31 May 2009

Orlando Magic 103-90 Cleveland Cavaliers


Dwight Howard'dan anlatılmaz yaşanır bir basketbol performansı.. İzlemeyenler Dwight Howard özelinde çok şey kaçırdı.. Kesinlikle hayatımda izlediğim en iyi D12'ydi bu ki performansı NBA play-off'larında, konferans finalinde, konferansın en iyi takımına karşı en önemli maçta gösterdi.. Kaan Kural sık sık abartır böyle durumları ama ShaQ benzetmelerinde kesinlikle haklıydı.. Bu Dwight'ın bu oyunu kesinlikle Hall of Fame'deki efsanelerin performansları yanında durmayı hak eden bir performanstı.. Tabii bir anda gösterilen gelişim sonrasında Kural yine fazlasıyla abartıp mental gelişim, 2-3 kat olgunlukla hemen doruklara çıktı beklendiği gibi ama NBA'e girdiğinden beri kendisine hücum silahı ekleyememesi nedeniyle eleştirilen, sırtı dönük oyunu olmadığı gibi kısa-orta mesafe şutu da yapamayan Dwight'ın bu maçtaki performansı fazla abartılmamalı.. Önemli olan şudur bu geceyle ilgili, yapabileceğini gösterdi.. Kısa ve öz.. Dwight Howard net bir proje.. Basketbol oynayan 21-22 yaşındaki bir gencin o vücuda erişebilmesi mümkün değil.. Bilimsellik emrine amade ve her şey planlı yapılıyor.. Basketbol gibi çok ağır bir sporu böylesine zor bir mertebede yapıp aynı zamanda 20 yaşında böyle bir vücuda sahip olmak mümkün değil.. Steroidler zaten mümkün değil.. Bu durumda bilimum tozların emrine amade olduğunu, bu adamın günün her anında elinde shake'lerle yaşadığını anlamak zor değil.. Böylesine bilimsel bir ortamda şu vücudu ortaya çıkarıyorsanız bunu kullanmalısınız.. Eğer Varejao ve Ben Wallace'ı rahatlıkla itebiliyorsanız, vasatın üstünde bir post up oyununuzun olmaması için berbat bir basketbol zekanız olması gerekiyor ki D12 bu konuda eksikleri olsa da öyle bir kütük değil.. Muhtemelen sadece omzundaki kaslar benim bütün vücüdumdaki kas kütlesini karşılayabilecek bu adamın o kütleyi bu geceki gibi kullanması gerekiyor.. Öylesine özel bir performanstı ki, bunu gören hep aynısını bekler bundan sonra ama gelmeyecek tabii.. Carmelo'yu 2 maçla mental olgunluğa ve büyük süperstarlığa kavuşturan, daha sonraki çöküşten sonra fazla yüceltmişiz Melo'yu diyen Kaan Kural Dwight'ta yine uçtu ama önemli değil.. Melo'dan daha çok hak ettiği de basketbol gerçeği zaten..

Vasatın altında bir pasör olan Dwight'ın gelen bütün double team'leri muhteşem cezalandırdığı bir gecede Rafer Alston bile sırıtamadı.. Çok rahat geçtiler Cleveland'ı final maçında.. Normal sezonun son maçında Boston'u farka yatırdılar diye uzun zamandır görmediğim şebeklikleri yapan Cleveland takımını 8-0'lık play-off'tan sonra böyle tokatlayan Orlando için de çok sevindim diyebilirim.. Biz Laker'lar Keltleri sevmeyiz fazla ama normal sezonun o son maçındaki muameleden sonra bu nasıl bir görmemişliktir demiştim.. O kepazeliklere Mo Williams liderliğinde devam eden Cleveland camiasının bu seriden gereken dersleri çıkartacağını umuyorum.. Normal sezonda müthiş giden, play-off'a da inanılmaz giren Cleveland'ın Orlando'ya toslaması tamamen takımların birbirine karşı gösterdiği uyumla ilgilidir.. Rashard Lewis'i 4 numaraya çeken Orlando Cleveland'ın antidotu olmayı başardı.. Mike Brown takımı kısaltsa Zydrunas'ın tek uzun konumunda Dwight karşısındaki acizliği ortaya çıktı, 4 kısalı Varejao ya da Ben Wallace'lı kadroysa hücumda çok kısır kaldı.. Orlando Cleveland'ın kriptonitiydi.. Lakers karşısında bu denli etkileyici olacağını sanmıyorum Orlando Magic'in ki onu da ayrı bir seri olarak değerlendiririz.. Fakat bu geceki Dwight Howard'ın benzer performanslarını Lakers'a karşı da gösterebilecek olması, 30 dakikayı Lamar ve Gasol front court'uyla oynayan Lakers için çok ciddi uyarıdır.. Şimdiden çalışmaya başlaması gerekiyor Phil Jackson'un.. Mickael Pietrus'un geldiği boyutu da ağzım açık izlediğimi belirtmem gerekiyor.. Lakers büyük bir şansla saha avantajını yakaladı NBA Finalleri'nde.. Bundan sonrasıysa takımların birbirlerine karşı nasıl uyum sağlayacağı üzerinden şekillenecek..

Finallere hoşgeldin Hedo..

Orlando Magic vs. Cleveland Cavaliers


03.30'da doğunun büyük finali var bu gece.. NTV ekranlarındayız.. Kilit maç olacak bu.. Orlando alırsa Lakers'ın rakibi olur.. Kazanamazlarsa 7. maçta Cleveland'dan çıkmaları mucize olacak.. O nedenle doğunun şampiyonu bu maçın kazananıdır gözümde.. Hedo'nun önünde çok büyük bir sınav var bugün.. 5. maçta Cleveland'ın alacağı tahmid edilen bir şeydi ama 22 sayılık farktan tekrar öne geçen ve 28 sayılık bir diferans yaratabilen Orlando için söylenebilecek fazla bir şey yok.. 3 müthiş geri dönüşten sadece 1 galibiyet çıkarabildiler ama bu gece evlerindeler.. Dwight bu serideki hırslı oyununa devam ederse ve son maçta takımın içine etmek için ciddi çaba gösteren Rafer Alston'u dizginleyebilirlerse kırabilirler Cleveland'ı.. Lakers açısından da büyük önem taşıyor müsabaka.. Orlando ve Cleveland arasında saha avantajı gibi bir fark var Lakers için.. Hem saha avantajını kazanma adına, hem de final kaybedilirse kaybedilen takımın ve oyuncunun Orlando ve Hedo olması nedeniyle Magic bir Lakers taraftarı olarak bu geceden galip çıkmasını istediğimdir.. LeBron James nedeniyle Cleveland'ı tutanlar dışında bütün Türkiye de Orlandolu olacak sanıyorum..

30 May 2009

,

Galatasaray 2-1 Sivasspor & Beşiktaş


İlk yarıdaki futbolun karşılığı en temizinden 6'ydı.. Ama Galatasaray için bu en fazla 2 gol demek.. Bugün 1 çıktı.. Sivaslı topçuların bütün umutları kırılmış, bugün ilk 45 dakikada Galatasaray'a verdikleri pozisyonu ligin tamamında vermediler.. Bülent Uygun kenarda delirdi, muhtemelen devre arasında topçular fırçalandı.. Denizli'den gelen kötü habere rağmen daha derli topluydular ikinci yarıda.. Beraberliği sağladılar, Galatasaray atılamayan gollerden sonra UEFA'yı riske atmaya başlar gibi oldu.. Ama hem Arda'nın golü, hem Trabzon'dan gelen goller takımı rahatlattı.. Kesin şampiyonluk hedefiyle girilen lig, son haftada alınan UEFA vizesiyle kapatıldı.. Yönetim oturup muhasebesini yapar nasılsa.. Yeni hoca seçimi ve transferlerle birlikte bizim de sıramız gelecek.. Bülent Korkmaz iyi bir maçla uğurlanıyor Galatasaray'dan.. Tugay için yapılanlarsa hem Galatasaray, hem de Sivasspor açısından hiçbir etki yaratmadı bende, popülizm kokuları yükseldi buram buram.. Taraftarı ve güzel pankartını ayrı tutarım tabii bundan.. Karşılıksız iş yapanlar daima onlardır zira..

Trabzonspor Sivasspor'un mağlup olduğu akşam Fenerbahçe'ye içeride yenilerek bir kez daha takdir topladı.. Kazanılan bütün maçlar son 90 dakikada çöpe atıldı..

Şampiyon Beşiktaş.. Geç kalmış bir özür var burada.. Mustafa Denizli'nin gelişi bana göre yanlıştı ki dile getirdim.. Alınan sonuçlar fikirleri değiştirmez tabii, işin bu yönü ayrı bir şekilde kenarda dursun.. Ama Denizli'den şampiyonluk kazanmasını da beklemiyordum.. Kötü başlangıç, benzer sistemin farklı uygulanışı başta taraftarın da tepkisini çekti ama sonrası güzeldi Beşiktaş için.. Galatasaray ve Fenerbahçe'nin yarıştan erken kopmaları kim ne derse desin bu şampiyonlukta önemli etkendir.. Fakat Denizli'nin kurtluğu da biraz burada zaten.. Daha önce de yazdığım gibi devre arasında prensiplerini bozarak bu işe girmesi rakiplerinin zayıflığını fark etmesinden ve bunu başarıya çevirebilme hissiyatından kaynaklanıyordu.. Hem bu bağlamda, hem de 26. hafta geyiklerinde düşünceleri doğru çıktı.. Piyasasını yaptı Mustafa Denizli.. Ertuğrul Sağlam'ın gidişi hala yanlış benim düşünceme göre Beşiktaş'ta.. Taraftarın büyük çoğunluğu Ertuğrul'la bu şampiyonluğun gelmeyeceği düşüncesinde.. Denizli'nin Beşiktaş serüveninde maç başına aldığı puan, Ertuğrul'un bu seneki Beşiktaş+Bursaspor serüveninde aldığı maç başına puandan daha az.. Bir şeyi kanıtlar mı? Kanıtlamaz.. Bursaspor'un en iyi oyuncusunu kaybederek bunları yapması, Beşiktaş'ın da belki de en iyi ve en kilit oyuncusunu (Ernst) Denizli'den sonra transferi de öyle.. Yine de Ertuğrul bence kendini kanıtlamıştır.. Seneye de devamını getirecek sanıyorum.. Denizli'yle Beşiktaş'ın seneye ne olacağıysa şimdiden merak konusudur.. Ernst'ten bahsetmişken bir özür de Demirören ve Yusuf Şimşek ikilisine borçluyum.. Sezon ortasında bir büyüğün Yusuf Şimşek'ten medet umması bana göre vizyonsuzluktu ve Demirören'in buradaki başkanlık profiline oldukça uygun bir seçimdi.. Fakat her şey kağıt üstünde durduğu gibi gelişmiyor tabii ki yeşil sahalarda.. Yusuf'un da şampiyonluk yolundaki kritik istatistik katkıları büyük yardımcı oldu Beşiktaş'a..

Tebrik ediyoruz Beşiktaş'ı..

Gandalf the White


Karizmasına kurban olduğum..

29 May 2009

Gitti


Bu sefer 6 değil, 20 bavulla gitti.. Bundan sonra Türkiye'ye geri dönüşü sadece kişisel işlerini halletmek için olur gibi duruyor.. Galatasaray'ın yeni bir hocayla yeni bir yapılanmaya gideceği açık ve Lincoln bu düzen içinde yer almayacak.. Olympiakos, Benfica, Hertha Berlin, Ankara deplasmanları ve hatta Bordeaux maçları bizim dimağlarımızda hoş anılar olacak kalacak, aynı Skibbe gibi.. Tek dileğim kendisi dışında gidişine neden olanların da Galatasaray kadrosundan birer birer ayıklanmasıdır.. Schalke için Halil Altıntop + para hadisesi doğruysa paraya göre güzel takas olur.. Halil bu sene Schalke'de aldığı görevlerle bir forvetten fazlası olabileceğini gösterdi.. Bir Türk olarak Türkiye'nin her takımında da oynar, Baros için de güzel bir partner opsiyonu olabilir.. Eğer Felix Magath Schalke'ye alırsa Lincoln'ü "Bakın Galatasaray'ın yaptığı doğru değil, Lincoln'ü Galatasaray'a gönderip onun yerine Rakitic'i alan Schalke'nin yaptığı doğru" diyenleri tekrar göreceğiz.. Rakitic'i ziyadesiyle gördük zaten.. Bundan sonrası kadro planlamacılığına girer, yeni hocayı görmeden de fazla bir şey söylenmez..

28 May 2009

,

Freddie Mercury & Montserrat Caballe


Günün şarkısı Freddie abi ve Montserrat bacıdan Barcelona.. 1987 tarihli aynı albümün aynı isimli parçası.. Bütün parçalar Freddie'nin kaleminden ve beyninden çıkma.. 8 şarkıdan oluşan albümde The Fallen Priest, The Golden Boy, Guide Me Home ve How Can I Go On gibi şaheserler var.. Benim dinlediğim en mükemmel 2-3 albümden biridir Barcelona.. Dinledikten sonra Queen'le mükemmel işler yapmış Freddie'nin belki de rock'la kendini harcadığını, klasik müzikte de inanılmaz işler yapabileceğini anlarsınız.. Değişik bir beyindir tabii kendisi.. Gelmiş geçmiş en muhteşem seslerden biri olan Montserrat Caballe'yi böyle bir iş için ikna edebilmek bile muazzam bir olaydır ki Mercury'den başkası da başaramamıştır bunu.. Şarkı bütün Barcelona taraftarlarına gitsin.. CL'nin üzerine daha güzel gidebilecek bir eser ben bilmiyorum..

Barcelonaaaaaa..

,

Şampiyon










27 May 2009

,

FC Barcelona 2-0 Manchester United


11'ler hemen hemen beklenen gibiydi.. Keita söylentilerinden sonra torbadan Sylvinho sürprizi çıktı Pep'ten ki bugün sabahtan itibaren dillenmeye başlamış bir seçimdi bu.. Keita'nın bekte olmaması, Yaya'dan oluşan boşluk için kendisini ilk aday yapıyordu ama Pep yine Sergio BusQuets'e güvenmeyi tercih etti.. United'ta Sir Alex'in ütopyası 4-6-0 yine tercihlerle şekillenmişti sahada, ki tamamen beklediğim bir 11'di.. Fakat fazla işlerlik kazandıramadılar..

Kadrolar kafadakiler gibiydi ama hücum hattını karıştırdı iki hoca da.. Barca maçta Messi'yi forvete alıp Eto'o'yu sağ çizgiye çekerek başladı.. United işleri daha da karıştırdı.. Sir de sağ açık CR7'yi forvete aldı Messi gibi, sola alışık Park'ı Ronaldo'nun yerine orta saha tamamlayıcısı olarak yerleştirdi ve Rooney'yi son zamanlarda sık sık oynadığı sol çizgiye yerleştirdi.. Haftalardır birbirlerini ezberleyen, rakip takım maç kasetleri için boğulan teknik kadroların rakibi şaşırtma çalışmasından başka bir şey değildi bu bana göre, ki futbolda gerekli olan bir şeydir bu..


Sağ açıkta birbirlerine rakip olmaları beklenen iki oyuncuyu hemen hemen maç boyu forvette gol kovalarken izledik.. Cristiano Ronaldo'nun ilk 10 dakikadaki performansı Barca'nın başına bela olacağı şeklindeydi.. Maça iyi girdiler.. Iniesta'nın yine abuk bir pasıyla sağ çizgiden kaleye inen dünyanın en değerli 2-3 forvetinden biri olan Eto'o affetmedi Van Der Sar'ı.. Barca kötü başlamıştı maça, United orta sahada sayısal üstünlüğü kurmuş, Ronaldo'yu düzenli olarak ağırlaşan Barcelona defansının arkasına kaçıracak gibi görünüyordu.. Ama bir yetenekli orta sahanın pası, dar alanın en becerikli golcülerinden birinin şık işçiliğiyle birleşince Barcelona öne geçti 10. dakikada.. Gole kadar sahada tamamen aksayan BusQuets golden sonra kendine geldi.. Maça sağlam giren Carrick ve Anderson ikilisi Xavi ve Iniesta karşısında pasifize oldu ve Barcelona yavaş yavaş üstünlüğü eline geçirmeye başladı.. İlk 20 dakika boyunca kazandıkları topları Ronaldo'ya uzun kullanarak İngiliz futbolunun karakteristiğini sahaya yansıtarak başarıya gitme şansını denedi Sir, 1-2 pozisyon dışında beklenenler yaratılamadı..

Barcelona tarafında Thierry Henry preview'da yazdığım gibi muhtemelen sakatlık nedeniyle çok isteksiz ve etkisiz göründü sol çizgide.. Hemen hemen maç boyunca süren Messi ve Eto'o'nun yer değiştirmeleri başlangıç için doğru olsa da sonrası için gereksizdi bence.. Chelsea karşısında yaşananlar fazla etkilemiş Guardiola'yı.. Benzer eleştiriyi katlayarak Sir Alex ve United için yapabilirim.. Sol bekte Sylvinho'nun başladığı bir maçta, ilk dakikalarda forvet olsa bile Ronaldo'nun asıl mevkiisine geçmesi ve Barca defansının en zayıf halkası gibi görünen Sylvinho'yu işleme çalışmalarına girmesi gerekiyordu.. 90 dakika boyunca denemediler bunu ki maçın beni en çok şaşırtan hareketlerinden biridir bu..


United'da ilk 45 dakikanın en çok aksayan oyuncusu Park Ji-Sung'tu.. İlk yarım saatten sonra Park-Scholes değişikliği bas bas bağırmaya başlamıştı.. Giggs'i, Ronaldo'yu ve Rooney'yi asıl yerlerine atacak şahane bir değişiklik olabilirdi bu, gelmedi Ferguson'dan..Sir'ün sol çizgide çift içi üçlemek için sıkça kullanıp müthiş de verim aldığı Koreli'yi bu maçta sağa atması oyuncunun da kafasını karıştırmış.. Ne hücuma gereken desteği verebildi, ne de defansif anlamda kendisinden beklenen çalışkanlığı yansıtabildi sahaya.. Ve maç boyunca çift için önünde oynayan Giggs'in etkisizliğiyle beraber United'ın kötü oyunu adına kilit isimdi bana kalırsa.. İkinci yarıda Scholes'tan önce çok çabuk bir Tevez hamlesi geldi Ferguson'dan.. Hak verilebilecek bir değişimdi.. Ama tam olarak verimini anlamadan arkasından Berbatov'u da sokmak zaten bekleneni veremeyen orta sahayı tam olarak düşürüp Barcelona'nın eline teslim etmek anlamına geliyordu.. Bazen orta sahayı boşaltıp forvet eklemeleriyle işleri çığrından çıkarmak Ferguson'un genetik kodlarında var.. EPL'de de zaman zaman yapabiliyor bunları.. Barcelona bu denemeler için doğru adres değil fakat bu adamlara üstünlüğü ve güveni verdikten sonra rakip bir teknik adam olarak sahada da bir şeyler denemek gerekiyor ve bu nedenle mazur görüyorum Sir'ün hareketlerini..

Barcelona'da defansta Puyol ve PiQue mükemmeldi.. Yaya hata yapmadı.. Sylvinho'nun yerini kaybedişi ikinci yarıda pahalıya patlıyordu ama değerlendiremedi United.. Brezilyalı'nın Rıdvan Dilmen tarafından hücumu zayıf olarak nitelendirilmesi büyük talihsizlikti.. Keza Rooney solda oynayamıyor da.. Her hafta iki maç fazla izlese bunlar gelmeyecek ama Euro 2008 döneminde gaza gelip "Semih'in Torres'ten eksiği ne Güntekin, söyle bana" diyen birinden başka türlülerini beklemiyoruz tabii.. Biz Türk Futbolu konusunda uzman Rıdvan Dilmen'le de çok mutluyuz ama Avrupa'da daha donanımlı olmasını da istiyoruz, eklemeden geçmek istemedim..


Xavi ve Iniesta yine maçın yıldızları.. Xavi kesinlikle MVP'yi hak etti.. Messi vs. CR7'nin tam anlamıyla karşılığını bulduğunu söylemek zor.. İki oyuncu da farklı pozisyonlarda profillerinin dışında çıktı.. Messi tamamen ileri hattaydı, CR7 önce en uçta başladı.. Tevez'in girişiyle çift forvetin ikincisi gibi oynamaya başladı ve Berbatov'la birlikte sol açığa geçti.. Messi'nin attığı güzel gol ve Barca'nın galibiyeti haklı olarak Messi'yi kapışmanın kazananı yapar ama beklediğim bu değildi.. Maç potansiyeli de bu iki takımdan beklenenin fazlasıyla altındaydı.. Erken gelen Barca golü bu mücadeleyi full zevke kavuşturacak tek şeydi belki ama ne beklenen tempo vardı, ne beklenen mücadele oldu.. Sir Alex'in 4-6-0'ı Pep'in kusursuz 4-3-3'ü karşısında teslim bayrağı çekti.. Iniesta neden dünyanın en değerli iç oyuncularından biri olduğunu tekrar gösterdi.. Normalde United'ın fazla sallamayacağı Darren Fletcher eksikliğinin Barcelona karşısında nelere yol açabileceği net bir şekilde ortaya çıktı.. Sezonun tartışmasız en müthiş takımı hak ettiğini, hak ederek, önemli bir üstünlükle aldı.. Bu güzellik kesinlikle ödüllenmeliydi.. İspanya Kral Kupası, La Liga ve Şampiyonlar Ligi'yle Pep Guardiola çaylak sezonunda 3'te 3 yaptı ki gavurlar buna "treble" diyor.. Müthiş bir hadisedir bu fakat bu takımın ve bu sistemin temellerini atan Frank Rijkaard'ı da bu muhteşem başarıda unutmamak gerekiyor.. Eğer FC Barcelona'da geçmiş senelerde bir Frank Rijkaard gerçeği olmasaydı, bu seneki Guardiola gerçeği de bu denli zirveye çıkmayacaktı.. Hollandalı'nın yaptıklarını unutmamak gerekiyor.. Xavi, Iniesta, Messi ve Eto'o'nun temellerini atan, bu sistemi Roni'yle birlikte bu seviyeye çıkartarak oynatabilen adam Guardiola'ya yakın ölçüde pay sahibidir bu başarıda..

20-30 sene içinde çok şeyler geçip gidecek futbolda.. Ama bu adamların oynadığı futbol, bu Barcelona 11'i unutulmayacak.. 30 sene sonra şimdinin gençleri belki oğullarına, belki de torunlarına anlatacak bu takımı.. Birçok şeyden değerlidir bu.. Bunu başarılarla süsleyebilmekse mutlulukların en güzelidir.. Emeği geçenleri tebrik ediyoruz.. Şampiyon FC Barcelona..

CR7 vs. Messi

, , ,

Komedide son perde


Basketbola iddaa geldi ama yine eksik geldi.. Nasıl dikkatimi çekmedi daha önce bu hadise bilmiyorum ama dün Nesine.com için hazırladığım kupon ve yaptığım maç yorumunda -1.5'tan Orlando seçtikten sonra maçı uzatmada 116-114 kazanmışlar, ben de bahsin tutmasından dolayı bugünü beklemeye başlamıştım.. Fakat siteye girip baktığımda yaptığım kuponda maçın yanında koca bir X işareti görünce noluyor dedim, daha sonra da iddaa'nın basketbol maçlarında 48 dakikanın sonucunu aldığını öğrendim.. Berabere biten maçta Cleveland +1.5 oynayanlar kazanmış oluyordu böylece Orlando'nun 116-114 kazandığı maçta.. Bunu elbette bir şark kurnazlığı olarak görmek mümkün değil pek, sonuçta hakkı olan tarafa vermiyorlar ama diğer tarafa kazandırıyorlar.. Ama dünyanın hemen hemen bütün bürolarında uzatma sonucu alınırken muazzam şirketimiz İddaa neye göre 48 dakika sonucunu alıyor bunu hiç bilmiyorum.. Zannedersem under/over bahislerinde de uzatmaya değil, 48 dakika sonucuna bakıyorlarmış ki yine bütün NBA bürolarında uzatma sonucuna bakılır under/over'da da.. Üst oynayanların bu bağlamda hep potansiyel bir avantajı vardır ama bunu da yok etmeyi başarmış iddaa.. Milletin 1.85'ten az vermediği NBA oranlarını 1.70 olarak belirleyip, 2'li ve 3'lü çarpımlarında kafalarına göre küsuratları silen, dışarıda 1.15'ten az verilmeyen maçlara 1.02'leri yapıştırmayı görev bilen, bütün bunların açıklamasını 'ama biz vergi veriyoruz'a indirgeyen bir şirketten başka türlüsünü beklemiyoruz tabii.. Sonra her hafta bülten yollayıp bu hafta sonu şu kadar kazandırdık diye abuk reklamlar yapsınlar.. Bir gün de halka ne kadar kaybettirdiklerini açıklasınlar yahu, mukayese yapalım..

26 May 2009

United - Barca Preview


Büyük maça 24 saat kaldı.. Artık her şey hazır.. Sezonun en önemli, en kritik, aylardır en beklenen ve en heyecanlı maçını izleyeceğiz yarın.. Takımlar hazır, belki 1-2 oyuncu dışında ilk 11'ler belli..

Barca'da büyük eksikler var.. Daha sonra da değineceğim 4'lü defansın en önemli elemanları olan beklerden yoksunlar.. Üstüne Iniesta ve Henry'den kötü haberler gelmişti yaklaşık 2-3 hafta önce ama çıkan son haberler iki oyuncunun da fit duruma geldiği şeklinde.. Henry'nin sakatlığının deparlı oyununu etkileyeceği ve onu sağlıklı halindeki gibi rahat hareket ettirmeyeceği söyleniyor ama sahaya çıkacak Fransız.. Iniesta zaten takımın belki de en önemli oyuncusu.. Yokluğu Barca'yı bitirebilirdi ama biraz şansla o da takımdaki yerini alacak.. Sağ ve sol beklerin yokluğu farklı arayışlara itiyor Guardiola'yı.. MarQuez'in sezonu kapatması sonrasında PiQue tandeme yerleşmiş, gayet de iyi maçlar çıkarmıştı.. Puyol'la beraber oluşturdukları birliktelik gayet iyi verim verdi ama bu da bozuluyor United maçında.. Sebep, Barca'nın yanlış kadro planlaması.. Eğer sezon başında Dani Alves'e milyon dolarlar döküp arkasını sağlama almıyor ve ilk yedeği olarak tandemdeki en iyi ve en tecrübeli oyuncunuzu bırakıyorsanız büyük bir planlama hatası yapmışsınız demektir.. Lig maçlarında belki bir şekilde üst düzey formla bu tolere edilir ama eğer CL finalinde ve gezegenin diğer en iyi takımıyla CL finali oynarken bu sorunla karşı karşıya kalıyorsanız takımın potansiyelini düşürmekten başka bir iş yapmazsınız.. Puyol'un sağ beke kayması tandemde PiQue'nin yanında da bir boşluk doğuruyor ve son alınan haberler Pep'in bu boşluğu orta sahadaki Yaya Toure'yi buraya kaydırarak dolduracağı şeklinde.. Bir sağ bek yedeğinin olmaması hem tandemin, hem de orta sahanın başlı başına değişmesi anlamına geliyor ki bu düzeydeki kulüpler için büyük hatalar bunlar.. Sol bekte Abidal yok ve Dani Alves'ten daha büyük eksik bu.. Zira Barca'nın en iyi açık savunucusu Abidal ve Messi'yle beraber dünyanın en iyi sağ açığı olan Ronaldo'nun karşısında birinci dereceden ihtiyaç duyulacaktı kendisine.. Arkasında Sylvinho var ama onun da savunmasının zayıflığı Pep'i düşündürüyor ve burada da bir kaydırma yapıp orta sahadaki Keita'nın sol bek pozisyonunda sahaya çıkması bekleniyor.. Bu biraz daha anlaşılır bir durum.. Keita'nın böyle bir geçmişi de var ve stoperlik yaparak Ronaldo'yu daha iyi durdurabilir.. Peki Barcelona'nın bu futbolu oynamasında en büyük desteği sağlayan beklerin Puyol ve Keita'yla oluşmasının hücuma yapacağı etki? İşte burası soru işaretlerini oluşturan kısım Barcelona'da.. Puyol-PiQue-Yaya-Keita 4'lüsü hücuma gereken desteği veremeyecek ve Barcelona'nın komple bir takım olma yapısını biraz bozacak.. Bu durumda bir de Xavi ve Iniesta'nın arkasına BusQuets'in gelmesi ihtimali var ki bu da kendi başına bir sorun olarak önüne çıkıyor Barca'nın.. 2 bekin yokluğu ve 1 bekin yedeğinin olmaması 4 pozisyonda büyük değişikliğe neden oluyor takımda.. Taşların bu kadar yerinden oynaması United karşısında alınabilecek bir risk değil bence.. Yaya Toure, Xavi ve Iniesta için müthiş bir tamamlayıcı.. Hem gereken sertliği getiriyor, hem de çok teknik olduğu için toplu oyunda orta sahaya 3. artıyı getiriyor.. En azından Caceres'in tandemde kullanılması bence daha doğru bir yaklaşım.. Ya da Keita'yı stopere kaydırıp Sylvinho'yla Ronaldo karşısında risk yaratsa da en azından 4'lü defansın daha çok hakkını veren bir yapı Barcelona için daha doğru olur kanaatindeyim ama en başından beri tercih edilmeyen Caceres'e bu maçta güveneceğini de sanmıyorum Pep'in.. Bir de elde Caceres'i sağ bekte değerlendirip, stoper bir yapı kazandırarak taşları yerinden en az oynatan bir dizilişi deneme opsiyonu var.. United'ın bu maçta sol tarafta güçlü bir oyuncu oynatacağını sanmıyorum fakat sağda rahat olamayan CR7'nin kanat değiştirebilme durumu bu ihtimali de zayıflatıyor..

United'ın eksiği Darren Fletcher ki Barca özelinde fazlasıyla önemli bu eksik bu da.. Sir Alex futbol kompleksleri olan bir teknik adam değil.. Barcelona'nın antidotu olmayı başaran Hiddink ve Chelsea'nin Barcelona maçlarını defalarca izlemiştir eminim, ki oradaki bazı şeyleri takımına aktaracağı da garanti.. Chelsea'nin Barca karşısında yaptıkları 4-3-3'ün ortasındaki 3'lüyle ortaya büyük bir fizik güç koyup Xavi ve Iniesta'yı sertlikle pasifize etmek ve Messi dolayısıyla kenarları iyi savunmaktı.. Essien, Ballack ve Lampard ilk işi, Bosingwa ve Ashley Cole dönüşümlü olarak ikinci işi harika bir şekilde yerine getirdiler.. United'ın elindeki defansif orta sahalar Chelsea gibi bir fizik kalite koyamayacaklar ortaya, profilleri yeterli değil zira.. Bu nedenle bu bölgede sayısal bir üstünlük kurmak çok önemli olacak Alex Ferguson için.. Bunun için de elindeki bütün defansif orta sahalara ihtiyacı var.. Sir'ün zaman zaman başvurduğu 4-6-0 Barcelona'yla oynanacak finalde de göreceğimizi sandığım bir formasyon.. Bence yine Rooney'yi ileride tek bırakacak Sir.. Sağdan ona destek verecek CR7'yle birlikte takımın geri kalanının ortaya fizik mücadele koyacağı bir 11 tercihi olur diye düşünüyorum.. Solda Park Ji-Sung, ortada Carrick ve Anderson, önlerinde de Scholes ya da Giggs United için bu maçta doğru diziliştir.. Barca'nın defansındaki sorunları düşünerek Tevez arkasında Rooney'li bir yapının da gelmesi muhtemel tabii..

İlk ihtimaller dahilinde, taşların yerinden oynadığı bir Barca'da bunun takım organizasyonuna büyük eksiler getireceğini düşünüyorum ve bu durumda sahada bir Barca dominasyonu görmek mümkün olmayacak bence.. Maçın kilidini Xavi ve Iniesta'nın arkasında oynayacak oyuncuyla birlikte United'ın güçlü bücürlerine karşı üstünlük kurup kuramayacağı belli edecek.. United'ı kadrolar ışığında biraz daha yakın görüyorum kupaya.. Henry'nin durumuyla birlikte kenardan onu yedekleyecek Bojan'ın da maça damga vurabileceğini hissediyorum nedense..

Kalbimiz Barcelona'yla çarpacak tabii.. Ama bunun nedeni bu maçta Barca'yı tutan birçoğu gibi Premier League düşmanlığım değil, Barcelona'nın 15-20 yılda bir görünen çok özel bir takım olmasıdır.. Ödüllenmesi gerekiyor bu anormalliğin.. Bu maçtan sonra uzun bir süreliğine tatile giriyor futbol.. Sindire sindire tadını çıkarmak gerekiyor bu maçın.. Çerezleri, sandviçleri, içecekleri hazırlayın.. Sezonun son fırsatı bu..

Vedad Ibisevic


Bir Boşnak'ın müthiş ilk yarı performansı, takımını attığı gollerle liderliğe taşıması, maç başına 1 golden fazla atarak gezegenin en iyi performanslarından birini sergilerken gelen talihsiz bir sakatlık, Hoffenheim'ın düşüşü, başka bir Boşnak golcünün yukarı çıkışı, yanındaki Grafite ve Misimovic'le birlikte düşen Hoffenheim'in yerine Wolfsburg'u yukarılara taşıyıp şampiyon yapması.. Nereden bakarsanız ilginç, Boşnak futbolunun Bundesliga'ya vurduğu damgayı gösteren hadiselerden biri bu.. Ibisevic sakatlanmasa Hoffenheim şampiyon olabilir miydi? Açıkçası sanmıyorum.. Onun şanssızlığı başka bir şeyi getirdi Hoffenheim'ın önüne.. Eğer sakatlanmasa devam edecek golleriyle muhtemelen takımdan ayrılacak olan Vedad Hoffenheim'le sözleşmesini 2013'e kadar uzattı.. Bundan sonra transfer yapma şansı saklı olsa da, büyük bir kulübün böyle bir sakatlıktan sonra paraları Hoffenheim'a dökme şansı bence kalmadı.. Seneye de çok büyük ihtimalle Bundesliga'da, Hoffenheim'da izleyeceğiz Ibisevic'i.. Kendisini ve ondan sonra çıkış yapan Edin Dzeko'yu izlemiş biri olarak Dzeko'nun Ibisevic'ten çok daha üstün ve nitelikli bir topçu olduğunu düşünüyorum, söylemeden geçmek istemem.. Ibisevic müthiş bir golcü belki ama Dzeko son model bir forvet profili çizdi Wolfsburg'ta sezon boyunca.. Daha kısa zamanda büyüklerden birinde göreceğimiz kesindir bana göre..

25 May 2009

Gourcuff kalıyor


Yaklaşık 1 hafta önce de benzer bir açıklama vardı.. Tekrarlamış Gourcuff, yazın Milan'a dönmek istemiyorum diyor.. Ronaldinho'nun elde patlaması ve Kaka'nın muhtemel gidişiyle aslında sağlam bir boşluk oluşmaya başlamıştı kendisi için Milan'da ama çıkışı yaptığı yerden ve kendi ülkesinden ayrılıp tekrar bir macera içine girmek istemiyor anlaşılan.. Ancelotti'nin Milan'dan ayrılışı sonrasında yeni gelecek hoca ve yapılacak planlarla bu kararın değişmesi muhtemel.. Bordeaux'nun gerekli bonservisi verip veremeyeceği de belli değil sanırım şu anda.. Ki bu Gourcuff o parayı fazlasıyla hak eder.. Gazı kaçmış Serie A'da Inter'in karşısına çıkmak isteyen Milan ne yapıp edip kadrosuna geri almalı bu elemanı ama işleri de pek kolay görünmüyor bu açıklamalardan sonra..

24 May 2009

,

Beşiktaş 2-1 Galatasaray


Bugün Lincoln'ün yokluğunda Nonda'lı kadronun oynadığı top, sahaya diziliş ve alınan verim Bülent Korkmaz'ın Beşiktaş-Fenerbahçe maçını iyi analiz ettiğine dair bir göstergeydi ama geçmiş haftalar Nonda'nın bu geceki performansının özelinde bunun bir şans olabileceği gerçeğini de getiriyor insanın önüne.. Nonda'nın bu sezon hiç olmadığı kadar iyi performans göstermesi, devamlı Baros'un bir kademe arkasında yer alıp Ayhan ve Barış'a yaklaşarak ortaya kalabalıklaştırması, Fenerbahçe maçında Güiza ve Semih'in dönüşümlü yaptığı işi tek başına becermesiyle Ernst ve Cisse gibi Beşiktaş'ın bu bölgedeki en nitelikli iki oyuncusunun oynadığı bir maçta Galatasaray'ı İnönü'de orta sahanın etkin konumuna getirdi..

Beşiktaş pas yapan takımlara karşı zorlanıyor.. Ankaragücü maçının bir bölümü dışında, tam bir Skibbe ardılı olan Bordeaux maçını saymazsak, Bülent Korkmaz'ın açık ara en iyi maçıydı Beşiktaş maçı.. Bu etkili futbolun Skibbe dönemindeki pas trafiğini hatırlatan sekanslarla gelmesi Bülent Korkmaz için "ben bu sene neyi yanlış yaptım?" sorusunun tek ve net yeterli cevabıdır.. Tarumar ettiği yapının şampiyonluğu isteyen bir takımın kendi sahasında ne sonuçlara yol açtığını iyi analiz etsin, bundan sonraki teknik direktörlük kariyerinde düstur edinsin kendine.. Bu büyük egoyla pek mümkün olduğunu sanmıyorum gerçi..

Beşiktaş'ın Denizli'yle iki önemli iç saha derbisinde oynadığı oyun bir sinyal.. Beşiktaşlı olsam, böyle hedef maçlarda oynanan bu mahkum oyun bu maçta alınan sonuca rağmen beni mutlu etmezdi.. Vurup geçilmesi gereken rakiplere karşı hiçbir üstünlük sağlayamayıp, 90 dakika boyunca mahkum top oynamak Beşiktaş'ın sezon serüveni için de bir haritadır aslında.. Bugün Milan Baros ve Mehmet Topal kendilerine yardım etti.. Yenilgiyle kapatılacak bir maçtan 3 puanı çıkardılar ki 33. haftada büyük bir piyangodur bu.. Bir şekilde buraya kadar geldiler.. Son yakın.. Denizlispor deplasmanında beraberlik şampiyonluk için yeterli olacak zira Sivas'ın Galatasaray'ı yenme ihtimali olsa da Sami Yen'de 3 fark atma gibi bir olasılığa sahip değiller.. Denizlispor deplasmanı hem birkaç sene öncesinin etkisi, hem de Denizli'nin gayet iyi bir kadro olması nedeniyle çok zor olabilecek bir maçtı ama küme düşme şansları kalmadı Konya'ya olan üstünlükleri nedeniyle.. Yine de laubaliliği kaldırmayacak bir maç.. Denizli'nin topçuları sezona imza atmak isteyebilirler bir şekilde.. Hem Beşiktaş'ın Denizli'ye kaybetmesi, hem de Sivas'ın Galatasaray'ı yenmesi oldukça düşük bir ihtimal olduğu için bence bitirdi Beşiktaş bu işi.. Yusuf kaleye doğru akarken kendisinden kaçan Mehmet Topal'a ciddi anlamda teşekkür etmeliler bence.. 3. Ligde yapılmayacak bir defans hatasıydı bugün Topal'ın yaptığı..

Arda Turan ilk yarı sağ açıkta iyiydi.. İkinci yarı yine maç kurtarma hevesiyle 4 kişinin arasına girmeye heves edince birçok pozisyonu öldürdü.. Maç bitmiş Bülent Korkmaz'la ilgili oldukça gereksiz, boş, anlamsız açıklamalar yapıyor.. Bir Galatasaraylı olarak Arda Turan Bülent Korkmaz'ın hala Galatasaray'a yakışır hoca olduğunu düşünüyorsa iyi Galatasaraylı değilmiş demek ki derim ben kendisine.. Arda'ya ligin en iyi yabancılarını soruyorlar, verilen cevaplara Nonda girdiği halde Lincoln orada yer almıyorsa, Lincoln'un oynamaması sizi etkiledi mi sorusuna verdiği biz sahaya 11 kişiyle çıkarız cevabı nazarımda zerre etki yaratmıyor.. Bu kafada devam ettiği sürece mükemmel bir oyuncu, Galatasaray'ın yıllarca vazgeçemediği harika bir kaptan olacak kendisi.. Ne Metin Oktay, ne Hakan Sukur, ne de çok sevdiği Bülent Korkmaz 21 yaşında adam yemeye çalışmadı fakat.. Bu dünyada yapılanlar elbet karşılığını bulur.. Gösterilemeyen gelişim ve hakkında çıkan haberlerle ilgili de medyayı suçlayıp oyuncuyu tamamen bu işlerden ayrı tutmak bu gençler için yapılmış en büyük kötülük olarak futbolumuzdaki yerini korumaya devam ediyor.. 66'ya özel bir yazı gerek ama şimdi değil.. Galatasaray Yönetimi'nin vizyonunun ne olduğunu lig bitince görelim, ondan sonra oyunculara mutlaka ki sıra gelecek.. Barış Özbek'in bile maçtan sonra Kewell ve Baros'a sallamaya çalıştığı bir futbol takımında kimse başka şeyleri ön plana çıkarmasın, takıma daha büyük kötülük yapmasın.. Galatasaray'ın içine yayılmış bir kanser var.. İlaçla atlatılacak devreyi çoktan geçti hastalık.. Neşter gerek ama onun için de yüreği olması gerekiyor baştakilerin.. Michael Skibbe'nin her maçından sonra çok kötü oynuyoruz diyenlerin Bülent Korkmaz takımın içine ederken sus pus olduğu ortamda da o yüreklerin kaç gram çektiği konusunda büyük şüpheler oluşuyor bende..

23 May 2009

Wolfsburg Şampiyon


Son maçta nasıl bir stratejiyle oynayacakları merak konusuydu.. Werder UEFA'yı alsa işler çok rahat olurdu ama yaralı olmaları son maç için bir riskti bence.. Magath genel mantalitesinden final maçında da taviz vermedi ve yine hücum oynattı takımını.. Zor olabilecek maçı kolaya çevirdiler: 5-1.. Her ne kadar şampiyonluk yolunda Schalke'ye gitmesine fazlasıyla sinirlenip kaybetseler üzülmem moduna girsem de bu sene yakışıyordu bu adamlara.. 5 golün 3'ü yine Dzeko ve Grafite ikilisinden.. Bu adamlar sezonun ilk 11 maçında sadece 6 gol atmışlardı.. Kalan 23 maçta 48 gol attılar.. Maç başına 2 golden fazla yani.. Böyle forvetlerin olursa Bundesliga'yı da alırsın, CL'de de kafaya gidersin.. Anormal bir performans.. Grafite'nin 30 yaşında kral olması müthiş bir olayken, forvetin asıl adamı ve saf yeteneğiyse Boşnak Dzeko.. Arkalarındaki Misimovic için diyecek bir şey bulamıyorum.. Yeni nesil supporter arayanlar için doğru adres her ne kadar artık genç olmasa da..

Bundan sonra Bosna deplasmanımız için bahisler açılsın.. Kaç olur? 3'ten aşağı olmaz derim ben.. Allah insanı Misimovic-Dzeko ikilisinden korusun.. Amin..

22 May 2009

FC Barcelona 2009/2010 Formaları




3. resimdeki turuncuyla, 2. resimdeki pembemsi forma aynı forma.. Bu nedenle koydum 3'ü.. Formalar taraftarları ikiye bölmüş.. Beğenenler de var, beğenmeyenler de.. 3. fotoyu görmeyenler formanın pembe olduğunu sanıp takımı gay'lere çevireceklerini söyleyip köpürmüşler.. Turuncu olduğunun farkında olanlar fazlasıyla beğenmiş.. Klasik forma için fazla bir şey söyleyen yok ki görür görmez benim aklıma gelen isim Hristo Stoichkov oldu.. Taraftarların üzerinde anlaştığı tek forma siyah.. Çok beğenilmiş.. Bana fazla bir özelliği yok gibi geldi.. Hatta ilk gördüğümde kaleci forması sandım siyahı.. (Edit: Zaten öyleymiş sanıyorum) Bütün söylenenler boş tabii her forma muhabbetinde olduğu gibi.. Formanın renklerinin güzelliği ve kesimi stadın spotlarının altında ve oyuncularının üstünde belli olur.. O zamana kadar yorum yapmak zor.. Benim de fotoğraflardan yapacağım yorum toplamının biraz daha iyi olabileceği yönünde..

Henry & Iniesta


Finale zaten iki beklerinden yoksun bir şekilde çıkacaklar.. Thierry Henry ve Andres Iniesta'dan gelen haberler Barcalıları fazlasıyla endişelendirmişti.. İki oyuncunun da 27 Mayıs'ta oynayacağı kesinleşti.. Seydou Keita'nın ise bek pozisyonunda oynaması düşünülüyor şu anda..

21 May 2009

Fabio Cannavaro


Bugüne kadar izlediğim en büyük defans oyuncusudur Cannavaro.. Müthiş bir çeviklik, bir defans için 'tackle' becerisinden çok daha önemli olan pozisyon almada dünyadaki hiçbir oyuncunun göremediği doruk noktasına çıkması, müdahaleleri, pas kanallarına atılan topları kesişi, tandemin iki oyuncu tipini de rahatlıkla oynaması ve belki de en önemlisi, bu kadar üstün bir defans oyuncusunda haklı olarak bulunan büyük futbol balı.. Elbette burada mübalağa var, zira Cannavaro'nun oynadığı takımın kalesine çekilen şutların çok önemli bir bölümü bu adamın kıçına, başına çarparak tehlike yaratmaz.. Bunda da aslan payı müthiş pozisyon alma bilgisidir ama biraz yüzeysel bakıp esprili yaklaşmak gerekirse, işin içine futbol balını da rahatlıkla katabiliriz ki bundan sonuna kadar nasibini almış bir adamdır 'Büyük Kaptan'..

Napoli'de doğdu ve futbola orada başladı Canna.. 3 sene sonra geçtiği Parma'da en başarılı dönemini yaşadı.. 99'daki UEFA şampiyonluğunda Sensini'nin yönettiği defansta asker olarak müthiş iş yaptı, bekler Thuram ve Vanoli, kalede de Buffon'la Avrupa'nın en iyi defans hatlarından birini ortaya çıkardı.. 96/97'de Parma'nın ligi 2. bitirmesindeki en büyük etkenlerden biriydi.. Juventus'u son haftaya kadar zorladı Parma ama 2 puan farkla teslim etti şampiyonluğu.. Daha sonra mali sıkıntılar baş gösterdi, Parmalat skandalı patlamadan hemen önce gün geçtikçe eriyen kadroyla birlikte kariyerinin zirvesinde olan Cannavaro için de yola daha büyük bir kulüpte devam etme zamanı gelmişti.. Parma taraftarının büyük kaptanıydı o ama gidişine kimse kızamadı.. Çok yükseklerde olan potansiyelinin çaptan düşen Parma'ya fazla geldiğinin herkes farkındaydı.. Parma'daki son maçında gözyaşlardı vardı, müthiş bir şekilde uğurlandı Ennio Tardini'den Fabio.. Serie A'nın en nefret edilesi kulübü payesini gönül rahatlığıyla verdiğim Inter'e gidişi beni sonsuz üzmüştü.. 25 milyon euro'ya yakın para kazandı Parma Canna'dan.. Beklenen oldu ve orada fazla başarılı olamadı.. Arsenal'den Giuseppe Maezza'da 5 yedikleri maçta Thierry Henry tarafından düşürüldüğü durum anormal yaralamıştır beni.. Fazla diretmedi Inter'de ve Juventus'a geçti.. Juventus müthiş Parma dönemini iyi analiz etmişti.. Yanındaki Thuram'ı ve arkasındaki Buffon'u da transfer ettiler ve müthiş trio'yu tekrar kurdular.. Sonuç yine 2 şampiyonluk olarak geldi.. 2.si Juventus'un şikelerine kurban gitti ama gözümde hala şampiyonluktur o benim.. Hiçbir zaman temiz olmayan futbolun Juventus'un başına patlamasıdır 2005/2006 sezonu.. Ki hak ederler de aslında bunu.. Küme düşen takımda kalmadı tabii Canna.. Parma'yı Serie A'da bırakıp daha üstlere yelken açan adamın B'de 1 sene takılmasını beklemiyordu kimse.. Çıtayı bir üst kademe daha yükseltti.. Real'in son 7-8 yılında yaptığı en iyi transfer olarak La Liga'ya geçti.. Yıllarca sorunlu bir yapı gösteren defansın göbeğini bırakıp saçma sapan forvet ve supporter'ların peşinde koşan Real en sonunda gerçeği görüp tandemi de dünyanın en iyisiyle doldurmaya karar vermişti.. Sonuçlarını da alacaklardı tabii.. İlk 2 senesinde 2 La Liga'yı da orada bünyeye kattı kupa koleksiyoncusu.. Schuster'in tandeme güvenip orta göbeği boşlamasıyla çok zor anlar yaşadığı oldu, özellikle bu sene başında Schuster görevden ayrılana kadar paspasa döndü kimi maçlarda.. Ama hala dünyanın en kaliteli defanslarından biriydi o.. Lassana transferiyle biraz daha rahatlayan Real defansındaki Sensini'leşen general tavrıyla Ramos'un bütün maçları kazanmasında en büyük pay sahiplerinden biriydi Canna.. Kendisiyle birlikte ağırlaşan defansta 35 yaşında müthiş bir sezon daha geçirdi.. Sezon ortasında Marca'da yapılan Canna kalmalı mı sorusunda %52 gitsin oyu çıkaran Realliler sezon sonunda pişman oldular.. Arada yaşanan 2 Barca maçı içinse kutsal adamın da yapabileceği fazla bir şey yoktu..

Real'den ayrılacağı kesinleşti.. Napoli söylentileri çıktı.. Çıkar çıkmaz kendini bilmez Napoli Başkanı Aurelio De Laurentiis tarafından yalanlandı.. Napoli'nin 35 yaşındaki defanslarla işi olmazmış, öyle buyurdu İtalyan liginin 13.'sü.. Seneye 35 yaşında olmayan defanslarıyla nereye kadar çıkacaklarını göreceğiz.. Bu olay sonrası benim en büyük favorim lige yeniden dönen Parma'ydı.. Kariyerinin son 2-3 sezonunu en başarılı olduğu, zirveye çıktığı, ayrılırken bir gün tekrar döneceğim dediği takımda geçirmesi müthiş olacaktı.. Parma taraftarları da kendi aralarında böyle bir organizasyona kalkışmışlardı ama tabii kolay iş değildi.. Yönetimde gündeme gelmedi bile büyük ihtimalle.. Juventus talip oldu Canna'ya, taraftarın karşı olmasına rağmen işi nihayete erdirdiler.. 2009/2010'da son şampiyonluğunu yaşattığı Juve'de oynayacak Büyük Kaptan.. Taraftarlar sahaya çıkıp Zlatan'ın ayağındaki topu aldığı an unutacaklar tabii her şeyi.. Juventus eskiye dönmek istiyorsa böyle adamlara ihtiyacı çok fazla.. Futboldan çekilişi de şaşalı olacak gelmiş geçmiş en iyi defansımın.. Dikkatli izlemek gerekiyor seneye Juventus'u..

,

Shakhtar Donetsk 2-1 Werder Bremen


Bir Lucescusever değilim.. Hatta Galatasaray'daki iki senesi boyunca, özellikle UEFA sonrası sendromunda beni delirttiği zaman dilimi de hayli fazladır.. Gittiği gün Galatasaray adına çok sevinmişken, ikinci yılında yaptığı güzel işler ve kazandığı şampiyonluk nedeniyle yaşadığı hüzün ve hayal kırıklığına ise bir insan olarak üzülmüştüm.. Galatasaray'dan ayrılışının üzerinden 7 yıl geçti Romen'in.. Terim'in üstüne gelişiyle devrik kral olarak ülkeden ayrılan Lucescu tam 7 yıl sonra İstanbul'a yeni kral olarak girdi.. Türkiye'de her zaman için abartıldığını düşünürüm Lucescu'nun.. Dünyanın sayılı taktisyenlerinden biri olduğu söylenir hep.. 63 yaşına gelmiş, 25 yıllık teknik direktörlük kariyerinde yarım sezonluk bir Inter macerası dışında büyük liglerin büyük kulüplerini çalıştırmamış, kimsenin aklına gelmeyen ve orta ölçekli takımlarda dolaşan birinin en büyük 3-4 teknik zekadan biri olduğuna kimse inandıramaz beni elbette.. 60'ını devirmiş de şu ana kadar ne yapmış dediğim Lucescu'nun bu gece kazandığı ilk büyük başarıdır UEFA Kupası ve ben Galatasaray'dayken çoğunlukla hoşlanmadığım bu adam için son derece mutluyum bu gece..

Eski defterleri açmak istemiyorum şu anda.. Blog arşivinde mevcuttur fakat bir kez daha tekrarlayayım.. 2001'de Galatasaray'ın yaşadıklarıdır beni Lucescu'dan soğutan.. UEFA Kupası'nı kazanmış bir takıma, o takımın başarılı hocasının yerine gelmek muhakkak zor bir olaydır.. Fakat Türkiye Liglerine imzanın atılacağı sezonda kaybedilen şampiyonluk, CL'de gelen çeyrek finalin geliş şekli o müthiş takımı başarısız yapmak için yeterlidir.. İlk gruplarda, Galatasaray tarihinin en kolay CL eşleşmesinde 3 kek takım arasında son maça kalan işini kendi beceremeyip Monaco ve Rangers'ın berabere kalmasına bel bağlayan ve oradan çıkan beraberlikle yoluna devam eden bir takımı fazla başarılı sayamıyorum.. UEFA Kupası'nın altında ezilen bazıları Galatasaray'ın CL'deki o çeyrek finalinin kupadan daha değerli olduğunu söyleyip bazı işleri küçümseme ve başka başarıların da UEFA'dan üst seviyede değerlendirilmesinin yolunu açmaya çalışmaktadırlar ama gerçek tektir, kulüpler düzeyinde bu ülkenin en başarılı gecesidir 17 Mayıs 2000.. İlk gruplardan o şekilde çıkan, ikinci gruplarda da çıkmayı garantiledikten sonra hiçbir amacı olmayan PSG deplasmanına gayet abuk bir mantaliteyle çıkıp 2. olarak Real'le eşleşmek de fazla dikkat çekmeyen ama o senemize damga vuran hadiselerden biridir.. Zamanında da sinirlendirmiştir yeteri kadar.. O senenin üstüne araya giren soğukluğu yok edemedi ikinci senesindeki başarıları ama her zaman kabul ederiz 2001-2002 sezonundaki muazzamlığı..


Türkiye'de gayet saçma bir düşünce vardır.. Mircea Lucescu düşük profilli kadroları daha başarılı yapar, kaliteli takımlarda aynı başarıyı sağlayamaz.. Buna neden olan UEFA'yı alan kadroyla ilk sene yaşadıkları, ikinci sene çok çok daha kalitesiz bir kadroyla ligde şampiyonluğu alıp, CL'de çeyrek finali son maçta kaçırmasıdır.. 25 yıllık kariyeri sadece 2 senesindeki örnekler üzerinden böyle değerlendirir Türk medyası.. Bu şekilde de Lucescu'nun büyük takımlar tarafından istenmemesini açıklamaya çalışırlar akılları sıra.. Bu geceki futbol, Shakhtar üstünlüğü ve Ukrayna'ya giden kupadan sonra da aynı şeyleri söyleyebilecekler mi acaba? Acaba bu Shakhtar için de yine kötü takımı başarılı yaptı diyecekler mi? Mircea Lucescu Ukrayna kariyerinde hayatında görmediği parayı, hayatında yapmadığı transferleri yaptı.. İşte ortaya çıkan kadro da beki Darijo Srna olan, birbirinden kaliteli Brezilyalı topçularıyla hücumda harika bir hat kurmuş ve UEFA'yı da söke söke almış bir Shakhtar.. Lucescu parayla da saadete kavuşabildiğini 63 yaşında gösterdi Türk medyasına ki bu da bir şeydir.. Parayla yapamaz ama düşük profilleri üst seviyelere taşırdan, bunu koruyan ama mali olanaklarla da Avrupa'da en üst seviyeye çıkabilen bir hoca oldu.. Kuşkusuz çok daha değerli bir niteliktir sanırım bir hoca için..

Matuzalem'le başlayan, Elano'yla doruklara çıkan ve Brandao, Fernandinho, Jadson, Ilsinho, Luiz Adriano ve Willian'la devam eden müthiş bir Brezilyalı transfer kültürü var Shakhtar'ın.. Matuzalem'e zamanında 20 milyon dolar verip Ukrayna'nın rekorunu kırmışlardı.. Elano'yu daha ucuza alıp parlatıp City'ye sattılar.. Ilsinho'ya 10 milyon euro verdiler.. Willian'ın kulübe toplam maliyeti Matuzalem'e verilen bonservisi buldu neredeyse.. Bunlar inanılmaz transferler.. Arada Cristiano Lucarelli'ye verilen 15 milyon dolar (ki yıllık da 4-5 civarı verdiler İtalyan'a), Nery Castillo'ya verilen 30 milyon dolarla tekrar kırılan rekorlar var.. Ama para her zaman mutluluk getirmiyor tabii.. Tymoschuk sonrası defansın önüne monte edilen Mariusz Lewandowski ve onun da önündeki 5'li Brezilya hattıyla Mircea Lucescu gibi catenaccio'cu bir adam bile dizginleri elinden bırakıp UEFA finalinde böyle bir futbol oynatabiliyor.. Sadece bu maça özgü de değildir Shakhtar'ın kaliteli hücum futbolu.. Lucescu özellikle geçen sene takımı daha serbest bırakıp bu kaliteli ayakları fiziğe dayalı Ukrayna liginde değerlendirme yoluna gitti, başarılı da oldu.. Bugünkü Willian'ın, Jadson'un, Ilsinho'nun, Luiz Adriano'nun müthiş performanslarının temelinde oyunun savunma yönüne yatkınlıkları ve fizik güç yönünden çok yapılı olmasalar da 90 dakika oyundan kopmamalarını sağlayan kondüsyonlarının payı çok büyük.. Shakhtar'ın bu 5'lisi Brezilya'dan nasıl transfer yapılacağına dair futbol kitaplarına girecek bir derstir.. İyi özümsemek, sadece çalım atabiliyor diye paraları bayılıp patlamamak gerek..


Thomas Schaaf'a büyük saygı duyuyorum.. Werder Bremen de Bundesliga'nın en sevdiğim takımlarından.. Bugün Diego'nun yokluğu muhakkak etkili olmuştur ama bence bu eksiklik takımın Shakhtar'la daha iyi mücadele edebilmesi için büyük şanstı.. Mesela Diego oynasaydı kesilen bir forvet mi, yoksa iç oyuncularından biri mi olurdu orası muamma.. Bundesliga'nın değişik bir yapısı var.. Orta alanlar boş kalıyor ve daha fazla hücumcuyla maçlar inanılmaz zevkli geçiyor.. Yine arşivde Bundesliga'nın gelişimi ve futbol zevkine dair birkaç post vardır.. Fakat evrim daha tamamlanamadı.. Bu yapı daha önceki bazı Galatasaray yazılarında da değindiğim gibi Avrupa için uygun değil.. Hücum futbolunun farklı bir yönünü seçmiş bir adamdır Schaaf.. UEFA finali ve Bundesliga'daki kimi performansları da yeterli bir başarıdır.. Ama daha fazlası zor.. Sistem üzerinde oynamalar yapıp geliştirmek gerek.. Bugünkü Mesut Özil'e de dikkat çekmek gerekiyor.. Avrupa çapındaki defolar böyle maçlarda çıkar ortaya.. Geliştirmesi gereken yönü çok fazla.. Çok temiz ve iyi bir çocuğa benziyor, Türk bazı akranları gibi erken oldum, 3 yıl boyunca aynı yerde sayarım, umrumda da olmaz diye düşündüğünü sanmıyorum.. Schaaf'ın elinde çok daha gelişecektir mutlaka..

21. dakikada hakemin kararını beğenmeyen Lucescu'nun saha kenarındaki mimik ve jestleri 7 yıl öncesiyle o kadar aynıydı ki bunu görüp kahkahalara boğulmamla birlikte sandalyeden düşme tehlikesi yaşadım.. O anda iyi adamdı be dedim.. Lucescu sonrasında Galatasaray çok iyi teknik adamlar gördü.. Savunma oynatanlar onun kopyası olmaktan ileri gidemedi.. Hücum oynatmaya çalışanlar kısmen başarılı olsalar da sistemlerini Avrupa'ya yaraşan bir şekilde uyarlayamadılar, o tarafta hep hüsran gördük.. 21. dakika ve kulübedeki Lucescu, kendisini ciddi anlamda özlediğimi bana fark ettiren bir 'an'dı.. Ki önemlidir benim için.. Görüntüsünden ne kadar iyi bir adam olduğunu belli eden, böyle bir futbol emekçisinin en sonunda ödüllenmesi gerçekten bu gece sonsuz şekilde mutlu etti beni.. Tabii 2002 sonrasında 7 yılda bir adım ileriye gidemeyenler utansın bundan, ben değil.. Yolun açık olsun Luce..

18 May 2009

TD Garden'da Bir Türk


Saat sabahın 05.40'ı.. Ayrı bir postu hak etti bu geceki performansıyla Hedo.. 7. maçta Boston Celtics'i deplasmanda 101-82 yendiler ve 9/12 FG, 4/5 üç sayıyla 25 sayı, 12 asist, 5 reboluk efsane bir performans.. NBA'de Boston Celtics play-off'ta evinde oynadığı 7. maçları kaybetmez diye bir kaide vardır.. Onu da boşa çıkardı Hedocan..

Ne topçuymuşsun arkadaş..

17 May 2009

Los Angeles Lakers 89-70 Houston Rockets


7. maç bu akşam oynanıyor.. Bir tarafta Yao'yu kaybettikten sonra bitti denen sezonda Lakers'a soğuk terler döktüren Houston, diğer tarafta bütün taraftarlarını hayal kırıklığına uğratan, Derek Fisher ve Andrew Bynum'un paspaslığında bir şampiyon adayının yanından geçemeyen bir play-off başlangıcı yapan Lakers.. Staples Center'daki son maç 40 olmuştu ama bu gece aynısı olur mu? Çok daha gerilimli bir maç olacağı kesin.. İddaa'da 13.5'luk handikap açılmış Lakers'ın aleyhine.. Bir şey öneremiyorum şu pis durum içinde.. Batı'nın geleceği bu gece şekillenecek olabilir.. 22.30'da NTVSPOR'dayız.. Ters bir sonuçta P-Jax ve Kobe'nin kellelerini alırım, haberleri olsun..

-----------------------------

Yazacak fazla şey yok aslında.. Bu kalite farkınının 40'lık ve bu maçtaki gibi sahaya yansımasını görmek istiyor Lakers camiası.. Seri boyunca yaşanan hayal kırıklıklarının nedeni budur.. Lakers maça girdiğinde ve ilk seriyi yakaladığında Houston'un ilk saha içi basketi 8. dakikanın içinde geldi ve yanlıl saymadıysam o ana kadar 0/14'le oynuyordu Rockets.. Bu 14 şutun 4'ü de bloklanmış Lakers savunması tarafından.. Lakers bu maçtaki ilk 5'iyle, Fisher deliğine rağmen istikrarlı bir şekilde her maçta aynı direnci ve isteği sahaya yansıtabilecek bir takım.. Sadece iyi hücum organizasyonlarıyla istediğine erişen takım NBA'de çok az.. Phil Jackson'un köklerine ihanet etmemesi gerekiyor.. Bu seri geçildi, bundan sonra 7 maçtan alınması gereken tek şey ders.. Ki Lakers takımı bir süredir uzaktır bu konuya.. Bynum ve özellikle Fisher'ın aklını başına devşirmeleri şart.. Denver mücadeleleri müthiş geçecek şimdiden söyleyebilirim onu.. Boston - Orlando da belli olduktan sonra bir finaller değerlendirmesi de gelir yarın.. Şimdi gözlerimiz 2 saat sonrasında, NTV'de.. Boston vs. Orlando da yeteri kadar ağız sulandırıcı bir maç.. Son çeyreğe kadar başabaş gideceğini düşünüyorum.. Hedo'ya yakışır LeBron James..

16 May 2009

Parma Serie A'da


Cittadella deplasmanında alınan 2-2'lik beraberlik sonrası Bari'nin arkasında ve son 2 haftaya Livorno'nun önünde 7 puan farkla ikinci sırada giren Parma yeniden Serie A'da.. Lider Bari deplasmanında alınan 2-0'lık galibiyetle geri sayıma başlamıştı taraftarlar.. Zaten son 1-2 haftadır Serie A muamelesi yapıyorduk, bugün resmileşti sadece.. Görüşmek üzere demiştik 2008'in Mayıs'ında.. Tam 1 yıl sonra bu sefer hoşgeldin diyoruz İtalya'nın efsanesine.. İsimlerini her zaman anıyorum: Cristiano Lucarelli, Andrea Pisanu ve bugün işi kesinleştiren gollerden birini atan Reginaldo.. Kulübü bırakıp gitmemeleriyle ve tekrar hak ettiği yere geri çıkarmalarıyla asla unutulmayacaklar taraftarlar tarafından.. Ve pek tabii ki Milan'dan gelerek çok önemli gollere imzasını atan Alberto Paloschi.. Seneye devam edecektir Serie A'da da performansına.. Bari maçından sonra McDonald Mariga'yı Inter-Juve-Milan üçlüsü bırakmaz Serie A'da demiştim.. 2 hafta önce Milan'ın ciddi anlamda ilgilendiği haberleri çıktı.. Gidişi yakın olabilir ama eğer seneye orta sıralar hedeflenecekse kesinlikle takımda tutulması gerektiği düşüncesindeyim.. İtalya çapında bir iç oyuncusu Mariga..

Şüpheler de mevcuttu geçen seneki başarısızlıktan sonra fakat Ghirardi iyi toparladı takımı.. Hamlelerine devam etmesi Parma'ya hak ettiği sıraları Serie A'da da getirecektir.. Sezon başladıktan sonra göreve gelip takımın form durumunu hızla yukarıya taşıyan Francesco Guidolin'e de hürmetlerini sunuyor taraftarlar.. Gerçekten çok iyi iş çıkardı.. Sette Sorelle'nin 6 kardeşi 7.'yi bekliyorlardı.. Seneye yalnız olmayacaklar.. Benim için bu sene Serie A eski Serie A değildi.. 2009/2010'da ise her şey farklı olacak..

United Şampiyon


Arsenal'le Old Trafford'da 0-0 berabere kaldılar ve geçen hafta fırsatı kaçıran Barcelona'dan önce büyük ligler içinde şampiyonluğunu ilan eden ilk takım oldular.. Arsenal'i seviyoruz ve United rakip ama bu Sir'ü çok sevmek için engel oluşturmuyor.. Maçtan önce Arsene Wenger bu senenin açık ara en iyisi United diyerek gerçeği kabul etmiş, biz mi etmeyeceğiz.. Jose'si, Benitez'i ve diğerleri bir kenara.. Arsene Wenger ve Alex Ferguson bir başkadır her zaman.. Premier League bugün bu konuma geldiyse de bu iki adam sayesindedir öncelikle.. O yüzden Sir'ün hastasıyız.. Yine son düzlükte hata yapmadılar.. Arsenal'in genç kadrosu, Chelsea'nin Scolari dönemi sancıları ve Pool'un tipik hatalarından faydalanıp ortaya koydular performansı.. 98-99, 99-00 ve 00-01'den sonra ikinci kez üst üste üçüncü şampiyonluğunu kazandı United.. Toplamda da son 17 senede 11. şampiyonluk.. Eğer Roma'da Barca da durduramazsa bunları, üst üste 2. defa CL ve EPL çiftini kazanarak dünya futbolundaki liderliklerini de herkese göstermiş olacaklar..

Bugün şampiyonluğu kazanan 11'i de verelim:

Manchester United: Edwin Van Der Sar; John O'Shea, Nemanja Vidic, Johnny Evans, Patrice Evra; Cristiano Ronaldo, Michael Carrick, Darren Fletcher, Ryan Giggs; Wayne Rooney (90' Anderson), Carlos Tevez (66' Park Ji-Sung)

15 May 2009

Hernan Jorge Crespo


Sabah Fiorentina'ya imzaladığı söylendi, üzerinden 2 saat geçmeden menajeri yalanladı.. Sene sonu kontratı bitiyor Inter'le.. Basını bir süre daha meşgul edecek Crespo Galatasaray'da palavralarını geçiyorum, oynayacağı adres bellidir aslında.. Efsane birkaç ay sonra geri dönüyor.. Tommaso Ghirardi'den biraz fedakarlık, biraz Crespo'dan fiyat kırış sonrasında gideceği kulüp tektir.. Fiorentina işi olmazsa umutları korumaya devam edeceğim.. Bunun gibi bir başkası da piyasada durmaya devam ediyor, akşam da onu ele alırız.. Eski ruhu canlandırmanın zamanı geldi, Ghirardi duysun sesimi..

,

Garanti NBA Skills Challenge


Her zaman söylediğim bir şeydir, eğer sporun sevilmesini istiyorsanız ülkede çocukları, gençleri, yaşlıları spor salonlarına, sahalara çekmelisiniz.. Bunu yaptığınız anda insanları spora güdülersiniz.. Reçete çok net ve tektir bu konuda.. Okumayı seven bir toplum değiliz.. En azından okumak için para vermek genetik kodlarımızda yok.. Bir ülkede çıkan bütün basketbol ve NBA dergileri bir bir kapanıyorsa, bunun tersi için çabalayan, o yayınevi, bu şirket diye koşturan insanlar hiçbir şey elde edemiyorsa, artık bunun üzerine düşünmek bile gerekmiyor.. Zira düşüncelerin arkasında hep aynı ve pis bir gerçek dikiliyor insanın karşısına.. Bu duruma yapılabilecek tek şey üzülmek.. Ülkenin genç nüfusunu spora kanalize etmenin tek yolu onları bu işin yapıldığı yerlere çekmek.. Bu konuda da maalesef fazla gerideyiz.. İstanbul gibi bir metropola sahip bir ülkede bile bu işler yeteri kadar olmuyorsa burada yazmanın bile anlamı sorgulanmalı aslında.. Spor yapmadan insanlar sporu takip edebilir, bu işin büyük fanatiği olabilirler.. Yazabilirler de hatta.. Fiziksel durumu müsait değildir, sağlığı yeteri kadar el vermiyordur.. Ama bunun dışında basketbolu, futbolu sevip, dünya basınından takip edip, bloglara değer vererek buralara girip okuyan insanlar potansiyellerini sadece oturma üzerinden değerlendiriyorlarsa orada sorun vardır.. Bunu yapan insan adedinin fazlalaştığı ülkeler de "spor ülkesi" etiketini asla yapıştıramazlar üzerlerine.. Şu anda bizim içinde bulunduğumuz, çok daha uzun süre de bulunacağımızı düşündüğüm durumda olduğu gibi..

İşte bu organizasyonlar bu yüzden önemli.. Garanti 2 yıldır NBA skills challenge'ın Türkiye ayağını üstleniyor.. 13-18 yaş grupları arasındaki gençlere basketbolun fundamental'ı üzerine potansiyellerini video aracılığıyla tüm Türkiye'ye kanıtlama şansı veriyorlar.. Basketbola dair yeteneğiniz her neyse, bunu videoda gösterip http://www.nba-garanti.com/ adresine yüklüyorsunuz.. Kullanıcıların oylarıyla ilk 100'e giren şanslı ve yetenekli oyuncular arasından bir jürinin 19-21 Haziran tarihleri arasında İstanbul'da yapılacak büyük finalde yarışması üzerine 30 kişiyi seçmesiyle de asıl serüven başlıyor.. Haziran'daki büyük yarışmada kendilerini NBA'in önemli isimlerine beğendirmeye çalışan talihli 4 genç Orlando'da düzenlenecek basketbol kampına katılacak..

Hadise fazlasıyla önemli ve gençleri harekete geçirecek cinsten.. İzmir'deyken ve altyapılarda basketbol oynarken o dönemlerde yapılan Streetball ve Blacktop gibi organizasyonların gençleri, altyapı camiasını nasıl birbirine kenetlediğini anlatmam mümkün değil.. Basketbola dair en güzel 4-5 anımdan biri İzmir Atatürk Kapalı Spor Salonu'nun önünde yapılan Streetball turnuvalarından biridir mesela.. Turnuvalara başvurma, son bir hafta içindeki hazırlık dönemi, hafta sonu turnuva heyecanı, sonrasında bitmek bilmeyen muhabbetlerle genç ve çocukların yaklaşık 20 gününü tamamen basketbol içinde geçirmesini sağlar ve büyük bir misyon üstlenirdi bu tarz turnuvalar.. Ne yazık ki bitti, ne yazık ki artık tekrarlanmıyor.. Bu turnuvalarla sadece işin artistik yönünü gösteren freestyle turnuvaların bileşimi gibi duran Garanti NBA Skills Challenge bu açıdan oldukça önemli bence.. İnsanları basketbola nasıl heveslendirdiğini gördüğüm sokak basketbolu turnuvalarından sonra benzer bir misyonu üstlenecek, belki 3, belki 10, belki de 50 çocuğa bu iş için artılar katacak bu tip organizasyonların çoğalması ülke sporu için fazlasıyla gerekli.. Peki bu videoların hazırlanması sırasında istediklerini bir türlü gerçekleştiremeyen gençlerin hayal kırıklığıyla oyundan soğumaları mümkün değil mi? Böyle bir soru gelebilir.. Uzun süre basketbol oynamış, hala da zevk için oynamaya devam eden bir abileri olarak onlara şu tavsiyeyi yapabilirim: Çok büyük hayal kırıklıkları yaşamadan hiçbir sporda başarılı olmak, oyunu geliştirmek mümkün değil.. Büyük başarılar her zaman büyük hayal kırıklıklarından doğar.. Ve şu anda hayranlıkla izlediğiniz bütün basketbolcular hayatlarının bir döneminde "Ben bu işi sanırım beceremeyeceğim." demiştir.. Bunu bilmek sporun ilk şartlarından biri..

Adresi tekrar verelim: http://www.nba-garanti.com/

Katılmayı düşünmüyorsanız bile gençleri izleyip hakkaniyetli bir oylamayla yapılan işi destekleyebilirsiniz.. Kendi adıma bir ricam da vardır Garanti'den.. Basketbolun takım olgusuyla hareket edilen turnuvalarına da eğilmeleri en büyük dileğimdir.. Bireysel hareket dışında takım olmanın nasıl bir şey olduğunu gençlere gösteren tek pota turnuvalarını çoğalarak görmek istiyoruz Türkiye'de..

Yarışma başlangıcı: 6 Mayıs

Street filming: 16-17 Mayıs Caddebostan, 23-24 Mayıs İzmir Bostanlı

Son katılım tarihi: 31 Mayıs

İstanbul kampı: 19-21 Haziran Darüşşafaka

Orlando kampı: 3-7 Ağustos

http://tr.netlog.com/garantinba

http://www.myspace.com/garantinba

http://www.facebook.com/pages/Garanti-Skills-Challenge/73852529718

http://garantinba.hi5.com


http://www.dailymotion.com/garantinba

Paul Pogba


Fotoğraf yanlış değil, çocuk Ryan Babel'in akrabası da değil.. Benzerlik tamamen tesadüf.. İngiliz basınına düşen habere göre Sir Alex bu genci Arsene Wenger'in elinden çekip almış.. Geçen senenin sonlarında çocuğun -ki 16 yaşında- Arsenal ve Pool'u birbirine kırdırdığına dair haber çıkmıştı.. Tamamen Drogba-Pogba benzerliğinden aklımda kalan bir şeydi.. Şimdi de Arsenal-United çekişmesinde Kırmızılar'ın işi bitirmek üzere olduğu yazılıyor.. Çocuğa dair Fransa U-16 takımının kaptanı olması dışında elde hiçbir veri yok.. Le Havre'da bu sene forma giymemiş, bilen, izleyen, gören de yok gibi.. Böyle transferlerde aslında piyasaya ne kadar uzak olduğumuzu daha çok hissediyoruz..

Sir'ün farklı milletlerden genç oyuncu aşırmaları devam ediyor ki bir karakter değişimidir bu, lazımdır da günün futbol şartlarına adapte olabilmek için.. Le Havre en son 5-6 yıl önce Anthony Le Tallec ve Sinama Pongolle balonlarını üfüren, ama bir yere bağlayamayan bir kulüp olarak akılda kalmıştı.. Tabii takımın geçmişinde çok önemli oyuncular olduğunu da Pogba'nın referansı olarak belirtmek gerekiyor.. Eleman iç oyuncusu.. Le Havre'dan da adamım Lassana Diarra, diğer Lassana Alou ve Vikash Dhorasoo gibi oyuncular çıktı.. 3'ünün ortalaması olsa anca keser United'ı.. Wenger istiyorsa boş adam değildir özdeyişinden yola çıkarak United'a hayırlı olmasını diliyoruz tabii..

14 May 2009

,

Zoom Kobe IV


Ayakkabı fotolarda şahane görünüyor ama renklerin katkısı büyük.. Türkiye'ye getirilen dandik renklileri elime aldığım zaman bu hissi vermiyor.. Niye böyle sarı-morlu renkleri getirmiyorsunuz diye sorduğunuzda verilen yanıt bu renklerin satmadığı.. Sen bir dene bakalım, o dandik kırmızılı, siyahlı renklerden daha mı az satıyor, daha mı çok görürsün o zaman..

I çok çabuk dağılmıştı, II'yi hala giyiyorum.. Çok daha sağlam ve konforlu bir ayakkabıydı.. III'ü bir hayli iyi durumda olması nedeniyle IV'ü bekleme umuduyla pas geçtim.. IV müthiş ama Türkiye'ye gelen renkleriyle değil.. Ya dışarı giden birini bulacağız sarı-mor için, ya da V'i bekleyeceğiz.. Nike'ın Kobe serisi güç geçtikçe güzelleşiyor.. I rahatlığıyla efsanelerimdendir benim.. Jordan XII'in hemen yanına koyarım, o derece güzel bir ayakkabıdır.. Şimdi bulsam yine alırım bir tane.. Nike LeBron'la işi palyaçoluğa vurmaya devam ettikçe Kobe'ler ilk tercih olmaya devam edecek.. Bence tabii..

Zoom Kobe I-II-III

13 May 2009

Lanet Sürüyor


Son zamanlarda orta saha mücadelesi yönünden bu kadar kısır bir maç izlememiştim.. Fenerbahçe İnönü'de kazandığı son maçı iyi analiz etmemiş.. O maçtaki Semih ve Güiza'nın etkisi o kadar göz önündeyken bu maça hazır olmayan Alex'le başlamayı ben anlamadım.. Kazanan kadro bozulmaz geyiği için ideal bir maçtı bence bu.. Öyle olsa ne değişirdi orası muamma tabii.. Gelir gelmez ligin ve takımının kaderini değiştiren Ernst'in toplu oyunda, hatta savunmada bile pek iyi olmadığı maçta Beşiktaş'ın üstünlüğü önemliydi.. İlk golde kadar ve 1-1'den hemen sonra oyunun üstünlüğü anında Beşiktaş'a geçiyorsa, daha doğru hazırlanmışlar ve daha iyi bir yapıyla sahaya çıkmışlar demektir.. Bobo tam rezalet oynarken ve ben Holosko varken Bobo bu takıma fazla diye düşünürken mükemmel bir gol attı, arkasından dubleyi gönderdi.. Hala aynı düşünüyorum ama var olan kalitesini sahaya yansıttığında, Holosko'yla birlikte oluşturdukları güç etkileyici..

Atmosferin ekrana yine berbat yansıdığı maçlardan biriydi.. Bunca birinci etken orada canlı birçok maç izlediğim İzmir Atatürk Stadı'dır.. Tribünlerinde bile atmosferi olmayan alakasız bir stadın televizyona coşku yansıtması kolay değil.. İkincisi Show'da izleyenler için maçı anlatan Melih Gümüşbıçak'ın ruhsuz anlatımıyla Altan Tanrıkulu ve Feyyaz Uçar'ın yorumculukla alakası olmayan hallerinin kulakları rahatsız etmesi heralde.. Bir maç nasıl bu kadar kötü anlatılır ve yorumlanır, okullarda ders olarak gösterilebilir bu maç.. Türkiye Kupası finalini yayınlayıp böyle yayıncılık başarısızlığına neden olanlar düşünmeli bunu.. Ama ne versen gidiyor bu ülkede.. Sonra eleştirince gülüyorlar televizyonda..

Beşiktaş sonuna kadar hak etti.. Dışarıdan izleyici olarak fazla keyif vermeyen maçın Beşiktaşlıları 4 golle delirteceği kesindir.. Ben olsam ben de delirirdim.. 90 dakika daha üstündüler.. Ligi de alırlarsa müthiş bir yaz tatili geçirirler.. Bu maçın ligin geri kalanında büyük moral olacağı da kesin..

12 May 2009

,

Wolverine: Hayal kırıklığı


Endişeler doğru çıktı, beklentiler hafiften patladı.. Ortaya çıkan ve izlediğim film tamamen vasat dolaylarında gezindi ki Wolverine gibi bir karakterden çok daha iyi ve hakkı verilmiş bir orijin hikayesi bekliyordum.. Gavin Hood sınıfta kalmış..

Ortadan dalalım, başta Gambit olmak üzere filmde çok sayıda populist düşünce mevcut.. X-Men üçlemesi yapıp Gambit'i kullanmadıktan sonra bu filme ucundan 10 dakika iliştirip ortaya karakterle ilgili hiçbir şey sunmamak saygısızlık.. Gambit çok sevdiğim bir karakter değil benim ama fazlasıyla popülerdir okuyucular arasında.. Ben de ultimate evreniyle hafiften hastası olmuşumdur bu arkadaşın.. Ama bu kadar beklenti varken üçlemede değil de Wolverine'in orijininde konması tamamen gişe endişelerinin bir yansıması olarak görünüyor.. Yakışmıyor.. X-Men ve karakterlerinin hakkı çok uzun zamandır FOX'un elinde ve Marvel'ın kendi kurduğu prodüksiyon şirketinin bu filmle alakası yok.. Bunun sorun çıkartabileceğini düşünmüştüm.. Öyle de olmuş.. Karakterler, hikaye bu adamların umrunda değil.. Salonlardan ne kadar kazanacakları önem verdikleri ilk şey.. Böyle olunca da ortaya X-Men: The Last Stand gibi kepazelikler çıkabiliyor.. Wolverine'i Brett Ratner kepazesinin o yüzkarası filmiyle aynı kefeye koyacak değilim.. Ama X-Men 2'nin kalitesine kesinlikle çıkamıyor, aralarda bir yerlerde kalıyor..


Filmin girişi güzel.. İlk 10 dakika, jenerikle hikaye öncesinin özetini anlatış son zamanlarda sık başvurulan güzel bir seçim.. Filmin başında çok güzel bir şey geliyor diyorsunuz ama devamındaki düşüş o kadar büyük oluyor ki, hayal kırıklığı bu açıdan daha da büyüyor.. İlk yarıda karaktere önem verip aksiyondan kısmak, hikaye ve gidişatı şekillendirmeye çalışmak Bryan Singer'dan etkilendiğini gösteriyor Gavin Hood'un ama devamında hiçbir şey gelmiyor maalesef.. Sabretooth ve Wolverine'in dostluğuna ve nasıl düşman olduklarına dair hiçbir şey yok filmde.. Logan'ın Victor'u terketmesi sonrası oluşan nefret aradaki husumeti açıklamak için fazlasıyla yetersiz.. Blob, Wade Wilson, Bolt ve John Wraith gibi karakterleri toplayıp Team X'e göz kırpmak hoş ama onun da arkası doldurulamamış.. Gambit tamamen gereksiz görünüyor.. Bölüm sonu canavarına döndürülüp hikayenin ırzına geçilmesine neden olan Deadpool ise şahsımı en ağır yaralayan yönü oldu filmin.. Bunu hak eden bir karakter değil Wade Wilson.. Özellikle Deadpool'a dönmeden önce, Ryan Reynolds tarafından canlandırılışı mükemmel.. Hatta yaklaşık 10 dakikalık bir dönemde 3 Spider-Man filmindeki Spidey'den daha çok espri yapıp sağa sola ayar veriyor Wade ki kendi karakteriyle birebir uyuşan bir şey bu.. Spidey'yle beraber Marvel evreninin en ayarcı karakteri müthiş zevk veriyor o dönemde ama filmin asıl kötüsü kıvamına sokulması tamamen ulan biz bu işi yazmayı bilmiyoruzun bir sonucu olarak görünüyor beyazperdede..

Gavin Hood Tsotsi'yle büyük gelecek vadediyordu.. Wolverine'in orijini de işi büyütüp A filmlerine çıkışı için ideal görünüyordu.. Ama altından kalkamamış.. Aksiyon sahnelerinde zayıf, filme ve hikayeye de hakim değil.. Burada asıl kabahatli olan David Benioff'a geleceğim.. Film öncesi en büyük umudum olan adamdan bu kadar pespaye, bu kadar klişe, bu kadar saçma diyaloglar nasıl çıktı anlamadım.. Fazla büyütüyormuşum gözümde, şunu yazan adam yetenekli falan değildir.. X-Men külliyatıyla alakası olmadığını gösterdi Hood'la beraber.. Yönetmenin filmdeki zayıf görüntüsünün asıl nedeni yerlerdeki senaryo.. Silver Fox'la Emma Frost saçma sapan kardeş yapılmış, Weapon X gibi Wolverine'in orijininde anormal büyük öneme sahip bir olay 10 dakikaya indirgenmiş, adamantiyum işleminden sonra hafızasını kaybeden Logan'ın bu özelliği ortadan kaldırılmış ve o şekilde hikayeyi sonlandırdıktan sonra hafıza saçma sapan bir şekilde silinmiş.. Yahu şunu anlıyorum, tamam adamantiyum kurşunu beynine sıktın, adamın da hafızası kayboldu.. Sadece bu olsa eywallah der geçerim, ama tam ateş etmeden 5-10 dakika önce Stryker'a kafasına ateş edip hafızasının silinmesini sağlayacağım dedirtmenin anlamı nedir ki? Nasıl bilebilirsin yani beyne sıkılan bir kurşunun buna neden olacağını?


Efektleri beğenmedim.. Bazı sahnelerde fazla sırıtıyordu.. Sinematografi yine bazı sahnelerde çok kötüydü.. Bazı sekanslarda kendimi bir B filmi izliyormuş gibi hissettim.. Ki bunların hepsi X-Men: The Last Stand'in uzantıları olarak göründü.. Teknik işçiliği vasatı bile bulmuyor yani filmin.. Hudson çiftinin filme konmasını sevdim, güzel ayrıntıydı.. Sabretooth beklediğim gibi bütün beklentileri karşıladı.. Liev Schreiber filmin en iyi oyuncusu ve fazlasıyla inandırıcı.. En güzeli de Victor Creed'e hak ettiği saygınlığı geri kazandırıyor Tyler Mane zırtapozundan sonra.. (Yatacak yerin yok Bryan Singer) Filmde Sabretooth kelimesinin geçmemesini de senaryoya büyük bir eksi olarak yazıyorum.. Wolverine'le kapışmaları büyük zevk verebilirdi ama Gavin Hood'un aksiyon yönetmeni olmaması nedeniyle harcanmış sahneler olarak kaldı.. İlk kapışmada Wolverine'i dayak manyağı yapması keyiflendirdi.. Adamantiyum işleminden sonra biraz fazla intikam aldırdılar.. Zira Sabretooth metal iskelet falan dinlemez, ısrarla harcar Wolverine'i ama o kadarı da olacak..

Film kötü bir film değil ama türün en iyi örnekleri arasında da yer almıyor.. X-Men'in final bölümünden rahatsız olmadıysanız rahatlıkla gidip iyi vakit geçirebilirsiniz çünkü Hood asla o kadar bayağılaşmıyor.. Ama çok daha fazlasını da beklemeyin.. Wolverine'in Hugh Jackman'la 1.90'lık filinta gibi bir karakter hale gelmesine takılanlar bu filmde de vurmaya çalışıyor hadiseye.. Katılmıyorum.. Hugh Jackman son derece başarılı bir casting seçimidir Wolverine için.. Ama ilk tercih değildi, onu da ekleyeyim.. Bryan Singer ilk filmin öncesinde, cast'i oluştururken Wolverine rolü için ısrarla Dougray Scott'ı ister.. Aklındaki ilk ve tek isim budur.. Scott'a teklif götürülür fakat tam o sırada Mission Impossible 2 filminin çekimlerinde bulunan eleman iki filmin çakışması yüzünden rolü geri çevirmek zorunda kalır.. Ve böylece Hugh Jackman'a gidilir.. Açıkçası Dougray Scott kesinlikle çok daha mükemmel bir seçim olurdu rol için ve Singer'ı sadece bu nedenle takdir ederim ben.. Ama Jackman'ın bu rolle ortaya çıkıp insanları dumur etmesini de küçümsememek gerekiyor.. Wolverine evet olabildiğince kıllı, çirkin ve çok kısa bir karakter.. Hugh Jackman 1.90'lık boyu, Wolverine için çok yakışıklı olan tipi ve inceliğiyle fiziksel yönden karakterden uzak.. Wolverine'in vahşiliğini de kesinlikle hakkını vererek yansıtamıyor beyazperdeye.. Peki nasıl oluyor da başarılı oluyor bu kadar? İşte sinemanın beyazperde üzerindeki etkisidir bu.. Hugh Jackman Wolverine'i canlandırmaya başladığından beri Wolverine'in çizimleri filmlere yaklaştı.. Çok başarılı bir çizgi roman olan Ultimate X-Men'de Wolverine aynı filmdeki gibi uzun, yakışıklı ve karizmatik bir tipe büründü.. Hatta normalde elinin üzerinden çıkan metal pençeler bile ultimate evreninde parmak arası boşluklarından çıkmaya başladı.. Bu, yapılan castin ne kadar başarılı olduğunun Marvel tarafından da kabuludur.. Ben kısa ve yere yakın, vahşi Wolverine'i de çok seviyorum ama bu, Ultimate evrenindeki artisti de tutmayacağım anlamına gelmiyor bu..


Beyazperde çizgi roman dünyasında fazlasıyla etkilidir.. Batman Begins'e kadar oldukça dallama bulup, öylesine okuduğum, benim için hiçbir zaman favori karakterlerden biri olmayan Batman ve Bruce Wayne, Christopher Nolan aşmışının filmlerinden sonra en sevdiğim karakterlerden biri oldu.. Neden? Çünkü benim hayal gücüm ve karakteri yorumlayışım zayıfmış.. Bu kadar basit.. Nolan'ın hayal gücü öylesine yansıttı ki karakteri, çizgi sayesinde sevemediğim elemana şu anda tapıyorum, çok daha farklı bir gözle okuyorum.. Nolan ben ve benim gibi görünenlerden çok daha üstün bir hayal gücüne sahipmiş ki gösterdikleriyle benim karakteri daha doğru yorumlamama neden olmuş.. İşte bu kadar basit bu iş.. Sinemadaki çizgi roman uyarlamaları bu nedenle çok önemli.. İşte The Dark Knight'ta efsane mertebesine yükselen Joker karakteri insanları o kadar etkiliyor ki, bu alemin en yetenekli yazarlarından biri olan Brian Azzarello "The Joker" diye yeni bir hikayeye başlıyor ve karakteri Heath Ledger'ın şekliyle çizdiriyor.. O nedenle bu hikayeler beyazperdede kaliteli bir şekilde yansımaya devam ettikçe çizgi roman dünyası da daha iyiye gitmeye devam edecek.. Bunun için çok kötü örneklerden ve bu film gibi vasat yapımlardan ziyade Iron Man, The Dark Knight, Spider-Man 2, X-Men 2, The Hulk gibi filmlere ihtiyaç var.. Yapılan her kaliteli uyarlama bu dünyaya yeni şeyler katıyor.. X-Men Origins: Wolverine bunlardan biri olamıyor belki ama camiaya fazla zarar vermediği de bir gerçek.. Gavin Hood bir daha çr uyarlaması yönetmesin, David Benioff da bir daha böyle hikayeleri senaryolaştırmaya çalışmasın, yeter.. Sinema fazla şey kaybetmez..

AA & CR7


Andrei Arshavin sol açıkta mutsuz.. Bugün bir açıklama daha gelmiş kendisinden konuyla ilgili.. Bu bölgede oynaması nedeniyle yaşadığı hayal kırıklığı, gelmeden önce Wenger'le bu konuyu konuşmadığını ortaya koyuyor bence.. Daha Arsenal'e transferi kesinlik kazanmadan Arshavin'in sol kenardan ters ayaklı oyuncu olarak Wenger tarafından kullanılacağını yazmıştım.. Arsene Wenger'in Arsenal'inde işler böyle yürür zira.. Kullandığı açıklardan en az birinin mutlaka ters ayaklı olup içeri kat ederek oynamasını ister Wenger.. Göreve geldiğinden beri de seçimleri bu yöndedir.. 97-00 arası Marc Overmars, 00-06 arası Robert Pires, 2006 sonrası oynadığı dönemlerde Tomas Rosicky, geçen yaz takıma katılan Samir Nasri ve son olarak Arshavin.. Arada transferi konuşulan ve hatta Londra'ya denenmek için davet edilen Bulgar genç Nikolay Dimitrov'un, herkesin iş artık bitti dediği anda ülkesine geri dönmesi ve Wenger'den son vetoyu yemesi de genç topçunun solak olması nedeniyle buna yorulmuş ve İngiltere'de çeşitli esprilere neden olmuştur hatta..

Kişisel kanaatim Arshavin ve Arsenal için onun sol açıkta oynamasının en hayırlı seçim olduğudur.. En azından şu andaki kadro yapısı itibarıyla.. Aklın yolunu uyguluyor Wenger.. Bu sene böyle geçecek.. Seneye takımın sisteminin ne olacağı ve yapılacak transferler şekillendirir Arshavin'in nerede oynayacağını.. Pozisyonunda çok mutsuz olan bir oyuncuyla ya konuşup ikna etmek, ya da yerini değiştirmek gerek.. Geldikten 10 gün sonra ömür boyu Arsenal'deyim diyen adamın ısrarla sol açıkta mutsuz olduğunu açıklaması da biraz rahat olduğunu gösteriyor.. Tabii Anfield'da atılan 4 gol, gelir gelmez ligde gösterilen çıkış, Wenger tarafından geçen hafta kendisine kaptanlığın verilmesi ve bunu hak ettiğinin söylenmesi elini güçlendirdi Rus'un.. Yoksa bu kadar çabuk dile getirilebilecek şeyler değil bunlar..

Arsenal'in artık klasik sistemini bırakıp, Pool ve Chelsea'nin sıklıkla uyguladığı, Ferguson'un zaten yıllardır klasik 4-4-1-1'iyle göz kırptığı, futbolun kült sistemi 4-3-3'e geçmesi gerekiyor bana kalırsa.. Böyle bir durumda da Adebayor sağdan Walcott ve soldan da Arshavin'le desteklenir.. Bu tarz bir yapıda biraz daha forvete yakın ve onu tamamlayan bir yapı gösterecek Arshavin'in sol açık nedeniyle kafam karışıyor açıklamaları rafa kalkar diye düşünüyorum.. Uygun yapının bu olduğunu düşünüyorum.. Ama klasik 4-4-2'sine devam edecekse Wenger, Adebayor'un yanında Van Persie-Eduardo ya da yeni transfer seçimindense sol açığa iyi bir transfer yapıp Adebayor'u Arshavin'le support ettirmesi akla en yakın tercih olur.. Walcott her türlü sağda tek seçim gibi görünüyor, buraya zaman zaman kayabilecek Van Persie'yle beraber.. Bunun üzerinden bir sağ açık ve 3 içle oynanması durumunda 1 ya da 2 iyi orta saha oyuncusunun alınması da farz gibi duruyor Arsenal'de..


City maçında oyundan alınan Ronaldo'nun yaptığı hareketler malum.. Maçtan sonra açıklama yapan Sir'ün açıklamaları da bazılarına ders olacak cinsten.. Ama iş işten geçti tabii.. 1 sene harcandıktan sonra aldığın ders ancak yararsa kendi gelişimine yarar.. Olan kulüplere oluyor bu çaylaklıklarda.. Çok kritik maçlar öncesinde Ronaldo hangi oynamama cezasıyla(!) adam edilecek onu da beraber izleyeceğiz.. Konu o değil aslında.. United'ın 2000 döneminde en önemli oyuncularından biri olan Dwight Yorke uyarmış Ronaldo'yu.. Eğer bir problemin varsa hocayla, Sir'ü milyonların önüne atan davranışlarla değil de, maçtan sonra ofisine giderek özel olarak konuş bunu demiş.. Ayrıca sen ne yaparsan yap, bütün United taraftarı senin yanında değil, 25 yıla yakın süredir bu kulüpte görev yapan Sir'ün yanında olur diye eklemiş.. Haklı Yorke.. Doğru değil Ronaldo'nun yaptığı ama ancak böyle uyarılarla geçilecek, her takımda yaşanan, sıradan bir sorun bu.. Kiminin senesine mal oluyor, kiminde de kulübün eskileri ayarı veriyor, zaman geçip gidiyor böyle.. İnsanın da içinin acıdığıyla kalıyor..

Blogger tarafından desteklenmektedir.