31 May 2008

Emre Fenerbahçe'de


Fenerbahçe resmi sitesi haberi girdikten sonra iş bitmiş demektir.. İşini bitirdikleri oyuncuyu bile yalanlama becerisine sahip bir yönetim böyle bir açıklama yapıyorsa %100'e gelmiş demektir iş.. Zaten sanıyorum Emre de Lig TV'de transferi doğrulamış..

Galatasaraylılar sevmez Emre'yi gittiğinden beri.. Belki haklıdırlar, belki haksız.. Bakış açısına göre değişir bu.. Fenerbahçeliler hiç sevmez.. Taraftarın önemli bir bölümü de karşı çıkacaktır transfere.. Ta ki formayı sırtına geçirip Kadıköy'e çıkana kadar.. İlk maçta hırslı hırslı koşturup rakibe çift dalarak topu kaptığı anda o tepkiler yavaş yavaş azalmaya başlar.. Her takımda böyledir bu..

Emre'nin bedava gidişini çok anormal bulan bir insan değilim.. Emre dünyada bonservissiz ne ilk giden oyuncuydu, ne de son.. Bonservissiz gitmek karaktersizlik midir? Dediğim gibi bazılarına göre olabilir, bana göre değil.. Biz yetiştirmişiz, Türk kulüplerinin durumu da malum, Avrupa'da normal olabilir ama Türkiye'de olmaz demek de bakış açısına göre normal bir yaklaşım olarak görünebilir dediğim gibi ama sorun değil.. Sorun neydi peki Emre'nin gidişinde.. Senenin ortasında sözleşmeyi imzaladığı halde her fırsatta bunu inkar etmesi, Inter'e attığı imzadan sonra gösterdiği büyük performans düşüşü, gittikten sonra gelen tepkilere "Ben sporu sağlıklı yaşam için yapmıyorum.." deyişi, vs. vs. Bonservissiz gidiş sorun değildir bence, ama bunlar sorundur.. Karakter konusunda da fikir verir insana..


Emre'nin Galatasaray'a dönmesi de mümkündü.. İstenir miydi? Eğer yıllık 1.5 civarına gelip, bonservissiz ya da çok makul bir bonservisle alınacaksa olabilirdi.. Ama bundan fazlası bence büyük kazık olur Emre için.. Fenerbahçe sanıyorum Newcastle'a 6-7 milyon euro bonservis verecekmiş, Emre'nin de yıllık 3.5 milyon euro alacağı yazılıyor her yerde.. Bu kadar edecek bir oyuncu mudur Emre? Potansiyel ve futbolcu özellikleriyle belki.. Ama ya devamlılık? 2001'de Galatasaray'dan ayrıldığından beri 7 yılda 130 civarı maça çıkabilmiş, yıllık 20 maç ortalamasını bile tutturamamış, gençliğinin tamamını heder etmiş bir oyuncu için fazla değil midir bu para.. Çok fazla geldi bana..

Fenerbahçe'nin para sorunu yok, Galatasaray'a her yıl 50-60 milyon euro fark atıyor gelirlerde.. Böyle bir takım bu parayı verir.. Ama takım içi denge? Kasıklardaki müzminleşen pubis sakatlığının yine gayet olası bir şekilde Emre'yi 15-20 maçta bırakması? Orta sahada Emre'nin bir oynayıp bir oynamaması sonucu oluşan senkronizasyon sorunu? Bunlar hep risk.. İşler kötü giderse o takımda ilk kim ıslıklanır taraftarlar arasında? Bu da başka bir risk.. Ama mutlaka düşünmüştür Fenerbahçe yönetimi bunları.. Eğer kasıkları sorun çıkarmazsa Emre'ye (7 yıldır hep çıkarıyor maalesef) Fenerbahçe'nin bu transferden zararla döneceğini sanmıyorum.. Ama hep bir ama olacak.. Taraftarlar arasında da, yönetimde de, belki oyuncular arasında da.. Amadan sonrası tamamen bir boşluk şu anda.. Nasıl dolacağı da bütün Türkiye'de merak konusu olacak heralde 2008/2009 sezonunda..

Go Lakers


Spurs taraftarının milli yengesi Eva Longoria'ya Lakerslılar tarafından yapılmış bir latife.. Jip de güzelmiş..

30 May 2008

Batı Şampiyonu


Los Angeles Lakers 4-1 San Antonio Spurs

, ,

Türkiye 2-0 Finlandiya


Maçın başlamasıyla beraber sistemi ve oyuncu yerleşimini anlamam 15 dakika sürdü.. Benim algısızlığım mıydı bu yoksa oyuncuların beklemediğim yerlerde konuşlanması mı bilmiyorum ama Terim yine bir sürprizle çıktı maça..

Maçın başında sağ kanadın Hamit ve Sabri'den, forvetin de Nihat ve Mevlüt'ten oluştuğunu sanıp bir 10 dakika kadar "E klasik 4-4-2 lan bu.." geyiği yaptım eniştemle maçı izlerken.. 4-3-3 oynayacağız diyen Terim'in üstüne garip geldi, yine bir kararsızlık daha dedim.. Sonra Hamit'in sağ iç, Mevlüt'ün de ileri üçlünün sağındaki adam olduğu ortaya çıktı.. Defans ve orta saha tamam ama ileri üçlü beklenmedikti oldukça..

Mevlüt'ün boşuna Milli Takım'a seçilmediği bu maçla ortaya çıktı bence.. Hiç izlememiştim çoğu insan gibi.. Topla yapabildiklerini görünce heveslendim.. Sabri ve sık sık sağ içten kenara inmeye çalışan Hamit'le beraber iyi işler yaptılar oynadıkları süre boyunca.. Takımın da en iyi işleyen bölgesiydi bu sağ koridor..

Hamit'in başta sağ açık gibi görünüp daha sonra iç oyuncusu olduğunun anlaşılması (En azından benim tarafımdan) Terim'in Cristiano Ronaldo için almaya çalıştığı bir önlem gibi göründü bana.. Mevlüt'ün sık sık forvete destek vermesinden dolayı Sabri'yi burada tek başına bırakmamak ve o kanatta Ronaldo'nun karşısına bir üçgenle çıkmak istiyor gibiydi Terim.. Sol içteki Emre'nin aynı yardımı solda göstermemesi o kanat için böyle bir önleme gerek yok düşüncesi miydi, yoksa Emre'nin fiziki yetersizliğinin sahaya yansıması mıydı onu anlayamadım fakat.. Quaresma da yabana atılacak oyuncu değil, Hakan Balta'yı yalnız bırakmamak gerek orada..


Marco Aurelio'nun sahada olması orta sahayı çok rahatlatıyor.. Keza Sabri'nin sağ kanada getirdiği enerjinin değeri şu maçta göründüğü kadarıyla paha biçilemez duruyor.. Servet Çetin sonrası şamar oğlanı ama o, yeteneksizlik abidesi.. Onun Tuncay'a yaptığı ortanın aynısını yapan 48 tane topçumuz var zaten.. Çoğu oyuncumuz da her ortasında istikrar sağlamakla ün yapmıştır zaten ekolümüzde.. Tuncay solda attığı golden başka oyuna katkıda bulunmadı.. Arda'yı bekliyordum sol açıkta ama belli ki 60. dakikalardan sonraki koz olarak kullanılacak Terim tarafından..

65'ten sonraki fiziksel düşüşümüze de şüpheyle yaklaşmak gerek.. Antrenmanların zorlayıcı geçtiği yazılıyor, söyleniyor ama zaten bizim futbolumuzda 90 dakikalık kondüsyona sahip bir takım yok ki.. Ligde 90 dakikaya çıkabilen bir tek Fenerbahçe vardı.. Galatasaray sene boyunca 70'ten sonra düştü.. Beşiktaş keza öyle.. Ligin genelinde böyle genel bir kondüsyon yokken Milli Takım'dan 90 dakika taş gibi bir futbol beklemek zor.. Ama sanıyorum ki Portekiz maçında biraz daha iyi olacaktır..

Maçı izlerken 60'tan sonra Tuncay-Arda, sonra Mevlüt-Colin Kazım, en son olarak da Emre-Ayhan/Topal değişimi olur dedim.. 3. çıkan kesin Emre olmalıydı ama sanırım özel istekle hoca kenara Hamit'i aldı.. Sonunda 14-15 kişilik çekirdeğe kavuşmamız güzel oldu.. Büyük sürpriz Mevlüt'le beraber umuyorum bu sistem ve kadro yapısı 1 hafta sonrası için daha iyi bir yere gelecek.. Şu anda tek korkum Nihat'ın büyük bir hayal kırıklığı yaratma ihtimali olarak görünüyor bana, umarım gerçekleşmez.. Bir de kehanet yapalım yine, Cristiano Ronaldo bizim maçta fazla etkili olamayacak gibi geliyor bana.. Eğer çıkarsa nedenini yazarım sonra..

Bol şans çocuklara..

28 May 2008

Kadrodan çıkanlar: Yıldıray, Halil, Kaş


Terim seçimleriyle yine ateşe atmayı başardı kendisini.. Çıkan oyuncular bence çok anormal değil.. Yıldıray hiçbir zaman beğendiğim bir topçu olmadı.. Her şeyden biraz, hiçbir şeyden çok barındırmayan bir adam benim gözümde.. Bundesliga'da başarılı olması da umrumda değil.. Türk olsun ya da olmasın Avrupa'da tutunabilen, iyi top oynayabilen her adam iyi topçu olacak diye bir şey yok.. Kesinlikle ilk 11 çıkamazdı ama yedek olarak kalamaz mıydı? O konuda bir şey diyemiyorum.. Daha ötesi, Tümer Metin orada kontenjan doldururken Yıldıray kenarda dursa olmaz mıydı? Bence olurdu..

Halil'in ayrılması da aynı şekilde.. Ben Tuncay'ın forvette kullanılması gerektiğini düşünerek çıkanlardan biri forvet olmalı demiştim.. Terim Nihat ve Semih'ten sonra forvetteki alternatifinin Mevlüt olacağını söylemiş.. Halil de Bundesliga'daki başarılarına rağmen çok beğendiğim bir adam değil.. Ama Mevlüt'le düşününce, hatta Semih'le düşününce yine acaba oluyor insanın kafasında.. Terim'in Yıldıray ve Halil konusunda verdiği karar Almancılarla ilgili polemik oluşmasına da neden olabilir ilerleyen günlerde..

Kaş'ın çıkması dünyanın en normal eylemlerinden biri.. Bir de Terim'in kafasının hala ne kadar karışık ve kararsız olduğunu gösteren 23 kişilik kadroyu vermek için Finlandiya maçının beklenmesi var ki UEFA doğal olarak reddetmiş.. Şu zamana kadar karar veremediyse hoca zaten işlerin garip ilerlediğini gösteriyor bu.. Fiyasko sonuç alacağımızı düşünmüyorum, gruptan çıkmayı da sonuna kadar zorlayacağız ama şu anki ortamda çıkarsak büyük başarı olur kanaatindeyim.. Sırada Finlandiya maçı ve ilk 11'in nasıl olacağı var.. Euro 2008 öncesi tek gizemimiz bu..

27 May 2008

Gerard Pique


Hep süper yetenek dendi kendisi için.. Manchester United'a imza attığında da Alex Ferguson'ın büyük iş yaptığı söylenmişti.. Hakikaten öyleydi de Rio Ferdinand'ın yanına gelen Nemanja Vidic'in muazzam performansı sonrası çürümeye mahkum oldu Gerard United kulübesinde.. Doğal olarak kendi geleceği için ayrılmak istemiş Vidic'ten sonra.. Barca da talip olunca United satışı onaylamış.. Fiyat 6 milyon pound.. Barca'da 11'e ne zaman girer acaba?

The Hobbit


Yüzüklerin Efendisi efsanesinin sinemaya olabilecek en görkemli şekilde uyarlanmasından sonra serinin fanatiklerinin yeni beklentisi The Hobbit tabii ki.. Peter Jackson'ın yıllar süren başladım, başlıyorumlarından sonra nihayet proje yürürlüğe kondu.. Peter Jackson filmin yapımcısı oluyor anladığım kadarıyla ve yönetmenlik koltuğunu da Guillermo Del Toro'ya bırakıyor.. PJ'in olmaması muhakkak ki üzüntü verici ama yerine olabilecek opsiyonların en iyisi belki de Del Toro..

Film iki ayrı film olarak çekilecek.. İlk film tamamen The Hobbit'in uyarlaması şeklinde olacak ve kitapta geçen olaylar anlatılacak.. Bundan sonra vizyona girmesi planlanan ikinci filmdeyse The Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi'nin arasında geçen olayların anlatılması planlanıyormuş ki işin heyecan verici bölümü de bu oluyor daha çok.. İkinci filmin adı The Hobbit'le bağlantılı bir şey mi olacak, yoksa bambaşka bir isimle mi girecek vizyona onu tam anlamadım ama durum bu şu anda..

Hal böyle olunca LOTR üçlemesinde yer alan oyuncuların önemli bir bölümünün geri dönüşünün de müjdesini veriyor film.. Ian McKellen direk basmış sözleşmeye imzayı.. Gandalf'ımızı Sir'ün canlandırmasını özlemiştik.. Viggo Mortensen de geri dönüyormuş Aragorn rolünde.. Hatırladığım kadarıyla The Hobbit'te yoktu ama ikinci filmde önemli bir rolü olacak sanıyorum.. Yine Baggins'ler ve Saruman'ın da geri dönmesi kesin gibi..

Del Toro fantastik hayalgücü fazlasıyla yüksek bir adam.. Pan's Labyrinth'te gösterdi bunu.. Böyle bir film için böyle bir fantezi hayalgücü çok gerekli.. Peter Jackson'ın da işin içinde olacak olması Del Toro'nun saçmalamasını önleyecektir.. O açıdan bir kuşkum yok pek.. Bu arada kitabın çocuk kitabı gibi olması dolayısıyla filmdeki ciddiyet dozajının ne olacağına dair bir soruya Del Toro kesinlikle çocuk filmi olmayacak demiş ki güzel.. The Hobbit de çocuk kitabı olması amacıyla yazılsa da Tolkien tarafından şu anda pek öyle görülen bir kitap değil zaten.. Şiddet ve ciddiyetin dozajının yüksek tutulması iyi olur bence de..

İlk film 2010'da vizyona girecek.. İkincisi de 2012 gibi planlanıyor.. LOTR manyaklarına bekleyecek bir şey çıktı en azından 3-4 seneliğine.. Özledik be Gandalf'ı.. Çabuk gelsin..

26 May 2008

Trabzonspor sessiz ve derinden


Egemen Korkmaz'ı da bitirmiş Trabzonspor.. Emre Güngör Galatasaray'a transfer olmadan önce dört büyüklerde oynamayan en yetenekli 2 stoper olarak görürdüm ikisini.. Emre'den sonra o da gecikmeden büyük bir takıma gitti..

Trabzonspor'un transfer politikası ilgi çekici olmaya devam ediyor.. Kesinlikle şu ana kadar gelecek sene için en iyi çalışan takım konumundalar.. Oftaş'tan alınan Giray'dan sonra Egemen'le tandemi şimdiden halletmiş durumdalar.. Oftaş'ı bu sene 3 defa izledim, Giray da hiçbirinde dikkatimi çekmedi ama takımı sene boyunca izleyen herkes Oftaş'ın başarısında birinci sıraya yazıyorlar bu çocuğu.. Demek ki var bir şeyler.. Egemen zaten müthiş bir adam.. Teknik sorunu dışında fiziği, sertliği, yer tutuşu, Milli Takım seviyesinde.. Gustavo Colman diye bir Arjantinli transfer ettiler Germinal'den.. Onun hakkında da zerre bilgim yok ama oyunun iki yönünü de iyi oynadığını söylüyorlar.. Oyunculuk özellikleri hakkında bir şey bilmiyoruz ama Ersun Yanal'ın Colman'ı ne kadar çok istediğini ve transferi bitirdiği için de çok mutlu olduğunu iyi biliyorum.. Ersun Yanal'ın Belçika bağlantılarını hep merak etmişimdir zaten.. Düzenli olarak o pazarı kullanan bir hoca, hakimiyeti nereden geliyor acaba?
Genç gurbetçi Ceyhun Gülselam'ı da transfer etti Trabzon.. O da umut verici gençliğiyle.. Bunun dışında Selçuk İnan'ı tamamen bitirdikleri ve Burak Yılmaz için de tırmaladıkları yazılıp çiziliyor her yerde.. Gerçi Fenerbahçe Burak konusunda istekliyse pek şansları olmaz ama şimdilik bunlar da yeterli duruyor.. Yattara'nın elde tutulması bile önemli bir başarı elemanı düşününce..

Gökdeniz'den gelen para şu ana kadar iyi kullanılıyor gibi duruyor.. Giray+Selçuk 4 civarına patlayacak, o kadar ederler mi emin değilim değer yönünden ama başka türlü de olmuyor bu işler.. Şu adamların toplamının Gökdeniz'den daha yararlı olacaklarını söylemek zor mu? Değil.. O zaman verilen iyi paralar karşılığında yıldızların satılması da çok garip olmamalı.. Arda Turan için telaffuz edilen 10-15 milyon pound'lar gerçekten doğruysa iyi düşünmeli Galatasaray..

Sabır


Tarih: 3 Ekim 2004

Kıvanç Oktay: "Beşiktaş'ı küme düşürmeye kimsenin gücü yetmez.."

Tarih: 26 Mayıs 2008

Sinan Engin: (Anthony Seric transferi için) "Gordon Schildenfeld'le kıyaslarsak Maradona'yı transfer ettik.."

Benim notum: Allah Beşiktaş taraftarına kolaylık versin..

, ,

Türkiye 2-3 Uruguay


Yenilmemiz iyi oldu, lafa bununla başlamak gerek.. Bu kadar kötü bir futbol oynanırken kazanmak bazı şeylerin görünmesini engellerdi.. O açıdan mağlubiyet güzel.. Biri frikikten 2 gol attık onun dışında doğru düzgün pozisyon yok.. 2 saçma penaltıyla 3 gol yedik, onun dışında da verdiğimiz çok net pozisyonlar var ama rakibe.. Bunların maça hükmeder gibi görünürken olması bu yenilgiyi daha anlamlı kılıyor.. Galibiyette Türkiye hakimiyetinde gibi geçen maç futbolcular ve Terim üzerinde başka etkiler yaratabilirdi..

Servet eğer dönmeyecekse Terim'in kafasındaki tandemin Emre Aşık ve Gökhan Zan'dan oluştuğunu bu maçta anlamış olduk iyice.. 90 dakika boyunca oynayarak bu adamlar bunu doğrulamış oldular.. Doğru karar mı? Emre Güngör kulübedeyken bence değil.. Bunun dışında maçın başındaki sistem güzel.. 3-4 gün önce yaptığı 4-3-3'e uyan bir takım vardı sahada maçın başında.. Ama Yıldıray yine bence, fazlalık duruyordu.. Yıldıray yerine girecek Marco Aurelio bu sistemi daha iyi bir konuma getirir diye düşünüyorum.. Ama bu maçta dinlenen o Aurelio Yıldıray'ın mı, yoksa Topal'ın mı yerine girer o konuda da net bir şey söylemek zor şu anda..

Arda-Emre-Topal-Aurelio gibi oyunculara sahip olan bir orta sahanın topu ele geçirmede ve rakibe baskı kurmada bir sıkıntı çekeceğini sanmıyorum.. Portekiz maçı dahil bu adamlarla her takıma daha üstün görünebiliriz oyun içinde.. Ama bu turnuvalarda önemli olan maça hükmetmek değil, sonuca gitmek.. Maç boyu rakibi karşılamaya çalışan Uruguay'ın 3 golle takımımızı yenilgiye uğratması bu yüzden güzel.. Maça hakim olan bir takımın Nihat'ı en uçta bırakarak bol pozisyon bulması pek mümkün değil.. Target striker mı lazım bu takıma? Belki evet.. Ama bu sorun Tuncay'ı en uca çekip Nihat'ı Colin Kazım yerine sağdan getirerek (arkasını da Aurelio'yla süpürmek şartıyla) maksimum miktarda çözülebilir diye düşünüyorum.. Tuncay target striker mı? Alakası yok ama rakip defansla uğraşıp bitmeyen enerjisiyle diğer oyuncuların defans arasına sızmasına yardımcı olmada eldeki en iyi parça.. Ama onun da oyuna girdikten sonra önce sol, sonra da sağ kanatta görünmesi Terim'in kendisini forvette değil de daha geride düşündüğünü gösteriyor.. EPL'deki defanslara karşı Boro'da forvette gösterdiği performansla Tuncay kanat oynamayı hak etmiyor.. Ama kenarda Halil, Semih, Mevlüt gibi adamlar varken de bu kolay görünmüyor fazla.. O nedenledir ki Gökhan Gönül'ün dışında kadro dışı kalacak 3 oyuncudan birinin forvet olması bence takım için iyi olacak..

Sonuç nedir? Terim'in hala 11'ni tam olarak gösterememesi mutlaka bir dezavantaj.. İkinci yarı oyuncu değişiklikleriyle birlikte takımın ve sistemin karman çorman bir hale gelmesi de.. Daha bu hazırlıklar başlamadan çoğu milli takımın ilk 11'i belliyken Terim'in kafasındaki soru işaretleri pek iyi değil.. Servet'in ve Gökhan Gönül'ün sürpriz sakatlıkları, Hamit'in durumu elbette özel durumlar ama daha kesin düşüncelere sahip bir Terim beklerdim ben.. 3 gün önce Habertürk'te programa katılıp 4-3-3'ü açıkladıktan sonra en uçtaki oyuncu Nihat mı olacak sorusuna "Hayır, Nihat'ı daha çok tamamlayıcı bir forvet gibi düşünüyorum.." diyen Terim'in turnuvanın başlamasına 10 gün kala Nihat'ı tek forvet olarak çıkarması da çok anlamlı gelmiyor.. Finlandiya maçında ilk 11'ini net bir şekilde ortaya koyacağını açıklayan hocadan sonra o maçı beklemekten başka çare kalmadı sanırım.. O maça kadar bu muallaklıkta gideceğiz sanırım..

25 May 2008

Grant de gitti


Bir John Terry penaltısı sadece kupayı bir taraftan alıp öbür tarafa vermiyor, insanları işinden de ediyor.. Avram Grant'ın seneyi kupasız kapatması sonrasında görevinde kalma ihtimali çok düşmüştü ama acaba dedirtmeden tasdiknameyi eline vermiş Abramovic.. Eğer John Terry o penaltıyı kaçırmasa da verilecek karar bu olacaksa saygı duymak lazım, ama tersiyse pek güzel duygular uyandırmaz bu icraat dünyanın hiçbir yerinde..

Hemen yeni hoca arayışlarına başlamışlar.. Guardiola'nın başa getirilmesiyle işsiz kalan Frank Rijkaard 1'e 4, şampiyonluk sonrası görevinden ayrılacağına hemen hemen kesin gözüyle bakılan Roberto Mancini'yse 1'e 5 veriyormuş Chelsea hocalığı için.. Mancini'den EPL hocası olmaz ama Rijkaard gerek stili, gerek profiliyle Roman Abramovic için doğru tercih olabilir.. Hevesli de olur sanıyorum bu iş için.. Hem Ten Cate'le yeniden bir araya gelme fırsatı doğmuş olur, kötü mü olur?

Chelsea'deki koltuk için bir numaralı adayım Frank Rijkaard'dır..

23 May 2008

Zico nereye?


Dün UEFA.COM'da canlı chat'e katılan Zico'yu ve sorulan sorulara verdiği cevapları izledim.. Bugünkü gazetelere yansımamış olması ilginç.. Sorulan sorulardan biri doğal olarak Fenerbahçe'den ayrılıp ayrılmayacağıydı.. İşlerin iyice zorlaştığını, görüşmelerin pek de iyi gitmediğini, şu anda kalmasının zor göründüğünü falan söyledi Zico.. Bu zaten beklenen bir şeydi son gelişmelerden sonra ama sanıyorum ilk defa dile getirdi bunu açık bir şekilde..

Fenerbahçe yönetiminin Zico'nun anlaşmasının bitimine 10 gün kala hala harekete geçmemiş olması kafalarında başka düşünceler olduğunu net bir şekilde gösteriyor.. Bunda muhtemel sebep bu sene kaybedilen şampiyonluk ve bunun Aziz Yıldırım'ı kızdırması.. Bu kadar önemli midir şampiyonluk? Fenerbahçe tarihinin Avrupa'da açık ara en başarılı ve açık ara en iyi top oynayan takımını yaratan adam şampiyonluğu kaybetti diye gönderilmeli midir? Yine muhtemelen sene içinde yapılan 4-4-1-1'le Türkiye Ligi'nde sıkıntı çekilir, ligde çift forvet şart, Kezman tek forvet oynadığı için etkisiz kalıyor safsatalarının da bu düşünceler içine girilmesinde payı vardır.. Belki Fenerbahçe yönetimi Zico'nun sadece sistemi kurduğunu, doğru sistemle Avrupa'da birçok hocanın iyi top oynatabileceğini, önemli olanın ligi de beraber götürebilmek olduğunu düşünüyordur.. Hiçbirine katılmıyorum tabii ki bunların..

Fenerbahçe'nin bu sene Şampiyonlar Ligi'nde oynadığı topu klasik sağlam bir defansif anlayıştan ibaret görmek hem takıma, hem de hocaya yapılan büyük bir haksızlık olur.. Tabii ki saygısızlık da.. Fenerbahçe sene boyunca Avrupa'da çok iyi bir takım savunmasına sahip olan, ama hiçbir surette geri çekilip sadece kontraya dayanan bir anlayışla değil, topa sahip olup bol pasa dayanan bir oyunla içeride dışarıda maça hakim olmaya çalışan ve bunu başaran bir yapıyla başarılı oldu.. PSV, CSKA, Chelsea, Sevilla deplasmanlarının önemli bölümlerinde maça hakim olmayı başardı Fenerbahçe takımı.. Çok iyi takımlara karşı dışarıda kurulan hakimiyeti salt iyi bir defansif sistemle açıklayamazsınız.. Zico Brezilya ekolünü tam anlamıyla ve doğru bir şekilde uygulamayı başardı bu sene.. Her gelen hoca bu anlayışı devam ettirebilecek mi? Şüphesi olmayan bir Fenerbahçe taraftarının olduğunu zannetmiyorum..

Zico'nun gitmesini taraftarların büyük bir kısmı istemiyor.. Ama bu olay gerçekleştiği takdirde Aziz Yıldırım yönetimi son 2-3 yılda aldığı bütün övgüleri tek kalemde silen bir icraata imza atmış olacak.. Yerine belki Scolari ya da o çapta bir teknik direktör gelecek ama önemli değil.. Yıllar sonra ilk defa şampiyonluğu kaybettik ama önemli değil, CL'de çeyrek final oynadıktan sonra şampiyonluk gitmiş nolur diyen bir taraftar profilinin oluşmasına yardım etmiş Zico'nun gidişi Fenerbahçe'ye büyük zarar verir..

Bence tabii..

22 May 2008

,

The Shot


Derek "Ayarcı 0.4" Fisher'dan sevgilerle..

Batı'nın büyük kapışması 2 saat sonra başlıyor..

Moskova'da Dram


Bir John Terry penaltısı.. Kupaya uzanmak ya da kupayı rakibe bırakmak arasındaki tek fark bir tek penaltı atışı.. Bu şekilde kaybedince bir taraf üzülüyor insan.. Keşke Terry ilk penaltıyı kaçırsaydı da öyle alsaydı kupayı United diyor.. Bir kaptan için bu gecekinden daha acı bir futbol gecesi olamaz, ömrü boyunca unutamayacağı bir şey yaşadı Terry bu gece..

United'ın ilk 45 dakikada kurduğu baskı inanılmazdı, maçın da hakkını veriyorlardı her anlamda.. 45. dakikada gelen balık Chelsea golü hakkaniyetten yoksun bir skorla devreye girilmesini sağladı.. Ama o balık golden sonraki 75 dakikada Chelsea şansının hakkını vermeyi de başardı.. Çift forvet üstüne Scholes'la beraber United orta sahasının sıkıntı çekebileceğini düşünmüştüm maçın başında.. Sağdan gelen Hargreaves enerjisi Scholes'un EPL'de oynadığından daha defansif bir oyunla birleşince United o ilk 45 dakikadaki dominasyonu kurmayı başardı.. İkinci yarıda Chelsea'nin oyuna hakim olmasını sağlayansa Scholes'un burnuna aldığı darbeden sonra yavaş yavaş oyundan kaybolup Carrick'i fazlasıyla yalnız bırakması oldu.. Özellikle 55-60'tan sonraki United orta sahasındaki boşluk tarlayı andıran bir yapıdaydı.. Genel maçın dengesine bakınca 1-1'lik 120 dakika çok rahatsız edici durmadı ama Chelsea'nin maçın genelinde biraz daha iyi olduğunu kabul etmek gerek..

Bir John Terry penaltısı.. Kupayı bir taraftan alıp öbür tarafa götüren şey.. Peki sırf skor değişti diye bazı gerçekleri yok saymaya gerek var mı? Roman Abramovich'in Jose Mourinho'yu gönderme kararının doğruluğu bugün tamamen onaylanmıştır.. (Çok daha önceden de belli olmuştu gerçi ya) Başa geldiğinden beri saydırılan, teknik, taktik, otorite konusunda yerden yere vurulan Avram Grant 2008'deki Chelsea'ye kendi imzasını atmayı başarmıştır.. Tam anlamıyla bir total futbol oynayan Mourinho Chelsea'sinden ise çok daha savunmaya yönelik, katı bir defans-orta saha bütünleşmesine dayanan, hücum varyasyonları daha kısıtlı ama çok daha sıkı bir savunmayı ortaya çıkaran adam Avram Grant'tir.. 4-3-3'ü bozmadı, bloklardaki oyuncu yapılarını değiştirmedi ama kesinlikle Mourinho'dan farklı, onun takımına göre bazı dezavantajlara ama önemli avantajlara sahip bir takım ortaya çıkarmayı da başardı..

Yok mudur Avram Grant'in başarısında Jose Mourinho'nun payı.. Sonuna kadar vardır.. Ama Mourinho'nun ilk senesindeki başarısında da kimse tarafından dillendirilmeyen Claudio Ranieri'nin iyi kötü kurduğu defansif sistem ve yapının önemli bir payı vardı.. O fazla dikkate alınmadı zamanında, şimdi mutlaka bazı şeylere dikkat edilecektir.. Bunda sorun yok.. En başından beri Mourinho'nun gidişinin Chelsea için hayırlı olduğunu savunan biri olarak Avram Grant'ın gösterdiği başarıya ek olarak sevindim.. Peki bunu savunmam Jose'nin şu alemin en iyi 2-3 teknik direktöründen biri olduğu gerçeğini değiştiriyor mu? Asla.. Yeni gittiği takımda zaten gösterir de bunu..

Bir de penaltılar atılırken, özellikle Chelsea avantajı ele geçirmişken iki taraftaki kabullenmişlik ve heyecansızlığı anlayamadım ben.. İş tersine dönüp United kupayı kazanınca öyle olmadığı ortaya çıktı ama özellikle ilk 5 penaltı bitmeden ortamdaki atmosfersizlik bir tek bana mı yansıdı?

21 May 2008

Altın Ayakkabı


Liglerin zorluğuna göre katsayıyla çarpım sonucu oluşan puanlara göre verilen altın ayakkabı ödülünün sahibi belli oldu bütün liglerin son ermesiyle.. Doğal olarak Cristiano Ronaldo 31 golle altın ayakkabıyı götürdü.. Sıralama şöyle:

1- Cristiano Ronaldo (Manchester United) 31 gol 62 puan
2- Daniel Guiza (Real Mallorca) 27 gol 54 puan
3- Klaas Jan Huntelaar (Ajax) 33 gol 49,5 puan
4- Emmanuel Adebayor (Arsenal) 24 gol 48 puan
- Fernando Torres (Liverpool) 24 gol 48 puan
- Luca Toni (Bayern Munich) 24 gol 48 puan
- Luis Fabiano (Sevilla) 24 gol 48 puan
8- Alessandro Del Piero (Juventus) 21 gol 42 puan
9- Karim Benzema (Lyon) 20 gol 40 puan
- David Trezeguet (Juventus) 20 gol 40 puan
- Rhys Griffiths (Llanelli) 40 gol 40 puan

Her lige aynı değeri verip dandik liglerde atılan 40+ golü en iyi yapmama doğru bir düşünce ama bunu yaparken 1, 1.5, 2 gibi 3 katsayı kullanmak gayet mantıksız.. Daha incelikli bir çalışma yapılsa daha mantıklı bir ödül olabilirdi bu ama bu şekliyle zerre değer verilmeyen bir istatistik olmaktan ileri gidemiyor.. Hayırlı olsun Ronaldo'ya.. Çok da umrundadır ya..

Samir Nasri Arsenal'de


Sene içinde sıkça adı geçti Nasri'nin Arsenal'le ama hiç olacağına ihtimal vermediğim bir transferdi.. Bu kadar saf yetenek gösteren ama sisteme yapacağı katkılar tamamen soru işareti olan oyuncular Wenger'in bünyeye katma tercihlerinden olmuyor çünkü genelde..

Fiyat 13 milyon pound.. İyi para.. Beklenen gelişimi gösterirse 5 yıl sonra ucuza kapatmış Arsenal diyebilir insanlar.. Benim ne olduğunu tam olarak anlayabildiğim bir adam değil ama herhangi bir Arsene Wenger transferi için önceden kehanet yapılmaması gerektiğini çok iyi öğrendik zaten geçmişte.. Bir de Nasri'nin gelişi Hleb'in gidişi için bir kapı olabilir, eklemek gerek onu da..

20 May 2008

Konferans Finalleri


Son 4 takım belli oldu.. Detroit Pistons, Boston Celtics, Los Angeles Lakers ve San Antonio Spurs.. Beklenen sonuçlardı.. Detroit beklediğimden çok daha kolay geçti Orlando'yu.. Boston'ın 7. maça gitmesi yine çok muhtemeldi.. Evlerinde kazanıp dışarda maç vermemeye devam ettiler.. Utah'ın Lakers'ı çok zorladığını söylemek zor.. Spurs de ecel terleri dökerek beklediğimden biraz daha zor bir şekilde kaldı son dörde..

Boston Celtics - Detroit Pistons


Tahmin: 4-3 Boston

Her şeyin %50-50 olduğu bir seri bu benim bakışıma göre.. Sırf Boston Celtics'in süper sezon içi performansının hatrına Boston diyorum.. Muhtemelen bu seride Boston'ın içerde kaybetmeme ve dışarda kazanamama serisi bozulacak.. İlk 2 maç sonunda 1-1, ilk 4 maç sonunda da 2-2'lik bir skor bekliyorum, tamamen bir hissiyat ürünü olarak.. Detroit'in her Boston oyuncusuna bir cevabı var ama Boston'ın savunmada Detroit'e cevapları ne olacak bilmiyorum.. Dar alanlarda raks eden Richard Hamilton'la kim uğraşacak? Savunmasıyla ünlü Rajon Rondo Chauncey Billups'ın kalınlığına ne derece karşılık verebilecek? Tayshaun Prince'in post up'larında arkasında kim olacak? Eşleşmeler adına Boston Celtics'in düşünmesi gereken şey daha fazla bana kalırsa.. Detroit Paul Pierce'ın başına Prince'i dikip zaten kötü bir dönemden geçen Ray Allen'ı da Hamilton'la kontrol ederek bütün pota altı faaliyetlerini KG üzerinde odaklandırabilir ama Boston'ın Detroit eşleşmelerinde bu kadar rahat düşünceleri olacak mı o soru işareti benim kafamda.. Doc Rivers'ın kabızlığının karşısında bir başka play-off kabızı olan Flip Saunders olmasa Detroit bu seriyi götürür diyebilirdim ama bu coach ikilisiyle diyemiyorum.. İnanılmaz sert ve güzel bir mücadele olacak ama..

Los Angeles Lakers - San Antonio Spurs


Tahmin: 4-3 Lakers

Eğer Lakers'ın rakibi New Orleans Hornets olsaydı banko Lakers der, en fazla 6 maçta bu işi bitirir Lakers diye eklerdim ama Spurs'e karşı diyemiyorum onu.. Bu da acayip ortada bir seri bence.. New Orleans'ın her oyuncusuna verecek bir cevabı vardı Lakers'ın.. Ama Spurs'e karşı emin değilim bundan.. Şuta yönelik oynayan David West Lamar için iyi bir eşleşmeydi.. Savunmada sıkıntı çeken Pau Gasol için Tyson Chandler harika bir eşleşmeydi.. 3 numaradaki hareketli ve güçlü oyuncuların Radmanovic ve Luke Walton ikilisine yarattığı sorunların minimum düzeyde kalabileceği bir seriydi Hornets serisi.. Sadece Chris Paul büyük sorun olacaktı ilk etapta.. San Antonio Spurs olunca konu işler değişiyor.. 1- Tim Duncan'a bir cevabı yok Lakers'ın.. Olabilecek tek cevabı Ronny Turiaf ve o da en fazla 10-15 dakika alabiliyor maç başına.. Duncan muhtemelen çok iyi bir seri çıkaracak Lakers'a karşı.. 2- Chris Paul NBA'in en iyi point guard'ı şu anda ve onu savunmak da imkansız gibi bir şey.. Ama Tony Parker artık ayakları iyice yavaşlayan Derek Fisher için çok daha kötü bir eşleşme.. Arkada belirli bir blok tehdidi yokken Parker'ın penetrelerinin savunmada yaratacağı tahribat çok büyük olabilir.. 3- Üzerine bir de hareketli ve Kobe'yi savunmada da yoracak olan Manu Ginobili eklenince Spurs çok daha kötü bir rakip oluyor Lakers için.. Hornets işi 7. maça götürünce eleme şanslarını daha fazla görmeye başlamış ve Lakerslı olarak yenmeleri için dua da etmiştim ama olmadı.. Lakers normal sezonda ve play-off'ta çok daha iyi bir basketbol oynuyor Spurs'ten ve her toplamda avantajlı batı finalinde ama Spurs fazlasıyla ters bir takım.. Tecrübelerinden bahsetmiyorum bile..

Şöyle bir avantajı var Lakers'ın.. 5 gün dinlenerek 7 maçlık çok zor bir seriden çıkan yaşlı Spurs'ün yorgunluğunu kullanarak ilk 2 maçta tokadı vurmayı başarabilirse çok rahatlatır seriyi.. İlk 2 maçı çok kritik görüyorum bu bağlamda seride.. 2-0'ı bulabilirse Lakers büyük ihtimalle geçer diyebilirim ama 1-1 çıkılırsa Staples Center'dan bütün bu avantaj olduğu gibi verilir rakibin eline..

Giovani Dos Santos


Bojan Krkic İspanya Milli Takımı'yla Euro 2008'de oynamak istemiyorum demişti, bu genç hazret de kiralık olarak gitmeyi reddedeceğini açıklamış.. Nedir bu havalar anlamıyorum ki ben.. Bunların "çok yetenekli" olmaları da iyice efsane halini almaya başladı.. Bojan hakikaten teknik çocuk ama fiziği zayıf.. Dos Santos tam tersi, tekniği zayıf, fiziği yaşına göre güçlü.. Yere daha sağlam basıyor.. Hangisi daha iyi topçu olur dese biri Bojan derim.. Hangisi futbola damga vurur olsa soru hiçbiri olur cevabım.. Messi'nin bunların yaşındayken neler yaptığını biliyorduk ki fiziki zayıflığının başına açtığı dertler ortada dünyanın en iyi 2-3 topçusundan biri olmasına rağmen..

Gitmesin bakalım kiralık.. Her gelen hoca Frank "Lüle" Rijkaard gibi olmayacak ama.. Josep Guardiola da ilk etapta kendi kıçını sağlama almak için bu çocuklara büyük şanslar vermeyecek.. Gitmesin otursun kıçının üstünde de, bu burnu büyüklükle nereye kadar aslanım diyen biri de çıkar günün birinde.. Yeter ki geç olmasın..

19 May 2008

Görüşmek üzere


Niye bu kadar geç yazıyorum bunu bilmiyorum ama içimden gelmedi sıcağı sıcağına yazmak.. Çok mu üzgünüm? Değilim canım.. Parma benim için her zaman çok önemli oldu ama yıllardır bağıra bağıra gelen bu şeye hazırlık yapıyordum.. Tek garip olan, bundan önceki 2-3 yıl boyunca, çok daha kötü kadrolarla bu sene kesin düşer dediğim halde düşmeyen takımın Serie A için son derece yeterli ve kaliteli bir kadroyu yakalamışken ve uzun süre sonra ilk defa bu sene düşmez heralde dedikten sonra düşmesiydi.. Tek hayal kırıklığı bunun üzerine geldi..

Parma'nın benim için değerini anlatamam.. Anlatırım ama gereksiz bir duygusallık olur, saçma da gelebilir insanlara.. Zaten fazla deşmek de istemiyorum.. Parma'nın 1990'da Serie A'ya çıktığı dönem benim spor sevgimin aniden ve şiddetli bir şekilde ortaya çıktığı dönemdir.. Parma küçük yaşımda sporda mucizenin ne olduğunu gösteren takımdır bana.. Tomas Brolin ve Faustino Asprilla'dır içimde yeşermeye başlayan futbol sevgisini katmerleyen ve çok daha güçlendiren.. 1990/1991 sezonunda ilk defa Serie A'da oynadıktan sadece 2 yıl sonra 1992/1993 sezonunda Kupa Galipleri Kupasını, 4 yıl sonra 1994/1995 sezonunda UEFA Kupasını kaldıran takımdır bazı tutkularımın ortaya çıkmasını sağlayan.. 1. Lige çıktıktan 2 yıl sonra Avrupa Kupası kaldırmış kaç takım vardır ki dünyada? 1. Lige çıktıktan sonra sadece 8 yıl içine 4 tane Avrupa Kupası'nı sığdırabilen takım var mıdır ki Parma'dan başka? Parma benim subjektif sevgim olsun, olmasın dünyanın en özel kulüplerinden biridir.. Böyle bir takımın küme düşmesi de mutlaka üzücüdür..

Üzüntüm sadece bu yönde.. Ve de Parmalat skandalından sonra devamlı dibe gitmeyen başlayan takımın ilk defa doğru bir çekirdek kadro kurma arifesindeyken küme düşmesi üzdü beni.. Yoksa bağıra bağıra geliyordu yıllardır, bir sürpriz değil Parma'nın Serie B'ye gitmesi.. Ama bu yılın içinde, kurulan kadro, alttan çıkarılan gençlerle 2-3 sene içinde tekrar güzel şeyler başarabilecek potansiyel varken beklenmedik bir şekilde gitmesi kahrediyor biraz..

Daniele Dessena, Luca Cigarini, Cristiano Lucarelli, Domenico Morfeo, Andrea Gasbarroni, Andrea Pisanu, Reginaldo, Bernardo Corradi gibi oyunculara sahip bir takımın küme düşmesi garip.. Çok mu matah kadro? Değil.. Ama küme düşecek kadro da değil.. 6-7 yıldır sürekli kan kaybeden Serie A'da ilk 8'i hedefleyebilecek, Avrupa'yı zorlaması gereken bir kadro bu.. Böyle bir kadronun küme düşmesi de mutlaka teknik ve yönetsel anlamda büyük yanlışların yapıldığını gösteriyor.. Tommaso Ghirardi son derece kifayetli, ne yaptığını bilen, gençlere ve altyapıya yönelen bir başkan portresi çiziyordu.. Umutluydum da.. Ama verdiği bütün kararlar biraz da şanssızlıkla ters sonuçlar doğurdu.. Bu kadro doğru eklemelerle çok daha yukarıları düşünebilecek bir potansiyeldi.. 3 yıl sonra Avrupa'nın tekrar gediklisi olabilecek bir takımın küme düşerek bütün eldekileri de kaybedecek olması yaralıyor adamı işte..

Bundan sonra bütün bu oyunculara batan geminin malları muamelesi yapılacak.. Dessena ve Cigarini zaten büyük kulüplerin hedefinde olan oyunculardı.. Cigarini %90 Juventus'lu olur seneye.. Claudio Ranieri Parma'dayken ilk 11 oyuncusu olmuştu Cigarini, Ranieri'yle arasında bu anlamda bir bağ var.. Juventus'un da ona ilgisi belliyken bu iş biter.. Dessena'yı da Inter istiyordu en son.. Onun da o tip bir kulübe gideceği kesin.. Lucarelli kesin kalmaz, orta seviye bir İtalyan takımına direk transfer olacak.. Keza Reginaldo da öyle.. Parma'da en çok şey beklediğim oyunculardan biriydi, o beklediğim patlamayı yapamadı ama her zaman çıkar talibi, orta seviyede bir İtalyan takımına gideceği garantidir.. Gasbarroni ve Pisanu da oldukça ilgi çekecek oyuncular.. Bu oyuncuların gidişinden sonra takım tekrar Serie A'ya dönmek için ne gibi hamleler yapabilecek, kimlerle çıkılacak Serie B serüvenine, pek umudum yok o konuda da..

Her güzel rüyanın bir sonu vardır deyimi fazla klişedir ama Parma'ya uyuyor işte.. Aslında bu rüya biteli çok olmuştu, o parlak günler Serie A'dayken sona ermişti ama tabuta çakılan son çivi oldu Serie B..

Sette Sorelle'den daha önce Fiorentina düşüp geri gelmişti.. Parma için dönüş o kadar kolay olacak mı emin değilim ama futbolun İtalya'daki güzelliği için lazımdır 7 Kız Kardeş.. Beklerim ben, yeter ki uzun sürmesin.. Ama Serie A ne kadar bekler onu bilmiyorum..

Tardini Büfe'den Sevgilerle..

18 May 2008

Michael Laudrup


Bir Michael Laudrup fırtınası kopmuş gidiyor dünyada.. Türkiye'de yansıması Galatasaray üzerinden dönüyor rüzgarın.. Bizim yönetim sağolsun her yerde belli ediyor Laudrup'a olan ilgilerini.. Bayram Tutumlu gibi Allah'ın cini bir menajerin de elinde tabii Danimarkalı.. Bayram veriyor gazı medyaya, sonra toplu histeriler..

Açıklamalardan anladığım kadarıyla Galatasaray yönetiminin en çok istediği adam şu an itibarıyla.. Bunda sakınca yok.. İstim üzerinde zaten eleman, genç, gelecek vadediyor.. Getafe'yle bu sene başardıkları güzeldi.. Ama fazlası var mı? Yok.. Brondby ve bu seneki Getafe macerası dışında Laudrup'un nasıl bir hoca olduğunu gösteren bir argüman var mı elde? O da yok.. Seneye Getafe'den biraz daha iyi bir takıma gidip de kepaze olmayacağının garantisi var mı? Yine yok.. Hiçbir hoca için bunun garantisi yoktur ama bu kadar heyecan yapmak için de bir adam için daha fazla şey olmalı elde bence.. Şu an için Laudrup'un bu son İspanya macerası için şüpheci yaklaşmaktan başka bir şey yapamıyorum ben.. Kaldı ki UEFA'daki başarı dışında Getafe'nin kadrosu ölçüsünde La Liga'da da muazzam işler başardığı falan olmadı.. Yani? Sistemi, oynattığı futbolun günümüz koşullarına uygunluğu, yansıttığı vizyon umut veriyor.. Ama tek senelik bir hadiseyle Laudrup gelecek dertler bitecek, Avrupa'nın en iyi genç hocasını getiriyoruz, çok büyük iş başarırız demek fazlasıyla mantık dışı..

Kendisini en çok isteyen takımlar Sevilla ve güya Barcelona'ydı.. Sevilla Jimenez kifayetsiziyle devam edeceğini açıkladı.. Nasıl biz vizyonsuzluksa bu Sevilla yönetimininki de anlamadım.. Barcelona Guardiola'yı getirdi başa.. Chelsea lafları geçiyor, Avramovich elinde o mali güç varken Laudrup'la uğraşmaz.. Valencia mümkün.. Ama Laudrup'un gideceği sağlam kulüpler bir bir bitiyor.. Bu da Bayram Tutumlu faktörüyle Galatasaray'ın Laudrup şansını artıran bir etken.. Gelir mi bilmiyorum ama ilk zamanlardaki kadar imkansız gelmiyor artık bana.. Başarılı olur mu peki? Dedim ya, muazzam septik bir tavrım var bu konuda.. Bu kadar yeni bir hoca için de bu tarz kesin ifadeler kullanılmamalı zaten.. Göreceğiz bakalım, Getafe'den ayrılmaya kesin olarak karar veren Laudrup'un sonraki durağı neresi olacak..

16 May 2008

Ayıp


Şu adamdan çok nefret ettiğim biri yoktur Galatasaray camiasında.. Özhan Canaydın bile daha kabul edilebilir bir insandır verdiği bütün zararlara rağmen, zira Galatasaraylıdır.. Adnan Sezgin necidir bilmiyorum ben.. Adnan Polat'ın da en büyük hatasıdır bence, tek hatasıdır hatta şu an itibarıyla.. İstanbulspor, Petkov ve Fenerbahçe olaylarındaki defosu herkes tarafından bilinen bir adam Galatasaray'da nasıl görev alır, bu kulüpten para kazanır anlayamıyorum ben.. Hiçbir zaman anlayamayacağım da..

Bir süredir Feldkamp'ın gidişi sonrasında takımın Cevat Güler ve ekibine emanet edilmesiyle arkadan gelen Adnan Sezgin ve hatta Adnan Polat da takıma karışıyorlar söylentileri yayılıyordu etrafa.. İnanmak istemiyordum.. Zira bundan saçma bir şey olamaz.. Dün gece Siyaset Meydanı'nda Cevat Güler konuştuktan sonra söz alan Adnan Sezgin Ali Kırca'nın bu konuyla ilgili sorusuna açık bir şekilde ben de teknik ekibin içinde yer alıyordum ve tartışmalara katılıyordum cevabını verdi.. Şampiyonluğa kadar, hatta şampiyonluktan sonra bile, Cevat Güler kendisine sorulan sorulara üç kişilik bir ekibiz derken hem de.. Ne gerek vardı adamı ezmeye? Adnan Sezgin diyelim ki böyle bir yanlışa imza attı, teknik değerlendirmelere katıldı, bazı şeyleri dikte ettirdi.. Yapıldı bu hata diyelim.. Bunu canlı yayında açıklamanın, teknik ekibi ezmenin mantığı nedir? Varsa bile yok deyin yahu.. Nolur incileriniz mi dökülür? Şampiyonluk belli olduktan sonraki kutlamalarda gece geç saatte canlı yayına katılan Adnan Sezgin daha o gün sinyalini vermişti bunun.. Ben ekipteydim ama kötü bir şey olursa sorumluluğu üstlenmek için diye kıvırmaya çalışıyordu.. Daha da kötüsü sonra Ali Kırca Adnan Polat'a sordu, o da fikirlerini söylediğini ama kesinlikle dikte ettirmeye çalışmadığını söyledi.. Bu kadar şeffaflığa ne gerek var? Siyaset Meydanı'nda izlediğim Polat ve ekibi gerçekten program boyunca mükemmel göründü ama bu açıklamalar çok çok kötü durdu..

Sonra Adnan Sezgin gazı alıp yeni teknik direktörle ilgili açıklama yaparken zaten sistemler, antrenman yaptırma biçimleri, taktikler bunlar her yerde aynı olan şeyler.. Hocalıkta önemli olan oyuncuyla iletişim kurma sanatı diye açıklama yapıyor.. Kendi verdiği taktikler ya da oyuncu seçimleri tuttu ya.. Diyelim ki Galatasaray iyi bir hoca getirdi.. Adnan Sezgin'in bu saatten sonra o hocanın işine karışmayacağının garantisi var mı? Hele bu konuda böyle bir ego patlaması yaşarken.. Bence yok.. Medyaya yeterli sakız da verilmiştir şimdiden.. Yeni gelen hocanın sendelediği ilk anda Adnan Sezgin ve hatta Polat başkanın hocanın işine karıştığı şeklinde kolpa haberler çıkacak.. Belki Sezgin gerçekten karışmaya da çalışacak.. Gerek var mıydı bunlara?

15 May 2008

Inter - Roma - Parma - Catania


Büyük ihtimalle küme düştü Parma.. Hector Cuper uğursuzluğu ve loserlığı yine kendini gösterdi.. Burdan geriye dönüş çok zor.. Müthiş bir son hafta olacak Serie A'da.. Inter ve Roma'dan biri şampiyon, Parma ve Catania'dan biri küme düşen üçüncü takım olacak ve bu 4 takım birbiriyle oynuyor.. Inter'in son haftalardaki lakayıtlığı sonrasında artık buradan şampiyonluğu vereceğini sanmıyorum.. Parma'nın çok daha güçsüz olduğu ve kesin küme düşer bu sene dediğim sezonlarda kurtulduktan sonra çok daha iyi ve en az ilk 10'u hak eden bir kadroyla küme düşüyor olması olabildiğince ironik.. Hector Cuper'in Allah belasını vermesin demekten başka yapabilecek bir şey yok.. Ki geldiği zaman en azından kümede tutacağına ve başarılı olabileceğine inandığımı yazmıştım..

Parma yönetimi de bu herifin uğursuzluğuna inanmış olacak ki son maç öncesi biletini kesip takımı genç takım hocasına emanet etmişler.. Belki bir kurtuluş olur diye.. Roma'nın Catania'dan 3 puan alma ihtimali çok yüksek, Inter'in de buradan bırakmaması lazım ama Parma gerçekten iyi bir takım.. Giuseppe Meazza'daki ilk maçta çok iyi oynayıp büyük şanssızlıkla kaybetmişti takım.. Ennio Tardini'de atacak bir kurşun hala duruyor.. Parma'nın olası bir galibiyetinden sonra Inter'de neler olur düşünmek bile istemem.. Yönetim, teknik kadro ve oyuncuların %70'i tasfiye edilir heralde..

,

Demir gibi


Filmi izleyeli baya oldu ama yeni yazabiliyorum.. Beklediğimin ötesinde çıktı Iron Man.. Bu sene vizyona girecek Iron Man ve The Incredible Hulk'la beraber Marvel'ın kendi filmlerini kendi istediği gibi piyasaya çıkaracağını ve bunun çok önemli olduğunu, bu nedenle de umutlu olduğumdan bahsetmiştim.. Ama bu kadarını da beklemiyordum..

Ortaya çıkan iş kesinlikle birinci sınıf.. Bir süper kahraman filmi nasıl olmalıysa onu veriyor film.. Mümkün olduğunca derin işlenmeye çalışılan kahraman olma öncesi dönem, süper kahramanın ortaya çıkış aşamasını oluşturan nedenler, filme düzgün bir şekilde katılmış mizah unsuru, karikatürizasyon, süper kaliteli efektler, az ama öz kaliteli aksiyon, iyi yönetim, fena olmayan senaryo.. Her şey var filmde..

Iron Man'in orijini çok bilmediğimi de yazmıştım ama bildiğim kadarıyla bile çok sadık kalınmadığını anlayabildim.. Fakat artık bu tip şeylerin pek bir önemi kalmadı çizgi roman uyarlamalarında..

Robert Downey Jr. inanılmaz iş çıkarmış Tony Stark rolünde, ki beklediğim bir şeydi.. Çok underrated bir adam zaten, hak ettiği değeri bulmasında önemli bir payı olabilir Iron Man'in.. Ukala ve piçten fırlama süper kahramanlığa geçişi müthiş.. Tony Stark Marvel'ın 616 evreninde böyle bir adam değildir ve daha sıkıcıdır ama kesinlikle güzel bir yorum olmuş.. O olanaklara, o güce, o zenginliğe sahip bir adam öyle olmalıdır.. (ki ultimate evreninde filmdekine yakın bir profile çıkardılar Stark'ı) Terrence Howard da War Machine için mükemmel bir seçim olacak.. Filmin politik söylemleri biraz yapmacık gelebilir, hatta ulan madem silah üretmemeye karar verdin, ürettiğin o makinenin gücü ne olacak demek de mümkün.. Ama zaten Stark'ın o kostüm hakkındaki tasarrufları da bunun uzantısıdır bir bakıma..


ILM'in efektler çok kalite.. Jon Favreau izlediğim ilk yönetmenlik denemesinde harika geldi bana, devamını getirecektir sanıyorum.. Iron Man'in fazla görünmeyip filmin tamamen konuya giriş gibi yapılması da ayrıca mutluluk verici.. Daha Iron Man ortaya çıkmadan olan gelişmeleri belki o aksiyonlu şahane sahnelerden daha çok severek izledim ben..

Bir de film bittikten sonra çıkan Samuel L. Jackson'lı Nick Fury sahnesi ve Avenger Initiative'den bahsediş var ki Marvel okuyucularını bundan çok heyecanlandıran bir şey olamaz.. Marvel Avengers projesine Iron Man ve 1 ay sonra gösterime girecek olan The Incredible Hulk'la birlikte tamamen girmiş görünüyor.. Nick Fury, Thor, Ant Man gibi karakterlerin de kendi filmleri gelecek.. Ve 2011 gibi gösterime girmesi planlanan Avengers için bütün hazırlıklar bitmiş olacak.. Bu arada The Incredible Hulk'ta da Robert Downey Jr.'ın Tony Stark olarak küçük bir rolünün olduğunu söyleyeyim, çok güzel olacak.. Marvel Spider-Man ve X-Men gibi taşaklı karakterleri kaptırdı ve onlarla bir crossover yapması imkansız gibi şu anda.. Ama haklarını elinde bulundurduğu bu ikincil karakterlerle süper Team Up tarzı filmlerle izleyicilere ve okuyuculara büyük heyecan vermeyi başarıyorlar.. Doğru yoldalar..

Kesinlikle sinemada izlenmeyi hak eden bir film Iron Man..

12 May 2008

,

Euro 2008 Türkiye


Fatih Terim benim için çok büyük bir hocadır.. Bundan sonraki kariyerindeki bütün takımlarda sonsuz başarısızlığa ulaşsa bile öyle olacaktır.. Fakat gerçekten anlaşılır gibi değil Euro 2008 için seçtiği aday kadro..

Forvette neden Karan ya da Sukur yok diye tekrarlayacak değilim.. Bu oyunculardan biri, özellikle de Sukur ilk 11 oynamayacak olsa bile elde bir koz ve rakiplere baskı yapma adına kadroda olmalıydı ama Terim'in başka planları olabilir.. Nihat'ın zaten yeri garanti, bu sene EPL'deki fiziksel mücadele içinde fiziğini parlatmış olan Tuncay da büyük ihtimal ilk 11 çıkacak.. Hatta son dönemlerin moda sistemiyle Tuncay en uçta tek forvet gibi, Nihat da ona sağdan destek verecek bir şekilde oynayabilir takım.. Bu açıdan Halil, Semih ve Mevlüt gibi adamların yedek kalacağı bir yapıda Karan'ı ya da Sukur'u sorgulamak çok mantıklı olmayabilir.. Ama tekrar belirtmek isterim ki Sukur gerçekten son yarım saatte çok iş yapabilirdi bu kadro içinde.. Mehmet Topuz'un da olmaması çok garip değil bence.. Bu sene, özellikle ikinci yarıda hiçbir varlık gösteremedi Topuz.. İlk 11 çıkması gerektiği söyleniyor.. Sadece yedek olabilirdi bana kalırsa..

Fakat bütün bunların yanında ligin ikinci yarısında Galatasaray'ın tandemine yerleşip Servet'le beraber müthiş bir iş çıkaran Emre Güngör Gökhan Zan'ların, Emre Aşık'ların çağrıldığı kadroya nasıl giremez hakikaten inanılır gibi değil.. Terim bir süredir Milli Takım'ı Galatasaray-Fenerbahçe eşitliğine göre şekillendiriyor ki büyük hata.. Ligin son bölümünde 10-11 formda Türk oyuncuyla girip müthiş maçlar çıkaran Galatasaray ve kadrosunun büyük bölümü yabancılardan oluşan Fenerbahçe arasında böyle bir denge tutturmaya çalışması saçma.. Saçma olduğu kadar da komik.. Amacım 9 yabancılı Fenerbahçe ajitasyonu yapmak değil.. Ama sırf bazı dengeler uğruna Sukur ve Emre gibi oyuncular kadro dışında kalıyorsa bunun mantığını sorgulamamak da mümkün değil.. Keza Tolga Zengin ve Aykut Erçetin kıyaslaması da yapılır şu kadroda ama artık ona da gerek yok.. Ne diyordum, denge, denge, denge..

Fenerbahçe maçı için gelip yerinin bir milletvekiline verildiğini öğrenip kulübü suçlayan (ki burada kulüp en son suçlanacak kurum) Terim seçimlerinde bunu da göz önünde bulundurmuş mudur bilmiyorum ama acaba demekten kendimi alamıyorum.. Bu Galatasaray futbolcuları gerçekten hak ediyordu milli takım formasını.. 1 ay sonra başlayacak bir turnuva için en formda oyuncuları almak varken başka hesaplar içine girmek yakışmıyor Terim'e..

Hem Tümer Metin de ne ola ki?

Edit: Az önce açıklanmış sanırım Servet Çetin sakatlığı nedeniyle forma giyemeyecekmiş sanırım, yerine Emre Güngör çağrılmış.. Denge korunuyor ama bu, yanlışı düzeltmiyor tabii ki.. Servet de ciddi sakatlığıyla son maça çıkarak Euro 2008'i riske atarak gözümde biraz daha büyüdü.. Şampiyonluk uğruna, oynamasa bile şampiyon olacakken takım bu forma aşkı helal olsundan başka bir şey dedirtmiyor..

,

Şampiyon


Biraz geç geldi şampiyonluk yazısı ama zaten maç yorumu yapmak değil amacım.. Bu maçların taktiği, tekniği, yorumu da olmaz zaten, yapanı döverler.. Çıkıp alacaktı Galatasaray maçı, öyle de oldu.. Gerçekten yine son şampiyonluğun üzerine rüya gibi bir finalle gelen benzer muazzam bir şampiyonluk.. Sevinmek yönetiminden tutun futbolculara, teknik adamından tutun taraftara kadar herkesin hakkıdır.. Bu sevinç ve coşku da 1 ay sürer.. Saha içi ve dışında da şampiyonluğa en çok emeği geçen 5 futbolcuyu tamamen subjektif bir şekilde dizmek isterim..

1-Servet Çetin
2-Hakan Sukur
3-Arda Turan
4-Mehmet Topal
5-Ümit Karan

Fakat unutulmaması gereken de bir şey var ki yine tehlikeli duruyor şu anda.. En son 2 sene önceki şampiyonlukta olmuştu benzeri.. Galatasaray Gerets'le o efsanevi şampiyonluğu kazanıp Fenerbahçe'yi komaya soktuğunda herkes işlerin çok farklı gelişeceğini, Fenerbahçe'nin bu depresyondan çıkmasının zor olduğunu, Galatasaray'ın da bu mucizeyle çok büyük avantaj yakaladığını düşünmüştü.. Sonra ne oldu? 1.5 yıl geçmeden Fenerbahçe CL'de tarihinin en büyük Avrupa başarısına ulaştı, Galatasaray dibe gitmeye devam etti.. Ki o şampiyonluk bu senekinden çok daha dramatik, moral ve motivasyon yönünden kaybeden ekibi yok edecek düzeydeydi..

Sonuç? Bu şampiyonluk işleri tersine çevirecek, en azından Galatasaray için çıkışı sağlayacak kapı olabilir.. Ama sadece iyi yönetilirse.. Fenerbahçe batar mı? Bu şekilde iyi yönetildiği takdirde bence hiçbir zarar görmezler.. Fakat medyada Zico'yla anlaşılmayacağına dair bazı haberler yansıyor ki gerçekten Zico'nun sözleşmesinin uzatılmasının bu zamana bırakılması pis kokular getiriyor burna.. İşte o tip bir hareket yapılan bütün doğruların üstünü çizmek anlamına gelebilir Fenerbahçe için.. Galatasaray yönetimi sadece şu taraftar albümü ve son maça yetişen gelecek sezon formasıyla Canaydın yönetiminden çok farklı bir duruşu olacağını gösterdi.. Taraftarın kulübe karşı hissettiği aidiyet duygusunu bu tip icraatlarla tekrar canlandırırlarsa sorunların yarısı da kendiliğinden çözülmüş olacak.. Ama şunu bilmek gerekiyor ki bu şampiyonluk sadece bir şampiyonluktur, altı doldurulmadığı sürece 2010'da Fenerbahçe'nin bir çeyrek final daha yapmamasının, Galatasaray'ın da Leverkusen benzeri bir takımdan bir 5 daha yememesinin bir garantisi değildir..

7 May 2008

Henry ve Zambrotta


Sene başında ne umutlarla gelmişti, Messi-Ronaldinho-Eto'o üçgenini ölümcül bir kareye çevireceği umudu ne heyecanlandırmıştı Katalanları ve dünyadaki bütün futbol sevdalılarını.. Juventus'ta Marcello Lippi'nin sağ kanadına takılan Thierry Henry Arsenal'de imparatorluğunu ilan ettikten sonra bu sefer de Barca'da Lüle'nin (Fanatik Barcalı bir arkadaşımın tabiri.. Bayıldım, ben de kullanacağım artık) sol kanat ısrarına takıldı.. Barca'ya geldiğinden beri Eto'o'nun sakatlığı dahil, hiçbir şekilde ileri uçta istikrarlı bir şekilde oynayamayan Henry doğal olarak sendeledi, şopara döndü.. Arsenal'de en uçta serbest bir şekilde oynayıp bütün oyun planı üstüne kurulan adam Barca'da sol kanada tıkılıp Barca'nın bol paslı ve yavaş oyun düzeninde, Arsenal'deki tempodan alakasız bir oyun hızında büyük sorun yaşadı.. Yaşamaz mı? Büyük topçuysa oynasın her yerde demek kolay ama böyle bir itibara sahip bir oyuncunun böyle bir rol değişimine hemen alışması da pek mümkün değil.. Barca'nın sene sonunda dağılacak olan kadrosunda ayrılacak ilk isimlerden biri olacağı düşünülüyordu Henry'nin.. Sık sık İngiltere ve Arsenal yıllarıyla ilgili açıklamalarının üstüne.. Thierry kardeş Barca'da kesin olarak en az 1 yıl daha top oynayacağını söylemiş.. Benim de kendisinden beklediğim buydu zaten.. Gücünü bir kez daha ispatlamadan tırıs tırıs geri dönmek yakışmadı abiye, iyi yapmış.. Lüle'nin yazın Barca'dan kesin olarak ayrılacak olması en büyük etkendir Henry'nin bu kararı almasında.. Tersi olsa seneye bir Toon olarak bile görebilirdik Henry'yi.. Eto'o'nun da ayrılması bu kadar olasıyken, Ronaldinho'nun gidişiyle Messi ve Henry üzerine kurulmuş bir Barca tadından yenmez derim..


Sene sonunda kesin ayrılacağı yaklaşık bir 4-5 ay öncesinden belli olan, hatta adresi de belli olan Zambrotta'nın Milan'a gidişi de kesinleşmiş.. Bonservis 12 milyon euro.. Önce Flamini, sonra Zambrotta.. Miyadını doldurmuş bir kadro için çok iyi 2 erken transfer.. Devamı da gelecek sanıyorum ki..

5 May 2008

Roket Şampiyon


2008 Dünya Snooker Şampiyonu: Ronnie O'Sullivan

Ronnie O'Sullivan
18-8 Allister Carter

Flamini Milan'da


Daha önce belirtmiştim şurada, Flamini uçtu yuvadan.. Daha resmi bir kulüp açıklaması yok ama resmi olmayan bir şekilde ciddi kaynaklardan geliyor haberler.. Galliani'nin açıklamaları da var.. Flamini seneye Serie A'da forma giyecek.. Kalmayacağı çok bariz duruyordu zaten.. Kafası rahatlamıştır umarım.. Büyük kayıp değil bence bu sene mükemmel maçlar çıkarsa da.. Arsene Wenger'in yedek planının hazır olduğu söyleniyor, tersi olsa şaşarız zaten.. Flamini yerine ilk tercih Jean Makoun sanıyorum.. Fizik güç yönünden 1.5 Flamini eder de, teknik yönünden bilemiyorum.. Ama kesinlikle iyi bir tercih olur..

Arsenal cephesinde bir de Hleb'in gidebileceği konuşuluyor.. Inter Milan çok ısrarlıymış üzerinde.. Onun gitmesi durumundaysa Wenger'in sarkacağı oyuncunun Niko Kranjcar olacağını okudum bazı yerlerde.. Sanmıyorum gerçi böyle bir şey gerçekleşeceğini..

Mehmet Yıldız


Maç sonrası kendisine Servet'le ilgili bir soru sorulması üzerine,

"Ya zaten Servet Çetin Türkiye'nin en iyi stoperidir.. Biz de elimizden geldiğince ona karşı mücadele etmeye çalıştık.."

Bunu diyen adam, belki de son 4-5 aydır, Servet'i fiziksel yönden en çok zorlamış olan adam.. Bunu diyen adam Servet'e omzu vurup, üstüne dirseğin kralını yemiş olan adam.. Bu ülkenin Servet Çetin gerçeği budur.. Neyse ki artık öğrenmeyen kalmadı..

,

Sivasspor 3-5 Galatasaray


İşte futbol bu kadar basit bir oyun.. Sistemi futbolun olmazsa olmazlarına göre revize etmek 5 galibiyeti üst üste getirip çok zor maçlarda takımı şampiyonluğa götürebiliyor.. Bu şampiyonluk Cevat Güler hocaya yazılır.. Ama daha çok, çok kritik bir yerde Kalli'yi gönderebilen Adnan Polat'a yazılır.. Artık şampiyonluk %99 olunca her yerde Kalli'nin de hakkını vermek gerek, bu şampiyonluk onun eseridir geyikleri dönmeye başladı.. Değildir efendim.. Kalli'nin faydası olmuş mudur? Olmuştur elbet.. Eğer takımdan ayrılana kadar bu takım şampiyonluk potasının içinde kalmışsa bu büyük başarı elbet Kalli'ye yazılır.. Ama başka bir şey yazılmaz.. Kalli'yle bu takımın şampiyonluk şansı yoktu.. Jose Cevat başa geldiğinden beri sadece ama sadece doğruları yaparak bu şampiyonluğun asıl mimarı olmayı başardı..

Çok şahane bir maç oldu.. Galatasaray 3 gol yedi.. 2'sini kendi kalesine aldı.. 1'inde pozisyon var mıydı yok muydu belli değildi.. Sivasspor'a doğru düzgün pozisyon vermeden 3 gol yemeyi başardı takım.. Aykut, Hakan Balta ve Song sağolsunlar.. Atılan goller ise Ayhan'ın müthiş ve biraz da şans olan golü dışında futbol oynayarak atılan gollerdi.. Oynanan oyun normalde çok daha net bir skoru gerektiriyordu ama futbol bu yüzden güzel.. Mesela Sivas 1-0 öndeyken 40. dakikada sağ çizgiden tacı kullanan Sivas oyuncusu hata yapıp ordan bir tacı Galatasaray kazanmasa muhtemelen ilk yarı 1-0 bitecekti.. Oradan golü çıkaran Galatasaray 2 dakika sonra bir anda önde buldu kendisini.. Ya da skor 3-3'ken soldan içeri kat eden Mehmet Yıldız'ın karşıdan vurduğu top köşeden takılsa belki panikleyen Galatasaray çok üstün olduğu bu maçı kaybedecekti..

Jose Cevat yine doğruları yaptı.. Karan'ın yokluğunda Sukur'u yedek plan olarak düşünüp Nonda'yı ileride tek bırakarak 5'li bir orta saha kurarak o bölgeyi ele geçirmeyi planlamış hoca.. Hedefi maç kaybetmemek olan bir hocanın yapacağı şey buydu.. Kalli olsa bugün Galatasaray'ın başında Sukur-Nonda çift forvet oynar, arkasında Arda supporter olur, Topal tek defansif orta saha olarak heder olur, sol ve sağdaki Volkan ve Barış çizgilerde takılırlardı.. Skor nolmuş ilgilenmiyordu zaten Alman.. Neyse.. Cevat Hocanın hamleleri de yine çok yerindeydi.. Sağ bekte iki defa pozisyonunu kaybeden Song hemen çıktı, Sabri beke kaydı, orta sahaya diri bir oyuncu girdi.. Maçın başından itibaren fazla etkili olamayan Nonda çıktı, Sukur girdi.. Ki bir 10-15 dakika daha önce girebilirdi.. Sistemi bozmadan o sistem üzerindeki kadro oynamalarında 5 haftadır müthiş işler çıkarıyor hoca.. Eğer seneye de benzer şekilde oynatacak bir hoca gelmeyecekse Cevat Güler'in bu takımın başında kalmasını gönül rahatlığıyla, en ufak bir sıkıntı içinde olmadan isterim.. Desteklerim de.. Klas bir isim gelecekse de kesinlikle teknik kadronun içinde yer almalı bu güzel insan.. 1-0 geriye düşüldüğündeki vakur tavırları, goller geldikten sonraki serinkanlılığı.. Müthiş özellikler bunlar.. Tarih bu şampiyonlukta seni yazacak hocam, başkasını değil..

Arda, Ayhan, Sabri müthişti.. Barış her zamanki baltalığı dışında fizik yönden yine kusursuzdu.. Servet'in yine Allah'ına kurban.. Hakan Balta topçu değil.. Sabri'nin sağ açıkken kötü oynadığını ben pek görmedim zaten.. Servet sonrası yeni oyuncağıdır bazı gerzek Galatasaray taraftarlarının.. Servet'le aylarca dalga geçen bu zırtapozlar ağızlarına takılan kapaklardan sonra yeni hedefleri olarak Sabri'yi bellediler.. Sabri matah topçu değil ama Galatasaray kadrosunda her zaman iş yapacak, gerek yedek, gerek ilk 11'de takıma faydalı olacak bir oyuncu.. Sağ bek en yapamadığı bölge, sağ açıktayken takıma getirdiği enerjiyi geçmişte fazlasıyla gördük.. Geçen hafta bekte Fenerbahçe'ye karşı çok iyi, bugün Sivas deplasmanında açıkta mükemmel bir maç çıkardı.. Fiorentina'nın takibinin bunda etkisi var mıdır? Belki.. Ama Sabri kötü topçu değildir.. Uğur'un geri dönüşü ya da muhtemel bir yabancı transferiyle bekten tekrar gerçek yerine dönünce de, eğer bu takımdan gitmezse bunu futboldan anlamayanlara gösterecektir ilerleyen dönemde.. Ha nolur, Servet'ten sonra Sabri de kapakları takınca bu vasıfsızlar başka oyuncak bulurlar kendilerine.. Kendi futbolcusuyla dalga geçmek en müthiş taraftarlık işlerinden biridir zaten bu memlekette.. Allah'tan Servet Çetin gibi aslan yürekliler bunlar gibilerine gömüyor kafayı da ayar nasıl verilir görüyoruz, zevke geliyoruz..


Sonuç? Galatasaray şampiyon.. Bu şampiyonluk Adnan Polat'a yazılır, Cevat Güler'e yazılır.. Bir de kime yazılır biliyor musunuz? Her ortamda takiyyeciliğinden dem vurulan, Hasan Şaş'a, yedek kalınca sorun çıkaran(!) Hakan Sukur'e yazılır.. 2006'da bu adamların adamlığıyla toplanmıştı futbolcular.. 2 sene sonra yine benzer abilikle benzer başarılar geldi.. Ama onlar hala kutlu doğum haftasına falan taksınlar.. O 3 senede 2 defa şampiyon oldu Galatasaray.. Devam etsinler, 5 senede 3-4 olsun.. Yakışır bu abilere.. Bugün Hakan Sukur, Hasan Şaş.. Yarın Ümit Karan.. Öbür gün Sabri, Uğur Uçar.. Galatasaray'da abiler bitmez, bu ruh ölmez.. Onu da merak etmesin kimse..

Fazla subjektif gelebilir bu yazı.. Her zaman objektif kalmaya çalışan bir blog olarak şampiyonluk sonrası çok da görülmesin.. Daha başlarken burada kendi takımlarım ağırlıkta olacak demiştim zaten..

Hayırlı olsun camiaya..

4 May 2008

WSC 2008 Final


Stephen Hendry 6-17 Ronnie O'Sullivan

Allister Carter 17-15 Joe Perry

Beklenen isimler finalde.. Ronnie - Hendry maçında çekişme bekliyorduk, idman yaptı Ronnie.. 4-1'den 13-4'e gelen bir maç için fazla şey yazmaya gerek yok zaten.. 12 frame veriyorsa bir oyuncu üst üste hali ortadadır.. İlk seansın ilk yarısında iyiydi Hendry, Ronnie'yi oyuna sokmadığı sürece.. Ondan sonrasıysa tam anlamıyla bir tecavüz oldu.. Skordan Ronnie'nin standartlar üstünde bir snooker oynadığını sanabilirsiniz, gayet normaldi Ronnie.. Sadece Stephen Hendry özüne dönmüştü, onun sonucu bu..

Carter - Perry maçı daha iyiydi.. Perry'nin ilk seanstaki üstünlüğünden sonra hep kafa kafaya giden skor özellikle sonlara doğru heyecan yarattı.. 32. ve son frame acayip oldu.. 2 oyuncunun da birbirinden kötü vuruşlarıyla bir Carter'a, bir decider'a gitti maç.. Ama almayı bildi Carter.. Şu turnuvada final bu ikisine yakışıyordu zaten.. 2 tane 147 yapan adam finalde, bu bile başlı başına bir hikayedir.. Ronnie çok ağır favori, ama bu turnuvanın özelinde Carter kazanamaz demek de çok zor..

Konferans Yarı Finalleri


DOĞU KONFERANSI

Boston Celtics/Atlanta Hawks - Cleveland Cavaliers

Tahmin: -

Boston Celtics - Atlanta Hawks serisi 3-3 gittiği için iki taraflı değerlendirmek gerek bu seriyi.. Atlanta birinci turun en büyük sürprizini yaptı.. Acayip karakterli top oynuyor çocuklar.. Bir Lakerslı olarak Boston Celtics'e gıcık olmam ve Atlanta Hawks'ı da bu bağlamda daha çok desteklemem çok normal ama Lakerslı olmasam da sapına kadar desteklerdim Atlanta'yı.. Çok eğlenceli ve heyecan verici bir basketbol oynuyorlar kadroları ölçüsünde.. Boston muhtemelen rahat geçecek yarın akşam 7. maçta ama bu bile yeterlidir Atlanta açısından.. Görevlerini yerine getirdiler.. Boston Celtics için erken tokat toparlanmaya yardımcı olur görüşü var Boston Celtics forumlarında, tam tersini düşünüyorum.. Yenilmez görüntüleri inanılmaz zarar gördü.. Ve Doc Rivers bu zarar gören yapıyı toparlayabilecek mi emin değilim.. Kazançtan çok kayıptır benim gözümde Atlanta'ya verilen 3 maç.. İleriki turlarda kritik yerlerde güvensizlik olarak çıkabilir bu 7 maç.. Celtics turu geçtiği takdirde Cleveland'la çok zorlu bir seriye girebilir.. Bu seriyi 4-5 maçta geçseler Cleveland serisine de 5-6 maçta en fazla işi bitirirler yorumu yapardım ama artık yapamıyorum... Atlanta'dan çok daha sert bir takım olan Cleveland karşısında yine benzer bir 7 maçlık seri gelebilir.. Atlanta yarın akşam sürprizlerin de ötesine geçip Boston'ı elerse... Gerisini getiremiyorum.. Cleveland'ı da 4-0 geçip NBA Final'ine kadar giderler derim..

Orlando Magic - Detroit Pistons

Tahmin: 4-3 Detroit

Orlando'nun çok büyük match up sıkıntıları olacak bu seride.. Billups gibi PG irisi bir elemanın karşısına Jameer Nelson, Rasheed Wallace ya da Jason Maxiell'ın arkasına da Rashard Lewis'in geçmesi anormal dezavantajlar savunmada.. Detroit bunları değerlendirecek.. Ama nasıl Phoenix için eski güçlerinde değiller dediysem Doğu'da da bunun tezahürünü Detroit'te görüyorum.. Philly de zayıf kadrosuna rağmen dediğim gibi beklediğimden çok zorladı Detroit'i.. Savunma özürlü Orlando'nun önünde savunmacı kimlikleriyle kesin favoriler.. 6 maçta da bitirebilirler işlerini ama Detroit'te 2-3 sene önceki savunma da kalmadı.. Orlando hücumunu durdurmakta zorluk çekecekler belirli bölümlerde.. McDyess'ın kırık burnu da zayıf Orlando pota altına karşı üstünlük kurmada bir sıkıntı yaratabilir..

BATI KONFERANSI

Los Angeles Lakers - Utah Jazz

Tahmin 4-1 Lakers

Lakers süpürgeyi çıkaran tek takım oldu ilk turda.. Denver eşleşmesi öncesinde yarı finalde gelecek olan Utah'dansa Denver daha büyük sorun olur diyordum.. Denver çok kolay geçti.. Lakers Utah'ın karşısında istemeyeceği türden bir ekip.. Kobe'yi durduramıyorlar, Lakers müthiş bir hücum gücüne sahipken Utah'ın dışardaki zayıflığı Lakers'ın bu hücum gücüne cevap vermede sıkıntı yaratacak.. 3 sayı çizgisinin gerisinden kötüler ve iyi şut atmadan Lakers'ı böyle bir seride yenmek çok zor.. Utah içerden çok güçlü, size ve mücadele gücünde ağır da gelecekler Lakers front court'una ama sadece içerden ve tek taraflı bir oyunla durdurulamayacak kadar iyi bir takım haline geldi Lakers.. Yani? Utah Jazz dışardan da etkili olmadan geçemez Lakers'ı.. 6 maça gidebilir seri ama bence Lakers çok uzatmayacak..

San Antonio Spurs
- New Orleans Hornets

Tahmin: 4-2 Spurs

San Antonio beklediğimden de kolay geçti Phoenix Suns'ı.. Ki o seriden Spurs'ü bekleyen çok azdı seri öncesinde.. Phoenix Suns hakikaten eski gücünde değil.. Dışardan Spurs'e karşı çok zorlanacaklarını söylemiştim.. Toplamda %33'le üçlük attılar seri boyunca.. Kazandıkları maçı çıkarınca diğer 4 maçtaki üçlük yüzdeleri sadece 29'du.. Dış şutları sadece Steve Nash ve Raja Bell'in zorladığı bir takımda beklenecek bir durum bu zaten, pek şaşırtmadı.. ShaQ takasını yaparsanız eldeki en değerli savunmacı ve match up sıkıntısı yaratan oyuncuyu verip bunlara katlanacaksınız.. Steve Kerr'ün Phoenix'teki kariyeri pek uzun sürmeyecek.. Hornets'in Dallas'ın geçebileceğini beklemiyordum.. Normal sezondaki basketbollarından en ufak bir şey kaybetmeden devam ediyorlar play-off'ta da.. Dallas'ın hali haraptı.. Jason Kidd'in tek görevi topu rakip yarı sahaya taşıyıp hiçbir şey yapmadan Dirk'e vermek olacaksa niye geldi bu takıma? Niye tempoyu daha forse etmeyi denemedi Avery Johnson? Anlamak zor.. Sonuç olarak Hornets'e elenince Avery'nin gideceği netti, gitti de.. Ben yine ilk turun devamı şeklinde kendi içimde tutarlı olmayı sürdürüp Spurs'ün Hornets'i eleyeceğini düşünüyorum.. Zayıf benchlerinde Pargo iyi maçları çıkardı ama Spurs karşısında bu dar rotasyon artık biraz arıza çıkarır heralde! Burada da çıkarmayıp saha avantajlarıyla Spurs'ü de elerlerse Lakers korksun zaten.. En çekişmeli seri olacak bence bütün eşleşmeler içinde.. Lakers Utah'ı geçecekse taraftar olarak şahsen Hornets'i isterim ama hafif yusuflamaya da başlıyoruz yani..

2 May 2008

Zenit St. Petersburg


Önce Leverkusen'e Almanya'da 5, şimdi Bayern'e 1-1'in rövanşında 4.. Zenit tartışmasız UEFA Kupası'nın yıldızı bu sene.. Tek maçlarını, 10 dakikasını izleyemedim.. Bugünkü maçın istatistiklerine baktım biraz, 4-0 biraz balon bir skor gibi duruyor ama şu Bayern'e 4 çakan takım için artık bu konulara girilmez.. İlginç olan bu yıldız Zenit'in başında piyasanın net kifayetsizlerinden Dick Advocaat'ın bulunuyor olması.. Şahsen Zenit'in yaptığı bu çıkış ve aldığı süper sonuçlardan çok o takımın başında Dick Advocaat'ın bulunması daha büyük sürpriz benim için.. Her kötü teknik direktör bazı takımlarda başarılı olabilir, bunda sorun yok.. Ama nasıl olur önemli olan o.. İzlemek lazım Zenit'i..

1 May 2008

WSC 2008 Yarı Final


Ryan Day 7-13 Stephen Hendry (1)

Ronnie O'Sullivan 13-7 Liang Wenbo (2)

Allister Carter 13-9 Peter Ebdon (3)

Stephen Maguire
12-13 Joe Perry (4)

Stephen Maguire da gitti.. Dumur üstüne dumur.. Alt tabloda doğru düzgün hiçbir tahmin tutmadı kafa isimlerde.. İlk tur Selby, ikinci tur Murphy, çeyrek finalde Maguire.. Sonuç? 2 tane underdog oyuncu yarı finalde ve biri Dünya Şampiyonası Finali'ne çıkacak.. İşin daha garip yanı 3 oyuncu da farklı isimlere kaybettiler..

Üst tablo çok daha mantıklı gitti.. Beklenen Ronnie-Hendry yarı finaliydi, çıktı o eşleşme.. Bu ikisinin birbirine duyduğu nefret bugünkü maçı çok ilginç hale getirecek.. Hendry son yılların en müthiş snooker'ını oynuyor, Ronnie standardının biraz altında bana kalırsa.. Kesinlikle üstüne çıkması gerekiyor Hendry'yi yenmek için..

Allister Carter buralara çıkmayı hak ettiğini 147'siyle gösterdi.. Perry de her zaman vasatın üstünde kalmayı başaran bir adam.. O maç da kendi içinde çekişmeli olacaktır tahmin ediyorum.. Ronnie-Hendry karşılaşmasından çıkacak oyuncu finali de götürür demek için profesyonel snooker oyuncusu ya da yorumcusu olmaya gerek yok ama şu turnuvada diyemiyorsun işte..

Ronnie O'Sullivan - Stephen Hendry maçı bugün saat 16.00'da naklen Eurosport'ta bu arada.. Yani yaklaşık 2 saat 15 dakika sonra.. Kaçacak gibi değil, haberiniz olsun.. Sanırım diğer mücadele de akşam seansına kalacak..

Stephen Hendry - Ronnie O'Sullivan

Allister Carter - Joe Perry

,

Chelsea 3-2 Liverpool


Bizim ülkedeki futbol ulemalarına göre Liverpool çoktan finaldeydi eşleşme olduğunda.. Neden? Chelsea'yi Fenerbahçe karşısında izlemişlerdi.. Bizim dandik(!) Fenerbahçe'nin 180 dakika boyunca zorladığı Chelsea takım olamazdı.. Hem Avram Grant da hoca değildi ki.. Bir de CL'nin son 5 yıldaki en usta ismi Benitez ve takımı Liverpool eklenince Pool maçlar oynanmadan finaldeydi.. Burada Fenerbahçe karşıtlığından tutun, Avram Grant karşıtlığı ve Jose Mourinho sevgisine kadar her şeyi bulabilirsiniz.. Sorun o değil.. Ama EPL'de iki takımı da izliyorduk.. Liverpool'un dişini geçiremediği bir yığın takımı paramparça ediyordu Chelsea.. Bu da önemli değildi bizimkilere göre.. Tamam CL gerçekten farklı bir ortam, dinamikleri, oyun tarzı, taktikleri, her şeyi farklı.. Burada ustalığı ve tecrübesi belli olan bir takım ve hocayı da görmezden gelmek imkansız.. Ama nasıl oluyor da Chelsea karşısında böyle favori oluyor Liverpool? Oluyor işte..

180 dakika sonrasında turu Chelsea geçti.. Çok daha mı iyiydi Liverpool'dan? Değildi.. Ama istikrarlı savunmalarını iki maçta da gösterip klasik futbollarıyla hak ederek tura ulaştılar.. Bu maçın 60-85 dakikalar arasını izleyemedim.. Ama geri kalan bölümde Chelsea gayet iyi top oynuyordu.. Liverpool'un gol atması gereken maçtaki ilk yarı futbolu tipik Benitez ürünü.. Adam yıllarca başarılı da oldu bu kafayla, ama bana mantıklı gelmiyor.. Kuyt ve Benayoun gibi adamların şu önemdeki bir müsabakada 11'de başladığı maçta gönlüm de Pool'dan yana olamıyor.. Babel niye yedek? Liverpool'un sol tarafının tek motoru kazanılması gereken maçta neden oynamaz da o kontenjandan Benayoun takıma girer? Rafael babanın mutlaka mantıklı bir açıklaması vardır ama televizyon başından izleyenlere pek mantıklı gelecek bir hadise değil..

Bir de Essien hakikaten çok büyük topçu.. Lyon'da bütün teknik eksiğine rağmen (Aslında bu da tartışılır) hücuma yönelik orta saha olduktan sonra Chelsea'de ortada bunun tam tersi bir görevde de takım körüklüğü yapıp bir de üstüne sağ bekteki başarı gelince o kondüsyon ve güç büyük saygı oluşturuyor.. Lampard'a da helal olsun.. 115 dakika çıkıp oynamayı bırak, üstüne bir de en kritik penaltıyı o moralle atmak yürek ister.. Varmış Frank'te..

Onu, bunu anlamam.. Mourinho gittiğinden beri eleştirilen futbolculara, Grant'e yakışır bu final.. Ben gittikten sonra Stamford Bridge'te maç kaybettiklerinde çok ağlayacaklar ama son pişmanlık fayda getirmeyecek diyen Mourinho evinde ağlıyor mudur bilmiyorum.. Hem göremediği final, hem de Stamford Bridge'te gelmeyen yenilgi nedeniyle.. Ama şunu açık ve net kabul etmek gerek, Avram Grant iyi iş başarmıştır bu sene.. Finalde de en az %50 şansları var.. Chelsea finalde diye Moskova'daki maçı United'a direkt olarak yazacak olanlar bu geceden sonra tekrar düşünsün derim..

Blogger tarafından desteklenmektedir.