30 Kas 2009

Rijkaard fikir değiştirdi!


Bursa maçından önceki gece ülkesine gittiğinde kaçmıştı.. Gerçek ortaya çıkınca haberler de şekil değiştirdi, Rijkaard da.. Bu çocuğu 2 günde yaptılar, 1 günde de doğurdular zaten.. Bu adam yukarı bakmasın da napsın şimdi? Bu Fotomaç'ı hazırlayan küçük adamlar bu meslekten men edilmeyecek de ne olacak şimdi?

Daha önce "Uzun yıllar Galatasaray'ı çalıştırmak istiyorum" diyen Hollandalı teknik adam, Santi doğunca fikir değiştirdi

***

Ocakta gidici

Daha önce "Uzun yıllar Galatasaray'ı çalıştırmak istiyorum" diyen Hollandalı teknik adam, Santi doğunca fikir değiştirdi.

Galatasaray ile Rijkaard arasında ipler kopuyor. Hollandalı hocaya yönelik eleştiriler her geçen gün artarken, o da İstanbul'da görev yapmaktan memnun değil. Daha önce "Uzun yıllar Galatasaray'ı çalıştırmak istiyorum" demesine karşılık artan baskılar ve yeni doğan çocuğundan ayrı kalmamak için Rijkaard devre arasında ayrılmayı ciddi ciddi düşünüyor.
Eşi Stephanie'nin de İstanbul'a sıcak bakmadığı belirtiliyor.

Ayrılık provası
Eşinin doğumu için ülkesine giden Rijkaard'ın Panathinaikos karşılaşmasından itibaren takımın başında yer alacağı ifade edilirken devre arasına kadar takımı çalıştıracağı, ardından Galatasaray'a veda edeceği öğrenildi. Rijkaard ayrılması halinde yerini Bursa maçında ilk kez takımın başında yer alan Neeskens'e bırakacak. Rijkaard'ın bu düşüncesine Galatasaray yönetiminin nasıl bakacağı ise merak konusu.

,

Arsenal Klasiği


Yaklaşık 2-3 yıldır bu sezon, sonuna kadar götüreceğiz yarışı diyor Wenger ama artık çocuklar bile yemiyor bunu zira Arsenal çok ciddi anlamda çaptan düşmüş durumda.. Geçen hafta Kenwyne Jones ve Lee Cattermole'dan yoksun Sunderland'a mağlup olunca bu maça dair bir mağlubiyet öngörüsü zaten kafalarda oluşmuştu, bu geceki maç olayı bitirdi.. İlk devre bitmeden Arsenal, bir maç eksiğiyle lider Chelsea'nin 11 puan gerisinde ve 2 hafta sonra Anfield'a bir ziyaret var..

Maçın başında yalandan bir Ashburton Grove baskısı.. Arsenal'in her iç saha maçında olur.. Küçüklere karşı genelde çabuk sonuç verir ama zirveyi hedefleyenlere geçmez o diş.. 15-20 dakika süren baskının Chelsea'nin baklavasıyla yavaş yavaş geriye itilişi ve Chelsea'nin hakimiyetinde sona eren bir ilk yarı.. Devre sonunda arka arkaya iki gol buldu Chelsea.. İkisinde de başrollerde Ashley Cole ve Didier Drogba var.. Cashley Hole nidalarıyla Ashburton Grove'a çıkan Cole'un topu her aldığında yediği ıslıklara verdiği cevap çok fenaydı Arsenal açısından.. Cole'un Chelsea'ye geçtiğinden beri oynadığı en iyi Arsenal maçı olabilir bu.. Belki de tektir.. Gollerde Vermaelen'in özellikle çaresizliği vardı.. Didier Drogba güzel bir test aracıdır, sertlik konusunda da defans ölçer tarafı vardır.. Maç boyu hatalar yapan Belçikalı'nın o testten sağlıklı çıktığını söylemek zor..

Wenger yine 4-3-3'ü çıkarmış sahaya ama ileri 3'lü böyle bir mücadele için bu kadar kötü olabilirdi.. Arshavin'in geçen sene forma giymeye başlar başlamaz gösterdiği etki ve yaptığı katkının yarısı yok bu sezon itibarıyla.. 4-3-3'ün sol kenarı benim görüşüme göre onun için ideal.. Wenger için sağ ayaklı olduğu için zaten ideal ama bizimki bunu kabul etmiyor.. Bu kadar etkisizliğin arkasında bir tutam isteksizlik var gibi zira.. Nasri zaten şu anki yapısıyla oynayabileceği tek yer olan merkez üçlü dışında şopara dönüyor.. İkinci yarı Walcott'un girişiyle yerine yakın bir yere döndü.. Eduardo ise yine Arsenal adına maçın en kötülerindendi.. Bir forvet bir defans dörtlüsü önünde ancak bu kadar eriyebilir.. Mum gibiydi Eduardo, en sonunda Wenger ona da dayanamadı ve kenara aldı ama yerine giren Carlos Vela'dan da Chelsea savunmasına karşı bir şey beklemiyorduk.. Cesc, Denilson, Eduardo, Nasri... Hepsi John Terry gibi insan azmanlarının yanında çocukları gibi kaldı.. Özellikle Eduardo'nun Terry önündeki duruşu çıkana kadar müthiş bir tezat şovuydu.. Bu kadar yapılı adamlara karşı bu kadar cılız bir takımdan galibiyet çıkarmak için çok özel bir teknik gösterisi gerekiyordu.. Arsene Wenger Arsenal'de bunu ortaya çıkarabilen bir adam ama böyle maçlarda değil.. Düşük bir ihtimaldi ve yakınından bile geçemediler.. Wenger'in ağzından doğrulanan sol bek olarak oynayabilecek Emmanuel Eboue varken Armand Traore'nin sol bekte sırıtmasının nedenini de sorgulamayacağım, zaten fazla bir önemi yok.. Chelsea'de tam karşısında bek oynayan Ivanovic ise Ashley Cole hücumda büyük katkı yaparken savunmada önemli inisiyatif aldı.. Chelsea'nin bekleri maçın kilit anahtarları.. Drogba zaten başka bir adam.. Arsenal'e karşı oynadığı son 11 maçta attığı 10. golüymüş bugünkü ikinci golü.. Arsenal Drogba sever diye pankart açsalar Stamford Bridge'de Arsenal taraftarının diyecek şeyi olmaz..

Hiçbir şey Arsene Wenger'in bu gezegenin en müthiş futbol beyni olduğu gerçeğini benim kafamda değiştiremez.. Harcadığı paralar ve satıştan kazandıklarıyla o 3'ü bırak, bu ligde tek şampiyonluğu görmenin bile imkansızlığının da farkındayım.. Keza Arsenal'in bu çocuklarla oynadığı top şampiyonluğun bile ötesini gösterebiliyor bazen.. Hedefleri böyle belirlerseniz işin Arsenal kısmında sorun yok.. Ama artık bu kadar eksik takımlarla şunu zikretmesinler, bu sene sonuna kadar yarışacağız demesinler onu istiyorum ben.. Yoksa çıkıp o yolun yolcuları içerde 3 taneyi atıp döndüğünde hoş olmuyor.. Chelsea bu ligin ağır favorisi olduğunu bu gece gösterdiği rahatlıkla tekrar ilan etmiştir.. Kanatları kırık United bu yarışı nereye kadar götürür bilmiyorum ama Carlo Ancelotti ders olacak işler yapıyor o tarafta.. Üst sistem dediğimiz 4-3-3'ten çıkan bir takımın uygulanması kolay olmayan başka bir sistemle yaşadığı çıkış da ayrı bir inceleme konusudur aslında.. John Terry'ye bir şampiyonluk daha yakışır sanki!

29 Kas 2009

,

Barcelona 1-0 Real Madrid


Barcelona'nın maça çıkış şekli Pep'in zorluk derecesi yüksek maçlarda sıklıkla denediği bir düzen.. Zlatan yokken Inter maçında Henry'yi en uçta değerlendiren Guardiola bu maçta Henry'yi Barca'daki gerçek yeri sola atmış, ilk 11'de maça başlayan Messi'yi en uca koymuş.. Iniesta ise yine Inter maçındaki gibi sağdaydı ama bu gece o kadar içe kat ederek oynamadı, daha çok kenarlarda kaldı.. Real Madrid ise Lassana ve Xabi'nin önündeki Kaka'yı onlara yaklaştırmış, bir kenarda da Marcelo'yu kullanarak orta saha savaşında Barcelona'ya cevap vermeye çalışmış.. Ronaldo'nun sağda değil de sol açıkta başlayıp hep orada devam etmesi ilginçti.. Abidal yerine Dani Alves'in savunma zaafiyetinden yararlanma, aynı zamanda onun hücuma çıkmasını engelleme çabası olarak okumak mümkün bu hamleyi..

Real Madrid'in ilk yarıda oynadığı oyun derslik.. Iniesta'yı kenara hapsettiler ve BusQuets ve Keita'dan oluşan orta sahanın arka yapısına düzenli baskı uyguladılar.. Xavi içte yalnız kaldı.. Marcelo'nun yine sağ açıktan merkeze yaptığı yardım ve oraya kattığı fizik Barca üzerinde etkili oldu.. Daha ötesi Barcelona'nın topu aldığı her anda sola giden Henry'yle Messi Real'in fizikli tandemi önünde küçük kaldı ve eridi.. Pep geçen sene CL finalinde ve Chelsea maçlarında Eto'o'yu sola götürüp Messi'yi merkeze alır ve farklılık yaratmaya çalışırdı.. Bu hamle görünürde anlamsız dursa da teknik adamın düşündüğü bir şey mutlaka vardır.. Messi'nin hızından faydalanmak ya da kenarda bulunan oyuncularla ortaya alan açıp içten bu bölgeye salvolar yapma.. Ama tasarladıkları şeyleri bir türlü sahaya koyamadı Barca, merkez bir forvet oyuncusunun eksikliği ilk yarı boyunca hissedildi.. Real'in kaptığı bütün toplarda Kaka ve Ronaldo'yla birlikte hızlı çıkma çabaları olumlu sonuç verdi.. Barcelona'dan çok daha ciddi tehlikeleri yarattılar, ama karşılarına Katalan Kralı Puyol çıktı.. Bu gece yaptığı stoperliği kitaplara örnek olarak koyar, futbol okullarında okutursunuz..


İkinci yarı beklenen hamle geldi, Henry çıktı Zlatan girdi ki içten Keita ya da BusQuets'in çıkması benim beklediğimdi.. Çıkan sistemi bozmadı ama Pep.. Zlatan ve Messi'yi orada dönüşümlü kullandı, Iniesta'yı kısmen sola çekti ve yoluna devam etti.. Ronaldo karşısında gayet iyi bir defansif başarı sağlayan Dani Alves'in hücuma her çıkışında madara olduğu maçta kestiği ortayı Zlatan'ın ayağına teslim etmesiyse kader ya da tesadüf.. Müthiş bir ortaydı, daha müthişini sol ayak içiyle Zlatan yaptı ve golü attı.. Ondan sonrası Real için farklı bir karakter testiydi.. Maçın en kötüsü BusQuets Real'in gole nasıl bir tepki vereceğini sınama fırsatımızı elimizden aldı.. Golden sonra refleksle ani bir kapanma içine giren Real rakip 10 kişi kalınca çıkmaya başladı.. Yeterli gol fırsatlarını da yakaladı ama yine değerlendiremedi, zira orada Puyol ve yamağı PiQue vardı.. Pep, Keita'yı çıkarıp yerine Yaya'yı alarak orta sahaya taze kuvvet getirmeye çalıştı, Zlatan ve Messi maçın geri kalanında ortaya yakın oynadılar ve maçın sonunu getirdiler.. Solda kurulan üçgende Realli topçularla alay etmelerine Lassana'nın tepkisi kırmızıya dönen sarıyla oldu.. O yeteneklere yakın bir adam olarak düştüğü duruma isyan etti Lassana, ki böyle bir adamdır.. Geçen sene 6 yedikleri maçta Xavi ve Iniesta karşısında düştüğü durumlar bana üzüntü vermişti, bugün maçı Real'in tutmasında büyük payı olan adamlardan biriydi, emeğinin karşılığını sonuç olarak alamadı ama ne kadar değerli ve özel bir topçu olduğunu tekrar gösterdi..

El Classico'dan ne beklersinize verilecek cevapların çoğu çıkmadı maçtan.. Ama benim beklediğim Real'in Barca'yı zorladığı bir maçtı, onu kısmen aldım ve mutlu oldum.. Geçen sene de bu statta zorlamışlardı ama çok daha ezik bir oyun oynamışlardı.. Pellegrini'nin maça hazırlanışı güzeldi, Guardiola'dan daha yüksek not aldı kenar yönetim açısından.. Özellikle ilk yarı oynadıkları oyun Katalanlar'ın yüreklerini ağızlarına getirmiştir, ondan eminim.. Ronaldo'nun neden kenara geldiğini kesinlikle anlayamadım ama.. Güzel maç oldu, Barcelona gerekeni aldı ve mutlular.. Realliler en çok 1 puanı alamadıklarına üzülmüşlerdir ama oynadıkları oyun gelecek adına umut verici oldu..

Puyol çok kral adamsın!

Çılgın Pazar


Her sene en fazla 2 defa denk gelen bir şölen bu.. El Classico bile tek başına yetecekken öncesinde oynanan Merseyside derby, arkasından 18.00'de Londra derbisi pazar günü çılgın atmak için birebir..

Liverpool'da Torres yine yoktu.. Benitez solda Insua önüne Aurelio koyup çift düğüm atmış sola.. Babel kadroda yok, Riera ve Benayoun yedek.. Benitez çözümü iş başındaydı, tuttu da.. Everton'da Heitinga'nın önlibero gibi oynadığı bir takımdan bir şey beklemiyordum zaten.. İkinci yarıyı düzgün izlediğim söylenemez ama özellikle ilk yarıda hem kötü futbol, hem düşük tempo vardı.. Pool da maçı kontrolde tuttu..

Birazdan Arsenal - Chelsea başlıyor.. Arsenal'den yine son zamanlardaki klasik 4-3-3'ünü bekliyoruz.. Kanatlarda muhtemelen Nasri ve Arshavin oynayacak, ortada da klasik üçlü.. Chelsea'den de yine klasik diamond'larını bekliyoruz.. EPL'nin gidişatını direkt etkileyecek bir maç.. Chelsea beraberliğe çıkar, kazandığı takdirde ligin tadını kaçırır.. Arsenal kazandığı takdirde tekrar geri dönecek şampiyonluk yarışına.. Müthiş bir tempo bekliyorum ben maçtan..

Akşam El Classico.. Real'in kaybedecek bir şeyi yok.. Mağlubiyette bile kafa kafaya devam edecekler ama Inter maçı Barca tekleyerek giderken büyük şanssızlık oldu.. Xavi-Iniesta bu formundayken Zlatan ve Messi oynayacak mı o önemli değil fazla.. Ronaldo vs. Messi'yi herkes istiyor tabii.. 1.80'den Barca çok net bir bahis opsiyonudur fakat ne yazık ki oynayacak fırsatı bulamadım bayram muhabbeti nedeniyle.. Dağ fare doğurmasın, tek isteğimiz o.. Şimdi Arsenal - Chelsea'ye yollanıyorum..

27 Kas 2009

,

Bursaspor 1-0 Galatasaray


Böyle bir futbolsuzluğu konuşmak kolay değil benim açımdan, bu geceki oyunu anlatabilecek bir futbol dağarcığı yok bende.. Bursa deplasmanına çıkarken zaten 0 ya da 1 puanı yazarsınız önce haneye, skor ve puansız dönüş sürpriz değil fakat Bursaspor'un Ertuğrul Sağlam'ın oturaklı ve standart sistemine rağmen çok da üretken olmadığı bir maçta olumsuz anlamda bu kadar tek taraflı bir futbol ilginç, puan kaybı beklentilerinin bile ötesinde..

Bu seneki iyi girişi yok eden hamle Elano oldu.. Bunu öncelikle cebe koyacağız ve bunun üzerinden ilerleyeceğiz.. Çok sevindik, gözlere diğer eksikler yönünden perde de çektik belki.. Zira City'deki ve Shakhtar'daki Elano'yu bekliyorduk.. Karşımıza çıkan şeyse bambaşka.. Geldiği gün sistem bazında çekinceler blogun geçmişinde mevcut.. Sağdaki Keita ve supporter'da harika başlayan Arda'nın üzerine Elano gelirse, ön alandaki tek eksik bölge gibi görünen sol açık/forvete sokulup sistemin oluşturulmasını bekledim ben.. Forvetin arkası ve sağ açık geçmişi bulunan bir oyuncunun solda da ters ayak yaratarak ve delici Keita'nın bir kanatta bulunduğu takımda içe kat ederek önemli bir farklılık da yaratabileceğini düşünmüştüm.. Ama benim beklentilerim yanlışmış, zira Rijkaard tek bir maçta bile sol açıkta denemedi Elano'yu.. Bu durumda Keita'nın olduğu sağ açık değil de Arda'dan rol çalması asıl beklenen gelişmeydi, böyle de oldu.. Fakat Arda'dan çalınan sadece rol değil, aynı zaman da ruh da oldu.. Bu da iyi başlangıcın merkezinde yer alan, o takımın kalbi olan Arda'yı bitirerek takıma birinci darbeyi vurdu.. Elano'nun sahaya çıktığı ilk maç olan Sami Yen'deki Levadia mücadelesinin öncesini ve hemen o maçtan itibaren sonrasını Arda Turan üzerinden değerlendirirseniz arada geceyle gündüz kadar fark görürsünüz.. Bunda da birinci etken Elano'dur.. Elbette Arda'nın futbol oynama iştahı ve bu anlamdaki dirayetinin eksikliği de eleştiri konusu olabilir, yapılır da.. Ama geçen seneden zaten bunu biliyorsunuz, üstüne yapılan transfer sonuç vermiyorsa açık ve net bir şekilde yanlış yaptığınız ortaya çıkar.. Vurulan balta maalesef ki yine taşa denk geldi ve bunu üst üste iki sene yapmayı başardık.. Geçen sene sol açıktaki Arda'nın üzerine Kewell transfer edip iki oyuncudan birini sene boyunca sağ kenarda harcayıp senenin boşa geçmesinde çok önemli bir hamle yaptık.. Yetmemiş demek ki, bu sefer de supporter'a geçen Arda'nın üzerine bir transfer daha yapıp o ateşi söndürdük, oluşan formsuzluk ve zaten en başından beri var olan sistem arızalarını hızlandıracak bir hamleye imza attık.. Beklenen bir Elano yine Arda'dan alsa da, kattıklarıyla takıma artı yapabilirdi ki benim umudum oldukça azalsa da devre arasından sonra hala bu durum gerçekleşebilir.. Fakat vasatı bile gösteremiyorsa transferiniz yaptığınız hamlenin yanlışlığı gün gibi doğar önünüze, üst üste iki sene aynı hatayı tekrarlayarak da anlamsız bir durumun içine sürüklenmiş olursunuz.. Dahası tandemdeki anlamsızlık (ki Zan'ın gelişi tamamen Servet'in Marseille'e gidişi üzerine yapılmış bir transferdir.. Şanssızlıktır fakat üzerinin takviye edilmemesi bir tercihtir ve şanssızlığı yanlışa çevirir), içteki Ayhan'ın form durumu deniz seviyesini bulunca ortaya çıkan güdüklük gibi durumlar da ayrıca önünüze gelir, yapılan yanlış hamle katmerlenerek ekstra özellik kazanır.. Arda'nın alması gereken eleştirilere ise başka bir gün geliriz belki.. O günün gelmemesi tercihimdir lakin..

Maça başlanan düzen şaşırtmadı zira Rijkaard'ın hafta içi boyunca forvette Kewell'ı deneyeceğini okuduk, duyduk.. Sahaya çıkan yapı 4-6-0 ama oynananın elbette ki alakası yok.. 4-6-0 futbolun "megali idea"sı.. Ve sadece sahaya çıkan oyuncuların forvet olmaması üzerinden değerlendirilebilecek bir durum değil.. Belki futbolun ilerlediği çizgi üzerinde 20 sene sonra çok önemli bir yere sahip olacak ama sadece statik forvet bulundurmama üzerinden değerlendirilebilecek bir futbol olgusu değil.. En uçta görev alan orta saha menşeili topçunun bugünkü gibi geriye sık sık gelip rakip sistemi yanıltması önemli ama diğer oyuncuların da oldukça kaotik bir yapıyla ve ziyadesiyle hareketli bir şekilde rakip üzerine hamle yapması üzerine kuruludur.. Bu kadar sabit orta saha oyuncularıyla, böyle açık anlayışıyla 4-6-0 oynayamazsınız.. Rijkaard ve Neeskens Kewell'ı forvet çıkarırken bunu mu düşünmüştür? Olabilir, olmayabilir de.. Fakat yarın basında sıklıkla yer alır muhtemelen, o yüzden değinmek gerek.. Nasıl 4-3-3 için bu geceki içlerin aksiyonları sistemi o rakamlardan çıkaracaksa benzer şekil üzerinden 4-6-0'ın da bu gece için tamamen yalan olduğunu söyleyebiliriz.. Bugünkü yapıyı rakamlar üzerinden değerlendirmek de ne kadar doğru olur bilmiyorum zaten..

Ayhan'ın takım içinde oyunu çift taraflı oynayabilen tek oyuncu olduğu hep söylendi, ama arkası doldurulmadı.. Sadece 4-3-3 oynamaya çalışırken değil, sistem 4-4-1-1'ken bile sıkıntı oluyor bu, Skibbe çok yaşadı içleri öne yaklaştıramamanın sonuçlarını.. Bugünkü Topal, Sarp ve Barış için söylenebilecek fazla şey yok.. Kesinlikle bir yanlış değildir üçünün sahada olması.. Sene başından beri oynanan geçen senenin devamı olan sistemin arızalarının ortaya çıkardığı bir çözüm yoludur.. Ama uzun vadede maç yaptıkça ve yeni yapı rakipler tarafından analiz edildikçe klasik 3 içli yapının da oyuncu profilleri üzerinden arızaları ortaya çıkar, bu gece çıkmıştır ve rakip tarafından değerlendirilmiştir.. Bursaspor'un böyle oyunculara karşı orta sahada pas yapmadan direkt bir şekilde ağır tandem arkasına sarkma çalışmaları ve özellikle merkezdeki fiziksel yoğunluk nedeniyle kenarları değerlendirme çabaları sonuç vermiştir.. Sabri'nin ileri çıkan yapısı bunları zaten veriyor rakibe ki bu zaten normal bir bekin yaşadığı durumlardan biridir, oyuncunun suçu yoktur.. Sistem içinde takım arkadaşları tarafından önleminin alınması gerekir.. Sabri özelinde de 2-3 yıldır savunduğum durum bu.. Fakat sahaya stoperlik yapmak için çıkan Hakan Balta'nın içinde bulunduğu durumu açıklamak için maalesef benim futbol dağarcığımda kullanabileceğim bir argüman yine yok.. Sadece üzüntü verir bir taraftar olarak bana durum..

Bursaspor'un Ergic ve Kirita'dan oluşan ortaya sol açıktaki Ozan İpek'i de doğru düzgün ileriye hiç çıkartmayan ve ortayı destekleten oyun yapısı Galatasaray'a karşı oynamanın verdiği bir zorunluluktu.. Hem ortada sadece savunma yönüyle öne çıkan üçlüye bir cevap, hem de Sabri-Keita kanadına karşı oluşturulan bir ekstra önlem.. İyi bir bek rakibin oyun felsefesini de etkiler, Sabri'nin Galatasaray'a kattığı artı değerlerden biridir bu.. Bursaspor bu kadar kısır bir Galatasaray'a bile tedbiri bırakmadı, klasik bir Ertuğrul Sağlam oyunuyla rahatça istediği skoru aldı.. Turgay ve Sercan'dan oluşan forvetin de klasik bir ikili olmadığını ve orta sahayla kenarları olabildiğince desteklediğini ve modern bir yapıya uygun bir görüntü sergilediklerinin altını da çizelim ama..

Bursaspor Galatasaray'ın üstüne çıktı.. İstim üzerindeki Beşiktaş da Sivas'ı yenerse 4.lük el sallıyor Galatasaray'a.. Eee ne yapacaksın şimdi? Kadron çok iyi? Hocana mı sallayacaksın? Sallayanlara karşı ne duruş sergileyeceksin? Yoksa bu teknik kadro da mı olmadı? 4 atarken bile sistemde arıza var, sabır sabır derken böyle durumda tersini demem mümkün değil.. Gidişat güzeldir, geçen seneyle aynıdır.. Bunu kesinlikle unutmamak gerek, ve tabii geçen seneyle bir kez daha hesaplaşmak da gerek.. Hak yediğin anda ileride bir yerde mutlaka karşına dikiliyor çünkü.. Bu, hayatta da böyle, bu oyunda da böyle.. Ortaya çıkarılmak istenen yapı güzel, vadettiği şeyler ise mükemmel.. Ama yapılan bazı strateji hataları arızaları derinleştirip makineyi durma noktasına getirebiliyor zaman zaman.. Sık sık yağlayacaksın, devre gelip kontağı tersine çevirip motoru dinlendirdiğinde bakımını yapacak ve yola devam edeceksin.. Teknisyenler iki senedir doğru teknisyenler fakat oyuncu topluluğu ve taraftar yönünden bu kadar emin olamıyorum..

25 Kas 2009

,

Üç Büyük vs. United


Sir Türklerden çektiğini kimseden çekmedi.. Önce Galatasaray Şampiyonlar Ligi'nden etti, sonra Fenerbahçe 40 yıllık hadiseyi sonlandırdı.. Bugün de Beşiktaş başka bir seriye son verdi.. Maça çıkarttıkları kadro hadisenin üzerine çok düşmediklerinin kanıtı ama Sir Alex hiçbir maçı kaybetmek amacıyla çıkmaz.. Son dakikalardaki görüntüleri ve maç sonu yürüyüşü üzüntüsünü net belli ediyordu..

United'ın gençleri klasik 4-4-2, Beşiktaş yine klasik bir 4-5-1 olarak çıktı sahaya.. Kenarlardaki oyuncuların görevleri 4-3-3'ü 4-5-1'e çeviren tek özellik.. Sağdan yardıracak Gabriel Obertan'ın önüne iki bekle atılan çift düğüm, soldaki Park-Rafael ikilisine ise stoper Kaş ve önünde Tello'ya sıklıkla yardım eden Ekram Dağ'la alınan önlemler.. Anderson ve Gibson hiçbir surette Fink-Ernst-Ekrem üçlüsüne üstünlük sağlayamadı.. Welbeck'in 4-4-2'yi Sir klasiği olan 4-4-1-1'e çeviren hareketli oyunu ve yardımları da işe yaramadı.. Ernst yine günün efsanelerinden.. Fink hafta sonu attığının kolayını atsa maç çok ilginç bir yere gidebilirdi.. Ekrem Dağ ise göbekteyken bile en başından beri beğendiğim bir eleman.. Tam bir joker Beşiktaş kadrosu içinde.. Antep'teyken özel sevgim vardı, hala da üzülürüm Galatasaray'da olmadığı için..

Golü atan Tello burada daha önce yazdığım gibi Beşiktaş kadrosu içindeki en özel adamlardan biridir bence.. Attığı golü de kimse atamaz bu kadro içinden.. Gol dışında bugün hep birlikte süper mücadele eden takım içinde tek sırıtan adamdı, çok kritik pas hataları yaptı.. Keza Bobo'nun oynadığı oyunun iyiliği ya da kötülüğü değil, kendisine biçilen rol ve görevleri itibarıyla gösterdikleri tek forvet nasıl oynarın tanımı.. Az top gelse de bu böyle.. Ferrari'ye gelmiyorum artık, topluca Beşiktaş övgüsü oldu zaten.. Haklarıdır sevinmek bu maçtan sonra.. CSKA'dan gelen 2-1'lik galibiyet ise geceye limon sıkabilecek tek gelişme.. Denizli yenersek çıkıyoruz açıklaması yapıyor şu anda Star'a fakat United Wolfsburg'u yendiği takdirde Beşiktaş CSKA'ya 5 atsa da üçlü puanlamada sonuncu olduğu için Avrupa'ya devam edemiyor.. Bu geceki galibiyetle birinciliği tehlikeye giren United'ın son maça asılacağını düşününce de şanssız bir durum oluşabilir Beşiktaş için ama şu anda bunu düşüneceklerini sanmıyorum..

Bordeaux'nun Juventus'u İtalya'ya 2-0'la göndermesi dünkü Pool'dan sonra Juve-Bayern ikilisinden birini daha UEFA'ya gönderecek.. C'de eğer Zurich Milan'a bir sürpriz daha yapmazsa Marseille'in bileti kesildi gibi.. D'de ise Chelsea Porto'yu adamım Anelka'yla geçti ve birinciliği garantiledi.. Atletico'nun 3.lük de artık garanti gibi..

24 Kas 2009

,

Barcelona 2-0 Inter


Maçın tamamını boş gözlerle izleyen Jose Mourinho ve arkasındaki teknik ekip maçın özeti.. Onların toplam 1 dakikalık ekrana yansıyışlarından maçta neler olduğunu anlayabilirdiniz bu gece.. Zlatan ve özellikle Messi yokken hiç beklenmedik bir geri dönüş Barca'dan..

Geçen seneden beri Barca'yla ilgili söylenen bir şey var burada.. Bu takımı Barca yapan, uzay takımı muhabbetine çıkaran iki oyuncu var ve ikisi de Messi değil.. Xavi ve Iniesta bugün tartışmasız maçın yıldızları.. Özellikle İmparator Iniesta'nın yaptıklarını anlatmak imkansız, izlemek gerekiyordu.. Iniesta sezona sakat girdi, ilk 5 maçta oynayamadı.. Ligde son 6 maçtır forma giyiyor ama o maçların toplamında gösterdiği performans geçen sezonki ortalamasına bile erişemiyordu.. Xavi sezon başından beri yalnızdı, formda bir Iniesta'nın yanında olmamasından olumsuz etkileniyordu.. Üzerine en uçtaki Eto'o - Zlatan değişiminin sistemde yaratacağı normal adaptasyon sorunlarını ve sol açıkta genellikle genç oyuncu Pedro'nun oynamasını ekleyin, Barcelona'nın geçen senenin oldukça altında görünmesi fazla garip değildi..

Uçtaki eksiklikler sezon başından beri az oynayan ve gideceği konuşulan Thierry Henry'yi en uca gönderdi.. Pedro soldaydı ve 4-3-3'ün sağ açığında görünürde İmparator Iniesta vardı.. Ama sistemin bu şekilde işlerlik kazandığını söylemek mümkün değil.. Iniesta mütemadiyen içe kaçtı ve Xavi'yle sağ-orta muhabbetini kurarak burda oluşturulan karmaşa ve sağ kulvarın açılmasıyla Dani Alves'in düzenli olarak aşağı indirilmesi hedeflendi.. Alves üzerinden de çoğunlukla işlerlik kazandı bu düşünce.. Soldaki sarsak, dengesiz ama yetenekli Pedro'nun arkası hiç çıkmayan Abidal ve özellikle Seydou Keita'yla süpürüldü, BusQuets ise tandemin önünü sigortalamaya çalıştı.. Inter'in Barcelona'nın görünürde 4-3-3 olan ama Iniesta'yla 4 içli yapıya verdiği cevapsa Sneijder'in yokluğunda onun bölgesine Stankovic'i çekip hem nicelik, hem de kalınlık ve güç yönünden ortada fazlalık kazandırmaktı.. Geçen seneden örnekler sunan Barcelona'ya karşı neden şunu yapmadılar, neden bunu denemediler diyecek değilim tabii.. Korkak Mourinho'yu yarın belki yazan olur bizim ülkede.. İlk yarıda ortaya çıkan dominasyon sonrasında Mourinho önce Muntari sonra da Balotelli'yi oyuna sokup 4-2-4 ve 4-3-3 arası bir düzende Barcelona'nın üzerine gitmeye çalıştı.. Hafta sonu Real maçına çıkacak olan Barca oyunu rölantiye aldı ortaya ikinci yarıdaki çift taraflı tempo çıktı.. Muntari yapısıyla belki bu maç için ilk 11'de daha uygundu ama girdikten sonra da bir şey değiştiremedi.. Chivu'nun Dani Alves ve Iniesta karşısında yaşadıkları üzücüydü.. Keza geçen sene bu takımın en önemli parçalarından biri olan ve maç boyu kendisine doğru düzgün top gelmeyen Eto'o, Barcelona oyunu bu denli domine ederken hangi duygularla oynamıştır? Üzüntü, hayal kırıklığı, pişmanlık? Belki hepsi vardı, belki de hiçbiri yoktu.. İnsan olanda en az biri olur ama..

Maçtan sonra NTVSPOR'ta bazı istatistikler yayınlandı.. İlk 2 golün atıldığı 26 dakikada Barca'nın yaptığı pas sayısı 170, yine bu 26 dakikada Xavi'nin tek başına yaptığı pas sayısı 31.. Xavi, BusQuets ve Keita üçlüsünün yaptığı toplam pas ise 85, ki bu sayı Inter'e yakın.. Maç boyunca Barcelona'nın paslar 560/689, Inter ise 290/421.. Barca'nın olumlu pas sayısı Inter'in toplam pas sayısından %33 daha fazla.. Bana bazı şeyleri hatırlattı, bazı hedeflere dair de çıkarım yaptırdı ama boşver şimdi.. Sonunda geri döndüler.. Hafta sonu Real Madrid maçında ortalık cayır cayır olacak..

22 Kas 2009

,

Galatasaray 1-1 Manisaspor


Baros yok, Arda yok, Elano zaten geldiğinden beri yok, üzerine Keita da yol yorgunu olup yedekte başlayınca hücumda düşüş normal.. Galatasaray'ın sezon başlangıcındaki parlak başlangıcından sonra ortalara doğru düşüşe geçen yapısı dünyanın her yerinde tehlike olarak görülür ama bunu mazur gösterebilecek fazlasıyla olay yaşadı takım.. Oyuncuların aldığı cezalar, sakatlıklar, Elano'nun gelip işlemeye çalışan yapıya çomak sokması, Rijkaard'ın arıza içinde oluşan arızaları çözmek için yapıyı değiştirmesi ve daha değişik yollarla sonuca ulaşmaya çalışan takım.. Sezon seyrinde yaşanan çok şey var.. Bugünkü fizik yönünden bitik görünen, Manisaspor karşısında bile ezilen takımın bu konuda yıllardır ilk defa iyi başlangıç yaptığı göz önüne alınırsa birden geriye gittiği saptamasını yapmak zor.. Rijkaard'ın maça başlarken orta üçlüyü geçtiğimiz haftalardan bozmaması Manisaspor'u Kadıköy'de müthiş top oynarken analiz ettiğinin bir açılımıdır muhtemelen.. Hem fizik, hem de organizasyon yönünden ligin ortalamasının oldukça üstünde bir takım Manisaspor.. Kondüsyonu da net bir şekilde üstün geldi Galatasaray'a bu maç.. Maçın başında uzun süre oyun Galatasaray yarı sahasında oynandı ve takım pas yapan yapısını sürdürse de oyunun hiçbir periyodunda rakibi geriye yaslayıp üzerinde baskı kuramadı.. Son 10 dakika da dahildir buna..

60 dakika boyunca kötü oynayan Ayhan'ın çıkıp Linderoth'un girmesiyle oluşan üçlü dünya futbolunda az görülen bir yapıdır.. 3 tane natureli önlibero olan oyuncu aynı anda sahada yer aldı.. Ayhan ne kadar kötü olsa da, maçın başından itibaren geriden top çıkaramayan ve neredeyse tamamı top tutamayan oyunculardan oluşan takımın bu özelliğini biraz daha geriye çekti.. Manisaspor böyle sağlam bir oyun ve Galatasaray'ın üçlüsüne Nizamettin, Yiğit ve Mehmet Nas'tan oluşan böyle sağlam bir üçlü koyarken Linderoth'un oyuna girmesini yanlış bulmak mümkün değil ama çıkan oyuncu Ayhan mı olmalıydı emin değilim.. Elano sağda da yapamadı.. Arkasında Sabri olmasa bugün hem hücumda hem de savunmada çok anlamsız durumlar oluşabilirdi, şansı var.. En azından devre arasına kadar Elano'ya sabretmenin takıma artı getireceğini sanmıyorum artık.. Sabri Sarıoğlu ise yine takımın en iyi oyuncusu.. Ama bu sefer Türkiye için kusursuz sayılabilecek fizik gücü ve kondüsyonu takımın en iyisi olarak ortaya çıkmasını sağlayan en önemli özellik..

Bu kadar kötü maçta rakibe bakmak da gerekiyor biraz zira Manisaspor'un sağlam karşı sistemi Galatasaray'ı düşüren ana etkenlerden biriydi.. Josh Simpson çok iyi bir uç forvet, bir kez daha emin oldum bugün buna.. Kim bulup getirdiyse müthiş iş.. Nizamettin ve Mehmet Nas'ın tekniği Galatasaray'ın üç içinin toplamından daha iyiydi.. Özellikle Nizamettin stil olarak Galatasaray'ın oynamak istediği düzen için biçilmiş kaftan.. Fenerbahçe maçında da vermişti bu ışığı, bugün de verdi.. Üç büyüklerde oynayıp iz bırakabilecek bir yeteneği var.. Sağda Ergin Keleş ve diğer partner Yaser Yıldız'ın fizik kondüsyon bakımından ve Galatasaray savunmasına yapılan baskıda çok büyük payları var..

Sezonun en kötü maçı olma özelliğini Ankaragücü'den alacak kadar berbat bir Sami Yen mücadelesi.. Çıkan 11 ve Manisaspor nedeniyle fazla şey söylemeye gerek yok.. Liderlik gitti, Beşiktaş 12 puandan 2'ye indirdi farkı.. En azından CL garanti derken devre bitmeden orada da bir rakip çıktı.. Haftaya Bursaspor deplasmanı çok zor geçecek.. Devre arasına doğru gelirken önde çözülmesi gereken Elano, orta saha ve stoper sorunları dağ şeklinde yükselmeye başlıyor.. Bir liderlik hafta boyunca kulübün içine eden rezillikleri biraz olsun arka plana itebilirdi, olmadı.. Mesut Bakkal'a ortaya çıkardığı takım için tebrik.. Manisaspor gibi 10 tane takım bu ülkeye sınıf atlamak için yeter..

Fiorentina 2-3 Parma


Aklımda bir Parma yazısı yazmak var bir süredir.. Başlangıç efsane fakat tam yazıyı planladığım sırada takımın zorlu bir döneme giriyor olması beni biraz daha bekletti.. Bu geceki Fiorentina maçıyla birlikte takımın önündeki 6 maçın 5'i çok zorluydu.. Önde Napoli ve Genoa maçları var sırayla.. Arada Ennio Tardini'de bir dinlenme maçı, Bologna.. Arkasından Roma deplasmanı ve Juventus maçı.. Buradan çıkmak zor, ölmek kolay fakat bu geceki ilk başlangıç yine efsane.. Prandelli gibi bir adama, Fiorentina gibi bir takıma karşı deplasmanda oynuyorsanız istediğiniz kadar formda olun o maça yazacağınız maksimum puan 1'dir, zordur o da.. Bizim çocuklar yine efsane yazmış, 3 gollü galibiyet çıkarmış.. Parma'daki kariyerinden sonra evrim geçiren ve savunmayı ön plana alan, "yeni" Prandelli'ye kendi evinde 3 gol atmak çok zor bir şeydir.. Fiorentina, Artemio Franchi'de 3 golü en son Ekim 2006'da Genoa'dan yemişti ligde.. 3 yıldır o statta 3 golü kalesinde görmüyor bu takım.. Bizim geri dönüşçüler bunu başardı..

Guidolin her geçen gün biraz daha büyüyor gözümde.. Parma da üçlü defansla iyi top oynayan ve başarılı olan takımlar arasına yeni bir örnek olarak ekleniyor yavaş yavaş.. Bojinov'un takıma adaptasyonu umulan düzeyde, farkı yaratan oyuncuysa bir supporter, Blerim Dzemaili.. İleride değineceğim.. Takımın orta sahada defansif anlamda her şeyi olan McDonald Mariga da sakatlıktan döndü ve bugün ikinci yarıda oyuna girmiş.. Onunla her şey biraz daha kolay olacak.. Sonraki maçlar zor, kötü sonuçlar gelebilir ama bu ilk 13 maçtan ve maç fazlasıyla gelen üçüncülükten sonra kimseye fazla koymaz..

21 Kas 2009

Yumuşaklar Mangası


İlk yarı 69-49 sona erdiğinde Miami'nin ikinci yarıda bir şekilde maça dahil olacağını biliyordum.. Toronto Raptors'un sezon başından beri gösterdiği performansın özeti aslında bu.. Bazen o kadar kötü savunma yapıyorlar ki New York Knicks ve Golden State Warriors seviyesine çıkmayı başarıyor Toronto.. Ligin en çok sayı yiyen 3., en yüksek yüzdeli 3 attıran 4. takımı konumundalar.. Rakiplerin genel yüzdesinde de yukarıları zorluyorlar.. 1 ve 5 numara savunmaları tamamen facia.. Jose Calderon zayıflığı ve omuzlarının darlığı NBA'de nasıl oynadığını bile sorgulatıyor bana.. Andrea Bargnani'nin hem birebir savunması berbat, hem de berbat bir rebocu.. Geçen sezonun başında gösterdiği blokçu özelliğini ise devam ettiremedi.. Yardım savunmasının bile vasatın üstünde olduğunu söylemek zor.. Hedo ilk yıllarında iyi savunma yapıyordu ama fiziği geliştikçe ve yaşlandıkça ayaklarının o çabukluğu gitti.. Yine de takımın en iyi savunmacılarından biri konumunda ki Toronto'nun takım yapısı için bu bile facia demektir.. Chris Bosh bile kendi çapındaki oyunculara göre vasat bir savunmacı.. Hal böyle olunca kendi sahanızda ilk yarıda 20'ye yatırdığınız bir maçta kaybetme noktasına gelebiliyorsunuz.. İçeride 20'den maç kaybedersiniz, hatta üzerine 10 sayı da yersiniz.. Basketbol bu dersin ve geçersin.. Ama bunun her zaman olabileceğini tahmin ediyorsan orada sorun vardır.. Lakers da 3-4 sene önce bu durumdaydı.. Staples Center'da 15 sayı farkla galipken bile rakibin bir şekilde maça dahil olacağını bilirdim, genellikle de olurdu bu..

Toronto Raptors tempolu basketbol oynuyor.. Basketbolda tempoyu arttırdığınız vakit savunmadan da ister istemez ödün vermiş oluyorsunuz.. Futbolda da böyledir bu, tempo daima savunma arızaları getirir.. Toronto Raptors'ta da bu durum var ve dolayısıyla sorunları bir yere kadar mazur görmek mümkün.. Ama tempolu oynarken de sert ve mücadeleci bir takım olabilirsiniz.. Önde Denver Nuggets gibi bir örnek var mesela.. Tempo size bir yere kadar bahane getirir, sonrasında oyuncu yapısının oluşturduğu arızalar ve savunma organizasyonundaki zayıflıklar ortaya çıkar..

Hücum Jose Calderon'la oldukça akıcı.. Chris Bosh tam bir kara delik ama yüzdeli atmaya devam ettiği sürece zarar vermez.. Formu düştüğü zaman nasıl oynadığına bakmak gerek.. Andrea Bargnani'nin bu kadar olacağını bile düşünmüyordum ben.. Fazla sevdiğim bir adam değildir ama o boyda o şut Allah vergisi, saygı duymazsan ayıp edersin.. Keza yine boyuna göre ayaklarının çabukluğu çok önemli.. Savunmada getirdiği dezavantajların bir kısmını kapatabiliyor bu yolla.. Hidayet'in takıma entegre olduğunu söylemek çok zor.. Jay Triano'nun vurguladığı gibi geçen seneki ve yaz dönemindeki bu kadar ağır bir tempodan sonra beklenen bir durumdu ama ben Hidayet'e biçilen bir rol göremiyorum şu anda sahada.. Bu tehlikedir.. Yine de ortalamalarının çok düşmemesi, daha da önemlisi geçen sene rezil bir yüzdeyle atarken bu sene onu biraz toparlaması sevindirici.. Şu anda verdiği karardan memnun mudur bilmiyorum ama çok zeki bir adam Hedo, muhtemelen nasıl bir takıma geldiğini bizden önce fark etmiş ve kararını da bu doğrultuda vermiştir..

Kadro yönünden play-off takımı gibi görünüyorlar ama organizasyon sıkıntılı.. Şu anda sezon başı olmasına rağmen play-off potasındalar.. Sezon sonuna kadar da gider bu.. Alttan zorlayacak fazla takım yok doğuda.. Jamison'suz çok maç kaybeden Washington toparlanıp üstlerine çıkacaktır.. Detroit'in sakatları düzelince onlar da çıkışa geçebilir ki Toronto'nun da bu sorunları halledip yükselmesi muhtemel.. Stephen Jackson Charlotte'a önemli bir hücum opsiyonu getirdi ama bu sezon da play-off imkansız.. Philly'de ise müthiş bir oyun kurucu eksikliği hissediliyor.. Adamın Louis Williams dün istatistiği çıkarıp masanın üzerine bırakmış ama 1 numarayı organizasyon anlamında dolduramadığı ortada.. Hiçbir zaman da Gilbert olamaz.. Toronto'da durumlar çok kötü değil ama olası bir play-off yapamama durumu ilk 13 maç itibarıyla izlediğim takım açısından beni şaşırtmayacak.. Rolü oturmuş bir Hidayet sınıf atlamaları için tek şansları..

19 Kas 2009

Bitti mi?


Salsa'nın yayınladığı haber spor camiasında gerekli sarsıntıyı yarattı, olay çok çabuk bir şekilde Türkiye çapında yayıldı ve akşam saatlerinde yönetimden açıklama geldi.. Böyle bir kepazeliğin ortaya çıkmasından sonra bu işle ilişkili herkesin görevden alındığı açıklandı ki yapılması gereken de buydu zaten.. Cemal Nalga gibi Galatasaray basketbol takımı içindeki tek görevi pota altındaki hustle icraatları ve kısa oyunculara screen'e gelme olan bir oyuncu üzerinden yapılan bu rezilliğin 100 yıllık kulübe ne fayda sağladığını sormayacağım, bunu soranlar illa ki olacaktır zaten önümüzdeki günlerde.. Coach, coach yardımcısı, menajer ve teknik menajeri görevden alıyorsun gayet normal bir şekilde.. Bu olayın özellikle teknik ekibin başının altından çıktığı ortada.. Ama bütün şubenin başında bulunan, sadece Canaydın kontenjanından kulüpte iş yapan ve takımı elinde oyuncak eden Ahmet Dedehayır hala neden görevdedir? Buna bir açıklama bulmakta zorlanıyorum ben..

NTVSPOR ani toplantıya ekip göndermiş, Irmak Kazuk sıcağı sıcağına Dedehayır'a olayın iç yüzünü soruyor.. Bir şey söyleyecek durumu yok tabii Dedehayır'ın, tek kelime edecek cesareti bulamıyor kendisinde ve basın sözcüsü Mehmet Helvacı'ya yönlendiriyor Kazuk'u, ben sadece yanında duracağım diyor..

Bu kepazelik 2 post altta yaptığı işleri övdüğüm Adnan Polat'ın başına büyük işler açabilir ki üzücü olan budur.. Galatasaray'ın ellerinden gittiğini düşünen o kesim anında harekete geçer.. Polat yapılması gerekeni yapmayarak bu sürece ne şekilde hizmet edecek onu kestirmek zor ama.. Takım cezayı alsın, kupadan uzun süreler boyunca ihraç edilsin, gerekirse küme düşürülsün ona kimsenin diyeceği bir şey yok.. Fakat idarecilerin sözünden çıkamayacak olan Cemal Nalga'nın yönetmelikte geçen 1-3 yıllık cezayı çekmesi beni en çok üzün durum olur.. Doping hadisesi bireyseldir genellikle ve ağır ceza almaları gayet normaldir kullananların fakat açık bir şekilde emirle sahaya çıkarıldığı belli olan bir oyuncunun bu nedenle 2 yıl civarı ceza alması benim vicdanımı rahatsız eder.. Suçludur mutlaka ama umuyorum böyle uzun bir ceza almaz Cemal..

18 Kas 2009

Plasenta Tedavisi


Bileğindeki bağları Sırbistan'daki bir doktorun plasenta sıvısı yardımıyla yaptığı masajla çözmeye çalışmak için Arsenal doktorlarından izin alan Robin Van Persie'nin başına gelenler.. Konu komik, o yüzden de bolca tiye almaya başlamış İngilizler..

GS+Bonus ve GSBilyoner


Bir süredir kulüp organizasyonu ve saha dışındaki gelir getirici işlemlerde Fenerbahçe'nin Galatasaray'ı geçtiğini söylüyoruz.. Özhan Canaydın, borçları eritme kisvesi altında kulübün altına dinamitleri koyarken çok zaman kaybetti Galatasaray.. Adnan Polat'ın başa gelmesiyse her anlamda bir milat.. Futbol dışında Galatasaray'ın elinde bir tek, çıktığı günden bu yana kalitesiyle rakiplerininkine fark atan güzel dergisi kalmıştı.. Bunun dışında televizyon, merchandising ürünleri ve gelirleri, gelir getirici diğer birçok konuda arkalarda kalmaya başlıyordu Galatasaray.. Polat'la bunlar da değişiyor yavaş yavaş..

GSBilyoner başlı başına bir devrimdir mesela.. Bahisler üzerinden kulübün kendi payına düşeni alması muazzam bir olaydır.. Birçok farklı yerden Galatasaray'ın Bilyoner'den kazancını araştırmaya çalıştım.. Karşıma çıkan rakam hep aynı, oynanan bahis üzerinden %4 kazanıyor kulüp ve müthiş bir oran bu.. Hala tam olarak inanmamakla birlikte bu işin kulübe her türlü faydası olacağını kabul etmek gerek.. Bahis, sporların en büyük pastalarından biri ve kulüpler bundan koca bir dilimi kendilerine almak zorundalar.. Gönül iddaa gibi soyguncu ve rezil bir kuruluştansa çok daha saygıdeğer, bu işin hakkını veren bir şirket üzerinden bu paraları kazanmayı isterdi ama 2009'da hala tekellerle uğraşıyor Türkiye..

GSBonus diğer güzel bir hadise.. Basın toplantısında Yiğit Şardan'ın kullandığı bazı tabirler artık bilet ve kombine alarak maçı statta izleyen taraftarların bu kartı alma zorunluluğu gibi bir şey getirecek önümüze ki tehlikeli olan tarafı bu.. Bunun daha net bir şekilde açıklanması gerek.. Benim anladığım böyle bir mecburiyeti ortaya koyacak kulüp ama bu karta sadece bir kredi kartı gözüyle bakılmamasını da isteyecek.. Hem taraftar kartı olarak kullandığın, hem maçlara girebildiğin, bunun yanında istediğin alışverişi de yapabileceğin bir kart olacak bu.. Bir bankanın özelinde değerlendirmektense Galatasaray başlığı altında düşünmek daha mantıklı.. Reklamları biraz zorlama, GSMobile reklamının yaptığı etkiden uzak.. Ama o güzel reklamlar zaten amacına ulaşmamıştı.. Buradaki ürün daha dikkat çekici.. Özellikle fotoğraftaki siyah karta bayıldım, direkt alacağım bir tane.. Bu arada var olan Bonus'lar bu kartla değiştirilmiyor.. Ya ikisini birden kullanacaksınız, ya da bunu isteyip diğerini iptal edeceksiniz.. Bankadan gelen bilgi de bu yönde..

15 Kas 2009

,

Galatasaray C.C. 74-72 Fenerbahçe Ülker


Galatasaray'ın gerçekten mücadele ettiği ve iyi savunma yaptığı ilk yarı bittiğinde skor 35-29.. Çevremdeki bütün Fenerbahçeliler Galatasaray ekstra üç attı, biz ise hiçbir şey sokamadık diyordu.. Eğer dengeli olsa skorun aynı farkla kendileri lehine olacağı gibi bir düşünceleri vardı.. Halbuki bu işte her zaman için denge unsurları ön planda.. Fenerbahçe şutör bir takım ve 1/10'da kalmaları çok normal değil, doğru.. Galatasaray'ın 7/10 atması da biraz ekstra, evet.. Kaldı ki o yedinin iki tanesi yaklaşık 8 metreden mesafeli üçlüklerdi.. Ama o dış atışlarl 35-29 olan skorda Galatasaray'ın aleyhine işleyen denge unsurları da vardı.. İlk yarıyı 6/23 iki sayılık isabet oranıyla bitirdi Galatasaray ki çok nadir rastlanabilecek bir durumdur bu.. Üçlükler dengeli olsa rahat önde olurduk gibi olasılık tezine karşı iki sayılık atışlarda Galatasaray biraz daha şanslı olsa ilk yarı 15-20'ye bağlanırdı demek aynı şey ve ikisi de doğru değil.. Zaten üçüncü çeyrekte Fenerbahçe daha iyi üçlük attı ama iç atışları dengeleyen Galatasaray periyot boyunca farkı korumayı başardı..

Fenerbahçe'nin Galatasaray'a üstün olduğu tarafın pota altı olduğunu basketbolla ilgilenmeyenler bile bilir.. Fenerbahçe burdaki üstünlüğünü maç boyunca kullanamadı.. Tanjevic'e burada eleştiri gider, nasibini de almalıdır sonuna kadar ama dışarıda sağlam bir baskı olduğu zaman içeri top indirmenin o kadar kolay olmadığının da farkında olmak gerek.. Ama bütün bunların yanında Okan Çevik'in hangi motivasyonla maçın sonlarını ve hemen hemen bütün uzatma dakikalarını tek uzunla oynadığını ben anlayamadım.. Zaten rakibin özellikle pota altında genel bir fiziki üstünlüğü var.. Maçın yorgunluğu üstüne binmiş.. Uzatma dakikalarında topçulara kramp girmeye başlamış, sadece maçta iyi üçlük atıldı diye mi 4 kısayla oynadı bütün uzatmaları takım? Eğer öyleyse neden adam gibi bir transition hücumu ya da düzgün çizilmiş ve sonunda nokta şutun bulunduğu bir tek set oynayamadı bu takım? Okan Çevir elbette bunun cevabını verecektir kendi içinde.. Maçın öncesindeki düşüncem galibiyete rağmen değişmedi, oldukça vasat bir coach.. Liseliyim ben diyerek görev alınır Galatasaray'da ama genelde bundan zararı kulüp görür.. Lise spor yönetimindeki yeteneğe direkt bir etki yapmıyor hiçbir zaman.. Son serbest atış rezaletine ise hiç girmek istemiyorum, mantalitenin de sorunlu olduğunu gösteren net bir örnektir..

Galatasaray açısından devam edeyim.. Alınan yabancıların geneli vasat.. Darius Washington vasat kere vasat bir point guard.. Mike Wilkinson aynı şekilde.. Rancik'in maçtan sonraki hareketleri taraftarın hoşuna gider, savaşçılığı da bir yere kadar gider belki ama onun da toplamını vasatın üstünden bir adım ileriye koyamıyorum.. Eldeki işe yarar tek yabancı Simas Jasaitis.. O da ancak kendisini sağlam bir sistem ya da klas bir coach'un yönetimi altında ifade edebilir.. Böyle bir takımda istediği ortamın oluşması zor.. Galibiyet geldi ama bu takımdan bu sene de bir şey olması zor.. Bunun hesabını da yanlış coach seçimleri yaptığı yetmiyormuş gibi, iyi bir yabancı bulup üst üste 1-2 sene onunla çalışmayan Galatasaray yönetimleri verir.. Kepez ve Banvit deplasmanlarını alamadıktan sonra bu galibiyette Galatasaray-Fenerbahçe rekabetinden başka bir anlam bulamıyorum ben..

Tanjevic'in 4 kısalı Galatasaray'a karşı ısrarla tek uzunun tuttuğu Oğuz'dan oynamasını çok anlayamadım.. Gerçi Semih'in Jasaitis'e üstünlüğü gibi bir fark vardı orada da neredeyse.. Will Solomon'un Tanjevic kaprisiyle gittiği takımda Lynn Greer'ın da ilk 5 başlamaması ayrı bir Tanjevic kaprisi olarak Fenerbahçe tarihine geçer.. Maç berabere bittiğinde Oğuz Savaş'a 15 saniye boyunca sallayan hoca maçı Oğuz'un kaçırdığı iki serbest atışla kaybettiğinde neler düşünmüştür acaba? Çıkan olaylar bir Galatasaray - Fenerbahçe klasiği.. Futbolda olduğu gibi basketbolda da klasikler var.. Galatasaray'ın kendi sahasında oynadığı maçlarda mutlaka bir ceza alır takım.. Genelde taraftarlar dışarı çıkarılır.. Bugün de aynısını bekledim, şanslıydı takım.. 1-2 maç ceza garanti gibi.. Bir şekilde ceza alacak şeyleri yapıyor bu taraftar, anlayabilmiş değilim.. 2 Fenerbahçeli'nin hareketlerinden galeyana gelebiliyorsa bu adamlar gerçekten sinirlerini bozmak çok kolay demektir.. Galatasaray ceza alacak, ki almalı da.. Ama alırken ilk pozisyonda taraftarın üzerine yürüyen Tarence Kinsey'ye hak verilebilecekken, aynı oyuncunun içeri kaçarken pota arkasındaki bir taraftarın ağzının ortasına çakmasının da gözden kaçmaması gerek.. Olay karşılık hesabı değil, hak edenin gerekli cezayı görmesi..

İki takımın da bu sene şampiyonluğun yakınından geçmesi oldukça zor.. Maçın gösterdiği tek şey de budur bana..

2012


Ne olduğu daha çekimlere başlandığı gün belli olan bir filme gidip izledikten sonra o film hakkında atıp tutmayı sevmiyorum, yapanlarla da mütemadiyen dalga geçiyorum.. Belki ilk defa işin o tarafına geçeceğim.. Başından sonuna bu kadar kahkaha atarak izlediğim ve yanımdaki arkadaşımı bile sinir ettiğim bir film olmamıştır sanırım.. 2012 tek bir şeyi hadisenin dışında bıraktığın zaman o kadar kötü bir film, o kadar feci bir yapım ki sadece bu yönüyle 2.5 saat boyunca eğlendirebildi beni..

Sinemaya sağlam kurgulanmış klas bir senaryo, iyi yönetim ve sağlam oyunculuklar izlemek için gider insanlar.. İşin normali bu zaten.. Ama bir de bu hadisenin görsel boyutu var.. Büyük prodüksiyonlara, A sınıfı filmlere ambalaj yönünden en büyük katkıyı yapan efektleri için de sinemaya gitmekte bir sakınca yok.. 2012'ye tamamen bu nedenle gittim zaten.. Şimdiden söyleyeyim, gelecek seneki Oscar'ların görsel efekt ödülü 2012'nindir.. Müthiş iş çıkarmış teknisyenler, Emmerich zaten bu yönden de tecrübeli bir isim.. Çok bol ve geniş planlı sayısız efekte rağmen dikkatli bakınca bile 2-3 sahne dışında neyin gerçek olduğunun farkına varamadığınız şahane bir ürün çıkmış ortaya.. Ama bu harika sahneler filmden o kadar bağımsız, içinde bulunduğu yapım o kadar yavan ve kötü ki sinemadan çıkarken ağızda resmen buruk bir tat bırakıyor..

Filmin ilk sahneleri aslında tam bir klişe karşıtı.. Oluşan durumun farkına varan bilimadamı hemen hükümetten bir yetkiliyle konuşma çabası içine girer.. Konuşmaya çalışırken hükümet görevlisi adamı küçümser, dalga geçer, çevredeki kodamanlara espriler yapar.. Emmerich'in önceki filmlerinden tanıdığınız bir açılıştır bu sahne.. O anda beklediğim adamın bizim başroldeki bilimadamını sallamaması ve salonda bize vah vah olacak şey mi dedirtmeleriydi.. Emmerich böyle bir yol izlememiş.. Amerikan hükümeti direkt olaya giriyor.. Şaşırdım, yoksa klişeler bu açılışla beraber bir bir kırılacak mı dedim.. Devamında ise o klişelerin ağababasını gördüm.. Klişeler birçok filmde vardır, çok da kötü bir şey değildir bir sinema filmi için.. Ama 2.5 saatlik uzun bir yapımda 35-40 tane görünce ve hepsi 5'er dakikalık aralarla gelince sinemada kahkaha attırıyor.. Son anda kurtulmalar sinemanın olmazsa olmazıdır, ama bir filmde 17 kere başına gelmez karakterlerin, gelirse güldürür.. Film zaten kendini ciddiye almıyor, orası güzel.. Ama o ciddiyetsizlik de o kadar fışkırıyor ki perdeden, John Cusack gibi çok sağlam bir aktör bile filme zerre dahil olamıyor.. Resmen parasını almış ve keyfine bakmış Cusack.. Sinemada ne kadar kötü bir Cusack izleyebiliriz sorusunun rahatlıkla cevabı olabiliyor film.. Roland Emmerich kifayetsizi Independence Day'de Amerika başkanına F-16 kullandırıp uzaylı avlatmıştı.. Öyle muhteşem, cesur bir kumandan, sağlam bir askerdi.. Bu filmde ise gemisini terk etmeyen kaptan kıyafetine sokuyor başkanını.. Danny Glover filmin oyunculuk bazında ortaya bir şeyler koymaya çalışan tek oyuncusu fakat.. Hiçbir filmle dalga geçmem, bunları yapmaya çalışan entel sinema eleştirmenlerinden de nefret ederim.. Ama bu filmin bende yarattığı tek etki gülmeydi.. Sadece bunun için bile gidilebilir, bu anlamda da ciddi bir eğlenceyi vadediyor film..

Bu aralar cebinizde paranız çoksa rahatlıkla gidebilirsiniz filme.. Zira sinemada görselliğin ne boyutlara geldiğini 2009 içinde bu filmden daha iyi gösterebilecek bir yapım uğramayacak salonlara.. Evde izleyecekseniz geçireceğiniz 2.5 saate yazık olur, performansın p'sini alamazsınız.. Bunun dışında bir şey yok.. Ama gerçekten yok.. Ha, Thandie Newton var ki kendisine Mission Impossible 2 günlerinden beri hastayız.. Tek başına yarım saati onunla garantiye alabiliyorsunuz.. 1 saati görselliğe ayırın.. Kalan 1 saatte gülebiliyorsanız şanslısınız.. Yoksa ağır sıkıntı ve baygınlık..

Emmerich sinemacıysa, ben de Spider-Man 4'ün yönetimine talibim.. Kötü bir iş çıkartacağımı sanmıyorum..

,

İrlanda 0-1 Fransa


Liam Lawrence destekli Glenn Whelan ve Keith Andrews'tan oluşan orta saha Gourcuff'u dışarıda bırak iki Diarra'yla bile aşık atacak düzeyde değildi, öyle de oldu.. Andrews League One'dan gelip kendisini Blackburn'de, EPL'de bulmuş bir oyuncu.. Bu sene de düzenli oynuyor ama Blackburn'un ön alandaki en zayıf hattını göbeği yapan bir oyuncudur bence.. İrlanda'da ilk 11 ama.. Demek ki görülüyor bir şeyler.. Trappattoni'nin elinde, bu maçtaki gibi iyi kurgulanmış bir Fransa'nın bu oyuncularına karşı fazla şeyi yoktu.. Aiden McGeady'nin neden yedekte kaldığı sorgulanabilir ama EPL'de formunu bulmaya başlayan bir Damien Duff varken fazla konusu yapılmaz.. Belki biri ters kanatta değerlendirilebilirdi, ama sonucunun ne olacağını kestirmek ve özellikle daha doğrudur demek imkansız.. Geçen sene Boro'nun çiçeği burnundaki hocası Gordon Strachan'la bazı problemler yaşadı ama bu sezon onları atlatmış görünüyor.. Benim İskoç futbolunu takip etme nedenimdir, çok da kral çocuktur ama atlaması gereken eşikte 1-1.5 sene geride kaldı gibi.. Toparlaması gereken şeyler var.. Hem mental yönden, hem de saha içinde..

Fransa'nın sahadaki düzeni ve yapısı Galatasaray nedeniyle Türkiye'de son 5 aydır çok moda olan 4-3-3'ün çok yakın ve sağlam bir modellemesi.. Alou Diarra'nın arkadaki yapısı, Lassana'nın ve Gourcuff'un üzerlerine biçilen rolü ve formayı hakkını vererek icra etmeleri ve oyunu merkez üzerinden sürekli olarak kenarlara yıkmaya çalışan bir takım.. İki tane forvetten bozma açık/forvet oyuncusuyla böyle kısır ve mücadeleye dayalı bir deplasmanda sisteme beklenenden fazla işlerlik kazandırmayı başardılar.. Domenech'in kenarlarda Henry ve Anelka tercihi, ortadaki Gourcuff'la beraber bu deplasman için oldukça cesur bir girişimdi.. Karşılığını aldığına sevindim.. İki has forvetin kenarlardaki tecrübelerinden orta saha trick'lerini ne kadar çabuk alıp özümsedikleri ve futbol bilgisiyle birleştirdikleri de Anelka ve Henry üzerinden incelensin..

Domenech ayrı bir postu hak eder.. Teknik adamları milletlere ayırıp bir nevi futbol ırkçılığı yapacaksak Fransızları hocalık yönünden ben en tepeye koyarım.. Müthiş bir teknik adam topluluğudur.. Tanınmışlarının içinden iki tane yüz karası vardır.. Biri Santini, diğeri Domenech.. İkisi de Fransa Milli Takımı'nda batırmıştır.. Domenech'in Fransa'daki bütün eleme maçlarını izleme fırsatımız olmuyor tabii.. Ama bugüne kadar fazlasıyla tanıklık ettik.. Gözümde son 2-3 yıldaki en iyi maçını çıkarmıştır bugün.. Sahaya çıkardığı takımı, düzeni ve oyun kurgusuyla bugün eksiksizdi.. İrlanda'nın çok açık gücü yetmedi.. Bundan sonra işlerin değişmesi için ikinci maçta Santini'nin Domenech'e asistanlık yapması gerek ki o bile yetmeyebilir.. Lassana'lı, Henry'li, Gourcuff'lu ve daha birçok güzel topçu barındıran Fransa Dünya Kupası dışında kalmamalıydı.. Böylece bize de İtalya dışında takip edecek takım çıksın..

Caner Eler maçta yine döktürdü.. Neden bu ülkenin en güzel "spor" spikeridir, combo guard'dır, her işi harika yapardır onu tekrar gösterdi.. Ağzına sağlık..

13 Kas 2009

7-1


Fotoğraf Phoenix'in genel yapısını özetlemek için güzel, sembol olarak kullanılabilir.. Pau Gasol sezon başından beri yok, ki bu gece de Denver deplasmanında oynamayacağı kesin.. Andrew Bynum da 2 maç oynamadı sakatlık nedeniyle.. Onun yerine oynayan DJ Mbenga'nın rebo ve bloklara yaptığı katkıyı yadsımak da mümkün değil tabii.. DJ, Lakers üzerinden para kazandığı için ekstra mutlu olduğum topçulardan biridir geçmişte yaşadıkları nedeniyle.. Maçtan önce Phil Jackson Gasol'un christmas'tan önce dönmesi zor dedi, sonra şaka len şaka yaptı ikinci açıklamasında.. Laker'ların yürekler bir ağza geldi, beni bir süre karalar bağladı ama babanın 'sense of humour'una kurban gitmişiz.. En azından ben gittim tek başıma..

Phoenix maçına yatarken saatimi kurmuştum Phoenix maçına, o alarm bazen uyandırmıyor işte beni.. Drew'un Phoenix pota altından dana rosto yapacağını az çok tahmin ediyordum.. Müthiş değerlendirdi Gasol'un yokluğunu ve o şanssız bağ sakatlığından önce yakaladığı form ve fizik durumuna geri döndü Drew.. 6 maçta ortalama 39 dakika süre aldı.. Rakamları: 21.0 sayı, 11.3 rebo, 2.0 ast, 1.5 blok ve %58 şut yüzdesi.. Eğer Allah'ınızdan belanızı da istemiyorsanız, bir pivot oyuncusundan daha fazlasını bekleyemezsiniz.. Güzel eklemelerle güçlenen rakiplere karşı Ron Artest'le upgrade yapan Lakers'ın bir diğer güçlenme hamlesi olabilir Bynum.. En azından benim umudum o yönde.. Bynum'un da ciddi anlamda ilk 5'e yerleştiği bir ortamda Artest'le birlikte çok çok iyi bir savunma takımı haline gelebilir Lakers.. 1.5 senedir Phil Jackson'dan bu konuda çalışmalar görüyoruz ama daha zamanı var.. Tabii Fisher'ın sürelerini biraz daha kısmak şart.. İlk maçta Gasol'un da yokluğunda takım pek de iyi gitmedi.. Staples Center'da Dallas'tan alınan 94-80'lik mağlubiyet acıydı.. Atılan ve yenilen sayı arasındaki diferans normal sezondaki performans için açıklayıcı bir istatistiktir.. İlk 5 maç minimumlarda takılan Lakers son 3 maç vites artırdı.. Bunların ikisinde Gasol ve Bynum'un olmaması ayrıca sevindiriciydi.. Artest'in istatistikler dün kötüymüş ama takıma ısınıyor.. Bu gece Denver deplasmanı var, muhtemelen yenilgi de gelir.. Denver hem Phoenix'in hızına çıkabiliyor, hem de onların helva yapısına göre yeri geldiğinde de oldukça sert olabilen bir takım.. Gasol'suz o deplasmanda hücum adına ne konabileceği muamma ama önemli değil.. İlk 9 maçta 2 mağlubiyet oldukça beklenecek bir durumdu Gasol yokken.. Takım batıda öne çıktığı gibi lig birinciliği için de şu an itibarıyla geri kalmamış görünüyor.. Denver maçı atlatılsın, ondan sonra Staples Center'da Houston, Detroit, Chicago, Oklahoma ve New York maratonuna girecek takım.. Bu seriden 4-1 çıkmak için bile oldukça şanssız olmak gerek..

Şimdilik işler yolunda..

11 Kas 2009

Rent A Barusso


Barusso Galatasaray'a geldiğinde hepimiz bir miktar heyecan yaptık, kabul edelim.. Türk insanının kafasında önlibero mevkii deyince beliren ilk şey güçlü, fizik kalitesi yüksek bir zencidir.. Başkalarının kafasında başka şeyler düşününce belirebilir tabii bu, konumuz futbol.. Ülkenin futbol algısıyla ilgili bir şeyleri anlatır bu örnek başlı başına zaten.. Rimini'deyken İtalya'da dikkat çekip Roma'ya transfer olmuştu Barusso, oradan da Galatasaray'a kiralandı.. Zamanında bolca konuşuldu zaten.. Galatasaray'da önliberoda sahaya çıkabildiği bir maç yoktu sanırım.. Kalli zamanında Galatasaray'a gelip sağ bek oynamak zorunda kalması belki de hem kendi, hem de Galatasaray için şanssızlıktı.. Doğru düzgün pozisyonunda izlemeden Galatasaray'dan ayrılması da bende hayal kırıklığıdır.. Belki gereksizdi ama bir inancım vardı benim bu adama.. Roma ilk önce Galatasaray'a kiraladı, olmadı.. Geçen sene Siena'ya gitti ve Serie A'ya terfi etti ama orada da yeterli şansı bulamadı.. Ligde çıkabildiği maç sayısı sadece 3'müş geçen sezon.. Bu sene ise çıkışı yaptığı lige, Serie B'ye döndü.. Bir zamanların zor gol yiyen Serie A takımı, Roberto Baggio'nun Brescia'sına kiralandı.. Ligde 13 maç geride kaldı, Barusso bunların 7'sinde forma giymiş sadece.. Galatasaray'dan sonraki performansı gönderilişini yalanlamıyor.. Bazıları eğer ayağı kırılmasa çok başka topçu olurdu der, yeteri kadar izleme fırsatı bulamadığımız için üzerine konuşmak bu anlamda yersizdir.. Yaş olmuş 25.. Bundan sonra olsa olsa Serie A'da orta seviyeli bir takımda rotasyon topçusu olur.. Benim aklımdaysa 5 yediğimiz Leverkusen'de penaltıdan topu tavana asması ve beyaz tilki(!) Kalli'nin deneyleriyle kalacak bu adam..

,

Sharapova & Vujacic


Sonra gel de bu adamdan iyi performans bekle.. Önce Paris Hilton, arkasından Maria Sharapova.. Bazı adamlar saha dışında daha iyi performans gösteriyor işte! Az çapkın çıkmadı bizim Sasha..

10 Kas 2009

Alcorcon mucizesi


Her büyük takımın geçmişinde alt liglerden bir takıma yenilmek vardır, büyütülecek bir hadise de değildir fazla.. Olayın etkisini Real özelinde artıran etkenler Real'in maça tam kadroya çok yakın bir düzende çıkması, skorun 4-0 olması ve Florentino Perez'in bu yaz harcadığı yüksek meblağlı paralardı.. Yeterli geyik yapıldı, takımdaki çatlaklar aralardan ilk sızıntılara neden oldu ve sonrasında işin temizlenme zamanı geldi.. Sahaya çıkarsınız, rakip güçsüz de olsa sizden o gece için daha motivedir, istediğiniz gibi oynayamazsınız, girdiğiniz pozisyonları skora çeviremezsiniz ve rakip her geldiğinde golü bulur yenilir, gerekirse fark da yersiniz.. Sadece futbol bu diyerek açıklanabilecek bir şey de değildir bu.. Bütün spor müsabakalarında böyle hikayeler vardır.. Taktik disiplin ve insanın işin içine girdiği her mecrada da benzer sonuçlar, benzer skorlar çıkar.. Bu geceye gelelim.. Real'in geçen hafta 4 yemesinden daha büyük sürpriz yine tam kadro çıktığı maçta ve 75 bin kişinin önünde Alcorcon'a 80 dakika gol atamaması ve 1-0'lık skorla net bir şekilde elenmesi.. Bir maçı mucizeyle, sürprizle, olağandışıyla açıklayabilirsiniz.. Ama 2 hafta arayla aynı rakibe karşı benzer iki maç çıkarıyorsanız, hatta ikinci maç daha sürpriz bir şekilde geçiyorsa takımda da bazı sorunlar var demektir..

Fazla uzatmaya gerek yok.. Pellegrini'nin takımın başına gelişi, olayın dışında bırakılışından bu sorunların yaşanacağı belli.. La Liga'ya geldiği günden beri bir proje takımı gibi görünen Villarreal'in beklenen ilk başarısını yaşatan adam Manuel Pellegrini.. Villarreal'e gelir gelmez sihirli bir dokunuş yapmış ama takımı kademe kademe yükseltmiş, ikinci ligden İspanya'nın Parma'sı olma umuduyla gelip ilk sezonlarında beklenenleri başaramamış bir takıma hak ettiği kimliği vermiş.. Önce lig başarısı, daha sonra Avrupa'da başarı ve Şampiyonlar Ligi yarı finali, en sonda da lig ikinciliği.. Proje takımında doğru projeyle yavaş yavaş en tepeye.. Real Madrid'in bu paraları harcadığı sezonda Pellegrini'ye bu sene ne yaparsan yap demeyeceği açık.. Transferler yapılırken Pellegrini'nin Perez'in yancısı gibi görünüp takıma dair hiçbir sözünün önemli olmadığının dünyaya yansıtılması da keza.. Her hocaya belli zaman vermek gerekir ama kulübün şartları ve o kulübe geliş şartları ve ilk başlarda yaşananlar da önemlidir.. Hem ülkede, hem de dışarıda Barcelona gibi bir rakip varken istediğin transferleri yap, başarının çabuk ve net bir şekilde gelmeyeceği ortada.. Eğer yeni kurulmuş bir takımdan net ve çabuk bir başarı isteniyorsa adres Pellegrini değil en başta.. Ama transferler dışında Real Madrid'in kulüp organizasyonuna dair dünyaya gösterebildiği bir şey yok şu ana kadar..

Takıma başından beri çeşitli eleştiriler yapılıyor.. Kanat savunmasının durumu en büyük eleştirileri alan konu İspanya'da ki tamamen önde yapılan tercihlerle alakalıdır bu.. Lassana ve Xabi Alonso'nun merkez için yeterli olmadığını, Kaka'yla birlikte çift forvetli bir yapının bu merkezle kolay kolay kaldırılamayacağını düşünüyorum en başından beri.. Şu ana kadar görüşlerimde bir değişme yok.. Kaka varken ve Raul'u bu takımdan kesemezken çift forvetli ve Kaka'lı takım arkadaki çift merkez oyuncuyla sisteme asimetrik bir yapı kazandırıyor ve bundan zarar gören de en az bir kanadın savunması.. Takımın eskileri Raul ve Guti'nin hocayla muhabbetleri, Karim Benzema'nın mutsuzluğu ve Cristiano Ronaldo'nun daha takıma tam entegre olamadan sistem içinde ne kadar önemli bir parça olduğu.. İşler kesat ama ligde gidişat çok kötü değil.. Pellegrini'den istifa bekliyodur mutlaka taraftar ama bu ortamda bu kadar kolay alınabilecek bir karar değil bu.. Dua etsinler Barcelona'da geçen seneki prime döneminin döneminin çok uzağında.. Ligde Barca'nın kopuşu gelmedikçe bence Pellegrini'nin koltuğu bir süre daha sağlam.. Ama umut var mı? Bende en başından beri yok..

8 Kas 2009

,

Diyarbakırspor 1-2 Galatasaray


Futbolda da, basketbolda da maçlarda tempoyu belirleyen takımlar genelde ev sahibi ekipler olurlar.. Tempo ise maçların kalitesini, daha da genelde ligin kalitesini belirleyen önemli faktörlerden biridir.. İki maç arasında tempo farkı varsa kalite daima temponun tarafında değildir bunun altını çizmek gerek.. Fakat tempo, oyun hızı o kaliteyi çok net bir şekilde etkiliyor işte.. Galatasaray'ın, Fenerbahçe'nin iç sahada oynadığı maçlarla, deplasmanlarda oynadıkları maçlar arasında belirgib bir kalite farkı var.. Skoru her yerde alıyorsun zaten bir şekilde ama ligin ne olduğuna kafa yoranların daima mazlumu oynattıkları Anadolu kulüpleri üzerinden bunu da konuşmaları gerekiyor..

Maç ciddi anlamda kötü bir 90 dakikaydı, o yüzden uzatmanın çok anlamı yok.. Sarp'ın yokluğunda Ayhan eklemesi ve Elano'nun kenarda başlaması kendi adıma desteklediğim bir hadise.. Yine de Bükreş deplasmanında Diyarbakır'dan daha kaliteli bir takıma anormal üstünlük kuran takımın ilk 15 dakikada yediği baskıyı anlamakta zorluk çektim.. 1 haftadır yaşanan siyaset-spor tartışmalarının pompaladığı adrenalin ev sahibi ekipteki yansıması olarak rahatlıkla değerlendirilebilir.. Müthiş pres yaptılar ilk 10 dakika.. Galatasaray'ın solda Kewell ve sağda Arda varken forveti üçlemesinin ve ileride çoğalmasının ne denli zor olduğunu 1.5 senedir konuşuyoruz.. Şu anda ortaya çıkan yapı tamamen zorunluluktan doğan fakat savunmaya getirdiği artılarla takım için zor bir periyotta çözümleyici bir faktör olması dolayısıyla iş yapmaktadır.. Bu üçlüyü bir de Keita'yla değerlendirmek, üçlü tarafından parsellenen orta sahanın sağında oynayan Keita'nın bir miktar azalan savunma savunma yapma zorunluluğuyla neler yapabileceğini görmek gerek ama ekonomik durumlar, yapılan harcamalar ve bunun beklentileri her daim takımın önünde duracak.. Oyunculardan değişim ve sisteme entegrasyon beklerken biraz da bundan bahsediyorum zaten..

Barış'ın ilk sarı kartından sonra kendisine ceza sahası içinde yapılan hareketten sonrası tepkileri gereksizdi.. Sarısı olan adam rakiple dalaşıp itiş kakışların içine girmez.. İkinci devredeki atılışı da bu anlamda şaşırtmadı.. 2. golü başlatan pasıyla birlikte gayet yeterli ve iyi olan oyununu sıfırlayan bir hareketti atılışı.. Bir süre daha uzak kalabilir formadan.. İlk yarıda ilk 20 dakika ezildikten sonra oyunu dengelemesine rağmen ortadaki üçlü ve kenarlardan forvete en küçük bir destek bile veremeyen takımda farkı yaratan yine savunmadan ileri çıkan Sabri oldu.. Bugün muhtemelen o çıkışlarıyla yine puanlar kazandırdı takımına.. Hücuma desteğini ben "bir bek ne yapmalıdır?" başlığı altında görürüm.. Bu desteklerini normalin dışında, ekstra olarak görenlerse kolay kabul edemiyor Sabri'yi.. Maçın son 10 dakikası içinde sağdan topla fırlamışken yaptığı paralel pası rakibe teslim edip kontra tehlikesi yaratması artık bir Sabri ritüeli.. Alıştık.. İkinci devrede Mendoza'nın kaçırdığı golde direk dibinde kalışıyla ofsaytı engelleyişiyse pozisyonlardan bağımsız fahiş bir hata..

Diyarbakır'ın sezon başından beri sürpriz yaratan yapısı içinde en güçlü bölgesinin hızlı ve güçlü forvet ikilisi olduğunu biliyordu herkes.. Bunun uzantısı olarak maçın başında Galatasaray'ın sorunlu savunma çizgisinin arkasına oyuncu kaçırmaları da beklenecek girişimlerden biriydi.. 1-0'dan sonra kısmen Diyarbakır'ın geri çekilişiyle bu pozisyonların artmaması Galatasaray için şans, biraz da övülmesi gereken noktalardan biri.. 2. goldeki organizasyon, Kewell'ın futbol aklına yeniden hayran kalma ve kırmızı kart sonrasında Linderoth'un oyuna girmesiyle merkezi ciddi anlamda toparlaması.. Maçtan geriye kalanlar bunlar.. Tobias üst üste ilk defa bu kadar maça çıkıyor sanıyorum, bir arıza çıkmaması normal değil.. Neyse ki aşılıyız.. Kırmızı kart sonrası Nonda'nın çıkışıyla dönülen düzen forvetsiz bir 4-5-0.. Anlaşılır bir düzendi.. Galatasaray'da Rijkaard'ın gelişiyle bu forvetsiz yapıları da görmeye başlıyoruz yavaştan ama ne olursa olsun bu sistemlerin 4-6-0 başlığı altında incelenmesi için organize ve sistemin gerekliliklerini yerine getiren bir topluluk şart.. İlerideki bütün oyuncuları orta saha karakterlilerden seçmekle 4-6-0 oluşturulsaydı, dünyada sayısız örneğinden bahsedilebilirdi bu yapının.. Ama hala bir elin parmağını geçmiyor.. Futbolun ve sistemlerin ütopyası olarak her zaman dikkat çekicidir kendi adıma..

Zor bir deplasman idare ederek geçildi.. Bundan sonrası 15 günlük ara ve diğer İstanbul derbisini beklerken Sami Yen'de hata yapmama hedefi.. Kadıköy'ün yaraları pansuman üstüne pansuman görüyor..

Tony Pulis vs. Tuncay Şanlı


Premier League'de günün aksiyonu Stoke City ve Tony Pulis'ten.. Hull City'yle oynadılar bugün ve Tuncay yine yedekteydi.. 81. dakikada Ricardo Fuller'in yerine oyuna alınmış Tuncay.. Üzerinden 5 dakika geçmemiş ve Andy Wilkinson bizim çocuğun yerine girmiş, Tuncay dışarda bulmuş kendisini.. Kızarak soyunma odasına gittiğini okudum ki sonuna kadar haklı.. Pulis'le aralarında bir durum var, ki Stoke taraftarı bile Tuncay'ın neden bu kadar yedek kaldığını anlayabilmiş değil, çeşitli mecralarda hocaya sallıyorlar bu nedenle.. Pulis'in hareketi özellikle yaptığı yok tabii.. Muhtemelen taktiksel bir değişiklik.. Beattie ve Fuller ikilisiyle başlamış maça Stoke City.. 60 civarı adamım Beattie'nin yerine Dave Kitson girmiş.. 81'de de Tuncay, Fuller'in yerine oyuna dahil olmuş.. Maçı izleyemedik, bilemiyoruz.. Ama muhtemelen Hull'a karşı son dakikalarda bir forvet çıkarıp, defans olan Wilkinson'u oyuna dahil etmeyi düşünmüş.. Buna da tamam ama neden oyuna 5 dakika giren oyuncu? Neden kontraya çok daha yatkın olan Tuncay? Onun cevabını izlemediğimiz maçta elbet veremeyiz.. Ama sonuç ne? Dakika 90, gol Vennegoor of Hesselink.. Hull City 2-1 Stoke City.. O zaman Türkiye'den kapakları Pulis'e bir demet olarak göndermekten de çekinmeyiz tabii ki.. Üzülmedim..

7 Kas 2009

Matteo Ferrari & Umut Bulut


Matteo Ferrari Türkiye'ye transferinin ikinci günü Youla'yla karşılandı, başka oyuncularla karşılaştırıldı, olur mu dendi.. Sezon başından beri Beşiktaş'ın her maçını izlemedim elbet, izlediklerimin arasındaysa vasata düştüğü bir tanesini hatırlamıyorum.. Wolfsburg deplasmanı başta olmak üzere 1-2 tane olmak üzere efsane mertebesine yükselen maçını da sayabilirim.. Ki o deplasmana kötü diyen de çıkmıştı.. Youla karşısında kötü performans göstermek bir futbol suçu mudur, onu anlayamadım ben mesela.. Sadece tek mecrada değil, o Gençlerbirliği - Parma maçı üzerinden yapılan eleştirileri sayısız yerde gördüm.. O gün anlam veremiyordum, hala veremiyorum.. Ferrari'nin iyi performansından bağımsız bunlar.. Halbuki Gençler bunun olduğu takıma 3 tane taktı ya demeden önce o 3 yiyen Parma takımına bakılsa gerçek net olarak çıkacak ortaya.. Kalede Frey, defansta İtalya'nın efsane beklerinden Benarrivo, bu sene başında gerçek Cannavaro'yu artık yaşlandı diye almayan Napoli'nin tandeminde oynattığı kardeş Cannavaro, sonrasında Milan'a transfer olan Daniele Bonera, şu an Fiorentina'da oynayan Marchionni, klas box to box Mark Bresciano ve İtalya gol kralı Alberto Gilardino.. Getir hepsini, bütün büyüklere yakışır bu adamlar.. Matteo Ferrari gibi.. Gençler'den 3 yediler diye kötü adam olmadı hiçbiri, Gençler ve Ersun Yanal bu kadroya 3 salladığı için büyük iş yaptı.. Ülke sınırları dışında futbol konuşan her insan bu eşleşmeyi böyle yorumlar.. Geçen sene İtalya'nın sürprizi Genoa'da yaptıkları ortada, gelir gelmez Beşiktaş savunmasına kattıkları da ortada.. Takıma transfer olduktan 2 ay sonra bile tek olumlu iş yapmayan oyunculara bir uyum zamanı var derler, ama Matteo Ferrari gibi ilk çıktığı maçta harika oynayan adamlar neden ekstra övgü almaz anlamam ben.. Beşiktaş'ta bir Ernst var, bir de bu adam.. Bas bas ben farklıyım, üst düzeyim diye bağırıyorlar.. Ne kadar bonservis verildiği pek de umrumda değil, ki hakkıdır bence o para.. İyi transfer olduğu, hatta efsane transfer olduğu daha sık söylenmeli artık bence.. Sağdan gelen Colman'ın önüne atlayıp pozisyonu engellemesindeki fizik kalite ve oyun bilgisi de bu ligin çok üzerinde.. Kötü olduğu Gökhan Zan'ın yerine Galatasaray'da olsaydı, Rijkaard'a sallama çabası içindeki adamlar daha ağzını açma fırsatı bulamamış olabilirdi.. Yine de ben yarın ama Trabzon çok pozisyona girdi diyecek olanları bekliyorum..

Karşısında Umut Bulut olunca işler daha da kolay olabiliyor tabii.. Kötü oynarsın, pozisyonları kaçırırsın, gününde olmazsın, istediğin hiçbir şey maçta iyi gitmez.. Her şeye tamam.. Ama Trabzonspor gibi bir takımda böyle büyük fundamental eksikleri olan bir adamın 2 yıldır düzenli forma bulmasının mantıklı bir açıklaması benim kafamda yok.. Taraftarla bağlayalım.. Skor 1-0, uzatmalarda 3 dakika kadar var.. Taraftardan tepki geliyor.. Nedenini bilmiyorum, bir şey mi oldu o anda onun da farkında değilim.. Ne olursa olsun, öyle bir taraftarla hiçbir şeyi başarma şansı yok bir kulübün.. Bu geçen sene de böyleydi, şimdi de böyle.. Yönetimler iş bilmiyor peki, gelen bütün teknik adamlar vasat eyvallah.. Ama bir de kendine çeki düzen ver ya, biraz da aynaya bak.. Camia olarak bütünsün, 80. dakikada yanlış oyuncu değiştiren bir hocadan farkın yok daha 5 dakika varken takıma tepki veren bir topluluk olarak.. Çok daha büyük rezalettir hatta.. Ama son 10 dakika neden çift forvete dönmedi hoca, o oyuncu orada oynar mıydı kadar konuşulmaz bu ülkede.. Para veriyorlar, karşılığını istiyorlar üzerinden destek bulur hatta.. Sonra istediğin kadar ama ligimizin kalitesi de çok düşük de, anlamı var mı?

6 Kas 2009

,

Dinamo Bükreş 0-3 Galatasaray


Maça başlanan kadro Sivas maçının uzantısı ve 2 hafta daha sürecek Keita'sızlık üzerinden de değerlendirilebilir, Rijkaard'ın kırmızı gören oyuncularına verdiği "akıllı olun" uyarısıyla da.. Gerçek nedeni bilmek için kafasına girmek gerek.. Sivas maçından sonra şu an için daha önemli bir periyoda girilen lig serüveninde Diyarbakır deplasmanında da aynı kadroyu ve benzer bir yapıyı bekliyordum.. Bunu beklerken bu maçta en azından Keita'nın oyuncu dinlendirme amacıyla sahaya çıkmasını da umuyordum ama.. Sivas maçında merkezde iyi oyun ortaya koyan oyuncuları bozmak istememiş Rijkaard.. Ayhan'ın kulübeden çıkamaması da muhtemelen bununla alakalı..

Sadece bu sezon için ya da 3-4 yıllık planlar dahilinde Galatasaray'ın bir yol haritası varsa eğer, bu akşam oynanan Dinamo Bükreş maçı o haritanın en önemli çizgilerinden birini oluşturacak.. Türk futbolu uzun zamandır ilk defa böyle oya gibi bir 4-3-3 gördü.. 4-4-1-1'i, 4-5-1'i ve 4-3-3'ü aynı görüp yorumlayan insanlara hiçbir şey söyleyemiyorsunuz, öyle bir hakkınız yok zira futbolda.. Burada çokça tekrarladığım, defalarca altını çizmeye çalıştığım bir konu bu.. Ama işte bir de o 'gerçek' 4-4-1-1'ler, o gerçek '4-3-3'ler var.. Bugün 90 dakikanın tamamında oyun setlerini, hücum girişimlerini o gerçek 4-3-3'ün ışığında gerçekleştiren, oyunu merkezde ele geçirip alınan bütün topları kenarlara kademe kademe yayarak setleştirmeye çalışan bir takım vardı sahada.. Özellikle 65. dakikada Topal'ın ters bir topla başlayan bir hücum vardı, direkt olarak net bir 4-3-3 hücumudur.. Bugün sayısız denemesi oldu bu şekilde Galatasaray'ın.. Rijkaard geldiği zaman heveslendiğim konu bu sistem özelinde bu hücumları, bu varyasyonları görmekti.. Bu iş tek maçlık mıdır, devamı hangi kadro yapısıyla, hangi oyuncu tercihleriyle gelir ya da gelmez bunu görmek için zaman gerek.. Şimdilik bu bile keyiflendirmek için yeterli..

Bir Arda/Elano-Barış değişiminin oyun düzenini bu kadar etkilemesi çok önemli.. Sivas maçında da bu takım vardı, ama bu hücum setleri bu derece baskın değildi.. Galatasaray iki senedir topları supporter'da toplayıp oradan dağıtıyordu.. Oradaki oyuncunun tekniği ve oyun zekasının artıları, o yaratıcılığı gösterebilmesi için topu ayağında tutmasıyla nötrleniyordu.. Bu üçlüyle Galatasaray'ın hücumları farklılaşıyor.. İlk hedef topu kimsenin ayağına yapıştırmadan merkezde bol pas yaparak örgüler oluşturarak açık/forvetlerle ve beklerle pas bağlantılarını kurup oyunu kenarlara yıkmak.. Bunun için gerekli olan 3 tane defansif oyuncu mudur peki? Değildir.. Ama bu yapıyı oluşturmak için bu üçlünün arasında top tutup öne çıkmayacak, yaratıcılığını devamlı olarak göstermeye çalışmayacak bir oyuncunun olmaması şarttır.. Peki bu düzenin devam etmesi gerekli midir? Sadece Sivas ve Bükreş maçları üzerinden cevaplanabilecek bir soru değil bu.. Galatasaray'ın böyle üç içle oynamasının ortaya çıkardığı doğal bir sonuç Arda, Kewell, Keita ve Elano dörtlüsünden ikisinin yedek kalması anlamına gelir ki bu bonservislerin, bu yıllık ücretlerin verildiği bir ortamda çok da mümkün görünmüyor bu.. Bu iki maçta ortaya çıkan artıların, bu merkez oyuncularının üretim azlığıyla birlikte zorluk derecesi daha yüksek maçlarda yaratacağı sıkıntılar da ayrıca gelir öne.. İki iyi maç tek başlarına hiçbir şey ifade etmez futbolda.. Yetenekleri dışlamak da bütün bunların ışığında imkansız.. Ama sistem içinde evrilmelerini beklemek, takıma uyumlarına şahit olmak da rahatlıkla bekleyebileceğimiz durumlar..

Attığı golü atılmamış say, Topal'ın tandemin önünde oynadığı oyun ve pas bağlantılarındaki rolü mükemmele yakın.. Sakatlık sonrasında formunu buluyor olması sevindirici ama 2 hafta sonra tekrar sakatlanmayacağını kimse söyleyemiyor, önemli olan durum budur Topal'la ilgili.. Sarp ilk iki golde aktif.. Değişen sistemler, optimizasyon farklılıkları, aynı sistem içinde verilen farklı roller.. Arada aksasa da bir türlü düşmüyor yere, sürekli ayakta.. Transfer edilmemiş olsaydı şu anda çok farklı bir konumda olabilirdi Galatasaray.. Takım içi değerini çok daha fazla yükseltiyor bu.. Barış'ı her zaman beğeniyoruz.. Üçlünün en ileri çıkan oyuncusu olarak hücum hattındaki prese yaptığı katkılar deplasmandaki bu dominasyonda birinci dereceden pay sahibi.. Bu üçlünün hücumdaki temiz ve çabuk pasları ise, gösterdikleri birliktelikse sistemi sistem yapan, soyunma odasında ya da antrenmanlarda konuşulanların sahaya böyle güzel yansımasının asıl nedenleri..

Sistemle ilgili söylenmesi gereken çok şey var ama bazı şeyler sonraya kalsın.. Romen takımları iyi dönemlerinde bile sıkıcı top oynarlar, sahadaki oyunu da olumsuz anlamda etkilerler.. Böyle bir deplasmanda, seyirci de yokken izlemeye giderken kafamda pozitif düşünceler yoktu.. Bu atmosfersizlikte sahaya yansıyanlar ise beklenmeyecek derecede güzeldi.. 7 sene boyunca Avrupa'da yokları oynadıktan sonra geçen senenin başından itibaren ülke sınırları dışında bambaşka bir Galatasaray var artık.. 15 aydır Avrupa deplasmanlarında yenilmiyor bu takım.. 2008/2009 sezonuna dair benim için çok özel bir maç vardır.. Geçen sene için son 5 yılın açık ara en iyi futbolu dediğim Sami Yen'deki Olympiakos maçı geçen seneden bazı şeylerin habercisi, Canaydın'la artık unutulması gereken bir duraklama dönemine giren Galatasaray'ın yeni bir miladıdır benim için.. O müthiş 90 dakikayı son dakikadaki bir kafa vuruşuyla 1 puanla tamamlayabilirdi takım, ki zerre önemi yoktu.. Benim Frank Rijkaard'dan bu sezonki en büyük beklentilerimden biri, spesifik başarılardan ziyade o Olympiakos maçı performansını bir kademe daha üste taşımasıdır mesela.. Şu ana kadar göremedik ama normali bu zaten, daha zamanı da var.. Öylesine önemli görürürüm 1-0'lık o maçı.. Bu akşamki Dinamo Bükreş maçı da gösterdikleriyle, takım ve sistem potansiyeline dair saptamalarıyla, zor bir maçtaki eğlencesi ve baskınlığıyla benzer şekilde çok önemli bir müsabakadır.. Sezon için yeni bir başlangıç, yeni bir farkındalık yaratması kişisel bir umut olarak bu gece itibarıyla tarihime geçti.. Sonrası, meraklı bir bekleyiş.. Serkan Çalık'ın golüyle kazanılan Trabzonspor maçının başlığına benzer bir şekilde bitireyim: Tek forvet iyidir, 4-3-3 güzel sistemdir..

3 Kas 2009

Roni geri dönüyor


Haftasonu Parma'ya karşı Ronaldinho'yu uzun sayılabilecek bir süreden sonra ilk defa 90 dakika izledim.. Bir süredir iyi oynadığı zaten söyleniyordu ki Parma'ya karşı da böyleydi.. Francesco Guidolin'e sağ kanada çift düğüm attırıp ona rağmen o bölgeyi aşındıran, tehlike yaratıp arkasından yakaladığı boşlukta Borriello'nun önüne topu bırakıp Milan'ın galibiyetinde önemli rol oynadı.. Son zamanlarda olmadığı kadar güçlü ve sağlam gördüm Roni'yi.. Bugün de Real'e karşı beraberliği getiren golü atmış, söylentilere göre iyi de oynamış.. Real Madrid'e karşı açık oynayanların o kanat savunmasıyla şanslı oldukları gerçek ama bugün de muhtemelen önünde Ramos'un olmamasından yararlandı Roni.. (Edit: Ramos sağ bekteymiş) İki takım da 7'şer puanda ve Marseille Zurich'e 6 atarak 6 puanla hemen arkalarına geldi.. İşler çok kritik bir noktada bu grupta.. Real haftaya Zurich'i harcayacak.. Marseille eğer Milan deplasmanında puan çıkaramazsa haftaya muhabbet belli olabilir.. Marseille puanı çıkarırsa, işler bu sefer de son hafta Fransa'ya giden Real'i zorda bırakacak.. Marseille hala grubun en az şansa sahip takımı konumunda.. İç sahada Milan'a yenilirsen kaderine razı olacaksın tabii.. Zurich'e ayrıca hayranız.. Oyunu çirkinleştirmeyeceğiz dediler.. Gerekirse San Siro'da galip geliyorlar, bazen de içeride dışarıda 5-6 yiyorlar.. Bernard Challandes işleri tersten anlamış olabilir.. Daha dengeli ve sert bir takım bu grubu daha çok şenlendirebilirdi ama Milan maçındaki sürpriz bile tek başına yetiyor..

Beşiktaş'ın şanssızlığı Ernst'in son anda çıkan arızası.. Wolfsburg tarafından bu kadar arkaya itilmelerinde en büyük neden Ersnt'ti sanırım.. Wolfsburg'un kenar oyunları, özellikle Marcel Schafer başlığında keyif verdi.. Schafer'in adını bir kez daha yazdım bugün listeye.. Galatasaray'ın solunda hayal ettim.. Sabri'yle ultimate ikiliyi yakalayabilirlerdi savunma kenarlarında.. Dzeko her zaman major takım topçusu.. CSKA'nın öbür tarafta yarattığı sürpriz Beşiktaş'ın UEFA şansını bitirebilirdi ama Sir'ün son dakika muhabbetleri yeniden doğmuş.. Bu maç kazanılsa ciddi anlamda bir ikincilik şansı önüne gelecekti Beşiktaş'ın.. Şimdi UEFA bile zorda.. Tek maç, tek şanssızlık yetiyor bütün kaderi değiştirmek için..

Bordeaux'nun Bayern'e yaptığı UEFA biletini rakibinin eline tutuşturmak.. Gourcuff'un Milan'a selamı var.. Bayern'in burada işi bitti gibi ama olan bizimkilere oldu.. UEFA'da tek başına kalite artırımı yapar Bayern ama orada da ne kadar ilerleyebilir o soru işareti.. Eğer işler Juve aleyhine dönerse bu grupta, Ciro Ferrara'nın da eline bileti ve bavulları verirler büyük ihtimalle.. D'de Atletico Chelsea maçı güzel geçmiş.. Atletico'nun ufacık bir şansı vardı, kara bela Drogba onu da bitirdi.. Porto - Chelsea elele, hep beraber tribüne yapılmış maçlardan sonra..

Yarın önce Rubin - Barcelona, arkasından Lyon - Liverpool maçları Star'dan naklen.. Gereken tepkiler gerekli yerlere gitmiş anlaşılan.. Lyon - Liverpool özellikle güzel geçecek.. Ligden sonra bir havlu da Avrupa'da gelecek mi, onun cevabı önemli yarın için.. Böyle güzel bir takımın iki hedeften de bu kadar erken kopmasını kimse istemez ama maç da hiç kolay değil.. İzleyeceğiz yarın Benitez'in son kurşununu..

1 Kas 2009

,

Galatasaray 2-0 Sivasspor


Rijkaard'ın sahaya çıkardığı kadroyu "geçen hafta olmalıydı." şeklinde değerlendiren illa ki olacaktır, yarın okursunuz.. Ama gerçekten bunu düşünenlerin önemli bölümünün o şekilde alınacak Kadıköy mağlubiyetinden sonra seçim için eleştiri yapacakları gerçeğini unutmamak gerek.. Sezon başından beri belli düzende, o düzen içinde aynı bölgelerde benzer tip adamları kullanarak lige sağlam girmiş ve devamını getirmiş bir takım yoluna bunun üzerinden devam edecekse, fazla muhabbetini yapmamak gerek.. Bugün sahaya çıkan 3 defansif içli yapı Keita ve Elano'nun yokluğunda bir mecburiyetin sonucudur, altında başka anlamlar aramamak gerekir.. Ülkenin futbol bilincinin Galatasaray üzerinden ne denli hızlı geliştiğini görmekse kısmen manidar, kısmen komik, çokça da üzücüdür.. Geçen sene Michael Skibbe yıllarca takımın altına dinamit koymuş tek defansif orta sahalı sistemi bırakıp çifte dönmeye çalıştığında yapılan eleştirileri, bu takım tek önlibero, çift açık, çift forvet ve tek supporter'la oynar geyiklerini çok net hatırlıyoruz.. Teki çiftleyen Skibbe korkaktı.. Bugün o eleştirileri yapanlar, Galatasaray'a çift için yetmediğini, ortanın zor maçlarda üçlenmesi gerektiğini yazıyor, söylüyorlar.. Bilinçlenme aşamalarını izlemek keyif veriyor, ama biraz da tutarlılık gerekiyor tabii.. Skibbe'nin doğrularına gösterilen hakarete varan tutumlar Rijkaard özelinde doğrular olarak ortaya çıkıp yeni teknik kadroyu eleştirme boyutuna gelebiliyor.. Burası Türkiye.. Cesur ve hücum futbol için tekin gerekli olduğunu savunanlar bir anda çifte burun kıvırıp üçlünün gerekliliğini savunabiliyorlar..

Sistemi 4-4-1-1'den çıkarıp 4-3-3'e yakınsayan üçlünün önündeki tercihler arkayla bağımlı.. Sezona forvet arkasında başlayıp coşan, sola geçince gözlerinin feri bir anda sönen Arda Turan bu maçta geçen sene nefret ettiği sağ açıkta.. Skibbe'nin ikiliye sık sık kanat değiştirttiği ortamda Kewell forvete geçene kadar düzenli sol açık oyuncusu.. Nedeni ne olabilir bu disiplinin? Arda'yı sağ açıktan ortaya sokup merkezde yaratıcılığı artırma ve sağda açılan kulvarda hücumu seven bek Sabri'nin önünü açma girişimi.. Fazlasıyla da başarılı oldu.. Sabri'nin ilk 15 dakikada sağdan yaptığı aksiyonlar, ilk golü getiren akının başlatıcısı olması sürpriz değil.. İlk 15 dakikadaki Sabri'ye savunma oyuncusu demekse hiç mümkün değil.. Sık sık hücumda görünüp takıma ileride direkt bir şekilde '+1' havası vermesi bu adamın Galatasaray'a getirdiği en büyük nimetlerden biri.. Bugün daha önce sıkça olduğu gibi artısı vardı Galatasaray için.. Ama dikkat edilmeyecek, ilk yanlışında vurulmaya devam edilecek.. Yaşadığı Servet Çetin sendromundan kurtulmaya oldukça az kaldı.. Shevchenko zırıltılarıyla Galatasaray'daki ilk sezonunda müthiş maçlar çıkaran Servet'e saçma sapan sallayanlar asfalta döndü, şu anda toprağa gömülmesi gereken az bir miktar kaldı.. Sabri Sarıoğlu itinayla kazıyor o çukuru..

Topal yine defans dörtlüsünün önünde, önünde Sarp, Arda ve Elano'nun bölgesinde de diğer oyuncularla bütünleşik bir Barış Özbek.. Barış, Sarp'la beraber merkezde gecenin en iyilerindendi.. İlk 20 dakikada gelen gol ve gösterilen kısmen baskılı ve etkili oyundan sonra Sivasspor, Galatasaray'ı bozan birçok takımın yaptığı şeyi koydu sahaya.. Öne çıktılar, Galatasaray yarı sahasında oynamaya çalıştılar.. İlk yarıda 2. gole kadar geçen süredeki Galatasaray duraklamasının nedeni Sivas'ın ileri çıkışına takımca cevap verememe.. Ne var ki klasik 4-4-2'ye yakın bir şekilde sahaya çıkmış Sivas'ta forvette en uçta İbrahim Şahin, sağ açıkta da Bülent Uygun'lu en iyi zamanlarında bile gözümde overrated olmaktan ileri gidememiş Musa Aydın olunca iş sadece bu sene takıma katılan Sabri'nin bölgesindeki Erman Kılıç'a kaldı.. Sabri'nin çıkışlarında buraya girmeye çalışan Sivasspor'a cevapsa Gökhan Zan'ın kademeleriyle geldi.. Sonrası ilk yarının sonunda çıkan piyango ve 2. gol.. İşleri ikinci yarıda rölanti futboluna döndürdü Galatasaray'da..

45-55 arasında Arda Turan'ın girdiği iki pozisyonda goller gelse, maçın 5-6'ya gitmesi mümkün.. Kırılma anları, maçın kaderini etkileyen olaylar sadece beraberliklerde ya da mağlubiyetlerde olmuyor.. Sağdan gelişen atakta Arda'nın Sarp'ın önüne bıraktığı topta ilk düşüncesinin kaleye vurmak olduğunu sanıyorum.. Son anda bırakmalıyım dedi ve pozisyon harcandı.. Barış'ın Arda'nın önüne bıraktığı toptaysa ayağının üstü ve dışıyla usta bir forvet vuruşu yapmaya çalıştı Arda.. Ne onun imzası o hareket, ne de harcı.. Yanlış vuruş olduğunu düşünüyorum.. En azından benim gözüme yansıyan pozisyonlardan hissettiklerim ve çıkardıklarım bunlar..

60'ta Nonda'nın oyundan çıkmasının altında iki neden var.. Birincisi, Baros'un devreyi kapatmasıyla sadece Nonda'nın ayağına kalmış olan takımı koruma çabası.. Sivasspor'un yediği yumruklara karşılık veremediği ve rölantiye dönmüş maçta Kongolu'yu korumaya çalıştı Rijkaard, gönülden katılıyoruz.. Yerine Uğur Uçar'ın girmesi Nonda'yı korumanın dışında iki kanadı da savunma yönünden sağlamlaştırdı.. Ki Sivasspor'un maç boyunca kanat aksiyonları dışında yapabildiği, denemeye çalıştığı bir şey yoktu.. Uğur beke geçti, önüne sürülen Sabri'yle orası güçlendirildi.. Sol açıktaki Kewell forvete kaydı ve onun düşen fizik gücünden sol kanadın etkilenmesi oraya monte edilen Arda Turan'la önlenmeye çalışıldı.. Buna da katılmamak, anlamlı bulmamak mümkün değil.. Sonrası perşembe gününü düşünmeye başlayıp bu haftayı kapatış.. Geçen hafta alınan darbelerden sonra bu haftayı rahatlama ve rehabilitasyon seansına çeviriş.. Haftaya Sarp yok, yeni düzenin Elano'nun dönüşüne rağmen Sarp-Ayhan değişikliğiyle devam edeceğini düşünüyorum.. Son 1.5 aydır her maçta kalede görülen tehlikelerin bu maçta bıçak gibi kesilmesinin Rijkaard'a anlattığı şeyler muhakkak olacaktır.. Skibbe'nin çift içini umarsızca, saçma sapan eleştirenlere karşı bir şeyler anlatmaya çalışırken, yaklaşık 1 sene önce blogda geçmiş bir paragraftır, alıyorum buraya:

"Gelinen nokta yine bu tip çift forvet zırıltılarının kesilişi ve çift defansif orta sahanın Skibbe'nin bir imzası haline gelmesi.. Yetecek mi ilerleyen zamanlarda? Hayır yetmeyecek.. Lincoln'un bu form durumunda Arda ya da Kewell'dan birinin kesilip bir defansif orta saha takviyesiyle klasik bir 4-3-3'le sahaya çıkması gereken zamanlar gelecek Galatasaray'ın.."

İşte gün, o gündür.. Bir stajyer(!) Alman'ın anlatmaya çalıştığı, yaptığı tercihlerle ülkenin vasat futbol anlayışına bir şeyler göstermeye niyetlendiği ortamın devamı.. Gelişim ve değişim yükselerek devam edecek.. Önemli olan bir şeylerin farkında olmak, bazı değişimlerin ne zaman başladığının ayrımını iyi yapmak.. Skibbe'den sonra Rijkaard da bu ülkeye bir şeyler anlatacak.. Ama anlayan var mı, önemli olan her zaman budur Türkiye'de.. Yaşayarak göreceğiz, tecrübe ederek anlamlandıracağız bazı şeyleri.. Şimdilik sadece izliyoruz..

,

Batman


Chris Nolan'ın çekeceği 3. filmde villain Emanuel Ginobili olacakmış.. Batman'in intikamı feci olur.. Ginobili ayağını denk alsın!

Blogger tarafından desteklenmektedir.