Giovani'nin çıkıp Elano'nun girerek yeniden bir 4-3-3 denemesi yapmak hem yol yorgunluğu olan Meksikalı yönünden, hem de böyle zorlu bir deplasmana daha uygun bir yapıyla çıkma açısından mantıklıydı.. Eskişehir'de, Galatasaray'ın iki açıktan bozma bekli, yıpratıcı kanatlarına karşı iki bekin önüne Sezer ve Koray'la düğümü atan ve bu oyuncuları aynı zamanda bir iç gibi kullanan bir yapı sergiledi Rıza Çalımbay.. Bu sene kimi zaman sol açık, kimi zaman da içte değerlendirerek farklı profiller yüklediği Mehmet Yılmaz'ı da sıklıkla ortaya atıp o bölgede bir direnç oluşturmaya çalıştılar.. Sık sık geriye yardım eden forvet çifti ve içe giren açıklarla normal 4-4-2'den olabildiğince farklı bir saha içi dizilimine gittiler.. Galatasaray savunmasıyla geriye gelen Karan ve Mehmet özelinde Eskişehir'in bütün ani çıkışlarını kanatlardaki Sezer ve 2 gol atan Koray'la yapmaya çalışması da ilgi çekiciydi.. Galatasaray, Elano'nun gelişine rağmen artık bir klasik haline gelen sorunlu merkezinde rakibin de çok dirençli ve savunmaya yönelik oyunuyla top tutmakta ve rakip kaleye yüklenmekte zorlandı.. Yine de Eskişehir'in kendi evinde daha çok Galatasaray odaklı bir oyun sergilemesi ilk 40 dakika boyunca tehlike yaratacak pozisyonlara girememelerine neden oldu.. Sezer Öztürk'ün müthiş oynadığı ilk yarıda sadece onun bireysel yeteneği ve içeri kat eden açık oyunları üzerinden elde ettikleri kısıtlı topları değerlendirmeye çalıştılar ama başarılı oldukları söylenemez.. Böyle bir ortamda önce iki Galatasaraylı oyuncu, arkasından da hakemlerin hata yaptığı bir pozisyonda gelen gol onlar için nimet oldu..

Rijkaard muhtemelen devrede hamle yapacağı dakikaları belirlemişti.. Ama ikinci yarının başında bu sefer ortadan Topal'ın bölgeyi delen Koray, sonrasında öne çıkan Servet'i de çok kolay geçip topu zımbalayınca işler iki takım için de tamamen değişti.. 2-0'ın şokunu atlattıktan sonra gelen Topal - Giovani değişikliği bence 1 farklı skorda gelmezdi Rijkaard'dan.. Giovani sağa atıldı, Keita sola geçti ve Arda forvete yaklaştı.. Orta saha da Ayhan ve Elano'ya bırakılarak risk alındı bu dönemde.. Daha sonra da maçın etkisiz isimlerinden Keita çıktı ve Emre Çolak girdi.. Keita zaten berbat bir maç çıkarıyordu fakat 2 farklı dezavantajda savunma ve orta saha hattını iyice sıkılaştıran ve boşlukları minimuma indiren takımlara karşı Keita'nın teknik sıkıntısının ortaya çıkması sürpriz değildi.. Benim düşüncem Barış'ın girmesiyle düzenin devam etmesi olurdu ama Rijkaard yine dar alanda ince işler yapabilecek genç Çolak'a yükledi misyonu.. 70'te Giovani sağdan aldığı topla müthiş yardırdı ve penaltıyı aldı.. 2-1'den sonra bir pozisyonda daha denedi afacan fakat ondan sonraki 15-20 dakika boyunca Gio üzerinden oynanmaması bu geceki kötü takımda en çok eleştirilmesi gereken konulardan biri.. Eskişehir'in sol tarafa aldığı önlemden bağımsız o morali bulmuş oyuncu üzerinden bazı setler gerekiyordu ama beceremedi takım.. Ani yakalanan topla çıkışlarda 2-3 pozisyonu Emre Çolak ezdi.. Fiziksel felaketinin böyle dirençli ve bütünleşik bir Eskişehir savunması arasında ortaya çıkmasını mutlaka beklemiştir Rijkaard ama ayağına gelen toplarda inceci olamaması yapılan değişikliği yanlış kıldı.. Eskişehirspor'da 60'tan sonra takımın geriye yaslanmasında Ümit Karan'ın oyundan alınmasının elbet payı var ama bu, değişikliğin yanlış olduğu anlamına gelmiyor kesinlikle.. Rıza Çalımbay'ın yaptığı hamle belki oyuncu koordinasyonsuzluğundan, belki başka bir nedenden skoru da koruma içgüdüsüyle sahaya farklı yansımış olabilir.. 72'de gelen 2-1'den sonra durumu fark eden teknik kadro da zaten geri kalan dakikalarda takımı ileri çıkararak böyle bir maçta kısmen rahat bir son 20 dakika çıkarmalarını sağladı..

Sonuç olarak oldukça kötü bir futbol ve ayağa gelen fırsatın kaçışı bu maç.. Kasımpaşa maçından sonra Eskişehir karşısında berbat bir futbol muhtemeldir demiştim, zira Galatasaray'ın dirençli deplasmanlar karşısındaki klasiklerinden biriydi bu gece.. Jo'nun sırtı dönük oyunundan hiç faydalanamamak da Eskişehir yarı alanına yerleşimi takım adına engelleyen etkenlerden biri oldu.. Böylece Bursaspor'un liderlik şansı ortaya çıktı ve Fenerbahçe'yle Beşiktaş tekrar yarışa sağlam bir şekilde dahil oldu.. Bundan sonra lig dört başlı bir hal aldı, takım da elindeki tek krediyi bu gece harcadı.. Bu sene 20 kusur haftanın en az 15'inde ortaya çıkan merkez sorunu da en büyük problem olarak yeniden dikildi yönetimin karşısında.. Seneye içte 11 başlayacak 2 net transfere ihtiyacı var bu takımın.. Ufuk Ceylan hadisesinde alınamayan Sezer Öztürk de bu gece gösterdi ki, bu anlamda büyük kayıp olmuş..

7 Mar 2010

,

Real Madrid 3-2 Sevilla


Real Madrid öyle bir ikinci yarı oynadı ki anlatmak imkansız.. İdare'nin sıkıcılığında böyle maçlar adama nefes veriyor, moral veriyor.. İkinci 45 dakikada Real 3 gol attı, 3 topu direkten döndü ve bunların dışında karşı karşıya 3-4 çok net pozisyondan yararlanamadılar.. Gol olabilecek 10 pozisyon, maçın hatta ikinci yarının hakkı çok net 6.. İlk 30 dakikada Real'i sahadan silen Sevilla'da Jimenez yine takımına hakim olamadığı maçlardan birini yaşadı..

İlk aşamada büyük eleştirilerin geldiği, rakibin etiket anlamında güçlendiği sezon başlangıcından sonra Pellegrini'nin takımı toparlayışı harikulade.. Son zamanlarda çok net bir şekilde Barcelona'dan 1 gömlek üstün top oynuyorlar, bunu da skorlara ve puan hanesine yansıtmış durumdalar.. Averajla da olsa liderler ve Barca'dan daha çok gol attılar.. Kaka'nın verilen bonservisin altında ezildiği, Benzema'nın belki de Higuain'in ilk yıllarını yaşadığı toplama takımda Cristiano Ronaldo'nun eşsiz ve efsanevi yeteneğiyle takıma yaptığı yapıştırıcılıksa inanılmaz.. Bugün maçın alınmasında Guti, Lassana ve Higuain'le birlikte büyük pay sahibiydi.. İlk golü solla güzel çakarak fitili ateşleyen oyuncu oldu..

Barcelona haftaya Valencia'yla oynayacak ve daha sonra Bernabeu'ya gidecek.. İpler Real'in eline geçti mi? Bence geçti.. Barca'nın önünde daha Villarreal ve Sevilla deplasmanları da duruyor.. Barcelona hala istediği takdirde Real Madrid dahil bütün deplasmanlardan istediği sonucu çıkarabilecek bir takım ama bu gece Real Madrid La Liga'nın en büyük adaylarından biriyim diye haykırmıştır.. Pep'in üzerinde baskı olduğu zaman neler yapabileceğini merak ettiğimi hep söylemiştim, bundan sonra o haftalar başlıyor genç hoca için..

11 Nisan büyük gündür İspanya için..

Blogger tarafından desteklenmektedir.