30 Eki 2009

,

FIFA 10 vs. PES 2010


PES 2010'u gördüm ve artırıyorum.. FIFA 10 bu oyuna ağır geçirir..

Edit: Konsolda..

Marcus Bent


Bundan bir 10 sene önce futbolcular, özellikle forvetler ikiye ayrılırdı.. İyi fizikli ama hafif balta oyuncular, teknik ve yetenekli olsa da ortaya belli bir fiziksel ürünü koyamayan adamlar.. Marcus Bent piyasaya çıktığı ilk günlerde eşsiz fiziğinin yanında topla da gidebilen, vasatın üstündeki tekniğiyle bu yönden de bir şeyler vadeden bir oyuncuydu, ilgimi de çok çekmişti.. Herhangi bir body building salonuna gitse bu adam illa ki bir çömez yanına gelip "abi sanırım 5-6 yıldır yapıyorsun bu sporu, tüyo alabilir miyim" derdi.. Öyle aşmış bir fizik, kusursuz bir yapı.. Öbür tarafta da vasatın üstünde olsa da, futbolda herkese büyük ekmek yok.. Hiçbir zaman major kulüpleri göremedi, oralarda sınayamadı kendisini.. At gibi olan fiziğini yeşil sahada değil de, gece kulüplerinde Gemma Atkinson gibi cilloplar için harcayan bir adam için farklısı olabilir miydi? Genelde olmuyor işte..

Boro'nun Gareth Southgate sonrasında göreve başlayan hafif kırık hocası Gordon Strachan'ın ilk transferi olarak Birmingham'dan 2 aylığına kiralandı Marcus Bent.. Leroy Lita'lı, Jeremie Aliardiere'li, Caleb Folan'lı forvet hattında Folan ve Aliardiere sakatlanınca Marcus Bent'ten medet umup takıma yeni bir soluk getirmesini bekliyorlar.. Bu sene Birmingham'da hiçbir maçta forma giyemedi.. Kondüsyon durumuna bağlı olarak Boro'da da bir süre o formayı alması ne kadar mümkün olacak göreceğiz.. Uzun zamandır izleyemiyorum, hızını kaybetmediyse herhangi bir alt lig takımına katkı yapmaması imkansız.. Bir zamanlar Bent diye kafayı yerdik, şimdi her deyişimizde akla gelen Bent başkası.. Gönül de zor kabul ediyor tabii..

28 Eki 2009

,

Galatasaray 2-1 Bucaspor


Planlarım farklıydı bu maçla ilgili.. Ne var ki hafta sonu sonrası yaşananlar üzerine kapalı üst arayışlarının boş çıkması bizi yine burada tuttu, televizyon başından izletti.. Maçla ilgili yazacak bir şey yok.. Ne bunun için keyfim, ne de maçın sunduğu aksiyonlar var.. Linderoth maça 11 başlamış, ki ben olsam zorlu haftalar öncesinde dinlendirirdim(!).. Daha yarım saat olmuş, Elano'nun orada ne işi olduğunu anlamadan yapılan bir hata, üstüne gelen abuk bir hareket ve kırmızı kart.. Baros ve Keita yoktu Sivas maçında, eklenen isim Elano oldu.. Allah'tan adamın içinde bulunduğu psikoloji ve form durumu hadiseyi avantaja dönüştürüyor Galatasaray için.. İmzanın atıldığı gün bir maç öncesinde bunu diyeceğimizi düşünsek gülerdik.. Bunu demekle kalmıyoruz, Elano'nun atıldığı ibretlik pozisyona tanık oluyoruz bir de..

Topçuların ruh halini çözmekte zorlanıyorum ben.. Rakibine yine yenilmişsin, üzgün olacaksın bunda sorun yok.. Bunu biraz belli de edersin maçta, ona da bir şey demez kimse.. Ama gollerde buz gibi hareketler, sevinmemeler, tebessüm dahi etmemeler ne oluyor, Arda özelinde anlayabilmiş değilim.. Diğer oyuncular da böyleydi.. Derbi öncesini yönetemiyor kulüp, bunu bir şekilde ezberledik tamam.. Ama en azından sonrası yönetilsin, maçtan sonra olumlu bir şeyler görelim.. Bu maçı izleyen Fenerbahçeli'ye kahkaha attırmaktan başka bir şeye neden olmaz oyuncuların bu maçtaki halet-i ruhiyesi.. İnadına sevineceksin, bunun fazla önemli olmadığını göstereceksin.. Zaten seni böyle görmek isteyen sayısız insan var, neden onlara meze oluyorsun, bugünkü futbolculara tek tek sormak isterim bunu..

Elano'nun atılışı sonrasında Arda'nın alınışı doğru.. Skor 2-0, Sivas öncesi bir de onu riske etmeye gerek yok.. Maça çıkan kadro sistemler özelinde 4-6-0 olarak bile okunabilir, ama bunu konuşabilecek, lafını dahi edebilecek şeyler yaşanmadı maçta.. 2-0 ve 10 kişiden sonra Bucaspor üstünlüğü maçın sonuna kadar devam.. Bu takımın 4 tane diri oyuncusu var: Servet, Sabri, Keita ve Baros.. 4'ünün de sahada olmadığı bir maçta 10 kişi de kalınca, Bank Asya gibi 2. ligler özelinde dünyada yeri hiç de fena olmayan bir ligin en golcü takımıyla oynayınca içeride de olsa mahkum olabiliyorsunuz.. Normaldir, doğaldır.. Taraftarın bir kısmını mutlu etmeyebilir.. Suçu takımda ya da kulüpte değil, 10 haftada Barcelona futbolu bekleyen futbol bakışlarında aramalılar.. Ben sezon başında bu dönemleri çok daha erken bekliyordum, 10 hafta dayandılar.. Devre arasına kadar çok zor maçları var takımın.. Şampiyonluk daha devrede başka bir bahara kalabilir.. Hazırlıklı mı kulüp? Bu sorunun cevabını görmemek herkesin dileği.. Peki ya muhatap olmak zorunda kalırsan? Bugün o stada gidenler, gidecek olup gitmeyenler, evinde benim gibi izleyenler.. Düşünmek gerek üzerinde.. Çıkan sonuçtur Galatasaray'ın 5 yıl sonra nereye geleceği..

27 Eki 2009

Doğu Konferansı 2009/2010

Heyecan 2 saat sonra başlıyor.. Şampiyonluğun etkisi en fazla 2, hadi bilemedin 3 hafta.. Ondan sonra yine özlüyorsun bu NBA'i.. Hasret bitiyor.. Doğu için de aslında biraz daha geniş çaplı bir yazı hazırlamak istiyordum, ama bugün yeterli zamanı bulamadım.. O yüzden biraz daha kısa bir şekilde üstünden geçmeden girmeyelim lige.. Bu arada geçen sezonun ortasında başlayan Nesine.com çalışmaları da devam ediyor.. Bahis oynamak isteyenler orada yaptığım maç yorumlarına ve kuponlara ulaşabilirler.. Yine geçen seneki gibi, kuponların bir bütün halinde değil de, maç maç değerlendirilmesi ve içinden uygun, mantıklı gelenlerin seçilmesi benim önerimdir.. Gerisi size kalıyor..


Geçen senenin finalistinden girelim.. Orlando Magic Hedo'yu kaybettikten sonra sağlam takviyeler yaptı.. Vince Carter, Matt Barnes, Ryan Anderson ve Brandon Bass gelen oyuncular.. Hedo'nun yanında gidenlerse Courtney Lee ve Rafer Alston.. Jameer'in dönüşüyle Rafet'e ihtiyaçları kalmamıştı.. Hedo'nun yanında Courtney Lee de önemli kayıp ama Dallas'tan gelen Brandon Bass onun katkısını üstlenir.. Şutör Matt Barnes da önemli ekleme.. Dallas tarafından teklif yapılan Gortat'ın da kontratını karşıladılar.. Vince ve Gortat'a bu kadar para döküp Hedo'ya lüks vergisi nedeniyle para vermemek biraz hikaye.. Düşüncem, Orlando'nun Hedo'ya maximum'u çok gördüğüdür.. Hedo'nun yerini basketbol anlamında doldurabilirler mi, bilmiyorum.. Rolü müthişti takım içinde, özel bir şekilde üzerine biçmişlerdi ama vazgeçilmez bir oyuncu değil elbette.. Gelen nitelikli oyuncu sayısı da gidenlerin yanında fazla ve net bir şekilde daha geniş bir kadro olarak görünüyor Orlando.. Bütün bunların yanında, ben geçen senenin yanından bile geçemeyeceklerini düşünüyorum.. Düşüncemin temelinde yatan şeyse Vince Carter'ın ana rotasyonda ciddi süreler aldığı hiçbir takımın zirveyi göremeyeceğine inanmam yatıyor.. NBA finalini bırak, bence doğu finalini göremez Orlando.. Vince'i de, onu seveni de fazla sevmem.. Hedo gibi bir rol oyuncusundan sonra Vince'in bu takıma bir katkı yapacağını düşünmüyorum.. Stan Van Gundy'nin hücum sisteminde istatistikleriyle ne kadar göz boyayacak, neler yapacak göreceğiz.. Asıl sonuç ise play-off'larda ortaya çıkacak elbette..


Cleveland Cavaliers korkutucu bir kadro oldu.. Kaybettikleri oyuncuların hiçbiri 20 dakikanın üzerinde süre almıyordu.. Kadroya kattıkları oyuncular ise fazlasıyla klas.. ShaQ, Jamario Moon, Anthony Parker ve Leon Powe önemli eklemeler.. Çok ciddi bir 9-10 kişilik rotasyon oluşturma şansı var Mike Brown'un elinde.. ShaQ'ın dizleri ona ne kadar izin verir, o bilinmez.. Ama Anthony Parker eklemesi olabildiğince önemli.. Pavlovic ve Wally'den sonra cennete düştü Cavs.. Powe ve Moon'un da bu takımın savunmacı kimliğine uyum sağlayacaklarını düşünüyorum.. Cleveland geçen seneye göre ciddi anlamda güç artırımına gitti..


Güçlenen bir diğer takım iki sene öncesinin şampiyonu Celtics.. Sadece Leon Powe'u kaybettiler fakat Rasheed Wallace ve MarQuis Daniels eklemelerini yaptılar.. Raşit'i büyük ihtimalle benchten getirecekler sezon boyunca ki KG'nin dinlendiği bölümde onu sahada tutmaya özen göstereceklerdir bu bağlamda.. Daniels da Ray Allen ve Paul Pierce'dan oluşan 2-3 numaralara değişik bir açılım getirebilecek bir oyuncu.. KG'nin dizi ne durumda emin değilim ama problem yaşayacağını sanmıyorum.. Yine de 2 sene önemli süre.. PP, Ray ve KG sırayla 32-34-33 yaşlarına geldiler.. Uzun maratonun sonlarına doğru sıkıntı yaratabilir.. Boston da kesinlikle geçen seneye göre daha güçlü.. Rondo'nun oyununu geliştirdiği söyleniyor, o da önemli.. Cavs'le mücadeleleri güzel olacak..


Atlanta Hawks tecrübelendikçe daha iyi oynuyor.. Kadroda büyük değişiklik yok.. Tek ekleme Jamal Crawford.. Cemal potansiyelli çocuk ama dengesizin kralı.. Zaten belli bir denge sorunu olan Atlanta'ya olumlu anlamda büyük katkı yapacağını sanmıyorum.. Hala yukarıdaki üçlünün altındalar.. Miami'de de durum benzer.. Geçtiğimiz seneye göre önemli bir değişim yok.. 30 dakika süre alıp 5.4 rebo çekebilen Jermaine O'Neal'ın durumu trajik.. Michael Beasley'nin ilk sezonu potansiyel vadediyor ama beklenenin altındaydı.. Wade'in bir şeyler başarabilmesi için ondan ciddi katkı gelmesi gerekiyor ama patlayan hadiseleriyle ne kadar mümkün olur bilmiyorum.. Temiz basketbol oynuyorlar, Wade'in istatistik yönünden en iyi sezonuydu geçen sene.. Bu sezon sayı krallığına göz kırpıyor.. Philly Elton Brand'den yine katkı alamadı geçen sene.. Bu sene onun oynaması şart.. Andre Miller sonrası point guard mevkiinde ciddi sıkıntıları var.. Senelerdir Allen Iverson muamelesi görüp zayıf fiziği nedeniyle beklenen patlamayı yapamayan Louis Williams'ın ciddi süreler alması muhtemel.. İstatistiklerinde çıkış yaşayabilir.. Geçen sene NBA'in en kötü 3 atan takımı olma ünvanını ele geçirmeleri sonrasında gelen Jason Kapono'ysa tek başına önemli iş yapacaktır.. Geçen seneden daha zayıflar.. Kurtarıcıları sadece Elton olabilir.. İşleri zor.. Chicago'da Ben Gordon'un gidişi takım için hayırlı.. Rotasyon daha iyi oturacaktır.. John Salmons ve geçen sene yeterli katkıyı yapamayan Luol Deng'in vereceği katkı önemli.. Geçen sene kariyerinin dibini gören Kirk Hinrich'in de bu sene daha fazla süre alacağını ve Derrick Rose'la birlikte daha fazla oynayacağını düşünüyorum.. Pota altı rotasyonu vasatın üstünde.. Brad Miller'ın savunmayı düşüren ama hücumda katkı yapan yapısı orada denge unsuru.. İşleri kolay değil, ama play-off potasının içinde olacaklardır sezon boyunca.. Detroit Pistons, Ben Gordon ve Charlie Villanueva'nın katılımıyla çok kestirilemez bir takım oldu.. Gordon muhtemelen Chicago'daki gibi benchten gelen rolüne devam edecek.. Onların da işleri kolay değil.. Washington'da Gilbert Arenas'ın dönüşü çok önemli.. Eddie Jordan'ı çok gereksiz harcadılar yaşadıkları şanssızlıklar içinde.. Agent Zero sağlıklı kaldığı sürece direkt play-off'talar.. Jamison'dan 2-3 hafta yararlanamayacaklar ama büyük sorun olacağını sanmıyorum.. Flip Saunders'la Eddie Jordan'ın oynattığı tempolu ve kaliteli basketbola yaklaşacaklardır.. Toronto güzel kadro, kötü savunma.. Calderon ve Bargnani 1 ve 5 numaradan iki delik.. Kağıt üstünde iyi bir 5'leri var ama Jarrett Jack ve biraz da Rasho dışında kenardan getirebilecek oyuncuları çok zayıf.. DeMar DeRozan bence gereksiz düştü draft'te.. 2 numaradaki boşluğa yerleşip uzun vadede oradan bir atılım yapabilir.. Gözlerimiz üzerinde.. NTV sağolsun bu sene bol bol Toronto maçı izleyeceğiz zaten.. İzledikçe ne olabileceklerini göreceğiz.. Kendisini kanıtlamış bir coach başta olsa play-off olur diyebilirdim ama Jay Triano'yla soru işareti.. Okafor'un gidişiyle Charlotte'un işi iyice zorlaştı.. Beklenen play-off bu sene de gelmeyecek.. New York'un D'Antoni'yle oynadığı oyun beni yeterince eğlendirdi.. Bu sene de doğunun en keyifli takımı olacaklar.. Nate ve Lee'yi tutmaları önemli.. Performanslarını artırabilirlerse play-off'u bir süre deneyebilirler.. Donnie Walsh'un burada yaptığı mucizevi işleri ayrıca incelemek gerek.. Giremeseler bile fazla üzülmeyecekler zira gidişat çok iyi.. D'Antoni'yi çirkefliğine rağmen sevdiğimizi, hasta olduğumuzu daha önce söylemiştik.. Indiana'yı bu sene dikkatle takip edeceğim, geçen senenin sürprizlerindendi bence..

Nets ve Bucks'la ilgili bir şey söylemek istemiyorum, Alim Karasu kızmasın.. Yazı da uzadı, yavaştan sıkmaya başladı.. Saat 1'e geliyor, kalmış 40 dakika.. Şov başlasın demekten başka yapabileceğim bir şey kalmadı şu andan sonra.. Cleveland - Boston ve Lakers maçları dururken Portland - Houston veren NBA TV de büyük ayıp etti.. Günün en kötü maçını verme özelliklerini yeni sezonun ilk günü itibarıyla da sürdürmeye devam ediyorlar.. Aferin..

NBA Batı Konferansı 2009/2010


Los Angeles Lakers: 2002’deki şampiyonluktan sonra tam 7 yıl beklendi. Nihayetinde gelen şampiyonluk hem Los Angeles şehri, hem de Kobe Bryant için çok önemliydi. Şampiyonluk yolu Utah Jazz, Houston Rockets, Denver Nuggets ve finalde de Orlando Magic yolundan geçerek geldi, ki sezon başında böyle bir yol öngörülse herkesin ağzının suyu akardı. Bunun için sezon boyunca çekiştiği rakipleriyle fazla mücadele etmeden gelen şampiyonluğun ardından güçlü rakiplerinin önemli (Boston – Rasheed Wallace, Cleveland – ShaQ, San Antonio – R. Jefferson/McDyess) eklemeler yaptığı bir sezon öncesinde Lakers’ın boş durması beklenemezdi. Bu aksiyon da Ron Artest’le geldi. Artest’in gelişini incelemeden önce geçen seneki şampiyonlukta büyük emeği olan Trevor Ariza’nın gidişinden bahsetmek gerekiyor. Geçen sezonun sonunda Lamar Odom’la birlikte free agent konumuna düşen Ariza’yla kulüp arasında bir maaş problemi yaşandı. Ariza fazla istedi, kulüp o kadar açılmak istemedi. Bu esnada aynı pozisyon için boşta görünen Ron Artest’le bağlantı kuruldu ve oyuncunun normal fiyatından ciddi miktarda indirim yapacak bir kontrata evet demesinden sonra Ariza beklenmedi ve iş bitirildi. Ariza hiç inisiyatif almadan önemli skor katkısı yapan, savunmada çok önemli iş gören müthiş bir rol oyuncusuydu. Fakat Artest başka bir adam. Yaşlanıp yavaşlamasına rağmen hala Ariza’dan daha iyi birebir savunmacı ve Ariza’yla kıyaslanmayacak kadar iyi bir skorer. Daha iyi bir şutör, bunun yanında eşleşme problemini gördüğü anda post up’la da rahat sayı bulan ligin en önemli 3 numaralarından. Kısa forvetten getireceği kalınlık, zaman zaman takım savunmasında problem yaşayabilen Lakers için çok değerli olabilir. 4 numarada ince kalan Lamar için 3 numaradan gelen size artısı önemli bir destek olarak görünebilecekken, Artest’in 4 numara oynayabilen ve bu şekilde takımı 4 kısaya çevirebilen meziyetleri Phil Jackson için değişik opsiyonlar yaratma şansı anlamına gelebilir. Hamlenin yaratabileceği iki sıkıntı var. Birincisi, Ron’un çok iyi bir skorer olması nedeniyle her takımda almak istediği ve buna da genellikle sahip olduğu oyun için inisiyatifi. İkincisi, oyuncunun bilindik arızaları ve disiplin problemleri. Birinci sorun için takımdaki Kobe’nin varlığı çok önemli. Rakipken dalaşsalar da iki oyuncu da birbirinin saha içindeki ve dışındaki karakterine büyük saygı gösteriyor. Artest geldiği takımın “şampiyon” ve “Kobe’nin ekibi” olduğunun farkında. Çok daha önemli skor opsiyonları olan Kobe ve Gasol’un arkasından gelmeyi kabul edecektir. İkinci problem için ise adres Phil Jackson. Artest’in eline tutuşturulacak iki felsefe kitabından sonra, P-Jax’in coach’luk yaptığı bir takımda arıza oluşacağını sanmıyorum. Artest 3 ay sonra ben basketbolu bırakıyorum diyebilecek bir karakter fakat, rakiplerin bu kadar güçlendiği bir dönemde şampiyona tek başına sınıf atlatabilecek bir oyuncu bu kadar ucuza bulunmuşken alınması gereken bir riskti bu. Pişman olup olmayacaklarını 2010 yazında göreceğiz.


Denver Nuggets: Allen Iverson karşılığında geçtiğimiz sezonun başında takıma katılan Chauncey Billups’ın arka alana savunma ve hücum anlamında kattıkları ortada. Billups gelene kadar sıradan bir takım olan Denver, takas sonrasında vites artırdı ve batı finaline kadar gitti. Ligin en önemli ön alan savunmacılarından Marcus Camby’nin gidişine rağmen, arka alana gelen Billups’ın hacmiyle daha iyi savunma yapan ve çok daha dengeli hücum eden bir takım haline geldiler. Camby’yle birlikte hücumda 4 kişi oynayan takım, Nene Hilario’nun sağlam dönüşü ve Kenyon Martin’in çift haneleri gören oyunuyla hücumda da çeşitlendi. Chauncey Billups’ın arkasını Minnesota Timberwolves tarafından draft edilen Ty Lawson’u draft hakkı karşılığında takas ederek sağlama aldılar. Veteran Anthony Carter’la beraber guard rotasyonları sorunsuz ve hatta kusursuz bir hale geldi. İki numaradan çok önemli skor katkısı yapan J.R. Smith dengesizliğine rağmen hala çok önemli bir silah. 2-3 numara oynayabilecek atletizminden başka hala bir şeyini göremediğimiz James White, Joey Graham ve Arron Afflalo takıma eklendi. Uzun rotasyonunda K-Mart ve Nene’nin arkasında Johan Petro ve yazın takas edilen Malik Allen var. Tek kayıp Olympiakos’la imzalayarak Avrupa’ya dönen Linas Kleiza. Bu takımın en önemli bench güçlerinden biriydi Litvanyalı. Skorer yapısı, gidişini fazlasıyla negatif gösteriyor Denver için. George Karl iyi işler yapmasına rağmen çoğu insan tarafından hala kabul edilmeyen, şüpheyle yaklaşılan bir isim. Geçen sene başardığı iş saygı uyandırması gereken cinstendi. Bu sene de yukarıyı zorlamayı sürdürecektir.


San Antonio Spurs: “NBA’de son 10 yılın en iyi yönetilen takımı hangisidir?” sorusunun cevabı Teksas yöresinden çıkıyor. Tim Duncan’ın draft edilmesinden sonra kaderi değişen San Antonio Spurs’un başarısının sırrı, Duncan’ın yanına hep doğru ve çarkları döndürecek isimlerin monte edilmesinden geçti. Bu senenin asıl hamlesi Richard Jefferson. Bruce Bowen, Kurt Thomas ve Fabricio Oberto karşılığında Tony Parker ve Tim Duncan ikilisini tamamlayacak harika bir parçayı takas etmeyi başardılar. Yine ön alan için boştaki Antonio McDyess’ı kadroya kattılar ki bu da takım kalitesini doğrudan etkileyecek bir ekleme. Bu ay takıma katılan Keith Bogans da sağlık durumu son zamanlarda pek de parlak olmayan Manu Ginobili için iyi bir yedekleme olabilir. 2-3 yıldır Spurs’un yaşlanan kadrosuna ve bir süre sonra dağılacaklarına dikkat çekilir. Doğru bir önermedir bu. Fakat yakalanan bu jenerasyonun son zamanlarını bile doğru işlerle şampiyonluk potasından fazla uzaklaşmadan geçirmeyi başarabiliyor San Antonio camiası. Bu yapıları son 10 yılda kazandıkları 4 şampiyonluk kadar değerli.


Portland Trail Blazers: Hidayet Türkoğlu’nu çok istediler, Toronto Raptors kaptı. David Lee, Trevor Ariza, Lamar Odom gibi oyuncularla ilgilendiler, olmadı. Sonunda kaptıkları isim Andre Miller. Oldukça hayırlı bir hamle Portland açısından. NBA’in en genç, en atletik takımlarından birine bu oyuncuları doğru kullanacak bir beyin gerekiyordu. Hidayet ısrarlarını bu açıdan okumak daha mantıklı. Andre Miller ise bu iş için 3 numaradaki Hidayet’ten çok daha iyi bir isim. Bu kadar genç isimlerden kurulmuş proje takımlarının en büyük sorunları içlerindeki veteran eksikliğidir. 5 tane çok genç ve gelecek vadeden isimden oluşturulmuş bir 5 yerine, bu sayıyı 3 ya da 4’e düşürüp aralara serpiştirilecek tecrübeli veteranlar oyuncuların gelişimi için çokdaha doğru bir yoldur. Böyle atlet ve potansiyelli oyuncular için Andre Miller gibi sağlam, saha görüşü çok iyi olan bir oyuncu önemli bir şans, güzel bir denge unsuru. Brandon Roy, LaMarcus Aldridge ve Greg Oden gibi oyuncuların gelişimini hızlandıracak bir hamleyle geçen seneki normal sezon 4.lüğünün üstüne çıkmaya çalışacaklar. Daha kötü olacaklarını sanmıyorum.


Houston Rockets:
Sakatlıklardan en çok çeken batı takımlarından biri. En büyük iki yıldızı Tracy McGrady ve Yao Ming bu kadar sakatlık yaşarken gelmeyi başardıkları nokta daha çok dikkat çekiyor. Geçen sezon sakatlık yaşayan Yao Ming bu sezonun da tamamına yakınını kaçıracak. Önce basketbol kariyerinin tehlikede olduğu söylendi ama şimdi daha olumlu haberler geliyor. Yine de artık Yao’nun eski Yao olmayacağı açık. Tracy McGrady’nin sağlık durumuna bağımlı bir sezon geçirecekler. O da ilk 2 ay yok. Ron Artest’in gidişini Lakers’tan boşa çıkan Trevor Ariza’yı alarak nötrlemeye çalıştılar. Ariza da bu takımda daha çok sorumluluk alacaktır. T-Mac 1 numaralı formasını Ariza’ya verip bu sene 3 numarayı giyecek. Aaron Brooks’un gelişimiyle birlikte arka alanın skorerleri Houston Rockets’in sezon gelişimi açısından öncelikli durumda. Zor bir sezon onları bekliyor.


Dallas Mavericks: Normal sezonun aktif takımlarından biriydi Dallas. Dörtlü bir takas sonucunda imzaladıkları Shawn Marion takıma oturacak bir oyuncu. 5 yıllık 40 milyon dolarlık bir kontrat verdiler ve 31 yaşındaki bir oyuncu için iyi bir rakam bu. Yine sınırlı serbest olan Orlando’lu Marcin Gortat için yaptıkları teklif Orlando tarafından son anda karşılandı. Gortat Dirk Nowitzki’nin yanı için mükemmel bir seçimdi. Hidayet için maksimum vermeye yanaşmayan Orlando Magic’in Vince Carter’ın kallavi kontratını alıp Gortat’la da yıllık 7 milyonluk bir sözleşme yapmaları ilgi çekici olsa da sonuç olarak Dallas’ın planları bozuldu. Gortat için de ilk 5 oynayabileceği Dallas daha doğru seçimdi. Şimdi ligin en iyi 2-3 uzunundan biri olan Dwight Howard’ın arkasında beklemeye devam edecek. Gortat olmayınca uzun rotasyonu için transfer edilen isim Drew Gooden oldu ki ne kadar katkı vereceği muamma. Jason Kidd, Jason Terry, Josh Howard, Shawn Marion ve Dirk Nowitzki’den oluşabilecek bir beş Don Nelson gibi birinin elinde çok değişik bir basketbol oynayabilirdi. Savunmacı Rick Carlisle’ın bu opsiyonu değerlendirip değerlendirmeyeceği Dallas adına sezonun en kritik sorularından biri olacak. Brandon Bass ise arayabilecekleri bir kayıp.


New Orleans Hornets: 2007/2008’deki normal sezon ikinciliğinden sonra geçen seneki performans kaybı dikkat çekici ama yaklaşık 40 maç kaçıran Tyson Chandler’ın durumu bu düşüşte etkiliydi. Hornets’e gelişinden sonra merak edilen sakatlık durumu geçen sene tekrar ortaya çıkınca yaz döneminde Charlotte Bobcats’le takas yapıldı ve Emeka Okafor kadroya katıldı. İlk sezonlarında benzer bir özellik gösteren Okafor son 2 sezonunda maç kaçırmadı ve double double ortalamalarını devam ettirdi. Tyson Chandler’dan hem daha iyi bir birebir, hem de daha iyi bir yardım savunmacısı. Ribauntlarda onun kadar etkili ve blok özelliği çok daha gelişmiş. Yine genişlik olarak Chandler’dan daha büyük bir hacim göstermesi de savunmasının değerini artıran bir özelliği. Son 2 sezonundaki istikrarını sürdüren bir Okafor’la New Orleans’ın 2 sezon öncesine dönmesi şaşırtıcı olmayacak.


Utah Jazz: Utah’ta büyük değişiklik yok. Carlos Boozer takımda kaldı, Mehmet Okur’la 2 yıllık extension imzalandı ve sınırlı serbest Paul Millsap için teklif yapan Portland Trail Blazers’ın teklifi karşılandı. Geçen sezonki düşüşte Carlos Boozer’ın sakatlığı büyük etkendi. Yaz döneminde adı sıkça takas söylentilerinde geçip oyuncu aransa da şu anda takımda kalmış gibi görünen Carlos Boozer’ın iştahı Utah’ın sezon seyri açısından çok önemli olacak. Sağlıklı bir Boozer ve Kirilenko’yla Utah’ın üst sıraları hedeflememesi için fazla neden yok. Hazırlık döneminin ilk maçında 21 dakika oynayıp 16 sayı, 6 asist ve 4 ribaunt yapan Deron Williams’ın yeteneğiyse Jerry Sloan’un elindeki en büyük silah.


Phoenix Suns:
Genel menajerliğe gelen Steve Kerr’ün kişisel kaprislerinin ve ben bilirim tavrının bir sonucu Phoenix Suns’ın içinde bulunduğu durum. Mike D’Antoni’yle şampiyonluk gelmeyince reçeteyi yavaş tempo ve iyi savunma olarak belirleyen Kerr önce D’Antoni’yi gönderdi, daha sonra da ShaQuille O’Neal – Shawn Marion takasını yaparak Phoenix’i özelliksiz bir hale getirdi. Düşen tempoda Steve Nash’in etkisi azaldı, arka alan savunmasındaki defoları ortaya çıktı. Ve sonuç: 5 yıl sonra play-off yapamayan bir Phoenix Suns. Alvin Gentry’nin gelişiyle dönülen tempolu basketbol yapılan yanlışların kabulu. Steve Nash 36 yaşına geldi. Run’n Gun’da da defolar yavaş yavaş çıkacak ortaya. Eski zirve dönemleri artık zor ama play-off için yarışacak kadrosu hala var Phoenix’in. Leandro Barbosa yaşlanan Steve Nash’le birlikte iyice kilit oyuncu haline geliyor. Channing Frye'dan ise sağlam bir çıkış gelebilir.



Golden State Warriors:
Galibiyet/mağlubiyet performansı olarak alttaki zayıf takımlara yaklaşsalar da, yaşadıkları çöküntünün temelinde Monta Ellis’in sakatlığı yatıyordu. Sakatlandığı yer konusunda yalan söyleyerek Vladimir Radmanovic tadı yakalayan Ellis sadece 25 maçta forma giyebildi ve çoktan play-off potasından düşen takımda bir fark yaratamadı. Andris Biedrins ve Ronny Turiaf’tan oluşan ön alan ve Monta Ellis ile Stephen Jackson’ın başını çektiği skorer kısa oyuncular mangası Don Nelson’un elinde play-off’a giren ve can yakan bir takım olabilir. Her şey Monta Ellis’in bu takımı yönetip yönetemeyeceği üzerinden şekillenecek. Geçen sezon bunun için bir deneme olabilirdi. Şimdi ise iki sene üst üste başarısızlık olasılığı dev bir şekilde takımın karşısında duruyor.


Minnesota Timberwolves: Draft’teki ilk 4 hakkıyla 4 tane point guard seçen bir takımın bu ay Ramon Sessions’la offer sheet imzalaması biraz garip görünebilir. Zira Ty Lawson Denver’a gönderildi, Ricky Rubio ve Nick Calathes de bu sezon NBA’de forma giymeyecekler. Eldeki John Flynn zaten NBA’e en hazır oyun kurucu durumundaydı. Antonio Daniels ve Ramon Sessions’la beraber iyi bir rotasyon oluşturabilirler. Minnesota Timberwolves Kevin Garnett gidip Al Jefferson geldiğinden beri bir proje takımı havasında. İyi işler yapılıyor ama anında başarı için çok yeterli değil. Ricky Rubio beklenen gelişimi gösterebilirse 4-5 sene sonrasına çok sağlam bir play-off takımı olarak gelebilirler. Bu sene için ise ellerinde, tecrübe kazanıp iyi maçlar çıkarma umudundan başka bir şey yok.


Oklahoma City Thunder: Kevin Durant, Russell Westbrook ve Jeff Green üçlüsünün yanına draft edilen James Harden bu oyuncuları tamamlayabilecek, 2009 draft’inin lige en hazır oyuncularından. Geçtiğimiz sezon ortasında takıma katılan Nenad Krstic de bu atlet ve yetenekli oyuncuları post’tan getireceği sayı desteğiyle dengeleyebilecek bir oyuncu. San Antonio Spurs kökenli Sam Presti’nin genel menajerliğinde lige girdiği günden beri düzenli olarak büyüyüp gelişen bir takım var karşımızda. Shaun Livingston, Nick Collison, Etan Thomas ve Thabo Sefolosha gibi oyuncuların sağlam kalıp rotasyonu genişletecek performansı ortaya koymaları durumunda sürpriz maçlara imza atabilecek, iyi bir takım görüyoruz Oklahoma’da. Bundan sonra işler biraz da coach Scott Brooks’un takıma neler katabileceğine bakacak.


Los Angeles Clippers: Baron Davis’in 17, Zach Randolph’un 43, Chris Kaman’ın 51, Marcus Camby’nin 20, Ricky Davis’in 46 ve Al Thornton’un 11 maç kaçırdığı bir takımda 19 maç kazanmak çok garip karşılanmamalı. Üst üste iki maça aynı beşle çıkamayan ve bunun sonucunda istikrarsız bir görüntü sergileyen Los Angeles Clippers’ın kadro kalitesi play-off için mücadele edecek düzeyde. Draft’ten gelen Blake Griffin büyük piyango. Ne var ki başlarındaki Mike Dunleavy bu seviye için yeterli değil. Sağlıklı kalmayı başarabildikleri ölçüde yukarıyı zorlayacaklardır. Ama son sezonları hep sakatlık sorunlarıyla geçen Baron Davis, Marcus Camby ve Chris Kaman gibi oyuncularla bunu ne kadar başarabilecekler, bu sorunun cevabını yeni sezonda göreceğiz.


Memphis Grizzlies: Bugüne kadar potansiyelli ve gelecek vadeden bir görüntü sergileyen Memphis Grizzlies’e yapılan iki ekleme her şeyi soru işaretine çevirdi. Pau Gasol’u cap boşaltma amacıyla Lakers’a verdikten sonra bu yaz iki sezonluk devasa bir kontratı olan sorun yumağı Zach Randolph’u kadroya katmaları ne kadar anlamsızsa, Allen Iverson’la cüzi bir miktar karşılığında sözleşme imzalamaları bir o kadar ilginç oldu. Rudy Gay ve OJ Mayo zaten topu seven oyuncularken, bu oyunculara potaya şut atmadan duramayan AI ve Zach ikilisinin eklenmesi tecrübesiz coach Lionel Hollins için pek olumlu durmuyor. Kağıt üstünde geniş ve yetenekli bir kadro ama bu kadar genç bir takımken bu oyuncuların gelişimine sekte vurabilecek cinsten oyuncuların takıma eklenmesi taraftarı düşündürüyor. Allen Iverson sorunlarından arınıp ilk olarak takımı oynatmayı hedeflerse geçtiğimiz sezondan çok daha iyisinin altına imzalarını atabilirler. Fakat 34 yaşına gelen Iverson için bu olasılık kaçıncı kez gündeme geliyor, işte Memphis için karamsarlığı ortaya çıkaran neden bu. OJ Mayo ve Rudy Gay mi, Allen Iverson ve Zach Randolph mu? Buna verebilecekleri dengeli bir cevap takıma sınıf atlatabilir.


Sacramento Kings: Vasatların yıldızı Kevin Martin ve çevresindeki kötüler topluluğu. Andres Nocioni’ye ayıp etmek istemiyorum fakat Sacramento Kings için söylenebilecek şeyler çok az. Açık ara NBA’in en kötü ekibi, batının averaj takımı. NBA’in en özelliksiz skorer yıldızlarından Kevin Martin’in etrafında kurulmuş olabildiğince özelliksiz bir takım Sacramento. Beno Udrih’in yanına gelen Sergio Rodriguez’li point guard rotasyonuna draft’ten katılan Tyreke Evans uzun vadede formayı alabilecek bir oyuncu. Ön alanda Spencer Hawes ve Jason Thompson takımın en önemli uzunları. Andres Nocioni’nin ruh getirebildiği ölçüde başarılı olmaya çalışacaklar fakat batı sonunculuğu da ufuktan el sallıyor.

26 Eki 2009

Juande Ramos'u da yalan ettiler


Ramos'un hocalık hanelerinde eksiler hızla artıyor.. CSKA'nın başına geldikten sadece 1.5 ay sonra Zico gibi Ramos'u da paketleyip gönderdiler.. CL'de ilk 3 maçta sadece Beşiktaş galibiyeti elde etti CSKA.. Görünürde grubun 3.'sü konumundalar ama İnönü'de oynayacakları Beşiktaş'ın bile gerisindeler görünüm olarak.. Evlerinde 2 maçı harcadılar ve durum pek parlak değil.. Ramos göreve geldikten sonra ligde ilk 2 maçta rahat kazansalar da, son 4 maç itibarıyla çıkan 4 puan ve liderin 10 puan gerisine düşmeleri CSKA yönetiminde muhtemelen bir değişikliğin daha iyi olacağını gösterdi.. Hep diyorum, kifayetsiz muhterisler sadece Türk futbolunda yer almıyor.. Ramos göreve başlar başlamaz ilk 3 ayın çok önemli olduğunu ve bu yüzden çok sıkı çalışmaları gerektiğini söylemişti.. O sürenin yarısını zor görebildi.. Bence yanlış tercihti gidişi.. Futbolun dili evrensel evet, ama sıcak ülke insanlarının Rusya gibi memleketlerde başarılı olmaları zor.. Doku uyuşmazlığı diye bir şey varsa, bu tip örnekler üzerinden ortaya çıkıyorlar.. Sevilla'da oya gibi 4-4-2 oynayan, bekleri oyuna katan, son yılların en iyi klasik 4-4-2'lerinden birini ortaya koyan adamın sonraki tecrübelerinde yaşadıkları üzüntü veriyor.. Spurs'te çok iyi bir kadroyla lige girip doğru düzgün puan toplayamayan bir takımın başında yer aldı.. Ki Tottenham Premier League'in en zor takımlarından biridir.. Kimse başarılı olamaz o takımda.. Sonraki Real durağı çok başarılıydı.. Teşhisi, o teşhis doğrultusunda yaptığı Lassana Diarra transferi ve sonrasında geçen senenin aşmış Barcelona'sını çok uzun süre rahatsız etmesi büyük bir futbol başarısıydı.. Öyle görülmesi Florentino Perez tarafından.. Büyük transferlerle cilalanan kadro üzerine yeni bir hocanın daha iyi olacağını düşündüler, ki hakkıdır o paraları harcayan adamın.. Sonrasında Ramos'un anlamsız CSKA tercihi geldi ve sonuç 1.5 ayda kapının önüne konması.. Bundan sonra yapması gereken biraz dinlenmek, yeni seçimini doğru yapmak için kafasını biraz boşaltmaktır.. Sevilla'nın mirasını çok çabuk bitiriyor zira.. Bir yanlış seçim daha futbol piyasasında hala iyi olarak anılan ismini iyice aşağılara çekecek yoksa.. CSKA'nın yaşadığı kadro erozyonu zaten büyüktü.. Anladık ki böyle yönetildikçe, o aşınma olmasa bile bir yere gitmeleri zormuş.. Beter olsunlar demekte bir sakınca görmüyorum..

25 Eki 2009

,

Fenerbahçe 3-1 Galatasaray


Yine benzer bir maç, yine benzer bir giriş.. İlk tehlike gol oldu, topun dışarı çıktığına kanaat getirdi hakemler ve 0-0'ı bir süre daha korudu Galatasaray.. Arkasından gelen ilk tehlike, ilk kanat ortası 2-3 oyuncunun önünden, arkasından, kalecinin ellerinin oradan geçip öne geçirdi Fenerbahçe'yi.. Klasik yine bozulmadı..

Bu maçlarda her şey farklı gelişiyor, her şey farklı şekilleniyor.. Maça hazırlanmış, oyun kurgunuzu yapmışsınız.. Bütün hafta boyunca çalışmışsınız belki de.. Dakika 2, Emre'nin darbesiyle yerde kalan Baros oyun dışı.. Muhtemelen de 3-4 maç kaçıracak bir sakatlık.. Şanstır, olur.. Ama Fenerbahçe maçına gelmesi anlamlıdır benim için.. Maçın gözümde bittiği an, Baros'un sahaya dönemeyeceğinin spiker tarafından dillendirildiği andır.. Tamamen birbirinden farklı özellikleri olan oyuncuların değişiminin takımı, oyuncuları etkilememesi imkansızdır.. Oyun karakteri baştan değişti.. Baros'un rakip savunmayı çıkarmayan, baskılı, yüzü kaleye dönük oyunu, Fenerbahçe'nin arkasına sarkabilecek ve daha da önemlisi rakip oyuncularla itiş-kakışa gelebilecek yapısının yerine, Lugano-Bilica arasında kaybolup sık sık orta sahaya duvar olma adına yalan bir şekilde gelip sırtı dönük bir oyun oynamaya çalışan Nonda büyük kayıptı.. Geçen sene Kadıköy'de Benfica maçının gazıyla 4-4-1-1'in sağ açığı olarak başlamıştı Baros, bu sene de daha 2. dakikada oyundan çıktı.. Şans? Kader? Derbi ritüeli? Bu iş böyle işte.. Shabani Nonda iyi oyuncudur kulübe için ama üst düzey, hatta vasatın üstündeki bir savunma dörtlüsünün karşısında rakip olarak görmek isteyeceği bir oyuncudur.. Baros ise Allah muhafaza dedirtir.. Bugün onu yine diyemedi Galatasaray..

Fenerbahçe üzerinden başlayayım.. Wederson ve Roberto Carlos rakibin güçlü bölgesini durdurmak için çok daha öngörülebilir bir ikiliydi ama son günlerde Andre Santos söylentileri artınca onu beklemeye başlamıştım ben.. Daum tedbiri Wederson tercihiyle göstermiş.. Wederson'u açığa alıp savunması son zamanlarda daha zayıf görünen Carlos'u beke koymasıysa Colin Kazım ve Alex arkasındaki 4'lü hattı son derece agresif, topa basan ve güçlü oyunculardan kurmak istemesi olarak okudum ben.. Wederson'un Topuz, Emre, Cristian ve en öndeki Colin Kazım'la maç boyu yaptığı presle doğrulandı bu.. Roberto Carlos'un kaliteli bek nediri hatırlayan oyunuysa işin sosu oldu Fenerbahçe için.. Fenerbahçe'nin ön hattının Galatasaray savunmasına yaptığı pres ve genel baskı son zamanlarda bir maçta görmediğim cinstendi.. O kadar büyük güç harcandı ki, 60 sonrası bir güçten düşme bekledim ama imdada Keita ve kırmızı kartı yetişti.. Galatasaray'ın 2-1'den sonra son 20-30 dakikada alabileceği kontrol tekrar Fenerbahçe presine ve dominasyonuna dönüştü.. Tandemi Zan - Servet, onların önündeki oyuncusu da Sarp olan bir takımın bekten de oyun kuramadığı göz önünde bulundurulursa ön alanda yapılan baskıyla rahatsız edileceği çok açık.. Galatasaray maçlarında da defalarca görüyoruz bu durumu ama yapılacak bir şey yok Ocak ayına kadar..

Galatasaray'la ilgili maçın tamamında görebildiğim bir şey yok.. Her Kadıköy maçında bu kadar kötüsünü az gördük deriz ama bu geceki bir başkaydı.. 0'dan 90'a sahaya olumlu anlamda yansıyan hiçbir şey yok.. Biraz Sarp, biraz Sabri, biraz maçın ilk yarısında takımı çıkarmaya çalışan Ayhan.. Rijkaard'a ne diyebilirsiniz ki bu maçın eleştirisi olarak.. Yarın fasikül fasikül Fenerbahçe tarihi farkı kaçırdı, ballı Rijkaard sallamaları gelir birilerinden.. Son 10 sene nasılsa yine aynı.. Yine lig ortalamasının çok altında bir Galatasaray, yine çok üstte bir Fenerbahçe.. Bu maçın klasiği, asıl görünümün yalanlayıcısı.. Arda'nın Kadıköy'deki vasatlığı yavaş yavaş çileden çıkartıyor.. Dolce & Gabbana, IWC, Yves Saint Laruent ve Aston Martin kaliteli markalar tamam ama performans düştüğü anda o kaliteler adamın karşısına ters bir şekilde dikilir.. Süper girdiği sezonda Elano'nun takıma girişiyle bir anda dibi gördü Arda.. Üstüne gelen Kadıköy Arda'sı da okları kendisine çevirir.. Kızmayacak, üzülmeyecek.. Bütün bunlarla birlikte 2-0'dan Arda'nın korneriyle bulunan golden hemen sonra, top alıp 25-30 metrelik denemeler yapmaktan başka hiçbir icraatı olmayan Elano'nun yerine Arda'nın çıkması bence fahiş bir hataydı Rijkaard'dan.. Mazur görüyoruz.. Kewell'ın girişiyle bölgesi değişen bir Arda, golden aldığı moralle daha iyiye gidebilirdi.. Elano için ise bu maçtan sonra bir saptama yapmak istemiyorum.. Konuşacak zamanımız olacak ileride..

Servet ve Zan'ın ilk 60 dakika boyunca Colin Kazım'dan dayak yemeleri gecenin sürprizi.. Colin Kazım'la ilgili burada yaptığım bir tespittir.. Bu adamın rakip kaleye en uzak olabileceği mevkii, 4-3-3'ün açık/forvetidir.. O da belki.. Natureli forvet olan bir oyuncunun, Türkiye'ye geldiği günden beri gamsızlıkla itham edilen bir topçunun en uçtaki agresifliği ve isteği nerede oynamak istediğinin bir kanıtı olarak görülebilir.. Maçın en önemli performansçılarından biriydi.. 2 gol atan Alex'in arkasındaki 4'lü fizik anlamda müthiş iş çıkardılar.. Lugano ve Bilica Nonda'yla zaten çok rahattı.. Roberto Carlos son 1 yılda özellikle savunma anlamında belki de en iyi maçını çıkarttı.. Ki Keita'nın gördüğü kırmızı, hiçbir pozisyonda Carlos'u geçememesi üzerine yavaş yavaş edindiği bir sinirin sonucudur.. Emre ve Cristian Sarp ve Ayhan'a kesinlikle ağır geldi.. Ama daha da önemlisi bu iki oyuncunun kenarlardan aldığı katkıydı.. Arda ve Keita'nın o taraklarda bezi olmaması Fenerbahçe'nin maç boyu süren üstünlüğünün tek açılımı..

İlk pozisyon ofsayt mıydı, penaltı nasıldı tartışılacak.. Ben onu tartışmıyorum.. Ama yine bir tarafın derbiyi dolu dolu yaşadığı, bir tarafın da ilk 15 dakikada hadiseyi kabullendiği durumu kabul etmek çok zor.. Servet, Zan, Balta, Sarp, Elano, Keita, Baros ve Nonda.. 10 yıllık süreçle alakaları yok.. Formanın tecrübesi, formanın ağırlığı, formanın yaşadıkları bazı şeylerde etkendir evet.. Galatasaray ülkenin Avrupa tecrübesi en yüksek takımıdır ve belki de PAF takımla bir Avrupa maçına çıksa bile bu tecrübeden nemalanır.. Aynı şekilde bu psikolojide ezilen taraf olmak için 10 sene boyunca bu maçları yaşamış olmak gerekmiyor belki.. Ama yine de derbiyi yaşayan ve yaşamak istemeyen tarafı görünce, iki kulübün hadiseye bakışında bir değişiklik olmadığını, Galatasaray'ın maça yeteri kadar hazırlanmadığını, gerekli çalışmaların yapılmadığını görüyorum.. Teknik kadrolardan ve yönetimlerden bağımsızdır bu.. Daha geneli kapsar..

Maçın kalitesi kesinlikle vasat, hatta vasatın altındaydı.. Ama bunu düşüren taraf Galatasaray'dı.. Fenerbahçe'nin bu maçtaki mücadelesi Avrupa çapında, ama hücum anlamında 3 gole ve görünürdeki bazı pozisyonlara rağmen yetersiz.. Ki bu da Daum'un tercihlerinin sonucudur.. Bir taraf çok net çok iyiydi, diğer taraf da tam olarak berbattı.. Bu ortamda ne kararlara sığınırım, ne de başka bir şeye.. Oyunu oynayan taraflar değişse Galatasaray bu maçtan bu skoru çıkarabilir miydi? Son 10 yılı analiz edenlerin buna net bir "evet" cevabı vereceğini sanmıyorum.. Bu statta her şeyin anormale dönmesinin yansıması budur işte.. Böyle bir ortamda da iş daha fazla uzatılmaz.. Baros 2 ay, Keita en az 2-3 maç yok.. Bu ortamda devre arası nasıl gelecek, bu maçın sonuçlarından çok bunun düşünülmesi gerekiyor.. Rijkaard'ın da aklında şu anda bunların olduğunu düşünüyorum.. Fark 5 puan.. Öndeki 1 ay ise kara bulutlarla kaplı.. Anormali normale yine çeviremedik.. Vuslat başka bahara..

,

İlk pozisyon gol olur


Muhtemel 11'ler:

Fenerbahçe: Volkan, Gökhan - Lugano - Bilica - Carlos, Topuz - Cristian - Emre - Santos, Alex, Colin Kazım

Galatasaray: Leo Franco, Sabri - Zan - Servet - Balta, Keita - Sarp - Ayhan - Arda, Elano, Baros

Böyle bir kanun vardır Kadıköy'deki Fenerbahçe - Galatasaray maçlarında.. Galatasaray kalesindeki ilk tehlike skor tabelasına yansır.. Beklediğim maç benzer.. Bir süredir Kadıköy'deki Fenerbahçe - Galatasaray maçlarında bir şey beklememeyi alışkanlık haline getirdim.. Büyük faydasını görüyorum bunun.. Maç boyunca, 90 dakika müthiş bir heyecan yaşamamı engellemiyor bu.. Bu toprakların en büyük mücadelesi bu.. Kimin ne düşündüğü, dünyanın hangi derbisini kaçıncı sıraya koyacağı umrumda değil benim.. Hiçbir dünya derbisinde bu maçta duyduğum heyecanı duymuyorsam, benim için dünyanın en büyük derbisi bu akşam saat 20.00'de başlayandır.. Romantikleri El Clasico'ya, Superclasico'ya, Milano derbisine, Londra derbilerine, bugünkü Pool-United maçlarına alalım.. Bizim derbimiz bize kalsın..

Maçın öncesini, neler olabiliri yazmayı her Fenerbahçe - Galatasaray maçı gibi gereksiz buluyorum.. Ne yazarsan yaz, hocalar kafasında ne tasarlarsa tasarlasın, çoğunlukla bambaşka şeyler gerçekleşir bu maçlarda.. Akılla, mantıkla bir yere kadar kurgulayabilir, bir yere kadar tahmin edebilirsin bu maçları.. Kadrolar yukarıda beklediğim gibi.. Mor formayla maça çıkma düşüncesini bırakmış Galatasaray ki sevindirici.. Uğurlu forma diye diye geçen sene turuncuyu Kadıköy'de mundar etmiş, daha sonra da çok az giymişti takım.. Mora da aynı şeyi yapmaya gerek yoktu.. Yenilgi sonrasında geçilecek dalgalara bir de moru ekletme ihtimali bunların dışında çok gereksizdi.. Keita ve Sabri'li sağ kanada önlem alacak Daum.. Carlos ve Santos'un arasına sık sık Emre'nin girip o kanadı kırmaya çalışacağını düşünüyorum.. Fenerbahçe savunmasının ağırlık merkezini o tarafa çekebilirse Galatasaray, Sabri'nin ters top atma özelliği üzerinden sol tarafta boşluklar bulabilir.. Maçın kilit noktalarından biri bu ters toplar olacak gözümde.. Fenerbahçe'nin orta göbeği Galatasaray'a göre üstün.. Savunma 4'lüsü de tedbirli oynandığı zaman Galatasaray'a göre daha dengeli.. Bahisçilere bu maçla ilgili hiçbir öneri yapmam, yapamam side hadisesinde, gönlüm el vermez.. İki takımın da maça çok çekingen gireceğini düşünmeme rağmen over akla ve mantığa çok yakın duruyor ama..

Pool - United maçında Torres ve Gerrard'ın durumlarına rağmen Pool bence ağır favori.. 2.60'tan öneririm herkese.. Atalanta - Parma maçı zor olsa da Parma'nın 3.50'lik oranı da küçük oynanan yüksek oranlı kuponlarda değerlendirilebilir.. 3'te oynayan Gençler'i 2.10'dan kaçırdık.. Artık 8 olsun ve maçı izleyelim.. İnsanın başka bir şey yapası gelmiyor zira..

23 Eki 2009

,

60 Dakika


Frank Rijkaard zeki adam.. Maçtan önce muhtemelen Türkiye'de kimsenin izlemediği Dinamo Bükreş için savunmaları güçlü, hücumları zayıf saptaması yapmış.. Maçın teyitlediği durum 4 gole rağmen bu.. Yine çok da iyi oynamıyorken gelen goller sonrasında açılan kilit, kalitenin ortaya çıkışı ve cevap veremeyen rakip.. Fazla büyütülecek bir maç değil.. Çok önemli olan tek şey 2001 sonrası Avrupa'da unutulan karakterin 2 yıldır yavaş ama sağlam bir şekilde geri dönüyor olması.. Rakip Romanya'nın her dönem tehlikeli olan, sürprizleri devamlı görülen altılısından (Dinamo, Rapid, Steaua, Cluj, Timişoara, Unirea) biri.. Bu 6'lıdan son 6 sene içinde liginin ilk 4'üne sürekli olarak giren tek takım.. Bunların bazıları sermaye takımları ve geçmişleri de yok ama buna rağmen Romanya'da önemli bir ekoldür Dinamo.. Galatasaray böyle bir takımı bizim kolpacı basının gözünde çok basite indirgemeyi başarıyorsa biraz gülmekle beraber taraftarın gurur duyması gereken şeyler de vardır içinde.. Bu övgülerin bir kısmından deplasmanda Steaua'yı yenen Fenerbahçe de sebeplenir, ki Steaua'da son 1 yılda müthiş bir kadro erozyonu da vardır ama konu o değil şu anda..

Sağdaki Sabri ve Keita yine gecenin damgacılarından.. Sabri'nin maçın ilk dakikasında Alexe'den yediği çalım ve 29. dakikada takım topla çıkarken yaptığı hata hanesine iki büyük eksi olarak yazılır ama ikinci golde Keita'nın önüne bıraktığı top ve maçın genelindeki olumlu katkıları yine öne çıkarır maçta.. Dinamo Bükreş'in maçın başından itibaren Caner'in bölgesinden Adrian Cristea'yla sızma çabasına karşılık Galatasaray da yine güçlü olan sağı üzerinden şekillendirdi hücumlarını.. 4 golden 3'ü sağ açık imzası.. Bunun yanında ilk golü hanesine yazdıran Kewell, gol dışında da çok aktifti bugün.. Onun içe kaçışlarının arkadan Caner'in bindirmeleriyle denge bozucu bir unsur olarak sistemde işletilmesi, Balta'yla yapılamayan ve aslında beklerin yapısı üzerinden ayrıca konuşulması gereken bir özelliğin maç içinde artı olarak takım hanesinde görünmesine neden oldu.. Bugünkü full back'siz, iki tane açıktan bozma bekin oyunun rakip kaleye yıkılmasında payı büyük.. Ama elbette Galatasaray her maça böyle çıkmalıdır anlamına gelmiyor bu.. Stoperleri alıp bek haline soktuğmuz, oradan hücum istediğimizde de açıkları devşirmeye çalıştığımız yapı devam ettikçe gerçek bek yetiştiremeyecek bu ülke.. Hiçbir konuda ortamız olmadığı gibi bunda da o çizgiyi bulamıyoruz..

Elano'nun Sarp ve Ayhan'la üçlü oluşturma çabaları 90 dakika devam etti ki güzel.. Basit oynayan, topu ayağında tutmayan yapısı da bu öz oluşturma çabası için gayet önemli ve değerli.. Ki Arda biraz feyz almalı tek pas futbolundan.. Ama beklenen katkının hala uzağında.. O bölgeden ve pozisyondan beklenen tek forvete destekten çok orta alandaki boşlukları doldurup o oyuncularla birliktelik kurmaya çalışmak oldukça sahadaki sistem her zaman daha iyiye gidecek, isteneni gösterecek.. O güne kadarki sıkıntılar hep en iyiyi bulma çabası, arayışın ve onun getirdiği denemelerin, ısrarların sahadaki duruşu.. Sarp, Topal, Elano, Ayhan ve Arda'dan böyle bir öz oluşturabilecek mi Galatasaray, yoksa bazı transferleri için pişman mı olacak bunu gösterecek tek şeyse zaman..

Kenarları kullanmayı takımın futbol karakteristiği haline getirmek güzel.. Bunları çeşitlendirecek merkez hakimiyetiyse daha yok.. Ayhan'ın sorumluluk almaya çalışan ve ceza sahası önüne doğru koşular yapmaya çalışan futbol profilini takdir ediyoruz ama yaş 33, her şeyin belirli bir sınırı var.. Bu yaşta bu kadar efor gerektiren bir mevkii ve rolle oynuyorsanız düzenli maç temposunun getirdiği istikrarsızlıktan da nasibinizi alıyorsunuz.. Galatasaray'ın sezon boyunca çekeceği sıkıntıların bir bölümünü de bu teşkil edecek.. Bu maç ikinci yarının başında atılan golle bitti, akılları 3-0'la birlikte tamamen Fenerbahçe maçına kaydı.. 60'ta gelen Aydın'ın yaratıcılığıyla gelen golse maçın gerçek anlamda sonu.. Ondan sonraki aksiyonlar için pazar günü o derbi orada dururken kimseyi suçlamam.. Suçlayana da kötü gözle bakarım.. Dinamo'nun golü ve sonraki tehlikeleri rölanti futbolun yanında rakibin disiplinden koparak oyunu Galatasaray'ın en zayıf bölgesinde oynamaya başlamasından da kaynaklanıyor biraz.. PAO maçı da benzer şekilde gelişti.. 3 farktan sonra rakibin nereye geldiğinin çok önemi yok.. Önemli olan oyun dengedeyken rakibi zayıf olan yere sokmamak ki şu ana kadar Galatasaray bu işi iyi başarıyor..


Yapılan güzel bir işi de takdir edelim.. Maç için kulüp tarafından çıkan özel atkılar daha sık görmek istediğimiz hadiseler.. Adana Demirspor'un Livorno'nun ülkeye gelişiyle yapıp paraya dönüştürdüğü bir ürünün bizim büyükler tarafından tercih edilmemesi ziyadesiyle saçma.. Diğer Avrupa maçlarında, hatta Türkiye'deki önemli mücadelelerde de görmek isterim aynısını.. Polat yönetiminin son 1 yıl içindeki sürekli doğru hamlelerinden biri olarak yer alacak bu atkı.. 1 saatlik bir maçtı, geçti ve bitti.. Şimdi önde başka bir engel var.. Bugün oynamayan Arda, Keita ve Baros'un yeri Fenerbahçe maçında bence garanti.. Diğer isim bugün 90 dakika oynayan Kewell ya da Elano'dan biri olacak.. Bugünkü iyi performansından sonra benim favorim Kewell ama Elano'nun bugünkü rolüyle Arda'yı sola atan bir 4-3-3 benzeri beni fazla şaşırtmaz.. Bu maçı sanıyorum Barış Özbek'in oyuna girdikten sonra yaptığı saçmalıklar üzerine Galatasaray yedek kulübesinin Keita önderliğinde yaptığı makaralarla hatırlayacağım.. Güzel enstantaneydi.. Ekrana yansıtan yönetmene teşekkür ederiz..

22 Eki 2009

133


Dün Stamford Bridge'te Atletico Madrid'i 4-0 yenip ısınmakta olan Abel Resino'nun suyunu iyice kaynatmaya başladı Chelsea.. Maçın 69. dakikasında Frank Lampard'ın attığı golse Chelsea tarihine yazıldı.. 10 maçtır gol atamıyordu Lampard.. Hem bu uğursuzluğu kırdı, hem de Chelsea için attığı 133. golle kulüp tarihinin en skorer 5. oyuncusu oldu.. Kendisinden önce gelen oyuncular Bobby Tambling (202), Kerry Dixon (193), Roy Bentley (150) ve benim için tarihin en önemli efsanelerinden biri olan Peter Osgood (150).. Lampard 31 yaşında.. 3.lük için önü açık ama daha fazlası biraz zor..

Büyük topçu, büyük insan.. Bir de iki sene önceki CL'yi kaldırabilseydi...

21 Eki 2009

Yahoo Fantasy NBA 2. Lig

İlk lig çoktan doldu, ikinci ligi de açmaya karar verdim.. 16 takımlık, aynı formasyonda bir lig daha düzenledim.. Kodu ve şifreyi buraya yazacağım.. İlk lige katılamayan 3-4 kişi vardı, onlara mail yoluyla bilgileri yolladım.. İlk lige katılanlar da eğer isterlerse girebilirler.. Draft bu Perşembe, saat 22.00'de.. Eğer yeterli başvuru gelmezse 14 ya da 12'ye düşürebilirim takım sayısını..

ID: 290027
şifre: magic32

Bu arada ilk ligin draft'i cuma günü 22.00'de.. Tekrar bir hatırlatma olsun.. Umuyorum katılım yüksek olur draft'e..

Önemli edit: Perşembe 22.00'de Galatasary'ın maçı olduğunu haber verdi 1-2 arkadaş mail yoluyla.. Unutmuşuz tabii.. Cumartesi 22.00'ye atıyorum ikinci ligin draft'ini, umuyorum problem yaratmaz.. 9 kişi olduk, sanıyorum cumartesiye kadar 16 da tamamlanmış olur..

Southgate'i paketlediler


Championship'te 13. hafta oynandı dün.. Geçen sezon küme düşüp bizim Tuncay'ın da piyasasını bir alt lige düşüren Boro'da maçtan sonra 1 yıldır beklenen ama bir türlü gelmeyen karar açıklandı, Gareth Southgate'in görevine son verildi.. 3.5 yıllık ilk menajerlik çabası böylece son buldu Southgate'in.. Başkan Steve Gibson'un kararı açıklarken Southgate'e kurduğu övgü cümleleri belki çok samimi, belki de hocalıktan önce de 5 yıl boyunca Boro forması giymiş ve takım kaptanlığı yapmış Southgate'e karşı gösterilen vefanın karşılığı.. Southgate'te bir menajerde aradıkları her şeyin olduğunu söylemiş.. Futbolun içinde bulunmaya başladığı günden beri verdiği en zor kararın da bu olduğunu eklemiş.. 3.5 yıllık hocalık, hiçbir sezon 12.liğin yukarısını görememe ve 3. yılda küme düşüş.. Boro'nun geçen sene ligin ortalamasında bir savunma ve hücum hattı vardı.. O oyuncularla 38 maçta 28 gol atabilen bir adamın görevden ayrılması gerekiyordu zaten.. Geçen sene EPL'den Championship'e gidenlerde sezon sonunda göreve gelen Alan Shearer Newcastle'da devam ederken, WBA'in hocalığını ise bu sene Roberto Di Matteo yapıyor.. Genç bir adam Southgate, fazla iddialı konuşmanın da anlamı yok.. Kendisini geliştirmek için gerekli zamanı var önünde ama teknik adamlıkta bana zerre umut vermedi.. Bundan sonraki hamlesini düşünerek yapıp başarılı olma zorunluluğu var.. Beceremezse futbolun başka yollarından geçebilir kariyerinin kalan kısmında..

Sürpriz Gecesi


Her sezon başında CL'nin kuvvetsiz görünen takımlarına saydıranlar bu geceden sonra da saydırsınlar.. Geçen sene Cluj, BATE.. Bu sene Rubin, Zurich, Unirea.. Rubin Kazan'ın Nou Camp'ta Gökdeniz Karadeniz'le kazanması ülkenin futbol gündemini en azından 1 gün işgal edecektir.. Uzantısı farklı yerlere de ulaşır mutlaka.. Barcelona'da Guardiola sezon başından beri rotasyon yaptı.. Ligde hiçbir maça geçen seneki as kadrolarıyla çıkmadılar.. Bu gece Rubin karşısında Henry - Pedro değişikliği dışında normal düzenlerine en yakın maçı oynayıp kaybettiler.. Barcelona medyasında da illa ki "rotasyon" üzerinden eleştiriler gelecektir.. Ligde Nou Camp'ta kaybetmektense, CL'de kaybetmeyi daha çok isterlerdi muhtemelen.. İsabet olmuş o açıdan.. Öbür tarafta Inter'in Kiev'i yenememesi de zararı azaltıyor zaten.. Rahat rahat Barca ve Inter denen grupta ilk 3 maç sonunda 3 takım 4 puan, sonuncu Inter 3 beraberlikle 3 puanda.. Bir sonraki hafta deplasmanda da rahat edemezse bu iki takım son 2 hafta ilginçleşebilir iş..

Debrecen ve Fiorentina'da sonuç normal, 7 gol sürpriz.. Under'a girip yalan olan binler vardır.. Pool'un sahasında Lyon'a kaybetmesi Benitez'in ligden sonra CL'de de iflasının belgesi olabilir.. Torres yokken ağır yalan Liverpool.. Gerrard da 25'te sakatlanıp çıkmış.. Eğer Lyon öbür maçta da yenerse, Debrecen'i İtalya'da dağıtacak Fiorentina'yla birlikte işi erkenden bitirebilir.. Sevilla ligde ve CL'de tam gaz.. Stuttgart'a Almanya'da 3'e şapka çıkartılır.. Unirea'nın Rangers'a Ibrox Park'ta 4 atmasıysa kötü takım (!) karşıtlarına başka bir darbe.. Alışacaklar ama.. H'de Arsenal'e beraberlik yetiyordu.. Alkmaar ve Standard'ı içerde rahat geçtikten sonra muhtemelen Yunanistan'a turist olarak giderler.. Zico da Olympiakos'u bu grupta rahat çıkaracak gibi.. Selam olsun..

20 Eki 2009

Onze Mondial 2009


France Football'un dünyanın en iyi futbolcusu seçimi bir yana dursun, bir başka klas Fransız futbol dergisi Onze Mondial de yaklaşık 30 yıldır yılın oyuncusu seçimini yapıyor.. Bu sene de yılın en iyi 11'i, en iyi futbolcu ve en iyi hoca gibi oylamaları halka açmışlar.. İki stoper, sol bek, sağ bek, iki defansif orta saha, iki ofansif orta saha ve iki forvet seçimi yapıyorsunuz.. Dengesiz oluyor tabii ama yapacak bir şey yok.. Oyları buradan veriyorsunuz..

Kaleciler:

Julio Cesar (Inter Milan), Iker Casillas (Real Madrid), Edwin Van Der Sar (Manchester United), Victor Valdes (Barcelona), Gianluigi Buffon (Juventus), Shay Given (Manchester City)

Sağ Bek:


Daniel Alves (Barcelona), Sergio Ramos (Real MAdrid), Jose Bosingwa (Chelsea), Douglas Maicon (Inter Milan), Bacary Sagna (Arsenal)

Stoperler:


Nemanja Vidic (Manchester United)
, Gerard PiQue (Barcelona), John Terry (Chelsea), Lucio (Inter Milan), Juan (Roma), Giorgio Chiellini (Juventus), Carles Puyol (Barcelona), Rio Ferdinand (Manchester United), Jamie Carregher (Liverpool), Kolo Abib Toure (Manchester City)

Sol Bek:

Patrice Evra (Manchester United), Philipp Lahm (Bayern Munich), Ashley Cole (Chelsea), Aly Cissokho (Lyon), Davide Santon (Inter Milan)

Ofansif Orta Sahalar:

Xavi (Barcelona), Ryan Giggs (Manchester United), Steven Gerrard (Liverpool), Andres Iniesta (Barcelona), Frank Lampard (Chelsea), Franck Ribery (Bayern Munich), David Silva (Valencia), Zvjezdan Misimovic (Wolfsburg), Diego (Juventus), Yoann Gourcuff (Bordeaux)

Defansif Orta Sahalar:

Yaya Toure (Barcelona), Darren Fletcher (Manchester United), Xabi Alonso (Real Madrid), Michael Essien (Chelsea), Lassana Diarra (Real Madrid), Javier Mascherano (Liverpool), Michael Carrick (Manchester United), John Obi Mikel (Chelsea)

Forvetler:

Lionel Messi (Barcelona), Cristiano Ronaldo (Real Madrid), Diego Forlan (Atletico Madrid), David Villa (Valencia), Samuel Eto'o (Inter Milan), Zlatan Ibrahimovic (Barcelona), Sergio Agüero (Atletico Madrid), Karim Benzema (Real Madrid), Fernando Torres (Liverpool), Wayne Rooney (Manchester United), Alexandre Pato (Milan), Grafite (Wolfsburg)

Teknik Direktörler:


Pep Guardiola (Barcelona), Sir Alex Ferguson (Manchester United), Jose Mourinho (Inter Milan), Felix Magath (Schalke 04), Guus Hiddink (Rusya)

Yılın Oyuncusu:


Lionel Messi (Barcelona)
, Cristiano Ronaldo (Real Madrid), Andres Iniesta (Barcelona), Julio Cesar (Inter Milan), Steven Gerrard (Liverpool), Zlatan Inrahimovic (Barcelona), Xavi (Barcelona), Fernando Torres (Liverpool), Samuel Eto'o (Inter Milan), John Terry (Chelsea), David Villa (Valencia)

***

Benim için ortaya çıkan kadro Buffon, Maicon - Terry - Vidic - Evra, Yaya - Lassana - Iniesta - Gerrard, Messi - Ronaldo.. Oylamanın tek sakatlığı son zamanların modası Messi ve Ronaldo ikilisini forvet olarak değerlendirme hastalığı.. Bu iki adam varken gidip Torres'i ya da Eto'o'yu seçemiyorsunuz tabii.. Bu adamlar 4-3-3'ün açık forvetleri en fazla.. Formasyonu 4-4-2 seçip bu adamları forvet olarak değerlendirmek anlamsız.. Hangi hocaya verirseniz verin bu adamları, formasyon 4-4-2'yse öncelikli olarak açıklara girerler.. Bazı teknik adamların denemesi, herkesin ütopyası 4-6-0'a göz kırpar burdan çıkacak kadrolar ama yapacak bir şey yok.. Hocayı Pep alacak.. Eğer Sir'ün bir şansı olsaydı, 1991'den beri verilen yılın hocası ödülünü 4 kere alan Arsene Wenger yalnız kalmayacaktı ama zor.. Futbolcuda tek seçenek Messi.. Keşke Iniesta'nın şansı olsa..

Galatasaray - Bucaspor


Geçen sezon ligde kaçan ilk 4 sonrası bir sonraki sene sezonu erken açmak yetmiyormuş gibi Türkiye Kupası'na yeni play-off turundan katılmak taraftar gözünde hoş mudur değil midir bilmiyorum.. Ama hoş değilse, işin taraf olma kısmında bir sorun var demektir.. Benim açımdan Galatasaray'ın kupada da erken açtığı sezon çok ilginç ve keyifli bir eşleşmeyi de beraberinde getirdi.. Biri 104, diğer 81 yıllık iki takım tarihlerinde ilk kez bu sene karşı karşıya gelecek.. Bucaspor açısından bu turda Galatasaray'la eşleşmek şanssızlık.. En azından gruplara kalsalar, bu seneki fiyakalı başlangıçları daha çok ses getirebilirdi.. Kulüpten son zamanlarda gelen can sıkıcı haberler, bu seneki çıkışın uzun süreli olmayabileceğini gösteriyor.. Bu nedenle ele geçen bu fırsat belki de bu sene kullanılmalı ve Türkiye Kupası bu süreçte takıma engel olabilir..

Bank Asya 1. Ligi'ne çıktığı gün kendi kendime verdiğim bir söz vardı bu güzel takımla ilgili.. En azından Buca Arena'da izlemek istiyordum.. O fırsatı daha önce elde etmiş olabilirim bu eşleşmeyle.. Galatasaray'ın kapalısına da bir ziyaretin vakti geldi de geçiyor.. Şu anda fizibilite çalışmalarına başladım.. Hem son senesinde Sami Yen'in sezonunu açıp hem de Bucaspor'u Galatasaray'a karşı izlemek eğlenceli olacak.. Mehmet Batdal'ın ne olduğuna bir de çıplak gözle bakalım..

18 Eki 2009

,

Galatasaray 4-3 Trabzonspor


Harry Kewell'in 20 civarı attığı golün 5 dakika öncesinde kendi kendime sahada olmasının nedenlerini sorguluyordum.. 5 dakika geçmeden o 'neden' geldi.. Kewell yine bir kenardan asıl beklenenleri yapmadan golü atarak kilidi açtı, takımın oyunun kontrolünü tamamen almasına yardımcı oldu.. Sadece golde değil, öncesinde ve sonrasında soldan Baros'un yanına girişleri de yine futbol bilgisinin, oyun görgüsünün kanıtı.. Skor hanesine katkı yaptığı her maçta ilk 1 saat boyunca tartışılmaz.. Ama o katkı yok olduğunda oyun içi defoları, takım savunmasına zararları da ortaya çıkıyor.. Bu açıdan Kewell'dan her sezon gelmesi gereken 10+ civarı gol çok önemli.. Gelmediği halde takıma zarar.. Geldiği anda bile bazen zarar ve bu akşamki değişikliğin altyapısını hazırlayabiliyor ama bunlar bu şekilde maç içinde çözülebilecek sakatlıklar..

Trabzonspor'un maça başlama kadrosu Galatasaray'ı durdurmanın ana plan olduğunu doğrular şekildeydi.. Yattara yokken sağ açığın Serkan'a emanet edilmesi, merkezde Colman ve bir kademe öndeki Engin Baytar ve solda Sabri ve Keita ikilisi karşısında helak olan ikiliden biri Gabric.. Uzantısı, Umut Bulut'un partneri Gökhan Ünal'dan yoksun bir şekilde tek forvet olarak sahada yer alması.. Çok dirençli bir takım savunması oluşturamadığınız anda Sami Yen deplasmanı için hücumda sakat bir takım.. Genel görünümleri de böyleydi..


İlk 15 dakikada, sezona başladığı 11'le uzun bir aradan sonra sahada yer alan Galatasaray'ın 2 haftalık bir futbolsuzluktan sonra uğurlu takımıyla iştahlı bir açılışı.. Daha sonra kısmi bir yavaşlama ve oyunu kenarlara, özellikle de sağ tarafa yıkmaya çalışan maç karakteri sonucunda gelen gol.. Galatasaray'a karşı oyunu geride kabul eden, defans çizgisini kaleye yaklaştırarak arkaya yaslanan her takımın mutlak sonu ilk gol ve devamı.. Maçın tartışmasız iki yıldızı Sabri ve Keita'yla birlikte Trabzonspor'un hücumda bir şeyler gerçekleştirebilecek tek kanadını kırıp, savunmada da demoralize eden Galatasaray, skor üstünlüğünden sonra da rahat oyununa devam etti.. Arda sahada yokken, sol taraf zerre çalışmazken, Trabzonspor'un sahaya çıkış şekli üzerinden tek kanatla işi götürmeye çalıştılar.. Başarılı da oldular.. Kewell'ın golden sonra kaçırdığı başka bir pozisyonun ardından gelen Servet'in şans golü.. İlk 40 dakikada gösterilen futbol böyle bir aradan ve takımın ana 11'inin tekrar bir arada görüldüğü maçta yeterli.. Fakat katiyen hedef futbolun yakınından bile geçmedi.. Bununla birlikte işler gayet yolunda giderken, devreye 2 kala yenen bir şans golü, bugünkü 7 gole ve 'gel-git'ler yaratan maça neden olabiliyor.. Kimine göre futboldaki şans faktörü, kimine göre futbolun güzelliği, kimine göre bu oyunun neden dünyada 1 numara olduğu.. Bazen sahadaki sistemleri, varyasyonları, oyun altyapılarını yok eden, böyle gelen bir garip gol olabiliyor..

Hugo Broos'un ikinci yarıya savunmayı öne çıkararak ve Galatasaray'ın sorunlu, iki tandeminin ortasında pres yaparak başlaması oyunu çözmesi değil, Galatasaray'a karşı bence yanlış hazırlandığının ve 45 dakikayı boşa harcamasının sahadaki tezahürü.. Tandemi sorunlu olan, orta göbekteki oyuncularında da hem yapısal sorun, hem de sezon içi formsuzluk gözlenen takımda işleri yine zora soktu.. İkinci yarının başında Galatasaray'ın ilk yarıdaki idare eden/yeterli olan futbolu sıfırlandı ve Trabzon daha ön tarafa gelmeye başladı.. Ayhan'ın bugünkü anlamsız ve formsuz futboluna eklediği oyun için hata sonucunda Colman'ın köşeyi gören topu oyunu tekrar başlangıç noktasına, tekrar hamle yapılması gereken (belki) hale getirdi.. 2-0'dan 2-2'nin görüldüğü skorda Kewell'ın çıkıp Barış'ın girmesi nasıl yorumlanabilir? Sistemi bozmadan, belki de hedeflenene çevirerek kalite ve dayanaklılık artırımı.. Ankaraspor deplasmanı gibi, anında oyuna yansıması muhtemelen şans.. Ama skor avantajıyla birlikte devamı son dakikalarda Galatasaray'a yardımcı oldu..


Barış'ın oyuna girmesiyle ekrana ilk yansıyan Keita'nın öne çıkışıydı.. Önce Keita'nın Baros'un yanına geçtiği bir 4-3-1-2 gibi geldi diziliş, daha sonra Arda sol açık, Barış sağ açık ve Keita yine bir kademe önde klasik 4-4-2 gibi yansıdı sahada.. Değişiklik oturduktan sonra da Sarp-Arhan-Barış'tan oluşan bir merkez üçlü ve kenar oyuncularıyla klasik olabilecek, hedefe yakın bir 4-3-3 gördük.. Trabzon'un kalabalık orta sahasına karşı irtifa kaybeden Galatasaray için kesinlikle gerekliydi.. Sonrasında yaşanan sakatlıklarsa sezon başından beri süregelen ve buraya taşımaya çalıştığım yapısal sorunların tekrar ortaya çıkışı..

İç sahada 2-0'dan 2-2'ye gelip 3. golü yeme tehlikesi yaşayıp, oradan tekrar 4-2'yi bulan bir takım son dakikada beraberlik tehlikesini yeniden yaşıyorsa durup biraz olsun düşünmek gerek.. Rijkaard'ın TFF'ye verdiği röportajda Türk oyuncuların mantalitesi ve duygusal yapısıyla ilgili yaptığı saptamalar müthişti.. Ama bugün yaşananları sadece Türk oyuncuların mental yetersizliklerine bağlamamak gerek.. Arkaya adam kaçırmaya meyilli ağır tandem, sistemin her bölgesini ekleyen merkezdeki nüveyi hala tam anlamıyla oluşturamama, sol bekin stoperken, sol açıktan da bir türlü verim alamayan ve takımı tek kanatlı bir yapıya doğru götüren oyuncu görünümleri ve yeni transferi bir türlü takıma entegre edememe.. İlk 10 haftayı tamamlamak üzereyiz, ilk yarının sonuna kadar en azından bir kısmında aşama göstermek gerek.. Rijkaard'ın son 2-3 haftada ekrana yansıyan endişeli tavırlarını da biraz olsun bunun üzerinden okumak ve değerlendirmek gerek..


Oyuncu performanslarına geçelim.. Kader Keita bu takımın açık ara, en önemli farklılığı, en büyük kalitesi.. Sorunları mevcut.. Oyun yapısı Rijkaard'ın kafasındaki futbola tam uymasını da engelliyor.. Teknik kapasitesi 'iyi' olsa ciddi anlamda yanından geçemeyeceğimiz bir oyuncuydu, ki bu nedenle iyi ki vasat dolaylarındaymış diyoruz.. Hem şu ana kadar gösterdiğimiz 4-4-1-1'de, hem de belki hedef olan 4-3-3'te bir kanadın mutlaka teslim edilmesi gereken oyuncu tipi.. Sezonun kesinlikle en iyi transferi..

Arkasına yine çok iyi bir maç çıkaran ve Keita'yla ilk maçına göre müthiş bir uyum aşaması gösteren Sabri'yi koyuyorum.. Aslında birbirlerini kesebilecek oyun stillerine rağmen şu anda gösterdikleri etkileşim çok önemli.. Olmadıklarında neler olabildiğini son 15 günde gördük.. Olduklarındaysa, tek taraflı bir takım olsa da, en azından sağıyla çok sert ve hızlı vurabilen bir takım haline geliyor Galatasaray.. Sabri'nin ilk goldeki ortası, attığı bazı ters toplar, rakip beki ve açığı tehdit eden ve rahat ettirmeyen bindirmeleri değerli kavramının çok ötesindedir, en azından benim görüşüm budur.. Mental yönden göstermeye çalıştığı gelişime ise sadece şapka çıkartırım, Rijkaard'ın gelişine duacı olurum..

Baros'un 3.golde yaptığının üzerine attığı 4. gol mücadeleci futbolunun ödülü olması açısından çok önemli.. Yine müthişti bugün.. Eğer Trabzon'un geri dönüşleri olmasa maçı Nonda'lık bir kıvama da sokuyordu yavaştan ama bugün olmadı.. Onun da teknik kapasite eksikleri ve havadan etkisizliği takımı tek düze top oynayan bir konuma sokabiliyor ama güçlü yönlerine odaklanıp bunların takıma kattıklarını değerlendirmek daha önemli..


Sarp'ta düşüş var.. Ayhan da sakatlık sonrası sezon başındaki gibi değil.. Arda bugün supporter'da da çok kötüydü.. Sola geçtikten sonra ortaya yaptığı koşu ve Baros'un indirdiği topta attığı gol kötü oyununu nötrleyecek değerde bir katkı.. Saha dışında çeneye vurunca saha içi performans kayıpları kaçınılmaz bu oyunda.. Biraz sakinleşmesi gerek.. Servet ve Gökhan genel anlamda takım savunmasını daha güvenli hale sokuyorlar ama fiziklerinin el vermemesi nedeniyle oluşan sakatlıklarda yapabilecekleri fazla bir şey yok.. Balta ise yavaş yavaş toparlıyor..

Fenerbahçe'nin akşam üstü yaşadığı beklenmedik (en azından benim açımdan) puan kaybı maçın önem katsayısını çok daha artırdı.. 8 puan tehlikesiyle gidilecek deplasmanda, şimdi kaybedecek daha az şeyi olan takım konumuna geldi Galatasaray.. Yenilgi 5 puanlık farkı tekrar getirir ama bir şey kaybettirmez.. 8 puan ise en ufak bir hatada şampiyonluğa uzaktan el sallamaya başlamak anlamına gelebilirdi.. Şans bugün biraz yanındaydı Galatasaray'ın.. Haftaya kimin tarafında olacağı, saha içi düzenlerden, sistemlerden ve taktiksel değişimlerden çok daha önemli olabilir.. Galatasaray ve Fenerbahçe oynadığı zaman her şey yalan, sahadakiler gerçek.. Bizim taraf ise şimdi biraz daha rahat..

17 Eki 2009

,

Büyük Maç Haftası


17 Ekim Cumartesi

14.45 Aston Villa - Chelsea
16.30 Stuttgart - Schalke
17.00 Sunderland - Liverpool
19.00 Juventus - Fiorentina
19.30 Hamburg - Leverkusen
21.45 Genoa - Inter
23.00 Valencia - Barcelona

18 Ekim Pazar


20.00 Galatasaray - Trabzonspor
21.45 Milan - Roma

Her sezon 1-2 hafta böyle önemli maç yığılmaları olur.. Bunda biraz sezonun sürprizleri de etkili olur tabi.. Genoa karakterini 2 yıldır gösteriyor mesela, Inter'le önemli bir maç oynaması sürpriz değil.. Sunderland'in Liverpool'u ağırlamasıysa biraz Steve Bruce etkisiyle önem derecesini yükseltiyor.. Ama büyük maçtır gözümde..

45 dakika sonra Villa, Chelsea'yi ağırlayacak.. Son 5 maçtır evlerinde yenilmiyorlar.. Chelsea'yse bu sezon oynadığı 11 maçın 10'unu kazandı.. Bu açıdan bakınca ilginç mücadele.. Lampard'ın son 9 maçta gol atamadığı gerçeğiyse ayrıntı ama ilginç.. Villa'da Ashley Young yok, büyük eksik.. Chelsea'deyse Bosingwa ve Obi Mikel oynamıyor.. Bakınca tipik beraberlik maçı, taraf içinse bana Aston Villa daha yakın geliyor bu seneki durumlarını çok beğenmememe rağmen.. Martin O'Neill UEFA'dan elenince rahatladı, ligde vites yükseltmeye başlarlar yavaştan..

Sunderland - Liverpool maçı günün en ilginç mücadelelerinden biri.. Sunderland sene başından beri favori takımlarımdan biri, çokça da geçmiştir bahis yazılarında.. Çok kazandırdı bu sene Bruce sayesinde.. Geçen hafta United deplasmanında kaçırdıkları galibiyet büyük şanssızlık.. O beraberliği bu hafta başka bir büyük önünde galibiyete çevirme şanslarıysa büyük.. Pool'da Gerrard ve Torres yok, Sunderland'in oranı 4.00.. Denememek için çılgın olmak gerek..

Genoa - Inter başka ilginç maç.. Inter'de Eto'o ve Milito önemli deplasmanda yoklar.. Mourinho bütün planlarını Sneijder ve Balotelli üzerinden kuracak.. Genoa'nın oranı 3.20.. Bu da denenecek maçlardan biri bence.. Inter'de Mourinho'nun yaşadığı sistem sorunları eksik yokken bile dikkat çekerken böyle önemli bir deplasmandan çıkartacakları beraberliğe bile büyük başarı olarak bakarlar.. Garanticiler 1X denesin tabii Sunderland'le beraber..

Juve'nin Fiorentina'yla maçı seyirlik.. Juve'de Del Piero ve Marchisio yoklar.. Kadrosu ölçüsünde çok iyi işler yapan, Melo'yu gönderip maliyetsiz Zanetti'yi orta sahanın ortasına çakıp verim alan, benim için İtalya'nın kült hocalarından Prandelli'nin Fiorentina'sı Juve karşısında ne yapacak merak ediyorum.. Prandelli eski Prandelli olsa günün en zevkli maçı olurdu ama son yıllardaki haliyle tipik bir Serie A maçının vadediyor bu mücadele.. Yine de izlenmesi gerek.. Rakibi Hamburg - Leverkusen ise akıl çelen cinsten duruyor.. Bundesliga'nın 1 ve 2'sinin mücadelesi.. Adamım Skibbe'nin yarattığı Leverkusen'in önce Bruno Labbadia, sonra da Jupp Heynckes önderliğinde gösterdiği atılım, tecrübe kazanan gençlerin lige yavaş yavaş damga vurmaya başlaması.. Geçen sene Leverkusen'in başındaki o Labbadia şimdi Hamburg'u başarıya koşturuyor.. O yönden de ilginç bir mücadele.. Seyir zevki bol, gollü geçme ihtimali yüksek bir mücadele.. Peki TRT böyle bir maçı verir mi? Vermez tabii.. Vermeleri için bir tarafın Wolfsburg, diğer tarafın da Bochum gibi dandik bir Alman takımı olması gerekiyor..

Akşam 23.00'teki Valencia - Barca maçıysa geç saatte büyük keyif verecek başka bir maç.. Barcelona'nın bu seneki durumunun ilk ciddi sınaması.. Bence işleri zor..

Büyük maçlar dışında biraz gönlümün isteğiyle Hannover karşısındaki Skibbe'nin Frankfurt'u 1.90'dan, Wolves karşısındaki Everton da side'da 1.30, handikapta da 2.05'ten önerimdir..

Yarınki Galatasaray - Trabzonspor derbisi ise sonraya kalsın.. Şimdi kuponları hazırlayalım..

12 Eki 2009

Robertson vs. Ding


Ding'in maçı kaybettiği an, 1 saat süren 9. frame'dir.. O frame Neil'in üstünlüğüyle tamamlandığı an, maç benim için bitmişti.. Bir anda müthiş bir konsantrasyon kaybı, o ana kadar ortalamayı yakalamaya çalışan bir oyuncunun tamamıyla dibe vuruşu.. 1 saat süren, hem fiziksel, hem de mental yönden büyük bir yorgunluğa neden olan frame'leri kaybetmenin sonuçları çok büyük bu oyunda.. Altından kalkmak için gerekense sağlam bir psikoloji ve sinir sistemi.. Bu ikisi Ding Junhui'de yok.. 9. frame'den sonraki 4 frame'de Ding'in vuruşlarında ortaya çıkan büyük kalite erozyonu bunun net bir sonucu..

İlk seans fena değildi ama beklediğim başlangıç da olmadı.. 9. frame sonrası da Ding'in bitişi ve Neil Robertson'un doğru snooker'ıyla şekillendi zaten.. Ding çok kötüydü.. Neil Robertson'un doğru snooker'ı da çok iyi oynadığı anlamına gelmiyor ama.. Turnuva boyunca gösterdiği standardın çok altındaydı bence, stilinin çokça dışına çıktı.. Ama snooker karşıdaki rakibe göre böyle taktikleri sıklıkla uygulamanız gereken bir oyun.. 'Doğru snooker'ın çıkış noktası da bu oluyor zaten.. 9. frame özeline döneyim, son 15-20 dakikası ciddi anlamda baydı beni.. Ama 1 saat boyunca gösterilen defansif oyun kalitesi, yılda ancak 1-2 defa görebileceğiniz cinsten.. Üst üste bırakılan snooker'ların çözümü harikuladeydi.. Ding'in müthiş vuruşları vardı aslında bu frame'de, eğer kazanabilse çok şey değişirdi.. Olmadı.. Neil Robertson'un kazanmasına çok sevindim.. Stilinin dışına çıktığında bile çok özel vuruşlar, çok özel potlar çıkarabiliyor bu çocuk.. Hakikaten snooker'ın gördüğü en klas, en şahane yeteneklerden biri.. Kızlara hitap eden ambalajı da oyun için ayrıca güzel.. Masanın etrafına yakışan bir çocuk Robertson.. Grand Prix 2009'la birlikte 2006'da başlayan her sene bir sıralama turnuvası geleneğini devam ettirdi.. Kariyerinin başındayken 4 sıralama turnuvası kazanacağını söyleseler cevabının imkansız olduğunu söylüyor ama bildiğin mütevazılık yapıyor.. Ding yine başka bahara kaldı.. Robertson ise geçici sıralamada Higgins ve Ronnie'nin arkasında 3.lüğe çıktı bu sonuçla.. Bir süredir gösterdiği formu ne kadar devam ettirebileceğini merak ediyorum.. Sürekli olması temennimdir..

11 Eki 2009

Grand Prix 2009 Final


John Higgins
5-1 Mark Allen

Neil Robertson 5-1 Joe Perry

Peter Ebdon 2-5 Ding Junhui

Mark Williams 5-2 Robert Milkins

Çeyrek finallerde büyük sürpriz yok.. John Higgins, Mark Allen'ı rahat geçti.. Joe Perry karşısında Neil Robertson beklenenden de kolay kazandı.. Ding Junhui önünde fazla silahı olmayan Peter Ebdon'u Ding yüksek formuyla geçti.. Milkins'in Mark Williams karşısında zaten fazla şansı yoktu..

John Higgins 5-6 Neil Robertson

Ding Junhui 6-1 Mark Williams

Higgins'le Robertson'un maçını izleyemedim ama tam anlamıyla efsaneymiş.. Decider'ı izledim, şansın snooker'ı ne kadar etkileyebileceğini bir daha gördüm.. Önce masayı temizlemeye çok yakınken fazla sert bir vuruş nedeniyle kolay bir kahveyi kaçıran Higgins kontrolü Robertson'a bırakmış.. Daha sonra pembeden çıkarken beyazın gücünü siyaha yettiremeyen Robertson'ın çok büyük şansı.. Siyah için gerçekten double mı denedi onu tam olarak anlayamadım.. Eğer öyleyse çok şanslıydı.. Beyazı banda yapıştırıp Higgins'e güvenli vuruş yapma şansı tanımayan pozisyon da ayrı bir şanstı Neil için.. Higgins tek atışını yaptı, başaramadı.. Neil Robertson TV'den yayınlanan en iyi maçımı oynadım demiş.. Oyunundan ziyade maçın kalitesini söylüyor burada ki ilk 10 frame'de de mükemmel vuruşlar varmış.. Böyle bir maçı kaybetse çok üzüleceğini, ama sonuç olarak da şanslı olduğunu kabul etmiş Robertson.. Son frame'in son vuruşlarındaki 1-2 şanslı pozisyon Robertson'un turnuvanın başından itibaren oynadığı standart üstü snooker'ı küçültmüyor ama.. Higgins karşısında maçı decider'a getirmeyi başarabiliyorsan, biraz da şansı hak ediyorsun demektir..

Higgins de yıllar boyu profesyonel snooker oynayan bir oyuncu olarak şansın iyi ve kötü yanını defalarca tecrübe ettiğini ve bu nedenle büyük bir hayal kırıklığı yaşamadığını söylemiş.. Böyle bir efsanenin zaten Grand Prix'i 5. defa kazanmasına çok gerek yoktu..

Ding ve Mark Williams'ın maçını daha uzun süre takip edebildim.. Ding'in oynadığı oyun da standartların çok çok üzerindeydi.. Bu kadar formda bir Mark Williams'ı 6-1'le paspasa çevirmek kesinlikle çok büyük iş.. Bu turnuvada izlediğim Ding, benim izlediğim Ding'ler içinde açık ara.. Mark Williams'ı defalarca çaresizlik içinde gösterdi ki her ne kadar son yıllarda eskisi gibi olmasa da snooker'da çok önemli bir başarıdır bu..

Neil Robertson - Ding Junhui

İskoçya'nın çok uzaklarından iki ülkenin çok genç iki temsilcisi finalde karşı karşıya.. İkisi de çok net hak etti finali, önce bunu söylemek gerekiyor.. Kim daha önde denirse bir tarafı favori seçmek özellikle çok zor ama Ding Junhui biraz daha istim üzerinde gibi.. Neil Roberson'un kariyerinde 3 tane sıralama turnuvası var.. 3'ü de son 3 yıla ayrı ayrı dağılmış durumda.. Ding Junhui ise son sıralama turnuvasını 3 yıl önce kazandı.. Kazanmaya kimin daha çok ihtiyacı var sorusunun cevabı da Çinli'yi işaret ediyor.. Final 17 frame üzerinden oynanacak.. 15'ten önce tamamlanacağını sanmıyorum.. Yarın 18.00'de ilk seans, 22.00'de gece seansı naklen Eurosport'ta.. Umuyorum ki Emre Yazıcıol sunar..

10 Eki 2009

Elveda Ay Elveda Feza


10 gündür pompalanan suni heyecan son buldu, Haziran ayındaki Dünya Kupası Türkiye için pek bir şeye benzemeyecek.. Kaybedilen son nokta ne bu geceki Estonya maçı, ne de dışarıda Bosna'yı yenemeyişimiz.. Grup ikincisinin 7 attığı takımı yenemeyince, dökülen Belçika'ya içeride puan verince çıkamıyorsunuz gruptan.. Bizim takımlarda hep işlerin rakipler tarafından başka maçlarda görülmesini bekleme sendromu vardır.. Bugün beklediğimiz de farklı değildi.. Kendin halledemeyip başkasına kalınca da anlamsız umutlar beslemenin gereksizliği ortaya çıkıyor böyle..

Terim'e bundan sonra yakışacak tavır çok çabuk ve direkt bir şekilde istifa etmektir.. İlk parlayışını Milli Takım hocalığında yapıp ülke futbolunun kaderini değiştiren çok önemli işleri oldu.. Bitti denildiği noktada gelen mucizevi Avrupa 3.lüğü bile kariyerinde parıl parıl parlayacak.. Ama katıldığı her programda, yaptığı her açıklamada 2000'e takık bir şekilde kalmaya devam ettiği sürece bu istikrarsızlığı yaşayacak.. Fatih Terim kulüp takımı çalıştırmalıdır, futbolun içinde olmayı seven bir adam olarak Milli Takım hocalığını uygun görmüyorum ben ona.. Jose Mourinho İngiltere Milli Takım'ını neden reddettiyse, Terim de o nedenlerle artık kulüp takımlarına yelken açmalıdır..

2010'da yine "sadece" İtalya'ya kaldım.. Son iki maçını izlediğim Bosna'nın işi ise play-off'larda çok zor olacak.. Bence tabii..

9 Eki 2009

Grand Prix 2009'da çeyreğe doğru


Robert Milkins 5-1 Mark King

Ronnie O'Sullivan 4-5 John Higgins

Jamie Cope 3-5 Mark Allen

Mark Williams 5-2 Stephen Hendry

Peter Ebdon 5-3 Mark Davis

Joe Perry 5-2 Barry Pinches

Stephen Maguire 1-5 Ding Junhui

Neil Robertson 5-2 Ken Doherty

Tahminler yalan oldu.. Robert Milkins'in bu turnuvanın sürpriz olabileceğini kestiremedim.. İlk turun mucize dönüşünü yapan Mark King'i çok rahat geçti.. Milkins 33 yaşında.. 14 yıldır profesyonel snooker oynuyor.. 3 yıl önceki Dünya Şampiyonası elemelerinde yaptığı bir maksimum var.. Onun dışında bir sıralama turnuvası başarısına, turnuvaların üst kademelerinde dolaşan bir oyuncu yapısına sahip değil.. Önümüzdeki maçı kazanırsa ilk defa bir sıralama turnuvasında çeyrek final görecek.. 2 sürpriz maç kariyerinin kritik eşiklerinden birine getirdi onu..

Mark Allen son dönemin formda oyuncularından.. Tipi, tripleri ve açıklamalarıyla allame-i cihan olsa benim onayımı alamaz.. Jamie Cope'la dengeli bir eşleşmesi vardı.. Cope'u seviyorum ama istikrarsız oyunu bu yenilgileri olağan kılıyor.. Kırması gereken bir kabuk var, şu ana kadar başarılı olmuş değil.. Mark Allen iyi oyuncu, defterinin Ronnie tarafından dürülmesini isterdim.. Böyle bir şansımız olmayacak ama..

Anlamsız statünün 2. turda karşı karşıya getirdiği Higgins-Ronnie maçına geçelim.. Decider'da kazanmış Higgins, ilk seans sonrasını takip edemedik.. 7. frame sonunda Ronnie 4-3'lük üstünlüğü ele geçirse de bir geri dönüş gelmiş İskoç'tan.. Decider'da 94'lük sağlam bir break'le maçı almış.. Son 2 frame'de çok etkileyici oynadığı söyleniyor ama Higgins hiç memnun kalmamış oyunundan.. Kaçmaması gereken atışları kaçırdığını, fakat rakip Roket olunca bunun anlaşılır bir durum olduğunu söylüyor..

Sürpriz sonuçlardan biri, yenilgiyle olmasa da 5-1'lik skorla Ding'e yenilen Stephen Maguire'dan geldi.. Grand Prix'te geçtiğimiz yıl ilk turda kaybetmiş ve sonuçtan dolayı büyük üzüntü duyduğunu söylemişti Maguire.. Glasgow'da, kendi evinde ve seyircileri önünde oynamanın baskısını kaldıramadığını ve durumdan çok rahatsız olduğunu belirtmişti.. İlk turda rahat bir geçiş yaptıktan sonra da bu sene durumun farklı olacağını söyledi.. Çıkan sonuç öyle olmadığını gösteriyor.. Genelde baskı karşısında dağılan Ding Junhui karşısında alınan 5-1'lik mağlubiyet Maguire'da bir İskoçya fobisi oluşmasına neden olabilir..

Mark Williams'a 5-2 kaybeden Hendry'de de benzer bir sorun var.. Berbat bir maç çıkarmış Williams karşısında.. Maçtan önce antrenman sırasında bir gariplik olduğunu hissettiğini söylemiş Hendry.. Maçta ise her şey daha kötüye gitmiş, açıklaması bu.. Ronnie'yle birbirlerini sevmememeli beni de Hendry'nin karşısına almıştır bu oyunu sevmeye başladığım ilk günden beri.. Ama içinde bulunduğu duruma üzülmeden de edemiyorum.. Oyunun açık ara en başarılı adamlarından birinin yaşadığı bu düşüş, bir türlü eski zirvelerini görememesi vücut diliyle birleşince oyunu seven birini üzüyor.. Hala bu oyunu en üst seviyede oynayabileceğini söylüyor Hendry, maçtan sonra da aynı şeyleri tekrarlamış.. The Ice Man lakabını almasına neden olan poker yüzüne rağmen ben ondaki bıkkınlığı ve rahatsızlığı hissedebiliyorum ama.. Mark Williams sakatlığına rağmen önce ilk turun en kolay maçını kazandı, sonra da önemli bir rakibi rahat geçti.. Gayet formda görünüyor..

Barry Pinches'ın rüyalarını bitiren adam Joe Perry.. İlk seansta bütün frame'leri kazanıp 4-0 öne geçtikten sonra Pinches 2 frame almış ve maçta da 5-2 sonuçlanmış.. Olağan sonuç.. Keza Neil Robertson'ın Ken Doherty'yi mağlup edişi de öyle.. Skor 5-2, Neil Robertson yaşadığı çıkıştan sonra keskin bir düşüş göstermişti.. Bu sezon tekrar eski formuna göz kırpıyor.. Stiliyle, tekniğiyle çok yetenekli bir adamdır.. Artist tipi de snooker'a uyar.. Zirvede daha çok görmek istiyoruz.. Peter Ebdon'un Mark Davis'i mağlup edişi ise sadece tek cümleyle haber teşkil eder.. Tersini bekleyen yoktu zaten..

Çeyrek final eşleşmeleri şu şekilde:

John Higgins
- Mark Allen

Neil Robertson - Joe Perry

Peter Ebdon - Ding Junhui

Mark Williams - Robert Milkins

Çeyrek finaller de 9 frame üzerinden oynanacak.. John Higgins'la Mark Allen'ın eşleşmesi 4 maçın en kalite vadedeni.. Higgins karşısında Allen'ı favori göstermeye yüzü olmaz bir insanın ama ters bir sonuçta fazla şaşırmam.. Bu maçtan çıkacak olan oyuncu bence finale adını yazdıracak, onu da ekleyeyim..

Neil Robertson da form durumuyla Joe Perry karşısında favori.. Joe Perry 35 yaşında ve kariyerinin en iyi periyotlarından birini geçiriyor şu ada.. Geçen sene UK Championship'te ve Dünya Şampiyonası'nda etkileyici maçları vardı.. Genç Robertson'u mağlup etmesi benim için çok şaşırtıcı olmaz ama büyük bir parlaklık sorunu var Perry'nin.. Şu anda dünyada 12. sırada ve tek haneli rakamları fazla göremeyecek olmasının da en büyük nedenlerinden biridir bence bu..

Peter Ebdon ve Ding Junhui mücadelesi turun en dengeli eşleşmesi.. Ding'i bir adım öne çıkaran Maguire'ı paspasa çevirmesi.. Ebdon'un ağır stilinden etkilenmeyecek bir yapısı var Ding'in.. Ebdon'u normalde Ding'ten daha çok severim ama bu kez kalbim bu genç Çinli'yle.. Artık bir şeyler başarsın bu çocuk, yeteneklinin yanına başarılıyı da eklesin.. 3 yıldır sıralama turnuvası kazanamıyor..

Robert Milkins'in bu çıkışı en az çeyrek göreceğinin kanıtı aslında.. Hemen hemen her turnuvada böyle çeyrek ya da yarı final gören çok sürpriz bir isim vardır.. Milkins bu seneki isim gibi görünüyor ama ilk 2 turda çok formda görünen Mark Williams rakip olunca kelimeler kifayetsiz..

Blogger tarafından desteklenmektedir.