30 Eyl 2009

47


5 gün sonra Galatasaray'a geldiği 4 ay olacak.. 115 gün.. Bir hadiseyi özümsemek, normalleştirmek, monotona bağlamak için çok yeterli, hatta abartı bir süre.. Ben hala kanıksayamıyorum ama.. Galatasaray gol attığında kulübeden takım elbisesiyle fırlayışını, lüle saçlarıyla ekrana yansıyışını normalleştiremiyorum hala.. Her görüşümde hala inanamazlığım, yüzümde şaşkınlıkla oluşan tebessümüm devam ediyor.. Arsene Wenger'in The Invincibles'ı bir yana, gördüğüm en klas uzay takımının yaratıcısının, mimarının, modelleyicisinin Türkiye Süper Ligi'nde oluşuna hala akıl sır erdiremiyorum.. Bugün 48 yaşına girmiş lüle saçlım.. Böyle yerine ulaşmayacak, fazla anlamı olmayan kutlamaları sevmem, bloga da taşımam.. Ama bugün farklı hissediyorum, 115 gündür her gün farklı hissediyorum zira..

Bu adamın Sturm Graz maçının basın toplantısında "Galatasaray'da çalışmaktan onur ve gurur duyuyorum." demesine neden olmanın altında utanç duyulması gereken çok şey var.. Bu ülke böyle işte demek bile artık gereksiz bir kolaycılık olmaya başladı, demeyeceğim o yüzden.. Tek umudum sadece bu 30 Eylül'de değil, 5 yıl sonra da bu doğum gününü beraber kutlayacak olmak, bu süreci olabildiğince uzun tutmak..

Nice senelere Frank..

Beyzbolcu


Yine Lakers medya gününden, bu sefer Artest, yine efsane.. Bu sene Lakers maçları "klas basketbol" kavramından çok daha fazlasını verecek.. Amerikalılar basketboldan çıkarıp entertainment olarak değerlendirmeye başlarken bu maçları, Artest'li Hollywood tam anlamıyla bu başlığın altına girmeye aday.. Sezon başlasın, deliyi görelim..

29 Eyl 2009

,

Lamar




Lamar Odom'un twitter'dan, Lakers medya günü.. Kia'nın kardeşini götüren bizim oğlan mutlu..

Vujacic'e Kesik


“Last year, Sasha got injured on the first day of training camp and it literally limited him for three weeks. So he got off to a bad start and never recovered. So we’ve asked him to cut his hair and he did. He’s going to have a new look. I think it’s a total fresh start. I think Sasha played with his hair more than he played on the court (last season).”

Phil Jackson komik adam..

28 Eyl 2009

,

City 3-1 West Ham


Martin Petrov'un dönüşü.. Böyle de yorumlanabilir bu geceki City galibiyeti.. İspanya'da geçirdiği müthiş sezonlardan sonra EPL'ye gelişi, ilk sezonundaki yeterli performansı sonrası geçen senenin başında milli takımda yaşadığı diz sakatlığı ve boşa geçen bir sezon.. Craig Bellamy gibi Martin Petrov da bol transferli City kadrosu içinde tahtaya yazılması düşünülmeyen isimlerden biriydi.. Transfer sezonu bitene kadar da adı birçok dedikodunun içinde yer aldı.. Sakatlıklar, cezalar derken o da bir anda ilk 11'de buldu bu gece kendisini.. Özel bir oyuncudan ortaya çıkan özel bir performans.. 60'tan sonra çok düştü ama toplamı fazlasıyla yeterli.. Bununla birlikte işte şampiyonluğu zorlamak için gereken geniş ve kaliteli kadronun Bellamy ve Petrov'un performanslarıyla ortaya konması.. Gelen özel performanslar sonrası Mark Hughes'ün kafasının ligin ilerleyen haftalarında karışacak.. Pek mutsuz olacağını sanmıyorum Galli'nin..

İlk 45 dakikada ortaya konan ve devamında gelen City performansı Martin Petrov gibi çok özel.. Kompany sakat, Ireland hasta.. İlk maçlarda iç oynayan Shaun Wright-Phillips kendisini sağ açıkta bulmuş.. Mark Hughes'ün sistem çözümü ilginç.. Bu geceki City'yi izleyip ne oynadıklarını farklı yorumlayacak ve hepsinde haklı olacak 3-4 insan bulabilirim.. Soldan gelen Petrov, sağdan gelen Phillips ve farklı roller yüklenmiş Tevez-Bellamy ikilisi.. Klasik sistemleri 4-3-3, 4-4-1-1 ve hatta 4-4-2 olarak bile yorumlanabilecek kaotik ama bir o kadar düzenli, ne yapması gerektiğini tamamen özümsemiş bir futbolcu topluluğuydu bugün Manchester'dakiler.. İlk yarıda çok uzun zamandır görmediğim çizgi oyunlarını harikulade bir başarıyla yerine getiren bir takım.. Wayne Bridge ve Martin Petrov'un Craig Bellamy'den aldıkları yardımla Real gazisi Faubert'e yaptıklarını anlatmak ayıp olur.. Daha maçın başında hava topunda yaptığı hatayla Petrov'un arkaya akmasına ve rahat bir top keserek Tevez'in golü atmasına neden oldu Faubert.. Karşısında çok formda bir bek ve iştahlı bir sol açık vardı.. Elinden geleni yaptı, takıma hücumda yardımcı olmaya çalıştı ama yetmedi..

Carlos Tevez'e maç için biçilen özel rol oyuncunun kariyer gelişimi yönünden de ilginç.. Çıkışındaki beklentiler, futbol yeteneğinin abartılması tamamen overrated yaptı Tevez'i.. Toplu oyun, teknik özellikler son derece vasat.. Ama futbolda iş yapmak için, forvet de olsanız sadece bunlardan beslenmenize gerek yok.. Bugün ileri uçta da göründü Tevez ama asıl olarak Bellamy'nin arkasında top tutucu, Nigel De Jong ve Gareth Barry yardımcısı olarak görev aldı.. Bellamy'nın serbest oyuncu gibi sağa sola deplase oluşlarında boşalan bölgelere girdi, birçok pozisyon buldu ve duble yaptı.. Fizik gücü ve fiziksel koordinasyonu geliştirmenin bir merkez forvete nasıl etki yapacağının kanıtı gibi Tevez.. Sevmiyorum ama saygı duyuyorum.. Bir forvetten daha fazlasını isteyemezsiniz.. Bugünkünden fazlası da yoktur zaten.. Kariyer ve profil planlamasını kendi yapıyorsa Tevez, zeki bir adam.. Eğer yardımcıları varsa bu konuda, yol gösteren hocalarının izinden gidiyorsa oldukça şanslı.. Zira doğru kişilerle beraber çalışmış daima..

City'nin ilk yarıda yaptığı tek taraflı tempo contender sınıfında.. Karşıda oynayan ve denk güçte bir rakip varken karşılıklı tempo yapmak daha kolaydır.. Ama West Ham gibi takımlara karşı özellikle ilk yarıdaki tempo umut verici.. Tandemi, kaliteli bekleri, orta hattı, forvetleri ve açıktaki pırpır oyuncularıyla City zirveye göz kırpıyor.. Mark Hughes özellikle bayıldığım hocalardan biri, iki sene içinde bu kadar bol transferle ortaya çıkarmaya çalıştığı sistem üst sınıf işi.. Craig Bellamy her maç büyülemeye devam ediyor.. City, diğer büyüklerin ilk defa tam olarak gözükmediği bir sezonda çok iyi başlangıç yapıyor.. Devamı gelir mi? Tahmin etmek zor.. Ama büyüklerle oynadıkça ve bu maçları tecrübe ettikçe daha iyi olacaklar.. Araplar Mark Hughes'ün arkasında bu sezon da durabilirler ve bu başarılı transfer planlamacılığı devam ederse Big Four'un Big Five olma zamanı gelecek.. Didier Drogba kabul etsin ya da etmesin.. City şu anda bu payeye en yakın takım.. West Ham taraftarına ve Gianfranco Zola'ya ise Allah sabır versin..

Bir kolaj yaptım...


...ileride lazım olacak..

"Ne ilginç. Sezon başından beri metiyeler düzdüğümüz Galatasaray, her gün eleştirilen Fenerbahçe’nin iki puan gerisine düştü."


"Sonuç olarak dün gece görüldü ki, Rijkaard’ın bir B planı yok. Sezon başladığından bu yana işler kötü gittiğinde forvet hattını yeniliyor, günü kurtarıyordu. Eskişehir karşısında bu kez bu formülün işe yaramaması Galatasaray için gelecek adına sıkıntı yaratabilir."


"Panathinaikos maçıyla Eskişehirspor maçını bir tutamazsınız. PAO deplasmanında çift önliberoyla çıkabilirsiniz ama Türkiye'de, içerideki bir maça böyle çıkamazsınız. Burası Rotterdam değil."

Rıdvan Dilmen


***

"Galatasaray'da en büyük hata (eğer kim karar verdiyse gözlerinden öperim) Volkan Yaman'ın zorla ve ite kaka aşağılanarak yollanmasıydı. Sen elindeki sol beklerden yararlanama ve elindeki mevcut taş gibi oyuncunu gönder, yerine aldığın Caner kenarda otursun, sonra da ümit veren genç sağ bekini sol bek oynat. Bu karar futbola ihanettir. Eskişehir bütün akınlarını kendi sağ tarafı yani Galatasaray'ın sol bekinin üzerine yığarken dersini kadroyu gördükten sonra iyi çalışmış olmasına borçluydu. Sihir bozuldu, yapılan fahiş hatalar zamlı bir gün kendinize faturalanır, Galatasaray bunu erken yaşıyor, inşallah dersler alınmıştır."

Bülent Tulun

***

"En diri adamı Keita’nın kanadını değiştirmek, Arda’da ısrar edip Elano’yu unutmak, Nonda ile Kewell’a bu kadar dayanmak, G.Saray’ın B planı olup olmadığı konusunda beni şüpheye düşürdü.. Ayrıca şu da aklıma geldi: Rijkaard belli adamları değiştirmekten korkuyor mu acaba?"


Sergen Yalçın

***

"Leblebi gibi takımlar çıkınca, G.Saray da yeniyor, F.Bahçe de... Ama biraz dişli bir takım çıkınca o leblebiler mideye oturuyor."

Erman Toroğlu

27 Eyl 2009

,

Galatasaray 1-1 Eskişehirspor


Bir süredir Galatasaray'ı değerlendirirken geçen sene üzerinden yürümeye çalışıyoruz.. Zira diziliş aynı, mantalite aynı, oyunculara biçilen roller çok benzer, dolayısıyla sistem de çok yakın.. Geçen sene hoca değişimi gelene kadar ve ondan sonrasının analizleri ayrıntısıyla blog geçmişinde mevcut.. Bu kadar benzer yapıların sahaya konduğu durumlarda artılar da, eksik ve arızalar da benzer biçimde çıkıyor ortaya.. Bugünkü puan kaybı kendi açımdan, en azından iç sahada beklediğim bir hadise değildi, ama Denizlispor maçıyla başlayan süreçte çok net arızaların olduğunu da dilim döndüğünce söylemeye çalışıyorum burada.. Tablo çok pembe, her şey yolunda ve iyi gidiyor.. Michael Skibbe ne kadar iyi bir hocaysa, Rijkaard ondan bir o kadar üstün, farklı çözümleyici özellikleri olan ayrı bir beyin.. Geçen seneki arızalara rağmen ortada ufku açık, gelişime ve değişime uygun, parlak bir sistemin tohumları varken bu sene Rijkaard'ın beyniyle çok daha fazlasını vadediyor Galatasaray.. Kalite yönünden biraz daha gelişmiş bir kadro, iki teknik adamın en büyük farkının ortaya çıktığı fizik kalite yönünden çok daha dayanıklı ve güçlü hale gelmiş bir oyuncu topluluğu.. Ama tüm bunlara rağmen eğer sistemin 4-4-1-1'se Türkiye gibi sert ve boşlukların çok az verildiği yavaş bir ligde ortaya çıkan arızalar ve bunların çözülmesinin zaman alacağının, uzun bir süreç gerektirdiğinin geçen seneki gibi saptanmasının gerekliliği..

Kasımpaşa maçının özellikle ilk yarısının konuşulması gerekiyordu.. Ama devrede yapılan değişikliklerin takıma getirdiği hava, ikinci yarıdaki müthiş futbol, çok daha önemlisi hakemin çoğu kararıyla maçı bir futbol müsabakasından çıkarıp farklı bir yere koyması benim açımdan maçı bitirdi.. Oysa Topal ve Sarp'ın Galatasaray merkezinden götürdükleri, geriden çıkmayan topun bu oyuncuların resmen defans hattındaki tandemin benzerini orta sahada oluşturmaları sonucu oyuna girişinin engellenmesi Galatasaray'ın pas yaparak yaşayan merkezini öldürdü.. Geçen sene üzerinden gidelim, Skibbe'nin çözemediği en net problemlerden biri Ayhan ve Topal'dan oluşan orta hattın oyuna katılımının çok düşük seviyede kalmasıydı.. Rijkaard'ın Ayhan'lı yapıda bunu çözüme ulaştıracağı ilk haftalarda çok net olarak göründü.. Ama Ayhan'ın yaşadığı sakatlıktan beri geçen seneki sıkıntılar geri geldi, orta sahada yaşanan pas zaafiyeti ilerideki 4'lüyle diğer oyuncuların bağını kopardığı gibi, geriden kurulması gereken oyunun önünde de Sarp ve Topal gibi kısmen ağır iki oyuncunun oluşturduğu bir seti çıkardı önümüze.. Rıza Çalımbay'ın Sami Yen için gayet lüks sayılabilecek fazla hücumcunun Galatasaray'ın defans ve orta hattı arasındaki hareketliliği bir kez daha teknik açıdan iyi bir stoperin Galatasaray'daki yokluğu geyiklerini doğuracak.. Oyunu kurmanız için mutlaka klas bir stoperin gerekliliği futbolun gerçeklerinden biri midir? Oyun bek üzerinden ya da içlerin dönüşümlü olarak tandeme yaklaşmasıyla kurulamaz mı? Bunlar Galatasaray özelinde olmadan konuşulması gereken konular futbolda.. Ama defansif orta sahaların bu durumda olduğu takımda sürekli ısıtılıp önümüze getirilen bu oyun kuran stoper muhabbeti daha bir süre gider Galatasaray'da.. Hagi sonrası 10 numara laneti net bir şekilde önümüzdeyken, bir de görünmeyen Popescu sonrası oyun başlatan stoper belası var Galatasaray'da..

Eskişehir yönünden, oyuna başlanan düzen Sami Yen deplasmanı için fazla cesur.. Rıza Çalımbay'ın Mehmet Yılmaz'ı kullanırken Sivasspor'un Mehmet Yıldız'ından bir parça esinlendiğini düşünüyorum.. Artık nesli yavaş yavaş tükenen benzer tipte iki target man, hücum ve savunmada rakip sistemi şaşırtmak ve bozmak için kullanılıyor.. Yılmaz, Yıldız kadar etkili değil.. Ama genel anlamda faydalı bir rolde olduğunu da kabul etmek gerek.. Karan, Mehmet Yılmaz, Burak ve Youla'dan oluşan bir topluluk ilk yarıdaki Galatasaray'ın büyük dominasyonunun bir nedeni.. Buradan Galatasaray lehine çıkmayan pozisyonlar ise yine geçen seneki sıkıntıların bir özeti, tanıdık bir futbol gecesi..

Nonda'nın varlığı bugün özellikle ilk yarıda çoğunluklu olarak kanatlara inilip orta yapma çabasının bir tamamlayıcısı mıdır bilmiyorum.. Bunun cevabı muhtemelen evet.. Nonda golünü attı, görevini belki yaptı.. Geçen hafta devrede girip 3 gol atmasından sonra Baros'u sorgulayıp Nonda bu takımın gerçek forvetidir canım diyenlerin bir benzeri olmak istemiyorum.. Ama bu takımda bir tane gerçek forvet vardır, onun da arkasında 15 yazar.. Rijkaard'ın yaptığı tercihlere saygı göstermek, 45'te girip 3 tane çakan oyuncuyu da ödüllendirmek gerek.. Fakat bunun dışında Nonda'nın düzenli olarak geriye gelip orta sahanın içine girmeye çalışan oyununun ileride çoğalmayı engellemesi gibi, oyuncunun genel ağırlığının ve yavaşlığının Galatasaray'ın hızını da çok önemli oranda baltaladığını görmek gerek.. Benzer şekilde Mehmet Topal da bu geceki koordinasyonu engelleyen, ağırlaştıran orta saha etkenlerinden biriydi.. Sarp'la karşılaştırmasında daha önce söylediğim gibi, Ayhan döndükten sonra bu yapısıyla Mustafa Sarp'ı kesmesi şu an için mümkün değil.. Injury prone özelliğinden sıyrılıp artık antrenmanlarını ve fizik gücünü sekteye uğratmadan futbolunu çeşitlendirmesi gerek.. 1-2 ayda bir yaşadığı sakatlıkların bunda büyük etken olduğunu biliyorum ama şu an için durum benim gözümde budur Topal'la ilgili..

Beraberlikle beraber ilk 6 hafta yeteri kadar övdüğümüz takım için biraz da kötü polislik yapalım.. Harry Kewell'ı taraftarın çok sevdiğini çok iyi biliyorum, zira ben de tam anlamıyla hastasıyım bu adamın.. Leeds'deki dönemi benim için dünyanın en iyi sol açığı, tek başına Leeds United destekleme sebebiydi.. Ama ondan sonra yaşadığı sakatlıklar ve talihsiz hastalığı zirve için kapışmasını engelledi, iyi ve düzenli olarak tecrübe yapan bir oyuncu haline geldi.. Galatasaray'a gelmeden önce bile dünyada en sevdiğim 4-5 oyuncudan biriydi.. Ama şunu söylememe engel değil.. Geldiği günden beri teknik anlamda saha içinde Galatasaray'a verdiği fazla bir şey yok.. Çok önemli goller attı, ki bir sol açık/forvetten bunu beklersiniz.. Ama kendisini alma nedenimizle ilgili fazla bir şey göremedik, görememeye devam ediyoruz.. Galatasaray'da kalsın, futbolu burada bıraksın, profesyonelliği ve azmi Galatasaray'daki gençler için örnek olsun.. Burada hiçbir sorun yok.. Ama saha içindeki yokluğunun artık konuşulması gerekiyor.. Kewell denince sadece kendisine duyulan sevgi nedeniyle akan suların durmasını fazla anlamıyorum.. Kader Keita'nın sağdan getirdiği sisteme cuk oturan açık/forvet performansının bir kısmını bile gösteremiyor Kewell.. Stil aynı olmak zorunda değildir, bir takımın iki açığı da patlayıcı güç ve delici olacak diye bir şey yoktur, buna eyvallah.. Bir taraf forveti tamamlarken, diğer tarafın daha geride kalıp orta saha özelliği göstermesi de diğer ülke takımlarından tanıdık olduğumuz durumlar.. Ama ben bu anlamda da bir artısını göremiyorum Kewell'ın.. Elano'nun gelişiyle benim için net bir kulübe oyuncusu olmuştur.. Elano konusundaki tasarrufun nasıl olacağını hala bilmiyorum, bunu 1 ay içinde daha iyi anlayacağız ama onun durumundan bağımsız, Kewell için hala aynı fikirdeyim.. Bu Galatasaray'da süper bir kulübe oyuncusudur, oluşturulmak istenen takım için de kenardan gelebilecek böyle bir veteran güç her zaman önemlidir.. Bu yönden ilerlemek daha mantıklı olacak bence Harry abi konusunda..

Son olarak maçın geneline gelelim.. Beşiktaş ve PAO, hatta Kasımpaşa maçlarında verilen pozisyonlar takıma ve hocaya çakmak için fırsat kollayanların en büyük argümanıydı.. Bugün Eskişehirspor'a net bir pozisyon vermeden Galatasaray iç sahada maçı kazanamadı, 3 puanı da hak etmedi.. Sistem ve mantalite sürekli pas ve hücum.. Bundan çıkan pozisyonların değerlendirildiği maçlarda, 3-0'dan sonra verilen pozisyonların nazarımda fazla değeri yok.. PAO maçı, Kasımpaşa maçı, kısmen Beşiktaş maçı Galatasaray'ın net olarak hak ettiği, çok pozisyon vermesine rağmen rakibi zorlaya zorlaya kazandığı maçlardır.. Rakibe pozisyon verilmeyen bir maçsa sezonun en kötü 90 dakikası olarak öne çıkabiliyor.. Çakmak için bekleyenler için neyin olduğu, nasıl gerçekleştiği önemli değil tamam ama bu son paragraf da bu maçın son bölümünde olsun istedim.. Zira başarıların, futbol düşüncenin ne olduğu üzerinden şekilleniyor bu oyunda..

26 Eyl 2009

,

Dortmund vs. Schalke


Mezhep farklılığı, dinsel seçimler, politik tercihler, sınıfsal farklılıklar, milliyetçilik... Dünyadaki sınırsız sayıdaki derbinin sınır sayıdaki nedenlerinden sadece birkaçı, en öne çıkanları.. Bu nedenler üzerinden yurtdışındaki derbi mücadeleleri yüceltilirken temel bir nedeni olmadığı için Galatasaray - Fenerbahçe rekabetine vurmaya çalışır entel futbol düşünürleri.. Bütün önemli derbilerin aksine, iki tarafın da birbirine nedensiz bir nefret duyduğu Galatasaray - Fenerbahçe çekişmesini ise ben çok anlamlı bulurum, her zaman da savunurum.. Politikayı, dini, milliyetçiliği sporla bağdaştırmayı mantıklı bulmuyorum en başta.. İnsan bir takıma "taraftar olmak" istediği için gönlünü verir.. Yurtdışında hevesle izlenen birçok örnekte ise doğarken hangi yakadaysan ona göre bir taraf seçmek zorundasındır, seçim hakkın geçerli bile olmaz.. Onları gıpta ederek izleyip bizimkilere iki dalaşma yüzünden bu nedenler üzerinden çakmaya çalışanlar yaptıkları işe devam etsinler ama ben farklı bir milletten bir araştırmacı olsam katolik vs. protestan temelli Rangers - Celtic çekişmesi yerine nedensiz bir nefret ve rekabet gördüğüm bizimkileri daha bir heyecanla takip ederdim..

Dünyada sayısız derbi var.. En dandik futbol ülkelerinden anlatılmaya değer, bir olgu uğruna savaşılan mücadeleler çıkıyor.. Fransa, İtalya ve Almanya'nın arasında sıkışıp kalan İsviçre'de bile elit gruplar alt tabakanın mücadelesi Grasshoppers - Zurih savaşını çıkarıyor ortaya.. O İsviçre'den yukarı çıkınca daldığın Almanya'daysa çok özel hikayeler var.. En büyüğü Ruhr bölgesinden çıkıp ülkeye hakim olmuş Dortmund - Schalke çekişmesi.. İki işçi takımının yıllar içinde düşman haline gelip birbirine sarmaları ve ortaya çıkardıkları eğlenceli görüntüler.. Ruhr derbisi adı altında süper pazarlanıyor, müthiş maçlara da sahne oluyor.. Dünyada izlemekten en keyif aldığım 5 derbinin içinde direkt sayarım.. Bir aynı şehrin takımlarının mücadeleleri var, bunların karşılığı derbi.. Dortmund ve Schalke gibi aynı bölgenin takımlarının mücadelelerine "yerel derbi" diyorlar.. Bir de aynı ülke içinde ama tamamen farklı takımların mücadeleleri var.. En büyüğü ve güzellerinden biri Barcelone ve Real Madrid işte.. Gavurlar bunlara "rivalry" diyor.. Biz derbi demeye devam ediyoruz.. Ki bence de rahatlıkla derbi denebilir bunlara..

Bundesliga'nın en büyük çekişmesi Dortmund - Schalke.. Yarın Magath'ın takımı Dortmund'a, dünyanın muhtemelen en güzel 2-3 stadından biri olan eski Westfallen'e konuk oluyor.. Kendi sahalarında Wolfsburg tokatlamış, hafta arasında Almanya Kupası'nda Bochum'u deplasmanda yenerek moral bulmuşlar.. Taraftar derbinin yaklaşması nedeniyle geçen haftaki yenilgiyi fazla büyütmedi, desteklerini sürdürüyor takıma.. Magath ve topçular bu durumdan memnun.. Lige iyi giremeyen karizmatik eleman Jürgen Klopp'un takımıysa iyi durumda değil.. Kariyeri boyunca sakatlıklarla uğraşan ve bu yaz yine ameliyatlar geçiren Sebastian Kehl'in yokluğunu orta sahada şiddetli şekilde hissediyorlar..

Bundesliga'nın yayın hakkı TRT'de.. Peki bizim devlet kanalının yarınki maç tercihi ne? 16.30'da TRT-3'ten Wolfsburg - Hannover maçı naklen.. Nasıl bir seçimdir, nasıl bir planlamadır bu, takdir ediyorum kanal yetkililerini.. Wolfsburg'un Hannover karşısında handikap nasıl kapatılır dersi yüzünden olan güzelim derbiye oluyor.. Son uyarı bahisçiler için gelsin.. Side bahsiyle muhatap bile olmamak gerek.. Bu kadar gollü geçen bir derbi serisi için beraberlik denemek de anlamsız.. iddaa'da 1.60 verilen over en uygun tercih olur.. Zira bir taraf Klopp, bir taraf Magath olunca bir mücadelede, o maç ilk olarak over vadeder..

21 Eyl 2009

,

Kasımpaşa 1-3 Galatasaray


Ben bu blogda hakem konuşmuyorum.. O konuya girdiğin anda burası amacının dışına çıkar, yapılan yorumlar değişir, yazılar istemediğim bir noktaya gelir.. Hakem her maçın faktörüdür ve öyle olarak kalması, o faktör olarak da en fazla 1-2 cümleyle bahsedilmesi gerekir.. Gerisi başkalarının işi, halkı galeyana getirme malzemesi.. Ben girmemeyi tercih ediyorum o işlere..

Bu maç ise farklı.. Konuşulacak şeyler var maça dair.. İlk yarı oynanamayan top, Kasımpaşa'nın dirençli futbolu.. Keita'nın Ayhan gibi bu kadro içindeki "tek" oyunculardan biri olduğunun tekrar görünmesi.. Arda'nın kenarda yeniden yalan olması.. Elano'nun hala uyum sorununu aşamaması.. Keita'nın girişiyle Galatasaray'ın ikinci yarıda bambaşka bir takım haline gelmesi ve Kasımpaşa'nın 45-95 arası orta sahayı geçemez bir hale gelişi.. Beklerin oyuna katılımının önemi.. Galatasaraylı topçuların ikinci yarıda çığrından çıkışı.. Ama bugün hiçbirini konuşmak gelmiyor içimden, en azından bir süre.. Böyle kifayetsizleri Türk futbolunda görmek istemiyorum, böyle vasıfsızlar beni futboldan soğutsun istemiyorum.. Bu gece unutulmayacak bir gecedir.. Ali Güneş'in oyunu sakatlık nedeniyle terk ettiği muazzam bir ironinin, 45'te girip hat-trick yapan Nonda'nın gecesidir.. Frank Rijkaard da takım gerideyken maç çevirmek için hücumcu sokarken, defans ya da orta saha mı çıkar, yoksa aslolan sistem midir? Çift forvet, üç forvet, 8 forvet hastalarına, önlibero/iç oyuncusu karşıtlarına bir kez daha futbolun genel geçer kanunlarını hatırlatmıştır.. Rijkaard bence çok şanslı diyenler köşelerinden sallamadan önce oturup iyi izlesinler bu maçın 2 farklı devresini..

20 Eyl 2009

,

United 4-3 City


4 La Liga, 7 Bundesliga, 12 Serie A maçı izle.. Bu tek maçın eğlencesine, zevkine, hikayesine yaklaşmıyor çoğu ülkede "entertainment" başlığı altında geçmeye başlayan futbolda Premier League tek.. Barcelona'nın tek taraflı abuk oyununun bile insanın canını sıkmaya başladığı futbolda İngiltere'deki yüksek tempo düelloları her zaman iş yapacak, insanları ekranlara bağlayacak.. Vereceksin Spormax'e liraları, mecburen açtıracaksın.. Bugün Murat Kosova'yı ekranlarda görmek isterdi gönül ama artık bu dileğin gerçekleşmeyeceğini de çok iyi biliyoruz..

Robinho'nun yokluğunda ilk haftaların formda oyuncusu Craig Bellamy solda, orta üçlüde de görev yapmış olan Shaun Wright-Phillips'in yine başka bir oyuncunun (Adebayor) yokluğunda o mevki için alınan Tevez'in ortaya kaymasıyla sağ açıkta görev aldığı maçta Barry ve Ireland tamamlayıcısı için seçilen isim De Jong'tu, Old Trafford için de gayet yerinde bir tercihti.. United'da Rooney'nin önüne gelen Berbatov Sir Alex'in orta sahada kanatlardan da olsa defansif katkıyı çokça almalıyım mantığıyla Valencia'yı kulübeye gönderdi, orta hattın her bölgesinde görev yapan ve bu hafta yeni bir kontrat alan Park Ji-Sung'u sağ kanada attı..

Maçın başında erken bir gol United avantajı normalde.. Ondan sonraki devre sonuna kadar gelen City üstünlüğü dikkat çekiciydi.. Orta sahayı üç elemanla parselleyip beklerine de düzenli olarak Bellamy ve Shaun Wright-Phillips'le destek veren City orta saha gibi oynamaya çalışıp top almaya gelen Rooney'yi her görüşlerinde üzerine basıp rahatsız etti öbür tarafı.. Bir bek hücumla haşır neşir Bridge, diğeri stoperden gelen Micah.. Hangisinin savunmada daha çok zorlanmasını beklersiniz? Peki ikinci yarıdaki baskıyı tamamen ayırıyorum, ilk yarıda da bütün gediklerin Micah Richards'ın tarafından gelişini nasıl açıklayacaksınız? Rakibin ne yaptığı, kimlerle oynadığı da önemli işte bu oyunda.. Sağda O'Shea önü Park Ji-Sung'la oynayan United'ın solunda oynayan adamlar Evra ve Giggs'ti.. Olan Micah Richards'a oldu..

İkinci yarıdaki kusursuz United baskısı ilk yarıdan sonra tam ters etki.. 48'de Fletcher'ın kafasıyla kazanılan golden sonra da baskının artarak devam etmesi ama yeterli pozisyon adedinin gelmemesi bugünün futbolunun tipik sonuçlarından biri.. Üstünlüğü elde etmek için mücadele gücünü sahaya yansıtmanın faturası hücumda yetenekli adamların kenara gitmesine neden olabiliyor.. Valencia'nın oyuna girişinin 62. dakikaya kadar sarkması bu bağlamda sorgulanmalı mıdır bilmiyorum.. Bildiğim şey ise Dimitar Berbatov'un şu ana kadar 35 milyon pound'luk bir patlak olduğu.. United'ı izlerken Berbatov ağır çekimde gibi.. Mücadele gücünü düşürdüğü yetmiyormuş gibi yaratıcılık adına takıma kattığı hiçbir şey yok.. 2 kesilen topa vurduklarını Given çıkardı, ama pek de zorlanılacak toplar değildi.. Bunun devamında Michael Owen'ın da girmek için 78 dakika beklemesi anlaşılır değildi..

İkinci yarıda City'nin yapabildiği hiçbir şey yok.. Bellamy'nin 2 tane sihirbaz golü onları 90. dakikaya kadar oyunda tuttu sadece.. Bellamy'nin bu seneki City'de yolculardan biri olacağını düşünüyordum, şu ana kadarki performansı tamamen bir yalan ediş.. İlk goldeki efsane vuruşuna Foster'ın yapabileceği hiçbir şey yoktu.. 90'daki 3-3'ün yakalanmasında Ferdinand'ın büyük hatasını kaleci de devam ettirdi.. Ferdinand'ın topla koşan Bellamy'den yavaş olmasıysa kendi suçu değil, Galli'nin coşkunluğu.. Keza Ryan Giggs.. Sol açıktan iç oyuncusu haline dönmesi, futbolun doğasının yeşil çimlerdeki tezahürü.. Son 1-2 yıldır benim görmediğim bir açık performansı koydu bugün ortaya.. 3 asist, sonuncusu içten atılan müthiş bir derin topa Michael Owen'ın harika dokunuşu.. Owen'ı Alex niye United'a getirdinin cevaıbıdır o uzatmanın uzatmasında gelen gol.. Bugün ikinci yarının tamamında oynasa çok farklı bir sonuç alabilirdi United..

Uzatma için söylenecek şey çok ama uzatmada iki dakikalık bir şey olmadı.. Mark Hughes meğer o gol gelmese maçtan sonra illa ki saydırırdı United cephesine ve Sir'e.. Golden sonra sarabileceği tek unsur hakem olacak.. Peki hakkı değil miydi United'ın? City'nin o muazzam baskıda, kontra atağın genel kurallarını kullanmadan attığı gollerden sonra 3-3 futbolseverin kalbini acıtırdı.. City'nin 45-90 arası yediği baskı üstleri düşünen bir takım için uyarı, ama çok da karalar bağlatacak bir gelişme değil..

19 Eyl 2009

Schalke 1-2 Wolfsburg


Bazı adamlardan sıtkımın sıyrılması için tek hadise yeterli olabiliyor.. Çok önemli hoca, geçen seneki başarısı efsane.. Ama Wolfsburg'la şampiyonluğa yürürken Schalke'yle anlaştığının ortaya çıkması ve bunu açıklaması yok mu? Benim gözümde bitirmiştir Magath'ı.. Orası Avrupa, böyle şeyler olabiliyor eyvallah.. Türkiye'de olmayacak bir iştir fakat bu, yapan adamı bitirirler.. Öyle mi olması gerekir peki? Bazı konularda Avrupa'dan farklı olmak iyidir bence.. Medeniyetin abartılısını kabul etmiyorum.. Şampiyonluk yolunda böyle bir şey yapan adama iyi gözle bakmıyorum, kara listeye alıyorum kendi adıma..

Wolfsburg'un bu anlamda Magath'ı kendi sahasında hüsrana uğratması tarifsiz bir şekilde mutlu etti beni.. Armin Veh'le ne olduklarına dair bir fikrim yok, yeteri kadar izleyemedim.. Bu geceki maç da dahil.. Ama geçen seneki başarı bence imkansız.. Schalke? Magath'la ne olacaklarına dair bir öngörüm de yok.. Nostradamus değilim.. Ama bu geceki Wolfsburg galibiyeti ne de güzel olmuştur ya.. Kapaklar Felix için geliyor.. Adamımsın Dzeko..

18 Eyl 2009

Bitti...


Nesi anlatılır, nesi söylenir ki bu maçın.. Böyle moral bozucu bir kayıp, böyle pis bir yenilgi uzun zamandır hiçbir spor dalında görmemiştim.. Rakibe 20 fazla rebo, 20 fazla faul atışı vermişsin, ona rağmen bir an olsun kopmamışsın.. Son dakikalarda müthiş bir atılım yaptıktan ve 6 sayılık öne geçişten sonra maçı ellerinle bırakıyorsun.. Faturası yok bu maçın, Slovenya maçının bir sonucudur bu zorlu yol.. Çıkacaksa bir fatura ilk kızdığım 50 saniye varken ve top bizdeyken 2 sayılık üstünlükte hücum kullanan Ömer Onan'adır maçın sonunda.. Rijkaard Türk futbolcusu (sporcusu) için duygularına kapılıp gidiyorlar demişti, haklı.. Başka milliyetten bir oyuncu orda kesinlikle o hücumu kullanmazdı.. Ki Ömer bir pure shooter değil.. Eğer kullanmasa 2 sayılık avantajla 2 hücumumuz olacaktı ve Yunanistan topu eline sadece bir kez geçirebilecekti.. Ama bugünkü hatalar zincirleme gitti.. Yıpranmışlık, savunmada çok çabalayan takımların uzun turnuvalarda mutlaka karşısına çıkan yorgunluk.. Bütün uzatma periyodunun 5 kısayla oynanmasını kesinlikle anlayamadım.. Bourousis'in 5 faul almasından sonra pota altı üstünlüğümüz iyice ortaya çıkabilirdi.. Hidayet'in yine elinde patlatıldı bir top, hemen vurmaya başladılar.. Ersan sırtı dönük aldığında bütün heyecanıyla topu uzatıp Hedo'ya veriyorsa, bir takım mental yönden bu durumdaysa Hedo zorlayıp kullanacak o topu, başka çaresi yok.. Maçı harika bir şekilde uzatan Ender'in bile fast break'e çıkarken top kaybettiği bir maçta kişilere takılmanın anlamı yok.. Heyecanımızın, duygularımızın önüne yine geçemedik.. Benzerimiz bir ulusa kaybettik.. Kim çıkarsa çıksın İspanya karşısında süpürülecekti ama madalyaya oynama şansımız kayboldu.. Tekrar ediyorum, Slovenya maçı kazanılsa final şansımız çok yüksekti.. Önce orda, sonra da bu gece kaybettik.. Bu kadar üzücü olabileceğini tahmin etmezdim ama..

Bütün emeklere yazık oldu..

17 Eyl 2009

,

Panathinaikos 1-3 Galatasaray


Aynı ekolden gelen iki adamın hiyerarşik yapıdan sıyrılıp eşit şartlara taşıdığı bir mücadele, birbirine çok benzer iki sistemin çarpışması.. Normal şartlarda Katsouranis, Karagounis ve Gilberto'dan oluşan üçlü Galatasaray'ın sorunlu ve eksik bölgesine ağır gelebilirdi.. Ama gelen erken gol bizim için hafta sonundan sonra tekrar avantaj oldu..

4'lü defansın önünde içi dolduran iki oyuncuyla oluşturulan 6'lı bir set, orta saha ve savunmada rakibi durdurup öndeki hattın yaratıcılığından ve hızından yararlanarak sonuca gitme.. Avrupa'da bir süredir iş yapıyor bu.. Geçen sene bundan bütün UEFA sezonu süresince yararlandı takım.. Sezon başı kalitesi artan kadronun ince iş yapan oyuncularından yararlanıp sahaya başka bir şey koymamakla itham edildiler fakat.. Benfica ve Hertha deplasmanlarından bir Avrupa deplasmanında nasıl oynanması gerekiyorsa öyle oynayıp 6 puan çıkarmıştık.. Çok benzer bir yapı, benzer bir düzen ve oyun anlayışıyla bu sezon da önemli bir deplasmanda aynı şekilde sezonu açtık..

Deplasmanda fazla top tutmak, oyuna hakim olmak Barcelona olmadıkça önemli değil.. Sözlük anlamında iki önliberoyla oynarken bu konuda ödün veriyorken, deplasmanda oynamanın getirisi ve üzerine 5. dakikada gelen gol Topal ve Sarp'ı bir anda maçın yıldızı olabilecek konuma getirdi.. Oldular da.. 5. dakikadaki üstünlükten sonra öndeki hatta kopukluk, Elano'yla gösterilemeyen bütünlük, takımı savunmada 6, hücumda 4 gibi gösteren sistem arızalarının hiçbir önemi kalmadı.. Skor avantajıyla geriyi iyi savunup aldığımız topları merkezden hızla ileriye dağıtmaya çalışan bir takım hüviyetine büründük.. Galatasaray 1.5 senedir alışık bu düzene.. 2 yedek stoperin yaratabileceği karmaşa için önlerine çift set çok önemliydi, Topal ve Sarp'ın beraber oynadıkları en iyi maçın bu akşam oynanması bu açıdan büyük sürpriz değil.. Emre Güngör'ün maçın başında sakatlanıp çıkması artık bir Galatasaray klasiği.. Çok yetenekli, futbol anlamında hem daha modern, hem de sağlam bir upgrade çekilmiş Bülent Korkmaz olma ihtimali çok yüksekti Güngör'ün.. Ankaragücü'nden alınışı beni en sevindiren hamlelerden, kaliteli Türk stoperlerin de büyük takımlar tarafından fark edilebileceğini gösteren transferlerden biriydi.. Bazen yetenek tek başına anlam ifade etmiyor.. "Injury prone" hadisesi futbolun üzücü gerçeklerinden biri.. Güngör'le Galatasaray'ı buluyor olması şanssızlık..

Emre Aşık'ın zor bir ortamda tandem generalliği yaptığı kaçıncı maç bu ben bilmiyorum.. Büyük oyuncu Aşık.. Güngör'le beraber maçın başında iyi bir başlangıç yaptılar, sakatlık sonrası Balta tandeme geçip Uğur sol beke oturdu ve savunma iyice karışık bir hal aldı.. Balta sonrası PAO'lu oyuncuların arkaya özellikle sol stoper-bek bölgesinden kaçışlarında bir artış oldu ama önemli bir sorun değil.. Balta geçen seneki zorunlu stoper serüveninde vasata bile düşmemiş, efsane maçlar çıkarmıştı.. Bugün o kadar iyi değildi.. Sezon başı formsuzluğu üzerinden değerlendirmek mümkün..

Baros yine takımın en değerlisi.. Başkalarının gözünde takımın en kötü forvetiymiş, önemli değil fazla.. İlk goldeki sağdan akışı, ikinci goldeki araya kaçışı, böyle zorlayıcı bir havada PAO defansını yine ve yeniden çıkarmayan mücadeleci oyunu.. Tek forvetle olmaz zırıltıcılarının yolunu kesen bir futbol profili.. Eğer Baros'sa forvetiniz olur, oluyor.. Verim verir, vermeye devam edecek.. Son vuruşlardaki teknik eksikliği, sırtı dönük oynamaya çalıştığındaki tek dokunuş kabiliyetsizlikleri önemli değil.. Tekniği vasatın üstünde olsa EPL'den ayrılmayacağını, çok daha büyük takımlarda dolanacağını biliyorduk zaten.. Geçen sene sezon başında hazır olsa Steaua maçları öyle sonuçlanır mıydı bilinmez.. Ama sonrasındaki UEFA maratonunda transferler içinde en çok farkı yaratan, yeni sistemden bile rol çalan oyuncuydu.. Bugün de geçen senenin devamını getirdi.. Türkiye için çok fazla bir oyuncudur Baros.. Değerini anlayamayanların hangi maçları izledikleri konusundaysa bir fikrim yok fazla..

Kewell her zamanki rölanti oyununda, Elano fizik olarak biraz daha güçlenmiş ve takımın içine daha çok girmiş gibiydi.. Sevindirici.. Attığı gol takipçiliğinin, frikik çokça şansının bir sonucu.. Bu Kewell varken Arda'yla beraber oynamayı öğrenmeleri, özellikle de benim tercihim olan Elano'nun soldan gelişinin takıma uyum sağlaması çok farklı bir yere taşıyabilir takımı.. Sağda Messi'yi tek bırakıp sola kümelenen Iniesta, Henry gibi Galatasaray'da da tek başına bir kanadı yıpratabilme gücüne sahip olan Keita'nın sağda bırakılıp solda başka bir hücum kümesi oluşturulabilme ihtimali fazlasıyla yüksek geliyor..

Djibril Cisse'nin eksikliği maçın özelinde ve Ten Cate'in sistemi gereğince bizim için fazlasıyla avantaj oldu.. 4-3-3 oynamaya çalışan bir takımın forvetinin en büyük özelliği hızıyla rakip savunmanın arkasına sarkmaksa, PAO gibi sağlam patlamalar yaşamak mümkün.. Erken gelen gol Galatasaray'ın iyice geriye yaslanıp Salpingidis'e o boşlukların minimum düzeyde verilmesine neden oldu.. Soldan Leto Sabri'yi hırpalamaya çalıştı ama hem Sabri bu sene çok daha sert, hem de kademede Aşık vardı.. Sağ açıktan gelmeye çalışan Christodoulopoulos ise önce Balta, sonra Uğur'u sarsamadı bile.. Gilberto, Katsouranis ve Karagounis'ten oluşan orta alan kümesi Galatasaray'ı en çok zorlayabilecek topluluğu, bana göre en kaliteli PAO bölgesiydi.. Ama erken gelen golün bugün birçok kilidi açtığı maçta önce buna, arkasından da Topal ve Sarp duvarına çarptılar..

İlk maçla gelen grup liderliğinin rahata alınışı, çok önemli Avrupa puanları, sezon başı zorlu bir maçı daha 3 gol barajıyla rahat kapatış.. Son olarak PAO tribünlerine gelelim.. İlk 10 dakika tiyatro gibiydi.. 15. dakikada Gate-13 kapıyı açtı, 30-35 civarı efsane Horto Magiko'ları geldi.. Her zaman dediğim şeydir, Türk ve Yunan insanları kadar birbirine benzeyen, aynı coğrafya ve kültürden çıkma insanları bulamazsınız.. Herhangi bir Yunan kasabasının, kahvelerinin fotoğraflarını çoğu zaman Türkiye görüntülerinden ayıramıyorum ben.. Büyük destek, o oranda çöküş.. Tribünleri de benziyor bize.. 3. gol yüzünden biletini kestikleri kaleciye gelen tepkiler aşırıydı, ama bizde de aynısı olurdu.. Güzel adamlar, güzel insanlar Yunanlar.. Beyni kuş kadar olmayan politikacıların bir evet damgası uğruna yaptıklarına fazla kulak asmadan aslında ne kadar aynı olduğumuzun farkına varmak gerek.. Gate-13'ü bekleriz Sami Yen'e.. Bir sürprizimiz de burada olacak kendilerine..

Türkiye - Yunanistan - Fransa - İspanya


İkinci periyodun ortasından itibaren gösterilen tepki ve devamı bu maça "kayıp" düşüncesiyle çıkılmadığını gösteriyor ama yine de garip olan şeyler var, "kazanalım ama kaybetsek de olur" düşüncesinin hakim olduğu çok netti bence.. Belki Slovenya'da da vardı bu, belki olmalıydı ama kaçan fırsat bence büyük.. Engin ve Sinan'la başlanan maç oyuncuların aklında mutlaka acaba dedirtmiştir.. Keza ilk gruplardaki rahat maçlarda kullanılan ama ikinci gruplardaki önemli maçlarda ana rotasyondan çıkan Bekir Yarangüme'nin maçın başında oyuna girmesi de.. Açılan farklarda böyle oyuncular farkı kapatmak için kullanılabiliyor evet ama genel bir gariplik vardı maçın başında.. 19 sayılık geriye düşüş bu ortamda beni hiç şaşırtmadı ama şaşırtmalıydı.. Bu turnuvada bir takımdan 20 sayı geriye düşmek bu form durumunda düşünülmemesi gereken bir şeydi..

Maç o farklarda tehlikeli bir yere doğru gidiyordu, 5'te 5 yaptıktan sonra böyle büyük farkla alınacak bir mağlubiyet takımın havasını bozabilirdi.. İkinci çeyreğin ortasından itibaren geri döndük.. Yanılmıyorsam 14-0'lık bir seri ve 5-6 sayılara geri dönüş.. Keyfimiz yerine geldi, bir de bu şekilde kazanırsak müthiş olur dedik ama bu sefer de ikinci yarıda Tanjevic'in ağırlıklı alan savunması geldi.. Kazandığımız maçlarda dönem dönem kullanıp çok fayda gördük alan savunmasından ama bu maçta ipin ucunu biraz kaçırdık.. Tanjevic'in takımı savunmada dinlendirme düşüncesinin baskın olduğunu anlamak zor değil ama işte bu düşünce de kaybetsek de önemli değil düşüncesinin takımda hakim olduğunu gösteriyordu.. Slovenya bu kadar şutör bir takımken ve üzerine maç içinde iyi şut atıyorken ikinci devrede alan savunmasını bu kadar çok kullanmanın bence başka mantığı yoktu.. Yine de müthiş bir şekilde maçı son anlara kadar soktuk.. Udrih'in Ender'e üçlükte yaptığı faul saçmalıktı, faydalandık.. Son topta Ender'in içeri müthiş dalmışken topu dışarı çıkarmasıyla müthiş bir şans bulduk.. Engin'in bu kadar boşken sokması gerekiyordu, olmadı.. Ender'den yüksek bir bırakış bekledim ben, önü oldukça açıktı ama muhtemelen Tanjevic'ten boş üçü bulalım, maç uzamasın uyarısı geldi..

Sonuç olarak çok tehlikeli bir yere girdik.. Başlıktaki dörtlü bir kanatta, çok daha zayıf takımlar diğer tarafta.. Slovenya'yı buraya alıp en tehlikeli 4 rakibe birbirinizi kırın ve finale tek takım gelin diyebilirdik.. Müthiş bir avantaj olacaktı.. Şimdi önce Yunanistan'la oynayıp, geçmemiz durumunda Fransa-İspanya'dan gelen takımla oynayacağız.. Yunanistan'dan bir korkum yok, Kazlauskas'la girdikleri yol bizim gibi sert savunmalar için büyük dert değil.. Geçeceğimizi düşünüyorum ama yarı final için böyle yıpratıcı bir maçtan sonra o kadar umutlu olamam.. Şampiyon olmak istiyorsan bunları zaten yeneceksin mantıksız bir savunma değil.. Ama diğer taraftan kolayca finale gidip en zorla finalde karşılaşmak bence turnuva yolunun olması gerekeniydi.. Buradan çıkabilirsek finalin çok ağır favorisi oluruz, ama sağlam acı çekeceğiz o yolda.. Seçim buysa yapacak bir şey yok.. Cuma günü bol şans takıma..

15 Eyl 2009

,

İsviçre'de bahis yasağı


Bahis reklam yasağı sadece Türkiye'de değilmiş.. Medeniyetin beşiklerinden, hukukunu adapte ettiğin ülkede de bahis reklamı yasağı varmış.. İsviçre'de sadece devlet merkezli bahis şirketlerinin reklamı yapılabildiği için Real Madrid'in göğsündeki "bwin" reklamı sorun olmuş, şirketle kulüp oturup düşünerek bugünkü Zurich deplasmanına reklamsız çıkmayı uygun görmüşler.. Türkiye'de de benzer bir problem olmuştu Sevilla'yla eşleşildiğinde, 888.com'suz çıkmıştı Sevilla Kadıköy'e.. Unibet de işte kendi ülkesinde yapamadığı reklamı Valencia'yla yapmaya çalışıyormuş demek ki.. Reklam falan fark etmiyor tabii, 5 taneyi çakıp dönüyor Real ilk hafta.. İki gol Cristiano'dan..

,

Panathinaikos - Galatasaray TNT'de


Haberin ekstra bir özelliği yok.. Doğan Medya maçlardan birini açık kanalda vermek zorundaydı.. Açık kanaldan verecekleri maçlar için yine doğal olarak deplasmanları tercih etmeleri mantıklı.. Ama Kanal D ve CNN Turk beklenirken onların seçimi medya savaşlarında yeni bir cephe açmak oldu.. Maç TNT'de ve tahmin edebileceğiniz gibi TNT Digiturk platformunda mevcut değil.. Digiturk'u alıp D-Smart'ı tercih etmeyenlere bir kurşun sıktı Doğan Grubu, başka bir anlamı yok bu tercihin.. Evdeki herhangi bir antenle TNT izlemek kolay olmalı, denemediğim için bir şey diyemiyorum.. Türksat, D-Smart ve Kablolu S-Bandında ise mevcut kanal.. Perşembe 20.00'de, Yunanistan'dan naklen..

Sırbistan 64-69 Türkiye


Hayatımda izlediğim en iyi savunma yapan, savunmada en organize Türk takımı bu.. Bütün sporlar, kulüp takımları dahildir buna.. Bu kadar bilinçli, mücadeleci, planlı, istekli savunmayı hiçbir takımda görmedim ben.. Lucescu'nun özellikle ikinci senesindeki Galatasaray belki kapışır ama bu takım bambaşka..

Sondan başla, uzatma dakikalarında Sırbistan'dan sayı yememek çok müthiş bir olaydır.. Kapasitesiz Polonya'yı saymazsak bugün ilk defa çok sert, hücumu zayıf olmasına rağmen bizim gibi savunmasıyla ilerleyen bir takımla karşılaştık.. Gösterilen dirençten bir şey eksilmedi.. Bugün Sırbistan'ın pota altından bulduğu kolay bir sayı hatırlamıyorum.. İçeriye müthiş gömülen, kenarları harika savunan, hücumda dağılan Hidayet'in savunmada bütün enerjisini harcadığı bir garip maç.. İki takımın kabızlığı olarak değerlendirilebilir maçın genelindeki zayıf hücumlar.. Kısmen de öyle belki.. İki takımın da parçaları savunma yapmaya daha müsait, oyuncu bazında skorerlerden çok mücadeleci topçuların toplandığı takımlar.. Buna zaman zaman çok sertleşen müthiş savunmaları ekleyince hücumdaki düşüş normal.. İlk gruptan, daha zayıf takımlara karşı biraz şişirilmiş hücum istatistikleriyle gelmiştik, düşüş sert oldu ama anormal değil..

İşin en sevindirici kısmı savunma saygısını yavaş yavaş uyandırıyor olmamız.. İyi savunmalarıyla ün yapmış takımların böyle durumları vardır, en büyük etkiyi hakemler üzerinde gösterirler.. Savunmacı takımların sertliklerine ve müdahalelerine toleranslı yaklaşır hakemler.. Bugün bazı pozisyonlarda tatlı sert müdahalelere, faul çıkabilecek birkaç pozisyonun hiçbirine faul çalınmadığını gördüm.. TV'den izleyerek anlamak zor bunları, belki de alakası yoktu ama son maçlarda hakemler üzerinde bu tarz bir saygı uyandırdığımızı hissediyorum ki bu bir savunma takımı adına en önemli başarılardan biridir, çok da önemli bir hadisedir..

İşin savunma kısmı eksiksiz ve tamam.. Hücumda göze çarpan eksikliklerde ise temelde Hidayet var.. 1/16 atması önemli değil, Hidayet'in olayı budur.. Bazı günler hücumda şalteri indirir ve böyle çok kötü yüzdeleri çıkar ortaya.. Son sezonunun game log'unu açıp bakarsanız yığınla 1/14, 1/13, 3/18 gibi rakamlar görürsünüz.. Maç başına 15-20 sayı atan bir oyuncu için hücumda berbat maç çıkarma adedi fazladır Hidayet'in, bir oyun eksikliği olarak görülebilir.. Sakatlığı vardı, etkilemiş olabilir.. Ama sakatlığın etkilediği bir oyuncu savunmadaki o müthiş gayreti gösterebilir miyd? Bunun cevabı hayır.. Çıkılacak nokta ne peki? Takımın en önemli oyuncusu böyle geceler geçirebilir, her takımın yaşayacağı şeylerdendir bu.. Önemli olan, Sırbistan'ın sertliğini görünce zorda kalan takımın böyle bir gecede hep Hidayet'i bulma çabasıydı.. Karşıda katmanlı savunmayı gören, boş alan bulamayan oyuncular kötü gün geçiren yıldızlarını bu kadar zorlamamalıydı.. Bugün 16 top kullandı Hidayet.. En az 2-3 tanesi elinde patlayan toplardı.. Çok kötü seçimler yaptı, anlamsız zorlamalara girdi ama sert savunmayı gören takım arkadaşlarının Hidayet'i daha çok zorlamaması gerekiyordu.. Bunun uyarısını Tanjevic yapmalıdır bu gece.. Hidayet'le beraber sayı bulamadığımız uzun sürelerden sonra kenara gelmesiyle birden Ender'in, Ersan'ın sorumluluk almaya çalıştığını gördük, bunu Hidayet oyundayken yapabilseler maç bu kadar zora girmeyebilirdi..

Kerem Tunçeri'nin önemi takım için çok büyük.. Ersan İlyasova kesinlikle "doğal" bir skorer.. Bu kadar kısır geçen bir maçta yaptığı 22 sayı, 11 rebo inanılmaz gösterişsiz ve bir o kadar değerli göründü.. Oğuz'da 2 maçtır bir duraklama var, Semih ilk maçlardaki dağılış sonrası Ömer Aşık'ın yanını doldurmaya çalışıyor.. Bu geceki galibiyet çok önemliydi.. Yenilgi sonrası sağlam kadrolu Slovenya karşısında gelecek bir mağlubiyet takımı 3.lüğe düşürürdü ki hak etmiyorduk.. 2 mağlubiyet sonrası kazanma alışkanlığını da kaybedebilirdik.. Şu anda ilk 2 garanti.. Rakip gruptaki duruma göre hareket etme şansına sahibiz.. Yunanistan müthiş girmişti turnuvaya ama David Blatt ve Rusya gazlarını aldı.. Bizim için Fransa'ya göre daha kolay eşleşme olacağını düşünüyorum.. Öbür grupta işler hayli karışık.. Yunanistan 3.lüğe de düşebilir, Fransa'yı geçerlerse lider de olabilirler.. Fransa 1-2'yi garantiledi.. Rusya 2-3 olabilir.. 4.lük maçıysa Hırvatlarla Almanlar arasında oynanacak.. Almanların kazanması durumunda Slovenya maçına iki takım da bütün güçleriyle asılacaktır.. Hırvatistan'ın 4.lüğü alması garip hesapları getirebilir.. E Grubu'nun işi bittikten sonra bizim maçlar tam bir taktik mücadelesine dönecek.. Umuyorum karakterimizden vermeden oynayıp fazla bu meselelere takılmadan kaderimizle yüzleşiriz.. Tabii bu arada şans da yanımızda olsa hiç fena olmaz..

14 Eyl 2009

Djokovic vs. Federer


Pozisyon Djokovic'in neden sempatik bir oyuncu olduğunun kanıtı.. Tenis yenilmeyi bilenlerin, Djokovic gibi adamların oyunudur.. Bu eleman bunu bir adım daha ileriye götürüp kortu tiyatroya çevirebiliyor hareketleriyle.. Bu adama karşı artık elimden bir şey gelmiyor diyerek topa kıçını dönmesi şansını sonuna kadar zorlamaması olarak değerlendirilebilir mi? Bence hayır ama bu yorumu yapana hak verebilirim.. Klas sayıları alkışlaması, Federer vuruşlarındaki "ben napıyım artık ya" bakışları, jestleri ve mimikleri.. Djokovic'i Federer karşısında izlemek çok eğlenceli..

Bugün çok iyiydi, ama Federer 2-3 yıldır görmediğim uzay tenisi dolaylarında geziniyordu.. Ortaya çıkan mükemmel bir tenis, setler az farklı olsa da Federer'in maçın her anında hissettirdiği rahatım tavırlarıydı.. Bunu hissetmemizi sağlayan bir diğer şey Djokovic'in harika oynarken bile elimden bu kadarı geliyor saygısını korttaki her insana hissettirmesiydi..

Federer'in maç puanından önce aldığı abuk sayı tarihin en iyilerinden.. O pozisyonda winner atılır mı? Taraf Federer ise atılıyor işte kardeşim.. İzleyip diz çökmek gerek.. Finalde Nadal'ı eleyen Del Potro var.. Fedex US Open'da çok farklı ama rakip çok sağlam.. Müthiş bir maç olacak.. Ev koltuklarında yerimizi ayırttık, bekliyoruz..

13 Eyl 2009

,

Inter 2-0 Parma


Parma sezon başından beri 4-3-3 oynuyor, orta üçlü hep kaptan Morrone, Kenyalı McDonald Mariga ve Roma altyapısının ürünü Daniele Galloppa.. Defansta tandem Massimo Paci ve Cristian Panucci.. Sol bek sıklıkla kardeş Lucarelli, sağ bek Dellafiore ya da Zenoni.. İleri üçlüde de Alberto Paloschi en uçta, soldan ve sağdan gelen Jonathan Biabiany ve Davide Lanzafame.. Karşıda sistemin öncüsü Mourinho'nun geçen sene oynamaya çalışıp başaramadığı ve 3 için önüne yaratıcı oyuncu istiyorum diyerek getirttiği Wesley Sniejder, önüne 2 klasik forvet.. Francesco Guidolin böyle 4 içli bir orta sahaya 3 forvetin çok olacağını düşünmüş olmalı ki ilginç bir çözüm düşünmüş.. Dünkü derbiyle fazlasıyla alakalıydı, Denizli'nin rahatlıkla örnek gösterebileceği bir hamleydi.. Dün natureli bek ve açık olan Ekrem Dağ'ı alıp Arda Turan'ı kontrol etmesi için oyuna süren Denizli'nin yanında yine bir sağ bek olan Cristian Zaccardo'yu alıp Wesley Sneijder'in karşısına koydu Guidolin, onu kontrol ederek Inter orta sahasıyla top taşımayı çok sevmeyen forvetlerin bağını koparmak istedi.. Kesiği yiyen Lanzafame oldu.. Soldaki Biabiany ve ileride tek kalan Paloschi'nin sağ tarafını 4 ciğerli Mariga süpürmeye çalıştı..

Parma maç boyunca çok defansif göründü ama Inter deplasmanında bu takım mecburiyet.. Guidolin savunmayı bu kadar seven bir hoca değil, bu takım içeride de böyle oynamayacak.. Zaccardo'nun yaptığı iş iyiydi, onun önündeki klasik orta saha üçlüsü Zanetti, Vieira ve Motta üçlüsüne kesinlikle ezilmedi.. Patrick Vieira tam anlamıyla bitmiş, böyle görmek üzücü.. Inter ilk yarıda baskılı göründü ama tamamen Parma'nın kendi yarı sahasında oyunu kabul eden yapısının bir ürünüydü, Inter orta sahasının Parma'yı geriye yaslayan bir dominasyonu yoktu ilk yarı boyunca.. Bir atakta sağdan kopan Maicon'un önüne ayarsız atılan bir pas sonrası tribünlerin tepkisi geldi, üstüne Maicon alkışlayın ulan tribine girdi.. Kimse memnun değildi oynanan toptan, Mourinho dahil.. 45 dakika dolmadan yerinden kalktı Jose, soyunma odasına gitti..

İkinci yarıda hamle bekliyorduk tabii Portekizli'den.. Oyuna bi iç yerine sürülen Ballotelli oldu bu.. Sonucunu çabuk verdi.. 4-3-3'e döndü Inter, kanatlar zorlanmaya başlandı.. Ortayı tutmak için sahaya çıkan Parma'nın oyun tarzına aykırı bir hamleydi.. Sneijder orta hatta yaklaştı, kendisini tutmak için sahaya çıkan Zaccardo boşa çıktı bu sefer de.. İki türlü zarar verdi Mourinho bu hamlesiyle.. Oyunun dengesini yitirdiğini gören Guidolin'in karşı hamlesi boşa çıkan Zaccardo'yu 3 için oraya çıkaran Galloppa - Lanzafame değişikliğiydi.. Galloppa hem kötü oynadı, hem de sarı kartıyla saçma bir hareket yaptı ilk yarıda.. Lanzafame'nin sağ açığa girmesiyle Zaccardo ortaya yaklaştı ve Inter'e uyum sağlanmaya çalıştı.. Bu dönemde orta sahaların boşalmasıyla oyunun temposu çok yükseldi.. Parma topu ve oyuncuları koşturabilecek alanlar buldu, 1-2 defa Biabiany'yi kaçırmayı denedi.. Ama bazı şeyleri kestiremiyorsunuz bu oyunda.. Inter'den baskıyı yerken bile takım sahada durmaya çalışırken Samuel Eto'o'nun vurduğu kesmeye yapabilecek hiçbir şey yok.. Usta işi bir gol, hayallerin suya düşüşü.. Mirante'nin kısa boyu golde etkili olmuştur.. Zorlarsan kaleciyi suçlarsın ama gol o kadar güzel ki bir şey diyesi de gelmiyor insanın.. Sonrasında Amoruso ve Bojinov'un eşitliği yakalamak için oyuna sürülüşleri, Inter'in gol sonrası orta sahayı tekrar sigorta etmesi ve Inter'in akın akın gelmeye devam etmesi.. Maçın son 20 dakikasının hikayesi bu..

Alberto Paloschi çok yetenekli çocuk.. Ama Samuel ve Lucio gibi oyuncularla fiziksel mücadeleye girmesi için daha bir fırın ekmek yemesi gerekiyor.. Çok etkisizdi, oyunda çok fazla kaldığını düşünüyorum.. Bojinov biraz daha erken oyuna girip fiziğiyle yıpratabilirdi Inter defansını.. Jonathan Biabiany'yi ilk defa 90 dakika izledim bugün, ki asıl merak ettiğim oyunculardan biriydi.. Inter bir oyuncusunu da Parma'da yetiştirip üzerine konacak.. Beklediğimden iyi bir fizik kalitesi ve hızı var.. Tekniği oranında dünya futbolundaki yerini belirleyecek bu çocuk.. Ama Serie A'ya çok uygun stili.. Guidolin'in de gözüne fazlasıyla girmiş görünüyor..

Inter'de Santon ve Maicon kilidin açılmasında rol oynadılar.. Eto'o ve Milito benzer özelliklere sahip ama birbirlerini kesmeyen oyuncular.. Sneijder'in gelişiyle rahatlamışlar ama dönülen yeni düzenin şu anda işlediğini iddia etmek zor..

Maçın sonlarında Tommaso Ghirardi'yi gösterdi, 2-0'da üzgündü ama ortaya çıkardığı takıma saygı duyuyorum.. Cigarini'li, Dessena'lı, Reginaldo'lu takım Serie B'ye düşmeden önce gelecek için önemli bir potansiyel gibi görünüyordu.. Beklenmeyen bir düşüş sonrası bu oyuncular gitti.. Serie A'da geçirilecek bir yapılanmanın ilk yılı bir alt lige taşındı, Ghirardi takımı orada toplamaya devam etti.. Ortaya çıkan yapı 1 senelik bir ara da olsa, B'den gelmiş bir takım için çok derli toplu ve karakterli görünüyor.. Guidolin'in 1 yılda takıma kattığı olgular çok fazla.. Galloppa, Biabiany, Lanzafame ve Paloschi gibi oyuncular oynayarak özgüvenlerini artırdıkları sürece daha iyiye gidecektir Parma..

Cashebayor?


Türkiye - İspanya maçı olunca City - Arsenal yalan oldu tabii.. Stoke - Chelsea maçıyla dönüşümlü verince çok da üzülmedim ama.. Bu devirde hala dönüşümlü yayın nedir, Spormax'e bu şekilde mi satılıyor bu maçlar bilmiyorum.. Eğer Spormax'in tercihiyse anlamsız..

Arsenal lige fırtına gibi girdikten sonra Old Trafford'dan çıkamadı ve özüne döndü.. Wenger'in son dönem Arsenal'inin normali budur.. 2-3 hafta sonra sağlam bir çıkış daha yakalayıp sonra çökerler, Aralık gibi de kopulur yarıştan.. Dün City 4 taneyi yapıştırmış.. Onlar da kayıpsız gitmeye devam ediyorlar.. Maçların sonlarında elimde kumandayla ambale olmuşken Adebayor'un golü izledim.. İyi kestiler, kafayı da iyi çaktı.. Golü attıktan sonra kendi kale önünden diğer kaleye doğru çok büyük bir depara kalktı Adebayor, gitti Arsenal tribünlerinin önüne kayarak fotoğraftaki pozu verdi.. Arsenal taraftarı delirdi.. Maçın tamamını izleyen bir arkadaşım top Adebayor'un ayağına her geldiğinde Arsenal taraftarının ıslıkladığını ve ara ara elemana salladıklarını söyledi.. Eğer durum buysa daha anlaşılır, değilse tipik bir parayı gören Afrikalı hadisesi..

Arsenal taraftarının bir oyuncuya paracı yaftası yapıştırması kolaydır.. Chelsea'ye gidişi olay oldu Ashley Cole'un.. Transfer öncesi gizli görüşmeler ortaya çıktı, Cashley Cole yaptılar, arada Hole'a çevirdiler.. Cole'lu paralar maçlarda dağıtıldı.. Son 1 senedir sürekli başka takımlara transferi gündemde olan Adebayor'da da dünkü olaydan sonra benzerini bekleyebiliriz.. Ashburton Grove'da artık mimlenmiştir Adebayor.. Dün iki tane olayı var.. Golden başka bir pozisyonda da yerdeki Van Persie'nin kafasına basıyor Adebayor.. İsteyerek yapıp yapmadığı hakkında bir şey diyemem ama çok da normal görünmüyor olay.. Van Persie'nin kafası bir hayli açıldı darbeyle, maçtan sonra da Hollandalı eski takım arkadaşını kasti bir şekilde tekme atmakla suçladı.. Nerede olay varsa orada Wenger vardır hesabından Fransız hoca da salladı Adebayor'a.. Adebayor golden sonra yaptıkları için özür diledi, duygu patlaması yaşadım dedi ama Van Persie için bir demecine rastlamadım ben, o da ilginç duruyor şu anda..

Bu iş alevlenecek bu hafta.. FA iki pozisyonu da inceleyeceğini duyurdu.. Mark Hughes oyuncusundan fazla uzak kalmamak için elbette onun yanında.. Ashburton Grove'daki maç çok ilginç olur fakat.. Cashebayor Arsenal taraftarına benim önerimdir.. Karşılıklı sataşma varsa bile suskun kalması gerekenler sahanın içindekiler.. Yanlışı yapan Adebayor, durumu tespit edecek olan FA.. Golden dolayı değil ama Van Persie'nin yaralanması üzerine ceza alabilir bence.. Bir cephe daha açıldı Arsene Wenger için, Allah Mark Hughes'e kolaylık versin bundan sonra..

Ek: Görüntüler youtube'ta mevcut.. Yakında silinir ama o ana kadar izlemek isteyenler buyursun.. Gol için buraya, Van Persie'nin yaralanması için de şuraya alalım..

12 Eyl 2009

,

Galatasaray 3-0 Beşiktaş


Futbolda sistemlerin, dizilişlerin sürekli bir şekilde orta sahayı, oyunun merkezini ele geçirmek amacıyla değiştiğini, geliştiğini, birbiriyle savaştığını düşünürüm.. Geride 4 çakılı oyunculu 4'lü defansın üzerine 3'lü defansın ortaya +1 yapan etkisi, bekler üzerinden 4'lü defansın bu tezi çürütmesi, insanların tek iç - çift iç tartışması yaparken 3 tane için futbola sunduğu yenilikler, 4-3-3'ün son 6-7 seneyi domine etmesi, öncesinde sayısız sistem, diziliş ve taktiksel yapıların tarihçesini oluşturan hareketler.. Çoğunlukla oyunu ortada tutmak, sahaya egemenlik kurmanın şekillendirdiği, değişikliğe uğrattığı olgulardır.. Bu oyunun en önemli ögesidir orta saha..

Milli maç yorgunlarından Tello'nun yokluğu, geçen hafta iyi oynayan Serdar Özkan'ın kanatta yine hazır olması, diğer açığa atılan Yusuf, ortadan Fink'i kesip Ekrem Dağ eklemesi ve flaş transfer Tabata'nın oyuna girmesi.. Galatasaray'ın 2 ön liberosu Sarp ve Topal'ın Ayhan'ın yokluğundaki sıkıntıları, Arda'nın daha oturtamadığı oyun anlayışıyla birleşince Denizli top yapabilen 5 adamla oyunun kalbini ele geçirmek istedi.. Fink'in çıkıp Ekrem'in takıma girmesi normalde savunmadan verip hücumu güçlendirmek, top yapılan bölgede sayısal bir üstünlük kurma düşüncesi.. Galatasaray'ın 4. dakikada kornerden gelen golü büyük şans.. Sonrasında ise Beşiktaş'ın bu 5'lisinin Galatasaray'ın top tutamayan iki önliberosuna, yine Baros'a yaklaşan Arda ve kenarlarda kalan açık/forvetlere üstün gelişini izledik uzun bir süre.. Ligin ilk maçlarında Beşiktaş'la ilgili söylediğim bir şey vardı, eğer sistem 4-3-3 olacaksa, sağ ve sol forvetlerin Bobo ve Holosko gibi oyunculardan oluşturulması sisteme zarar veriyor.. Bu iki bölgeden en az birinin top ve dripling yapabilen oyunculardan seçilmesi gereklilik.. Bugün Sami Yen deplasmanında kabul edilecek bir oyun oynayan, zaman zamanoyu üstünlüğünü ele geçiren takımda kenarlarda iş yapan ve hem forvete destek veren (özellikle Serdar), hem de içe katılan oyuncuların payı büyük..


Galatasaray'da Topal, Sarp'ı her anlamda paralize ediyor.. Ama iki oyuncunun da savunmanın önündeki sette, çarpışma esnasında sağladığı fayda büyük.. Sarp beni her maç büyülemeye devam ediyor.. Yaptığı bu skor katkıları, oyun içi değerini 1 gömlek daha yukarı taşıyor.. Arda bugün yine sistemi 4-4-1-1'e çevirdi, son günlerde olmadığı kadar kötüydü.. Milli maçlardaki ağır yükten sonra hak vermek gerekiyor 10'a.. Bu kadar etkisizken ben sadece biraz daha gerideki oyuncuların arasına doğru girip fiziksel mücadele göstermesini bekledim, ama bir vücudun kaldırabileceği bir yük de var.. Arda yavaş yavaş aştı bu sınırı..

İkinci yarıda sık sık geriye gelip takımı 4-6-0 gibi gösteren Nihat oyundan çıktı, Bobo girdi.. Fink'in Tabata yerine girişiyse Ernst'i ve Ekrem'i biraz daha öne attı, serbestleştirdi.. İkinci yarıda gole kadar Beşiktaş'ın oyunu tutmada genel bir üstünlüğü vardı.. 1-2 pozisyonda ağır kalan Galatasaray tandemi ve beklerin iyi performansı Galatasaray'ı rahatlattı.. Sabri Sarıoğlu'nun bu maçta oynadığı top harikuladenin de ötesinde, kafadan maçın adamı seçiyorum.. Hakan Balta sakatlık sonrası formsuzluğuna devam etti, Serdar'ın kaçışlarında önemli hatalar vardı ama karşı karşıya pozisyonda yaptığı hamle maçın kader anlarından biriydi.. Yavaş yavaş toplayacak kendisini.. Caner Erkin'in de ilk resmi maçta sahaya yerine girmesi Rijkaard'ın ufak bir uyarısı olarak okunabilir bu anlamda..


Galatasaray'ın 4. dakikada öne geçmesi önemlidir oyunu şekillendirme adına.. Ondan sonraki bir saatlik bölümdeki genel Beşiktaş üstünlüğü eğer gol gelmese de sürecek miydi bunu tahmin etmek zor.. 2-0'a kadarki bölümden Galatasaray adına memnun değilim.. İç sahada, bir derby maçında rakibe erken üstünlük kurduktan sonra bu takımın sonucu kesinleştirmek için daha rahat hareket etmesi gerekiyor sahada.. Ayhan'ın yokluğunda oyunu tutamayan iki defansif orta sahaya Arda'nın yorgunluğunu ekleyerek merkezdeki problemin açılımını yapabiliriz.. Geriden bir türlü çıkamayan ve Beşiktaş orta sahasında eriyen toplar da bu bölgenin arızalarının sahaya yansıması.. İşin kötü tarafı, kadronun çift yönlü oyuncu kontenjanını tek başına dolduran Ayhan'ın yedeğinin olmamasının bir kez daha ortaya çıkması.. Beşiktaş'ın merkezdeki üstünlüğü karşısında Barış eklemesini çok daha önce bekliyordum.. 70. dakikada oyuna girdi Barış..

Kader Keita, karşısında İsmail'i bulunca çok rahattı ama disiplinden kopmaya çok müsait.. İlk yarıda oyunu sağ açıkta sıkıştırdığı bir bölümde ortaya kaçan Kewell'a vermediği bir pas beni delirtti, Rijkaard da delirmiştir muhtemelen.. Yine de skor 2-0'ken ve Beşiktaş kısmen dağılmışken çıkan oyuncunun o olmaması gerektiğini düşünüyorum ben.. 3. golde sağdan Elano tarafından kesilen topa Kewell'ın yaptığı asist saha içinde yine doğru gösterdi Rijkaard'ın hamlesini..

Takım öne geçtiği bir maçı daha rahat kazandı.. İç sahada, Beşiktaş'a karşı alınan 3-0'lık bir galibiyet her taraftarı mutlu eder.. İşin bu mutluluk ve sarhoşluk kısmını bırakıp oynanan topa bakınca son 2 haftadaki belirgin düşüşse göze çarpıyor.. Kilit nokta Ayhan.. Beşiktaş'a, Denizli'ye çok vurulacaktır bu maçtan sonra.. Skoru oyunun dışında bıraktığında oynadıkları topun bu Galatasaray'a karşı oldukça iyi olduğunu düşünüyorum.. Serdar Özkan'ın son noktada yapamadıkları, onun da iyi bir açık/forvet performansı göstereceği geceyi vasat altına götürdü.. Galatasaray'a karşı yakaladıklarını atamadığı zaman oyun ne olursa olsun, skor buraya gidebiliyor.. Bu senenin Galatasaray'ı budur, o bonservisler de bunun için verilmiştir.. Testi Beşiktaş yapacaktı, genel oyun anlamında da sınavı elinden geldiğince yapmaya çalıştı.. Ama skoru bulamayınca sezonun şu ana kadarki en iyi savunmasının ne olabileceğinin testi de vardı.. Son sözü söyleyen Galatasaray hücumcuları oldu.. 4 haftada 1 gol yiyen Beşiktaş savunması biraz da Rüştü sayesinde 3 gol yedi.. Her şeye rağmen Matteo Ferrari harika transfer, Servet Çetin ise çok büyük oyuncu..

,

1.50


Maç öncesinde konuşulması gereken en önemli şeylerden biri açılan bahis oranları.. Ben yurtdışındaki bahis bürolarında 1.90 civarı, iddaa'da ise 1.70 bekliyordum Galatasaray'a.. Dışarıda ağırlık 1.75, iddaa ise 1.50 olarak belirledi Galatasaray'ı.. Bir derbi maçta benim gördüğüm en düşük oran 1.50.. Bundan doğal olarak Galatasaray taraftarı övünür, Beşiktaş taraftarı da sinirlenir.. Derbiyle ilgili hiçbir açıklama yapmadan söylenecek şudur maçın bahis tarafıyla ilgili.. Bir taraf ne kadar favori görünürse görünsün, 1.50 hiçbir derbide satın alınmaması gereken bir orandır, değersizdir.. Bunun karşılığı olarak Beşiktaş'ın 4.00'ı da tam tersi.. Değerli olan taraf o.. Benim için 'no bet'in karşılığıdır bu maç ama oynayacak olanlara, işin zevkini böyle çıkaranlara söylenecek bir şey yok tabii..

En başından beri yeni Galatasaray için hedef maç Beşiktaş dedim, ilk testi orada yaşayacağımızı söyledim.. Hala koruyorum bu fikrimi, zaten genelin de düşüncesi bu yönde.. Fakat insanlar biraz fazla kaptırıyor buna kendini.. Karşı tarafta da Galatasaray'ı, onun savunmasını ilk biz test edeceğiz düşüncesi ağırlık kazanmaya başladı.. Gözden kaçan bir şey, Beşiktaş'ın şu ana kadar iyi görünen takım savunmasının da Avrupa çapındaki bir hücum hattıyla hiç test edilmediği.. Maçın tek test ve deneme hikayesi Galatasaray adına değil bence..

Maçtan önce oyuncu oyuncu ya da mevkii mevkii takımları karşılaştırıp bir tarafı seçecek değilim.. Bunu yapanlar oyunun topçu ya da pozisyon odaklı değil, takım muhabbeti olduğunu bir türlü anlayamadı.. Kafamdaki maç öncesi en büyük eksiklik Ayhan'ın yokluğu, Sarp ve Topal'ın geçen haftaki kötü oyunu ve Topal'ın Sarp'ı da özelliksiz kılması.. Ernst ve Fink'e karşı bu bölgede güçsüz kalmak endişelenecek tek konu şu anda Galatasaray adına.. Servet ve Emre'nin Beşiktaş'ın driplingçi ve hızlı oyuncuları karşısındaki soru işaretleri ancak orta saha kaybedilirse ortaya çıkar.. Tello'nun kesileceğine dair birkaç haber izledim.. Bizim için avantaj, Beşiktaş için sakat olur.. Elano'nun Brezilya'da maçlar oynayıp yorgunluğu nedeniyle yedek bırakılması takım için avantaj.. Ben böyle olmasa bile Rijkaard'ın bu maçta onu 11 başlatmayacağını düşünüyordum gerçi.. Hazır olana kadar 11'de oynamamalı Elano.. Aydın'ın yokluğu kulübede Nonda'yla beraber yalnız bırakacak Elano'yu..

2 hafta önce Galatasaray için rahat gider düşüncesindeydim ama yaşanan sakatlıklar, Beşiktaş'ın maç kazanamayan hali, basındaki Galatasaray'ın iyi yönlerini pompalama, Beşiktaş'ı yerme politikası, hava şartları ve Murphy kanunları gereği Galatasaray'ın bu maçı kazanmaması gerekliliği acaba dedirtiyor.. Galatasaray alırsa fark 9 puan olur ve daha 5. haftada Beşiktaş'ın hadiseden kopması anlamına gelir bu.. Mustafa Denizli için en güzel motivasyon aracı başlıktaki rakamdır aslında, kullanır mı bilmem..

Galatasaray - Beşiktaş maçları hep tempolu olur ama Topal - Sarp ve Fink - Ernst dörtlüsü bu temponun sekteye uğrayacağını söylüyor bana.. Galibiyet 7 X 3 = 21'i gösterir takıma.. Rahat taraf Galatasaray, sahaya fazla yansımaması en büyük dileğidir taraftarın..

1.65'ten Wolves karşısındaki Blackburn, 1.55'ten Hull karşısındaki Sunderland, 1.35'ten Bochum karşısındaki Hoffenheim ve 1.20'den Lorient karşısındaki Lyon günün bahis şansları.. Yurtdışı karşılığı 6.90, iddaa'da 4.10.. Vergi veriyorlar ama, çaktırma..

11 Eyl 2009

,

UEFA Avrupa Ligi & D-Smart & CNN Turk


Mehmet Ali Birand, Galatasaray ve Fenerbahçe'nin UEFA Avrupa Ligi maçlarının CNN Turk'ten yayınlanacağını duyurmuş, şimdi eve gelince gördüm.. Açıklaması nedir tam bilmiyorum.. Etrafta maçların tamamının CNN Turk'te olduğuna dair cümleler var.. 6 maç demiş sanıyorum Birand, bir takımın tüm maçları olarak yorumlanmış olabilir bu.. Ama kastedilen, bildiğim kadarıyla 2 takımın toplamda 12 maçının 6'sı.. Zira UEFA'nın maçların yayın hakkını Doğan Medya'ya verirken sunduğu şart bu..

Doğan Medya 2008 Şubat'ta, Şampiyonlar Ligi'nden sonra 2009-2012 arası UEFA Kupası haklarını aldığında bu zaten bilinen bir şeydi.. UEFA'nın resmi sitesinde de var haber.. İlgili kısmı alıyorum ben:

Media rights

Dogan TV Holdings will exploit the media rights on its KanalD TV channel – one of Turkey's leading free-to-air channels. KanalD will show live free-to-air coverage of the first-choice game in each matchweek, including the first-choice match featuring a Turkish club, as well as a weekly highlights programme. Additional live games will be scheduled on DSport-branded channels (part of the DSmart digital platform). Furthermore, the platform-neutral approach taken by UEFA means that Dogan has been granted internet and mobile exploitation for all matches.

Eğer 2 Türk takımı katılıyorsa kupaya o hafta yayınlanacak maçlardan birini açık kanaldan vermek zorunda alan kuruluş.. Bu kural CL'de daha katı bir şekilde zaten uygulanıyor.. UEFA bütün maçları şifreli verip ülke halklarının organizasyondan uzak kalmasını isteyen bir kuruluş değil.. İki takımda bir oluyor da, daha fazla takım olunca nasıl olacak peki bu iş? Yine bildiğim kadarıyla 3 ya da 4 takım katılsa bile 1'inin açık kanaldan verilme zorunluluğu var.. Kuruluş bu sayıyı artırabiliyor ama tabii ki para kazanma söz konusu olunca geçerli olan bir opsiyon değil bu..

D-Smart'a para dökenler, D-Smart'ın yeni kanal açarak ek para talebini yerine getirenler yapılanı terbiyesizlik olarak görebilirler, ki görmeye de başlamışlar.. Durum Doğan Medya'nın kendi inisiyatifiyle maçları açık kanala alması değil fakat, bir mecburiyet.. Biz para verdik kazıklandık diyenler bu açıdan haklı değil.. Peki, D-Smart'ı insanlara satarken kurum halkı bilgilendirmeli miydi? Bu soruya verilecek cevap evet.. Ben D-Smart'ı almak isteyen insanlara bu bilginin verildiğini sanmıyorum.. Bu manada, çifte tarifeyle birlikte D-Smart yöneticilerini suçlamak fazlasıyla mümkün.. Bunları denetlemesi gereken RTÜK ise tamamen başka işlerle, anlamsız kanal kapatmalarla meşgul.. Hal böyle olunca, 1.5 yıllık hadise yeni bir şeymiş gibi çıkar ortaya, Birand müjde verir, halk da ayaklanır.. Türkiye'de bu işler maalesef böyle yürüyor..

Betfair & Barcelona


Yaklaşık 1 ay önce Sevilla'nın 888.com'u bırakıp 12Bet'le çalışmaya başlaması üzerinden İspanyol kulüplerin bahis şirketleriyle işbirliği yapmalarıyla ilgili bir post yazmıştım.. Geleneği devam ettiren kulüp Barcelona oldu.. Fotoğraftaki forma üstü yazısı yanıltmasın, forma reklamı gibi bir durum söz konusu değil.. Ama resmi siteye reklam verme, resmi siteden bahis oynayabilme, Nou Camp ve antrenman sahalarına reklam verip bu alanlarda da işbirliği yapma gibi durumlar mevcut.. Anlaşma 2 yıllık ve Barcelona bu çalışmadan yıllık 2-3 milyon dolar kazanacak.. Hayatının bir bölümünde net üzerinden bahis oynamış, bu işle ilgilenmiş birinin bildiği bir gerçek vardır bu dünyayla ilgili.. Betfair bu alemin en güvenilir, en dehşet, en profesyonel ve en klas bahis bürosudur.. Ciddi anlamda bir profesyonel bahisçi mekanıdır ve bir ilk olarak (benim bildiğim) "bet exchange" hadisesini bahis dünyasına sunup bu işin en güzel şekilde icrasını yapmaktadırlar.. Profesyonel bir oyuncunun Betfair'de düzenli kazanç çıkarabildiğine dair sayısız efsane vardır, birçoğu da kulaktan kulağa yayılır.. Betsson, Expekt, Gamebookers gibi sayısız güzel büro var ama Betfair bunların yanında çok ayrı durur, gönül de Türk insanının rahat rahat oynayabilmesini ister böyle güzel mekanlarda ama maçlara 1.02 ganyan açan "iddaa" muhteşemliği varken ne gerek var tabii..

2 yıllık süreç bir deneme gibi duruyor.. İki taraf da işten memnun kalırsa çeşitliliğin artarak bu işbirliğinin devam edeceğini düşünüyorum ben.. Bahsi sporun ruhuna aykırı bulabilir insanlar, bir yere kadar da katılırım ama böyle profesyonel ve bu işin hakkını vererek yapan şirketlerin futbolun içinde sponsor olarak bulunmasını destekliyorum ben..

10 Eyl 2009

Zico gitti Ramos geldi


CSKA Moskova'nın başına geçtiğinde çok şeyler bekleniyordu.. Rusya Kupası ve Süper Kupası'nın kazanılmasında pay sahibi oldu ama ligde beklenen başarı bir türlü gelmedi.. Rusya liginin bitimine 10 hafta kala lider Rubin Kazan'ın 10 puan gerisinde olan CSKA Moskova'da Zico gönderildi, yerine zaman geçmeden Juande Ramos getirildi.. Fenerbahçe'de yaptıkları klas hoca işiydi.. Kulüp tarihinin en başarılı Avrupa sezonuna imza attı.. Çeşitli olgular bir araya gelir ve iyi hoca olmasanız da özel başarılar kazanabilirsiniz, futbolun geçmişinde bunlar var.. Ama Fenerbahçe'nin sahaya koydukları böyle bir istisnayı yalanlayan, şans faktörünü en aza indirgeyen kaliteli bir futboldu.. Japonya kariyerini saymıyorum, kısa bir hocalık geçmişi var Zico'nun.. Bu kısa kariyerde Fenerbahçe tek başarılı dönem şu anda.. Belki bundan sonra da hep böyle kalacak.. Nasıl her başarı iyi hocayla gelmiyor, her başarısızlık da kötü hocalardan gelmez.. Zico şu anda cümlenin ikinci kısmındadır benim için.. CSKA yönetimi Zico'nun tavırlarından ve yaptıklarından çok hoşnut değildi.. Bu ayrılık da en başta bunun uzantısıdır zaten.. Ama resmi siteden saygılı bir şekilde uğurlamayı bilmişler, gelen 2 kupa için teşekkür edip bundan sonraki kariyeri için şans dilemişler Zico'ya.. Olması gereken gibi..

Yerine gelen Juande Ramos.. Sevilla mucizesi üstüne EPL'de boy ölçüsü alıp ülkesine geri dönüş.. Schuster'in dağıttığı Real Madrid'le bence inanılmaz bir iş yaptı.. Geçen seneki ultra Barca'yı o Real Madrid'le çok uzun süre zorladı.. CSKA'ya gidişi sürprizdir gözümde ama para tatlı.. O da kendi sitesinden yeni heyecanları seviyorum demiş.. Sevmeyen adam İngiltere'ye gitmezdi zaten.. Kulübün potansiyelini özellikle Avrupa'da iyi değerlendireceklerini ve bunun için de ilk 3 ay zorlu bir çalışma içinde olacaklarını söylemiş ilk etapta.. Ramos'un gelişi Beşiktaş için şans mıdır, dezavantaj mıdır? Zico Türkiye'yi tanıyordu ama takım heyecan kaybediyordu.. Türkiye faktörü önemliydi bence.. Ramos'un böyle bir şansı yok ama onun da getireceği taze başlangıç, yeni bir heyecan gibi faktörler var.. Sıcak ülke adamlarının Rusya'da başarılı olması bana kolay gelmiyor ama Ramos kendini ispatlamış bir adam.. Göreceğiz neler yapabileceğini..

Polonya 69-87 Türkiye


Maçın arkasından hemen futbola geçiş, oradan gelen hayal kırıklığı, tüm gün yaşananlar.. Sonraya bırakalım dedim, sahuru buldum.. Günün tebessüm ettiren tek gelişmesi yine Polonya'dan geldi.. 2'de 2 yaparak gelen ev sahibi karşısında resmen şov yaptık bugün..

Polonya'nın en önemli gücü front court'uydu, bizim 3 pivotun iyi oynaması şarttı bu yüzden.. Hem ilk 2 maçta dökülen Semih Erden bugün büyük artı getirdi savunma ve hücuma, hem de Ömer Aşık kariyerinin en etkili maçlarından birini çıkardı.. 10/11'le 22 sayı, 8 rebo.. İlk ve üçüncü çeyreğin başında Ersan karşısında kalın ve uzun kalan Maciej Lampe üzerinden oynamaya çalıştılar ama uzunlarla savunmayı müthiş dengeledik.. İlk 2 maçta hastalığı nedeniyle oynamayan Ömer Onan'ın bir anda ilk 5'e girmesinin ritmi bozabileceğini düşünmüştüm.. Ömer turnuvanın başından beri oynuyormuş gibiydi.. Logan'a maçın tamamında yaptığı savunmayı, savaş alanında düşman yapmaz birbirine.. İnanılmaz bir iş çıkardı, Logan'ın hayatında gördüğü en inanılmaz savunmalardan biridir bu, eminim.. İlk 2 maçta 21.0 ortalama yapan adamı 6 sayıda tuttuk.. Ignerski'ni de ritmini 40 dakika boyunca bir türlü bulamayınca pota altından Gortat ve Lampe'nin yaptığı katkılar güdük kaldı, desteklenemedi.. Dışarıdan oynayıp pota altı tehdidi olmadığı için bizim gibi iyi bir savunma takımına karşı şansı olmayan Bulgaristan gibi, bugün dışarıdan yeterli katkıyı alamayıp tek boyutlu bir takım haline gelen Polonya'yı da 20'ye bağladık, 3'te 3 yaparak öbür gruba lider olduk.. Sadece iyi savunma yapmıyoruz, müthiş hücum ediyoruz ilk 3 maç itibarıyla.. %54 böyle bir turnuva için müthiş bir rakam..

Hedo yine lider, Ersan yine doğal skorer.. Pota altındaki Ömer ve Oğuz zaten en önemli işini yapıyorlar bu takımın.. Bunların yanına Kerem Tunçeri ve içine Tony Parker kaçmış Ender Arslan'ı ekleyince müthiş bir turnuva takımı çıkıyor insanların karşısına.. Bu gruptaki bu 3 maç beklediğim bir performanstı.. Bogdan Tanjevic 3 maçı inanılmaz yönetti kenarda.. Mola aldığı dakikalar, saniyeler bile inanılmaz.. Müthiş bir hakimiyeti var takıma ve maça..

Bu milli takım 2006'daki başarılı gençler mangasını saymazsak benim izlediğim en kolektif, en ne yaptığını bilen, en harika milli takım.. 3 tane sağlam takım geliyor öbür gruptan.. Eğer yukarılar hedeflenecekse 2 tanesini kazanmak şart.. İspanya ilk 3 maçta ağzımızın sularını akıttı.. Genç sırpları da bu takımla pasifize edebiliriz.. Çok güzel 3 maç daha var önümüzde.. Önce 2 gün dinlenip güç toplama, daha sonra mücadeleye kaldığı yerden devam..

DKE 2010


Gecenin flaş sonucu İngiltere'den.. 8'de 8 ile geldikleri Hırvatistan maçından 5-1'le çıktılar.. Gerrard ve Lampard'dan ikişer gol, üstü Rooney'den.. McClown'la Euro 2008 hüsranından sonra çok büyük başarı.. Hırvatlar tarafından saf dışı bırakıldılar, bu sefer tersini yapmış olabilirler.. Capello farkı diyebiliriz buna ama turnuvanın havası farklı tabii.. Hırvatlar ateşe düştü bu geceki sonuçla, Ukrayna Ekim ayında İngiltere'yi ağırlıyor.. İngilizler yenilirse Ukrayna 2. olur, peki 2008 hatrına böyle bir şey yapabilirler mi? Capello oyunu pis kurallarla oynar ama böyle bir şeye izin vereceğini sanmıyorum.. Cayır cayır yanan bu İngiltere'nin Ukrayna'ya yenilmesi için sahada farklı etmenlerin bir araya gelmesi gerekiyor.. Zor..

1. grupta Danimarka, İsveç, Portekiz arasındaki mücadele tam gaz devam.. İsveç, Macaristan deplasmanında Zlatan'ın son dakika golüyle kazanmıştı.. Zayıf Malta deplasmanından da son 10 dakikada çıktılar.. Danimarka'ya gidiyorlar Ekim'de.. Grubun liderini ve ikincisini tayin etmek için çok önemli maç.. Portekiz ve Macaristan pusuda hata bekliyor..

2'de İsviçre'nin liderlik garanti gibi.. Yunanistan Moldova deplasmanında büyük fırsat kaçırdı.. 2.lik için önleri açık fikstürde.. Letonya hata kollayacak..

3'te Slovakya içeride Slovenya'ya kaybetmezse liderliği aldı.. Çekler içerideki 2 maçı kaybetmezse ikinciliği alacak gibi duruyor..

4'te Almanya ve Rusya ilk ikiyi garantiledi.. Bir sonraki maç Rusya - Almanya.. Liderlik için büyük final..

7'de Fransa maçın başında 10 kişi kalmış, Sırbistan 1 puanı alıp işi bitirdi gibi.. En kötü Faroe'ye kaybeden Litvanya'yı halledip 1.liği alacaklar.. Domenech için ne desek boş.. Faroe'nin 8 maçta yediği 12 gol ise oynamayı öğrendiklerinin bir kanıtı.. Eskiden 12'yi 2 maçta yerlerdi, şimdi savunma yapmayı öğrenmiş gibi duruyorlar.. Lüksemburg'u, Malta'sı hepsi aşama kaydetti, bir tek San Marino yerinde sayıyor zayıflar içinde..

8'de İtalya lider, Bulgarları 2-0'la geçtiler.. İrlanda'ya kaybetseler bile Kıbrıs'la işi bitirecekler.. İrlanda'nın ikincilik de garanti gibi..

9'da maçlar trajediyle bitti.. İşi uzun zaman önce garantileyen Hollanda deplasmanda İskoçya'yı son 10 dakikada devirdi.. Makedonya'yı içeride geçen Norveç, İskoçya'yla puanları eşitleyip averajla ikinciliğe çıktı.. Norveç geçen hafta tek maçtan yatırmıştı, sevinmedim..

9 Eyl 2009

,

Bosna Hersek 1-1 Türkiye


Dünya Kupası biletinin kaybı bu maç mıdır? Bence değildir.. İçerideki İspanya maçının son yarım saatindeki halet-i ruhiye ve 90+2'de yenen gol bizi bu geceki sonuç sonrasında saf dışı bıraktı.. Tribünler farkında değildi, teknik ekip farkında değildi.. Dolayısıyla futbolcuların hadiseden haberi yoktu.. İspanya maçından sonra yazdım, Bosna deplasmanı hedef maçsa ve kazanılacaksa, o maçta alınan galibiyetin beraberlikten hiçbir farkı yoktu.. Galibiyetle 1 puan, beraberlikle 3 puan arkasına geliyorduk Bosna'nın ve deplasmanda alınacak galibiyet iki türlü de takımı daha üste taşıyordu.. Ama Xabi'den yenen gol her şeyi bitirmiş bir etki yaptı bütün statta.. Seyirci buz kesti, takımı maçtan kopardı, kenardan hiçbir uyarı gelmedi.. Oyun disiplininden uzaklaşma üzerine İspanya'ya verilen hücum fırsatları ve mağlubiyet.. Bu geceki beraberlikten sonra o maçı berabere bitirdiğimizi düşün, fark 3 puan.. Sondan ikinci maçları iki takımın kazandığını farz et, İspanya'nın galibiyeti yine play-off'u getiriyor sana.. İzahı yapıldı mı bunun futbolculara? İspanya maçının son yarım saatine şahit olan biri olarak inanmıyorum.. İki beraberlik bile bizim son haftaya umutlu girmemizi sağlayacakken, motivasyon ve disiplin kaybı sonrasında gelen Riera'nın golü bugünün üzerini çizdi attı.. O şekilde gelinen bugünkü maçtaki erken öne geçiş çok daha değişik sonuçlara yol açabilirdi, olmadı.. Teknik, taktik hata, kadro seçimleri, kenar yönetim, oyuncu formsuzluğu, sakatlıklar, cezalar hepsi etkiler bir takımın durumunu, istediğin yerden de vurur ya da korumaya çalışırsın bir takımın tamamını.. Ama benim gözümde bu elenişin en büyük nedeni strateji yokluğudur.. Ulusça zerre nasibimizi alamadığımız bir kavram canımıza okudu..

Erken gol büyük avantajdı ama sonrasına hakim olamadık.. Orta sahada Ceyhun seçimi yersizdi bana göre.. Önder'le birlikte takımı da golden sonra negatif yönde bir hayli zorladılar.. Skor avantajından sonra sakin kalıp rakibi yoldan çıkaramadık, baskıyı yediğimizde topu geriden çıkaramamız kör göze parmak misali sokulurken gelen -bence- hatalı bir serbest vuruş kararı sonrasında golü yedik, Bosna'yı tekrar uyandırdık.. İlk yarı hatalar sağ stoper tarafından geldi ama düzenli gelmeye çalıştıkları yer solumuzdu, Balta uzun süredir S.O.S. veriyor.. Terim ikinci yarıda ilk yarı paspas olan Önder'i çıkarıp Ceyhun'u stopere çekti ve Balta'nın önüne ikinci düğümü attı.. Sağ taraftaki Hamit'i de çıkararak sağ açıksız bir yapıda Gökhan Gönül'ün oyuna katılmasını sağlamaya çalıştı.. Tuncay Ceyhun'un yerine geçti, yine bir iç olarak iyi oyun ortaya koydu.. Semih'in yanına Sercan geldi, Emre ve Tuncay'ın önünden de Arda'yı oyuna sokmayı planladı.. Bence güzel bir düşünceydi ama ikinci devrede orta sahada topu tutmayı kesinlikle başaramadık.. Merkezde topa hakim olamayınca olgun ataklar yerine serseri hücumlarla iş yapmaya çalıştık.. Sercan'ın müthiş bir iş yaparak devrenin başında girdiği pozisyonu değerlendiremeyişi büyük şanssızlık.. Dar alanda 2 çok kilit hamlesi var ikinci yarıda, 2 sene sonra bu takımın değişmeyen forveti olacak bu çocuk.. Böyle plansız hücum etmek zorunda kalan takım içinde Semih, target striker özellikleriyle fizik yönden iş yaptı ama ceza sahası içinde faciaydı.. Başka facia sağdan gelişen bütün atakları öldürmek için özellikle kasar gibi görünen Gökhan Gönül'dü.. Hücum yönünde bu kadar kötü bir maçına ben oynadığı ilk günden beri denk gelmedim, büyük şanssızlıktır Milli Takım için..

Misimovic ve Dzeko'nun çok formda olup Almanya'da şampiyonluğa giderken yapılan anlamsız puan kayıpları sonrasında temiz 3 yeriz düşüncesindeydim ama hem iki oyuncunun Armin Veh sonrası gazı kaçtı, hem de Ibisevic hala tam anlamıyla dönemedi.. Maç öncesi çok umutlu olmadığım halde gelecek galibiyet şaşırtmayacaktı beni.. Ki bu şansları da kötü oyuna ve sistemsizliğe rağmen fazlasıyla elde ettik.. Bosnalıların yakaladıkları pozisyonlardaki son hamle eksiklikleri bizim takımı hatırlattı.. Bu stat için tam anlamıyla cehennem diyorlardı, alakası yokmuş.. Maçın atmosferi final atmosferinin yanında geçmiyordu.. Bosnalılar yenilseler çok üzülecekler miydi bilmiyorum.. Ben de elendiğimiz takım Bosna olunca bu hataların üzerine çok üzülemiyorum mesela.. Buradan çıkış zaten Dünya Kupası bileti anlamına gelmiyor, iki takımın şu durumu play-off'ta şanslı bir kura çekmedikleri müddetçe zaten gitmenin biraz zor olduğunu gösteriyor ama Bosnalılar en azından bir müddet daha bu heyecanı yaşayacaklar.. Terim için artık bir kulüp takımı zamanı gelmiştir.. Başarısızlık halinde bile çok önemli projelerimiz var uzun vadeli, birlikte devam edeceğiz açıklamaları bana geyik geliyor.. Terim sonrasında yerli bir hoca bulmak bu piyasada zor, paraya kıyıp iyi bir yabancı hocanın aklını çelmenin vakti geldi.. 2010'da kalbimde yine sadece İtalya var..

I. Fulham Savaşı


Bjørn Helge Riise Temmuz ortası Lillestrom'den transfer edildi.. Forveti tamamlayan oyuncu olarak ve sağ açık için düşünülüyordu.. Tam 1 ay sonra Damien Duff'ı aldı Fulham.. Clint Dempsey gibi iyi verim veren bir sol açıkları varken Duff'ın gelişi rotasyon düşüncesini getiriyordu akıllara ama oyuncu hazırsa bir şekilde formayı alıyor bu oyunda.. Riise Norveç'ten gelmiş, alt düzey bir ligin ürünü.. Fizik özellikleri, yeteneği söylenen, transfere de neden olan şeyler ama bir de EPL gibi en tepedeki lige alışma süresi var, o futbolu öğrenme var.. Norveç'ten de gelsen, o fizik mücadeleye uyum sağlama var.. Fazla forma giyemedi 'kardeş' Riise, UEFA mücadelesinde, deplasmandaki Amkar maçı dışında alamadı formayı.. Damien Duff ise takıma katıldıktan sonraki ilk lig maçı olan Chelsea mücadelesinde aldı formayı, bırakmadı.. Dempsey'yle beraber ters kanatlarda da oynamaya başladılar son Aston Villa maçı itibarıyla..

Duff'ın gelip Riise'nin mücadele ettiği formayı alması rahatsız etmiş bizimkini.. Norveç'te bir gazeteye röportaj verip Damien Duff'a ağır sallamış.. Duff'ın tek avantajının daha büyük bir isme sahip olması ve daha büyük kulüplerde oynamış biri olarak takıma katılması olduğunu söylemiş.. "Duff'ın hızı, deneyimi ve şutu var ama ben daha hızlıyım, benim teknik özelliklerim ve pas yeteneğim daha iyi ve ondan daha çok yönlü bir oyuncuyum." demiş.. Diline pelesenk ettiği deneyimin ve büyük kulüp olgusunun nasıl kazanıldığı hakkında bir fikri olup olmadığını bilmiyorum tabii ama böyle adamların üstünü fena çizerler İngiltere'de.. Kulüpten şu anda bir açıklama yok, röportajın teyidini ve tamamını istemişler.. Ondan sonra gereken cezayı keser Roy Hodgson.. John Arne ağabey evde ne yapar bu akılsıza onu merak ettim ben..

Türkiye 94-66 Bulgaristan


Sadece bir savunma takımı değil, aynı zamanda iyi bir savunma takımı olduğunu da belgeledi bugün takım.. Hücuma dayalı takımlar savunma takımlarını mağlup edebilir ama bunun için dengeli ve çok silahlı hücum şarttır.. Bulgaristan gibi, tam bir sokak basketbolcusunun önderliğinde hücum eden ve pota altı üretimi sıfıra yakın olan bir takımın iyi bir savunma takımını mağlup etmesi imkansızdır.. 30'a bağlayarak gösterdi bunu Türkiye..

Earl Rowland bu tip turnuvalarda gördüğüm en bozuk mantaliteli, en vasat basketbolcu.. Devşirme olarak buraya getirilmesi Bulgaristan'ın çaresizliğini gösteriyor.. Dün 37 dakika süre almıştı, bugün bize karşı 38 dakika oynadı.. Çok kötü olmayan bir yüzdeyle 15 sayı, 5 rebo, 4 asist.. Rowland yerine sayı atmayan ama vasatın üstünde takımı oynatmayı bilen saf bir point guard'la bu Bulgaristan çok daha iyi basketbol oynardı, iddiam budur.. Gershon'un bu süreleri vermesi onun da çaresizliğini gösteriyor.. Böyle müthiş bir kariyerin böyle bir takımı yönetmesi ilginç ama Bulgaristan'ın bu kadar kötü takım olmadığı elemelerde belliydi, bazen o hava, form yakalanamıyor.. Her Avrupa Şampiyonası'nda bazı takımlar hayal kırıklığı yaratıyor.. Oyunun doğası ve gerekliliği..

Rowland'a baskıyla, tempoyu fazla yükseltmeden ve sabırlı hücum ederek maçın kilidini çözmek kolaydı.. Bunu da bir ileri aşamaya götürdü takım.. Bulgaristan kötü takım olabilir, biz şu anda form olarak iyi durumda olabiliriz.. Ama yine de ritmini buldu mu atan bir takımı ilk periyotta oyunu kopardıktan sonra bir kere bile geri döndürmemeyi de takımın artı hanesine bir çizik olarak atabiliriz..

Hidayet ve Ersan ilk yarı 15 dakika oynayıp maçı kopardıktan sonra ikinci yarı hiç oynamadılar ki doğru karardı.. Uzunlarda da bu rotasyona gidebilirdi Tanjevic, Semih 4 dakikada 5 faul almayı başararak engellemeyi başardı bunu da.. Barış Hersek'in ikinci yarının tamamına yakınında oynaması da Tanjevic'in doğru kararıydı.. Ömer ve Oğuz'u dönüşümlü olarak dinlendirmeye çalıştı.. Dün 32 dakika alan Hidayet'ten sonra en çok süre alan topçu Ersan'dı.. Bugün de takım dinlenerek oynadı.. Bunun da faydalarını bu tarz turnuvalarda görürsünüz ilerleyen günlerde..

Ender yine maçın yıldızı.. 5 üçlük inanılmaz rakam ama o boş şutları Kerem Tunçeri'ye borçlu olduğunun farkındadır bence.. Kerem ilk maçta gösteremediğini bu maçta 7 asistle koydu ortaya.. Çoğu da güzel asistlerdi.. Oğuz ve Ömer yine domine ettiler zayıf Bulgar pota altını.. Yarın Polonya'ya karşı bu kadar rahat olmayacaklar ama.. Semih Erden'in, hatta Barış Hersek'in desteği şart..

Polonya Litvanya'yı da yendi, benim için sürpriz.. Sertliği, bizim gibi iyi savunmayı ve hızlı hücumları hakikaten iyi kullanıyorlar.. Yarın kaybetme ihtimali yüksek ama bence yine alacağız.. Sert savunmalarına aynı sertlikle karşılık verebilirsek hücumdaki kalite direkt belli edecek kendisini.. Geriye adım atmamamız turnuvanın ilerleyen dönemi için de çok önemli.. Yarın gelecek bir galibiyet hedefleri çok daha yükseğe taşıyabilir..

A'da Makedonya'nın İsrail'i mağlup etmesi beklediğim bir sonuçtu.. Yunanistan'ın Hırvatistan'ı bozguna uğratmasıysa değil.. Yunanistan favori basketbolu oynuyor şu ana kadar, kupa adayları arasına ismi yazılır artık Kazlauskas'ın takımının.. B'de ilk maçta Fransa'yı çok zorlayan Almanlar Ruslar'ı yendiler.. Fransa Letonya'yı geçti.. Yarın Rusya'yı da mağlup etmeleri durumunda grup üçlü averaja kalıp karışabilir.. C'de iyi kadrolu Slovenya ilk gün sürprizcisi Sırbistan'ı rahat geçmiş.. Garip olan, İspanya'nın İngiltere karşısında son 1.5 dakikaya kadar maçı alamaması.. Yine izleyemedik tabii İspanya'yı ama bu kadro eğer iyi top oynayamıyorsa, takımın başında daha 6 ayını yeni dolduran Sergio Scariolo'ya yazarım nedenini.. Bu İspanya adamı iştahlandırıyor..

Blogger tarafından desteklenmektedir.